Demir Perde mayınları
- mutlunecmettin
- 24 Haz 2025
- 16 dakikada okunur
Avrupa'da yeniden "Demir Perde" dönemi: Rusya sınırına kara mayınları yığılacak
Finlandiya’dan Polonya’ya uzanan NATO sınır hattında, Rusya’nın olası bir saldırısını durdurmak için milyonlarca kara mayını döşenmesi gündemde. Beş ülke, 1997 tarihli Ottawa Sözleşmesi’nden çekilerek silahların üretimi ve stoklanmasının önünü açmaya hazırlanıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Finlandiya’nın kuzeyindeki Lapland'dan Polonya'nın doğusundaki Lublin bölgesine kadar uzanan çizgide, Avrupa’yı baştan başa kesecek yeni bir “demir perde” beliriyor. Aynı zamanda NATO üyesi de olan Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya artık Rusya’nın olası işgalini durdurmak için bir zamanlar ahlaki açıdan kabul edilemez görülen bir savunma yöntemine başvurmak üzere. Gerekirse sınır boylarında uzanan ormanlarına milyonlarca kara mayını döşeyecekler.
Ottowa Sözleşmesi'nden çekiliyorlar
Bu beş ülke, 1997 tarihli ve kara mayınlarını yasaklayan Ottawa Sözleşmesi’nden çekileceklerini açıkladı. Haziran ayı sonunda Birleşmiş Milletler’e resmî çekilme bildirimi yapmaları bekleniyor. Bu adım, yıl sonundan itibaren kara mayını üretimi, stoklanması ve konuşlandırılmasını yasal hale getirecek. Bahsi geçen ülkeler, NATO’nun Rusya ve Belarus’la olan 3 bin 460 kilometrelik sınırını koruyor.
Askeri planlamacılar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in NATO’ya karşı kuvvetlerini yığması durumunda hangi ormanlık ve göl arazilerinin mayınlarla kaplanacağını şimdiden hesaplıyor.
Prenses Diana öncü olmuştu
Avrupa’da geniş alanlara tekrar mayın döşenmesi, bu silahları yasaklama yönündeki uluslararası tutumun sessizce sona erdiğine işaret ediyor. Prenses Diana’nın 1997 yılında Angola’da canlı mayınlar arasında yürüyerek sembolleştirdiği bu kampanya, bir dönemin vicdan hareketi haline gelmişti.
Dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair, göreve geldikten sadece dört hafta sonra bu silahların üretimini ve ihracatını yasaklamış, kara mayını yasağını küresel hale getirmek için çalışmıştı. Sözleşme bugüne dek 164 ülke tarafından imzalandı.
Ancak Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte uluslararası dengeler değişti. Artık kara mayınları, "gereksiz" değil, "zorunlu" görülüyor. Batı’nın güvenlik içinde olduğu dönemlerde lüks sayılabilecek bu yasak, yeni tehdit ortamında geçerliliğini yitiriyor. İngiltere, müttefiklerinin bu kararı karşısında açıkça bir muhalefet göstermedi.
NATO'nun en kırılgan noktası Litvanya
Mayın döşemeye hazırlanan ülkeler içinde en hassas durumda olanlardan biri Litvanya. Hem Belarus’a hem de Rusya’ya (Kaliningrad bölgesi üzerinden) toplamda 725 kilometrelik sınırı olan Litvanya, NATO için en kırılgan noktalardan biri.
Bölgedeki en stratejik alan, NATO’nun Baltık ülkelerine kara yoluyla takviye gönderebildiği tek güzergah olan Suwalki Koridoru. Putin’in olası bir saldırısı, bu sakin köyler ve ormanlık alanlardan geçerek buradan gelebilir. Bu koridorun en savunmasız noktası ise “papağan gagası” şeklinde Belarus’a doğru uzanan dar bir Litvanya toprak parçası. Üç tarafı düşman sınırlarıyla çevrili bu bölgede, köylerin çoğu sınırdan sadece birkaç kilometre uzaklıkta.
Litvanya Savunma Bakanı Dovile Sakaline, Ottawa Sözleşmesi’nden çekilmeyi, “mevcut güvenlik koşullarının gereği” olarak savunuyor. “Rusya’nın uluslararası hukuku sistematik şekilde ihlal etmesi ve sınırlarımızdaki askeri provokasyonlar, varoluşsal bir tehdit oluşturuyor” diyen Šakalienė, Rusya’nın bu sözleşmeye hiç katılmadığını da hatırlatıyor.
Rusya'nın 26 milyondan fazla mayını var
Sözleşmeye imza atan Avrupa ülkeleri mayın stoklarını imha ederken, Rusya 2024 itibarıyla 26 milyondan fazla mayın üretmiş durumda. Bunların büyük kısmı hâlen Ukrayna’da sivilleri öldürüyor ya da sakat bırakıyor.
Kara mayınları, siviller ve doğa üzerindeki yıkıcı etkileri nedeniyle yıllardır uluslararası toplum tarafından yasaklanmaya çalışılmıştı. Ancak Avrupa’nın doğusunda yeniden yükselen tehdit algısı, etik kaygıların yerini stratejik gerekliliklere bırakıyor.
