3
- mutlunecmettin
- 2 Ağu
- 11 dakikada okunur
Brezilya'da 'tarife' protestosu: Trump ve Bolsonaro'nun kuklaları yakıldı
Brezilya’nın çeşitli kentlerinde ABD’nin uyguladığı yüzde 50’lik gümrük tarifelerine karşı protesto gösterileri düzenledi. Protestolar sırasında, ABD Başkanı Trump ve eski Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro'nun kuklaları yakıldı, ABD bayrağı ateşe verildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Brezilya'da başta başkent Brazilya olmak üzere Sao Paulo ve Rio de Janeiro’da toplanan binlerce kişi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Brezilya’ya yönelik gümrük vergilerini protesto etti. Gösterileri, Brezilya Ulusal Öğrenciler Birliği (UNE) organize etti. Katılımcılar, ABD'nin çeşitli kentlerdeki konsoloslukları ile elçiliklerine yürüyüş düzenledi. Protestolara çok sayıda vatandaşın yanı sıra sosyal hareketler ve akademisyenler de destek verdi.
Eylemciler, taşıdıkları döviz ve pankartlarda "Trump, halkın düşmanı", "Brezilya egemen bir ülke" ve "Ne yapacağına sadece Brezilyalılar karar verir" mesajlarını öne çıkardı. Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'dan ABD’ye karşı net bir tutum almasını isteyen göstericiler, hükümete destek verdi.
"Ne yapılacağına yalnızca biz karar veririz"
Akademisyen Leonardo Cesar de Moura, buradaki konuşmasında, ABD’nin uyguladığı yüzde 50’lik gümrük vergilerinin Brezilya'nın içişlerine doğrudan müdahale anlamına geldiğini ifade etti. Moura, "Ne yapılacağına yalnızca biz karar veririz. Kendini diğer tüm ülkelerin üstünde gören yabancı bir liderin, Brezilya demokrasisini vesayet altına alma hakkı yoktur" diye konuştu. Öte yandan protestolar sırasında, Trump ve eski Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'nun kuklaları yakıldı ve ABD bayrağı ateşe verildi.
ABD yönetimi, "ABD'nin ulusal güvenliği, dış politikası ve ekonomisi açısından tehdit" olarak tanımladığı Brezilya'ya uyguladığı gümrük tarife oranını yüzde 10'dan yüzde 50'ye yükseltmişti. Lula da Silva, 31 Temmuz'da yaptığı açıklamada, ülkesine uygulanan gümrük tarifesini yüzde 50'ye yükselten ABD Başkanı Trump'ı açıkça eleştirmekten endişe duymadığını bildirmişti. Trump, temmuz ayının başlarında, Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva'ya gönderdiği mektupta, 1 Ağustos'tan itibaren Brezilya'ya yüzde 50 gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuştu. ABD Başkanı, mektubunda, Brezilya'nın sağcı eski Devlet Başkanı Bolsonaro'ya karşı açılan davayı sonlandırmaması halinde bu yüksek gümrük vergisini uygulayacağını belirtmişti.
Kaynak: AA
AB Komisyonu, uçaklarda sıvı kısıtlamasının kaldırılmasının önünü açtı
AB Komisyonu uçak yolculuklarında sıvı miktarı sınırının kaldırılmasının yolunu açtı. Komisyon, sıvı patlayıcıları güvenilir bir şekilde tespit edilebilen tarayıcıların kullanımını onayladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, sıvıların patlayıcı içerip içermediğini tespit edebilen tarama cihazlarının kullanımına onay vererek, uçak yolculuklarındaki sıvı miktarı sınırının kaldırılmasının önünü açtı. Alman kamu yayıncısı ARD’ye bağlı tagesschau.de internet sitesinin haberine göre, AB Komisyonu uçak yolcularında sıvı miktarı sınırının kaldırılmasına zemin hazırladı. Haberde, AB Komisyonu sözcüsü, sıvı patlayıcıları güvenilir şekilde tespit edebilen tarayıcıların kullanımını onayladıklarını ve bunun teorik olarak el bagajında daha büyük şişelerin taşınmasına olanak tanıyacağını doğruladı.
