Fransa
- mutlunecmettin
- 1 Nis 2025
- 30 dakikada okunur
Fransa'da savcılar, aşırı sağcı lider Marine Le Pen'in parti faaliyetlerini finanse etmek için AB fonlarını kullandığı iddiasıyla yargılanmasına karar verdi. Eski cumhurbaşkanı adayının Mart ayında Ulusal Cephe (RN) partisinin diğer 26 üyesiyle birlikte hakim karşısına çıkması bekleniyor
İlk duruşma 27 Mart'ta
AB'ye ait fonların kötüye kullanılmasına ilişkin davanın ilk oturumu 27 Mart 2024'te Paris Ceza Mahkemesi'nde görülecek. Öte yandan RN'den yapılan açıklamada, RN partili AP milletvekilleri ve yardımcıları hakkındaki suçlamalar reddedildi. Açıklamada, Le Pen'in hiçbir suç işlemediği savunuldu.
10 yıla kadar hapis alabilir
Fransız parlamentosuna seçilmesinin ardından 2017 yılında milletvekilliğinden istifa eden Le Pen ise iddiaları reddetti. Suçlamalar 10 yıla kadar hapis ve zimmete geçirildiği iddia edilen fonların iki katına kadar para cezasını gerektiriyor.
Suçlu bulunursa tekrar aday olamaz
Suçlu bulunması halinde mahkeme Le Pen'in 10 yıla kadar seçilme yeterliliğine sahip olmadığını da ilan edebilir ki bu da Fransa cumhurbaşkanlığı için dördüncü kez aday olma planını tehlikeye atabilir.
Daha fazla bilgi
Le Pen'in, AP milletvekilli olduğu dönemde 2 kişiye hayali danışmanlık hizmetleri nedeniyle AP fonlarıyla maaş ödediği iddia ediliyor. Marine Le Pen dahil ve Ulusal Cephe (FN) partili bazı AP milletvekilleri hakkında 2004-2016 yıllarında AP'de "hayali istihdam" oluşturduğu iddiasıyla ilgili Fransa'da 2015'te soruşturma açılmıştı.
Paris savcılığı, eylülde Le Pen ve babası Jean-Marie Le Pen de dahil 11 FN partili AP milletvekilleri hakkında AB'ye ait fonları kötüye kullandığı ve "suçu gizlediği" gerekçesiyle dava açılmasını istemişti. Savcılık ayrıca, Le Pen ve Jean-Marie Le Pen dahil 6 kişinin kamu fonlarının zimmete geçirilmesinde suç ortaklığı yapmaktan da yargılanmasını talep etmişti. Ulusal Cephe (FN) partisi 2018'de isim değiştirerek, Ulusal Birlik (RN) partisi oldu.
Le Monde'dan net mesaj: Aday desteklemiyoruz, aşırı sağa karşıyız
Seçim sonrası soruları cevaplayan Le Monde, Macron yanlısı tutumuyla ilgili bir yoruma net cevap verdi: Birincisi oy istemek adetimiz değildir. İkincisi, Le Monde seçmenleri her koşulda aşırı sağı engellemeye çağırmıştır
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa’nın en güçlü gazetesi Le Monde, seçim sırası ve sonrasında okurlarından gelen soruları internet sitesinde titizlikle cevaplamaya devam ediyor. Seçimin ertesi günü Thomas de Lille adlı bir okur Le Monde’a şu soruyu yöneltti:
İyi günler, seçimden önceki son günlerde Le Monde, Cumhurbaşkanı Macron’u destekleyen bir yayın politikası izledi. Haziran’daki milletvekili seçimlerinde de aynı politikayı mı izleyecekseniz?
Cevap, Le Monde’un genel yayın müdür yardımcılarından biri olan ve seçim yayınını yöneten Nicolas Chapuis’den geldi:
Sevgili Thomas,Le Monde, genel yönetmenimiz Jerome Fenoglio’nun kaleme aldığı başyazıyla, aşırı sağı engellemek için seçmenleri Emmanuel Macron’a oy vermeye çağırdı. Gazetemiz geleneklerine sadık kalarak ilk turda herhangi bir tercih belirtmedi. Sadece, ilk turda yarışan iki adayın gazetemizin değerleriyle uyuşmadığını savunduk: Marine Le Pen ve Eric Zemmour.
Milletvekili seçimlerinde Le Monde’un izleyeceği politika hakkında şimdiden bir yargıda bulunamam. Bu konu, seçimler yaklaşırken yaptığımız yayın kurulu toplantılarında tüm gazeteciler tarafından tartışılıyor. Bununla birlikte, geçmişteki seçimlerden önceki tartışmalarda iki tavır ortaya çıkmıştı: İlki, seçimin ilk turunda herhangi bir aday için oy istemek Le Monde’un adeti değildir. İkincisi; Le Monde, her koşulda okurlarına aşırı sağı engelleme çağrısı yapmıştır.
Haber Giriş: 14.05.2021 06:00 | Son Güncelleme: 23.02.2022 17:30
Paylaş
Eklendi
Askerlerin bildirisi Fransa’yı karıştırdı
Financial Times’ın Paris büro şefi, askerlerin art arda yayınladığı “muhtıra gibi” iki mektubu yazdı. Emekli ve muvazzaf askerlerin “İç savaşın eşiğindeyiz” demesi, ülkede “darbe” tartışması başlattı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Geçen ay emekli Fransız generaller pek tanınmayan askerî içerikli bir blogda yayınladıkları bildiriyle orduyu göreve davet etti. Kullandıkları ifadeler bir nevi darbe çağrısı niteliği taşıyor, Fransa iç savaşın eşiğindeymiş izlenimi veriyordu. Ordudan emekli yüzlerce subayın ve en az 18 muvazzaf askerî personelin imzasını taşıyan bildiride, “Fransa tehlike altındadır” yazıyordu. Bildiride “umursamazlık”, radikal İslamcılık ve vatanın kent ve kasabalarının yanı başındaki “sürüler” hedef alınıyordu. Bu sürülerle göçmenlerin kastedildiği her Fransız okurun malumuydu. Bildiri 1961 yılında Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ü devirmeye yönelik başarısız darbe girişiminin 60. yıldönümünde, sağ görüşlü Valeurs Actuelles dergisinde tekrar yayınlandı. Başlangıçta ciddiye alınmayan bildiri, aşırı sağcı politikacı Marine Le Pen her Fransız vatanseverin ülkeyi kurtarmak için “ayağa kalkması” gerektiğini söyledikten sonra, siyasetçiler ve savunma bakanlığı tarafından kınandı ve imzacı muvazzaf subayların cezalandırılacağı açıklandı. Paris’teki genel kanıya göre, bildirinin tonu ordunun halinden ziyade Fransız siyasetinin ve toplumunun hassas durumunu anlatıyor. Zira ordu profesyonel, siyasi açıdan tarafsız ve darbe yapması ihtimal dışı bir kurum olarak görülüyor. Gerçekten de 1981 yılında İspanya’da önlenen girişimden bu yana Batı Avrupa’da böyle bir kalkışma görülmedi. Politik aşırıcılık konusunda uzman olan Jean-Yves Camus, “Artık Avrupa’da darbe yok” diyor. Eski bir general ve Fransa’nın BM askeri heyeti başkanı olan Dominique Trinquand da aynı görüşte. “Bu durum ordu için ciddi bir anlam taşımıyor çünkü imza koyanların hemen hiçbiri bugün orduda değil” diyen eski general, savcıların konuyla ilgili hukuki süreç başlatmamaya karar verdiklerini ekliyor. Trinquand, Le Pen’in eski generalleri Ulusal Birlik (RN) partisine çağrılmasını da önemli bulmuyor. Kamuoyu yoklamaları Ulusal Birlik Partisi’ni Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un en büyük rakibi olarak görse de Trinquand, Le Pen’in çağrısını “İmzacıların dörtte üçü zaten RN ile bir şekilde bağlantılı” diye açıklıyor. Bildirinin fikir babası olan eski piyade ve jandarma subayı Jean-Pierre Fabre-Bernadac, partinin isminin henüz Ulusal Cephe olduğu günlerde Le Pen’in babası Jean-Marie’nin güvenliğinden sorumluydu. İmzacılar arasında Fransız Yabancı Lejyonu eski komutanı olan ve beş yıl önce Calais’de göçmenler aleyhindeki yasadışı gösteriye katıldığı için zorla emekli edilen Christian Piquemal de var. Yetkililere göre, eski subayların orduyu darbe için harekete geçirme olasılığı çok çok az; zira ordu apolitik ve Fransa’daki etnik çeşitliliği giderek daha fazla yansıtıyor. Ancak yayınladıkları bildiri ve bu çağrının siyasette bulduğu yankı, subayların kaygısının toplumun geneli tarafından paylaşıldığını gösteriyor.
Seçim arifesinde
Bildirinin gündeme gelmesinden sonra yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, Fransız seçmenlerin yüzde 58’i – birçok sol görüşlü seçmen de dâhil – bildiriyi imzalayan subayları destekliyor. Katılımcıların yüzde 74 gibi şaşırtıcı derecede büyük bir kısmı Fransız toplumunun çöküş içinde olduğunu düşünürken, yüzde 45 ise Fransa’da “kısa süre içinde iç savaş çıkacağı” görüşünde. Anketi düzenleyen Harris Interactive idari müdürü Jean-Daniel Lévy mevcut durumu, “Genele bakınca, Fransız halkının generallerle hemfikir olduğu görülüyor” sözleriyle açıklıyor. Bu hararetli siyasi ortamda önümüzdeki yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki iki büyük favori halen görev başında bulunan Macron ve Le Pen. Macron, dört yıl önce “ne sağcı ne solcu” olacağını söyleyerek seçimi kazanmıştı ancak İslamcılık ve göç konusundaki tutumuyla giderek sağa kaydı.
