Ukrayna Rusya'nın hava gücünü vurdu, zayıf noktalarını ortaya çıkardı
- mutlunecmettin
- 5 Haz 2025
- 15 dakikada okunur
Hamaney: İran uranyum zenginleştirmeye devam edecek
İran dini lideri Ali Hamaney, ABD'nin sunduğu nükleer anlaşma teklifine karşılık uranyum zenginleştirmekten vazgeçmeyeceklerini açıkladı. Hamaney, ""ABD'nin nobran ve kibirli liderleri, nükleer programımızın olmamasını talep ediyorlar" diye konuştu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İran'ın uranyum zenginleştirmekten vazgeçmeyeceğini söyledi.
Ara bulucu Umman'ın Cumartesi günü İran'a ilettiği ABD'nin yeni nükleer anlaşma teklifinde ABD İran'dan uranyum zenginleştirme progamını sonlandırmasını istiyordu.
İran ise ABD'nin bu talebinin İran'ın çıkarlarına aykırı olduğunu belirterek kendi topraklarında barışçıl nükleer enerji üretmeye hakkının olduğunu söylüyor ve yüksek seviyede zenginleştirilmiş mevcut uranyum stokunu yurt dışına göndermek istemiyor.
Hamaney televizyonda yayımlanan konuşmasında ABD'nin teklifinin "İran'ın kendi kendine yetmeye olan inancına ve "Yapabiliriz" ilkesine aykırı olduğunu söyleyerek "ABD'nin nobran ve kibirli liderleri, nükleer programımızın olmamasını talep ediyorlar. Siz kimsiniz ki İran'ın (uranyum) zenginleştirip zenginleştirmemesine karar vereceksiniz?" diye sordu.
ABD Başkanı Donald Trump, ilk başkanlık dönemi sırasında 2015 tarihli nükleer anlaşmadan çekilmiş ve İran'a yeniden yaptırım uygulamaya başlamıştı. İran anlaşmanın iptali sonrasında uranyum zenginleştirmeye devam etmişti.
İran'ın nükleer programını kendisi için bir tehdit olarak gören İsrail, İran'ın nükleer tesislerini bombalamakla tehdit ediyor.
Kaynak: Reuters
Yolsuzluk davası: Netanyahu çapraz sorguda 1788 kez 'hatırlamıyorum' dedi
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ilk kez çapraz sorguya alındığı hakkındaki yolsuzluk davasında 1788 kez "hatırlamıyorum" cevabı verdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
The Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, Netanyahu hakkındaki yolsuzluk davasında 6 ay önce ilk kez mahkemenin karşısına çıkmasının ardından salı günü yapılan ilk çapraz sorgusunu "bir şaka" olarak niteledi.
İsrail başbakanının sorgusu, kamuoyunda 1000 numaralı dosya olarak bilinen Hollywood film yapımcısı Arnon Milchan ve iş adamı James Packer'dan toplam 195 bin dolar değerinde pahalı puro ve şampanya, eşi Sara için de 3 bin 100 dolar değerinde mücevher aldığı iddialarına odaklandı.
Çapraz sorgu sırasında Savcı Yonatan Tadmor'a tam 1788 kez hatırlamadığı yönünde cevap verdiğini belirten Netanyahu, "Herkesin zaman zaman hafıza kayıpları olur, benim bile." ifadelerini kullanarak soruları yanıtsız bırakmasını savundu.
Netanyahu'nun yolsuzluk davaları
İsrail Başsavcısı Avichai Mandelblit, 21 Kasım 2019'da Netanyahu hakkında üç ayrı yolsuzluk dosyasında, "rüşvet, emanete ihanet ve kişisel amaçlar için görevi kötüye kullanma" suçlamalarıyla dava açılmasını talep etmişti.
Görevdeyken yargılanan ilk İsrail Başbakanı olarak tarihe geçen Netanyahu'nun ilk duruşması 24 Mayıs 2020'de Kudüs Bölge Mahkemesi'nde görülmüştü.
Netanyahu, ifade vermek üzere ilk kez 10 Aralık 2024'te Tel Aviv Bölge Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkmıştı.
Netanyahu, "1000", "2000" ve "4000" dosya adıyla bilinen üç ayrı yolsuzluk dosyası kapsamında rüşvet, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla yargılanıyor.
Kaynak: AA
Beyaz Saray: İran'la olası nükleer anlaşmada uranyum zenginleştirme olanağı masada yok
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran konusundaki tavrının net olduğunu ve İran'a sundukları nükleer anlaşma önerisinde "uranyum zenginleştirme" imkanı olmadığını belirtti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Beyaz Saray Sözcüsü Leavitt, düzenlediği basın brifinginde ABD ile İran arasındaki nükleer görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Leavitt, Amerikan medyasına yansıyan ve "ABD'nin İran'a sunduğu taslak öneride Tahran'a sınırlı oranda uranyum zenginleştirme imkanının verildiğine" yönelik haberleri değerlendirdi.
