39
- mutlunecmettin
- 3 Eyl 2025
- 39 dakikada okunur
Trump'tan ABD Uzay Komutanlığı karargahını yeniden Alabama'ya taşıma kararı
ABD Başkanı Donald Trump, ABD Uzay Komutanlığı karargahını Colorado'dan yeniden Alabama eyaletine taşımaya karar verdiklerini açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında Joe Biden döneminde Colorado'ya taşınan Uzay Komutanlığı ile ilgili kararını duyurdu.
Trump, ABD Uzay Komutanlığı karargahının bulunması gereken yerin Alabama'nın Huntsville kenti olduğunu ve yeniden buraya taşıyacaklarını söyledi.
ABD Başkanı, "Roket Kenti" diye söz ettiği Huntsville'in Uzay Komutanlığı için başından beri en doğru yer olduğunu ve bu yüzden 2019'da Komutanlığı yeniden kurarken Huntsville'i seçtiğini anlattı.
Biden'ın siyasi kararla Komutanlığı Demokratların kontrolündeki Colorado'ya taşıdığını savunan Trump, karargahı yeniden Alabama'ya taşıyarak doğru şeyi yaptıklarını ifade etti.
Öte yandan Alabama’nın Cumhuriyetçi Senatörü Tommy Tuberville, Huntsville'de inşa edilecek yeni karargah binasına "Donald J. Trump Uzay Komuta Merkezi" adının verileceğini belirtti.
ABD Uzay Komutanlığı, 1980'lerde ülke ordusunun çok sayıda uydusunu denetlemek ve diğer üst düzey karargahlarla koordinasyonu sağlamak amacıyla kurulmuştu.
2002 yılında Nebraska'daki Offutt Hava Üssü'ndeki ABD Stratejik Komutanlığı ile birleştirilen komuta merkezi, 2019 yılında Trump yönetimi altında yeniden ayrı olarak aktive edilmişti.
ABD Hava Kuvvetleri, 2021 yılında Komutanlığın karargahı için Redstone Arsenal ve NASA'nın Marshall Uzay Uçuş Merkezi'nin de bulunduğu Huntsville'i tercih ettiğini açıklamış ancak 2023 yılında Biden yönetimi, karargahın Colorado'da kalmasına karar vermişti.
Trump duyurdu: Venezuela'dan ayrılan uyuşturucu taşıyan bir gemiyi vurduk
ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin Karayipler'in güneyinde Venezuela'dan ayrılan uyuşturucu taşıyan bir gemiye saldırı düzenlediğini açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray'da düzenlediği ve Uzay Komutanlığı ile ilgili duyuru yaptığı basın toplantısında gündeme ilişkin soruları cevapladı.
Trump, ABD ordusuna ait donanma unsurlarının Venezuela açıklarında bir gemiye düzenlediği saldırıyla ilgili bir soruyu, "Ülkemize uzun süredir çok fazla uyuşturucu giriyordu ve bunların çoğu Venezuela'dan geliyordu. Biz de onu (gemiyi) alaşağı ettik" şeklinde yanıtladı.
Söz konusu saldırı ile ilgili daha fazla detay paylaşmayan Trump, bölgeden gelen uyuşturucu ile mücadele etmeye devam edecekleri mesajını verdi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da daha sonra sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Başkan'ın az önce duyurduğu gibi, bugün ABD ordusu, Venezuela'dan ayrılan ve uyuşturucu terör örgütü tarafından işletilen bir uyuşturucu gemisine karşı Güney Karayipler'de ölümcül bir saldırı düzenledi.” ifadelerini kullandı.
ABD ile Venezuela arasındaki gerginlik tırmanıyor
ABD Başkanı Donald Trump, daha önce imzaladığı kararnameyle Latin Amerika kökenli uyuşturucu kartelleriyle yerinde mücadele iddiasıyla ordunun daha fazla ve etkin kullanılması talimatını vermişti.
ABD hükümeti, 8 Ağustos'ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun tutuklanması veya mahkum edilmesine ilişkin bilgi sağlanması karşılığında daha önce 25 milyon dolar olan ödülü 50 milyon dolara yükselttiğini duyurmuştu.
Maduro’nun 10 yılı aşkın süredir ABD’ye uyuşturucu kaçakçılığından sorumlu "Cartel de los Soles"in liderliğini yaptığı öne sürülürken, ABD Hazine Bakanlığı 25 Temmuz’da "Cartel de los Soles"i, Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist şeklinde tanımlamıştı.
Trump'ın talimatıyla Karayipler bölgesine Venezuela açıklarına gönderilen bir denizaltı ile 7 savaş gemisinden oluşan deniz grubunun bölgeye doğru yola çıktığı bildirilmişti.
Maduro, 18 Ağustos'ta ABD'nin olası müdahalesine ilişkin yaptığı açıklamada, "Denizlerimizi, gökyüzümüzü ve topraklarımızı biz savunuruz, biz özgürleştiririz, biz gözlemleyip devriye gezeriz. Hiçbir imparatorluk, Venezuela'nın kutsal topraklarına dokunamaz ve Güney Amerika'nın kutsal topraklarına dokunmamalıdır" ifadelerini kullanmıştı.
Venezuela: Trump’ın saldırı videosu büyük olasılıkla yapay zeka ile hazırlandı
Venezuela İletişim Bakanı Freddy Nanez, Trump’ın Venezuela açıklarında uyuşturucu yüklü gemiye saldırı anı diye paylaştığı videonun yapay zekâ ile üretilmiş olabileceğini öne sürdü ve görüntüde “çizgi film benzeri sahneler” bulunduğunu söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Venezuela İletişim Bakanı Freddy Nanez, ABD Başkanı Donald Trump’ın paylaştığı uyuşturucu yüklü gemi saldırısı videosunun "büyük olasılıkla" yapay zeka ile üretildiğini iddia etti. Nanez, sosyal medya hesabından, Trump'ın Venezuela açıklarında bir gemiye yönelik saldırıya ilişkin yayımladığı görüntüleri değerlendirdi.
Söz konusu videonun yapay zeka ile oluşturulma ihtimaline değinen Nanez, "Görünüşe göre (ABD Dışişleri Bakanı) Marco Rubio, başkanına yalan söylemeye devam ediyor. Onu çıkmaz bir sokağa sürükledikten sonra şimdi de 'kanıt' olarak bir yapay zeka videosu sunuyor. Peki Gemini bu video hakkında ne diyor? Paylaşılan görüntünün yapay zeka ile oluşturulmuş olması çok muhtemel." ifadelerini kullandı.
Nanez, kullanılan araçları kesin olarak doğrulayamayacağını ancak birçok unsurun videonun yapay zeka ile üretildiğini gösterdiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Videoda saldırıya uğrayan bir gemi patlıyor, fakat bu patlama gerçekçi bir sahneden çok basitleştirilmiş, neredeyse çizgi film benzeri bir animasyon gibi görünüyor. Görüntüde hareket bozuklukları ve gerçekçi ayrıntı eksikliği var. Bu durum yapay zeka ile üretilmiş videolarda sıkça görülüyor. Özellikle su, fazla stilize edilmiş ve doğal olmayan bir şekilde görünüyor."
Rubio'nun sosyal medya hesabındaki paylaşımına da tepki gösteren Nanez, "Yeter artık Marco Rubio, savaşı körüklemeyi ve Başkan Donald Trump'ın ellerini kana bulamaya çalışmayı bırak. Venezuela bir tehdit değildir." ifadelerine yer verdi.
Ne olmuştu?
ABD Başkanı Trump, ülkesinin Karayipler'in güneyinde, Venezuela'dan ayrılan uyuşturucu yüklü gemiye düzenlediği saldırıda 11 kişinin öldürüldüğünü belirtmişti.
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Amerikan ordusuna ait donanma unsurlarının Venezuela açıklarındaki gemiye düzenlediği saldırıya ilişkin detayları açıklamıştı.
Saldırının Venezuela kökenli Tren de Aragua çetesine karşı düzenlendiğini vurgulayan Trump, 11 kişinin öldürüldüğünü aktarmıştı.
Trump, ABD kuvvetlerinin saldırıda zarar görmediğini kaydetmişti.
Beyaz Saray'da düzenlediği ve Uzay Komutanlığı ile ilgili duyuru yaptığı basın toplantısında saldırıya ilişkin soruyu yanıtlayan Trump, "Ülkemize uzun süredir çok fazla uyuşturucu giriyordu ve bunların çoğu Venezuela'dan geliyordu. Biz de onu (gemiyi) alaşağı ettik." şeklinde konuşmuştu.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Başkan'ın az önce duyurduğu gibi, bugün ABD ordusu, Venezuela'dan ayrılan ve uyuşturucu terör örgütü tarafından işletilen uyuşturucu gemisine karşı Güney Karayipler'de ölümcül saldırı düzenledi." ifadesini kullanmıştı.
Kaynak: AA
Epstein davası: 33 bin 295 sayfalık kayıtlar yayımlandı
ABD Temsilciler Meclisi, cinsel istismar suçlamalarıyla tutukluyken 2019’da hapishanede ölü bulunan Jeffrey Epstein davasına ilişkin 33 bini aşkın sayfalık kayıtları kamuoyuna açtı. Belgelerde birçok ünlü ismin adı geçerken, “müşteri listesi” iddialarına dair somut kanıt bulunamadığı belirtildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD'de Temsilciler Meclisi Denetim ve Kamu Reformu Komitesi, kız çocuklarına cinsel istismar ve fuhuş ağı oluşturmaktan tutuklu yargılanırken ölü bulunan Jeffrey Epstein davasıyla ilgili 33 bin 295 sayfalık kaydı yayımladığını duyurdu.
Komitenin internet sayfasından yapılan açıklamada, Epstein davasının kayıtlarına ilişkin bilgiler paylaşıldı.
Epstein davasına ilişkin ABD Adalet Bakanlığı tarafından sağlanan 33 bin 295 sayfa belgenin kamuoyuna sunulduğu belirtilen açıklamada, Bakanlığın kayıtların devamını sağlayacağı vurgulandı.
Açıklamada, kamuoyunun kayıtlara ulaşabileceği adresler paylaşıldı.
Komite başkanı James Comer, 5 Ağustos'ta Epstein ile ilgili kayıtlar için bir mahkeme celbi yayımlamıştı.
Jeffrey Epstein olayı
En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Jeffrey Epstein, tutuklu bulunduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.
Açıklanan Epstein dava dosyalarında, aralarında Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile son günlerde kamuoyunda "Epstein dosyaları" olarak bilinen belgelere yönelik yürüttüğü incelemeyle gündeme gelmişti. Adalet Bakanı Pam Bondi, Epstein'e ait binlerce görüntünün incelendiğini aktarmıştı.
İnceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan bir "müşteri listesi"nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığı, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein'ın ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığı açıklanmıştı.
ABD'li gazeteci Tucker Carlson da Epstein'in, "İsrail için çalıştığını, başkent Washington'da herkesin aynı şekilde düşündüğünü ancak açıkça söylenemediğini" iddia etmişti.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesi ise Epstein'ın kız arkadaşı Ghislaine Maxwell'in, Epstein'in 50'nci doğum günü vesilesiyle tanıdıklarından ona yönelik bir mektup yazmasını istediğini, bu mektuplardan birinin de Trump'a ait olduğunu iddia etmişti.
Adalet Bakanlığı, Epstein'ın suçlarında rol alan veya hukuki sorumluluğu bulunan tek kişi olan Maxwell ile üst düzey bir federal savcı arasında yapılan görüşmenin ses kaydını ve tutanaklarını paylaşmıştı.
Adalet Bakanı Yardımcısı Todd Blanche ile yapılan görüşme kayıtlarına göre Maxwell, Epstein'ın bir "müşteri listesi olmadığını" ileri sürmüştü.
Kaynak: AA
Fransa'dan Beşar Esad için yakalama kararı
Fransa, Suriye’nin devrik lideri Beşar Esad ve altı üst düzey eski yetkili hakkında 2012’de Homs’ta iki gazetecinin öldürüldüğü saldırı nedeniyle savaş suçu ve insanlığa karşı suçlardan yakalama kararı çıkardı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransız yargı makamları, Suriye’nin devrik lideri Beşar Esad ve altı üst düzey eski yetkili hakkında 2012’de Humus kentinde iki gazetecinin ölümüyle sonuçlanan bombardıman nedeniyle yakalama kararı çıkardı.