Asker-polis karşılaştırması
Camus’ye göre Fransa’nın en güç durumdaki kurumu, Afrika’nın Sahil Kuşağı olarak bilinen bölgesinde cihatçılarla savaşan ordu değil, yurtiçinde yaylım ateşine tutulan ulusal polis teşkilatı. Emniyet 2018’de tüm ülkede patlak veren ve bir yıldan fazla süren, hükümet karşıtı “sarı yeleklileri” bastırmak için büyük çaba gösterirken, suç, uyuşturucu ve terörizmle mücadelede de topun ağzında bulunuyor. Camus, “Bence önümüzdeki ayların ana gündem maddesi polis teşkilatı olacak” diyor. Düşük ücretler ve yetersiz ekipman yüzünden teşkilat içinde öfke biriktiğini söyleyen Camus, “polisin tüm bu güçlükleri, bir uyuşturucu satıcısı tarafından güpegündüz öldürülme riski” biçiminde yaşadığını belirtiyor. İki hafta önce bir kadın polis memuru, Rambouillet karakolunun girişinde Tunuslu bir radikal İslamcı tarafından boğazı kesilerek öldürüldü. Bu olay aslında bir zincirin son halkasıydı. 2019’da Paris Emniyet Müdürlüğü’nden birden fazla kişi bıçaklanarak öldürüldü, geçtiğimiz yıl ise bir öğretmen çalıştığı okulun önünde Çeçen bir mülteci tarafından katledildi. Nisan ayında polis, 2016’da Paris’in güneyindeki Viry-Châtillon bölgesinde iki memura saldırmak ve yakarak yaralamak suçundan hapse atılan beş gence gösterilen müsamahakâr muameleyi protesto için gösteri yaptı. Son olarak 5 Mayıs’ta sıra güneydeki Avignon şehrinden bir polis memuru bir uyuşturucu baskını sırasında vurularak ölürken, saldırgan kaçmayı başardı. Araştırmacılara göre orduda Le Pen’e verilen destek yüzde 40 civarında seyrediyor; bu oran, gençlerin ve görece genç muvazzaf subayların aşırı sağa verdiği destek düşünülünce, toplumdaki genel oranın çok altında görünmüyor. Polis teşkilatında ise destek yüzde 50’yi aşıyor
Haber Giriş: 25.06.2021 04:30 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:16
Paylaş
Eklendi
Macron ve Le Pen’e sürpriz rakip: Bertrand
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İkinci turu bu hafta sonu yapılacak olan Fransa bölgesel seçimlerin ilk turunda hem Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, hem de sağcı rakibi Marine le Pen büyük darbe aldı. Macron ve partisi La République en Marche (LREM), gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde güçlü bir rakip olabileceği öngörülen Xavier Bertrand’ın yönettiği, Hauts-de-France bölgesinde rüştünü ispatlayan bir sonuç bekliyordu. Ancak Macron’nun partisi ilk tur seçimde yüzde 9’da kalarak 27 Haziran’daki ikinci tur için barajı geçemedi. Bertrand ise yüzde 41 oranında oy aldı. Ülke çapında ise Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi yüzde 19 oy alarak beklentilerinin çok altında kaldı. Altı bölgede birinci parti olarak çıkmayı bekleyen Le Pen’in partisi sadece bir bölgede amacına ulaşabildi. Bir taban örgütlenmesinden yoksun olan Macron’un partisi, birçok bölgede ikinci tura kalamadı. Fransa’nın ulaşım, eğitim ve ekonomik kalkınma üzerinde sınırlı yetkilere sahip bölgesel meclisleri için yapılan oylama başkanlık yarışı için iyi bir gösterge değil. Ancak Financial Times’da yayınlanan analize göre seçim, iki açıdan büyük yarış için de bir ısınma turuydu. Fondation Jean-Jaures adlı düşünce kuruluşunun analistlerinden Chloe Morin, gazeteye verdiği demeçte “Macron’un kendini Le Pen’e karşı duvar olarak gösterme avantajı riske girdi” diyor. Marine Le Pen ise iddialı bir seçimi kazanacak güçte olduğunu gösterme şansını kaçırdı. Macron’un seçim stratejisi, başından beri kendisinin aşırı sağı yenebilecek tek lider olduğu propagandası üzerine kuruluydu. Ancak Elysée Sarayı’nda geçirdiği dört çalkantılı yılın ardından, özellikle de ülkede siyasi gündeme kanunsuzluk ve radikal dinci terör tehditleri damga vururken Le Pen giderek daha güçlü bir rakip haline geldi. Kamuoyu yoklamaları Le Pen’in 2022 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunu geçeceğini, ikinci turda da Macron’u zorlayacağını gösteriyor. Aynı anketler, eski sağlık ve çalışma bakanı Bertrand’ın Le Pen’i Macron’dan daha kolay geçeceğini de söylüyor.
“Aşırı sağın çenesini dağıttık”
Kuzey Fransa’da aşırı sağı kolayca savuşturan Bertrand, ilk tur seçimin hemen ardından yaptığı konuşmada “Ulusal Cephe’nin çenesini dağıttık” dedi. Yani artık sağa karşı duvar örme iddiasını Bertnard da kullanıyor. Bertrand, Hauts-de-France’da Macron’un desteğine ihtiyaç duymadan kazandı. Fransa’da solun sanıldığı kadar güçsüz olmadığı görülse de merkez sağ Cumhuriyetçiler’in diğer bölgelerde elde ettiği başarı, ülkenin muhafazakarlığa yöneldiğini de ortaya serdi. Eğer Cumhuriyetçilerin desteğini kazanabilirse Bertrand’ın cumhurbaşkanlığı seçimindeki şansı yükselebilir. Kısacası, Macron ve Le Pen arasındaki düello artık üçlü bir yarışa dönüştü.,,
Haber Giriş: 17.09.2021 04:30 | Son Güncelleme: 23.02.2022 17:31
Paylaş
Eklendi
Ekonomide yeni terim: Pandexit
Kıta Avrupası “exit” sözcüğünden pek hoşlanmasa da ekonomi için umut veren yeni bir kavramı sevdi: Pandexit. Ancak pandemi sonrası düzelme için iki ciddi riskin üstesinden gelinmesi gerekiyor. Pandemiyle mücadelede hepimiz benzer zorluklar yaşadık ve hükümetlerin uyguladığı karma politikalar genel itibarıyla birbirine benziyor. Ancak Pandexit döneminde bu durum değişebilir
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Yaklaşık on yıldır bazı sözcüklerin sonunda “exit” (çıkış) diye bir ek kullanılır oldu. Bunun ilk örneği Yunanistan’ın euro bölgesinden çıkma ihtimalini kasteden “Grexit” ifadesiydi. “Italexit” de bir ara gözümüze ilişti; hatta geçtiğimiz günlerde İtalyan sağı tarafından yeniden gündeme getirildi. Ama ikisi de gerçekleşmedi. Fransa’nın Avrupa Birliği’nden tek taraflı çekilmesi anlamına gelen “Frexit” de lafta kaldı. Aşırı sağcı Marine Le Pen bir ara bu fikre yanaşsa da vazgeçti. Ülkede 2017’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu görüşü savunan tek aday olan François Asselineau’nun oyları yüzde 0.9’da kaldı. “Çıkış” söylemi Kıta Avrupası’na genellikle itici geliyor. Şu ana kadar gerçekleşen tek çıkış, Brexit oldu. Halbuki 2016 Haziran’ındaki Brexit referandumundan bir ay önce yapılan anketlerde, AB’den memnun olmayanların oranı Fransa’da yüzde 61, Britanya’da ise yüzde 48’di. Ama şimdilerde herkesin ümitle beklediği yeni bir kavram var: Pandexit, yani “pandemiden çıkış”. Sözcük, Covid-19 pandemisini çok geçmeden geride bırakacağımız yönündeki iyimser düşünceyi özetliyor. Yani yeniden sevdiklerimizle olabilecek; New York, Tokyo gibi şehirlerde tramvay ve trenlerle yeniden balık istifi yolculuklar yapabileceğiz. Normal sosyal etkileşime geri dönüşün ekonomik açıdan başlangıçta pozitif sonuçlar getirmesi kesin görünüyor. Uluslararası Ödemeler Bankası’ndan (BIS) araştırmacılar, pandeminin 2020 yılında gelişmiş ülkelerde yüzde 8’lik bir verim kaybına yol açtığını, bu yıl ise kaybın yüzde 2 daha artacağını tahmin ediyor. Kısıtlamaların azalmasıyla,
Müslümanlara yer yok diyerek yükseldi: Zemmour
Batı basını en aşırı sağcı Fransa cumhurbaşkanı adayı Éric Justin Léon Zemmour’u mercek altına aldı. Eski televizyon yıldızının kendisi Trump’a, onu destekleyen Bolloréu’nun televizyonu ise ABD'deki Fox TV’ye benzetiliyor
Fransa’da önümüzdeki yıl yapılacak seçimler öncesinde aşırı sağ hayaleti dolaşıyor. Üstelik hayaletin adı bu kez Le Pen değil. Kamuoyu yoklamalarında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a en yakın konumda görünen Cezayir kökenli Yahudi politikacı Eric Zemmour, “ülkede İslam’a yer yok” diyor. Hatta Muhammed, Jordan, hatta Kevin gibi “kulağa yabancı gelen” isimlere dahi izin vermeyeceğini söylüyor. İşin ürkütücü yanı, bu söylemin bazı seçmenlerde şimdiden karşılık bulmuş olması. Geçtiğimiz günlerde Financial Times, The Guardian ve The Economist gibi önemli gazete ve dergiler, Avrupa’nın kalbindeki bu sağ yükselişe geniş yer ayırdı. Her iki yayının da Zemmour’u “Trump tarzı provokatör” diye tanımlaması, tesadüf olmasa gerek. FT, Zemmour için "Müslümanlara, göçe, feminizme, suçun artmasına ve Fransa’nın 'düşüşüne' söven, görüşleri Le Pen'den daha aşırıcı olan talk-show yıldızı” diye yazdı.
