top of page

2

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 2 Ağu 2025
  • 27 dakikada okunur

Trump ABD Çalışma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkiliyi görevden aldı

ABD Başkanı Donald Trump, ABD istihdam istatistiklerin beklenenden zayıf kalması nedeniyle ABD Çalışma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkiliyi görevden aldı. Trump, ''görevden aldığı yetkiliyi herhangi bir kanıt sunmadan, verileri manipüle etmekle'' suçladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump'ın istatistik bölümünden sorumlu ABD Çalışma Bakanlığı yetkilisini görevden alması, ABD medyasına göre, federal hükümetin yayımladığı ekonomik verilerin güvenilirliğine dair halihazırda artmakta olan endişeleri artırdı.

FED Yönetim Kurulu üyesi Adriana Kugler de dün öğleden sonra ani bir şekilde istifasını açıkladı. ABD medyasına göre, son gelişmeler Trump’ın faiz oranlarını düşürmediği gerekçesiyle eleştirdiği ABD Merkez Bankası (FED) üzerinde etkisini artırmasının yolunu da açabilir.

Trump’ın önceki günkü yeni gümrük tarifesi duyurularının ve zayıf istihdam verilerinin ardından zaten düşüşte olan borsa, bu gelişmelerle daha da sarsıldı. S&P 500 Endeksi yüzde 1.6 düşüşle son iki aydaki en sert günlük düşüşünü yaşadı.

"Yerine çok daha yetkin ve nitelikli biri gelecek"

Trump, eski Başkan Joe Biden tarafından atanan ABD Çalışma Bakanlığı yetkilisi Erika McEntarfer’i istihdam verilerini ''uydurmakla'' suçluyor. Ancak ABD Başkanı, İstihdam Raporu ile Tüketici ve Üretici Fiyat Endekslerini derleyen Çalışma İstatistikleri Bürosu’na (BLS) yönelik bu iddiasını destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadı.

BLS dün ABD ekonomisinin Temmuz ayında yalnızca 73 bin yeni istihdam yarattığını açıkladı. Ancak asıl dikkat çekici olan, mayıs ve haziran aylarına dair toplam 258 bin istihdamın aşağı yönlü revize edilmesi yani geriye dönük olarak daha düşük seviyelere düzeltilmiş olmasıydı.

Trump, Truth Social'da yaptığı paylaşımda ''Doğru İstihdam Verilerine ihtiyacımız var. Bu Biden'ın siyasi atamasını DERHAL görevden almam için ekibime talimat verdim. Yerine çok daha yetkin ve nitelikli biri gelecek'' ifadelerini kullandı.

FED’de beklenmedik boşluk

ABD medyasına yer alan değerlendirmelere göre, Kugler’in sürpriz şekilde gelecek hafta FED'den ayrılacağını açıklaması, Trump’a FED Başkanı Jerome Powell’ın yerine geçebilecek potansiyel bir ismi FED’in Yönetim Kurulu’na atama şansını beklenenden daha erken verdi.

Trump, Powell’ın faiz oranlarını düşürmemesi nedeniyle birçok kez onu görevden almakla tehdit etti. Powell’ın görev süresi gelecek mayıs ayında sona eriyor, ancak dilerse 2028 yılının ocak ayına kadar Fed Yönetim Kurulu’nda kalmaya devam edebilir.

Trump şimdi, 31 Ocak 2026 tarihinde görev süresi dolacak olan Kugler’in, süresini tamamlayacak bir isim atayacak. Bu kişi daha sonra 14 yıllık tam görev süresi için yeniden atanabilir.

ABD medyasına göre yeni FED Başkanı için potansiyel adaylar arasında Trump’ın ekonomi danışmanı Kevin Hassett, Hazine Bakanı Scott Bessent, eski Fed Yönetim Kurulu üyesi Kevin Warsh ve Trump tarafından atanan mevcut FED Yönetim Kurulu üyesi Chris Waller yer alıyor. Waller bu hafta, faizlerin sabit tutulmasına karşı çıkarak faizlerin düşürülmesi yönünde oy kullandı.

Trump, hafta sonu için Beyaz Saray’dan ayrılırken gazetecilere boşalan bu koltuğu dolduracak olmaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.

Kaynak: ANKA


ABD'nin nükleer denizaltı hamlesi ne anlama geliyor? Putin'den ilk açıklama

ABD'nin 'Rusya'nın kritik noktalarına nükleer denizaltı gönderilecek' açıklaması dünya basınında yankı uyandırdı. Konuyla ilgili Putin açıklamalarda bulundu, Rus medyası ise Washington kanadının bu hamlesini 'sıradan' olarak yorumladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın eski lideri Dmitri Medvedev’in “kışkırtıcı” açıklamalarına karşılık olarak iki nükleer denizaltının uygun bölgelere konuşlandırılması talimatı verdiğini duyurdu.

Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, bu adımın Medvedev’in “tehlikeli sözleri” nedeniyle atıldığını belirtti ve “Sözler bazen beklenmedik sonuçlar doğurur” dedi.

Medvedev ise Trump’ın Rusya’ya yönelik yaptırım tehdidini eleştirerek, Rusya’nın “ölü el” olarak bilinen nükleer misilleme sistemine atıfta bulunmuştu.

Putin'den ilk açıklama

İstanbul'daki barış görüşmelerine gönderme yaparak açıklamalarına başlayan Putin, bir kez daha Kiev kanadının barış görüşmelerine niyetli olmadığını öne sürdü. Putin, ABD'nin tehditlerine karşı ise şöyle dedi:

'Eğer birilerinde (Trump) hayal kırıklığı oluşmuşsa, bu genellikle fazla beklentiden kaynaklanır. Bir meseleyi barışçıl yollarla çözmek istiyorsak, bunu basının önünde değil, sessiz ve yapıcı müzakerelerle yapmak gerekir. Gösteri değil, sonuç istiyoruz. Bu süreç henüz başlamadı ama Ukrayna tarafının ilk tepkileri olumlu yöndeydi. Eğer dışarıdan müdahale edilmezse, taraflar yavaş yavaş ortak bir zemine ulaşabilir'

Dolaylı yanıtlar neler?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun yaz aylarında Valaam’da buluşmaları artık gelenekselleşti. Bu yıl da iki lider bir araya gelerek Smolensk İkonası Kilisesi'nde ayine katıldı.

İki lider bir parktaki banka oturarak gazetecilerin sorularını yanıtladı. Buradaki beklenen en kritik açıklamalardan biri ise Belarus'a yerleştirilecek yeni füze sistemiydi. Rusların bir süredir en güvendiği füze sistemi Oreşnik.

Putin, Belarus için de bu sistemlerin yerleştirileceği noktaların belirlendiğini ve hazırlık çalışmalarının sürdüğünü söyledi.

Rusya ile Belarus savaşın başından beri ortak hareket ediyor. Hatta Belarus, Ukrayna savaşına bir başka ülkenin fiili olarak dahil olması durumunda açık açık Ukrayna'ya ordusunu göndereceğini defalarca teyit etti.

İkinci Küba krizi olabilir mi?

Siyasi analist Aleksey Zhivov, Trump’ın bu hamlesini “eksantrik milyarderin gösterisi” olarak nitelendirdi. Zhivov’a göre, Amerikan ve Rus denizaltıları zaten birbirine yakın sularda rutin olarak devriye geziyor. Asıl önemli adımlar ise sessiz sedasız atılıyor; örneğin ABD, İngiltere’de nükleer bomba stoklarını artırmaya devam ediyor.

Uluslararası güvenlik uzmanı Dmitriy Stefanovich ise durumu Küba Krizi ile karşılaştırmanın yersiz olduğunu belirtti. Ona göre, Rusya ve ABD arasındaki nükleer caydırıcılık dengesi denizaltı sayısından bağımsız olarak devam ediyor. İki ya da on denizaltı bulunması bu dengeyi değiştirmiyor.

Stefanovich, olayların farklı senaryolarla gelişebileceğini söyledi. En tehlikelisi, ABD’nin denizaltılarını Rusya’ya daha yakın, saldırı kapasitesini artıracak noktalara kaydırması olurdu. Ancak daha muhtemel senaryo, kısa vadede devriye sayısının artırılması. Bir diğer olasılık ise Amerikan denizaltılarının Rus nükleer denizaltılarını takip ve gözetim amaçlı eşlik etmesi.

Hangi denizaltılar gönderilebilir?

Rusya'da popüler blog yazarı Yuri Podolyaka’ya göre, Trump’ın bahsettiği denizaltılar muhtemelen ABD’nin “Ohio” sınıfı stratejik nükleer denizaltıları. Bu denizaltılar, üç adet nükleer savaş başlığı taşıyan 24 kıtalararası balistik füze ile donatılmış durumda.

Podolyaka, Trump’ın sert söyleminin küresel finans piyasalarında çöküşe yol açan tetikleyici olduğunu iddia etti.


🧨 “Dead Hand” Sistemi Nedir?

Dead Hand (Rusça: Периметр – Perimetr), Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin geliştirdiği otomatik nükleer misilleme sistemidir.Amacı şuydu:

Eğer Sovyet liderliği bir nükleer saldırıda tamamen yok edilirse, bu sistem otomatik olarak ABD'ye nükleer karşı saldırı başlatır.