Baltık ülkeleri ve Polonya’nın kararı, hem küresel silahsızlanma çabaları için bir geri adım hem de yeni bir güvenlik paradigmasının habercisi. Uzmanlara göre, NATO’nun doğu cephesindeki bu gelişme, Soğuk Savaş sonrasında Avrupa’da kurulan uluslararası düzenin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Uzmanlar anlattı: Nükleer tesis saldırılarında radyoaktif sızıntı tehlikesi var mı?
ABD’nin İran’daki nükleer tesislere saldırmasının ardından sızıntı riski tartışma konusu oldu. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, şu ana kadar tespit edilen bir radyasyon artışı olmadığını bildirdi. Peki bu tür saldırılarda sızıntı riski nasıl engelleniyor? Gerçekten bir tehlike yok mu?
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD’ye ait B-2 tipi hayalet bombardıman uçaklarının İran’daki Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerini hedef alması, nükleer güvenlik ve radyasyon sızıntısı riskine ilişkin endişeleri yeniden gündeme taşıdı.
Saldırıların ardından Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’ndan (IAEA) yapılan açıklamada, “Fordo özelinde tesisin dışındaki radyasyon seviyesinde bir artış bildirilmediği” ifade edildi. Suudi Arabistan da bölgede radyasyon artışı tespit edilmediğini açıkladı.
IAEA Başkanı Rafael Grossi ise pazartesi günü kurumun başkanlar kurulunu olağanüstü toplantıya çağırdığını duyurdu.
Olası bir sızıntının nasıl engellendiği, varlığı durumunda bunun nasıl tespit edildiği sorularına yanıt ararken Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Yücel ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Enerji Enstitüsü’nden Nükleer Uzman Prof. Dr. İskender Atilla Reyhancan değerlendirmelerde bulundu.
'Tarihte bu kararları alabilenler, bugün de alabilir'
Prof. Dr. Haluk Yücel, nükleer tesislere yönelik bombardımanın arkasında jeopolitik ve tarihsel nedenler olduğu kadar İran’ın enerji ticaretindeki rolünün de etkili olduğunu vurguluyor. “İran’ın petrol-doğalgaz enerji kaynakları ve bunun ticaretinin daha çok Çin üzerinden yapılıyor olması da bir soru işaretidir. Tarihsel olarak da baktığımızda, Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası atabilen karar vericiler, İran yeterince söz dinlemiyorsa en azından nükleer tesislerindeki altyapıyı çökertmek için ağır bombardıman yapabilecekleri çok şaşılacak bir şey değil” diyor.
Sızıntı riski nasıl engelleniyor?
Her iki uzmana göre sızıntı riski hiçbir zaman tamamen sıfırlanamaz; ancak tesislerin yapısal özellikleri, izleme sistemleri ve hedef seçimi riski azaltıyor.
Prof. Dr. İskender Atilla Reyhancan, tesislerin dayanıklılığına dikkat çekiyor:
“Reaktörlerin ve nükleer maddelerin bulunduğu yapılar genellikle yüksek yoğunluğa sahip kalın betonarme ve çelik korumalıdır. Hatta bazıları yer altına gömülüdür. Acil durumlarda bu tesislerde tasarıma esas yapısal önlemler bulunur. Çoğu zaman saldırılar doğrudan reaktör kalbi veya zenginleştirme tesisinin ana üretim yerlerine değilde, destek altyapılarına (havalandırma, soğutma gibi) yönelik olabilir. Bu da nükleer sızıntı riskini azaltmak içindir.”
Prof. Dr. Yücel ise Türkiye’de bu tür durumlar için devrede olan sistemlere işaret ediyor:
“Bu konuda yetkili kurum olan Nükleer Düzenleme Kurumu 7gün/24 saat esasına göre RADİSA (Radyasyon Uyarı ve Alarm) sistemleriyle bir radyasyon izlemesi yapıyordur. Uranyum zenginleştirme tesislerinden çıkabilecek yüksek radyotoksikliğe sahip UF6 gaz formunun tutunumu sağlayacak kimyasal filtreleme yöntemiyle numune toplanıyor olması gerekir.”
'Hedef altyapılar olabilir'
Prof. Dr. Reyhancan, nükleer saldırılarda çoğu zaman reaktör çekirdeği yerine destek altyapıların hedef alındığını vurguluyor:
“Çoğu zaman saldırılar doğrudan reaktör kalbi veya zenginleştirme tesisinin ana üretim yerlerine değil, destek altyapılarına (havalandırma, soğutma gibi) yönelik olabilir. Bu da nükleer sızıntı riskini azaltmak içindir.”
Prof. Dr. Yücel de benzer şekilde, saldırıların hedefinde asıl olarak sistemin felç edilmesi amacı olduğunu düşünüyor:
“Henüz herhangi bir nükleer malzeme vurulmamıştır. Bunun yerine bu tesislerin yardımcı sistemleri veya elektrik iletim hatları vurularak, tesisi çalışamaz ve felç etmeye yönelik stratejik bir savaş taktiği akla geliyor.”