22 Şubat 2012’de, Amerikan gazeteci Marie Colvin (56) ve Fransız foto muhabiri Rémi Ochlik (28), Homs’ta muhaliflerin elindeki bölgede bulunan gayriresmî basın merkezine düzenlenen saldırıda hayatını kaybetmişti.
İngiliz fotoğrafçı Paul Conroy, Fransız gazeteci Edith Bouvier ve Suriyeli tercüman Wael Omar ise yaralanmıştı.
Savaş suçu ilan edildi
Fransız yargısı, saldırıyı bir savaş suçu ve insanlığa karşı işlenen suç kapsamında inceliyor. Paris merkezli Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu’nun (FIDH) avukatı Clémence Bectarte, “Yedi yakalama kararının çıkarılması, Beşar Esad rejimi tarafından işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçların Fransa’da yargılanmasının önünü açan kritik bir adımdır” dedi.
Yakalama kararının hedefinde Esad’ın yanı sıra, dönemin 4. Zırhlı Tümeni’nin fiili komutanı olan kardeşi Mahir Esad, istihbarat şefi Ali Memluk ve eski Genelkurmay Başkanı Ali Ayoub da bulunuyor.
The New Arab'ın haberine göre FIDH, gazetecilerin kente gizlice girerek “rejimin işlediği suçları belgelemeye çalıştığını” ve hedef alınarak öldürüldüğünü açıkladı. Suriyeli avukat ve Suriye Medya ve İfade Özgürlüğü Merkezi Direktörü Mazen Darwish ise soruşturmanın, saldırının rejimin yabancı gazetecileri bilinçli şekilde hedef alma politikasının bir parçası olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.
Beşar Esad, 2024 sonunda muhalifler tarafından devrildikten sonra ailesiyle birlikte Rusya’ya kaçmış, ancak kesin olarak nerede bulunduğu doğrulanmamıştı.
Marie Colvin, korkusuz haberciliği ve Sri Lanka iç savaşında yaralanması sonucu taktığı siyah göz bandıyla tanınıyordu. Gazetecilik kariyeri, daha sonra Altın Küre’ye aday gösterilen “A Private War” filmine konu olmuştu.
Kaynak: Gazete Oksijen
Pekin'deki geçit töreni gövde gösterisine dönüştü: İnsanlık barış ya da savaş arasında bir seçimle karşı karşıya
Çin'deki askeri geçit töreninde, en son teknolojiye sahip silahlar sergilendi. Bu sırada, Kim Jong Un'un kızı ilk kez yurt dışında görüntülenerek, potansiyel halef olduğunu adeta gözler önüne serdi. Türkiye'yi zirvede Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil ediyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Çin’in her yıl düzenlediği ve siyasi bir mesaj niteliği taşıyan Zafer Geçidi, bu yıl da büyük bir teknolojik gövde gösterisine sahne oluyor. 10 binden fazla askeri personelin katıldığı törende, özellikle elektronik ve hipersonik harp teknolojileri ön plana çıktı.
Şi Cinping tören alanında yaptığı konuşmasında 'Bugün insanlık yine barış ya da savaş, diyalog ya da çatışma, kazan-kazan ya da sıfır toplamlı bir oyun arasında bir seçimle karşı karşıya" dedi ve Çin halkının "tarihin doğru tarafında sapasağlam durduğunu' belirtti.
Ancak analistlere göre, en güçlü meydan okuma mesajı, Çarşamba günü Tiananmen Meydanı'nda kırmızı halıda yürürken sohbet eden ve el sıkışan üç otokratik liderin ( Şi, Putin, Kim) daha önce görülmemiş görüntüsüydü.
Atlantic Council'den Wen-Ti Sung, "Pekin, Batılı ülkeler Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'ya yaptırım uygulamaya devam etse bile, Pekin'in dostunun yanında durmaktan korkmayacağı mesajını veriyor" değerlendirmesinde bulundu.
Gizli saldırı drone'u: Geçit töreninde "sadık dost" olarak bilinen FH-97 adlı gizli saldırı drone'u sergilendi. Tek motorlu bu insansız hava aracı, mürettebatlı jetlerle koordineli saldırılar yapabiliyor ve elektronik karıştırma gibi görevleri yerine getirebiliyor.
Hipersonik silahlar: Çin, saatte binlerce kilometre hızla yol alan gelişmiş füze modeli olan hipersonik silahlarını ilk kez 2019 yılında tanıtmıştı. 2019'daki geçit töreninde görücüye çıkan DF-17 hipersonik füzesi, dikkat çekmişti. Ülkenin şimdi daha gelişmiş yeni nesil mobil kıtalararası balistik füzeler (ICBM) geliştirdiği söyleniyor. DF-31AG modelinin 11,000 km'den fazla menzile sahip olduğu ve ABD anakarasındaki herhangi bir hedefi vurabileceği belirtiliyor. DF-41'in ise 12,000 ila 15,000 km arasında bir menzile sahip olduğu tahmin ediliyor. Ancak 2019'dan beri bu konuda sessiz kalan Çin'in, bu törende yeni bir hipersonik silah sergileyip sergilemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Gemi savar füzeler: Çin'in deniz gücünü artırma çabaları kapsamında, uçak gemilerini ve büyük deniz birimlerini etkisiz hale getirebilecek gemi savar füzelerin de törende yer alması bekleniyor. Ülkenin 2024 itibarıyla 12 nükleer ve 48 dizel yakıtlı denizaltıya sahip olduğu, ayrıca yeni nesil balistik füze denizaltısı (Type-96) geliştirdiği bildiriliyor.
Kim'in halefi de Pekin'de
Hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmeyen Kim Yong-un kızı da Çin'deki törene katılan isimler arasında. Ülkenin gelecekteki lideri olarak görülen Kim'in kızı, babasının hemen arkasında, zırhlı trenle Pyongyang'dan Pekin'e yaptıkları gece yolculuğunun ardından trenin kapısından inerken görüntülendi.
Ju Ae'nin halkın karşısına ilk çıkışı, 2022 yılında babasına devasa bir kıtalararası balistik füze fırlatma töreninde eşlik etmesiyle gerçekleşmişti.
Dahası, Putin Kuzey Kore lideri Kim'i ikili ilişkilerin daha da derinleşmesi için bizzat Moskova'ya davet etti.
Zirvedeki yemekten detaylar
Çin lideri Şi Cinping'in ev sahipliği yaptığı zirve yemeği de zengin menüsü ve siyasi mesajlarıyla öne çıktı. Halkın Büyük Salonu'nda düzenlenen ziyafetin menüsünde; tavuk çorbası, kuzu pirzola ve yengeçli karıştırılmış ıstakoz gibi lezzetler yer aldı. Konuklara ayrıca istiridye soslu tarak ve tuzlu marine edilmiş somon ikram edildi.
Yemekte, Hebei eyaletinde üretilen Çin Syrah veya Riesling şarapları eşlik etti. Tatlı olarak ise bezelye ve mango mousse pastaları sunuldu.
Çin lideri Şi Cinping, yemeğe katılan liderlere kadeh kaldırarak bir konuşma yaptı. Konuşmasında, Çin'in her zaman barışın bir gücü olacağını söyledi ve "tüm insanlık için ortak refaha" kadeh kaldırdı. Şi, ayrıca dünyanın "orman kanunlarına" geri dönmemesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye'yi törende kim temsil ediyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çin'deki Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi'nde Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan liderleri ile temaslarda bulundu. 20'den fazla ülkenin katıldığı Çin'in 'Zafer Geçidi Töreni'ne ise Türkiye'yi temsilen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar da Fidan'a törende eşlik etti.
Kaynak: Gazete Oksijen
Trump'ın 38 sayfalık Gazze planı: 5.000 doları al, burayı terk et
Beyaz Saray'ın hazırladığı bir plana göre, Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere, bölgeyi terk etmeleri karşılığında 5.000 dolar nakit ve dört yıllık kira yardımı teklif edilebilir
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump'ın ortaya attığı ve tartışmalara yol açan bir fikir, Beyaz Saray'ın Gazze'yi yeniden inşa planında yeniden gündeme geldi.
Washington Post'un haberine göre, 38 sayfalık bir taslak, savaş sonrası Gazze'nin 2 milyonluk nüfusunun, en azından geçici olarak, "gönüllü" bir şekilde başka bir ülkeye veya kıyı şeridi içindeki "kısıtlı, güvenli" bölgelere ayrılmasını öneriyor.
Rapora göre, bu plana katılan Filistinlilere her bir kişi için 5,000 dolar nakit, dört yıllık kira desteği ve bir yıllık gıda yardımı sağlanacak. Arazisi olan Gazzelilere ise mülklerinin 'yeniden yapılandırma' hakları karşılığında "dijital bir token" verilecek.
Bu tokenler, "başka bir yerde yeni bir hayat finanse etmek" veya gelecekte yeni kurulacak şehirlerdeki daireler için kullanılmak üzere geliştirilip, tasarlandı.
Dubai benzeri bir 'belde'
Geçtiğimiz aylarda, Başkan Trump'ın bu yıl İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında ortaya attığı, Gazze Şeridi'nin ABD tarafından "devralınması" ve bir "turizm cenneti"ne dönüştürülmesi fikrine dayanıyor. O dönemde yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir videoda Gazze, Dubai benzeri bir tatil beldesi olarak tasvir edilmişti.
Ancak, insan hakları grupları ve birçok Filistinli, Gazze nüfusunun bölgeyi terk etme çağrılarını 1948'deki "Nakba" (Büyük Felaket) olarak adlandırılan ve on binlerce Filistinlinin anavatanlarından sürüldüğü olaya benzeterek bu fikirlere karşı çıkıyor.
Yeni öneri, "Gazze'nin Yeniden İnşası, Ekonomik Hızlanma ve Dönüşüm Vakfı" (Great Trust) olarak adlandırılıyor ve zorla tahliye endişelerini artırıyor.
İsrail saldırıları şiddetini artırıyor
Planın ortaya çıkışıyla eş zamanlı olarak, İsrail ordusu Hamas'ın askeri kanadının sözcüsü olan ve yüzü daha önce hiç görülmemiş Ebu Ubeyde'yi bir hava saldırısıyla öldürdüğünü duyurdu.
Yıllardır önceden kaydedilmiş video mesajlar yayımlayan ve yüzü kapalı olan Ebu Ubeyde, hem Filistinliler hem de İsrailliler tarafından biliniyordu. Saldırıda en az on kişinin öldüğü bildirildi.
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Ebu Ubeyde'nin "cehennemin dibine gönderildiğini" yazarak ölümünü doğruladı ve Gazze'deki operasyonların yoğunlaşacağı sözünü verdi.
Ayrıca, İran destekli Yemenli Husi isyancılar da başbakanları Ahmed el-Rahavi'nin İsrail saldırısında öldürüldüğünü doğruladı.
Öte yandan, İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg ve İrlandalı aktör Liam Cunningham'ın da aralarında bulunduğu insani yardım ve aktivistlerden oluşan yeni bir filo, "Gazze'nin yasadışı ablukasını kırmaya çalışmak" amacıyla Pazar günü İspanya'dan yola çıktı.
Kaynak: Gazete Oksijen
Sánchez The Guardian'a konuştu: Avrupa’nın Gazze tepkisi bir başarısızlık, çifte standart Batı’yı zayıflatıyor
The Guardian'a konuşan İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Avrupa’nın Gazze konusunda “sınıfta kaldığını” söyleyerek çifte standartların Batı’nın itibarını zedelediğini belirtti. Trump’ın politikalarını eleştiren Sánchez, göçü fırsat olarak gördüğünü söyledi.
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Avrupa ve Batı’nın Ukrayna ile Gazze savaşlarına verdiği farklı tepkilerin, Batı’nın küresel konumunu zedelediğini söyledi. The Guardian’a konuşan sosyalist lider, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısına verilen tepkiyi “21. yüzyıl uluslararası ilişkilerinin en karanlık bölümlerinden biri” olarak nitelendirdi.
Sánchez, röportajında ayrıca ABD’nin Donald Trump yönetiminde, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurduğu kurallara dayalı küresel düzeni sonlandırmaya çalıştığını söyledi. Bunun yanında göçün faydalarını savundu ve geleneksel sağ partilerin, popülist rakiplerinin politikalarını kopyalayarak iklim krizi konusundaki uzlaşmayı bozduğunu belirtti.