Eşsiz medya desteği
Zemmour gerçekten de gücünü Amerikan Fox TV ile karşılaştırılan CNews adlı haber programındaki programına borçlu. Kanalın sahibi, serveti 9 milyar dolar civarında hesaplanan, medya patronu, sigara ve incil kağıdı üreticisi, armatör ve eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin yakın dostu Vincent Bolloréu. Financial Times, CNews ve onu destekleyen Zemmour'un başarısı sırrını İngiltere'nin Brexit’e evet demesine ve ABD’de Trump'ın seçilmesine benzetti: "Kazanmak istiyorsanız radikal, hatta çılgın olun.” Televizyonların adaylara eşit süre ayırmasını gerektiren Fransız yasaları gereği, Zemmour’un haftalık programına söz verildi. Ancak Bolloré’nin desteğini aldığı aşikâr.
Le Pen ile gizli toplantı
Babası Jean-Marie Le Pen’den miras aldığı aşırı sağ politikaları yumuşattığı izlenimi vermeye çalışan Marine Le Pen, bu yıl içinde gizli bir toplantıda Zemmour’u aday olmamaya ikna etmeye çalıştı. Yine FT’ye göre, bu toplantıda Zemmour, siyasi rakibine “Artık merkezden kimse kazanamaz. İnsanlar kararlılık ve inanç, hatta radikalizm bekliyor” dedi. 1979’da siyaset biliminden mezun olan politikacı, meslek kariyerine Le Quotidien de Paris gazetesinde başlamıştı. Eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Başbakan Édouard Balladur hakkında yazdığı biyografi kitaplarıyla tanındı. Ardından yakın ve uzak Fransa tarihi kitapları yayınladı. “Fransız Melankolisi” ve “Fransız İntiharı” gibi isimleri olan kitaplarla ülkenin nasıl büyük bir çöküşte olduğunu anlattı. Gazetelerin Zemmour’a "provokatör" diyebilmelerinin yasal bir dayanağı var. Politikacı, 2015’te ırkçılıktan ve Müslümanlara karşı nefret suçu işlemekten dolayı iki kez ceza aldı. 2011’deki ceza için temyize dahi başvurmadı. 2015 yılında ise iki kişinin Hz. Muhammed karikatürü yayınladığı gerekçesiyle Charlie Hebdo adlı mizah dergisini basarak 12 kişiyi öldürmesinin ardından Zemmour da önlem amaçlı olarak polis korumasına alındı. Macron’un oyları bugün yüzde 24 ile 27 arasında tahmin edilirken, Zemmour yüzde 17 civarında. Adı, geçtiğimiz ay Google’da Macron’dan dört kat fazla aranmış, Le Pen’den ise 16 kat. 10 Nisan 2022 seçimleri öncesinde Zemmour'un "oyları bölerek" Macron'un yeniden seçilme umutlarını arıtrma olasılığı da var. Kantar isimli anket şirketinden Emmanuel Rivière, The Economist'e Zemmour'un ikinci turda Macron'u geçebileceğine dair bir gösterge olmadığını söyledi: "Gerçek bir kampanya yürütmek, televizyonda görünmekten veya imza gününden çok daha zor." Macron'un yardımcılarından Roland Lescure ise seçimin zor geçeceğini itiraf ediliyor. The Economist'e göre "Seçime altı ay kala Fransa ateşli bir ruh halindeyken, Zemmour siyaseti zehirli zemine sürüklüyor."
Zemmour’dan inciler
Eric Zemmour’un çeşitli zamanlarda kullandığı “radikal” cümlelerin bazıları şöyle:
Bütün Fransa göçmene boğuldu.
Fransa’nın eğitim sistemine Marksizm, ırkçılık karşıtlığı ve LGBT ideolojileri sızmış durumda.
Medya Fransa'dan nefret eden bir propaganda makinesi. Paraları vergilerinizden geliyor ama size sürekli tükürüyorlar. Fransız tarihine ve kültürüne, ortadan kaybolmasını istedikleri Fransız halkının üzerine tükürüyorlar.
Fransız Yahudileri, İkinci Dünya Savaşı sırasında devlet tarafından korunuyordu.
İngilizlere saygı duyuyorum. Brüksel'deki Avrupa Komisyonu'nun onlara saygı duymadığını düşünüyorum.
Fransa Tanrı’dan neden korkuyor?
New York Times’ın eski Paris Büro Şefi Rachel Donadio, Fransa’nın ayrımcılığa vardırdığı kendine has laiklikliğini The Atlantic’te çıkan yazısında tartışmaya açtı. “Laïcité” kavramının bu tür bir yorumu, yeni bir yasada şekil buluyor. İşte o yazının önemli bölümleri
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Liberal demokrasileri bir arada tutan güçler nelerdir? Hangi güçler onu parçalayabilir? Bu yılın başlarında Fransa eğitim bakanı Jean-Michel Blanquer’in ulusun önüne konulan bir öneriyi savunmasını dinlerken aklımdan geçen bazı sorular bunlardı. Ortam muhteşemdi: Fransız Senatosu, bir opera binası kadar zarif. Tasarı da en az o kadar büyüktü: Cumhuriyetin İlkeleri ve Ayrılıkçılığa Karşı Mücadele. Bugün kanunlaşan ayrılıkçılık karşıtı yasa tasarısı, Fransız devleti ile örgütlü din arasındaki asırlardır süren savaşın en son salvosu oldu. Yasa, “sekülerlik” olarak tercüme edilen ancak önemli ölçüde daha karmaşık bir terim olan “laiklik” (laïcité) fikrine daha fazla resmî destek vermek için tasarlandı.
Fransız ısrar
“Özgürlük, eşitlik, kardeşlik” kavramlarını herkes bilir. Ancak çağdaş Fransa’da şiddetle çekişilen tarafları tanımlayan şey laiklik. Terim, dinin kamusal alanda olmaması gerektiği konusunda eşi görülmedik bir Fransız ısrarını ifade eder hale geldi. Avrupa’da başka hiçbir ülke bu yolu izlemedi. Din kaynaklı terörist saldırıların Fransa’yı travmatize etmeye devam ettiği bir zamanda laiklik, ulusal kimlik ve ulusal güvenlik sorunlarıyla ayrılmaz bir şekilde harmanlandı. Yasa tasarısı, öncelikli olarak İslamcı köktencilikle mücadele çabalarının bir parçasıydı. İkincisi, bazı Fransız camilerinde etkili olan, Mısır’daki Müslüman Kardeşler’i destekleyen Türkiye’yi üstü kapalı bir şekilde geri itti. Son olarak, “cumhuriyetçi değerler”in yüce kavramına hitap ettiği için, önümüzdeki baharda yapılacak seçimler öncesinde sağı ve aşırı sağı oksijensiz bırakmanın bir yolu olarak görüldü. Macron, Müslümanların şu anda nüfusun yüzde 8’ini oluşturduğu ülkede göçmen ve İslam korkusunun büyüttüğü Marine Le Pen ve partisiyle muhtemelen bir kez daha yarışacak. Ayrılıkçılığa karşı yasa tasarısı, temmuz ayında Cumhuriyet İlkelerine Saygının Teyidi adı altında yasalaştı. Birçok caminin yurtdışından finanse edildiği Fransa’nın yeni kanunu, dini dernekler üzerinde daha sıkı kontroller getiriyor. Devlete nefreti veya şiddeti teşvik ettiği şüphesi gerekçesiyle herhangi bir ibadethaneyi geçici olarak kapatma yetkisi veriyor. Sığınmacılara yönelik önlemler artıyor. Çok eşli yaşayan erkeklerin oturma izinlerini reddediyor. Doktorların bekaret belgesi vermeleri yasaklanıyor. Müslüman, Katolik, Protestan ve Ortodoks Hristiyan liderler, örgütlenme özgürlüğünü kısıtladığını söyleyerek yeni yasayı kınadılar. Akademisyenler ve tarihçilerin önemli kısmı yasayı devletin din meselelerine el uzatması olarak değerlendirdi. Yeni yasa, evde eğitim için hükümetten özel bir izin gerektiriyor, bu koşullar arasında dini gerekçeler yok. Fransa’nın felsefi özü burada yatıyor. ABD’de en azından teoride, birlik farklılığı barındırabilir. Fransa’da farklılık, parçalanmayla eş değer görülüyor. Paris’te yaşayan ve çalışan bir Amerikalı olarak Fransa’dan Amerika’ya her döndüğümde, televizyon sunucularının “Tanrı korusun” dediğini, başkanların İncil’den alıntı yaptığını duymak beni şaşırtıyor. Fransa’da özel inançları kamusal alana getirmek, laikliğin ihlali. Her ülke geçmişinin yaralarıyla şekillenir. Amerika kölelik yüzünden iç savaş yaşadı. Fransa’nın iç savaşları din yüzündendi.
Asimilasyonun adı
Müslüman kadınların başörtüsü takmasıyla ilgili her yeni tartışmayla uluslararası manşetlere çıkan laiklik konusu, Fransız kamusal yaşamının başka bir ilkesi olan asimilasyon bağlamında görülmelidir. Fransız yazar Marc Weitzmann geçenlerde bana “Gerçekte konu dinle ilgili değil” dedi. “Çok daha derin. Amerikalılar sürekli olarak kim olduklarını mümkün olan her şekilde ortaya koyuyorlar. Fransız usulü ise kim olduğunuzu değil, ne olduğunuzu görgü kurallarıyla göstermek demektir.” Macron’a gayriresmi olarak danışmanlık yapan Fransız-Tunuslu yazar Hakim El Karoui geçenlerde bana “Fransa herkese açık, ancak tek bir yol var, o da evrenselcilik. Fransız paradoksu bu. Çok açık ve çok kapalı” dedi. Yani özel hayatınızda kültürünüzü, dilinizi, dininizi geliştirebilirsiniz ama toplum içinde asimile olursunuz. Bugün belki de Fransa’nın en güçlü ikinci adamı olan İçişleri Bakanı Gérald Darmanin, geçen yıl bir televizyon röportajında süpermarketlerdeki helal gıda reyonlarının bir tür dini ayrılıkçılığı temsil ettiğini söyledi. Fransız vatandaşlığına başvuranlara sadece Fransa’nın tarihi ve coğrafyası hakkında değil, aynı zamanda ördek konfi ve Nice usulü salata hakkında da bilgi edinmeleri öneriliyor. Okul kafeteryalarında vejetaryen yemekler, helal ve koşer et servis edilip edilmeyeceği veya bunun da ayrılıkçılığa bir taviz olup olmayacağı tartışılıyor. Kafeterya yemeğinin cumhuriyetin temellerini tehdit edebileceği fikri beni şaşırtıyor. Fransız asimilasyonculuğunun en uç noktasında, şu anda cumhurbaşkanlığı adaylığıyla flört eden, aşırı sağ gazeteci ve radyo ve televizyon yorumcusu Éric Zemmour görülebilir. Cezayirli Yahudi göçmenlerin oğlu olan Zemmour, ebeveynlere çocuklarına Fransız isimleri vermeleri gerektiğini söylüyor. Pratikte Fransızlar teoride olduğundan daha çok kültürlü olabilir ancak teori ağır basıyor. Emmanuel Macron, varoluşsal bir savaşın sürmekte olduğu konusunda haklıydı. Ancak demokrasinin kendisine dair savaş daha büyük ve Fransa’dan daha geniş bir alanda yürütülüyor.