ABD'li Sözcü, "Bu iddiaların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağım. Biz medya üzerinden müzakere yürütmüyoruz. Özel Temsilci (Steve) Witkoff'un yürüttüğü görüşmeler ve müzakerelere saygı duyuyoruz. Başkan (Trump) dün gece Truth Social'daki hesabından tutumunu çok net bir şekilde ortaya koydu." değerlendirmesini yaptı.
Leavitt, Trump'ın, "Potansiyel anlaşmamızda hiçbir şekilde uranyum zenginleştirmeye izin olmayacak." şeklindeki paylaşımının, bu konudaki tutumlarının açık bir ifadesi olduğunu vurguladı.
Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Witkoff'un İran tarafına ayrıntılı ve "kabul edilebilir" bir öneri sunduğunu söyleyen Leavitt, "Başkan, bu teklifin kabul edilmesini umuyor ve kabul edilmezse İran'ın ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor" yorumunu yaptı.
Beyaz Saray'dan müzakerelere ilişkin açıklama: Trump İstanbul görüşmelerindeki ilerlemeyi olumlu görüyor
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, ABD Başkanı Donald Trump'ın İstanbul'daki Rusya-Ukrayna görüşmelerinde gördüğü ilerlemeyi olumlu olarak değerlendirdiğini söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Beyaz Saray Sözcüsü Leavitt, düzenlediği basın brifinginde İstanbul'daki Rusya-Ukrayna görüşmelerini değerlendirdi.
Leavitt, Rusya ile Ukrayna heyetleri arasında dün İstanbul’da yapılan görüşmeleri takip ettiklerini ve buradaki sürecin önemli olduğunu belirtti.
"Bu sabah Başkan ile bu konu hakkında konuştum. (İstanbul'da) Gördüğümüz ilerlemeyi olumlu görüyor. Her iki lideri de oturup birbirleriyle doğrudan konuşmaya çağırmıştı, onlar da bunu yaptılar." diyen Leavitt, Rusya'nın Ukrayna tarafına bir barış memorandumu sunduğunu ve bu süreçte hangi başlıklarda ilerleneceği hususunda ilerleme kaydedildiğini söyledi.
Trump'ın savaşın sona ermesini çok istediğini ancak bu konuda oldukça realist olduğunu dile getiren Sözcü, İstanbul'daki görüşmelerin sonuçlarını yakından takip edecekleri mesajını verdi.
Leavitt, "Başkan bu savaşın artık uzamasını istemiyor, çatışmaların durmasını ve bu sorunun müzakere masasında çözülmesini istiyor." diye konuştu.
Ukrayna'nın İHA saldırısından önceden haberimiz yoktu
Öte yandan Leavitt, Trump'ın, Ukrayna'nın Rusya'ya yönelik çok sayıda insansız hava aracı (İHA) ile düzenlediği saldırıdan önceden haberinin olmadığını belirtti.
ABD Kongresinde gündeme gelen Rusya'ya yönelik olası yaptırımlar konusuna da değinen Leavitt, Trump'ın yaptırımları "eğer gerekirse" kullanmak istediğini vurguladı.
New York Times'ın analizi: Ukrayna Rusya'nın hava gücünü vurdu, zayıf noktalarını ortaya çıkardı
Ukrayna, Rusya’nın zafer söylemine karşılık olarak stratejik bombardıman uçaklarını hedef alan kapsamlı bir drone saldırısı düzenledi. Moskova’ya “savaş hâlâ riskli” mesajı veren operasyon, barış görüşmeleri öncesi Kremlin’in hesaplarını zorlaştırırken, dünyaya Rusya'nın zayıf noktalarını gösterdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Paul Sonne / New York Times
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, aylardır güçlerinin Ukrayna’da zafere yaklaştığını öne sürüyor.
Rus birliklerinin savaş alanında ilerlediğini ve uzun süre savaşmaya hazır olduklarını belirterek ateşkese gerek duymadığını ima ediyor. Ukrayna’dan geri alınan batıdaki Kursk bölgesini övüyor ve Ukraynalı askerler hakkında, Moskova’nın “onları tamamen yok etmek üzere” olduğuna inandığını söylüyor.
Ukrayna ise hafta sonu kendi yanıtını verdi.
Ukrayna, savaşın en cesur saldırılarından birini gerçekleştirerek, drone’ları Rusya’nın iç kesimlerine gizlice soktu ve bu insansız hava araçlarını kamyonlardan fırlattı. Sibirya ve Rusya’nın kuzey bölgelerindeki pistlerde, Moskova’nın nükleer kapasiteye sahip stratejik bombardıman uçakları dahil olmak üzere en az bir düzine uçağı yok etti ya da ağır hasar verdi.
Pazar günü gerçekleşen bu saldırı, Ukrayna ile Rusya arasındaki son barış görüşmeleri turundan hemen önce yapıldı ve Putin’e açık bir mesaj vermeyi amaçlıyordu: Ukrayna artık savaş alanında ilerleyemiyor olsa bile, savaşın sürmesi Moskova için hâlâ ciddi riskler taşıyor.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın nükleer politika programı eş direktörü James M. Acton “Bu saldırının amacı, Rusları ikna etmeye çalışmak. Başarılı olur mu, bilemem ama onlara artık ciddi bir şekilde müzakere etmeleri için bir neden olduğunu gösterdiler” dedi.