Yani: "Biz ölürsek, siz de bizimle birlikte gidersiniz."

📌 Bu sistem “İnsan eli değmeden nükleer intikam” fikri üzerine kuruludur.Modern Rus askeri doktrinlerinde hâlâ aktif veya uyarlanabilir olduğu düşünülmektedir.

🗣️ Medvedev’in Açıklamasında Bu Sisteme Neden Atıf Yaptı?

💬 Medvedev’in ifadesi:

“Trump, nükleer caydırıcılık konusundaki blöflerimizin blöf olmadığını anlamalı. Dead Hand sistemi hâlâ bizim stratejik realitemizdir.”

📌 Ne demek istiyor?

  • “Trump tehdit ederse, cevap bizde hazır.”

  • Ama daha önemlisi: “Bu cevap insan kararına bağlı olmayabilir.

  • Bu tür bir atıfla Medvedev aslında:

    1. Kontrol dışı nükleer riskin sorumluluğunu Trump’a yüklüyor

    2. “Ben değil, sistem karar verir” diyerek Rusya’nın pasif değil tepkisel aktör olduğunu vurguluyor

    3. Aynı zamanda Batı’ya: “Rusya’yı köşeye sıkıştırırsanız, otomatize edilmiş felaketle yüzleşirsiniz” diyor.

🧠 Sembolik Derinlik: Neden Bu Kadar Tehlikeli?

  • Bu tür bir sistemin varlığını hatırlatmak bile, aslında nükleer istikrar teorisine bir darbedir.

  • Çünkü klasik nükleer doktrinde, “son kararı lider verir.”

  • Ama Medvedev, "Lider yoksa bile füze kalkar" diyerek dengeyi sistemin eline veriyor.

🎯 Trump’a Verilen Mesaj

Medvedev’in Sözü

Alt Mesaj

“Dead Hand hâlâ geçerli”

“Sözlerinle oynama, bizim için bu oyun değil.”

“Bu blöf değil”

“Ciddiysen biz de ciddiyiz. Oyunun kuralları değişir.”

“Ultimatomlar savaşa götürür”

“Soğuk Savaş’ın gömülü kabuslarını hatırlatırım.”

📌 SONUÇ:

Medvedev’in Dead Hand atfı:

  • Trump’ı ve kamuoyunu ürkütmek için seçilmiş bir semboldür.

  • Bir tür nükleer şantajın sistemleşmiş halidir.

  • Uluslararası ilişkilerde “rasyonalite sınırını bulanıklaştırmak” adına kullanılan en sert araçlardan biridir


🔴 1. John F. Kennedy – Küba Füze Krizi (1962)

Olay:Ekim 1962'de Sovyetler, Küba’ya nükleer başlıklı füzeler yerleştiriyordu. ABD uyduları bunu tespit etti.

Kennedy ne yaptı?

  • Dünya ile resmî olarak paylaştığı şey: ABD donanması Küba’ya abluka başlattı. Sovyet gemilerine "dönün" çağrısı yaptı.

  • Perde arkası: Kennedy, Sovyet lideri Nikita Kruşçev’e gizli bir teklif sundu:👉 “Siz füzeleri sökün, ben de Türkiye’deki Jüpiter füzelerini sessizce kaldırayım.”(Ama bu teklif kamuya açıklanmadı!)

Sonuç:

  • Sovyetler geri adım attı.

  • ABD dünyaya “kararlılık ve güç” göstermiş oldu.

  • Kennedy ise “sessiz taviz” vererek 3. Dünya Savaşı'nı önledi.

📌 Analojisi Trump'ta:Trump kamuoyuna "denizaltı gönderiyorum" derken, perde arkasında bir geri çekilme ya da kontrol diplomasisi olabilir.

🟣 2. Ronald Reagan – Stratejik Savunma Girişimi (SDI / Star Wars) Blöfü

Olay:1983'te Reagan bir konuşma yaptı ve Sovyetleri "şok" eden şu programı açıkladı:

“Uzaya lazer silahları yerleştireceğiz. Füzeleri havada yok edeceğiz.”(Stratejik Savunma Girişimi – SDI, lakabı: Star Wars)

Gerçek neydi?

  • Böyle bir teknoloji o dönemde yoktu.

  • Pentagon’un çoğu bilim insanı bunu bilim kurgu olarak gördü.

  • Ama Sovyetler inanıp korktu.→ Savunma bütçelerini artırdılar, ekonomik krizleri derinleşti.→ 6 yıl sonra Sovyetler çöktü (1989).

Sonuç:

  • Reagan, teknolojik bir illüzyon yaratarak Soğuk Savaş’ı psikolojik olarak kazandı.

  • Üstelik fiilen bir mermi atmadan!

📌 Analojisi Trump'ta:Trump da belki var olmayan bir konuşlandırmayı açıklayarak Rusya’ya stratejik kafa karışıklığı yaratıyor olabilir. Putin ya da Medvedev, “Gerçekten nereye konuşlandırdı? Ohio sınıfı mı? Pasifik mi? Karadeniz mi?” diye hesap yapmak zorunda kalıyor.

🧠 İki Olayın Ortak Özelliği:

Özellik

Kennedy

Reagan

Trump (olası)

Gerçek mi, blöf mü?

Gerçek konuşlandırma + gizli taviz

Büyük ölçüde blöf

Belki yarı gerçek, yarı kurgu

Hedef

Sovyet askeri varlığı (Küba)

Sovyet nükleer stratejisi

Rusya'nın nükleer tehdit dili

Kamuya verilen imaj

Soğukkanlı lider

Teknolojiyle üstünlük kuran lider

Başkomutan gibi güçlü lider

Asıl strateji

Krizi sessizce çözmek

Rakibi ekonomik ve stratejik boğmak

Kafa karıştırmak ve gücü göstermek

📌 Sonuç:

Trump’ın açıklamasında, Kennedy gibi bir gizli pazarlık var mı bilinmez,ama Reagan gibi bir psikolojik harp taktiği olduğu neredeyse kesin.


Türk, İngiliz ve Macar pasaportuyla Avrupa yolu: Kuzey Kore'nin hacker ordusu

Kuzey Kore’den kaçan bir IT uzmanı, yüzlerce sahte kimlikle Batılı şirketlerde uzaktan çalıştığını ve gelirinin büyük kısmını rejime gönderdiğini BBC’ye anlattı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Kuzey Koreli eski bir IT çalışanı, yıllar boyunca Batılı şirketlerden uzaktan iş alabilmek için yüzlerce sahte kimlik kullandığını ve bunun rejim adına yürütülen geniş çaplı bir gizli gelir operasyonunun parçası olduğunu BBC'ye açıkladı.

İsminin güvenlik nedeniyle değiştirildiği Jin-su isimli kişi aynı anda ABD ve Avrupa’daki birkaç işi birden yürüterek ayda en az 5.000 dolar (yaklaşık 3.750 sterlin) kazandığını belirtti. Ancak bazı meslektaşlarının daha fazlasını elde ettiğini ifade etti.

Kimliğini korumak için ismi değiştirilen Jin-su, Kuzey Kore'den kaçmadan önce Çin, Rusya, Afrika ve başka ülkelerde görevlendirilen binlerce Kuzey Koreli IT çalışanından biriydi.

Kuzey Koreli IT çalışanları sıkı şekilde denetleniyor ve çok azı medyaya konuşuyor. Ancak Jin-su, günlük yaşamlarına ve çalışma yöntemlerine dair kapsamlı bir tablo çizdi. Birleşmiş Milletler ve siber güvenlik raporlarında yer alan tahminleri doğrular nitelikte detaylı bilgiler sundu.

Kazancın %85’i Kuzey Kore'ye gidiyor

Jin-su, kazancının %85’inin rejime gönderildiğini söyledi. Yıllardır uluslararası yaptırımlara maruz kalan Kuzey Kore, döviz sıkıntısını bu yöntemle aşmaya çalışıyor.

“Bunun bir tür soygun olduğunu biliyoruz ama bunu kaderimiz olarak kabul ediyoruz,” diyen Jin-su, “Yine de Kuzey Kore’deki yaşamdan çok daha iyi,” ifadelerini kullandı.

Mart 2024’te yayımlanan BM Güvenlik Konseyi raporuna göre, Kuzey Koreli gizli IT çalışanları yılda 250 milyon ile 600 milyon dolar arasında gelir elde ediyor. Pandemiyle birlikte yaygınlaşan uzaktan çalışma modeli, bu yasa dışı faaliyetlerin patlamasına neden oldu.

Bazıları fidye bile istedi

Çoğu çalışan rejime düzenli gelir sağlamakla yetinse de, bazıları çalıştıkları şirketlerin verilerini çalıp fidye talep etti. Geçtiğimiz yıl bir ABD mahkemesi, kimliklerini gizleyerek altı yıl boyunca Amerikan firmalarını dolandıran 14 Kuzey Koreli hakkında 88 milyon dolarlık gelir elde ettikleri gerekçesiyle dava açtı.

Geçtiğimiz ay ise dört Kuzey Koreli, ABD merkezli bir kripto para şirketinde sahte kimlikle çalıştıkları gerekçesiyle suçlandı.