Sözcü, AB’ye üye 21 ülkedeki havalimanlarında yaklaşık 700 tarama cihazının kullanıldığını veya kullanıma hazırlandığını, onay alan yeni cihazlarla bu sayının artacağını bildirdi. Haberde, söz konusu cihazların tıp alanında kullanılan bilgisayar tomografi tekniğiyle el bagajlarını taradığı kaydedildi. Alman Havalimanları Birliğinden (ADV) yapılan açıklamada, el bagajında sıvılar için 100 mililitre sınırını kaldırma planının memnuniyetle karşılandığı ifade edildi. ADV Genel Müdürü Ralph Beisel, bunun havalimanlarında daha fazla konfor ve daha hızlı işlemler için büyük bir adım olacağını belirterek, tekniğin güvenilir olduğunu ve herkes için kontrolleri daha kolay hale getireceğini dile getirdi.
Yolcular için şimdilik bir değişiklik olmayacak
Beisel, AB’nin sertifikasyon sürecini eleştirerek, "Havaalanlarımız hazır. Modern güvenlik çözümleri uygulamak istiyorlar. Ancak bunun için AB düzeyinde açık ve adil kurallara ihtiyaçları var" değerlendirmesinde bulundu. Öte yandan Almanya havalimanlarında uygulamanın yürürlüğe girmesinin zaman alacağı bildirildi. Frankfurt Havalimanı sözcüsü, yaklaşık 190 güvenlik şeridinden 40’ında yeni tarayıcıların aktif olduğunu ve 40 cihazın daha sipariş edildiğini açıkladı. Sözcü, tüm havalimanlarının ne zaman yeni cihazlarla donatılacağının henüz belli olmadığını ve bu yüzden yolcular için şimdilik bir değişiklik olmayacağını belirtti. Münih Havalimanı’nda da benzer bir durumun yaşandığı, tarayıcıların sayısının fazla olduğu ancak yazılım uyarlamasının yaz tatili nedeniyle ileri bir tarihe ertelendiği bildirildi. Uçak yolculuğunda sıvı miktarı kısıtlaması, teröristlerin uçakta çeşitli sıvıları patlayıcı madde yapabilmesi üzerine 2006 yılında yürürlüğe girmişti.
Kaynak: AA
Hamas: Filistin halkı ulusal haklarını kazanmadığı sürece silah bırakmamız söz konusu olamaz
Hamas, Gazze'de ateşkes ve esir takası anlaşması müzakereleri kapsamında silah bırakmayı kabul ettiklerine ilişkin iddiaları yalanladı. Yapılan açıklamada, "Filistin halkı ulusal haklarını tam olarak kazanmadığı sürece silah bırakmamız söz konusu olamaz" denildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Hamas, ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un "Hamas silah bırakmayı kabul etti" dediği yönündeki haberlere ilişkin Telegram hesabından bir açıklama yayımladı. Açıklamada, "işgal devam ettiği sürece direniş ve silahların ulusal ve yasal bir hak olduğunu" belirterek bunun uluslararası normlarla teyit edildiği kaydedildi.
Filistin halkının ulusal haklarını tam olarak kazanmadığı sürece silah bırakmalarının söz konusu olmayacağını vurgulayan Hamas, "Bunların başında da başkenti Kudüs olan tam egemenliğe sahip bağımsız Filistin devletinin kurulması geldiğini yeniden teyit ederiz" ifadesini kullandı. Tel Aviv'de İsrailli esir yakınlarıyla bir araya gelen ve burada çelişkili ifadeler kullandığı aktarılan Witkoff'un, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun savaşı sona erdirmeye kararlı olduğunu belirterek, "Hamas, silah bırakmayı kabul etti" dediği iddia edilmişti.