Savaşların sona ermesinin zor olduğunu söyleyen Acton, bunun bir nedeninin de kazanmakta olan tarafın genellikle ciddi müzakerelere girmeye ya da taviz vermeye pek istekli olmaması olduğunu belirtti.
Acton sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak, avantajlı olan taraf, savaşın gelecekte daha maliyetli olacağını düşünüyorsa, müzakereye daha çok istekli olur”.
Ukrayna’nın operasyonu, Rusya’nın Ukrayna’daki hedeflere uzun menzilli füzelerle saldırmak için kullandığı bazı uçakları devre dışı bırakarak, Moskova’nın saldırı kabiliyetini bir ölçüde azalttı. Rusya son dönemde Ukrayna şehirlerine yönelik rekor sayıda drone ve füze saldırısıyla bu tür saldırıları yoğunlaştırmıştı.
Ukrayna'nın son saldırıyla asıl mesajı 'kırılgan hedef'lere vurgu yapmak
Daha geniş bir açıdan bakıldığında ise, Ukrayna’nın bu saldırısının Kremlin’e şu mesajı vermeyi hedeflediği anlaşılıyor: Rusya’nın iç bölgelerinde Ukrayna’nın gelecekte vurabileceği başka kırılgan hedefler de var. Bunlar arasında askeri tedarik fabrikaları ve eğitim tesisleri de bulunuyor. Acton’a göre, Rusya’nın savunmasız nükleer denizaltı filosu bile potansiyel hedef olabilir, ancak bu gemiler şu ana kadar savaşta kullanılmadı ve bunlara saldırmak özellikle tehlikeli bir tırmanma anlamına gelir.
Acton “Ukrayna’nın vurabileceği çok sayıda hedef var ve bunların korunması Rusya için çok zor. Her şeyi koruyamazsınız” sözlerini kaydetti.
Ukrayna, pazar günü gerçekleştirilen bu operasyonun 41 uçağı hasara uğrattığını ve yaklaşık 7 milyar dolarlık zarara neden olduğunu açıkladı. Bu değerlendirme bağımsız kaynaklarca doğrulanamadı.
New York Times’ın açık kaynak analizi, en az bir düzine uçağın —aralarında “Ayı” olarak bilinen Tu-95 bombardıman uçaklarının da olduğu— hasar gördüğünü teyit etti. ABD ve Avrupa güvenlik yetkilileri ise ilk değerlendirmelere göre, aralarında altı Tu-95 ve dört Tu-22M bombardıman uçağının da bulunduğu toplamda 20 stratejik Rus uçağının yok edilmiş veya ciddi şekilde hasar görmüş olabileceğini tahmin ediyor.
Rus filosu kalıcı şekilde zarar görmüş olabilir
Rusya’nın bu tür bombardıman uçaklarını üretme kapasitesi sınırlı. Bu nedenle saldırı, nükleer caydırıcılık için de kullanılan filosuna kalıcı bir zarar vermiş olabilir. Zaten savaş ve rutin operasyonlar nedeniyle bu filo oldukça zorlanmış durumda. Üstelik bu uçaklar son derece pahalı; Ukrayna’nın saldırısının Moskova’ya milyarlarca dolara mal olması muhtemel.
Ancak saldırı, Rusya’nın nükleer kapasitesini önemli ölçüde etkilemiyor.
Geçtiğimiz hafta sonundaki saldırıdan önce, Atom Bilimcileri Bülteni’ne göre Rusya’nın 67 aktif nükleer yetenekli ağır bombardıman uçağı vardı. Bu sayıya Tu-95’ler dahil, Tu-22’ler dahil değil. Rusya ayrıca nükleer denizaltı filosuna ve yüzlerce kıtalararası balistik füzeye sahip. Bunların birçoğu kamyonlara monte edilmiş ve kolaylıkla taşınabiliyor ya da gizlenebiliyor.
Rus ordusu şimdi, kalan nükleer platformlarının Ukrayna drone saldırılarına karşı ne kadar savunmasız olduğunu yeniden değerlendirmek zorunda kalacak. Bu da zaman alıcı ve pahalı bir süreç olacak. Örneğin Çin, drone saldırılarına karşı nükleer denizaltılarını korumak için bir adada yer altı deniz üssü inşa etmiş durumda. Ancak Rusya’nın bu tür bir önlem alması yıllar sürebilir.
Ukrayna tarafından Örümcek Ağı Operasyonu olarak adlandırılan bu saldırı, Kremlin’in stratejik hesaplarını etkilemeyi amaçlayan ve Rusya’nın iç bölgelerine taşınan artan bir kampanyanın parçası.