Kimlik avı ve başvuru süreci

Jin-su, kaçmadan önce yıllarca Çin’de rejim adına çalıştı. BBC’ye verdiği demeçte, genellikle 10 kişilik ekipler halinde çalıştıklarını söyledi.

Kuzey Kore’de internete erişim neredeyse yok denecek kadar az olsa da, yurtdışında görevlendirilen çalışanlar daha rahat hareket edebiliyor. Sadece daha yüksek maaş almak için değil, aynı zamanda ülkeye uygulanan yaptırımlar nedeniyle de uyruklarını gizlemeleri gerekiyor.

Bu sistem, Kuzey Kore’nin başka bir gelir kaynağı olan hacker gruplarından ayrışıyor. Örneğin, Kuzey Kore bağlantılı Lazarus Grubu'nun, bu yıl başında kripto para firması Bybit’ten 1.5 milyar dolar çaldığı düşünülüyor.

İngiliz kimlikleri en kolay hedef

Jin-su, iş başvurularında kullanacağı sahte kimlikleri bulmak için önce Çinli gibi davranarak Macaristan, Türkiye gibi ülkelerdeki kişilere ulaşıyor ve onlara gelirden pay teklif ediyor. Ardından, bu kimlikleri kullanarak Batı Avrupa vatandaşlarına ulaşarak yeni sahte profiller oluşturuyor.

“Eğer profilinizde Asyalı bir yüz varsa, asla iş alamazsınız,” diyen Jin-su, özellikle İngiliz vatandaşlarının kimliklerini kolayca verdiğini belirtiyor:

“Biraz sohbet ettikten sonra, İngiltere'dekiler kimlik bilgilerini çok kolay veriyordu.”

Dil becerisi yüksek Kuzey Koreliler, genellikle başvuru sürecini yürütüyor. Freelance platformlarında çoğu iş yüz yüze görüşme gerektirmediği gibi, günlük iletişim genellikle Slack gibi platformlar üzerinden yürütülüyor. Bu da sahte profillerle işe girilmesini kolaylaştırıyor.

Jin-su, çoğunlukla ABD pazarına yöneldiğini çünkü maaşların daha yüksek olduğunu belirtti. O kadar çok Kuzey Koreli IT çalışanı iş buluyordu ki, aynı şirkette birden fazla Kuzey Koreli’nin çalıştığına sıkça rastlandığını söyledi.

Batı'daki aracı ağı nasıl çalışıyor?

Kuzey Koreli çalışanların gelirleri, Çin ve Batı’daki aracılar üzerinden rejime aktarılıyor. Geçen hafta, ABD’de bir kadın, Kuzey Koreli IT çalışanlarına iş bulmak ve para transferi yapmak suçundan 8 yılı aşkın hapis cezası aldı.

BBC, Jin-su’nun anlattıklarını bağımsız olarak doğrulayamasa da, Kuzey Kore insan haklarını savunan PSCORE aracılığıyla okunan başka bir tanıklık, Jin-su’nun iddialarını destekliyor.

BBC ayrıca Çin’de Kuzey Kore adına iş yapan eski bir iş insanı olan Hyun-Seung Lee ile de konuştu. Lee, IT çalışanlarının benzer deneyimler yaşadığını doğruladı.

'Kaçış çok nadir ve tehlikeli'

Kuzey Kore, onlarca yıldır yurt dışına işçi göndererek döviz elde ediyor. Çin ve Rusya’da yaklaşık 100.000 işçi fabrika veya restoranda çalışıyor.

Jin-su, Çin’de geçirdiği yıllar boyunca baskıcı çalışma koşullarının ağırlaştığını şu sözlerle ifade ediyor:

“Dışarı çıkmamıza izin verilmiyordu, hep içeride kalmamız gerekiyordu. Spor yapamazsın, istediğini yapamazsın.”

Ancak IT çalışanları, yurtdışında Batı medyasına erişim imkanı bulabiliyor. Jin-su, “Gerçek dünyayı görüyorsun. Yurtdışındayken Kuzey Kore’nin içinde bir şeylerin yanlış olduğunu fark ediyorsun,” dedi ve ekledi:

'Kaçış çok tehlikeli. Çin’deki yoğun gözetim nedeniyle çoğu yakalanıyor. Başaranlar bir daha ailelerini göremeyebilir. Üstelik aileleri cezalandırılabiliyor'

Kaynak: Gazete Oksijen


Hizbullah'a ne olacak? Lübnan tarihi bir kararın eşiğinde

Lübnan siyaset sahnesi, 5 Ağustos Salı günü yapılacak Bakanlar Kurulu Toplantısı'nda, ülkenin en hassas meselelerinden biri olan "silahların yalnızca devletin denetiminde toplanması" konusunu görüşecek

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın Hizbullah dahil tüm silahlı grupların silahlarının toplanarak orduya teslim edilmesi çağrısında bulunduğu konuşmasının ardından Lübnan'daki siyasi atmosferde değişim rüzgarı esiyor.

Silahların devlet tekeline alınması için olası bir uygulama mekanizması konusunda uzlaşmaya varmak için ülkedeki siyasi temaslar sürerken Lübnanlı taraflar arasında görüş ayrılıkları yaşanıyor.

Özellikle Hizbullah, İsrail saldırıları durdurulmadan ve son İsrail saldırılarının ülkenin güneyinde yol açtığı yıkımın yeniden imarı tamamlanmadan silahlarının gündeme getirilmesine tepki gösteriyor.

Lübnan'ın atacağı adımlar, İsrail’in, Kasım 2024'te imzalanan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik günlük saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor. Bu durum, ülkede zaten kriz içindeki siyasi ve güvenlik tablosunu daha da karmaşık hale getiriyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, 30 Temmuz'da Savunma Bakanlığında yaptığı konuşmada, ABD’nin silahların yalnızca devletin elinde toplanmasına ilişkin bir dizi öneri sunduğunu dile getirdi.

Avn, ABD'nin sunduğu öneriler üzerinde önemli değişiklikler yaptıklarını belirterek silahların yalnızca devletin elinde toplanmasına ilişkin bu teklifleri Bakanlar Kuruluna ileteceklerini kaydetti.

Siyasi temaslar sürüyor, plan gündemde

Lübnanlı bir hükümet yetkilisi, AA'ya yaptığı açıklamada, "Hizbullah’ınkiler dahil olmak üzere silahların yalnızca devletin elinde toplanması konusundaki görüşmeler, Lübnan’daki liderler ve yetkililer arasında hala sürüyor." dedi.

Yetkili, henüz kesin bir taslağın oluşmadığını ancak Cumhurbaşkanı Avn’ın Savunma Bakanlığında yaptığı konuşmanın, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nda önemli gelişmelerin kapısını açabilecek bir yol haritası çizdiğini savundu.

Bakanlar Kurulunda çoğunluk kararı destekliyor

Yazar ve siyasi analist Alain Sarkis, Cumhurbaşkanı Avn’ın tutumunun büyük bir dönüşüm olduğunu ifade ederek "Taif Anlaşması’ndan bu yana ilk kez Cumhurbaşkanı, Hizbullah’tan silahlarını teslim etmesini açıkça talep ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Sarkis, "Dosya oylamaya sunulursa, bakanların çoğunluğu kararı destekleyecektir. Bu da aralarında Filistinli grupların da bulunduğu tüm grupların silahsızlandırılmasına anayasal ve yasal meşruiyet kazandırır." diye konuştu.

Kararın onaylanması durumunda Yüksek Savunma Konseyine gönderileceğini, Konseyin de güvenlik güçleri ve Lübnan ordusu aracılığıyla uygulamak üzere planlar hazırlayacağını aktaran Sarkis, "Karar bölgesel ve uluslararası baskıların sonucudur. Eğer uygulanmazsa savaşın geri dönmesi olasıdır ve İsrail silahsızlandırmayı zorla gerçekleştirmek için harekete geçebilir." ifadelerini kullandı.

Hizbullah, ateşkes sağlanmadan silah konusunu görüşmeyecek

Bir başka Lübnanlı yazar ve siyasi analist Kasım Kasir de 5 Ağustos Salı günü yapılacak Bakanlar Kurulu Toplantısı'nda neler yaşanacağına dair kesin bir işaret bulunmadığını dile getirdi.

Kasir, "Hizbullah, Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım aracılığıyla ateşkes sağlanmadan ve yeniden imar süreci başlamadan silahların yalnızca devletin elinde toplanması konusunu görüşmeyeceğini teyit etti." dedi.

Hükümetin silahların yalnızca devletin elinde toplanmasına ilişkin ilkesel bir karar alabileceğini ve bir diyalog programı oluşturabileceğini vurgulayan Kasir ancak devletin resmi tutumunun İsrail saldırılarının fiilen durmasına bağlı olduğunu kaydetti.

Analist Kasir, Şii bakanların toplantıya katılması meselesine dair ise net bir bilgiye sahip olmadıklarını ifade etti.

Kasir, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’li Temsilci Tom Barrack’a, herhangi bir siyasi veya askeri müzakere öncesinde ateşkesin sağlanması gerektiğini iletti. Berri, Hizbullah ve Emel Hareketi ile uzlaşıya varmayan herhangi bir hükümet kararının uygulanmasının zor olacağını belirtti."