'Avrupa Birliği Gazze’de sınıfta kaldı'
Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak tanımlayan ilk Avrupalı lider olan Sánchez, diğer Avrupa ülkelerinin İspanya’nın izinden giderek Filistin’i tanımasından memnun olduğunu ancak Avrupa’nın genel tepkisinin zayıf kaldığını söyledi. “Bu bir başarısızlık” diyen Sánchez, şöyle devam etti:
“Kesinlikle. Ayrıca AB içinde İsrail’e nasıl etki edileceği konusunda görüş ayrılıkları var. Ama bana göre bu kabul edilemez. Ukrayna’daki kriz gibi diğer meselelerde inandırıcılığımızı artırmak istiyorsak böyle devam edemeyiz. Dünya bize bakıyor ve ‘Neden Ukrayna’da farklı, Gazze’de farklı davranıyorsunuz?’ diye soruyor.”
Sánchez, Avrupa’nın İsrail’e yönelik finansal yaptırımları da içeren daha sert adımlar atması gerektiğini söyledi:
“Gazze’de tanık olduklarımız belki de 21. yüzyılın uluslararası ilişkilerinin en karanlık bölümlerinden biri. İspanya olarak AB’de ve uluslararası toplumda bu konuda çok net olduk. AB içinde İsrail ile stratejik ortaklığın askıya alınması için çağrı yaptık.”
'İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzenin başlıca mimarı olan ABD, bu düzeni zayıflatıyor'
ABD Başkanı Donald Trump ile ülkesinin savunma harcamalarını GSYH’nin %5’ine çıkarmayı reddettiği için sık sık karşı karşıya gelen Sánchez, yine de İspanya’nın NATO’da “güvenilir bir ortak” olduğunu vurguladı. “Beyaz Saray’da kim olursa olsun, ABD ile en iyi ilişkilere sahip olmaya kararlıyız,” dedi.
Sánchez, ABD’nin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesini ve Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumlara katkıların azaltılmasını eleştirdi:
“ABD ile ilişkilerimizde pragmatik bir yaklaşımımız var. Ama küresel sorunlara farklı bakıyoruz. Paris Anlaşması’ndan çıkılması büyük bir hataydı. Yardım programlarına katkıların azaltılması da öyle. Ama sonunda, sınır tanımayan küresel sorunlarla karşı karşıyayız ve işbirliğimizi güçlendirmemiz gerekiyor.”
Trump yönetiminde ABD’nin uluslararası kurumlardan çekilmesi, Sánchez’e göre diğer aktörlerin daha büyük roller üstlenmesine de kapı açabilir:
“En çarpıcı gerçek şu ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzenin başlıca mimarı olan ABD, şimdi bu düzeni zayıflatıyor. Bu, ne ABD toplumu ne de Batı ülkeleri için olumlu olacak. Bu yüzden AB ve İngiltere için bir fırsat söz konusu.”
'Çifte standartlardan kaçınmalıyız'
Sánchez, “transatlantik bağa” bağlı kalmakla birlikte Avrupa’nın da kendi gücünü artırması gerektiğini belirtti:
“Çifte standartlardan kaçınmalıyız. Yeşil Anlaşma’ya bağlılığımızı güçlendirmeliyiz. Göç konusunda insani ve ahlaki bir vizyonun yanı sıra pragmatik bir vizyon geliştirmeliyiz.”
'Göç bir fırsattır'
Sánchez, göçün faydalarını vurgulayarak şunları söyledi:
“Batı toplumlarının karşısındaki ikilem şu: Açık ve büyüyen bir toplum mu olacağız, yoksa kapanan ve küçülen bir toplum mu? İspanya’daki vatandaşların büyük çoğunluğu göçün yalnızca ahlaki bir görev değil, aynı zamanda bir fırsat olduğunu anladı. Ekonomik büyüme, işgücü piyasası ve refah devletimizin bugünü ve geleceği için göç önemli bir yanıt olabilir.”
“İklim krizini siyasallaştırmak sağın en büyük hatası”
Sánchez ayrıca, geleneksel sağ partilerin iklim değişikliğini reddetmeyip, yok sayıyormuş gibi davranarak bilimi siyasallaştırdığını söyledi:
“Elbette iklim krizinin gerçekliğini reddeden bir aşırı sağ var. Ama daha büyük sorun, geleneksel sağın bilimsel gerçekliği kabul etmesine rağmen, sanki iklim değişikliği yokmuş gibi davranması. Bu, sağ partilerin yaptığı en büyük hata.”
Yolsuzluk iddiaları ve yargı
Son aylarda Sánchez’in partisi, hükümeti ve ailesi yolsuzluk iddialarıyla sarsıldı. Bu iddialar azınlık hükümetini düşme noktasına getirse de Sánchez, yolsuzlukla mücadeleye ve şeffaflığa kararlı olduklarını söyledi.
Eşinin sağcı ve aşırı sağcı bir yargı kampanyasının hedefi olduğunu belirten Sánchez, “İspanya’daki yargıçların büyük çoğunluğu görevlerini yerine getiriyor. Ama bazı yargıçlar siyaset yapıyor. Bu yalnızca İspanya’da değil, birçok demokraside görülen bir durum” dedi.
Kaynak: Gazete Oksijen
Liman işçileri Gazze için ayakta: "Gazze filosuyla iletişim kesilirse Avrupa'da yük taşımacılığı duracak"
İtalyan liman işçileri, Gazze’ye yardım götüren filoyla iletişim kesilirse Avrupa genelinde tüm yük taşımacılığını durduracaklarını açıkladı. Liman işçilerinin bağlı olduğu sendika, daha önce de İsrail'e giden askeri teçhizatı durdurmuştu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İtalya’nın en büyük liman sendikalarından Unione Sindacale di Base (USB), Gazze’ye insani yardım götüren Global Sumud Filosu ile iletişim kaybolması halinde Avrupa genelinde yük taşımacılığını durduracaklarını açıkladı.
Cenova Limanı’nda düzenlenen yürüyüşte İngiliz Novara'ya konuşan bir liman işçisi, “Eğer teknelerimizle, yoldaşlarımızla 20 dakikalığına bile iletişimimizi kaybedersek, Avrupa’yı durdururuz” dedi.
USB’den yapılan açıklamada, “Filonun savunulması için seferberliğe hazırız. İşçiler belirleyici bir rol oynayabilir, elimizdeki tüm mücadele yöntemlerini kullanmalıyız” ifadeleri yer aldı.
Sendika temsilcisi, her yıl bölgeden İsrail’e 13-14 bin konteyner gönderildiğini belirterek, “Artık tek bir çivi bile gitmeyecek” dedi.
Sumud Filosu'nda kim var?
Pazar günü yola çıkan Global Sumud Filosu, İsrail’in Gazze ablukasını kırmayı ve insani yardımı ulaştırmayı amaçlayan bugüne kadarki en büyük deniz misyonu olarak nitelendiriliyor. Yaklaşık 20 gemi ve 44 ülkeden delegelerin yer aldığı filoda iklim aktivisti Greta Thunberg, eski Barselona Belediye Başkanı Ada Colau ve Novara Media yazarı Kieran Andrieu da bulunuyor.
Gemiler ağırlıklı olarak Barselona’dan, bazıları ise İtalya’dan hareket etti. İtalya’daki yardım kampanyası ise Music for Peace ve USB’ye bağlı özerk liman işçileri kolektifi Calp tarafından düzenlendi.
Başlangıçta 40 ton hedeflenen yardım miktarı 250 tonu aştı. Geçtiğimiz hafta sonu Cenova’da 40 bin kişi, filonun uğurlanması için meşaleli yürüyüş yaptı.
Daha önce askeri malzemeyi engellemişlerdi
İtalyan liman işçilerinin açıklaması,münferit değil. USB, geçtiğimiz yaz aylarında da askeri malzeme taşıyan gemilerin yüklenmesini engellemişti. Benzer şekilde Yunanistan, Fransa, Fas ve İsveç’teki liman işçileri de İsrail’e giden askeri sevkiyatlara karşı eylemler düzenledi.
2010’dan bu yana Kanada, Güney Afrika ve ABD’de de liman işçileri İsrail gemilerini veya askeri yüklerini bloke eden grev ve protestolar gerçekleştirdi. ABD’de 2014 ve 2021’de San Francisco merkezli Arap Kaynakları ve Örgütlenme Merkezi’nin öncülüğünde liman ablukaları düzenlenmişti.
Novara Media’ya konuşan Amazon İşçileri Sendikası’nın kurucularından Chris Smalls, “Hükümet başarısız olduğunda işçi sendikaları işçi sınıfının kalkanı olmak zorundadır” dedi.
Kaynak: Gazete Oksijen
Rusya Dışişleri: Batılı liberal diktatörlüğün saldırısı altındayız
“Nazizm, faşizm, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı mikrobu hâlâ yaşıyor” ifadelerini kullanan Maria Zaharova, Çin ve Rusya'nın buna karşı mücadele ettiğini savundu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova "Moskova, Batı’nın körüklediği yabancı düşmanlığına karşı çıkıyor ve İkinci Dünya Savaşı’nda savunduğu “gerçek özgürlüğü” korumaya kararlı" açıklamasında bulundu.
Putin, dört günlük Çin ziyaretini Pekin’de Japonya’nın yenilgisinin 80. yılı için düzenlenen askeri geçit töreniyle tamamladı. Putin'in Çin ziyareti dolayısıyla açıklamalardan bulunan Zaharova, İkinci Dünya Savaşı’nı "insanlık için dönüm noktası" olarak tanımlayarak "üstünlük fikrine dayalı ideolojinin darbe aldığını ancak tamamen yok olmadığını" söyledi.
“Nazizm, faşizm, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı mikrobu hâlâ yaşıyor” ifadelerini kullanan Zaharova, Rusya’nın 80 yıl önce silahla savaştığı bu fikirlerle bugün uluslararası arenada hâlâ mücadele ettiğini savundu. “Dünyayı, kan ve ten rengine göre her şeye doğuştan hak sahibi olanlar ve yalnızca birinci gruba hizmet etmesine izin verilenler şeklinde ayıran mantık hâlâ yaşamaya devam ediyor" diyen Zaharova, Rusya ve Çin’in, “ayrımcı yaklaşımı benimseyenlerin diktatörlüğüne izin vermemekte kararlı olduğunu” söyledi.
"Birçok başka ülkenin, bu çabaya güvendiğini" savunan Zaharova, bu çabaların, “insan doğasının özünü oluşturan temel geleneksel değerleri savunmayı” içerdiğini ifade etti.
Zaharova ayrıca temel geleneksel değerlerin “insanın ne olduğuna dair dar, çarpıtılmış ve tamamen bozulmuş bir algıyı dayatmaya çalışan Batılı liberal bir diktatörlük” tarafından saldırı altında olduğunu ileri sürdü.
Yunan medyası Ankara'nın dış politikasını inceledi: Sözde yalnızlaştırılmış bir Türkiye anlatısı çoktan çöktü
To Vima gazetesi Türkiye’nin uluslararası politikadaki hamlelerini mercek altına aldı. Gazete, Ankara’nın hem bölgesel hem küresel alanda çok yönlü bir diplomasi yürüttüğünü, Çin ile ekonomik ilişkilerini derinleştirme çabalarını, İsrail ve Avrupa ile yaşadığı gerilimleri ele aldı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Yunan medyasından To Vima gazetesi, Türkiye'nin 2022'den yılından beri yürüttüğü uluslararası politikalara yönelik bir analiz yayınladı. Söz konusu analizde Ankara'nın hem batı hem doğu arasında nasıl pozisyon aldığına dair ifadeler kullanıldı.
To Vima gazetesinin haberi şöyle:
Sözde yalnızlaştırılmış bir Türkiye anlatısı çoktan çöktü.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Çin ziyareti dönüşü henüz uçaktayken Rusya ve Ukrayna’nın henüz savaşın sona ermesini sağlayacak bir zirve için hazır olmadığını açıkladı. Erdoğan, iki tarafı görüşmeleri kademeli olarak yükseltmeye ve Putin-Zelenski buluşmasının ön koşullarını oluşturmaya davet etti.