Ukrayna daha önce de Rus şehirlerinde suikastlar düzenledi, Rusya’nın petrol üretim tesislerini hedef aldı, sınır boyunca önemli bir Rus toprağını ele geçirdi, Karadeniz’de Rus donanmasına ağır darbeler indirdi, Rusya ile Kırım arasındaki köprüyü vurdu ve Moskova üzerinde patlayan drone’lar fırlattı. Analistlere göre, Ukrayna savaş alanında zorlandıkça bu tür asimetrik ve etkili saldırılara yönelme olasılığı artıyor.
Ukrayna'nın drone gücünde dikkat çeken iyileşme
Bu operasyon, Ukrayna’nın drone savaşında ne kadar ilerlediğini de ortaya koyuyor ve bu süreçte Biden yönetimi çeşitli yollarla Ukrayna’ya destek verdi. 2024’ün sonlarında, Beyaz Saray eski ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan’ın öncülüğünde yürütülen gizli bir programla Ukrayna’nın drone üretimine 1.5 milyar dolarlık yatırım yapıldı.
Ukrayna’nın bu operasyonunda kullanılan drone teknolojisinin Washington tarafından finanse edilip edilmediği henüz netleşmedi.
Biden yönetiminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Ukrayna direktörü olarak görev yapan ve ABD’nin çabalarını koordine eden David Shimer, bu operasyonun, Başkan Donald Trump’ın bu yıl başında Oval Ofis’te Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’ye “elinizde koz yok” dediği toplantıya doğrudan bir yanıt olduğunu söyledi.
“Elbette kozları var” diyen Shimer şöyle devam etti: “Rusya’yı müzakere masasına oturtmaya çalışıyorlar. Eğer ABD’nin amacı Ukrayna’da bir ateşkes sağlamaksa, bunun yolu daha fazla askeri yardım ve daha fazla yaptırımla Ukrayna’nın Rusya üzerindeki baskısını artırmaktır”
Trump, Kremlin’e baskı yapma tehdidinde bulundu ama bunu uygulamaya koymadı. Avrupa liderleri ve Zelenski’den gelen çağrılara rağmen, yeni yaptırımlar uygulama ya da Putin’i savaşı sona erdirmeye zorlayacak başka yollar bulma konusunda harekete geçmedi.
Putin, hafta sonu gerçekleşen Ukrayna operasyonu hakkında henüz kamuoyuna bir açıklama yapmadı. Bu saldırının savaş konusundaki hesaplarını değiştirip değiştirmeyeceği ya da onu daha da sertleştireceği belli değil.
Trump Lahey'deki NATO Zirvesi'ne katılacak
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, ABD Başkanı Donald Trump'ın Lahey'de 24-26 Haziran tarihleri arasında yapılacak NATO Zirvesi'ne katılacağını açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Beyaz Saray Sözcüsü Leavitt, düzenlediği basın brifinginde gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Leavitt, Trump'ın 24-26 Haziran tarihleri arasında Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenecek NATO Zirvesi'ne katılacağını teyit etti.
Kaynak: AA
Rusya'nın ilhak ettiği Kırım'da deniz yolu taşımacılığı durduruldu
Rusya'nın ilhak ettiği Kırım'daki Sivastopol şehrinde deniz yolu taşımacılığının durdurulduğu duyuruldu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Sivastopol'ün Yol ve Ulaşım Altyapısı Geliştirme Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, "Deniz yolu taşımacılığı durduruldu" ifadesi kullanıldı.
Açıklamada, alınan kararın nedenine yer verilmedi.
Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU), bugün Kırım Köprüsü'ne saldırı düzenlendiğini açıklamıştı.
Ukrayna ordusu, Kırım Köprüsü'ne yönelik 2022 ve 2023'te de saldırılar düzenlemişti.
Rusya'nın 2014'te yasa dışı ilhak ettiği Kırım'ı Rus topraklarına bağlayan Kırım Köprüsü (Kerç Köprüsü), stratejik önemiyle biliniyor.
Kaynak: AA
Libya Başbakanı Dibeybe: Kendilerini devletin üzerinde sananlar karşılarında ordu ve polisi bulacak
Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Trablus'ta son dönemde yaşanan çatışmalara atıfla, "Kendilerini devletin üzerinde sananlar karşılarında yalnızca yasaya ve meşruiyete tabi ordu ve polisi bulacak" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Başbakan Dibeybe, Ulusal Birlik Hükümeti Bakanlar Kurulunun 2025 yılı ikinci olağan toplantısına başkanlık etti. Toplantıda konuşan Dibeybe, 12 Mayıs'ta hükümete bağlı güçlerin başkentin Ebu Selim bölgesinde İstikrarı Destekleme Birimi adlı milis gruba düzenlediği operasyonu değerlendirdi.
"Kanunsuz bir gruba karşı kesin ve disiplinli bir güvenlik operasyonu yürüttük ve bunu asgari kayıpla başardık." diyen Dibeybe, söz konusu operasyonun başkentte devlet otoritesini yeniden tesis etmek için bir başlangıcı temsil ettiğini kaydetti.