Cumhurbaşkanı Avn ile Hizbullah arasındaki ilişkinin hala iyi olduğunu belirten Kasir, doğrudan ya da arabulucular vasıtasıyla sürekli temas halinde olduklarını savundu.

Kasir, Cumhurbaşkanı ile Hizbullah Genel Sekreteri’nin konuşmalarının "üslup farklılığına rağmen içerik açısından birbirine yakın olduğunu" vurguladı.

Hizbullah'ın silahsızlandırılması meselesi

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, 30 Temmuz'da yaptığı açıklamada, silah bırakmanın Lübnan'ın iç meselesi olduğunu belirterek Hizbullah'ın İsrail için silah bırakmayacağını belirtmişti.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 29 Temmuz'da yaptığı açıklamada "devletin egemenliğini yalnızca kendi güçleriyle ülkenin tüm topraklarında tesis etme" konusunda görüşmeler gerçekleştirileceğini söylemişti.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 27 Temmuz'da Lübnan hükümetine ve Hizbullah'a çağrısını yineleyerek "Hizbullah, silahlarını elinde tuttuğu sürece sözler yeterli olmayacak. Hükümet ve Hizbullah, Lübnan halkını şu anki durumun sürüncemesinde bırakmamak için şimdi tam bir kararlılık gösterip harekete geçmeli." demişti.

Barrack, 19 Haziran'da Beyrut yönetimine "ülkedeki tüm silahların yalnızca devletin denetiminde toplanmasını öncelikli hedef olarak belirleyen" ABD önerisini sunmuştu.

Kaynak: Gazete Oksijen


Listede Türkiye de var: Avrupa'da emekliler nereden para buluyor?

Avrupa’da 65 yaş üstü bireylerin gelirlerinin üçte ikisi kamu ödemelerinden oluşurken, birçok emekli geçim sıkıntısı nedeniyle çalışmaya devam ediyor. OECD verileri sosyal güvenlik sistemlerinin büyük farklılıklar gösterdiğini ortaya koyuyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Avrupa'da 65 yaş ve üzeri kişilerin gelirlerinin ortalama %66’sı kamu ödemelerinden, yani ağırlıklı olarak devlet emekli maaşları ve sosyal yardımlardan oluşuyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre, emekliler birçok ülkede mali zorluklarla karşı karşıya ve bu nedenle çalışmaya devam etmek zorunda kalıyor.

OECD’nin 2020 yılı veya en güncel verilere dayanan analizine göre, Avrupa’da yaşlı bireylerin gelirinde kamu transferleri ortalama %66 ile en büyük paya sahip. Bu oran ülkeden ülkeye değişkenlik gösteriyor. İsviçre'de %41 ile en düşük seviyede iken, Belçika’da %86’ya kadar çıkıyor. Lüksemburg (%83), Avusturya (%82), Finlandiya (%80), Çekya ve İtalya (%76), Portekiz ve Yunanistan (%75) kamu ödemelerinin en yüksek olduğu diğer ülkeler arasında.

Buna karşılık, kamu ödemelerinin yaşlıların gelirinde %50’nin altında kaldığı ülkeler de var. Birleşik Krallık (%42), Hollanda (%43) ve Danimarka (%45) bu ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’de ise bu oran %57 seviyesinde.

Emeklilikte çalışma yaygın

Devlet yardımlarından sonra yaşlıların ikinci büyük gelir kaynağını çalışma hayatı oluşturuyor. Avrupa genelinde 65 yaş üstü bireylerin gelirlerinin %21’i hâlâ çalışarak elde ediliyor. Bu oran Letonya’da %40’a kadar çıkarken, Slovakya (%36), Litvanya (%35), Estonya ve Polonya (%34), İzlanda (%32) gibi ülkelerde de oldukça yüksek. Türkiye’de bu oran %27.

Fransa (%7), Lüksemburg (%8), Finlandiya (%10) ve Belçika (%11) gibi ülkelerde ise yaşlıların çalışma yoluyla elde ettiği gelir oldukça düşük seviyelerde.

Sermaye gelirleri ve özel emeklilik sınırlı

Yaşlıların gelirlerinde sermaye getirileri (bireysel tasarruf ve özel emeklilik fonları) %7’lik pay ile üçüncü sırada. Danimarka’da bu oran %23 iken, Türkiye ve İsviçre’de %16, Fransa’da %15, İsveç’te %12, Birleşik Krallık’ta %11 ve Finlandiya, Norveç, İzlanda’da %10 seviyelerinde.

Özel mesleki emeklilik gelirleri ise sadece 7 ülkede anlamlı bir gelir kaynağı olarak yer alıyor. Hollanda’da yaşlı gelirlerinin %40’ı bu kaynaktan sağlanırken, Birleşik Krallık’ta %33, İsviçre’de %29 oranında. İsveç (%19), Danimarka (%15), Norveç (%14) ve Almanya (%5) da bu sistemi kullanan diğer ülkeler arasında.

Sosyal güvenlik sistemleri arasında farklılıklar var

Veriler, Avrupa’daki sosyal güvenlik sistemlerinin ciddi oranda farklılaştığını ortaya koyuyor:

Batı Avrupa (Belçika, Fransa, Avusturya) emeklilik gelirinde kamu ödemelerine büyük oranda bağımlı.

Nordik ülkeler (Danimarka, İsveç, Norveç) daha çeşitlendirilmiş ve özel emeklilik sistemlerini içeren bir yapıya sahip.

Doğu ve Güney Avrupa (Polonya, Slovakya, Yunanistan, Türkiye) ise çalışma gelirine daha fazla bağımlı.

Özel emeklilik sistemleri Doğu ve Güney Avrupa’da hâlâ gelişmemiş durumda.

Artan yaşam süresiyle birlikte yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak, emeklilik sistemlerini sürdürülebilir tutmak ve yoksulluğu önlemek için Avrupa ülkeleri önümüzdeki yıllarda büyük politika sınavlarıyla karşı karşıya kalacak.

Kaynak: Gazete Oksijen


Batı Afrika’da milyonlarca doların döndüğü yeni kaçakçılık sektörü

Küresel fiyatların fırlamasıyla birlikte, Fildişi Sahili ve Gana’dan kaçırılan yüz binlerce ton kakao, bölge ekonomilerini sarsıyor. Kaçakçılığa karşı havadan ve karadan operasyonlar sürerken, yetkililer en büyük sorunun yolsuzluk olduğunu söylüyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Financial Times, küresel kakao ve çikolata fiyatlarında yaşanan rekor artışların perde arkasını irdeleyen kapsamlı bir analiz yayımladı. Söz konusu analizde, fiyatlardaki yükselişin yalnızca iklim krizi ve üretim yetersizliğiyle değil, aynı zamanda pazarı kontrol eden kartellerin etkisiyle de bağlantılı olduğu vurgulandı.

Financial Times'ın analizi şu şekilde:

Helikopteri kullanan Fransız pilot, silah ya da uyuşturucu değil; branda altında taşınan kakao çuvallarını arıyor. Anonim kalmak isteyen ve hükümete danışmanlık yapan pilot, yürüttükleri bu operasyonu şu sözlerle tanımlıyor: “Kolombiya’daki kokain ya da Amazon’daki silah ticareti gibi. Kakao soruşturması yapmak, silah kaçakçılığından bile daha tehlikeli.”

Bu takip, 2024 başından bu yana küresel kakao fiyatlarının rekor seviyelere ulaşmasıyla patlayan milyonlarca dolarlık kaçakçılık ekonomisine karşı yürütülen sessiz bir savaşın parçası.

Küresel fiyat artışı

Uluslararası kakao fiyatları 2023 başından bu yana üç kattan fazla artarak ton başına 10 bin doların üzerine çıktı. Bu artışta iklim değişikliği ve tarım hastalıklarının yol açtığı ürün kayıpları etkili oldu.

Ancak Fildişi Sahili ve Gana gibi dünyanın en büyük iki kakao üreticisi ülkede devletin uyguladığı fiyat kontrolleri, çiftçilerin bu yükselişten sınırlı fayda sağlamasına neden oluyor. Bu durum, birçok çiftçiyi ürünlerini komşu ülkelere kaçak yollarla satmaya teşvik ediyor.

Her 4 ton kakaodan biri kaçak yolla gidiyor

Hükümet verilerine göre 2023-24 sezonunda Gana’dan 150 bin ton, Fildişi Sahili’nden ise 200 bin ton kakao kaçırıldı. Bu rakam, bazı tahminlere göre Gana’nın toplam üretiminin dörtte birine denk geliyor.

Gerçek rakamın çok daha yüksek olduğunu belirten sektör kaynakları, neredeyse hiç kakao üretmeyen Burkina Faso, Togo ve Sierra Leone gibi ülkelerin ihracatında ciddi artışlar yaşandığını vurguluyor.

'Bu fiyat oldukça tehlikeli'

Fildişi Sahili’nin Gagnoa kentindeki Scoopega-Scoops Kooperatifi CEO’su Ange-Laurent Gnagne, “Kaçakçılığı tetikleyen şey, Fildişi Sahili ile çevre ülkeler arasındaki fiyat farkı,” diyerek uyarıyor. “Bu sorunu kökten ele almak zorundayız.”