Türkiye’nin çok yönlü diplomasisi
Erdoğan’ın açıklamaları, Ankara’nın Ukrayna konusunda her iki tarafla da aktif bir rol oynadığını bir kez daha ortaya koydu. Türkiye, uzun yıllara dayanan diplomatik tecrübesi ve stratejik konumu sayesinde bölgesel ve küresel düzeyde çok yönlü bir dış politika izliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çin’deki ikili ekonomik ilişkileri derinleştirmek amacıyla yürüttüğü görüşmeleri “verimli” olarak nitelendirdi. Ancak, II. Dünya Savaşı’nın bitişi anma töreninde düzenlenecek askeri geçit törenine katılmadı.
Putin ve Zelenski’nin öncelikli muhatabı
Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ilk günlerinden itibaren diplomatik hareketliliğini sürdürüyor. Ankara, hem taraflar arasında arabuluculuk yapmayı hem de Ukrayna’ya drone tedarikini gerçekleştiriyor. Bu süreçte Bayraktar dronlarının geniş çaplı bir savaşta test edilmesi, hem ekonomik kazanç hem de Ukrayna’da bir drone fabrikasının kurulmasıyla sonuçlandı.
Erdoğan, Putin ve Zelenski’nin öncelikli muhatabı olarak konumunu koruyor. İstanbul’da iki kez iki ülke heyetleri arasında görüşmelere ev sahipliği yaptı ve üçüncü bir toplantı için de öneride bulundu.
İsrail ve Avrupa ile ilişkiler
Türkiye, Suriye politikası nedeniyle İsrail ile gerilim yaşıyor. Bu bağlamda Ankara, İsrail için liman ve havaalanlarını kapatma kararı aldı. Ancak iki yıl süren Gazze krizi boyunca ticaret yüzde yüzlük bir kesintiye uğramadı.
Erdoğan’ın Türkiye’si, bazı Avrupa hükümetleri tarafından Rusya’ya karşı Avrupa savunmasını güçlendirmek için güvenilir bir ortak olarak görülüyor. Birçok Avrupa ülkesi, savunma ve ekonomik alanlarda Türkiye’ye milyarlarca euro yatırım yapmaya hazır, ancak AB üyeliği konusunda henüz mesafe alınmış değil.
Türkiye'nin bölgesel stratejisi ve gelecek
Türkiye, Libya müdahalesi, Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya mutabakatı, Körfez ve Afrika gibi bölgelere askeri üsler konuşlandırma girişimleriyle etkisini artırıyor. Katar ve Somali’de üsler bulunurken, Çad ve Nijer’de üsler kurulması planlanıyor.
Erdoğan döneminde Türkiye’nin diplomasisi, iç politikadan bağımsız olarak, hem bölgesel hem de küresel alanda etkili bir konum kazandı.
Kürt meselesinde de hem iç hem dış politikada iki yönlü bir strateji izleniyor.
Türkiye ve komşularını bekleyen büyük soru ise “Erdoğan sonrası dönemde bu mirası kim veya kimler devralacak?”
Kaynak: Gazete Oksijen
İsrail'in hastane saldırısında İbranice ve İngilizce medya arasındaki 7 farkı bulun
New Arab yazarı Daniel Lindley, "İsrail’in en ağır suçlamalara maruz kalmasını sağlayacak anlatıları okumak için anti-İsrail propaganda aramanıza gerek yok, doğrudan kendi basınlarını açtığınızda her türlü vahşeti rahatlıkla itiraf ettiklerini görebiliyorsunuz" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail ordusunun, 25 Ağustos'ta Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan Nasır Hastanesi'ne düzenlediği iki saldırıda 5’i gazeteci, 5'i sağlık çalışanı 22 Filistinli hayatını kaybetti. Benjamin Netanyahu, bu olayı İsrail’in “derin üzüntüyle karşıladığı trajik bir yanlışlık” olarak tanımladı. İsrail ordusu ise hedefin “Hamas’a ait bir gözetleme kamerası” olduğunu ileri sürdü. New Arab yazarı Daniel Lindley, Nasser Hastanesi saldırısının İngilizce ve İbranice haberlerde nasıl farklı şekillerde ele alındığını yazdı.
Gazze'ye dair haberlerin İngilizce ve İbranice versiyonları arasında çok büyük farklılıklar bulunduğunu vurgulayan Lindley, "İsraillilerin hitap ettiği iki farklı kitle var. Birincisi, müttefik devletlerin genel kamuoyu. Bu kesim, askerleri ambulanslarda gizlemenin ya da gazetecileri öldürmenin yanlış olduğunu düşünüyor. İkincisi ise İsrail’in kendi kamuoyu; onlar ise “savaş yasaları” ya da herhangi bir ahlaki kaygı umursamıyor" ifadelerini kullandı.
Bu durumunun "garip bir dinamik yarattığını" ifade eden Lindley, "İsrail’in en ağır suçlamalara maruz kalmasını sağlayacak anlatıları okumak için anti-İsrail propaganda aramanıza gerek yok, doğrudan kendi basınlarını açtığınızda her türlü vahşeti rahatlıkla itiraf ettiklerini görebiliyorsunuz. Ancak bunun dünyada iyi karşılanmayacağını bildikleri için İngilizce haberlerde otosansür uyguluyorlar" açıklamasında bulundu.
Daniel Lindley, New Arab için kaleme aldığı yazısının devamında şu ifadeleri kaydetti:
"İsrail Radyosu 94’te konuşan bir istihbarat görevlisi, sözde “Hamas kamerasının” yerini bizzat tespit ettiğini ve bu bilgiyi orduya ilettiğini anlattı. Röportajdan (bunu yayımlayıp çeviren Younis Tirawi’ye teşekkürler) açıkça anlaşılıyor ki bahsedilen “Hamas kamerası” aslında Nasser Hastanesi’nden tüm hafta boyunca yayın yapan Reuters canlı yayınıydı.
Görevli, bu gazetecilerin kelimenin tam anlamıyla Hamas üyesi olduğunu düşünmediğini kabul etti. Ancak Gazze’de çalışabildikleri için “Hamas’a bağlı sayıldıklarını” ve bu nedenle meşru hedef olarak görüldüklerini söyledi.
Benzer şekilde, İsrail Kanal 14’ün saldırıya dair özetinde Nasser Hastanesi, “teröristlerin doğduğu bir terör merkezi ve kuvvetlerimizin başarıyla yok ettiği bir yer” olarak tanımlandı. Hastanenin bombalanması “başarılı ve isabetli bir saldırı” olarak sunuldu ve “gazeteci kılığındaki teröristlerin de öldürüldüğü” belirtildi.
Başka bir haberde ise bombalamanın “üst komuta kademesi tarafından onaylandığı ve koordineli şekilde yapıldığı, komutanların saldırı gerçekleşmeden önce bundan haberdar olduğu” aktarıldı.
Netanyahu’nun daha sonra saldırının bir “hata” olduğunu söyleyerek özür dilemesi İsrail’de dikkat çekti. Bu özür yalnızca İngilizce olarak yayımlandı ve İbranice versiyonu hiçbir şekilde paylaşılmadı. Buna rağmen Kanal 14, üstü düzey IDF (İsrail ordusu) yetkililerinin “Nasser Hastanesi’ne saldıran askerleri destekledikleri” yönündeki açıklamalarına destek verdi. Kanal 14'e konuşan yetkililer askerlerin “gerekeni yaptığını” belirtti.
Dikkat çekici bir başka detay da, IDF’nin İngilizce açıklamasında hastane saldırısında öldürülen “teröristlerden” birinin “7 Ekim’de İsrail topraklarına sızmaya katıldığı” iddiasıydı. Bu ifade muğlak olsa da, onu bir militan olarak göstermek amacı taşıyordu. Nitekim Jewish Chronicle daha da ileri giderek, onu doğrudan “7 Ekim silahlılarından biri” olarak nitelendirdi.
İsrail’in İbranice basınına bakıldığında çıplak gerçeği görmek mümkün. Maariv gazetesinde yayımlanan bir yazıda, İsrail ordusuna göre “7 Ekim’i belgeleyen gazetecilerden biri”nin öldürüldüğü açıkça ifade ediliyor ve onun gazeteci dışında bir şey olduğu iddia edilmiyor. Bu anlatıda, bir gazeteci olmak, öldürülmek için yeterli bir sebep olarak sunuluyor.
Biraz dikkatli bakınca, İsrail hükümetinin gazetecileri öldürüp bir hastaneyi bombaladığı için “yanlışlıkla oldu” diyerek özür dilemesinde bariz bir sorun olduğunu fark etmek zor değil. Zira aynı anda İsrail medyası “elbette bu hastaneyi bombalamadan önce komutanımızdan açıkça onay aldık” açıklamalarıyla dolu.
Bu çelişki ya Batı medyasının çoğunda açıkça ortaya konmuyor çünkü muhabirler İsrail hükümetinin açıklamalarını yeniden basmaktan öteye gitmeyecek kadar tembel, ya da aslında İsraillilerin kendi aralarında nasıl konuştuklarını biliyorlar ama bunu geniş kamuoyuyla paylaşmamayı tercih ediyorlar."
Kaynak: Gazete Oksijen
Rus elitlerin Kuzey Kutbu partisini kripto skandalı bitirdi
Fransız lüks devi Pinault ailesine ait Ponant , Rus müşterilere yönelik Kuzey Kutbu turunu iptal edince mahkemelik oldu. İptalin arkasından ise paravan şirketler, kripto para skandalı çıktı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Ağustos ayında Fransa’nın Pinault ailesine ait lüks kruvaziyer şirketi Ponant’ın Kuzey Kutbu’na düzenleyeceği özel seyahate 150’den fazla Rusça konuşan seçkin konuğun katılması planlanıyordu. Tur kapsamında kruvaziyer, Michelin yıldızlı yemekler, saunalar ve Swarovski teleskoplarla donatılmıştı.
Financial Times'ta yer alan habere göre bu lüks tur, Norveç’in Svalbard adasından hareket etmeden iptal edildi ve Ponant, Dubai merkezli Rusya kökenli TRVL şirketi tarafından Fransa’da dava edildi.
TRVL, Ponant’ın iptal sonrası 8,5 milyon dolarlık kiralama bedelinin 5,8 milyon dolarını iade etmediğini iddia ediyor ve 7 milyon eurodan fazla tazminat talep ediyor. Söz konusu iptal, ABD’de bir Rus kripto girişimcisinin tutuklanmasının ardından gerçekleşti. Bu girişimci, Delaware’de kayıtlı şirketi aracılığıyla Ponant ve TRVL arasında ödeme aracılığı yapıyordu.
Turun ayrıntıları ve katılımcılar
İki haftalık seyahatte Ponant’ın buz kırıcı gemisi Le Commandant Charcot kullanılacaktı. Turun sekizinci günü, coğrafi Kuzey Kutbu’na ulaşılması ve burada DJ setleri, buzda yüzme ve açık hava bar etkinlikleri planlanmıştı.
Katılımcılar arasında Gazprom’un benzin istasyonu ağını geliştiren bir yönetici, Yandex’in AI laboratuvarı başkanı, 20 milyon takipçisi olan bir Rus TV sunucusu, restoran sahipleri ve komedyenler vardı. Kabin fiyatları 70 bin ila 200 bin dolar arasında değişiyordu.
Seyahat, Moskova merkezli bir acente ve TRVL aracılığıyla tanıtılmış, acentenin kurucusu Boris Pustovoytov, müşterilerinin çoğunlukla Rusça konuştuğunu ve ondan fazla ülkeden geldiklerini belirtmişti.
İptalin nedeni
Seyahatten iki ay önce, yerel Arctic medyası turu fark etti ve Svalbard’da yaşayanlar, tur sırasında protesto planlamaya başladı. Bu dönemde Ponant, Pustovoytov’dan tanıtım materyallerindeki Pinault ailesine yapılan referansları kaldırmasını istedi.
Pustovoytov, misafirlerin tümünün AB vizelerine sahip olduğunu ve yaptıkları işlemlerde yaptırım kurallarına uygunluk sağlandığını vurguladı.
TRVL, ödemeler için Ponant’ın talebiyle bir aracıyı (Evita Investments) devreye soktu. Ancak haziran ayında Evita’nın kurucusu Iurii Gugnin ABD’de tutuklandı; 22 suçlamayla, kara para aklama ve yaptırım ihlalleri ile suçlanıyor.