Sızıntı olup olmadığı nasıl anlaşılıyor?
IAEA’nın hızla yaptığı açıklamalar, izleme sistemlerinin küresel düzeyde yaygınlığıyla açıklanıyor.
Reyhancan, kurumun kullandığı teknolojiyi şöyle özetliyor:
“Uydu görüntüleri, yerel ölçüm istasyonları, doğrudan iletişim ve CTBTO ağı kullanılır. Bu ağ; 170 sismik istasyon, 11 hidroakustik istasyon, 60 infrasound istasyonu ve 80 radyoizotop istasyonundan oluşur.”
Yücel ise yerinde gözlem ihtimaline işaret ediyor:
“UAEA’nın İran’da gözlemci uzmanları bulunması gerekir. Onlar, İranlı yetkililerle birlikte yerinde ölçüm yapabilirler. Radyoaktif sızıntı riski yok diye hızlıca açıklama yapılıyorsa, bunun anlamı henüz herhangi bir nükleer malzeme vurulmamıştır. Bunun yerine bu tesislerin yardımcı sistemleri veya elektrik iletim hatları vurularak, tesisi çalışamaz ve felç etmeye yönelik stratejik bir savaş taktiği akla geliyor”
Tehlike tamamen geçti mi?
Uzmanlara göre kısa vadede riskler kontrol altına alınmış olsa da, uzun vadeli etkiler ihtimal dışı değil.
Yücel, özellikle UF6 gazının taşıdığı radyotoksik riske dikkat çekiyor:
“Çernobil’de ve Fukuşima Nükleer kazalarında olduğu gibi ilk andaki ortaya çıkan radyonüklit envanteri (I-131, Cs-137, Cs-134, radyoaktif kseneon, kripton vb. çok sayıda fisyon ürünü) ve UF6 gazının engellenmesi mümkün değildir. Önce tesisin yakın çevresi olmak üzere, hava akımlarıyla ve özellikle rüzgarın etkisiyle toz zerrleri, aeorsolller, ve diğer havadaki parçacıklarla bu radyonüklitler taşınır. Toprağın altında bir enerji depolanması söz konusu olamaz, nihayetinde ortaya çıkar. Bu uzun vadeyede yayılırsa çıkar. Ancak buraların üzerine kalın beton atılarak bir mezar yapılrsa, o zaman yayınım şiddeti azaltılabilir. Evet. Nükleer tesisteki radyoatif malzeme gerçekten vurulmuş ise, insan sağlığın ciddi bir “radyolojik tehdit” oluşturur. Akut etkilerden ziyadae zaman yayılacak olası somatik etkileri gözardı edilemez.”
Reyhancan ise kısa ve orta vadede, eğer fiziksel bir sızıntı gerçekleşmemişse ya da oluşan sızıntı yerinde tespit edilip temizlenmişse, durum büyük ölçüde kontrol altına alınmış kabul edilebileceğini belirtiyor ve ekliyor:
“Ancak toprağın altında gömülü radyoaktif maddeler varsa, bunların zamanla yeraltı sularına karışma ihtimali var. Bu da ileride kanser riski ya da çevresel bulaşma gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Uzun vadede ise risk tamamen ortadan kalkmış sayılmaz. Eğer radyoaktif materyaller yeterince yalıtılmamışsa (örneğin zırhlı kaplarla ya da doğal bariyerlerle korunmamışsa) bazı uzun ömürlü izotoplar yüzlerce yıl boyunca toprakta tehdit oluşturmaya devam edebilir. Çernobil örneğinde olduğu gibi, bu tür kalıntıların üzerine beton ve kurşun kaplamalar yapılmış olsa bile, sürekli izlenmeleri ve kontrol altında tutulmaları gerekiyor.”
İki uzmana göre de, nükleer tesislerin bombalanması çok yüksek risk barındıran bir eylem. Bugün için “radyasyon sızıntısı yok” açıklamaları iç rahatlatıcı olsa da, sürecin dikkatle izlenmesi gerektiği görüşü hâkim.
Kaynak: Gazete Oksijen
İşte adım adım 12 günde yaşananlar | Netanyahu: Tüm savaş hedeflerimize ulaştık
İran-İsrail arasındaki savaşa ABD'nin de dahil olduğu süreçte ateşkes ilan edildi. Bölgede 12 gün boyunca yaşanan gerilimle ilgili Netanyahu ve Trump'tan açıklamalar geldi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın önerdiği ateşkesi kabul ettiklerini Salı sabahı yaptığı yazılı açıklamayla duyurdu. Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, İsrail’in “Tüm savaş hedeflerine ulaştığı” vurgulanarak, “Yükselen Aslan Operasyonu'nda İsrail devleti tarihi başarılar elde etmiş ve kendisini dünya güçleriyle aynı hizaya yerleştirmiştir” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada ayrıca, ateşkesin ihlali halinde İsrail’in “güçlü şekilde karşılık vereceği” belirtildi.
Netanyahu’nun açıklaması, Pazartesi gecesi toplanan güvenlik kabinesinin ardından geldi. Toplantı sonrası bakanlara ateşkes konusunda kamuoyu önünde yorum yapmamaları talimatı verildi.