Kaçak kakao, kuzeydeki plantasyonlardan Burkina Faso’ya oradan da Gine veya Togo’ya ulaştırılıyor. Bu ülkelerde çuvallar ‘temizlenerek’ yerli üretim gibi gösteriliyor ve yurt dışına ihraç ediliyor.

Batı Afrika’daki bu kaçak ürünlerin büyük kısmı Belçika ve Hollanda’daki kakao işleme merkezlerine ulaşıyor. Burada kakao likörü, yağı ve tozu üretilerek dünya genelinde çikolata sanayisine gönderiliyor.

Eski kakao tüccarı ve Batı Afrika hükümetlerine danışmanlık yapan Nicko Debenham, bu güzergahların geçmişte silah ve isyancı finansmanında da kullanıldığını şu sözlerle hatırlatıyor: 

'Eski sistem aynen yeniden kuruldu'

Fiyat artışı yetersiz

Fildişi Sahili ve Gana, üreticilerin daha fazla kazanabilmesi amacıyla devlet alım fiyatlarını 2023’ten bu yana iki katına çıkardı. Ancak uzmanlara göre bu artış, cazip kaçak fiyatların yanında yetersiz.

Örneğin Gana’da çiftçilere şu anda ton başına yaklaşık 4.800 dolar ödeniyor. Ancak kaçakçılar, bu ürünü Gine veya Liberya’da 9.000 dolara kadar satabiliyor. Çiftçilerin eline ise bu farktan sadece küçük bir pay geçiyor.

“Çiftçiler yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyor. Daha fazla kazanç elde edebilecekleri bir yer varsa, oraya yöneliyorlar,” diyor Cocoa Radar adlı sektör bülteninin editörü Tony Myers.

Yolsuzluk en büyük engel

Fildişi Sahili hükümeti, geçen yıl kakao kaçakçılığını "ekonomik suç" kapsamına aldı. Kakao Kurulu’na (CCC) doğrudan dava açma yetkisi verilirken, tüm davalar özel bir mali mahkemeye devredildi.

Ancak helikopterli takipte görev alan Fransız pilota göre asıl sorun içeriden geliyor: “Beş ton ele geçiriliyor ama basına üç ton olarak bildiriliyor. Çünkü iki tonu yolda ‘buhar oluyor’.”

Yıl başında Fildişi Sahili’nin batısındaki Sipilou kentinde polis şefi, gümrük müdürü ve vali dahil beş üst düzey yetkili, kaçakçılardan rüşvet almakla suçlanarak görevden alındı.

Ekonomik etkiler derinleşiyor

Kaçakçılık, Fildişi Sahili ve Gana gibi ülkelerin kamu bütçelerinde büyük açıklar yaratıyor. Zira bu ülkeler, sadece kamu harcamalarını değil, aynı zamanda dış borç ödemelerini de kakao ihracat gelirleriyle finanse ediyor.

Gana’da geçen sezon yaklaşık 370 bin tonluk kakao teslimatındaki gecikmelerin, 2022’deki temerrüt sonrası IMF yardımı alan ekonomide ciddi nakit darboğazları yarattığı belirtiliyor.

Fildişi Sahili’nde ise büyüme yavaşlarken borç seviyesi yükseldi. Kamu gelirlerinin %15-20’sini oluşturan kakao ihracatına olan bağımlılık, yatırımcı güvenini koruma çabalarını zorlaştırıyor.

Yeni AB yasaları oyunu değiştirebilir mi?

Avrupa Birliği’nin 2025 Aralık’ta yürürlüğe girmesi beklenen Ormansızlaşma Düzenlemesi (EUDR), kakao dahil tüm tarım ürünlerinin kaynağının izlenebilir olmasını şart koşuyor.

Kaçak yollarla elde edilen kakaonun izlenememesi, bu ürünlerin Avrupa pazarından dışlanmasına yol açabilir.

Tony’s Chocolonely CEO’su Douglas Lamont, “Bu düzenleme, smuggling'i cazip olmaktan çıkarabilir. Şirketler izlenemeyen ürünü alamayacak,” diyerek bu yasayı destekliyor.

Ancak Mondelez gibi dev çikolata üreticileri yasanın ertelenmesini talep ediyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Netanyahu Gazze'ye yönelik kararını haftaya erteledi

CNN, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Gazze'deki saldırılara yönelik kararını haftaya vereceğini öne sürdü

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD'li yayın kuruluşu CNN’in İsrailli kaynaklara dayandırdığı haberine göre, normalde bu hafta Gazze konusunda karar vermesi beklenen Netanyahu, kararını gelecek haftaya erteledi.

Bunun nedeninin Gazze'ye saldırılar konusunda Netanyahu hükümeti içindeki görüş ayrılıkları olduğunu belirten kaynaklar, masada iki seçenek olduğunu aktardı.

Bu seçeneklerden birisinin Hamas'ın anlaşmaya yanaşmaması durumunda, Gazze ve diğer şehirlerin kuşatılması iken diğer seçeneğin ise "Gazze'yi almak" olduğunu ileri süren kaynaklar, İsrailli bakanların farklı seçenekleri desteklediğini belirtti.

Kaynak: AA


Sonuçlar halkla paylaşılmayacak: New York'ta 4 kişiyi öldüren saldırganın beyni incelemeye alındı

New York’ta NFL’in ofislerinin bulunduğu binada pazartesi günü gerçekleştirilen silahlı saldırının faili Shane Tamura’nın beyni, CTE (Kronik Travmatik Ensefalopati) hastalığı için incelenecek

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

New York’ta NFL’in ofislerinin bulunduğu binada pazartesi günü gerçekleştirilen silahlı saldırının faili Shane Tamura’nın beyni, CTE (Kronik Travmatik Ensefalopati) hastalığı için incelenecek. New York Şehir Adli Tıp Kurumu, otopsi kapsamında beynin, omuriliğin ve sinir sisteminin hastalıklarının değerlendirileceği nöropatolojik bir inceleme yürütüleceğini duyurdu.

Yetkililer, Tamura’nın cüzdanında CTE'ye atıfta bulunan üç sayfalık el yazısı bir not bulunduğunu belirtti. Notta “Lütfen beynimi inceleyin” ifadesi yer alırken, Boston Üniversitesi, Ann McKee ve Bennet Omalu gibi CTE alanında önde gelen isimlere de atıfta bulunuldu. Bu kurum ve isimler, CTE üzerine önemli araştırmalar yürüten kuruluşlar arasında yer alıyor.

New York Belediye Başkanı Eric Adams, salı günü CNN’e yaptığı açıklamada, Tamura’nın beyninin CTE açısından incelenip incelenmeyeceğine dair net bir bilgi vermeyerek, bu kararın Manhattan Bölge Savcılığı ile iş birliği içinde adli tıp kurumu tarafından verileceğini söyledi.

CTE yalnızca ölüm sonrası teşhis edilebilen bir beyin hastalığı. NFL oyuncusu Aaron Hernandez ve Phillip Adams gibi vakalarda da bu hastalığın ileri evreleri tespit edilmişti. New York’taki adli tıp kurumu, CTE teşhisi koyabilecek nöropatologlara sahip az sayıdaki kuruluştan biri olarak öne çıkıyor.

Kamuoyuna açıklanması aylar sürebilir

Sarsıntı Mirası Vakfı CEO’su Chris Nowinski, Tamura’nın beyninin Boston Üniversitesi'ndeki araştırmacılara gönderilmesinin pek olası olmadığını belirterek, New York’taki adli tıp uzmanlarının CTE'yi teşhis edebilecek yeterliliğe sahip olduğunu vurguladı. Nowinski "CTE dahil tüm beyin anormalliklerini kendileri inceleyebilirler” dedi.

Nowinski ayrıca, CTE teşhisinin saldırganın eylemlerini tek başına açıklayamayacağını, genetik hastalıklar, akıl sağlığı sorunları veya uyuşturucu kullanımı gibi başka etkenlerin de olabileceğini belirtti. Beynin sabitlenmesi, özel boyalarla tau proteininin görünür hale getirilmesi gibi aşamalar içeren teşhis sürecinin birkaç hafta sürebileceği, sonuçların kamuoyuna açıklanmasının ise ayları bulabileceği ifade ediliyor.

"Bizi yüzüstü bıraktılar"

Tamura'nın sadece lise düzeyinde Amerikan futbolu oynadığı biliniyor. Cüzdanındaki notta, Pittsburgh Steelers oyuncusu Terry Long’un intiharına da değinildi. Long’un ölüm nedeni önce menenjit olarak açıklanmış, ardından antifriz içerek intihar ettiği belirtilmişti. Beyin travmalarının Long’un ölümünde dolaylı etkisi olduğu ifade edilmişti.

Notta ayrıca “Lig, beyinlerimize zarar verdiğini bile bile bu gerçeği kâr için gizledi. Bizi yüzüstü bıraktılar” ifadeleri yer aldı.

Saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti

Saldırıda 4 kişi, aralarında bir polis memuru da dahil olmak üzere hayatını kaybetti. NFL çalışanı Craig Clementi yaralandı. Belediye Başkanı Adams, saldırganın hedefinin NFL olduğunu belirterek “Ön incelemelere göre, NFL merkezine çıkmak isterken yanlış asansöre binmiş ve Rudin Management ofislerine gitmiş. Orada kurbanlara saldırmış” dedi.