ABD savcıları, Gugnin’in Rus ve İran yetkilileriyle bağlantılı olduğunu ve kripto şirketini gizli para aklama hattına çevirdiğini iddia ediyor.
Ponant, 2 Temmuz’da TRVL ile yapılan sözleşmeyi iptal ederek 5,5 milyon dolarlık ödemeyi iade etmedi. Ponant, iptali “iş ilişkimizin yasallığını ve bütünlüğünü zedeleyen ciddi bir uyum eksikliği” olarak nitelendirdi ve aracı şirketi “atanmış brokeriniz” olarak tanımladı. TRVL ise, aracının Ponant tarafından onaylandığını ve kapsamlı şekilde kontrol edildiğini belirtiyor.
TRVL, küçük Dubai merkezli bir şirket için finansal kaybın “tamamen felaket” olduğunu ve 165 ödemiş müşteri için de ek riskler bulunduğunu belirtiyor. Ön duruşma Marsilya mahkemesinde gerçekleştirildi.
Pinault ailesi hakkında neler biliniyor?
Pinault ailesi, Fransa’nın en zengin ailelerinden biri olarak, Paris ve Venedik’teki sanat koleksiyonları, Kering grubuna (Gucci, Saint Laurent) sahipliği ve Christie’s, CAA gibi şirket yatırımlarıyla biliniyor. Ponant, 2015’te Artémis holding tarafından satın alındı ve 13 Fransız bayraklı lüks kruvaziyer işletiyor; Le Commandant Charcot, filonun gözdesi.
Ponant’ın sunduğu diğer turlar arasında Buenos Aires–Antarktika, Ege Turları ve Lizbon–Arjantin seferleri bulunuyor. TRVL’nin ödemeleri zaman zaman gecikmiş olsa da, seyahatin 10. yıl dönümü kutlaması olarak planlandığı ve satışlardan emin olduğu belirtiliyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Axios analizi: ABD'nin en büyük düşmanları Pekin'de neyin peşinde?
Çin, Rusya ve Kuzey Kore liderleri Pekin'de düzenlenen dev askeri geçit töreninde bir araya gelerek ABD’ye karşı ortak mesaj verdi. ‘Çalkantı Ekseni’ olarak adlandırılan ve özellikle Ukrayna savaşı sırasında iş birliğini derinleştiren Rusya-Çin-Kuzey Kore ve hatta İran'ı Axios inceledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarıyla küresel güç dengeleri hızla kayarken, bu hafta Çin’den yayılan görüntüler, bu dengenin hangi yönde şekilleneceğine dair ipuçları sundu.
Çin, Rusya ve Kuzey Kore liderleri, Washington’a mesaj vermek için Pekin'de dev bir askeri geçit töreninde bir araya geldi. Bu, ABD’nin ittifaklarına ve “kurallara dayalı düzene” karşı uzun süredir güvensizlik besleyen üç nükleer silahlı liderin ilk toplu gösterisi oldu.
Axios'a göre, Trump ise uzaktan izleyerek Şi Cinping'e, “Lütfen Vladimir Putin ve Kim Jong-un’a Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı iş birliği yaptıkları için en içten selamlarımı ilet,” mesajını gönderdi.
'Çalkantı Ekseni'nde ortak düşman: Washington
İran’ın da dahil olduğu ve “Çalkantı Ekseni” olarak adlandırılan bu grup, Ukrayna savaşında iş birliğini derinleştirdi. Kuzey Kore asker gönderdi, İran drone sağladı ve Çin ekonomik ve diplomatik destek sundu.
Ancak özellikle Çin-Rusya ilişkisi, Trump’ın danışmanlarını endişelendiriyor. Moskova ile Beijing arasındaki ekonomik dengesizlik ve bölgesel nüfuz çekişmeleri gerilim yaratıyor; yine de ortak düşman ABD, onları bir araya getiriyor.
Geçit töreni
Çin’de, Japonya’nın II. Dünya Savaşı’ndaki teslimiyetinin 80. yıldönümü kapsamında düzenlenen geçit töreni, VIP konuklar ve yeni silahlarla doluydu.
Şi Cinping “Çin ulusu hiçbir zorba tarafından korkutulamaz ve daima ilerler” dedi. Tören sırasında yeni bir nükleer kıtalararası balistik füze, lazerle çalışan interceptör ve dev su altı dronları sergilendi.
Sürpriz görüntü: Modi ile el ele
Bir gün önceki bir başka görüntü, ABD politika yapıcılarını endişelendirecek türdendi. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Çin ve Rusya liderleriyle Tianjin’deki bir ekonomik zirvede el ele tutuştu.
Bu hamle, ABD’nin Çin’e karşı Hindistan’ı bölgesel stratejisinde partner olarak konumlandırma planını zorlaştırıyor. Şi, Modi’ye “Ejderha ve Fil birlikte hareket etmeli” mesajını verdi.
Gerçekler ve sınırlar
Ancak bu ittifakında elbette sınırları bulunuyor. Örneğin İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sırasında eksen ülkeleri hiçbir adım atmadı. Çin, Rusya’ya petrol gelirleri sağlasa da silah desteği vermiyor. Ayrıca, ABD’nin Trump dönemindeki politik hakaretleri, Hindistan’ın bölgesel çekişmeler konusundaki kaygılarını ortadan kaldırmıyor.
Biden yönetimi, ABD karşıtı güçlerin bir araya geldiğini gördü ve müttefiklerine sıkı sıkıya bağlı kaldı. Trump ise ABD’yi sahadaki en ağır yumruk olarak görüyor.
Analistler, son yıllarda ABD karşıtı eksen güçlenirken, ABD koalisyonunun zayıfladığını düşünüyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
5 soruda Endonezya'daki protestolar
25 Ağustos’tan bu yana Endonezya’nın bazı bölgelerinde patlak veren protestolar, ülkenin son on yıllardaki en şiddetli olayları arasında yer alıyor. Şimdiye dek 10 kişinin yaşamını yitirdiği protestolar, Prabowo Subianto’nun henüz 10 aylık başkanlığının en büyük sınavı oluşturuyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Endonezya’da Devlet Başkanı Prabowo Subianto hükümeti, kemer sıkma politikaları ve milletvekillerine verilen ayrıcalıklar nedeniyle büyüyen protestolarla karşı karşıya. Protestolarda 7 kişi hayatını kaybederken, polis karakolları ve kamu binaları zarar gördü.
Gözlemciler, şiddetli gösterileri ekonomik sıkıntılara duyulan öfkenin yanı sıra kamu görevlilerinin duyarsızlığına ve Başkan Prabowo Subianto yönetiminin halk yanlısı politikalar hayata geçirmekteki başarısızlığına bağlıyor. İşte Nikkei'nin derlemesiyle 5 soruda Endonezya'daki protestolara dair her şey:
Protestolar neyle ilgili?
Gösteriler, geçen hafta başında Jakarta’daki Temsilciler Meclisi önünde barışçıl bir şekilde başladı. Öğrenciler ve işçi sendikaları üyelerinin de aralarında bulunduğu protestocular, milletvekillerine tanınan ayrıcalıkları hedef aldı. Bunlar arasında aylık 3100 dolarlık konut ödeneği de var. Bu rakam ülke genelindeki ortalama asgari ücretin 10 katından fazlaya denk geliyor.
Göstericiler ayrıca işçiler için asgari ücretin artırılmasını ve son yıllarda tekstil ve ayakkabıdan teknoloji girişimlerine ve turizme kadar birçok sektörü vuran toplu işten çıkarmaların sona ermesini talep etti.
Protestolar nasıl ölümcül hale geldi?
28 Ağustos Perşembe akşamı, polis ile protestocular arasındaki çatışmada bir polis aracının altında kalan motosikletli taksi şoförü Affan Kurniawan hayatını kaybetti.
Onun ölümü, Cuma ve Cumartesi günleri Batı Cava’daki Bandung, Yogyakarta, Doğu Cava’daki Surabaya, Kuzey Sumatra’daki Medan ve Güney Sulawesi’deki Makassar’ın da aralarında bulunduğu diğer şehirlere yayılan daha geniş ve şiddetli protestoları tetikledi.
Jakarta’da ise polis Çevik Kuvvet Karargâhı, göstericilerin ana hedefi haline geldi. Polis araçları ve kamu binaları ateşe verildi. Çevredeki bazı dükkânlar ile Jakarta’nın farklı bölgelerinde dört milletvekilinin ve Maliye Bakanı Sri Mulyani Indrawati’nin evleri yağmalandı.
Diğer şehirlerde de protestocular çoğunlukla polis karakollarını veya yerel meclis binalarını hedef aldı. Makassar’da belediye meclisi binasının ateşe verilmesi üzerine üç kamu görevlisi hayatını kaybetti.
Al-arabia'da yer alan habere göre, Şimdiye kadar aralarında Makassar’da bir motosikletli taksi şoförü, Yogyakarta’da bir öğrenci ve Orta Cava’nın Solo kentinde bir bisikletli taksi şoförünün de aralarında bulunduğu 10 kişinin protestolarda öldüğü bildirildi. Hak örgütleri, olayların yer yer yağma ve isyana dönüştüğünü bildirdi.
Yetkililer nasıl tepki veriyor?
Başkan Prabowo, Pazar günü Jakarta’da siyasi parti liderleri ve bakanlarla bir araya geldi. Prabowo, parlamentonun milletvekillerine tanınan bazı ayrıcalıkları geri çekmeyi ve uzun süredir vergi israfı olarak eleştirilen yurt dışı gezilerine moratoryum getirmeyi kabul ettiğini açıkladı.
Başkan, kamuoyunda öfkeye yol açan son açıklamaları nedeniyle bazı parti üyelerine karşı “kesin” adımlar atılacağını duyurdu. Örneğin NasDem Partisi milletvekili Ahmad Sahroni, milletvekili ayrıcalıklarını savunmuş ve eleştirmenlerini “aptallar” diye küçümsemişti. Bunun üzerine NasDem ve Ulusal Uyum Partisi, Sahroni’nin de aralarında bulunduğu ikişer milletvekilini, Golkar Partisi ise bir milletvekilini görevden uzaklaştırdı. Bu üç parti, Prabowo’nun iktidar koalisyonunda yer alıyor.
Prabowo ayrıca kamu tesislerini tahrip edenlere karşı sert önlem alınmasını emrederek “Yasa dışı eylemlere dair işaretler var, bu durum vatana ihanet ve terörizme kadar uzanıyor” dedi. Açıklamasında “Polise ve orduya, kamu tesislerinin yıkılması, bireylerin evlerinin ve ekonomik merkezlerin yağmalanması karşısında yasalar çerçevesinde mümkün olan en sert adımları atmaları talimatını verdim" sözlerini kaydetti.
İş dünyası nasıl tepki veriyor?
31 Ağustos itibarıyla, Jakarta merkezindeki Çevik Kuvvet Karargâhı yakınlarındaki mağazalar ve bir elektronik merkezi kapalı durumda. Ancak kentin diğer bölgelerindeki alışveriş merkezleri ve perakende noktaları, ziyaretçi sayısında düşüş olsa da, normal şekilde faaliyet göstermeye devam ediyor. Birçok şirket ve kamu kurumu, çalışanlarına Pazartesi günü evden çalışmalarını tavsiye etti.
Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Anindya N. Bakrie, halkın taleplerini ifade edebilmesi için “saygılı” bir diyalog çağrısında bulundu. Kamu görevlileri ve milletvekillerini, artan yaşam maliyetleri ve düşük gelirler dahil olmak üzere halkın sorunlarına daha duyarlı olmaya davet etti. “Kamu görevlilerinin hassasiyet göstermesi gerekiyor,” dedi.
Endonezya Perakende ve Kiracılar Derneği (Hippindo) Başkanı Budihardjo Iduansjah da benzer şekilde diyalog çağrısı yaptı ve hükümetten alışveriş merkezleri ile diğer kamusal alanlarda güvenliği sağlamasını istedi.
“Bu, topluma kesintisiz hizmet sunulabilmesi açısından önemli,” dediği açıklamasında, “Milyonlarca çalışan ve ailelerini destekleyen perakende sektörü ile ekosisteminin korunmasının önemini vurguluyoruz” ifadelerini kullandı.
Protestolar devam edecek mi?