Ateşkes duyuruldu, İran yine vurdu
Aynı günün sabah saatlerinde Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden “ATEŞKES YÜRÜRLÜKTE. LÜTFEN İHLAL ETMEYİN!” mesajıyla ateşkesin başladığını duyurdu.
Ancak İsrailli yetkililer, Trump’ın açıklamasının hem zamanlamasının hem de içeriğinin planlandığı şekilde olmadığını belirtti. Ateşkes duyurusu öncesinde İran, İsrail’e bir saat içinde en az altı saldırı düzenledi. Saldırılarda dört kişi hayatını kaybederken, en az 20 kişi de yaralandı. İran medyasında çıkan haberlerde bu saldırının ateşkesin ihlali öncesi son dalga olduğu belirtiliyor.
Trump Truth Social üzerinden yaptığı ayrı bir paylaşımda ise şu ifadeleri kullandı:
"Herkese tebrikler! İsrail ve İran arasında, 12 saat boyunca tam ve toplam bir ateşkes olacağı konusunda tam bir anlaşmaya varıldı. Bu noktada savaş sonlandı olarak kabul edilecek! Resmen, İran ateşkesi başlatacak ve 12. Saatte İsrail ateşkesi başlatacak ve 24. saatte dünya tarafından 12 günlük savaşın resmen sonu selamlanacak.
Her ateşkes sırasında, diğer taraf barışçıl ve saygılı kalacaktır. Her şeyin olması gerektiği gibi çalışacağı varsayımıyla, ki öyle olacak, her iki ülkeyi, İsrail ve İran'ı, '12 günlük savaş' olarak adlandırılması gereken şeyi sona erdirmek için gereken dayanıklılık, cesaret ve zekaya sahip oldukları için tebrik etmek istiyorum.
Bu, yıllarca sürebilecek ve tüm Orta Doğu'yu yok edebilecek bir savaştı ama olmadı ve asla olmayacak! Tanrı İsrail'i korusun, Tanrı İran'ı korusun, Tanrı Orta Doğu'yu korusun, Tanrı Amerika Birleşik Devletleri'ni korusun ve Tanrı dünyayı korusun!"
12 günlük süreçte neler yaşandı?
13 Haziran sabah erken saatlerde İsrail, “Yükselen Aslan” (Operation Rising Lion) kod adlı operasyonda 200’den fazla savaş uçağıyla İran’ın Natanz, Fordo, Tahran ve Tebriz’deki nükleer tesisler, askeri üsler ve komutanların yer aldığı yaklaşık 100 hedefe saldırdı. İsrail ordusuna göre bu saldırılar İran’ın nükleer altyapısına “önemli darbe” vurdu.
İsrail bu saldırılardan önce İran'ın üst düzey isimlerine de suikast düzenledi. Dahası, Tahran kanadı Tel Aviv'e yanıt olarak neredeyse her gece balistik, hipersonik ve SİHA saldırısı düzenledi. Bu saldırılar İsrail'de yıkıma ve can kaybına neden oldu.
ABD'den Midnight Hammer operasyonu
21 Haziran’ı 22 Haziran’a bağlayan gece ABD, Fordow, Natanz ve İsfahan nükleer merkezlerine B‑2 bombardıman uçakları ve denizaltıdan fırlatılan Tomahawk füzeleriyle saldırdı. Operasyonun adı “Midnight Hammer”dı. ABD, “tesislere aşırı derecede zarar verildiğini” belirtirken, İran hasarı “yüzeysel” olarak tanımladı. Saldırılarda 13 tonluk sığınak delici bombalar kullanıldı.
Bu saldırılar sonrası İran'ın nükleer tesislerindeki zarar kesin olarak bilinmiyor. Uydu görüntülerde bölgede hasar olduğu net olarak gözükse de nükleer tesisler yerin onlarca hatta yüzlerce metre altında bulunuyor. Nitekim ABD'de bunu doğruluyor hatta yetkililer bölgedeki uranyumun nerede olduğunu bilmediklerini ifade ediyorlar.
İran'ın ABD üssünü vurması
23 Haziran akşamı İran, “Zaferin Müjdecisi” (Operation Glad Tidings of Victory) adlı füze saldırısıyla Katar’daki Al‑Udeid ABD üssünü hedef aldı. Toplam 19 füzeden 6’sı tesise ulaştı, ancak herhangi bir can kaybı yaşanmadı.
İran’ın yaptığı önceden haber veren müdahale, kasıtlı olarak can kaybı riski azaltılarak planlanmıştı. Başkan Donald Trump'da bu iddiaları doğrular nitelikte bir açıklamada bulundu.Uydu görüntülerinde ise vurulan askeri üssün 4 gündür boş olduğuna dair fotoğraflar yayınlandı.