Kaynak: AA
Batı, Gazze’yi yüzüstü bırakıyor
Financial Times’ın başyazısında Batılı ülkelere İsrail’e yönelik yaptırımları artırma, silah satışını durdurma ve Filistin devletini tanıma çağrısında bulunuldu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Dünya, Gazze’deki gibi bir kitlesel insanlık dramını nadiren bu kadar net şekilde görmüştür. Abluka altındaki Filistin bölgesinden gelen görüntüler, İsrail’in yaklaşık 22 aydır sürdürdüğü saldırıların yol açtığı ölüm ve yıkımı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Bölgede kitlesel açlık baş gösteriyor. Ancak İsrail askerleri, İsrail ve ABD destekli kusurlu bir sistem altında faaliyet gösteren yardım dağıtım merkezlerine ulaşmaya çalışan yüzlerce kişiyi öldürdü. Yerel sağlık yetkililerine göre, İsrail’in saldırısında ölen Filistinlilerin sayısı 60 bine yaklaşıyor.
Sınır çoktan aşıldı
Gazze’nin her noktasında kasabalar yerle bir edildi. 2.1 milyonluk nüfusun çoğu çorak arazilere sürüklendi. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, yerel basına verdiği demeçte, Gazze’nin güneyinde 600 bin kişiyi ve daha sonra tüm nüfusu barındıracak bir “insani şehir” kurmak istediğini söyledi. Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert, bunun “toplama kampına” benzeyeceği uyarısında bulundu.
İsrail’in saldırısı, orantılı bir yanıtın sınırlarını çoktan aştı. Saldırılar devam ettikçe, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümetinin Filistin toplumunun dokusunu yok etmek için intikamcı bir saldırı yürüttüğünün izleri daha da belirgin hale geldi. Bu model, daha küçük ölçekte, işgal altındaki Batı Şeria’da da tekrarlanıyor. İsrail’in askeri operasyonları ve Yahudi yerleşimcilerin şiddet eylemleri binlerce kişiyi evlerinden etti. Giderek artan sayıda soykırım uzmanı, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin soykırıma eşdeğer olduğu sonucuna varıyor.
İsrail bu iddiayı şiddetle reddediyor. Ancak, etnik temizliğe dair kanıtlar artıyor. Askeri harekat tehdidi altında nüfus defalarca zorla yerinden edildi. Yardımların da tartışmasız bir şekilde silah olarak kullanıldığı ve Hamas’ın korkunç eylemleri nedeniyle tüm nüfusun toplu olarak cezalandırıldığı görülüyor.
Harekete geçilmeli
Ancak İsrail’in Batılı müttefikleri, Netanyahu’ya savaşı sona erdirmesi için gerekli adımları atmayı hâlâ reddediyor - özellikle de en fazla etkiye sahip olan Trump yönetimi. Diğer Batılı ülkeler kınamalarını artırdı, ancak bu tür açıklamalar yeterli değil. İsrail hükümeti savaşı derhal sona erdirmeyi ve Gazze’ye yardım akışını artırmayı kabul etmedikçe, Batılı ülkeler Netanyahu ve hükümetine yaptırım uygulamalıdır. İsrail’e tüm silah satışlarını durdurmalıdırlar. Daha fazlası, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un örneğini takip ederek Filistin devletini tanımalıdırlar. Arap ülkeleri de daha fazlasını yapabilir. Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail ile ilişkileri olan diğer ülkeler, radikal bir değişiklik olmadan diplomatik ilişkilerin sürdürülemeyeceğini açıkça belirtmelidir.
İsrail bu hafta sonu, Netanyahu hükümetinin dış baskıdan etkilenmediğinin bir işareti olarak “taktiksel duraklamalar” ve “insani koridorlar” ilan etti. Ancak bunlar yeterli değil. Dünya Filistin halkını yüzüstü bırakıyor - bu başarısızlık, özellikle Batı ülkeleri için önümüzdeki yıllarda bir hayalet gibi peşlerini bırakmayacak.