Pazar gecesi Batı Cava’daki Bekasi kentinde bir grup, bir polis karakoluna havai fişek ve molotof kokteylleriyle saldırdı. Polis, kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı. Savunma Bakanı Sjafrie Sjamsoeddin, aynı akşam gazetecilere yaptığı açıklamada polis ve ordunun “kamu güvenliğini sağlamak için birlikte çalışacağını” ve “yasa dışı faaliyetlere karşı kararlı, ölçülü adımlar atacağını” söyledi.
Sosyal medyada, 1 Eylül günü Jakarta, Bekasi ve Bandar Lampung dâhil olmak üzere çeşitli şehirlerde yeni protesto çağrıları yapıldı.
3 Eylül Çarşamba günü Endonezya’nın başkentinde yüzlerce kadın, pembe kıyafetlerle sokaklara çıktı. Protestoları düzenleyen Endonezya Kadınları İttifakı, süpürgelerin “devletin kirini ve güvenlik güçlerinin baskıcılığını süpürme” çağrısını simgelediğini açıkladı. Ellerinde süpürge taşıyan kadınlar, reform taleplerini bu simgeyle dile getirirken, devlet başkanı aynı saatlerde askeri geçit töreni için Çin’e uçtu.
Jakarta merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden araştırmacı Dominique Nicky Fahrizal ise güvenlik odaklı bir yaklaşımın “halkın memnuniyetsizliğinin kök nedenlerini çözemeyeceğini” savunarak “Bu yaklaşım, halk arasında öfkeyi daha da artıracak” dedi.
Kaynak: Gazete Oksijen
Oksijeninin bitmek üzere olduğunu söyledi: Yaşlı kadın sahte astronota 6 bin dolar kaptırdı
Japonya'nın kuzeyindeki Hokkaido Adası'nda yaşlı bir kadın uzayda mahsur kalan astronot gibi davranan kişi tarafından yaklaşık 6 bin 700 dolar dolandırıldı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Japonya'nın Sapporo kentinde 80 yaşındaki bir kadın, temmuz ayında sosyal medya üzerinden tanıştığı ve kendisini astronot olarak tanıtan bir kişiyle haftalarca mesajlaştı. Adam daha sonra 'uzayda saldırı altında olduğunu' ve 'oksijeninin bitmek üzere olduğunu' söyleyerek kadını şehirdeki marketler üzerinden elektronik ödeme yapmaya ikna etti.
Polis, astronot gibi davranan bu kişinin, yaşlı kadına "uzay gemisinin saldırı altında olduğunu" ve "oksijen satın almak için nakit paraya ihtiyaç duyduğunu" söylediğini aktardı.
Oksijen satın alması için para gönderdi
Yaşlı kadının, romantik hisler beslediği düşünülen "sahte astronota" oksijen satın alması için yaklaşık 1 milyon yen gönderdiğini ifade eden polis, çevrim içi ortamlarda tanışılıp para isteyen kişilere karşı temkinli olunması uyarısında bulundu.
Putin'den Zelenski'ye: Hazırsa Moskova’ya gelsin ve bu görüşme gerçekleşsin
Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna lideri Zelenski'yi Moskova'da görüşmeye davet etti. Putin, “Eğer Zelenski hazırsa Moskova’ya gelsin ve bu görüşme gerçekleşsin" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna savaşı konusunda tünelin sonundaki ışığı gördüğünü belirterek, Ukrayna Devlet BaşkanıVolodimir Zelenski’yi Moskova’ya davet ederek, kendisiyle görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Putin, Çin’e gerçekleştirdiği dört günlük ziyaretin ardından Pekin’de Rus gazetecilerin sorularını yanıtladı. Çin’le Rusya arasında doğal gaz ticaretine ilişkin varılan anlaşmalara ilişkin konuşan Putin, “Rus gazının boru hatlarıyla Çin’e sevkiyatı yıllık 100 milyar metreküpe ulaşabilir. Dünyanın en büyük enerji tüketicisi Çin, piyasa formülüne dayalı bir fiyattan doğal gaz alacak ve ona da avantaj sağlayacak” dedi.
Zelenski ile görüşmeyi hiçbir zaman reddetmediğini belirten Putin, ABD Başkanı Donald Trump’ın da kendisine böyle bir görüşmenin olasılığını sorduğunu ifade etti. Böyle bir görüşme için iyi bir hazırlık yapılması gerektiğini vurgulayan Putin, “Eğer Zelenski hazırsa Moskova’ya gelsin ve bu görüşme gerçekleşsin” şeklinde konuştu. Sağduyunun galip gelmesi halinde Ukrayna konusunda çözüme ulaşılabileceğine işaret eden Putin, "Trump yönetimi de çözüm için samimi bir çaba gösteriyor. Bence tünelin sonunda belli bir ışık göründü. Durumun nasıl geliştiğini görelim. Aksi takdirde, belirlediğimiz görevleri askeri yollarla çözmek zorunda kalacağız." dedi.
"Referandum için sıkıyönetim kaldırılmalı"
Ukrayna’nın NATO'ya girmesine karşı olduklarını yineleyen Putin, toprak takası karşılığında Ukrayna’ya güvenlik garantisi sağlamasına ilişkin bir anlaşmanın ise gündemlerinde olmadığının altını çizdi.Putin, Ukrayna’daki toprak konusuyla ilgili referandum yapılması gerektiğini belirterek, “Ancak sıkıyönetim kapsamında referandum yapılamaz. Bu, referandum yapmak için sıkıyönetimin kaldırılması gerektiği, bu yapılır yapılmaz da başkanlık seçiminin yapılması gerektiği anlamına geliyor. Bu süreç sonsuza kadar böyle sürebilir.” dedi.İstanbul'daki doğrudan müzakerelerde Rus heyetine başkanlık yapan Vladimir Medinskiy’nin çalışmalarından memnuniyet duyduğunu kaydeden Putin, Ukrayna ile müzakerelerdeki Rus heyetinin seviyesini yükseltmeye hazır olduklarını söyledi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Pekin’de karşılaşmalarına ilişkin konuşan Putin, “Aliyev ile selamlaştım, eşiyle selamlaştım. Birkaç kelime konuştuk. Rusya ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerde sorunlar var, ancak ilişkileri geliştirme isteği her şeyi yerli yerine oturtacaktır.” şeklinde konuştu.
Kaynak: AA
Trump'tan Hamas'a mesaj: 20 esirin tamamını bırakırsa işler hızla değişecek
ABD Başkanı Trump, Hamas'ın elindeki 20 esirin tamamını serbest bırakması durumunda 'Gazze'de işlerin hızla değişeceği' yorumunda bulundu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD BaşkanıDonald Trump, Hamas'a elindeki 20 esiri serbest bırakması çağrısında bulunarak, "O zaman işler hızla değişecek, bu iş sona erecek" ifadesini kullandı. ABD Başkanı Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, Gazze'deki duruma ilişkin değerlendirmede bulundu.
Trump, açıklamasında, "Hamas'a elindeki 20 esirin tamamını, 2, 5 veya 7 değil, serbest bırakmasını söyleyin, o zaman işler hızla değişecek, bu iş sona erecek" ifadesini kullandı. Gazze'deki insani krize ilişkin herhangi bir yorum yapmayan Trump'ın, sadece esirlerle ilgili çağrıda bulunması dikkati çekti.
Kaynak: AA
Macron: Barış anlaşması imzalandığı gün Ukrayna'ya güvenlik garantileri vermeye hazırız
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Ukrayna-Rusya savaşının sonlandırılması için son haftalarda yürütülen diplomatik çabaları memnuniyetle karşıladığını belirterek, "Barış anlaşması imzalandığı gün Avrupalılar Ukrayna’ya güvenlik garantileri vermeye hazır" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa CumhurbaşkanıEmmanuel Macron, Ukrayna ve Rusya arasında savaşı sonlandıracak barış anlaşmasının imzalandığı gün Avrupa ülkeleri olarak Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamaya hazır olduklarını söyledi. Elysee Sarayı’nda Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ağırlayan Macron, mevkidaşı ile basına açıklamalarda bulundu.
Macron, savaşın sonlandırılmasına ilişkin "son haftalarda yürütülen diplomatik çabaları" memnuniyetle karşıladığını belirterek, "Kiev ve Moskova arasında barış anlaşması imzalandığı gün Avrupalılar Ukrayna’ya güvenlik garantileri vermeye hazır." ifadelerini kullandı. "Ukrayna ve Ukraynalıların güvenliği bizim ve Avrupa’nın güvenliğidir" diyen Macron, Rusya’nın barış konusunda "samimi olup olmadığını" zamanın göstereceğini söyledi.
Zelenski: Diplomatik baskı artırılmalı
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ise "Rusya’dan olası bir barış konusunda herhangi bir sinyal almadık." dedi. Zelenski, Avrupa Birliği’nin (AB) çözüm için Rusya üzerinde "diplomatik baskısını artırması" gerektiğini söyledi. Yarın İngiltere ve Fransa eş başkanlığında Gönüllüler Koalisyonu toplantısı yapılacak. Çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’a yakın ülke, Ukrayna’ya sağlanacak güvenlik garantilerini ve olası barış senaryolarını ele alacak.
Kaynak: AA
WSJ: Tarihi yeniden yazıyorlar | Çin'den ABD'ye yüksek teknolojili "gövde gösterisi"
Törenin resmî teması “barış” olsa da gözler, hipersonik füzelerden yapay zekâ destekli insansız uçaklara kadar sergilenecek yeni sistemlerde olacak. Uzmanlara göre Pekin, bu törenle yalnızca geçmişi değil, Pasifik’te ABD ile süren güç mücadelesinin geleceğini de sahneye taşıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin üzerinden seksen yıl geçse de Çin Komünist Partisi, hem savaşta oynadığı rolün uluslararası kabulü hem de bu döneme dayanan toprak iddiaları için hâlâ mücadele ediyor.
ABD'yle rekabet günden güne sertleşirken, Şi Cinping kapsamlı bir propaganda kampanyası başlattı.
Kampanyanın amacı, Japonya’ya karşı kazanılan zaferde partinin rolünü öne çıkarmak ve bugünkü siyasi hedeflere meşruiyet sağlamak.
Wall Street Journal'a göre tarihçiler, Şi’nin bu hamlesiyle hem Çin halkının partiye desteğini tazelemeyi hem de Pekin’in dünya sahnesindeki konumunu güçlendirmeyi hedeflediğini söylüyor.
Cambridge Üniversitesi’nden Çin tarihi uzmanı Hans van de Ven, “Şi Cinping, İkinci Dünya Savaşı tarihini kendi siyasi çıkarları doğrultusunda yeniden yazıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
Harvard Kennedy School’dan Rana Mitter ise Komünist Parti’nin savaş anlatısını sahiplenerek “savaş sonrası uluslararası düzenin ortak sahibi” olarak görünmeye çalıştığını, böylece Pekin’i kuralları bozan değil, kural koyan bir güç olarak konumlandırmak istediğini belirtiyor.
Propaganda her yerde
Çin’de yaklaşan 80. yıl kutlamaları öncesinde parti propagandası her yerde. Televizyon dizileri ve filmler, Japon işgaline direnen komünist gerillaları kahramanlaştırıyor. Parti akademisyenleri ve müzeleri, Komünistlerin savaşta oynadığı rolü öne çıkaran sergiler ve makaleler hazırlıyor. Böylece, 1949’a dek Çin’i yöneten Çan Kay-Şek liderliğindeki Milliyetçi Parti’nin katkıları gölgede bırakılıyor.
3 Eylül’de (yarın) Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda yapılacak askeri geçit töreni de bu kampanyanın zirvesi olacak. Şi Cinping’in bizzat yöneteceği törende on binlerce asker, füzeler, tanklar ve savaş uçakları görünecek. Yetkililer, kutlamanın resmi temasını “barış ve uluslararası adalet” olarak duyurdu.
Ancak ABD'nin en prestijli teknoloji yayınlarından biri olan The Wired'a göre yüksek teknolojili silahların damga vurduğu bu törendeki asıl amaç, Çin’in askeri gücünü ve geleceğin savaş teknolojilerine hazırlığını dünyaya göstermek.
Törene Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in yanı sıra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de katılacak. Putin’in varlığı, Avrupa’dan bazı büyükelçilerin törene katılmama ihtimalini gündeme getirdi. Diplomatlar, Moskova’nın Ukrayna’daki savaşına rağmen Kremlin’e uluslararası meşruiyet kazandırmak istemiyor.