Macron önde ama sağ yükseliyor
Sağdan Le Pen, soldan da Jean-Luc Mélenchon yükselmeye devam etse de bu ayki Fransa seçimlerinde Macron sandıktan “sihirbaz David Copperfield gibi çıkmaya yakın. Ancak asıl sorun yükselen toplumsal öfke. Bunu oya tahvil etmeye en yakın siyaset ise aşırı sağ
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Victor Mallet
Gilles Lermet her şeyden sıkılmış: 45 yıl çalışmaktan, Fransız siyasetinde 10 Nisan’da ilk turu yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimiyle yeniden başlayan sol-sağ döngüsünden, sokaktaki serserilerin yaktığı arabalardan, doktor bulamamaktan, kamu hizmetlerinin gerilemesinden, göçten…
Burası Loire ile Saint-Etienne’i bağlayan Ondaine Nehri’nin oluşturduğu vadide yer alan küçük sanayi kenti La Ricamarie. Lermet işlettiği barda tezgahın arkasından “Çok göçmen var” derken aşırı sağın şikayetini seslendiriyor.
La Ricamarie kömür madenlerinin ve fabrikaların kapatılmasıyla 1970’lerden bu yana yoksulluk, işsizlik ve kötü yapılaşma mağduru kasabalardan. Sakinleri liberal Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u da merkez sağ ve merkez soldan diğer yerleşik siyasetçileri de beğenmiyor.
Seçim öncesinde bütün anketler Macron’un Elysée Sarayı’nda beş yıl daha kalacağını gösteriyor. Ancak La Ricamarie gibi yerlerde Parisli seçkinlere yönelik süregelen kızgınlığa bakılırsa Macron’un zaferinin aşırı görüşlü siyasetçilerin yararlanmaya çalıştığı toplumsal öfkeyi daha ne kadar bastırabileceği belli değil.
Savaşla yükseldi
Şubat sonunda Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Macron’a savaş dönemi lideri statüsü kazandırarak anketlerdeki puanını yükseltti. Bu durum Macron’un küstah ve halkın kaygılarından uzak biri olduğu yönündeki yaygın kanıyı besliyor. Anket şirketleri oy kullanma oranının üçte ikide kalabileceğini söylüyor ki bu bir rekor olur.
Aşırı sağ için bereketli topraklar
La Ricamarie’deki 4 bin 800 seçmenin 2017 yılında Macron’un “ne sağcı ne solcu” bir hükümet vaadiyle iktidara gelmesini sağlayan destekte büyük payı yok. Daha ziyade merkez siyasetten uzak durdular ve birinci turda en fazla oyu aşırı soldan Jean-Luc Mélenchon’a ve aşırı sağdan Marine Le Pen’e verdiler.
Lermet’nin La Ricamarie meydanındaki bar-kafeteryasında göç hakkında dile getirdiği görüşler Le Pen ve Ulusal Birlik partisine yakın olduğunu gösteriyor. 36 yıldır işlettiği Bar Roulette altmışlı yaşlardaki beyaz, işçi sınıfından erkeklerin müdavim olduğu bir mekan.
Kasabanın Komünist Partili belediye başkanı Cyrille Bonnefoy da kömür madenciliği, ağır sanayi, güçlü sendikalar, ayrıca önce Güney ve Doğu Avrupa’dan sonra Fransa’nın Kuzey Afrika’daki eski kolonilerinden gelen göçmen dalgalarını çeken binlerce iş fırsatı ile dolu güzel günleri hatırlıyor.
Aynı zamanda yerel hastanede hasta bakıcı olan belediye başkanı solun kalesi olarak anılabilecek kasabada bugünlerde Le Pen destekçilerinin rahat rahat seçim kampanyası yürütebilmesinden dertli, “30 yıl önce böyle bir şey imkansızdı” diyor.
Le Pen, anketlere göre seçimin ilk turunda yüzde 19 civarı oy alabilir. Böyle bir durumda yüzde 28 oy alması beklenen Macron’un ardından ikinci gelecek ve iki hafta sonraki ikinci turda mevcut cumhurbaşkanının karşısına çıkacak, yani önceki seçimde yaşanan mücadele tekrarlanacak.
Aşırı sağın diğer adayı Eric Zemmour ise televizyon açık oturumlarında yorumculuk yapan bir figürdü ve göç konusundaki eleştirilerini Le Pen’den bile daha yüksek sesle dile getiriyor. Zemmour anketlere göre yüzde 11 oyla dördüncü sırada.
Bir de Cumhuriyetçiler var. Parti ön seçimini kazanan Valérie Pécresse’in teoride muhafazakar Cumhuriyetçiler’in oylarını alması bekleniyor ancak bu kesimin de aşırı sağa sempatisi aşikar.
Macron 2017’de Le Pen’e karşı ikinci turda 66-34 kazanmıştı, son anketler ise bu farkın 56-44 düzeyine indiğini gösteriyor. Böyle bir sonuç 1970’lerde Le Pen’in babası tarafından kurulan aşırı sağ hareketin tarihindeki en büyük başarısı olur ve Fransa’da iktidarı aşırı sağın menziline sokar.
Liberaller Le Pen’in başkanlık seçimini kaybetmesi halinde aşırı sağın yeniden yapılanmasından korkuyor. Yeniden yapılanma Zemmour ile Le Pen’in genç yeğeni ve kampanyasının parlayan yıldızı Marion Maréchal liderliğinde olabilir.
Saint-Etienne Jean Monnet Üniversitesi hukuk bölümünden üçüncü sınıf öğrencisi Naella Amman da Macron yönetimindeki Fransa’nın halinden en az bar sahibi Lermet kadar rahatsız. Ancak göçmenleri suçlamıyor; zaten kendisi de Cezayir kökenli ve Mélenchon’un partisinin ateşli bir destekçisi.
Amman ülkenin bir zamanlar örnek gösterilen sağlık ve eğitim sistemlerinin uzun süredir çöküş halinde olduğunu söylüyor.
Mélenchon’un vaatleri
Desteklediği Mélenchon’un radikal manifestosunda ise herkes için istihdam garantisi, zenginlerden alınan vergilerin artırılması, göçmenlere kucak açılması, esrarın serbest bırakılması ve NATO’dan çıkmak gibi vaatler var.
Jean-Luc Mélenchon
Mélenchon son rakamlara göre yüzde 14 oyla Macron ve Le Pen’in ardından üçüncü sırada. Ancak geçmişte Ukrayna’ya yönelik düşmanlığı ve Putin’e sempatisi ayak bağı olabilir.
İdeolojik farklılıklar bir yana Fransa’da aşırı sol ile aşırı sağın birçok ortak noktası var: Yerleşik düzene duyulan öfke, küreselleşmeyi, NATO’yu ve AB’yi tekinsiz bulan Fransız milliyetçiliği, geleneksel siyasetten uzaklaşma ve ekonomik dışlanmışlık hissi. Amman anne-babasının asgari ücretle geçindiğini söylüyor; Lermet ise bir ömür çalıştıktan sonra sadece 955 euro emekli aylığı almaktan yakınıyor.
Macron’un seçim sonrası riskleri
Macron anketlerin ikinci rahat zaferini kazansa bile önünde büyük zorluklar var. İlk güçlüklerden biri hazirandaki milletvekili seçimleri olacak.
Bir başka sorun ise çok sayıda Fransız tarafından hiç beğenilmiyor olması. Sciences Po’dan siyaset tarihi ve sosyolojisi profesörü Marc Lazar, University of London bünyesindeki Tarihsel Araştırma Enstitüsü’ne verdiği bir online seminerde Macron’un dört bir yandan “eşi görülmemiş bir nefretin” hedefi olduğunu söylüyor..
“Bakanlık basmak normal”
Lazar’ın yürüttüğü yeni bir çalışmaya göre 18-24 yaş arası 8 bin Fransız gençten tam yüzde 22’si protesto etmek veya fikirlerini savunmak için şiddet kullanımını haklı buluyor. Üçte birinden fazlası, yani yüzde 37’si bir bakanlık binasına zorla girmenin kabul edilebilir veya anlaşılır olduğunu düşünüyor.
Macron’a yakın bir isim The Financial Times’a Macron’un ve seçim kampanyasının bu riskler karşısında rehavete kapılma lüksü bulunmadığını söyledi: “Biz elitler iyi bir yaşam sürdüğümüz için Fransız halkının çoğunluğunun kargaşa ve radikal değişim istediğini göremiyoruz” diyor.
Boykot sloganı
Bar sahibi Lermet ise “Macron sihirbaz David Copperfield gibi” diye homurdanıyor. “İşsizlik rakamlarını düşürdü ama hala fabrikaları kapatıyor. 40 yıldır bir sol bir sağ bir sol bir sağ, böyle devam ediyor.”
Barının önündeki otoparktan bozma pazar yerinden Fransızca, Arapça ve Doğu Avrupa dillerinde konuşmalar yükseliyor. Bazıları“ülkeyi yöneten soytarılardan” yakınıyor.