© Financial Times Company Limited 2025
Hindistan Başbakanı Modi 'BrahMos' füzesiyle tehdit etti: Pakistan yanlış bir adım atarsa teröristleri yok edecek
Hindistan Başbakanı Modi, Pakistan'ı 'yerli üretim' BrahMos füzesiyle tehdit etti. Modi, "Pakistan yeni bir yanlış adım atarsa BrahMos füzeleri teröristleri yok edecek" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, yerli üretim füzelerine dikkati çekerek, "Pakistan yeni bir yanlış adım atarsa BrahMos füzeleri teröristleri yok edecek" ifadesini kullandı. Hindustan Times'ın haberine göre, Modi, Uttar Pradeş eyaletindeki Varanasi kentinde düzenlenen mitingde konuştu. Modi, ülkesinin savunma kapasitesinin arttığına işaret ederek, 'Sindoor Operasyonu' sırasında dünyanın Hindistan’ın yerli silahlarının gücünü, hava savunma sistemlerinin etkinliğini ve insansız hava araçlarının başarısını gördüğünü iddia etti.
BrahMos füzesinin "Hindistan’ın düşmanları üzerinde korku yarattığını" öne süren Modi, Hindistan’ın kuzeyindeki Uttar Pradeş eyaletinde birçok savunma firmasının üretim tesisleri kurduğunu ve bu sayede "yerli üretim silahların ordunun temel gücü haline geleceğini" dile getirdi. Modi, BrahMos füzelerinin yakın zamanda Uttar Pradeş'in başkenti Lucknow'da da üretileceğini vurgulayarak, "Pakistan yeni bir yanlış adım atarsa BrahMos füzeleri teröristleri yok edecek" ifadesini kullandı. BrahMos füzesi, Hindistan Savunma Araştırma ve Geliştirme Organizasyonu (DRDO) ile Rusya'nın NPO Mashinostroyenia kuruluşu arasında ortak girişimle geliştiriliyor. Füze, kara, deniz ve hava platformlarından fırlatılabiliyor, 400 kilometreye kadar menzil sunuyor.
Hindistan-Pakistan çatışması
Hindistan'ın, 22 Nisan'da Cammu Keşmir'in Pahalgam bölgesinde 26 kişinin öldürüldüğü terör saldırısına misilleme gerekçesiyle 6 Mayıs'ta Pakistan topraklarına ve Pakistan'ın kontrolündeki Azad Keşmir bölgesine füze saldırıları düzenlemesiyle taraflar arasında çatışmalar başlamıştı. İki ülke, 10 Mayıs'ta ABD'nin arabuluculuğunda ateşkes ilan etmişti.
Kaynak: AA
Siyasi baskı, Mossad tehdidi, cinsel suç iddiaları: UCM Başsavcısı Khan, İsrail soruşturması nedeniyle hedefte
UCM Başsavcısı Khan'ın, İsrail soruşturması nedeniyle siyasi baskı ve tehditlerle hedef alındığı belirtildi. Middle East Eye sitesinin haberine göre, Mossad'ın Lahey'de aktif olduğu yönünde Khan'a güvenlik brifingi verildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Karim Khan'ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve diğer üst düzey İsrailli yetkililere yönelik savaş suçu soruşturmasında siyasi baskı, istihbarat tehdidi ve cinsel suç iddialarıyla hedef alındığı bildirildi. Middle East Eye (MEE) sitesinin özel haberinde, Khan'a yönelik karalama kampanyasının yalnızca Khan'ın şahsi itibarını değil, UCM'nin kurumsal geleceğini de tehdit ettiği belirtildi.