10 bin asker ve 100 uçakla barış mesajı
Yaklaşık 70 dakika sürecek törende 10 binden fazla asker, 100’den fazla savaş uçağı ve yüzlerce zırhlı araç geçit yapacak. Resmî tema “barış ve uluslararası adalet” olsa da asıl mesaj, Çin ordusunun (PLA) yeni stratejik alanlarda – siber uzay, uzay, elektronik harp ve hipersonik teknoloji – yüksek teknolojili savaş kabiliyetini sergilemek.
Çin’in tamamen yerli üretim ve hâlihazırda hizmette olan 100’den fazla silah sistemi sergilenmesi bekleniyor.
ABD uçak gemilerine karşı “Kartal Atışı”
En çok merak edilen silahların başında YJ (Ying Ji – “Kartal Atışı”) serisi yeni gemisavar füzeler geliyor: YJ-15, YJ-17, YJ-19 ve YJ-20.
Bu füzeler özellikle ABD’nin Pasifik’teki en büyük gücü olan uçak gemilerini hedef almak üzere tasarlandı.
Çin’in “erişimi engelleme / bölgeyi reddetme” (A2/AD) stratejisinin merkezinde yer alan bu sistemler, ABD donanmasını Güney Çin Denizi, Tayvan Boğazı ve Batı Pasifik’ten uzak tutmayı amaçlıyor. Hipersonik hızlara (Mach 4-6), yüzlerce kilometre menzile, uydu destekli çoklu güdüm sistemlerine ve hem hava, kara, deniz hem de denizaltı platformlarından fırlatma özelliğine sahip olmaları bekleniyor.
Yeni nesil balistik füzeler
Geçitte ayrıca Çin’in nükleer caydırıcılığını güçlendiren yeni kıtalararası balistik füzeleri de görücüye çıkacak. Bunlar arasında:
DF-31AG: 11 bin km menzilli, ABD ana karasının tamamını vurabilecek kapasitede.
DF-41: Çin’in en güçlü ICBM’si. 12-15 bin km menzile ve 10 ayrı nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip. Hem mobil hem silo hem de demiryolu sistemlerinden fırlatılabiliyor.
JL-3: Nükleer denizaltılardan fırlatılabilen yeni nesil denizaltı balistik füzesi.
"Savaşa hazır" insansız uçaklar
Analistlere göre, törenin bir diğer sürprizi Çin’in ilk “savaşa hazır” ilan edilen insansız hava aracı olacak: FH-97. Bu drone, J-20 gibi savaş uçaklarıyla birlikte çalışarak keşif, elektronik harp ve saldırı görevleri üstlenebiliyor.
ABD ve Avustralya benzer sistemleri hâlâ test ederken, Çin’in böyle bir drone’u operasyona hazır ilan etmesi dikkat çekiyor.
Elektronik harp ve enerji silahları
Çin’in gövde gösterisi yalnızca füzeler ve uçaklarla sınırlı değil. Elektronik harp sistemleri ve yönlendirilmiş enerji silahları da sergilenecek.
Bu sistemler, düşman radarlarını kör edebiliyor, uydu iletişimini kesebiliyor, dronları ve seyir füzelerini havada imha edebiliyor. Pekin, “bilgiye dayalı” ve “yapay zekâ destekli” savaşlarda üstünlük için bu alanlara büyük yatırım yapıyor.
Çin’in 3 Eylül’deki askeri geçidi, yalnızca İkinci Dünya Savaşı zaferinin anılması değil; aynı zamanda Washington, Tokyo ve Taipei’ye net bir mesaj: Pekin, artık yalnızca yakalamakla yetinmiyor, bazı alanlarda geçmeyi hedefliyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Macron: ABD'nin Filistinli yetkililere vize vermemesi kabul edilemez
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) toplantılarına katılmayı planlayan Filistinli yetkililere vize vermemesini "kabul edilemez" olarak nitelendirdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Macron, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, telefonda Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüştüğünü aktardı.
Fransa ve Suudi Arabistan'ın, ABD'nin New York eyaletinde 22 Eylül'de 2 devletli çözümle ilgili düzenlenecek konferansa eş başkanlık yapacağını hatırlatan Macron, "ABD'nin, Filistinli yetkililere vize vermeme kararı kabul edilemez. Bu uygulamadan geri dönülmesini ve Ev Sahibi Ülke Anlaşması uyarınca Filistin'in temsilinin sağlanmasını talep ediyoruz." ifadelerini kullandı.
Macron, iki devletli çözüme en geniş uluslararası katkıyı bir araya toplamayı hedeflediklerini belirterek, yalnızca bu çözümün Filistinlilerin ve İsraillilerin beklentilerini karşılayabileceğini vurguladı.
Bunun, kalıcı bir ateşkes, esirlerin serbest bırakılması, Gazze halkına büyük miktarda insani yardımın ulaştırılması ve bölgede "istikrar misyonu konuşlandırılmasıyla" mümkün olacağını savunan Macron, şunları kaydetti:
"Sonrasında Hamas'ın silahsızlandırılması ve Gazze’de yönetimden tamamen dışlanması, Filistin yönetiminin reforme edilmesi ve güçlendirilmesinin yanı sıra Gazze Şeridi'nin tamamen yeniden inşa edilmesi için çalışacağız. Herhangi bir saldırı, ilhak ve halkın yerinden edilme girişimi, Veliaht Prensi ile birlikte oluşturduğumuz dinamiği durduramayacak. Birçok ortak buna dahil oldu"
Macron, 22 Eylül'deki konferansı, Orta Doğu'da herkes için barış ve güvenlik adına bir dönüm noktası haline getirmeye çağırdı.
Netanyahu: Gazze'de başlayan Gazze'de bitmeli
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, "Gazze'de başlayan Gazze'de bitmeli" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail askerlerine hitaben video mesaj paylaştı.
Netanyahu video mesajda, Gazze’ye yaklaşık 23 aydır düzenledikleri saldırılar ve bölgenin kuzeyindeki Gazze kentini işgale ilişkin açıklamada bulundu. Netanyahu, "Hamas'ı kesin bir şekilde yenmek için çalışıyoruz, fakat bu süreçte İran eksenini kırarak birlikte harikalar başardık. Gazze'de başlayan Gazze'de bitmeli” ifadelerini kullandı.
Almanya: Ukrayna'ya barış gücü gönderme konusunda somut bir planımız yok
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ülkesinin şu anda Ukrayna'ya barış gücü gönderme konusunda somut bir planı olmadığını duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Başbakan Merz, Sat1 televizyonuna yaptığı açıklamada, "Birçok soruya ancak en azından ateşkes sağlandıktan sonra cevap verilebilir. O zamana kadar Ukrayna'ya kesinlikle asker gönderilmeyecek." dedi.
Şansölye Merz ayrıca, Ukrayna'nın müttefikleri arasında ateşkes ve ardından barış anlaşması sonrası döneme ilişkin olası güvenlik garantileri konusundaki görüşmelerin halen devam ettiğini hatırlattı.
Berlin'in bazı çekinceleri olduğunu ve nihai kararın Alman Parlamentosu tarafından alınması gerektiğine işaret eden Merz, “O zaman Rusya ile yapılan anlaşmanın nasıl olduğunu incelememiz gerekecek. Bu, Rusya'ya karşı yapılamaz, ancak Rusya ile birlikte yapılabilir. Dolayısıyla, muhtemelen oldukça uzun bir süre boyunca aşılması gereken birçok engel var" şeklinde konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasında bir barış zirvesi düzenlenmesi ihtimaline ilişkin soruya şüpheyle yaklaşan Merz, Putin'in güç kazandığını ve şu anda müzakerelere katılmak için yeterli baskı altında olmadığını belirtti.
Merz, Putin için, "ABD Başkanı'nın (Donald Trump) kendisiyle nasıl başa çıktığını görüyor. Diğer dünya liderlerinin, örneğin Şanghay zirvesinde olduğu gibi, kendisiyle nasıl başa çıktığını görüyor" dedi.
Alman Başbakan, Batılı ülkelerin daha güçlü ekonomik yaptırımlar uygulayarak Moskova üzerindeki baskıyı artırabileceğini savundu ve bunun ancak ABD yönetiminin aktif desteği ile başarılı olabileceğini kaydetti.
Kaynak: AA
Rusya: Hindistan ile ilave S-400 sevkiyatını müzakere ediyoruz
Rusya Federal Askeri ve Teknik İşbirliği Dairesi Başkanı Dmitriy Şugayev, Hindistan ile S-400 hava savunma sistemlerinin ilave sevkiyatını müzakere ettiklerini açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rus haber ajansı TASS’ta Şugayev’in açıklamalarına yer verildi. Hindistan’ın S-400 sistemlerine sahip ülkeler arasında yer aldığını belirten Şugayev, “Bu alanda işbirliğimizi genişletmek için bir fırsat var. Bu da yeni sevkiyat anlamına geliyor. Şu anda bunun müzakere aşamasındayız.” dedi.
Hindistan Savunma Bakanlığından 27 Haziran’da yapılan açıklamada, Rus yetkililer ile S-400 sevkiyatının yanı sıra Su-30 tipi savaş uçağı sevkiyatının ele alındığı bildirilmişti.
Rusya, Hindistan ile geniş çaplı müzakereler sonucu karara bağlanan anlaşma kapsamında ilk parti S-400 sevkiyatına 2021’de başlamıştı.
Fransa'da yaz aylarındaki yangınlarda 30 bin hektar ormanlık alan yok oldu
Fransa Ekolojik Geçiş, Biyoçeşitlilik, Orman, Deniz ve Balıkçılık Bakanı Agnes Pannier-Runacher, 1900'den bu yana en sıcak üçüncü yazını geçiren ülkede çıkan yangınlarda 30 bin hektar ormanlık alanın yok olduğunu söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Pannier-Runacher, başkent Paris'te düzenlediği basın toplantısında, yaz aylarında ülkenin büyük bölümünü etkileyen hava sıcaklıklarıyla ilgili açıklamada bulundu.
Fransa'nın 1900'den bu yana en sıcak üçüncü yazını geçirdiğine işaret eden Pannier-Runacher, ağustos ayında ülkenin güneyindeki farklı noktalarda sıcaklıkların 40 dereceyi aştığını belirtti.
Pannier-Runacher, yaz aylarında son derece ciddi iki sıcak hava dalgasının yaşandığını, gelecek yıllarda sıcak hava dalgalarının daha sık ve şiddetli olacağını söyledi.
Ülkede bu yaz çıkan yangınlara ilişkin, "Orman yangınları, 30 bin hektarlık alanı yok etti." diyen Pannier-Runacher, 11 bin hektardan fazla ormanlık alanın yandığı Ribaute köyündeki yangının, son 52 yıl göz önünde bulundurulduğunda Aude vilayeti ve Akdeniz için "tarihi" olduğunu bildirdi.
Fransız Meteoroloji Ajansı Meteo-France'un Üst Yöneticisi (CEO) Virginie Schwarz da Fransa'da 1947'den bu yana 51 sıcak hava dalgasının kaydedildiğini, bunlardan 25'inin 1947-2011 yıllarında, geri kalan 26'sının ise 2011'den bu yana yaşandığını söyledi.
Kaynak: AA
AB Dönem Başkanı Danimarka: Genişleme jeopolitik bir zorunluluk
Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Danimarka'nın Avrupa İşleri Bakanı Marie Bjerre, "daha güçlü, güvenli ve kendini savunabilen" bir AB'ye ihtiyaç duyulduğunu belirterek genişleme politikasının bu kapsamda "jeopolitik bir zorunluluk" olduğunu söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Bjerre, Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da yapılan Avrupa İşleri Bakanları Gayriresmi Toplantısı'nın ardından AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos'la beraber basına açıklamalarda bulundu.
AB'nin genişleme politikasının yeni önem ve ivme kazandığını belirten Bjerre, "Zorlu bir dönemden geçiyoruz. Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırgan savaşı ve ABD'den esen yeni siyasi rüzgarlar, genişlemeyi bugün belki de her zamankinden daha önemli hale getiriyor." diye konuştu.