Pazar yerinin yanı başındaki umumi tuvaletin kapısındaysa kapitalizmin adaletsizliğine kızan ve başkentteki siyasetçilere sert mesajlar veren posterler asılı. Birinde “Seçim zırvasına karşı ayaklanalım!”, diğerinde “2022’yi boykot edin” yazıyor.
Le Pen Avrupa için de felaket olur
The Financial Times, 10 Nisan’daki Fransa seçimleri öncesinde yayımladığı başyazıda “Le Pen’in Macron’u yenmesi hem Fransa hem de Avrupa için felaket olabilir" dedi. Çünkü eski bir Putin hayranı olan Le Pen'in korkutucu planları var
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçiminin yakın geçmesi bekleniyor. Geçen ay Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılırken bugünlerde aşırı sağcı Marine Le Pen epey mesafe katetmiş görünüyor. Finans piyasaları 24 Nisan’daki ikinci turda büyük bir sürpriz yaşanma olasılığının farkına varmaya başladı. Pandeminin henüz etkisini gösterdiği Nisan 2020’den bu yana Fransız ve Alman 10 yıllık devlet tahvili getirileri arasındaki makas ilk kez bu kadar açıldı.
Pazar günü 12 adayın yarışacağı ilk turdan Macron ve Le Pen’in önde çıkması kesin görünüyor. Ancak Macron’un önde gelen bütün rakiplerinin Le Pen, ondan da inatçı sağcı Eric Zemmour ve radikal soldan Jean-Luc Mélenchon gibi yerleşik düzene karşı aşırı görüşlü isimler olması Fransız toplumundaki derin memnuniyetsizliğe dair çok şey anlatıyor.
Macron 2017 yılında ikinci turda yüzde 66’ya 34 gibi net bir farkla Le Pen’i geride bırakmıştı. Bu sefer öyle olacak gibi görünmüyor. Aslına bakılırsa anketlere göre Fransa’da 2016 ABD’de Trump’ın seçilmesine veya İngiltere’de Brexit referandumu sonucuna benzer bir sürpriz riski artmış durumda.
Bu durum kısmen Fransa’daki merkez sağ ve merkez solun zayıflığına bağlanabilir.
Ancak Le Pen’in yükselişi etkili seçim kampanyasına da çok şey borçlu. Zemmour kadar aşırı uçta görünmüyor, seçmenlerin zihninde Ukrayna savaşından daha fazla yer tutan geçim sorunlarına odaklanıyor ve Fransa’yı Euro Bölgesi'nden çekme vaadi gibi, 2017’deki kampanyasına zarar veren bazı çıkışlardan vazgeçmiş görünüyor.
Ancak seçmenler illüzyona kapılmamalı. Le Pen’in seçilmesinin Fransa için felakete dönüşmesi, AB’yi kaosa sürüklemesi ve Avrupa’nın demokratik düzenine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibilerin işine gelecek şekilde zarar vermesi muhtemel. Le Pen kedi aşığı bekar anne yönünü öne çıkarırken bir zamanlar yüksek sesle dile getirdiği Putin hayranlığını hasıraltı ediyor. Ancak planları arasında AB hukukunun önceliğini yürürlükten kaldırmak, işe alımlarda yabancılardan ziyade Fransızlara öncelik veren “milli tercih” uygulamasını tesis etmek ve kamusal alanlarda başörtüsünü yasaklamak yer alıyor.
Macron zaman zaman oldukça soğuk bir cumhurbaşkanı görüntüsü verse de oldukça saygın bir karnesi var. Beş yıl önce 39 yaşında başa geçtiğinde Napoleon Bonaparte’tan bu yana Fransa’nın en genç devlet başkanı oldu ve ülkenin üzerindeki Jacques Chirac, Nicolas Sarkozy ve François Hollande dönemlerinden kalma ölü toprağını atmayı vaat etti. Belki her vaadini yerine getiremedi ama ekonomi ve AB politikaları konusunda 1981-1995 arası görev yapan François Mitterand’dan bu yana en etkili cumhurbaşkanı oldu.
Böyle tehlikeli bir dünyada...
Şirketler ve hane halkları için vergi indirimi, Fransa’nın kronik yüksek işsizlik oranını aşağı çekmek ve pandemiyle mahir biçimde başa çıkmak gibi başarıları var. Fransa bütün Avrupa’da pandemiden en hızlı toparlanan ekonomi oldu. Macron ayrıca AB’nin ortak borç ihracını ve yatırımı da içeren Covid sonrası toparlanma fonu için aldığı tarihi kararda kilit rol oynadı.
Macron da Putin’i doğru okumamakla eleştirilebilir; ne de olsa Ukrayna savaşından iki yıl önce Rusya ile “stratejik diyalog” başlatmayı denemişti. Putin’i Ukrayna işgalinden vazgeçirme çabaları ise sonuçsuz kalsa da cesur bir diplomasi hamlesiydi. Öte yandan Rusya’nın Ukrayna işgali göz önüne alınınca, uluslararası çıkarlarını korumak için daha donanımlı hale getirilmiş daha dirençli bir Avrupa çağrısı yerinde görünüyor. Böyle tehlikeli bir dünyada Fransız seçmenlerin nasıl olup da kaderlerini Macron’un değil Le Pen’in eline bırakmayı makul göreceğini anlamak zor.
Yarışın diğer adayları
Jean-Luc Mélenchon
Sosyalist Parti'den ayrıldıktan sonra La France Insoumise (Boyun Eğmeyen Fransızlar) hareketini kuran emektar siyasetçi emeklilik yaşını 60’a indirmeyi ve esrar kullanımını yasallaştırmayı vaat ediyor. Göçmenlere kucak açacağını söylüyor. Fransa’nın bölünmüş solu tek bir adayın arkasında birleşemediğinden ikinci tura kalma şansı zayıf görünüyor.
Eric Zemmour
Yakın zamana kadar nefret söyleminden hüküm giyen, göçmen karşıtı bir televizyon polemikçisi olarak bilinen Eric Zemmour geçen sonbaharda “sıfır göçmen” çağrısında bulundu, Le Pen’i seçim kazanamayacak kadar aciz olmakla eleştirdi ve bir ara anketlerde ikinci sıraya yükseldi. Kurduğu Reconquête, Türkçe adıyla Yeniden Fetih muhafazakar ve aşırı sağ seçmene Le Pen’den daha sert bir alternatif sunuyor. Ancak Ukrayna’daki savaşla beraber Putin'e verdiği destek yeniden gündeme geldi. Propagandasının ana gündem maddeleri olan göçmenlik ve suç konularından uzaklaşınca oy oranı da düştü.
Yannick Jadot
Avrupa Parlamentosu üyesi. Kendisini pragmatik bir çevreci olarak tanımlıyor. 2019’daki AB seçimlerinde Yeşiller’i üçüncü sıraya taşıdı. Macron gibi o da “sol” ya da “sağ” görüşlü olmakla yaftalanmayı reddediyor.
Valérie Pécresse
Paris'i de içine alan Île-de-France bölgesinin siyasi lideri seçilen Valérie Pécresse merkez sağ Cumhuriyetçiler’in adayı oldu. Anketlerde ikinci turda Macron’a meydan okuyabilecek adaylar arasında görünüyordu ancak zaman içinde halk desteği azaldı. Kendini üçte iki Angela Merkel, üçte bir Margaret Thatcher olarak tanımlayan Pécresse göçmenlik konusunda katı bir tavır içinde; kamu harcamalarını kısmayı ve cinsel tacizle mücadeleyi vaat ediyor. Aşırı sağa yakın merkez seçmenleri ve muhafazakarları kazanması gerekiyor.
Fabien Roussel
2018’de Fransız Komünist Partisi genel sekreteri oldu. Sanayileşme hamlesi gerçekleştirmeyi, çalışma haftasını kısaltmayı ve emeklilik yaşını 60’a çekmeyi vaat ediyor. Bazı kampanya vaatleriyle çevreci solu rahatsız ederken bons vivants diye bilinen, dışarıda yiyip içmeyi seven kesimin beğenisini topladı. Daha yüksek asgari ücret sayesinde insanların “iyi şarap, iyi et ve iyi peynir"in tadını çıkaracağını, bu sayede hem ekonominin iyileşeceğini hem de halkın daha iyi yemek alışkanlıkları kazanacağını söylüyor.
Haber Giriş: 10.04.2022 08:58 | Son Güncelleme: 10.04.2022 10:41
Paylaş
Sonra Oku
Fransa sandık başında
12 adayın yarışacağı Fransa cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu bugün gerçekleşecek
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
48,7 milyon seçmenin olduğu Fransa'da ilk turu gerçekleşecek seçimde, 12 aday içerisinde yüzde 50’yi geçen, gelecek 5 yıl boyunca ülkeyi yönetecek.
Hiçbir aday ilk turda yüzde 50’yi geçemezse en fazla oyu alan iki aday 24 Nisan’da düzenlenecek seçimin ikinci turunda kozlarını paylaşacak.
Seçimin galibi Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı olacak.
Oy kullanma işlemi Fransa'nın ana kara topraklarında, yerel saatle 08.00'da başlayacak ve 19.00'da sona erecek. Büyük kentlerde ise saat 20.00'a kadar oy kullanılabilecek.
Araştırma şirketleri sandıkların kapanmasından itibaren 12 adayın yarışacağı seçimin tahmini sonuçlarını vermeye başlayabilecek. Resmi sonuçlar ise Anayasa Mahkemesi tarafından 13 Nisan'da açıklanacak. Seçimi kazanan aday 13 Mayıs'a kadar cumhurbaşkanlığı görevini devralacak.
Mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'la birlikte 12 adayın yarışacağı seçimde, merkez sağ Cumhuriyetçiler (LR) adayı Valerie Pecresse, Ulusal Birlik (RN) partisi lideri Marine Le Pen ve Yeniden Fetih (Reconquete) partisi Başkanı Eric Zemmour aşırı sağ adaylar olarak öne çıkıyor.
Sol cepheden, Boyun Eğmeyen Fransa Partisi lideri Jean-Luc Melenchon, ilk turu geçebilecek tek sol aday olarak gösteriliyor.