Cameron: Tutuklama kararı çıkarırsa İngiltere çekilir
Khan'a yönelik baskıların, özellikle İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve işgal altındaki Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetleri nedeniyle Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarmaya hazırlandığı Nisan 2024'ten itibaren arttığı ifade edildi. Haberde, eski İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron'un, Mahkeme, İsrailli yetkililer hakkında tutuklama kararı çıkarırsa İngiltere'nin UCM'den çekileceği tehdidinde bulunduğu öne sürüldü. Cameron'un Khan ile yaptığı telefon görüşmesinde, "Bu karar bir hidrojen bombası etkisi yaratır." dediği ifade edildi. ABD'li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın da Khan'ı yaptırımlarla tehdit ettiği ve "Tutuklama kararlarını çıkarırsan rehineleri sen öldürmüş olursun" ifadesini kullandığı ileri sürüldü. Haberde, Mossad'ın Lahey'de aktif olduğu yönünde Khan'a güvenlik brifingi verildiği, bunun da Khan'ın fiziksel güvenliğine yönelik endişelere yol açtığı bildirildi.
Cinsel taciz ve saldırı suçlamaları
Khan'a yöneltilen cinsel taciz ve saldırı suçlamalarının, Başsavcının kendi ofisindeki bir kadın çalışan tarafından yapıldığı ve şikayetçinin bu süreçte BM'ye bağlı Denetim Ofisi ile işbirliği içinde olduğu bilgisine yer verildi. Aynı kadın çalışanın, daha önce başka bir UCM yetkilisi hakkında şikayette bulunduğu ve bu şikayetin takibinin Başsavcı Khan'ın bilgisi ve onayı dahilinde yürütüldüğü aktarıldı. Haberde, bu soruşturmada herhangi bir usulsüzlük tespit edilmediği belirtildi. Khan'ın yakın çalışma arkadaşı Thomas Lynch'in hem soruşturmalarda kilit rol oynadığı hem de İsrail ile yürütülen süreçlerde doğrudan bağlantı kurduğu kaydedilen haberde, Lynch'in daha sonra Khan'a soruşturmadan el çektirilmesi için UCM yönetimine başvuruda bulunduğu öne sürüldü.
"Süreç 'usulsüz' ve 'siyasi müdahale' içerdiği gerekçesiyle endişe verici"
MEE'ye konuşan eski UCM yargıçları, Khan'a yönelik yürütülen sürecin "usulsüz" ve "siyasi müdahale" içerdiği gerekçesiyle endişe verici olduğunu belirtti. Yargıçlar, Başsavcının kimliğinin soruşturma sürerken kamuoyuyla paylaşılmasının da mahremiyet ihlali olduğuna işaret etti. UCM'ye yönelik baskıların sürdüğü vurgulanan haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı Reed Rubinstein'ın, "Eğer Netanyahu hakkındaki yakalama emri geri çekilmezse, tüm seçenekler masadadır." uyarısında bulunduğu hatırlatıldı. Haberde görüşüne yer verilen bir kaynak, "Bu sadece Karim Khan'a değil, UCM'ye yönelik bir yıkım girişimidir. Bu kampanya başarılı olursa, kurallara dayalı uluslararası düzen sona erer" değerlendirmesinde bulundu.
Le Monde: Baskılar Mart 2024'te başladı
Fransız Le Monde gazetesinin haberine göre de Khan'a yönelik baskılar Mart 2024'te başladı. ABD, Fransa ve İngiltere'den hükümet yetkililerine Netanyahu hakkında yakalama emri kararı çıkarmak istediğini bildiren Khan, bu tarihten itibaren yoğun baskı altında kaldı. Netanyahu'nun "müttefiklerinden Khan'ı durdurmak için ellerindeki tüm araçları seferber etmelerini istediği" belirtilen haberde, 23 Nisan 2024'te Khan'ın Venezuela'da görevde olduğu sırada dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Cameron tarafından telefonla arandığı ifade edildi. Habere göre, Cameron, Khan'dan Netanyahu hakkında yakalama emri çıkarma niyetinden vazgeçmesini istedi, aksi takdirde İngiltere'nin UCM'nin kurucu anlaşmasından çekileceği tehdidinde bulundu.