Dibeybe, güvenliği sağlayan ve yasaları uygulayan tek yetkili kurumun devlete bağlı düzenli güvenlik kurumları olduğunu vurguladığı konuşmasında şunları kaydetti:
"Kendisini devletin üstünde sanan herkes, karşısında sadece hukuk ve meşruiyete tabi bir ordu ve polisi bulacak. Hiçbir oluşumun yasanın dışında gözaltı yapmasına, cezalar vermesine veya hapishaneleri kontrol etmesine bir daha asla izin vermeyeceğiz"
"Seçimler dışında istikrara giden bir yol yoktur"
Uluslararası toplumun hükümetin yaptığının bir güç mücadelesi değil, hukukun üstünlüğünü temin etme mücadelesi olduğunu fark ettiğini söyleyen Dibeybe, "Halkın, vesayet olmadan kendi liderlerini seçtiği özgür seçimler dışında istikrara giden bir yol yoktur" ifadelerini kullandı.
Dibeybe, Libya'daki bir grup siyasinin varlıklarını sürdürmek için halkın oy kullanmasını engellediğini ve yeni geçiş aşamaları icat etmeyi sürdürdüğünü söyledi.
Temsilciler Meclisinin ülkenin doğusundaki Usame Hammad hükümetine ayırdığı bütçenin ülkeyi ekonomik çöküntüye sürüklediğine işaret eden Dibeybe, "Akile Salih liderliğindeki Temsilciler Meclisinin icat ettiği yeni bir mali felaket konusunda uyarıyoruz" dedi.
Başkentte geçtiğimiz son 2 hafta sonu düzenlenen gösterilere de değinen Dibeybe, "Gösteriler sırasında hiçbir gözaltı veya güvenlik ihlali kaydedilmedi, en üst düzeyde yasal disiplinle ilgilendik. Devlet, görüşlerini ifade edenlerle silah taşıyıp yolları kapatarak istikrarı tehdit edenler arasında ayrım yaptı." ifadelerini kullandı.
Trablus'taki olaylar
Trablus'taki milis gruplardan İstikrarı Destekleme Birimi liderinin 12 Mayıs'ta öldürülmesinin ardından başkentte çatışmalar başlamıştı.
Hükümet, kısa süre sonra yaptığı açıklamada, Savunma Bakanlığına bağlı 444. Tugay'ın Trablus'un Ebu Selim bölgesindeki İstikrarı Destekleme Birimi'nin merkez karargahı ve çevresini kontrol altına aldığını belirtmişti.
Başbakan Abdulhamid Dibeybe, 13 Mayıs'ta yaptığı açıklamada, ordu ve polis teşkilatı mensuplarını, Trablus'ta yaşanan olaylarda devlet otoritesinin tesis edilmesindeki başarısından dolayı kutlamıştı.
Başkentteki güçlü milis gruplarından kabul edilen "Rada" ile hükümet güçleri arasında 14 Mayıs'ta sabahın erken saatlerinde çatışmalar başlamış, Trablus'un çeşitli bölgelerinde bazı binalardan dumanlar yükseldiği görülmüştü.
Aynı gün öğle saatlerinde de Libya Savunma Bakanlığı, sivilleri koruma amacıyla Trablus'taki tüm çatışma bölgelerinde ateşkes ilan edildiğini duyurmuştu.
Trablus Belediyesi Sağlık İşleri Sorumlusu Muhammed Abdulvehab, Trablus'ta iki gün süren çatışmalarda 6 kişinin öldüğünü, 70 kişinin ise yaralandığını açıklamıştı.
Kaynak: AA
Kırım Köprüsü üçüncü kez vuruldu
Ukrayna istihbaratı, Kırım Köprüsü'nün su altındaki ayaklarına 1100 kilo patlayıcı döşendiğini ve bu sabah saatlerinde bu patlayıcıların aktive edildiğini duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) tarafından Kırım Köprüsü'ne saldırı düzenlendiği bildirildi.
SBU'ya ait Telegram hesabından yapılan açıklamada, "SBU, benzeri olmayan bir özel operasyon gerçekleştirerek Kırım Köprüsü'nü üçüncü kez vurdu. Bu sefer sular altından." ifadeleri kullanıldı.
Saldırı için hazırlığın birkaç ay sürdüğü aktarılan açıklamada, güvenlik servisi yetkililerince köprüye mayın döşendiği belirtildi.
Açıklamada, "Bugün, herhangi bir sivil kayıp olmadan, sabah 04.44'te ilk patlayıcı cihaz aktive edildi." ifadesine yer verildi.
Patlama sonucu, köprünün su altındaki ayak mesnetlerinde hasar meydana geldiği bildirilen açıklamada, saldırıda 1100 kilogram patlayıcı kullanıldığı kaydedilerek, "Aslında köprü acil durumda." değerlendirmesinde bulunuldu.
Operasyonun, SBU Başkanı Korgeneral Vasil Malyuk tarafından yönetildiği aktarılan açıklamada, Ukrayna'nın 2022 ve 2023'te bu köprüye iki kez saldırı düzenlediği hatırlatıldı.
Rusya'nın, Kırım Köprüsü'nü askeri lojistik açısından ordusuna destek vermek için de kullandığı belirtilen açıklamada, köprünün, Ukrayna ordusu için "meşru bir hedef" olduğu vurgulandı.