Mevcut Cumhurbaşkanı Macron
2017’de öne çıkardığı liberal politikalarla cumhurbaşkanı görevine seçilen Macron'un popülaritesi, dünya gündeminde de yankı uyandıran sarı yelekliler hareketi ile ekonomik ve toplumsal sorunlar nedeniyle düştü.
Anketler, seçimin ikinci turunun Macron ve aşırı sağcı adaylardan biri olan Le Pen'in arasında geçeceğini gösteriyor.
Macron önde ama sağ yükseliyor
Oy kullanacak kararsız seçmen
Paris’in banliyösü Saint-Denis’de yaşayan Virginie Diawara, seçime bir gün kalmasına rağmen hala kimin için oy vereceğini bilmediğini söyledi.
Diawara, seçime katılan adayların beklentisinin altında olduğunu belirterek buna rağmen yine oy kullanmaya gideceğini aktardı.
Bir diğer seçmen Jerome Radal ise seçim sürecinin gerçek gündemden uzak geçmesinden yakınarak, kesin olmamakla birlikte Melenchon’a oy vermeyi düşündüğünü dile getirdi.
Üniversitede öğrenci Hasna Bodilis de bu seçimde hiçbir adayın öne çıkmadığını ancak yine de oyunun boşa gitmemesi için Melenchon’u tercih edeceğini vurguladı.
"Seçim öncesi verilen vaatler sonrasında yerine getirilmiyor"
29 yaşındaki Jordan Grougi ise seçimin ilgisini çekmediğini ifade ederek “(Adaylar) Bize bir şeyler vadediyorlar, ama biz onların gerçekleştiğini asla göremiyoruz” diye konuştu.
Grougi bu nedenle oy vermeye gitmeyeceğini dile getirdi.
30 yaşındaki Sarah Lechuga ise kriz zamanında istikrarı korumak adına seçimini Macron’dan yana yapacağını ifade etti.
Lechuga bir partinin veya cumhurbaşkanının yaptıklarının tam anlaşılması için tek bir dönemin yeterli olmayacağını savundu.
Le Pen Avrupa içi
Macron yalnızca 65 yaş ve üstülerde birinci sırada
Fransız kamuoyu araştırma şirketi Elabe'ın seçim günü verilerine göre, Macron yüzde 41 ile yalnızca 65 yaş ve üstü seçmende ilk sırada geliyor.
Dikkat çekici diğer veri ise gençlerin oy tercihlerinde saklı. Melenchon, 18-24 yaş arasında yüzde 34, 25-34 yaş arasında yüzde 31 ile en çok oyu alan aday.
35-49 arası yaş grubundakilerde en çok tercih edilen isim ise yüzde 29 ile Marine Le Pen.
Pecresse iflasın eşinde
Yüzde 4.78 oyla Cumhuriyetçi Parti'ye (LR) tarihinin en ağır yenilgisini yaşatan Valerie Pecresse, şahsi iflas tehlikesi altında. Kampanya için 7 milyon Euro harcayan Pecresse, yüzde 5 barajının altında kaldığı için devletten yaklaşık 800 bin euro iade alabilecek.Yüzde 5'i geçse alacağı iade 7 milyon euronun üzerine çıkacaktı. Kameraların karşısına çıkan Pecresse "Kampanya için şahsi olarak 5 milyon euro borçlu durumdayım. Tüm partililere bağış çağrısı yapıyorum. 15 Mayıs'a kadar bağış yaparsanız kampanya için aldığım borçları ödeyebileceğim" dedi.
Paris sonuçları: Macron 35.33 Melenchon: 30.09 Zemmour: 8.16 Le Pen: 5.54 Sosyalist Parti adayı Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo'nun kendi şehrinde yüzde 2.17'de kalması çok çarpıcı.
Gerçek Fransa'da Macron önde
Gerçek Fransa diye bilinen ikinci büyük kent Lyon'da sonuçlar: Macron: 31.84 Melenchon: 31.06 Le Pen: 8.97 Zemmour: 7.65
Marsilya'da Melenchon zirvede
Akdeniz kıyısındaki kozmopolit Marsilya'nın sonuçları: Melenchon: 31.12 Macron: 22.62 Le Pen: 20.89 Zemmour: 11.10
Nice sonuçları
Fransız Riviearası'nın kalbi Nice'teki sonuçlar: Macron: 25.13 Le Pen: 22.39 Melenchon: 21.58 Zemmour: 14.25
Bordeaux
Batı'nın büyük kenti Bordeaux'nun sonuçları: Macron: 33.51 Melenchon 29.06 Le Pen: 8.52 Zemmour: 6.94
Cannes ve Korsika sonuçları
Ve Türk zenginlerin de rağbet ettiği Cannes sonuçları: Macron: 26.19 Le Pen: 24.44 Zemmour: 17.31 Melenchon: 15.71
Korsika da ise durum; Le Pen: 28.58 Macron: 18.11 Melenchon: 13.37 Zemmour: 12.80
En zengin bölgede sonuçlar
Paris'in en zengin bölgesi 16'ncı mahallenin sonuçları: Macron: 46.75 Zemmour: 17.48 Pecresse: 13.81 Melenchon: 9.02 Le Pen: 5.80 Hidalgo: 0.77
Yine Paris'in en zengin bölgelerinden 7'nci mahallenin sonuçları: Macron: 48.47 Zemmour: 13.92 Pecresse: 13.53 Melenchon: 9.73 Le Pen: 5.27 Hidalgo: 1.03
"Avrupa'nın parçası olan Fransa istiyorum"
"İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele eden Fransa istiyorum ama Müslümanları ve Yahudileri dinlerinin kurallarına göre yemelerini engelleyen Fransa istemiyorum. Güçlü Avrupa'nın parçası olan Fransa istiyorum" ifadesini kullanan Macron, aşırı sağcı Marine Le Pen'i hedef alarak Fransa'nın müttefiklerinin popülist ve yabancı düşmanı olmasını istemediğini söyledi.
Le Pen Avrupa için de felaket olur
Öte yandan Le Pen de Fransız halkının kendisini ikinci tura geçmesi sağlaması nedeniyle onurlandığını belirterek seçimin ilk turunda Macron'a oy vermeyenleri kendisine destek vermeye çağırdı.
Macron ve Le Pen ikinci turda yarışacak
Kamu yayıncısı France Info, Le Monde ve France 24'ün hazırlattığı sandık çıkışı anketine göre hiçbir aday, cumhurbaşkanı seçilebilmek için ilk turda gerekli yüzde 50 salt çoğunluğu elde edemedi. Buna göre, Macron oyların yüzde 28,1'sini alarak seçimin ilk turundan birinci çıktı. Le Pen de yüzde 23,3 ile ikinci oldu.
Macron önde ama sağ yükseliyor
Aşırı solcu aday Jean-Luc Melenchon yüzde 20,1, aşırı sağcı Eric Zemmour yüzde 7,2 ve merkez sağdaki Cumhuriyetçiler Partisinin adayı Valerie Pecresse yüzde 5 oy aldı.
Yeşiller Partisinin Başkanı ve Avrupa Parlamentosu milletvekili Yannick Jadot yüzde 4,4 ve Sosyalist Partisinin (PS) adayı Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo da yüzde 2,1 oyda kaldı.
İlk turda ilk iki sırayı alan Macron ve Le Pen, 24 Nisan'da düzenlenecek ikinci tur oylamada yarışacak.
Fransa aşırı uçlara kayıyor
Macron seçimlerde beklenenden daha iyi bir performans gösterse de ikinci tur için hala tedirgin. Arayı kapatmayı amaçlayan Le Pen, Zemmour'un destekçilerinin yanı sıra Macron tarafından ihanete uğradığını hisseden sol kesimin oylarına da talip
Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda aşırı sağcı lider Marine Le Pen ile Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron karşı karşıya gelecek. Pazar günü kullanılan oyların yüzde 92'si sayıldı. Şu anki sonuçlara göre merkezdeki Macron oyların yüzde 27.4'ünü, Le Pen ise yüzde 24.3’ünü aldı. Le Pen artan fiyatlar, güvenlik ve göç konusundaki yaygın hoşnutsuzluğu yansıtan geç bir dalgalanmadan yararlandı.
Fransa'da Macron ve Le Pen'in yer alacağı ikinci tur seçimleri 24 Nisan'da
Aşırıcı partiler yüzde 51 aldı
Ukrayna'da savaş devam ederken Batı birliğinin test edilmesi muhtemel. Le Pen'in güçlü performansı Avrupa'daki milliyetçi ve yabancı düşmanı akımların kalıcı cazibesini gösterdi. Aşırı sağ ve sol partiler oyların yüzde 51'ini aldı. Bu Fransız öfkesinin ve hayal kırıklığının açık bir işaretiydi.
Emmanuel Macron: 15 gün ülke ve Avrupa için belirleyici olacak
Le Pen’in olası zaferi durumunda NATO karşıtı ve görece Rusya yanlısı bir Fransa şekillenecek. Böyle bir senaryo müttefik başkentlerde derin endişeye neden olabilir ve Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline yönelik Atlantik ötesi birliği kırabilir. Ancak Macron sakin kampanyasının ardından son kamuoyu anketlerinden daha iyi bir sonuç elde ederek ikinci tura bir adım önde girecek. Bazı seçim anketleri onu Le Pen'in sadece 2 puan önünde gösteriyordu.
Le Pen ve Putin
Le Pen'in göçmen karşıtı milliyetçiliği Fransa'nın ilkelerine ters olduğu için karşılık bulmuyordu. Ancak bu duruş liberal olmayan politikaların hem Avrupa hem de ABD’de yayılmasıyla yıprandı. Le Pen Fransız halkının yabancılara karşı ayrıcalıklı olması ve Fransa’nın bir göç ülkesine dönüşmemesi gerektiğini hala savunsa da imajını başarılı bir şekilde yumuşattı.
Le Pen Avrupa için de felaket olur
Son haftalarda ilişkilerinin üzerinde durmamaya özen gösterse de Le Pen ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın bağları var. Aynı zamanda Macaristan’ın milliyetçi ve göçmen karşıtı lideri Viktor Orban'ı parlamento seçimlerinde art arda dördüncü zaferinden sonra tebrik etti.