NFL ofisleri geçici olarak kapatıldı, çalışanlar uzaktan çalışmaya yönlendirildi. NFL Komiseri Roger Goodell, perşembe gecesi düzenlenen Hall of Fame maçı öncesinde yaptığı açıklamada, yaşananların acı verici olduğunu söyledi. Goodell “Bu tarz anlamsız eylemleri açıklamak zor. Hele ki her gün çalıştığınız, tanıdığınız insanların canını yakıyorsa, çok daha ağır oluyor” dedi.

Goodell, hayatını kaybeden polis memuru Didarul Islam’ın cenaze törenine katıldı, yaralı çalışan Clementi’yi hastanede ziyaret etti. Clementi’nin sağlık durumunun “istikrarlı ve iyileşme sürecinde” olduğu açıklandı.

NFL, Chargers ile Lions arasında oynanan hazırlık maçı öncesinde saygı duruşunda bulundu. Goodell, “Bu insanlığa, toplumlarımıza, New York’a ve yaşam biçimimize yönelik bir saldırıdır” dedi.

Kaynak: Gazete Oksijen


ABD'nin nükleer denizaltı hamlesi ne anlama geliyor? Putin'den ilk açıklama

ABD'nin 'Rusya'nın kritik noktalarına nükleer denizaltı gönderilecek' açıklaması dünya basınında yankı uyandırdı. Konuyla ilgili Putin açıklamalarda bulundu, Rus medyası ise Washington kanadının bu hamlesini 'sıradan' olarak yorumladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'nın eski lideri Dmitri Medvedev’in “kışkırtıcı” açıklamalarına karşılık olarak iki nükleer denizaltının uygun bölgelere konuşlandırılması talimatı verdiğini duyurdu.

Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, bu adımın Medvedev’in “tehlikeli sözleri” nedeniyle atıldığını belirtti ve “Sözler bazen beklenmedik sonuçlar doğurur” dedi.

Medvedev ise Trump’ın Rusya’ya yönelik yaptırım tehdidini eleştirerek, Rusya’nın “ölü el” olarak bilinen nükleer misilleme sistemine atıfta bulunmuştu.

Putin'den ilk açıklama

İstanbul'daki barış görüşmelerine gönderme yaparak açıklamalarına başlayan Putin, bir kez daha Kiev kanadının barış görüşmelerine niyetli olmadığını öne sürdü. Putin, ABD'nin tehditlerine karşı ise şöyle dedi:

'Eğer birilerinde (Trump) hayal kırıklığı oluşmuşsa, bu genellikle fazla beklentiden kaynaklanır. Bir meseleyi barışçıl yollarla çözmek istiyorsak, bunu basının önünde değil, sessiz ve yapıcı müzakerelerle yapmak gerekir. Gösteri değil, sonuç istiyoruz. Bu süreç henüz başlamadı ama Ukrayna tarafının ilk tepkileri olumlu yöndeydi. Eğer dışarıdan müdahale edilmezse, taraflar yavaş yavaş ortak bir zemine ulaşabilir'

Dolaylı yanıtlar neler?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun yaz aylarında Valaam’da buluşmaları artık gelenekselleşti. Bu yıl da iki lider bir araya gelerek Smolensk İkonası Kilisesi'nde ayine katıldı.

İki lider bir parktaki banka oturarak gazetecilerin sorularını yanıtladı. Buradaki beklenen en kritik açıklamalardan biri ise Belarus'a yerleştirilecek yeni füze sistemiydi. Rusların bir süredir en güvendiği füze sistemi Oreşnik.

Putin, Belarus için de bu sistemlerin yerleştirileceği noktaların belirlendiğini ve hazırlık çalışmalarının sürdüğünü söyledi.

Rusya ile Belarus savaşın başından beri ortak hareket ediyor. Hatta Belarus, Ukrayna savaşına bir başka ülkenin fiili olarak dahil olması durumunda açık açık Ukrayna'ya ordusunu göndereceğini defalarca teyit etti.

İkinci Küba krizi olabilir mi?

Siyasi analist Aleksey Zhivov, Trump’ın bu hamlesini “eksantrik milyarderin gösterisi” olarak nitelendirdi. Zhivov’a göre, Amerikan ve Rus denizaltıları zaten birbirine yakın sularda rutin olarak devriye geziyor. Asıl önemli adımlar ise sessiz sedasız atılıyor; örneğin ABD, İngiltere’de nükleer bomba stoklarını artırmaya devam ediyor.

Uluslararası güvenlik uzmanı Dmitriy Stefanovich ise durumu Küba Krizi ile karşılaştırmanın yersiz olduğunu belirtti. Ona göre, Rusya ve ABD arasındaki nükleer caydırıcılık dengesi denizaltı sayısından bağımsız olarak devam ediyor. İki ya da on denizaltı bulunması bu dengeyi değiştirmiyor.

Stefanovich, olayların farklı senaryolarla gelişebileceğini söyledi. En tehlikelisi, ABD’nin denizaltılarını Rusya’ya daha yakın, saldırı kapasitesini artıracak noktalara kaydırması olurdu. Ancak daha muhtemel senaryo, kısa vadede devriye sayısının artırılması. Bir diğer olasılık ise Amerikan denizaltılarının Rus nükleer denizaltılarını takip ve gözetim amaçlı eşlik etmesi.

Hangi denizaltılar gönderilebilir?

Rusya'da popüler blog yazarı Yuri Podolyaka’ya göre, Trump’ın bahsettiği denizaltılar muhtemelen ABD’nin “Ohio” sınıfı stratejik nükleer denizaltıları. Bu denizaltılar, üç adet nükleer savaş başlığı taşıyan 24 kıtalararası balistik füze ile donatılmış durumda.

Podolyaka, Trump’ın sert söyleminin küresel finans piyasalarında çöküşe yol açan tetikleyici olduğunu iddia etti.


Ölümlü kazada Tesla'ya milyonlarca dolarlık ceza: Suçlu yapay zeka çıktı

ABD'nin Florida eyaletinde jüri, Tesla'yı 2019’da Otomatik Pilot modunda gerçekleşen ölümcül kazada kısmen kusurlu buldu. Şirket, ölen kadının ailesine ve hayatta kalan yaralıya toplam 242,5 milyon dolar tazminat ödeyecek

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD’nin Florida eyaletinde bir jüri, 2019 yılında Tesla’nın Otopilot sistemiyle gerçekleşen ölümcül kazada şirketi kısmen sorumlu buldu. Mahkeme, Tesla’nın kazada hayatını kaybeden Naibel Benavides’in ailesine ve hayatta kalan Dillon Angulo’ya toplam 242,5 milyon dolar ödemesine hükmetti.

Kararda, 129 milyon dolar tazminat ve 200 milyon dolar da ceza niteliğinde tazminat yer aldı. Jüri, Tesla’nın kazada %33 oranında kusurlu olduğuna karar verdi. Bu oran, Tesla’nın tazminat bölümünden yaklaşık 42,5 milyon dolarlık bir sorumluluk taşıdığı anlamına geliyor. Ancak ceza niteliğindeki 200 milyon dolarlık kısmın tamamının şirkete yüklenmesi, toplam ödeme miktarını 242,5 milyon dolara çıkarıyor.

Tesla temyize gidiyor

Kararın ardından açıklama yapan Tesla, jürinin verdiği hükmün hatalı olduğunu savundu ve temyize gideceklerini duyurdu. Şirketten yapılan açıklamada, "Bu karar, otomotiv güvenliğini geri götürmekte ve hayat kurtarıcı teknolojilerin geliştirilmesini sekteye uğratmaktadır" ifadelerine yer verildi.

Şirket, olayda asıl sorumluluğun sürücüde olduğunu vurguladı. Tesla’ya göre, kazanın yaşandığı sırada araç sahibi George McGee, düşen cep telefonunu almaya çalışıyordu ve ayağını gaz pedalından çekmemişti. Şirket, bu hareketin Otomatik Pilot sistemini devre dışı bıraktığını ve aracın hızla kavşağa girmesine neden olduğunu belirtti.

Kazanın perde arkası

14 Temmuz’da başlayan duruşma, Florida’nın Key Largo bölgesinde yaşanan trajik kazayı mercek altına aldı. Tesla Model S sahibi George McGee, aracın “Geliştirilmiş Otomatik Pilot” modundayken telefonunu düşürdü. Telefonu almaya çalıştığı sırada araç, saatte 96 kilometre hızla bir kavşaktan geçerek park halindeki boş bir araca ve onun yakınında duran sahiplerine çarptı.

22 yaşındaki Naibel Benavides olay yerinde hayatını kaybetti. Cesedi çarpma noktasından yaklaşık 23 metre ötede bulundu. Erkek arkadaşı Dillon Angulo ise ağır yaralı kurtuldu; çok sayıda kemiği kırıldı, beyin travması ve psikolojik sorunlar yaşadı.