Açıklamada, "Devletimizin topraklarında hiçbir yasa dışı Rus tesisinin yeri yoktur." ifadesi kullanıldı.
SBU ayrıca, saldırı anını gösteren bir görüntü de paylaştı.
Kaynak: AA
Hollanda'da hükümet krizi: Geert Wilders, koalisyondan çekildi
Hollanda’da aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders, göçmen politikaları konusundaki taleplerinin koalisyon ortakları tarafından kabul edilmemesi üzerine hükümetten çekildiklerini açıkladı. Bu gelişme, ülkede hükümetin fiilen dağılması anlamına geliyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Hollanda’da aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders, göçmen politikalarındaki taleplerinin yeni koalisyon anlaşmasına dahil edilmemesi nedeniyle koalisyon hükümetinden çekildiklerini açıkladı.
Wilders, bu sabah yaptığı açıklamada, PVV’nin sığınmacı politikalarıyla ilgili 'on maddelik planına' koalisyon ortaklarının destek vermediğini belirtti. Sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Göç politikalarımıza imza atılmadı. Ana sözleşmede herhangi bir değişiklik yok. PVV koalisyondan ayrılıyor” ifadelerini kullandı.
PVV lideri ayrıca Başbakan Dick Schoof’a, partisine mensup tüm bakanların hükümetten çekileceğini ilettiğini belirtti.
Kriz toplantısı sonuçsuz kaldı
Koalisyonun diğer ortakları olan Popülist Çiftçi-Vatandaş Hareketi (BBB), merkez sağdaki Yeni Sosyal Sözleşme Partisi (NSC) ve liberal Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD), salı sabahı Wilders’in taleplerini görüşmek üzere kriz toplantısı düzenlemişti.
Ancak taraflar arasında uzlaşma sağlanamayacağı baştan belliydi. Toplantıdan bir sonuç çıkmayınca Wilders, koalisyondan çekilme kararını açıkladı.
Ortaklardan tepki: 'Sorumluluk yerine kaçışı seçti'
Koalisyon ortakları, Wilders’in kararına sert tepki gösterdi. BBB lideri Caroline van der Plas, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada bu hamleyi “sorumsuzca” bulduğunu belirtti ve “Şimdi çekilmek, Hollanda’yı altın tepsiyle sol partilere teslim etmektir” dedi.
NSC’den Nicolien van Vroonhoven ise Hollanda kamu yayıncısı NOS’a yaptığı açıklamada, “Gece boyunca sağduyulu düşünmesini ummuştuk. Ama çok kısa bir açıklamayla geldi. Gerçekten anlaşılmaz bir karar” diye konuştu.
VVD lideri Dilan Yeşilgöz de Wilders’i ülkenin değil, kendi çıkarlarını öncelemekle suçladı: “Eşi benzeri görülmemiş bir belirsizlik döneminde ülkenin çıkarı yerine yine kendi çıkarını tercih etti. Kaçmayı seçti.”
Yeşilgöz ayrıca, anlaşmazlığın yalnızca göç politikalarıyla ilgili olmadığını savunarak, “Zaten elimizden geleni yapıyorduk. Zaten üzerinde anlaştığımız adımlar, PVV’nin kendi içindeki karmaşayla gecikiyordu” dedi.
Erken seçim ihtimali ve NATO Zirvesi öncesi belirsizlik
Fransız haber ajansı AFP, Wilders’in bu kararıyla ülkede erken seçim ihtimalinin güçlendiğini yazdı. Hükümetin dağılması, yalnızca iç siyaseti değil, aynı zamanda dış politikayı da etkileyebilir.
Zira gelişme, NATO'nun temmuz ayında Lahey’de düzenleyeceği ve savunma harcamalarının artırılmasının beklendiği kritik zirve öncesine denk geldi. Yeni bir siyasi belirsizlik ortamında, Hollanda’nın uluslararası müzakerelerdeki pozisyonu da zayıflayabilir.
Pentagon talimat verdi, ABD yüzlerce askerini Suriye'den çekiyor
ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminin, yeni Suriye politikası doğrultusunda ABD’nin, ülkedeki askerlerini aşamalı olarak çekmeye başladığı ileri sürüldü. Çok sayıda üssün kapatıldığı, bazılarının ise Suriye Demokratik Güçleri’ne devredildiği de iddialar arasında
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD merkezli ve Trump hükümetine yakın Fox News televizyon kanalının ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre, son haftalarda yaklaşık 500 asker geri çekildi ve çok sayıda ABD üssü ya SDG’ye devredildi ya da kapatıldı. Fox News ayrıca, Görev Destek Bölgesi Green Village'in kapatıldığını, MSS Euphrates'in ise SDG'ye devredildiğini bildirdi. Fox News'e konuşan yetkililere göre, üçüncü bir ABD üssü de boşaltıldı.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilileri, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli Al Arabiya İngilizce televizyon kanalına yaptıkları açıklamalarda, çok sayıda askerin başka yerlere konuşlandırıldığını ve üslerin geçen ay içinde kapatıldığını ya da devredildiğini doğruladı. Yetkililer, “ABD güçlerinin Suriye'deki konsolidasyonu güvenli, kasıtlı ve koşullara bağlı” dedi.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, NTV’ye verdiği röportajda da “Bizim askeri üslerimizin azalması da önemli. 8 üsten, 5 ve 3’e düştük, sonunda bire düşecek” dedi.