Le Pen seçim sonrası kutlama yapan destekçilerine “Beş yıl içinde Fransa’daki düzeni tekrar sağlayacağım” dedi ve ülkesinin egemenliğini tüm alanlarda yeniden tesis edeceğini söyledi. Tüm Fransız halkını, Fransız dili ve kültürünün meşru üstünlüğünün olacağı bir medeniyet seçimi olarak adlandırdığı harekete katılmaya çağırdı.
Le Pen 24 Nisan'da Fransız halkının karşı karşıya olduğu seçimde bir yanda bölünme, adaletsizlik ve düzensizlik, diğer yanda ise Fransız halkının sosyal adalet ve koruma etrafında toplanması olduğunu vurguladı.
Macron’dan demokrasi vurgusu
Macron ise destekçilerine “Popülist ve yabancı düşmanı bir Fransa değil, kendisini savunmak için büyük demokrasilerle ittifaklarını sürdüren güçlü bir Avrupa'daki Fransa’yı istiyorum. Bu biz değiliz” diye seslendi.Fransa Cumhurbaşkanı “Kendimizi aldatmayalım, hiçbir şeye karar verilmedi. Önümüzdeki 15 gün içinde yapacağımız müzakere ülkemiz ve Avrupa için belirleyici” diyerek rehavete kapılmamaları gerektiğini vurguladı.
Macron geçen hafta günlük Le Parisien gazetesinde yayınlanan bir röportajında, Le Pen'i büyük bir vahşetin ırkçısı olarak nitelendirdi. Le Pen, Macron'un açıklamalarının çirkin ve saldırgan olduğunu söyleyerek karşılık verdi. Fransız halkını yabancılara tercih etmenin “ahlaki, yasal ve kabul edilebilir tek politika” olduğunu da sözlerine ekledi.
Fransa’nın geleceği belirsiz
İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden çıkışı ve Angela Merkel'in Almanya'daki uzun şansölyeliğinin sona ermesi Fransız liderliğine özel bir sorumluluk yükledi.
Macron Avrupa'yı stratejik özerkliğe sahip güvenilir bir askeri güce dönüştürmek istiyor. Partisi bir Rus ve daha yakın zamanda bir Macar bankasından fon alan Le Pen'in ise başka öncelikleri var. İkinci tur seçimler, 2017’deki son seçimin bir tekrarı olacak. Macron o zamanlar siyasete nispeten yeni girmiş, sol ve sağ arasındaki eski ayrımları yıkma amacını benimsemişti. Le Pen'in yüzde 33.1’ine karşı oyların yüzde 66.9’unu alarak seçimleri kazanmıştı.
Macron önde ama sağ yükseliyor
Bu seferki oylama kuvvetle muhtemel beş yıl öncesinden çok daha yakın olacak. Pazar günkü oylamadan önce yapılan anketler, Macron'un ikinci turda Le Pen karşısında oyların sadece yüzde 52’sini alarak kazanacağını gösteriyordu. Adaylar önümüzdeki hafta seçim kampanyasına yeniden start verince dengeler değişebilir.
Fransa sağa kayıyor
Hiçbir merkez sol adayının ikinci tura kalamaması Fransa’nın son yıllarda sağa kayışını yansıttı. Uzun süredir savaş sonrası Fransız siyasetinin temel direklerinden biri olan Sosyalist Parti çöktü. “Boyun Eğmeyen Fransa” hareketinin NATO karşıtı aşırı sol adayı Jean-Luc Mélenchon ise yaklaşık yüzde 21 ile üçüncü oldu.
Göçmen karşıtı provokasyonun gözde siyasetçisi haline gelen, şiddetli bir yabancı düşmanı olan televizyon yorumcusu ve politikacı Eric Zemmour'un adaylığı Le Pen’e yardımcı oldu. Le Pen, daha aşırı uçtaki Zemmour’un yanında görece ana akım ve zararsız bir imaj çizdi. Sonunda, Zemmour'un kampanyası zayıfladı ve oyların yaklaşık yüzde 7'sini aldı.
Zemmour “Le Pen’in karşısında 2 milyon göçmenin Fransa'ya girmesine izin veren bir adam var” diyerek destekçilerini ikinci turda Le Pen’e oy vermeye çağırdı. Macron için tehdit edici senaryo Zemmour'un destekçileri, ihanete uğramış ya da sadece içgüdüsel olarak düşman hisseden solun geniş kesimi ve göçü temel sorun olarak gören bazı merkez sağ seçmenlerin aynı anda Le Pen’i tercih etmesi.
Le Pen, Zemmour ve Mélenchon destekçileri Fransız halkının yarısından fazlasına tekabül ediyor. Bu kesim genel olarak NATO, Amerikan ve AB düşmanı partileri tercih ediyor gibi görünüyor. Buna karşılık Macron'un La République en Marche partisi, Sosyalist Parti, merkez sağ Cumhuriyetçiler ve Yeşiller Partisi’nden oluşan merkez oyların yaklaşık yüzde 40’ını aldı.
Fransa’da yeni siyasi dönem
Sosyalist Parti'nin oyların sadece yüzde 2'sini alması ve Cumhuriyetçilerin yüzde 5’in altında kalmasıyla, savaş sonrası Fransız siyasetinde merkez-sol ve merkez-sağ sütunlarının çöküşü tamamlandı. Yeni ve belirsiz bir siyasi dönem başladı. Siyaset bilimcisi ve yazar Nicolas Tenzer "Çok endişeliyim, oldukça yakın bir ikinci tur olacak. Soldaki birçok kişi Macron'a oy vermek yerine çekimser kalacak" diye konuştu.Macron ilk turda kaybeden Sosyalist, Komünist, Yeşil ve merkez sağ adayların ikinci tur için desteğini hemen aldı. Ancak bu partiler bir araya geldiklerinde ilk tur oylarının yüzde 15'inden fazlasını oluşturamıyor. (Melenchon’un yüzde 21 oyu bu bloka dahil değil) Macron savaş zamanı aşırı sağ yönetimin acı deneyimine sahip bir ülkede Cumhuriyet'e verilen desteğin son anlarda artmasından da faydalanabilir. Pazar günkü seçimde siyasi yelpazenin aşırı sağına ve soluna karşı Macron konumladı. Bu, onun eski siyasi düzeni etkili bir şekilde dağıttığının işaretiydi. Huzursuz başkan Macron'un etrafında inşa edilen Fransız demokrasisi, herhangi bir sürdürülebilir alternatif yapıya ulaşmışa benzemiyor.
Macron’un cazibesi zedelendi
İkinci tur adayları 2017 seçimi ile aynı kişiler olsa da koşullar onları değiştirdi. Macron 2017'de reformist umudu temsil ederken, şimdi sağa kaymış ve yukarıdan aşağıya, son derece kişiselleştirilmiş bir hükümet tarzını temsil ettiği görülüyor. Eski cazibesi zedelendi.Macron seçimlerde onu ancak bir sağcının yenebileceğini düşünerek Fransa'da İslam'ın yeri, göçmenlik kontrolleri ve polis yetkileri konusunda sert bir tavır aldı. Pazar günü yapılan oylamadan sonra destekçilerine seslenen Macron, İslamcı ayrılıkçılığa karşı kararlı bir şekilde savaşan ve aynı zamanda herkesin inançlarını yaşayabilmesine izin veren bir Fransa’yı arzuladığını söyledi.Sağa kaymasının bir bedeli vardı. Bir zamanlar desteğinin temeli olan merkez sol kendini ihanete uğramış hissetti. Kardeşlik, dayanışma ve fırsat eşitliğine yönelik son dakika vurgularında görüldüğü gibi, solun ikinci turda ona ne ölçüde oy vereceği Macron'un ana endişesi olacaktır.
Macron düşüş içinde
Macron kampanya boyunca Putin'le etkisiz olduğu kanıtlanan sayısız telefon görüşmesi ile meşgul gibiydi.Fransa liderinin kopukluğuna duyulan kızgınlık arttıkça son haftalardaki anketlerde Le Pen ile arasındaki farkı kapandı. Başkanlığının beş yılı boyunca mesafeli imajının üstesinden gelmek için mücadele ederek daha fazla insana ulaşmayı öğrenmişti. Ancak Macron son haftalarda gözle görülür bir şekilde geriledi.Yine de, Macron ülkeyi uzun süreli Covid-19 krizi boyunca yönlendirdi, işsizliği on yılın en düşük seviyesine getirdi ve ekonomik büyümeyi artırdı. Macron liderlik etmek ve ülkelerini dünya sahnesinde onurlu bir şekilde temsil etmek için gerekenlere sahip olduğunu birçok Fransız'a gösterdi.
Le Pen değişti mi?
Seçilirse Fransa'nın ilk kadın cumhurbaşkanı olacak Le Pen de 2017’den farklı görülüyor. Üçüncü cumhurbaşkanı adaylığında iki önemli cephede akla ve yaygın kanaate boyun eğdi. Fransa'yı AB'den ve euro bölgesinden çıkarmak için daha önce verdiği yeminden vazgeçti.Daha önce Ulusal Cephe isimli Ulusal Birlik Partisi’nin lideri, bir başkan gibi görünmek için dilini yumuşattı. Gülümsedi, kişisel mücadelelerini anlattı ve Fransız halkının özellikle keskin bir şekilde artan gaz fiyatları ve enflasyonla ilgili günlük endişelerine daha yakın olduğu izlenimini verdi.
Referandum planlıyor
Ama birçok şey de değişmedi. Le Pen, ulusal topraklara Fransızların yapısını ve kimliğini değiştirecek kadar çok sayıda yabancının yerleştirilmesine yol açan bütün politikaları yasaklayacak bir referandum düzenlemeyi planlıyor. Bu öneri Fransız anayasasında bir değişikliğe yol açacaktır. Ayrıca Müslüman kadınların başörtüsü takmasını yasaklamak ve taktıkları durumda para cezası verilmesini istiyor.