"Yolları test pistine çevirdiler"

Ailelerin avukatı Brett Schreiber, Tesla’nın Otomatik Pilot sistemini yalnızca kontrollü otoyollar için tasarladığını ancak kullanıcıları sınırlamadan bu sistemi şehir içi yollarda da aktif hale getirdiğini söyledi. Şirketin CEO’su Elon Musk’ın sistemin "insanlardan daha iyi sürdüğünü" iddia ettiğini hatırlatan Schreiber, "Tesla’nın yalanları, yolları hatalı teknolojileri için birer test pistine çevirdi" dedi.

Dava emsal teşkil edebilir

Uzmanlara göre bu karar, Tesla’nın Otomatik Pilot sistemiyle ilgili açılan diğer davalar açısından da emsal niteliğinde olabilir. Şu anda benzer iddialarla yürütülen yaklaşık bir düzine dava bulunuyor.

Öte yandan, ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA), 2021’de Tesla’nın Otomatik Pilot sistemine yönelik güvenlik soruşturması başlatmıştı. Süreçte şirket, çeşitli yazılım güncellemeleri yayımlamıştı. NHTSA, güncellemelerin özellikle duran acil müdahale araçları çevresindeki güvenliği artırıp artırmadığını değerlendiren ikinci bir soruşturmayı ise halen sürdürüyor.

NHTSA ayrıca Tesla’yı, sosyal medya üzerinden yapılan yanıltıcı paylaşımlar konusunda da uyardı. Kuruma göre bu tür paylaşımlar, sürücülerin araçların "robotaksi" gibi tamamen otonom çalışabileceği izlenimine kapılmasına neden olabilir.

Tesla kaynaklı 58 ölüm vakası kayda geçti

Tesla’nın Otomatik Pilot sistemi açıkken yaşanan ölümlü kazaları takip eden TeslaDeaths.com adlı siteye göre, şimdiye dek en az 58 kişi bu tür kazalarda hayatını kaybetti.

Karar, Elon Musk’ın Tesla’yı otonom araç teknolojisinde liderliğe taşımayı hedeflediği bir döneme denk geldi. Şirketin hisseleri, kararın ardından cuma günü %1,8 değer kaybetti. 2025 başından bu yana yaşanan toplam kayıp ise %25’e ulaştı. Bu sayı büyük teknoloji şirketleri arasında en yüksek düşüş oranı olarak kaydedildi.

Kaynak: Gazete Oksijen


1967'de kurulmuştu: Trump'ın fonlarını kestiği Kamu Yayıncılığı Kurumu faaliyetlerini sonlandırıyor

ABD'de kamu yayıncılığına fon sağlayan Kamu Yayıncılığı Kurumu (CPB), Donald Trump yönetiminin, federal fonlarını kesmesi üzerine faaliyetlerini sonlandırma kararı aldığını duyurdu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD'de kamu yayıncılığına fon sağlayan Kamu Yayıncılığı Kurumu (CPB), Trump yönetiminin kamu yayıncılığına yönelik finansmanı kesmesinin ardından, kurumun faaliyetlerini durdurma kararı aldı. Yapılan açıklamada, "CPB'nin federal fonlarının korunması için Kongreyi arayan, mektup yazan ve dilekçe veren milyonlarca ABD'linin olağanüstü çabalarına rağmen, faaliyetlerimizi sonlandırmak gibi zor bir gerçekle karşı karşıyayız" denildi. 

1500'ü aşkın radyo ve televizyon istasyonunun faaliyetlerini destekliyordu

Geçiş sürecinin "şeffaf ve özenli" şekilde yürütüleceği vurgulanan açıklamada, mevcut mali yılın 30 Eylül'de sona ermesiyle mevcut pozisyonların çoğunun kapatılacağı belirtilirken, kurumun faaliyetlerinin sorunsuz şekilde durdurulmasını sağlamak amacıyla az sayıda personelden oluşan bir geçiş ekibinin Ocak 2026'ya kadar görevine devam edeceği kaydedildi. ABD Kongresi tarafından 1967'de kurulan CPB, Ulusal Kamu Radyosu (NPR) ve Kamu Yayın Servisi (PBS) dahil 1500'den fazla kamu radyo ve televizyon istasyonunun faaliyetlerini destekliyordu.

Ne olmuştu?

Trump, mayısta, "taraflı" oldukları gerekçesiyle, NPR ve PBS'e yönelik federal fon kesintisi yapılmasını öngören Başkanlık Kararnamesi'ni imzalamıştı. Hükümet tarafından fonlarının kesilmek istenmesine itiraz eden NPR ile PBS de Trump yönetimine karşı dava açmıştı. NPR Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Katherine Maher, yaptığı açıklamada, "Yürütme kararı, Anayasa ve birinci maddesi ile güvence altına alınan ifade, örgütlenme ve basın özgürlüğünü açıkça ihlal ediyor" demişti.

ABD yönetimi, daha önce de benzer şekilde, başta yönetim tarafından finanse edilen "Amerika'nın Sesi" (Voice of America-VOA) isimli medya kuruluşu olmak üzere, diğer bazı medya kuruluşlarına yönelik kısıtlama ve kapatma kararları almıştı. Trump yönetimi, kamuya ait bazı yayın ve dış yardım kuruluşları için halihazırda onaylanmış 9 milyar doları aşkın federal fonun feshedilmesini talep etmişti. CPB için ayrılan 1,1 milyar dolarlık fon da dahil olmak üzere kamu medyasına ve dış yardımlara yönelik 9 milyar dolarlık federal fon kesintisi, Kongre'de onaylanmıştı.

Kaynak: AA


İstihdam verilerini beğenmeyen Trump, istatistiklerden sorumlu ismi kovdu

ABD Başkanı Trump, zayıf istihdam verileri sonrası istatistiğin hazırlanmasından sorumlu Çalışma İstatistikleri Komiseri Erika McEntarfer'ın kovulması için talimat verdiğini açıkladı. Trump, Biden döneminde atanan McEntarfer'in seçim öncesi istihdam verilerinde sahtecilik yaptığını savundu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, temmuz ayına ilişkin istihdam verilerinin zayıf gelmesinin ardından, istatistiğin hazırlanmasından sorumlu yetkilinin görevden alınması talimatını verdi. Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, istihdam verilerinin, eski ABD Başkanı Joe Biden tarafından atanan Çalışma İstatistikleri Komiseri Erika McEntarfer tarafından hazırlandığını öğrendiğini ifade etti. Geçen yıl başkanlık yarışındaki rakibi Kamala Harris'in kazanma şansını artırmak için McEntarfer'in seçim öncesi istihdam verilerinde sahtecilik yaptığını savunan Trump, Çalışma İstatistikleri Bürosunun Mart 2024'te istihdam artışını yaklaşık 818 bin kişi, 2024 başkanlık seçimi öncesinde de ağustos ve eylül aylarında 112 bin kişi fazla gösterdiğini öne sürdü.

"Derhal kovmaları talimatını verdim"

Trump, "Doğru istihdam rakamlarına ihtiyacımız var. Ekibime, Biden'ın bu siyasi atamasını derhal kovmaları talimatını verdim. Yerine çok daha yetkin ve nitelikli biri getirilecek. Böyle önemli rakamlar adil ve doğru olmalı, siyasi amaçlar için manipüle edilemez" ifadesini kullandı. Tarım dışı istihdamın temmuzda 73 bin kişi artmasını "bir şok" olarak nitelendiren Trump, mayıs ve haziran aylarına ilişkin revizyonları da "büyük bir hata" olarak yorumladı ve yılın ilk yarısında da "benzer şeylerin hep olumsuz yönde yaşandığını" savundu.

"Powell da emekliye ayrılmalı"

Trump, "Ekonomi, Fed'in de bu kez faiz oranlarıyla oyunlar oynamasına rağmen Trump döneminde patlama yaşıyor. Başkanlık seçiminden hemen önce faizleri 2 kez ve önemli ölçüde düşürdüler, sanırım Kamala'nın seçilmesi umuduyla. Peki bu nasıl sonuçlandı? Jerome 'çok geç' Powell da emekliye ayrılmalı." değerlendirmesinde bulundu.

"Bence bugünkü istihdam verileri hileliydi"

Truth Social hesabından konuyla ilgili yaptığı bir diğer paylaşımda ise Trump, "Bence bugünkü istihdam verileri Cumhuriyetçileri ve beni kötü göstermek için hileliydi." yorumunda bulundu. Geçen yıl başkanlık seçimlerinin ardından 15 Kasım 2024'te istihdam verilerinde büyük bir aşağı yönlü revizyon yapıldığına işaret eden Trump, bunun "tam bir dolandırıcılık" olduğunu ileri sürdü. Trump, "Ama iyi haber şu ki, ülkemiz harika gidiyor" ifadesine yer verdi.

ABD'de istihdam temmuzda beklentilerin altında kaldı

ABD Çalışma Bakanlığının bugün açıkladığı verilere göre, ABD'de tarım dışı istihdam temmuzda 73 bin kişi artarak beklentilerin altında gerçekleşirken, işsizlik oranı yüzde 4,1'den 4,2'ye çıktı. Tarım dışı istihdama ilişkin mayıs ve haziran ayı verilerinde de aşağı yönlü revizyona gidildi. Tarım dışı istihdamda kaydedilen artış mayıs ayı için 144 binden 19 bine ve haziran ayı için 147 binden 14 bine düşürüldü.