UCM Başsavcısı Karim Khan, geçen sene BBC'ye verdiği röportajda, Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama kararı çıkarılmaması için bazı dünya liderlerinden baskı gördüğünü belirtmişti. Khan, "Birçok lider ve diğerleri bana söyledi, bana tavsiyede bulundu ve beni uyardı." ifadesini kullanmıştı.
Kaynak: AA
İsrailli yazar David Grossman: Gazze’de soykırım yaşanıyor, artık bu kelimeyi kullanmaktan kaçamıyorum
İsrailli yazar David Grossman, Gazze'de yaşananları 'soykırım' olarak tanımladı. Grossman, “Gazze’deki açlık ve yıkım öyle bir boyuta ulaştı ki, artık başka kelimeler yetersiz kalıyor" diye konuştu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail’in önde gelen yazar ve barış savunucularından David Grossman, Gazze'deki tabloyu 'soykırım' olarak tanımladı. Bu tanımı yapmanın kendisi için son derece acı verici olduğunu belirten Grossman, “Bunu tarifsiz bir acıyla ve kalbim kırık bir şekilde söylüyorum. Artık bu kelimeyi kullanmaktan kaçamıyorum” dedi. Alman Der Spiegel dergisinde yer alan haberde 71 yaşındaki yazar Gossman, yıllar boyunca “soykırım” kelimesini kullanmaktan özellikle kaçındığını, ancak Gazze’deki insani tabloyu yerinde gözlemleyen kişilerle yaptığı görüşmeler ve gördüğü görüntüler karşısında başka bir tanımın yetersiz kaldığını ifade etti.
Grossman, “Gazze’deki açlık ve yıkım öyle bir boyuta ulaştı ki, artık başka kelimeler yetersiz kalıyor. ‘İsrail’ ve ‘açlık’ kelimelerinin yan yana gelmesi yıkıcı” diye konuştu. Holocaust gibi geçmişine sahip bir toplumun insan acısına bu denli duyarsız hale gelmesini “inanılmaz” olarak niteleyen yazar, İsrail’in aylardır Gazze’ye yeterli gıda yardımı ulaştırmadığını ve bunun bölgede ciddi bir kıtlığa neden olduğunu vurguladı.
İsrail halkının neden Gazze’de yaşananlara karşı sokaklara inmediği sorusuna ise Grossman, “Çünkü görmemek daha kolay. Korkuya ve nefrete kapılmak çok daha basit. 7 Ekim saldırısından sonra birçok insan ortak sol değerlerden vazgeçti. Artık düşünmelerine gerek kalmadı, çoğunluğun parçası olduklarını hissederek rahatladılar" dedi. İsrail’in uluslararası alanda giderek daha fazla yalnızlaştığına dikkat çeken Grossman, Avrupa’nın desteğinin de zayıflamaya başladığını belirtti. Grossman, “Korkuya teslim oldukça yalnızlaşıyoruz. Bu yalnızlık, bizi içinden çıkılamaz bir tuzağa sürüklüyor. Bu tuzaktan kurtulamayabiliriz” ifadesini kullandı.
Kaynak: ANKA
Apple CEO'su Cook, yatırım yapacakları yeni alanı açıkladı: Kesenin ağzını açmaya hazırız
Apple CEO’su Tim Cook, şirketin uzun süredir benimsediği temkinli mali politikanın dışına çıkarak, yapay zeka alanında büyümeyi hızlandırmak için daha büyük ölçekli yatırımlar yapmaya hazır olduklarını bildirdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Apple CEO’su Tim Cook, şirketin yapay zeka alanında rakiplerinin gerisinde kalmamak için daha fazla harcama yapmaya hazır olduğunu açıkladı. Bu harcamalar, daha fazla veri merkezi inşa etmeyi ya da bu alanda büyük bir şirket satın almayı kapsayabilir. Bu açıklama, Apple’ın uzun süredir benimsediği mali temkinli yaklaşımından bir sapma anlamına geliyor.