Kaynak: Gazete Oksijen
Amaç: Trump'ı ikna etmek | NATO liderleri Lahey'de toplanıyor
İran gerilimi ve Rusya tehdidinin gölgesinde toplanan NATO zirvesi, ikinci kez seçilen ABD Başkanı Donald Trump’ın katılımıyla kritik bir sınav veriyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İran’ın Katar’daki ABD üssüne yönelik füze saldırısının ardından yaşanan “sınırlı” misillemeler sonrası İsrail ile ateşkes ilan edildi. Bu dönemde düzenlenen NATO zirvesi, yalnızca Ortadoğu’daki gerilimlerle değil, aynı zamanda Avrupa’nın güvenlik mimarisi açısından da kritik bir dönemeçte gerçekleşiyor.
Rusya’nın Ukrayna’daki işgali dördüncü yılına yaklaşırken, Moskova’nın agresif tutumu zirvenin arka planında etkisini hissettirmeye devam ediyor. Askeri uzmanlar bu toplantıyı Soğuk Savaş döneminden beri gerçekleştirilen en kritik toplantı olarak nitelendiriyor.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ittifakın geleceğini şekillendirecek bu zirvenin sorunsuz geçmesi için çaba gösteriyor. Zirvenin odak noktalarından biri ise, ikinci kez başkan seçilen Donald Trump’ı yatıştırmaya yönelik savunma harcaması taahhütleri.
NATO üyeleri, %5’lik savunma harcaması hedefini %3,5 doğrudan askeri harcamalara, %1,5 ise ilgili yatırımlara ayrılacak şekilde yeniden yapılandırdı. Ancak İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in bu hedefi kabul etmemesi, ittifak içinde görüş ayrılıklarını tetikledi.
Trump'ın katılmama ihtimali var mı
Zirveye katılımı uzun süre belirsiz kalan Trump’ın, Avrupa’daki Amerikan askerî varlığına ilişkin geçmişte yaptığı çıkışlar, bu yılki zirveyi daha da kritik hale getiriyor. Avrupalı liderler, Trump’ı ABD askerlerini geri çekmemeye ikna etmeye çalışacak. Zirveye katılma kararı ise son dönemde İran’a yönelik Amerikan saldırıları nedeniyle hala kesinleşmiş değil.
Diplomatik kaynaklara göre Trump’ın zirveye katılmaması, Rusya ve Çin’in işine gelecek. İsminin açıklanmasını istemeyen bir diplomat, “Trump’ın yokluğu Avrupa’nın zayıflığını göstermiş olurdu,” diyor.
Zirvede tansiyonu artırabilecek diğer bir başlık ise, Avrupa ülkelerinin savunma bütçelerini hızlı şekilde artırma konusunda zorlanmaları. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, 2035’e kadar GSYİH’nin %5’ini savunmaya ayırma sözü verirken, Slovakya gibi bazı ülkeler kendi bütçelerini bağımsız belirleme hakkını saklı tutuyor. Bu da Trump’a “istediğini alamadıysa” zirveden çekilme gerekçesi sunabilir.
Erdoğan da katılıyor
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı zirvede, ABD’nin Rusya’yı NATO’ya yönelik en büyük tehdit olarak nitelendiren ortak bildiriyi imzalayıp imzalamayacağı belirsizliğini koruyor. Trump’ın geçmişte Moskova’ya karşı sergilediği yumuşak tutum, bu süreci daha da karmaşık hale getiriyor.
Savunma konusunda Avrupa ülkeleri uzun süredir ABD’ye bağımlı. Kıtada hala entegre olmayan 178 farklı silah sistemi bulunuyor. Bu durum, yalnızca yatırım değil, verimlilik sorununu da gündeme getiriyor.
'Hiçbir şey garanti değil'
Eski ABD NATO Büyükelçisi Julianne Smith’in belirttiği gibi, “Trump varken hiçbir şey garanti değil.” Washington’un sonbaharda askeri harcamalara dair yeni bir rota çizeceği konuşulurken, Doğu Avrupa’daki 20 bin Amerikan askerinin geleceği de sorgulanıyor.
Bu nedenle, Avrupa ülkeleri ABD’yi ittifakta tutabilmek adına milyarlarca dolarlık taahhütlere giriyor. Yeni vergilerle ya da sosyal harcamalardan kısarak kaynak bulmaları bekleniyor.
NATO’nun bu zirvesi, yalnızca askeri strateji değil, aynı zamanda politik dayanıklılığın da testi olacak. Sonuçlar büyük ölçüde Trump’ın tavrına bağlı.
Kaynak: Gazete Oksijen
İran medyası İsrail'le ateşkesin başladığını duyurdu, İsrail tarafı henüz sessiz
İran basını, ABD Başkanı Donald Trump'ın tek taraflı açıkladığı ateşkesin yerel saatle başladığını belirtirken İsrail ordusu İran'dan bir salvo daha füze saldırısı düzenlendiğini duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İran Devrim Muhafızları Ordusu'na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, yerel saatle 07.30 (TSİ 07.00) itibarıyla İsrail ile ateşkesin başladığını duyurdu. Fars Haber Ajansı, Telegram sayfasından gelişmeyi "Ateşkesin Başlangıcı" başlığıyla duyurdu.