Pentagon, askeri birliklerin tek bir noktada toplanacağını açıklamıştı
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ise, konuyla ilgili sorulan sorulara yanıt olarak Pentagon Sözcüsü Sean Parnell'in nisan ayında yaptığı, “güçlerin birleştirilmesi” açıklamasını hatırlattı. Parnell, söz konusu açıklamada, “Pentagon’un talimatından sonra ABD'nin Suriye'deki birliklerini ‘Birleşik Ortak Görev Gücü Kararlılık Operasyonu’ kapsamında ülkedeki belirli noktalarda toplayacağını ve ABD'nin Suriye'deki askeri varlığını binin altına düşüreceğini” belirtmişti.
Parnell, “Bu konsolidasyon gerçekleşirken, Başkan Trump'ın güç yoluyla barışa olan bağlılığıyla tutarlı olarak, CENTCOM, Suriye'de IŞİD'in kalıntılarına karşı saldırıları sürdürmeye hazır olacaktır” demişti.
ABD, SDG’nin IŞİD'e karşı mücadelede çok önemli bir rolü olduğunu savunuyor.
Washington, Şam'ın yabancı militanlarını orduya entegre etme planını onayladı
Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile ilişki kurma konusunda çekinceleri olmasına rağmen Trump yönetimi, Suriye'ye yönelik yaptırımları kaldırarak, bölgesel ve uluslararası oyuncuların Suriye pazarına girmesinin ve toparlanmaya giden yolun başlamasına yardımcı olmasının önünü açtı.
Washington, bu yılın başlarında, yaptırımların kaldırılması için Suriye hükümetine çok sayıda şart öne sürmüştü. Bu şartlar arasında, yabancı kökenli militanların ülkeden çıkarılmasının yanı sıra nu militanların resmi askeri veya hükümet pozisyonlarından uzaklaştırılması, İran ve vekillerinin yeniden yer edinmesinin engellenmesi yer alıyordu. Bu şartların, çok sayıda yabancı militanı bulunan IŞİD terör örgütünün Suriye’de yeniden yapılanması ve konuşlanmasını önlemek amacıyla sunulduğu belirtilmişti.
Ancak Batı medyasında dün yer alan haberlerde, Washington'un, “Şam'ın yabancı militanlarını orduya entegre etme planını” onayladığı bildirildi.
ABD askerleri, Irak’tan da çekilecek mi?
Öte yandan, ABD'nin Suriye dışında Irak'ta yaklaşık 2 bin 500 ve Ürdün'de 3 bin 500 askerinin bulunduğu belirtildi. Bağdat ile ABD’nin eski Başkanı Joe Biden yönetimi arasında varılan bir anlaşmaya göre, ABD, Irak'taki üslerini birleştirecek ve burada konuşlu asker sayısını azaltacaktı. Ancak Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Irak, ABD'den geçiş sürecini ertelemesini talep etti. ABD’li yetkililer, konuya ilişkin henüz bir karar alınmadığını söyledi.
Trump duyurdu: ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack 'Suriye Özel Temsilcisi' görevini de yürütecek
Kaynak: ANKA
İsrail, yardım bekleyen Filistinlilere saldırdı: 24 kişi hayatını kaybetti
İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta yardım almayı bekleyen Filistinlilere saldırması sonucu 24 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’nde yardım almak için bekleyen Filistinlilere yönelik yeni bir saldırı gerçekleştirdiği bildirildi. Gazze'deki Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, İsrail’in yardım dağıtım noktalarında bekleyen sivilleri hedef alması sonucu 24 kişi hayatını kaybetti.
Fransa merkezli haber ajansı AFP ise, bölgedeki sivil savunma kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İsrail güçlerinin en az 15 kişiyi öldürdüğünü aktardı. Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Bassal, ajansa verdiği demeçte, “Refah’ın kuzeybatısındaki El Mevasi bölgesinde, El Elam kavşağı yakınında toplanan binlerce sivil, şafak vakti tanklar ve insansız hava araçlarıyla hedef alındı. En az 15 kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi yaralandı,” ifadelerini kullandı.
İsrail ordusu saldırıyı kabul etti
İsrail ordusu, 24 kişinin ölümüne neden olan saldırıya ilişkin açıklama yaparak, yardım almak üzere toplanan sivillerin hedef alındığını kabul etti.
Son günlerde yardım noktalarına yönelik saldırılarını reddeden İsrail ordusu, bu kez saldırının gerçekleştiğini itiraf etmek durumunda kaldı. Açıklamada, yardım bölgesine yaklaşan kişilerin “şüpheli” görüldüğü ve önce havaya uyarı ateşi açıldığı savunuldu. Ardından, söz konusu kişilere doğrudan ateş açıldığı belirtildi.