Apple gecikmeli tepki veriyor
Microsoft ve Alphabet’e bağlı Google gibi rakipleri, yapay zeka destekli sohbet botları ve dijital asistanları sayesinde yüz milyonlarca kullanıcıya ulaşırken, Apple bu yarışta geride kalmış durumda. Ancak bu büyümenin ağır bir maliyeti oldu; Google önümüzdeki yıl 85 milyar dolar harcamayı planlarken, Microsoft’un harcamalarının büyük ölçüde veri merkezlerine yönelik olmak üzere 100 milyar doları aşması bekleniyor.
Apple ise bugüne kadar bulut bilişim ihtiyaçlarının bir kısmını dış veri merkezi sağlayıcıları aracılığıyla karşılamayı tercih etti. Şirket, bazı iPhone özellikleri için ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI ile yaptığı dikkat çekici ortaklığa rağmen, yapay zeka teknolojisini büyük ölçüde kendi bünyesinde geliştirmeye çalışıyor.Siri sanal asistanındaki iyileştirmeler bu çabanın başlıca örneklerinden biri olsa da, bu geliştirmeler 2025 yılına ertelendi.
'Katkı sağlayacak her şirketle ilgileniriz'
Apple’ın mali yılının üçüncü çeyreğine ilişkin sonuçların açıklandığı konferans görüşmesinde analistler, şirketin tarihsel olarak büyük ölçekli satın almalara sıcak bakmadığını hatırlatarak, yapay zeka hedefleri doğrultusunda farklı bir yol izleyip izlemeyeceğini sordu.
CEO Tim Cook, Apple’ın bu yıl içinde yedi küçük şirket satın aldığını belirterek, daha büyük ölçekli şirket alımlarına da açık olduklarını ifade etti.
“Yol haritamızı hızlandıracak her türlü birleşme ve satın almaya açığız. Satın aldığımız şirketlerin çoğu küçük ölçekli, ancak biz şirketin büyüklüğüne değil, stratejik katkısına bakıyoruz,” diyen Cook, “Bir şirket bizim yol haritamıza katkı sağlayacaksa, onunla ilgileniyoruz,” değerlendirmesinde bulundu
Yatırım artıyor
Apple, Perşembe günü yaptığı açıklamada ayrıca veri merkezi yatırımlarını artırmayı planladığını bildirdi. Şirket bu alanda genellikle sadece birkaç milyar dolar harcıyordu. Apple, yapay zeka taleplerini kendi tasarımı olan çiplerle işleyerek, cihazlarındaki gizlilik özellikleriyle uyumlu bir kontrol sistemi sunuyor.Apple CFO’su Kevan Parekh, belirli bir harcama hedefi paylaşmazken, YZ yatırımlarının etkisiyle harcamaların artacağını söyledi.“Bu harcamalarda üstel bir artış olmayacak, ancak kayda değer bir yükseliş göreceğiz,” diyen Parekh, “Bunun büyük bir kısmı yapay zekâya yaptığımız yatırımlardan kaynaklanıyor,” ifadelerini kullandı.
Yeni alternatifler
Apple şu sıralar iş modelinde önemli bir yol ayrımında. Şirketin, Google’dan aldığı ve iPhone’larda varsayılan arama motoru olarak kalmasını sağlayan yıllık on milyarlarca dolarlık ödeme, ABD’de süren antitröst davasında mahkeme kararıyla son bulabilir. Öte yandan, Perplexity gibi girişimler, yapay zeka destekli bir tarayıcı ile Google’ın yerini almayı hedefliyor.
Apple yöneticileri mahkemede, Safari tarayıcısının yapay zeka destekli arama işlevleriyle yeniden şekillendirilmesini değerlendirdiklerini belirtti. Bloomberg News’un haberine göre, Apple yöneticileri Perplexity’yi satın alma olasılığını da görüştü.


Yorumlar