Duyuruda, "İran’ın son füzelerinin isabet etmesi, siyonistlerden çok sayıda ölü ve yaralı olmasının ardından, ateşkesin başlangıç zamanı Tahran saatiyle 07.30 diye belirlendi." ifadeleri kullanıldı.
Ateşkesin başladığının duyurulmasının ardından İran'ın bir kez daha İsrail'e füze saldırısı düzenlediği belirtildi.
Buna karşın, İsrail ordusundan yapılan açıklamaya göre, İran'dan düzenlenen son füze saldırısı üzerine kuzey bölgelerinde alarmlar çaldı. İran'ın son füze salvo saldırısında kuzeyde herhangi bir yaralı, can kaybı olmadığı aktarılırken İsrail ordusu bu bölgelerde sığınaklardan çıkılabileceğini duyurdu.
Trump'ın gece saatlerine tek taraflı olarak açıkladığı İsrail ve İran arasındaki ateşkese ilişkin Tel Aviv henüz sessizliğini koruyor.
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile İran arasında "tam ve eksiksiz ateşkes" sağlandığını ve böylelikle savaşın sona ereceğini belirtmişti.
İran: Ateşkese dair bir anlaşma söz konusu değil
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ülkesinin henüz İsrail'le ateşkese dair bir anlaşma yapmadığını bildirdi.
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, X sosyal medya platformundan ateşkes iddialarına ilişkin açıklama yaptı. İranlı Bakan, "Şu an itibarıyla herhangi bir ateşkes ya da askerî operasyonların durdurulmasına dair bir anlaşma söz konusu değil. Ancak, İsrail rejimi İran halkına yönelik yasa dışı saldırganlığını en geç sabah 04.00'e kadar durdurursa, bu saatten sonra yanıtımızı sürdürme niyetimiz yoktur. İran’ın defalarca açıkça belirttiği gibi, savaşı başlatan İran değil, İsrail olmuştur" ifadelerini kullandı.
Erakçi, İran'ın askeri operasyonlarını durdurmasına ilişkin nihai kararın daha sonra verileceğini belirtti.
Saat 4'ten sonra
İran'da saat 4'ü geçtikten sonra bir paylaşım daha yapan Arakçi, İran'ın silahlı kuvvetlerinin "Saat 4'e kadar operasyonlarına devam ettiğini" yazdı. Ancak sabah saatlerinde İsrail, İran'ın ülkeye yönelik dört füze saldırısı gerçekleştirdiğini ve bu saldırılarda üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.
Bu saldırıların ardından İran devlet televizyonu IRINN, ateşkesin sağlandığını, bunun Katar'daki ABD üssüne yapılan saldırı sayesinde İsrail'e kabul ettirildiğini duyurdu. Haberi okuyan spiker, "Trump'ın saldırı sonrası ateşkes için İran'a yalvardığını" söyledi.
Henüz İsrail'den resmi bir açıklama gelmedi.
'ABD'nin yaşadığı aşağılanmadan uzaklaştırmak için önerildi'
Fars Haber Ajansı'na konuşan ismi açıklanmayan İranlı bir yetkili de Trump'ın açıklamalarının ardından, "ABD Başkanı Donald Trump'ın önerdiği ateşkes planı tamamen yanlıştır ve kamuoyunu bölgedeki üslerine saldırıyla ABD'nin son zamanlarda yaşadığı aşağılanmadan uzaklaştırmak amacıyla önerilmiştir." ifadelerini kullandı.
İran tarafından resmi veya gayriresmi bir ateşkes teklifi alınmadığını aktaran yetkili, "Bu medya atmosferine yanıt olarak İran İslam Cumhuriyeti, önümüzdeki birkaç saat içinde siyonist rejime (İsrail) bu iddianın yanlışlığını uygulamada ve sahada gösterecektir." açıklamasında bulundu.
Bölge ülkeleri hava sahalarını açtı
Katar'daki ABD üssüne yönelik İran saldırısından saatler sonra Katar'daki alarm hali sona erdi ve Katar hava sahası yeniden sivil uçuşlara açıldı. Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn de hava sahalarının sivil uçuşlara açıldığını duyurdu.
İran, İsrail ve ABD'nin saldırılarından sonra Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliğini durduracak
İran Meclisinin, Tahran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile denetimleri de kapsayan işbirliğini durdurma tasarısı, Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonundan geçti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyon Sözcüsü İbrahim Rızai, tasarının bugün yapılan toplantıda genel hatlarıyla kabul edildiğini belirtti.
Rızai, "Bu plana göre, hükümetin Ajans ile kamera yerleştirme, denetim yapma, müfettiş girişi yapma veya Ajansa rapor sunma gibi her türlü işbirliğini askıya alması gerekiyor. Bu durum, ülkemizin nükleer tesislerinin güvenliği garanti altına alınana kadar devam edecek" dedi.
Tasarının önce Mecliste oylanması daha sonra Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'a gönderilmesi gerekiyor.
İranlı yetkililer, İsrail'in saldırılarının ardından UAEA Başkanı Rafael Mariano Grossi'yi Tel Aviv yönetiminin saldırılarını meşrulaştırmakla suçluyor.