Epstein dosyalarıyla ilgili yeni iddia: FBI ekibi Trump'ın ismini sildi

FBI ekibinin, gizlilik korumaları nedeniyle, ABD Başkanı Trump'ın ismini Epstein dosyalarından sildiği iddia edildi. Bloomberg TV'nin haberine göre yaklaşık 100 bin belgeyi inceleyen ekip, Trump'ın dışında bazı 'önemli' isimleri de sansürledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) çalışanı bir ekibin, ABD Başkanı Donald Trump'ın ismini, kız çocuklarına yönelik cinsel istismar, pedofili ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanırken hapishanede ölü bulunan Amerikalı milyarder Jeffrey Epstein'ın dosyasından çıkardığı iddia edildi. Bloomberg TV'nin haberine göre, FBI ekibinin, "özel bir vatandaş olduğunu" ve "bu tür korumalara hak kazandığını" düşündükleri için Trump'ın ismini Epstein dosyasından sildikleri belirtildi.

Belgelerde, bine yakın yetkilinin yaklaşık 100 bin belgeyi incelediği, Trump'ın dışında bazı "önemli" isimlerin de sansürlendiği ifade edildi. Haber kuruluşu, FBI Başkanı Kash Patel'in, özel ajanlara, dosyaları inceleyerek hangi bilgilerin yayımlanabilecekleri konusunda talimat gönderdiği bilgisine de yer verdi. Haberde, yetkililerin, dosyalarda Trump da dahil, geçmişte Epstein ile iletişimi olan birçok kişi hakkında "doğrulanmamış söylentiler" bulunduğu, ayrıca, mağdurların kişisel bilgilerini içerdiği için ek dosyalar yayımlamayı planlamadıkları bilgilerine de yer verildi. ABD Senatosu Yargı Komitesi'ndeki Demokrat üyeler, pazartesi günü, "yeni raporlara" dayanarak, ABD Adalet Bakanlığında "Epstein dosyalarında Trump'tan bahseden tüm ifadelerin yer aldığı bir dosya" olduğunu söylemişti.

 

 

Kaynak: AA


Trump'tan Rusya'ya karşı yeni hamle: İki nükleer denizaltının konuşlandırılması talimatını verdim

ABD Başkanı Trump, eski Rusya Devlet Başkanı ve Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev'in açıklamalarına tepki olarak "iki nükleer denizaltının uygun bölgelere yeniden konuşlandırılması" emrini verdiğini açıkladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD BaşkanıDonald Trump, iki nükleer denizaltının Rusya'ya yakın bölgelere konuşlandırılması için talimat verdiğini duyurdu. Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, eski Rusya Devlet Başkanı ve Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev'in nükleerle ilgili açıklamalarına tepki gösterdi.  Donald Trump, "Medvedev'in son derece kışkırtıcı açıklamaları üzerine iki nükleer denizaltının uygun bölgelere konuşlandırılmasını emrettim" ifadesini kullandı. Nükleerle ilgili konularda söylenen sözlerin önemli olduğunu belirten Trump, "Sözler önemlidir ve çoğu zaman istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Umarım bu, o durumlardan biri olmaz" değerlendirmesinde bulundu.

Medvedev ne demişti? 

Medvedev, pazartesi günü yaptığı açıklamada Trump'a sert çıkarak, Washington'ın politikalarının "Rusya ile ABD arasında daha geniş çaplı bir çatışmayı tetikleme riski taşıdığını" savunmuştu. Dmitriy Medvedev, X hesabından yaptığı açıklamasında, "50 gün ya da 10 gün... Trump iki şeyi unutmamalı: 1. Rusya, İsrail ya da İran değil. 2. Her yeni ültimatom bir tehdit ve savaşa doğru atılmış bir adımdır. Rusya ile Ukrayna arasında değil, kendi ülkesiyle Rusya arasında" ifadesini kullanmıştı. Trump ise, Medvedev'in yorumlarına atıfta bulunarak, "hala Başkan olduğunu sanan başarısız eski Rusya Devlet Başkanı Medvedev'in çok tehlikeli bir bölgeye girdiğini" savunmuş, "sözlerine dikkat etmesi gerektiği" uyarısı yapmıştı. 

Kaynak: AA


SYRIZA: İstanbul'daki üçlü zirve, Miçotakis hükümeti için yeni bir diplomatik yenilgi

Yunanistan'da muhalefetteki Radikal Sol İttifak (SYRIZA), İstanbul'da düzenlenen Türkiye, İtalya ve Libya İşbirliği Zirvesi'ne ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, "İstanbul'daki üçlü zirve, Miçotakis hükümeti için yeni bir diplomatik yenilgidir" denildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Yunanistan'daki muhalefet partisi Radikal Sol İttifak (SYRIZA), İstanbul'da düzenlenen Türkiye, İtalya ve Libya İşbirliği Zirvesi'nin Yunanistan hükümeti için diplomatik bir yenilgi olduğunu belirtti. SYRIZA yaptığı yazılı açıklamada bugün İstanbul'da düzenlenen Türkiye, İtalya ve Libya İşbirliği Zirvesi'ni değerlendirdi. Açıklamada, "Libya, İtalya ve Türkiye'nin bugün İstanbul'daki üçlü zirvesi (Yunanistan Başbakanı Kiryakos) Miçotakis'in uluslararası alanda kuşatılmış, birleştirici bir ulusal stratejisi olmadan hareket eden, gelişmelerin basit izleyicisi rolü ile sınırlandırılmış hükümeti için yeni bir diplomatik yenilgidir" ifadesi yer aldı.

Başbakan Miçotakis'in mayısta İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı, "Meloni ile birçok konuda anlaşmaya vardıklarına" ilişkin söylemlerin hatırlatıldığı açıklamada, "Hem İtalyan savunma sanayisindeki Türk yatırımları, hem de İtalya'nın Libya ve göç meselesinde direkt Türkiye ve Libya'daki geçici hükümet ile istişarede bulunması bunun gerçek olmadığını güçlü bir şekilde ortaya koyuyor. Ayrıca Yunan hükümetini de gelişmelerin dışında bırakıyor." denildi.

Miçotakis hükümetini dış politikada yanlış yol izlemekle eleştiren SYRIZA, Yunanistan'ın bölgesel gelişmelerde diplomatik açıdan yalnızlaştığını ve Türkiye'nin bölgede belirleyici bir rol üstlendiğini aktardı. SYRIZA, Miçotakis hükümetini, Doğu Akdeniz'deki gelişmelere ilişkin kapsamlı bir ulusal strateji geliştirmeye ve Avrupa Birliği'nin (AB) Libya meselesinin çözümünde tekrar aktif olmasını sağlamak için diplomatik olarak harekete geçmeye davet etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe'yi Türkiye, İtalya ve Libya İşbirliği Zirvesi kapsamında kabul etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Başbakanı Meloni ve Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe'yi Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde ayrı ayrı resmi törenle karşılamıştı. Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç eşlik etmişti.

Kaynak: AA

Dolmabahçe'de üçlü Akdeniz zirvesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Başbakanı Meloni ve Libya Başbakanı Dibeybe ile Dolmabahçe'de bir araya geldi. Yaklaşık 2 saat süren görüşmelerde Akdeniz'deki enerji, güvenlik ve göç başlıkları ele alındı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İtalya Başbakanı Meloni ve Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe'yi Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde ayrı ayrı resmi törenle karşıladı.

Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç eşlik etti.

Dolmabahçe'de gerçekleşen görüşme yaklaşık 2 saat sürdü. Zirvede Akdeniz’deki enerji, güvenlik ve göç gibi ortak meseleler görüşüldü.

Kaynak: Gazete Oksijen

BM: Gazze'deki 'askerileştirilmiş' yardım noktalarında son 48 saatte 100'ü aşkın kişi öldürüldü

BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Gazze'deki 'askerileştirilmiş' yardım noktalarında son 48 saatte 100'ü aşkın kişinin öldürüldüğünü, yüzlerce kişinin de yaralandığını açıkladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Birleşmiş Milletler (BM), Gazze'de son iki günde gıdaya ulaşmaya çalışırken İsrail'in 'askerileştirilmiş' yardım dağıtım noktalarında 100'den fazla kişinin öldürüldüğünü, yüzlerce kişinin de yaralandığını bildirdi. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, günlük basın toplantısında, Gazze'deki gelişmelere ilişkin bilgi verdi. Gıdaya ulaşmak için hiç kimsenin hayatını riske atmaması gerektiğinin altını çizen Haq, sivillerin her koşulda korunması gerektiğini vurguladı.

Haq, topluma yeterli düzeyde yardımın engelsiz dağıtılması gerektiğine dikkati çekerek, aylardır süren yoksunluğun krizi derinleştirdiği konusunda uyardı. Bunun için Gazze'ye giden yardımlardaki engellerin kaldırılması gerektiğini ifade eden Haq, insani yardım çalışanlarının da hızlı ve güvenli bir şekilde görevini yapmasına izin verilmesi gerektiğini söyledi. Haq, Gazze'de son iki günde gıdaya ulaşmaya çalışırken İsrail'in 'askerileştirilmiş' yardım dağıtım noktalarında 100'den fazla kişinin öldürüldüğünü, yüzlerce kişinin de yaralandığını duyurdu.

Kaynak: AA

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page