Ordunun açıklamasında, yardım almak üzere toplanan sivillere ateş açılması sonucu hayatını kaybedenlerin olduğuna dair haberlerin bilindiği ve olayla ilgili soruşturma yürütüldüğü ifade edildi.
BM’den soruşturma çağrısı
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, işgal altındaki Filistin topraklarında yaşanan son gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Guterres, Gazze'de insani yardım dağıtımı sırasında Filistinlilerin hayatını kaybetmesinden dolayı “dehşete düştüğünü” ifade etti.
“Dün Gazze'de yardım ararken öldürülen ve yaralanan Filistinlilere dair haberler beni derinden sarstı,” diyen Guterres, insanların sadece yiyecek temin edebilmek için hayatlarını riske atmalarının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Genel Sekreter, sivillere yönelik bu saldırıyla ilgili derhal bağımsız bir soruşturma başlatılması ve sorumluların adalet önüne çıkarılması gerektiğini belirtti.
“İsrail’in yükümlülükleri var”
Guterres, İsrail’in uluslararası insancıl hukuka göre insani yardımların ulaşmasını sağlama yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatarak, Gazze’ye yardım girişlerine izin verilmesi ve BM çalışanlarının güvenli şekilde faaliyet yürütebilmesinin sağlanması gerektiğini dile getirdi.
Askeri yollarla bir çözümün mümkün olmadığını vurgulayan Guterres, acil, kalıcı ve sürdürülebilir bir ateşkesin hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha ifade etti.
İsrail yardım noktalarını vurmaya devam ediyor
İsrail ordusu, 27 Mayıs’tan bu yana İsrail-ABD koordinasyonuyla kurulan “Gazze İnsani Yardım Vakfı” dağıtım alanlarına yönelik saldırılar düzenliyor. İsrail güçleri, oluşturduğu sözde "tampon bölgelerde" kurulan yardım merkezlerine akın eden sivillere doğrudan ateş açıyor.
1 Haziran’da Gazze Şeridi’nde iki ayrı noktada yardım bekleyen Filistinlilere yapılan saldırılarda 32 kişi yaşamını yitirirken, 232 kişi de yaralandı. O tarihte İsrail ordusu saldırıyı reddetmişti.
BM’nin Filistinli mültecilere yardım kurumu UNRWA’nın Genel Komiseri Philippe Lazzarini, Gazze’de yardım dağıtımının artık “ölüm tuzağına” dönüştüğünü söylemişti.
Kaynak: AA
Greta Thunberg ve Liam Cunningham da teknede: Madleen Gazze'ye insani yardım için yola çıktı
Özgürlük Filosu Koalisyonu inisiyatifiyle Gazze'ye uygulanan ablukayı kırmayı ve bölgeye insani yardım ulaştırmayı hedefleyen tekne Madleen, içinde 12 gönüllüyle beraber Sicilya'dan yola çıktı. Teknede iklim aktivisti Greta Thunberg ve Game of Thrones oyuncusu Liam Cunningham da bulunuyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İklim aktivisti Greta Thunberg ve aralarında Avrupa Parlamentosu milletvekili Rima Hassan’ın da bulunduğu 11 kişilik bir grup aktivist, pazar günü Gazze’ye doğru yola çıktı. Sicilya’nın güneyindeki Katanya limanından hareket eden Madleen adlı tekne, Freedom Flotilla Coalition (Özgürlük Filosu Koalisyonu) tarafından organize ediliyor.
Eylemciler, İsrail’in yaklaşık 17 yıldır Gazze’ye uyguladığı ablukayı sembolik olarak kırmayı, bölgeye insani yardım ulaştırmayı ve Gazze’de süregelen insani krize yönelik uluslararası farkındalığı artırmayı amaçladıklarını ifade etti.
Yolculuk öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan aktivistler, İsrail’in Mayıs ortasında kısıtlı miktarda insani yardım girişine izin vermesine rağmen, koşulların hala yaşanmaz boyutta olduğunu dile getirdi. Madleen adlı teknenin Gazze kıyılarına ulaşması yaklaşık yedi gün sürecek. Ancak yetkililer, geminin İsrail güçleri tarafından durdurulabileceği riskine de dikkat çekiyor.
Game of Thrones'un Davos'u da gemide
Grupta ayrıca, "Game of Thrones" dizisindeki rolüyle tanınan oyuncu Liam Cunningham da yer alıyor. Cunningham, sosyal medya üzerinden de sık sık Gazze'deki ablukaya tepki gösteren isimlerden biri.
Fransız milletvekili Rima Hassan ise İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına yönelik açık eleştirileri nedeniyle İsrail’e giriş yasağı almıştı.
Greta Thunberg’in, Mayıs ayında planlanan önceki bir Özgürlük Filosu seferine katılması bekleniyordu. Ancak o yolculuk, “Vicdan” adlı başka bir geminin Malta açıklarında uluslararası sularda iki insansız hava aracı saldırısına uğramasıyla iptal edilmişti.
Kaynak: Gazete Oksijen
Yorumlar