Grossi, ne İsrail'in ne de ABD'nin İran'ın nükleer tesislerine saldırılarını kınamıştı.
İran lideri Ali Hamaney'in Danışmanı ve eski Meclis Başkanı Ali Laricani de X hesabından paylaştığı mesajında, "Savaş bitince Grossi'nin hesabını göreceğiz" ifadelerini kullanmıştı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı: İran’ın nükleer tesislerindeki hasar 'oldukça ciddi'
Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, ABD’nin İran’daki nükleer tesislere düzenlediği bombalı saldırıların muhtemelen çok ciddi hasara yol açtığını açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Grossi, bu değerlendirmenin nedeni olarak “kullanılan patlayıcıların gücü ve santrifüjlerin titreşime son derece duyarlı yapısı”na işaret etti. Ancak IAEA Başkanı, saldırının tüm sonuçlarının henüz netleşmediğini de vurguladı.
Grossi, Trump yönetiminin hedef aldığı nükleer tesislerden biri olan Fordow’daki yer altı hasarının boyutunun henüz tam olarak değerlendirilemediğini ve IAEA dahil hiçbir kurumun buna dair kapsamlı bir değerlendirme yapabilecek konumda olmadığını söyledi.
İran saldırısı sonrası Trump'tan ilk açıklama: İran ve İsrail tam ateşkeste anlaştı
İran'ın Katar'da bulunan ABD üssünü vurmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ve İran arasında ateşkes sağlandığını söyleyerek, "İsrail ve İran arasında, 12 saat boyunca ateşkes olacağı konusunda anlaşmaya varıldı. Bu noktada savaş sonlandı olarak kabul edilecek" ifadelerini kullandı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İran'ın Katar'daki ABD üssünü vurması sonrası Trump'ın yaptığı açıklama şöyle:
"Herkese tebrikler! İsrail ve İran arasında, 12 saat boyunca tam ve toplam bir ateşkes olacağı konusunda tam bir anlaşmaya varıldı. Bu noktada savaş sonlandı olarak kabul edilecek! Resmen, İran ateşkesi başlatacak ve 12. Saatte İsrail ateşkesi başlatacak ve 24. saatte dünya tarafından 12 günlük savaşın resmen sonu selamlanacak. Her ateşkes sırasında, diğer taraf barışçıl ve saygılı kalacaktır. Her şeyin olması gerektiği gibi çalışacağı varsayımıyla, ki öyle olacak, her iki ülkeyi, İsrail ve İran'ı, '12 günlük savaş' olarak adlandırılması gereken şeyi sona erdirmek için gereken dayanıklılık, cesaret ve zekaya sahip oldukları için tebrik etmek istiyorum. Bu, yıllarca sürebilecek ve tüm Orta Doğu'yu yok edebilecek bir savaştı ama olmadı ve asla olmayacak! Tanrı İsrail'i korusun, Tanrı İran'ı korusun, Tanrı Orta Doğu'yu korusun, Tanrı Amerika Birleşik Devletleri'ni korusun ve Tanri dünyayı korusun!"
"İran'ın misillemesi zayıf oldu"
Trump'ın ateşkes açıklamasından önce yaptığı açıklamalar ise şöyle:
"Nükleer tesislerini yok etmemize İran'ın verdiği yanıt çok zayıf oldu. İran, nükleer tesislerini yok etmemize resmi olarak yanıt verdi ancak bu yanıt oldukça zayıftı — ki zaten bunu bekliyorduk — ve biz de bu saldırıyı son derece etkili bir şekilde püskürttük.
Toplam 14 füze fırlatıldı — bunlardan 13’ü imha edildi, biri ise 'serbest bırakıldı' çünkü tehdit oluşturmayacak bir yöne gidiyordu. Memnuniyetle bildiriyorum ki, hiçbir Amerikalı zarar görmedi ve neredeyse hiçbir hasar oluşmadı.
En önemlisi, İran tüm öfkesini ‘boşaltmış’ görünüyor ve umuyorum ki artık daha fazla nefret olmayacak. İran’a, saldırı öncesinde bize erken haber verdikleri için teşekkür ediyorum. Bu sayede hiçbir can kaybı yaşanmadı, kimse yaralanmadı.
Belki artık İran, bölgede barış ve uyum yolunda ilerleyebilir ve ben İsrail’i de aynı yönde ilerlemeleri konusunda güçlü şekilde teşvik edeceğim. Bu meseleye gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim!
Bölgeye barış getirme çabaları doğrultusunda yaptığı tüm katkılar için Katar’ın son derece saygıdeğer Emiri’ne teşekkür etmek istiyorum. Bugün Katar’daki Amerikan Üssü’ne yönelik saldırıyla ilgili olarak, hiçbir Amerikalının hayatını kaybetmediğini ya da yaralanmadığını memnuniyetle bildiriyorum. Daha da önemlisi, hiçbir Katarlının da hayatını kaybetmediğini veya yaralanmadığını belirtmek isterim. Bu meseleye gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim"
Trump paylaşımını şu sözlerle bitirdi:
"Tebrikler dünya, artık barış zamanı!"