Cumhurbaşkanının görev süresinin tekrar edilmemesi kaydıyla 7 yıla çıkarılmasını teklif eden Le Pen, bunun "Cumhurbaşkanlığı makamının prestijini ve cumhurbaşkanının eylem planı kapasitesini artıracağını" savundu.
Öte yandan mevcut cumhurbaşkanı Macron da Le Pen’in önerisini destekleyerek 7 yıllık tek dönem kararının Fransızlara bırakılmasını istedi.
Fransa’da cumhurbaşkanlarının görev süresi 2000'de yapılan düzenlemeyle 7 yıldan 5 yıla indirilmişti.
2008'den bu yana ise bir cumhurbaşkanı art arda iki defa görev yapabiliyor.
Kedili ama tehlikeli: Le Pen
Marine Le Pen 2022 kampanyasına kadar bir lider portresi çizdi. Mirasını devraldığı babasıyla Paris’te oturduğu ev bombalanmıştı, okulda da sevilmezdi...
Ancak, 2017’de açıkça “Benim temsil ettiğim politikalar, Trump tarafından temsil ediliyor. Putin tarafından temsil ediliyor” diyen bir siyasetçiden bahsediyoruz. Dahası Le Pen, 24 Nisan’daki seçimlerin ikinci turunu kazanıp cumhurbaşkanı olsun olmasın, net biçimde Fransa sağının başlıca temsilcisi; ülkenin ana muhalefeti olacak.
Marine Le Pen’i tanımlamak için tek bir cümle gerekseydi “Angela Merkel’in antitezi, zıt kutbu” demek yeterli olurdu. Merkel’in, 16 yıl boyu Almanya ve Avrupa Birliği’ne damgasını vuran bir şansölyelik döneminden sonra, siyaset sahnesinden tamamen çekilip emekliye ayrıldığı bir dönemde, Le Pen’in dünya politikasındaki ağırlığı kilit önem taşıyor.
Öncelikle, kadın politikacıların dünya genelinde oynadığı rolün ağırlık kazandığı bir dönemde Le Pen bir “ters köşe” yumruk gibi. Erkek egemen eski dönemin tüm olumsuzluklarını “yenilikçi kisvesi ardına gizlenen bir kadın” olarak temsil ediyor.
Marine Le Pen üçüncü kez cumhurbaşkanı adayı oluyor. Bu seferkinin diğer adaylıklardan farkı ne? Fransa’da “aşırı sağ iktidar olmasın” diye başlıca rakibi kim ise, merkez seçmenlerin ikinci turda o adayda birleşmesini sağlayan “düzen” de sayesinde gelişti. Ve bu kez, aşırı sağa karşı birleşen o merkez oy bloğu çatırdıyor.
Haftalık haber dergisi L’Obs’un, 10 Nisan’daki birinci tur oylamadan bir hafta önce yaptırdığı bir kamuoyu araştırması, bu kez Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yeniden seçilmesine karşı birleşmeye niyetli seçmenlerin, Le Pen karşı birleşmeye kararlı olanlardan daha fazla olduğunu ortaya koyuyordu. Peki neden böyle oldu?
Küllerinden doğdu
Le Pen 18 yaşında beri siyasetin içinde. Önce Fransa aşırı sağı lideri babası Jean-Marie Le Pen’in mirasını devraldı. Günümüzde geldiğimizde ise boynuzun çoktan kulağı geçtiğini söyleyebiliriz.
Her ne kadar Marine Le Pen reşit olur olmaz, babasının partisi Front National’e (Ulusal Cephe-FN) üye olsa da daha çocuk yaştan hayatını siyaset şekillendirdi. Henüz 8 yaşındayken, başkent Paris’teki evleri bombalandı. Yirmi kilo dinamitin yaşadıkları binanın ön yüzünü tamamen yıktığı bu bombalamada, kendisi ve iki kızkardeşi ölümden döndü.
Le Pen’in 2006 tarihli otobiyografisi “À contre flots” (Dalgalara Karşı), bugüne değin “faili meçhul” kalan bu bombalı saldırının anlatısı ile başlıyor. Bu olaydan sonra Marine Le Pen kendisine okulda “vebalı” gibi davranıldığını ve bu durumun da üzerinde travma yarattığını aktarıyor.
Annesi Pierette’in onu hiç sevmediğini ve kendisi tam ergenlik çağındayken Playboy’a annesinin çıplak pozlar vermesinin de kendisini çok sarstığını da ifade ediyordu. Zaten 2022 cumhurbaşkanlığı kampanyasına kadar Le Pen’in çizdiği portre tam da “dalgalara karşı mücadele eden” ve zorlukların sertleştirdiği, dış dünyayla arasına bir duvar örmüş, kabuğu ardına gizlenen sert ve çetin mizaçlı biri gibi.
Bu seferki kampanyasında ise, “gardını bırakmış”, dinginleşmiş, güler yüzlü ve duygusallığını sergilemekten çekinmeyen bir kadın imajına büründü.
2017’de yine Macron ile yarışırken televizyon mülakatlarında o kadar kötü performans göstermişti ki Le Pen’in kariyerinin bittiği öne sürülüyordu. O kadar ki Macron ile katıldığı bir tartışma programı için “Le Pen’in siyasi ölümün canlı yayını” nitelemesi bile yapılmıştı. Bugüne gelindiğinde ise 24 Nisan’da kazansa da kaybetse de kariyerinin zirvesinde ve yıldızı en parlak halde.
İlginçtir, Le Pen’in küllerinden yeniden doğmasına neden olan siyasi “yumuşama” ve “kendini bulma sürecinde” sembolik rol oynayan dönüm noktalarından biri de “kedilerle” ilgili.
“Kedici” Le Pen
Marine Le Pen özel hayatında tam manasıyla kedi delisi. Astrolojiye inanıyorsanız Aslan burcu olmasının da “kedigillerle” ilgisini arttırdığını öne sürebilirsiniz. 2014’te yine travmatik bir olay yaşamış ve babasının Doberman köpeklerinden biri Le Pen’in Bengal kedisini paramparça edip öldürmüştü. 2022 kampanyası başlamadan bir sene kadar önce Le Pen’in imajının “yumuşamaya başladığının” işaretlerinden biri “aile bireyi” saydığı kedilerini sosyal medyada görücüye çıkartması oldu. Sertifika alarak kedi yetiştiriciliğini profesyonel mertebeye taşıdığını açıklayan Le Pen Bengal ve Somali cinsi kedileri adına Instagram hesapları da açtı. “Kedi hakları savunucusu” da diyebiliriz kendisine; zira “kedilere daha iyi davranılması ve daha iyi konuma getirilmelerini” savunduğunu da söylüyor.
Fransa aşırı uçlara kayıyor
Fransa’nın şimdiye kadarki cumhurbaşkanları erkeklerin, hep köpekleri vardı. ABD başkanları da, geleneksel olarak köpek sahibi olmakla gurur duyuyor. Macron’un da barınaktan aldığı “Nemo” isimli bir köpeği var.
Milliyetçi çizgisi ön plana çıkan ve “önce Fransa” söylemini savunan Le Pen’in, “kediciliği” de, diğer siyasetçilerden farklılığını ve hatta “kadınlığını” vurgulayan böyle ilginç bir sembolizme sahip. Tabii kedileriyle verdiği sevgi dolu pozlar da, son dönemlerde “ısınan” ve “sempatikleşen” imajının önemli bir parçası.
“Duygusal’" ve “erişilebilir” imaj
Le Pen’in 2022 seçim kampanyasında, “şahin” tavırların yerine “sempatikleşmeyi” seçtiğinin bir göstergesi de yeğeni Marion Maréchal’ın kendisi yerine aşırı sağ rakibi Eric Zemmour’un saflarında yer almasına verdiği tepkiydi. “Eski Le Pen” Maréchal’ın Zemmour’un tarafına geçmesini, “ihanet” olarak niteleyip öfkeli bir tutum benimseyecekken “yeni Le Pen” duygusal tavırlarla “incinmişliğini” dışa vurdu. Maréchal’in Zemmour’a desteğini açıklaması sonrası canlı yayında gözleri yaşlı biçimde “Marion’a bebekken ben baktım” diyen Le Pen’e olan destek, bu sözlerinden sonra arttı. Zemmour ise düşüşe geçti.
AB'nin korkusu, Putin’in umudu
Artık karşımızdaki Le Pen “Kendisi acıyı yaşamış insanlar, başkalarının çektikleri eziyet ve zorlukları anlar” diyen empatik ve sempatik görünümlü bir kadın. En azından imajı öyle ancak politikaları geçmişten çok farklı diyemeyiz. Kampanya sloganı, “Fransa’yı vatandaşlarına geri vereceğiz”. Trump’ın “Önce Amerika” sloganı ile aynı çizgideki bu yaklaşım, Le Pen’in “paketinin değişse de, içeriğinin değişmediğinin” net bir işareti.
Kampanyasında aşırı sağ söylemler sadece “şekerle” kaplanırken; Le Pen’e destek kazandıran başlıca konu “hayat pahalılığı” ve “geçim şartlarının zorluğuna” odaklanmasıydı.
“İnsan hayatına dokunmaya başlaması” ve “insani yönünü ön plana çıkarmaya başlaması” Le Pen’e kazandırıyor. Ancak “eski ağza yeni taam” şu gerçeği değiştirmiyor: 24 Nisan’da seçilirse de bildiğimiz manasıyla Avrupa Birliği’nin tarih olacağı kehanetinde bulunmak iddialı olmaz.
AB'nin korkusu, Putin’in umudu
Fransa’da Cumhurbaşkanı Macron’a karşı yarışacak olan Le Pen sadece AB’nin düşmanı değil. NATO’yu da “savaş çığırtkanı" ilan etti ve ittifakın kumanda kademesinden çıkma vaadinde bulundu. Rusya’ya yönelik enerji yaptırımlarına da karşı çıkıyor
Aşırı sağcı Le Pen şaşırttı: Senegal'in BMGK daimi üyeliği için uğraşacağım
Fransa'da aşırı sağcı cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen, seçilirse Senegal'in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) daimi üyesi olması için çabalayacağını belirtti


Yorumlar