Rusya: İran'a nükleer silah tedarik etme niyetimiz yok
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı (eski Devlet Başkanı) Dmitriy Medvedev, ülkesinin, "Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'na” taraf olduğunu ve bu nedenle İran’a nükleer silah tedarik etme niyetinin olmadığını söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Medvedev, yaptığı yazılı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın bugün kendisine yönelik yaptığı açıklamaya karşılık verdi.
ABD’nin İran saldırısını kınadığını vurgulayan Medvedev, saldırının amacına ulaşamadığını belirtti.
İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'na taraf olmadığına işaret eden Medvedev, "Rusya’nın İran’a nükleer silah tedarik etme niyeti yok çünkü Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'na tarafız" ifadesini kullandı.
Medvedev, Rusya’da devlet başkanlığı yaptığı dönemde Rus nükleer gücünden sorumlu olduğunu ve İran’a nükleer silah tedarik etmenin nelere yol açabileceğinin farkında olduklarını söyledi.
Kendisinin "bir ABD başkanı" ile Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması'nı (Yeni START) imzaladığını anımsatan Medvedev, söz konusu anlaşmanın hala yürürlükte olduğunu kaydetti.
Hangi ülkenin daha fazla nükleer silaha sahip olduğu tartışmasına da girilmemesi gerektiğini vurgulayan Medvedev, "Soru şu, sırada ne var?" ifadesini kullandı.
Trump, bugün Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, Medvedev'in, hafta sonu ABD tarafından nükleer tesisleri vurulan İran'a "başka ülkeler tarafından nükleer silah verilebileceği" yönündeki açıklamasına sert tepki göstermişti.
İran’ın Katar'daki ABD üssüne yönelik saldırısı sembolik olabilir
Doha Enstitüsü’nde Eleştirel Güvenlik Çalışmaları alanında yardımcı doçent olan Muhanad Seloom, İran’ın son saldırılarının asıl öneminin İran ile ABD arasındaki çatışmanın yeni bir aşamaya tırmanması olduğunu belirtiyor. Seloom'a göre İran ilk kez Irak dışındaki bir ABD üssünü doğrudan hedef aldı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
“Geçmişte bunu Irak’ta yaptılar. O ülke 2003’ten beri ABD ile İran arasında bir savaş alanına dönüştü” (KATAR DA BENZERİ OLUR MU BİR DURUP BAKMAK LAZIM? )
YANİ KATAR 'DA IRAK OLUR MU ? İRAN ABD ÇEKİŞMESİ SAHASI ?
diyen Seloom, Irak’taki bu tür saldırıların artık “normalleştiğini” söylüyor.
“Ancak şimdi Katar gibi üçüncü bir ülkenin topraklarında ABD hedef alınarak bu sınır aşılmış oldu” diyen Seloom, saldırının boyutuna dikkat çekti.
Ayrıca, Al Udeid Hava Üssü’nün sadece ABD değil, Katar askerlerine de ev sahipliği yaptığını hatırlattı.
Saldırı muhtemelen sembolik
“Benim ilk değerlendirmem, İran’ın bu saldırıyı hem ABD’ye hem muhtemelen Katar’a önceden haber verdiği yönünde. Bu yüzden bu saldırı büyük ihtimalle sembolik nitelikteydi” dedi.
Seloom’a göre İran ile ABD arasındaki gerilim bundan sonra iki yönde ilerleyebilir:
İran, bu saldırıyla itibarını koruduğunu ilan edip müzakereye açık olduğunu söyleyebilir.
Ya da gerilim çok daha tehlikeli bir yönde tırmanabilir. Bu durumda ABD, personeline yönelik saldırılara mutlaka karşılık verir.
Beyaz Saray: Trump yönetimi İran’ın misillemesini bekliyordu
Üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi, hafta sonu ABD’nin İran’daki nükleer tesislere düzenlediği saldırıların ardından Tahran’ın misillemede bulunacağını Trump yönetiminin öngördüğünü söyledi. Yetkili ayrıca, Başkan Donald Trump’ın bölgede daha fazla askeri çatışma istemediğini belirtti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
SÜLEYMANİ SUİKASTİNDE VERDİKLERİ TEPKİNİN AYNISI !
“Misilleme yapacaklarını biliyorduk. Süleymani olayında da benzer bir tepki vermişlerdi” diyen yetkili, 2020’de ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında öldürülen İranlı komutan Kasım Süleymani’yi hatırlattı.
Yetkili, İran’ın pazartesi günü fırlattığı füzelerin hedeflerine isabet etmediğine dair ilk değerlendirmelerin yapıldığını söyledi. Katar Savunma Bakanlığı da ülkedeki ABD hava üssüne yönelik İran füze saldırısının hava savunmaları tarafından engellendiğini açıklamıştı.
Aynı yetkiliye göre, Trump gerektiğinde ABD’nin askeri müdahalesini tırmandırmaya istekli. Başkan Trump’ın pazartesi öğleden sonra ulusal güvenlik yetkilileriyle görüşmesi planlanıyor ve bu görüşmenin ardından tutumunda değişiklik olabileceği belirtiliyor.
Yorumlar