Bjerre, AB'nin genişleme politikasının "jeopolitik zorunluluk" olduğunu ifade ederek "Çünkü daha güçlü, daha güvenli, kendini savunabilen bir AB'ye ihtiyacımız var ve genişleme bu gelecek için vazgeçilmezdir." dedi.
Bakanlarla AB'nin iç reform ihtiyacını da görüştüklerini aktaran Bjerre, Birliğin genişleme ve gelecekteki zorluklara hazırlıklı olması gerektiği konusunda geniş mutabakat sağlandığını söyledi.
Kos'tan Kopenhag kriterlerini karşılayan ülkelere "AB'nin kapıları açık" mesajı
Kos, 1993'teki Kopenhag Zirvesi'nde aday ülkelerin yerine getirmesi şartının kabul edildiği "Kopenhag kriterlerini" tam, adil ve şeffaf bir şekilde karşılayan ülkelere "AB kapılarının açık" olduğu mesajını verdi.
Genişleme konusunda gelişmelerin "15 yılın herhangi bir dönemine kıyasla" daha hızlı ilerlediğini belirten Kos, "Örneğin, Karadağ ve Arnavutluk öncü ülkeler olarak öne çıkıyor. Müzakereler istikrarlı ve kararlı bir şekilde ilerliyor" diye konuştu.
AB'ye aday ülkeler arasında Türkiye, Arnavutluk, Bosna Hersek, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Gürcistan, Moldova ve Ukrayna bulunuyor. Kosova ise potansiyel aday olarak değerlendiriliyor.
Kaynak: AA
AB'den sel ve depremin etkilediği Pakistan ile Afganistan'a 1'er milyon euro yardım
Avrupa Birliği (AB), sellerden etkilenen Pakistan ve depremin vurduğu Afganistan için 1'er milyon avro yardımda bulunacağını açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar'a telefon üzerinden taziye mesajlarını ilettiğini aktardı.
Kallas, AB'nin sağlık, su ve temizlik hizmetleri ile sellerden etkilenenlere yardım sağlamak için Pakistan'a 1 milyon euro destek sağlayacağını duyurdu.
AB'den yapılan açıklamada ise Afganistan'da meydana gelen 6 büyüklüğündeki depremden etkilenen nüfusun en acil ihtiyaçlarını karşılamak için 1 milyon euroluk insani yardım desteğinin onaylandığı belirtildi.
Açıklamada, nakdi yardımın bölgede yardım faaliyetleri yürüten insani yardım ortaklarına aktarılacağı kaydedilerek, bunun yanı sıra AB'nin bu hafta içinde Afganistan'ın başkenti Kabil'e ulaşması beklenen 2 uçakla yaklaşık 130 ton yardım malzemesi bağışlayacağı ifade edildi.
Pakistan genelinde 26 Haziran'dan bu yana meydana gelen sellerde ise 800'den fazla kişi hayatını kaybetti.
Afganistan'daki deprem
ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), 31 Ağustos'ta Afganistan'ın Pakistan sınırı yakınındaki Celalabad şehrinin 27 kilometre kuzeydoğusunda, 8 kilometre derinlikte 6 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini duyurmuştu.
Afganistan geçici hükümeti sözcüsü Zabihullah Mücahid, depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 1411'e, yaralı sayısının da 3 bin 124'e çıktığını açıklamıştı.
Yerel yetkililer, bunun, ülkeyi vuran en şiddetli depremlerden biri olduğunu belirtmişti.
Avrupa silahlanıyor: Savunma harcamaları 380 milyar euroyu aşacak
Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin bu yıl yapacağı toplam savunma harcamasının 381 milyar euroyla rekor seviyeye çıkacağı bildirildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Avrupa Savunma Ajansı, AB üyesi ülkelerin savunma harcamalarının ayrıntılı olarak değerlendirildiği "2024-2025 Savunma Verileri" başlıklı raporunu yayımladı.
Raporda, 27 AB ülkesinin savunma harcamalarının toplamının 2024 yılında 2023'e kıyasla yüzde 19 artarak 343 milyar euroya ulaştığı ifade edildi.
Geçen yıl yapılan toplam savunma harcamalarının AB ülkelerinin GSYH'sinin yüzde 1,9'una yükseldiğine işaret edilen raporda, bu artışın rekor düzeyde ekipman alımları ile araştırma ve geliştirmeye yapılan yatırımların artmasından kaynaklandığı belirtildi.
Raporda, savunma yatırımlarının 2024'te ilk kez 106 milyar euroyu aşarak toplam harcamaların yüzde 31'ini oluşturduğu, bunun verilerin toplanmaya başlandığı süreçte tespit edilen en yüksek oran olduğu bilgisi verildi.
Artış eğiliminin 2025 yılında da devam ettiği belirtilen raporda, bu yıl savunma yatırım harcamalarının 130 milyar euroya yaklaşmasının öngörüldüğü ifade edildi.
AB ülkelerinin savunma harcamalarının toplamının bu yıl 381 milyar euroyla rekor düzeye ulaşacağı ve GSYH'nin yüzde 2,1'ini bulacağı bildirildi.
Raporda, üye ülkelerin değişen güvenlik ortamına yanıt olarak askeri kapasitelerini geliştirmeye odaklandıkları, savunma ve caydırıcılık için gerekli askeri kapasiteye sahip AB üye devletlerinin, silahlı kuvvetlerini güçlendirmek üzere harcanmalarını artırdıkları kaydedildi.
İngiltere'de vize süresi dolan yabancı öğrenciler sınır dışı edilecek
İngiltere İçişleri Bakanlığı, vizelerinin süresi dolduktan sonra ülkede kalmaya devam eden yabancı öğrencilerin sınır dışı edileceğini duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İçişleri Bakanı Yvette Cooper, BBC'ye yaptığı açıklamada, bazı yabancı öğrencilerin ülkelerindeki koşullar değişmediği halde iltica başvurusunda bulunduğunu söyleyerek, "Gerekli desteği gerçek mültecilere sağlayacağız ancak durum değişmemişse öğrencilerin eğitim bitiminde iltica başvurusu yapmaması gerekir" dedi.
Bakanlık verilerine göre, halihazırda 10 bin uluslararası öğrenciye vizelerinin sona ermek üzere olduğu yönünde mesaj gönderilerek, ülkede kalmaları halinde sınır dışı edilebilecekleri hatırlatıldı.
Mesajda, "Eğer geçerli bir kalış hakkınız yoksa ülkeyi terk etmelisiniz. Etmezseniz sınır dışı edileceksiniz" ifadeleri yer aldı.
Bu kapsamda, yaklaşık 130 bin öğrenci ve ailesine, ülkede yasal olarak kalma hakları olmaması durumunda ülkeyi terk etmeleri gerektiğini bildiren mesajlar gönderilecek.
Öğrenci vizeleri üzerinden yapılan başvurular arttı
İçişleri Bakanlığı verilerine göre, Haziran 2025'e kadar olan bir yıllık dönemde toplam 111 bin 84 iltica başvurusunun 14 bin 800'ü öğrenci vizeleri üzerinden geldi. Bu oran toplam başvuruların yüzde 13'üne denk geliyor. Başvurular en çok Pakistan'dan gelen öğrenciler tarafından yapılırken bu ülkeyi Hindistan, Bangladeş ve Nijerya takip ediyor.
Öğrenci vizesi sahiplerinden gelen iltica başvuruları geçen yıla göre azalsa da 2020'ye kıyasla yaklaşık 6 kat arttı.
Ülkedeki 141 üniversite ve yükseköğretim kurumunu temsil eden çatı kuruluş "İngiltere Üniversiteleri (Universities UK)", hükümetin kaygılarını anladıklarını ancak İçişleri Bakanlığı ile üniversiteler arasında daha hızlı veri paylaşımına ihtiyaç olduğunu belirtti.
Mülteci Konseyi (Refugee Council) adlı sivil toplum kuruluşunda kıdemli Politika Analisti Jon Featonby de bazı öğrencilerin kendi ülkelerinde misilleme veya gözetimden korktuğu için ancak İngiltere'ye ulaştıktan sonra iltica başvurusunda bulunduğunu kaydetti.
Featonby, "Vize alarak gelen ve daha sonra sığınma başvurusunda bulunan kişilerin sistemi kötüye kullandıklarını ve gerçek korunma ihtiyaçları olmadığını öne sürmek yanlış" ifadesini kullandı.
İçişleri Bakanlığından mayısta yapılan açıklamada, yurt dışından gelen yabancı öğrencilerin eğitimlerinin ardından İngiltere'de kalabilecekleri sürenin 2 yıldan 18 aya indirildiği duyurulmuştu.
Gazze kentini işgale hazırlanan İsrail ordusuna yedek asker katılımı düşük kaldı
İsrail ordusu, Gazze kentini işgal planı kapsamında 60 bin yedek askeri göreve çağırıyor. Ancak düşük başvuru sayısı ve askerlerin muafiyet talepleri, operasyonun seyrini zorlaştırıyor. İşgalin en az 4–5 ay sürmesi bekleniyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Yerel basında yer alan haberde, Gazze kentini işgal etmeyi hedefleyen İsrail ordusuna 60 bin yedek askerin silah altına alınma sürecinin bugün başladığı aktarıldı.
Bunun Gazze Şeridi'ne saldırıların başladığı 7 Ekim 2023'ten bu yana "en büyük sayıda" yedek askerin silah altına alınması süreci olduğu ifade edildi.
Yaklaşık 2 yıldır devam eden saldırılar nedeniyle silah altına alınmak için başvuran yedek asker sayısının düşük olduğu kaydedildi.
Birçok yedek askerin kişisel ve mali durumunu gerekçe göstererek silah altına alınmaktan muaf tutulması talebinde bulunduğu aktarıldı.
Silah altına alınmak için başvuran yedek asker sayısının düşük olması nedeniyle İsrail ordusunun ciddi zorlukla karşı karşıya olduğu belirtildi.
Gazze kentinin işgaline yönelik saldırıların planlanana göre 4 ila 5 ay sürmesinin tahmin edildiği ancak bunun uzamasının beklendiği ifade edildi.
İsrail ordusu, işgal planı kapsamında 60 bin yedek askeri kademeli olarak silah altına almayı hedefliyor.
İsrail, Gazze kentini işgal kararı almıştı
İsrail Güvenlik Kabinesi, 8 Ağustos'ta bölgenin kuzeyindeki Gazze kentinin işgal edilmesine yönelik plana onay vermişti.
Plana göre ilk aşamada yaklaşık 1 milyon Filistinli güneye kaydırılacak, kent kuşatılacak ve yoğun saldırılar sonrası işgal edilecek.
İkinci aşamada ise büyük ölçüde harabeye dönmüş olan Gazze'nin kent merkezindeki mülteci kamplarının işgali öngörülüyor.
İsrail, 1967'den 2005'e kadar 38 yıl boyunca Gazze Şeridi'ni işgal altında tutmuştu. Bugün yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi 18 yıldır ağır bir abluka altında bulunuyor.
İran: ABD nükleer müzakereler konusunda iyi niyetten yoksun
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, nükleer müzakere süreci devam ederken İsrail'in ABD'nin desteğiyle ülkeye saldırmasının Washington'un müzakereler konusunda "en başından beri iyi niyetten yoksun olduğunu" gösterdiğini söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Bekayi, başkent Tahran’daki Dışişleri Bakanlığı binasında düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin dış politika gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
ABD ile yeniden nükleer müzakerelerin başlama ihtimaline dair soruya Bekayi, Tahran'ın ABD'nin geçmişteki eylemlerini dikkate almadan Washington ile ilişkilerinin geleceğini tartışamayacağını söyledi.
Bekayi, "Öncelikle, ABD ile ilgili olarak, müzakereler sırasında ABD'nin desteğiyle Siyonist rejimin (İsrail) saldırganlığına uğradığımız gerçeğini her zaman göz önünde bulundurmalıyız. Siyonist rejim, müzakere süreciyle eş zamanlı olarak ABD ile koordinasyon ve işbirliği içinde İran'a karşı yasadışı saldırılar gerçekleştirdi" dedi.
İranlı sözcü, ABD'nin müzakereler konusunda "en başından beri iyi niyetten yoksun olduğunu" gösterdiğini söyledi.
Avrupa ülkelerinin Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımlarını yeniden yürürlüğe koyma adımını eleştiren Bekayi, bu girişimi "son derece sorumsuz ve mantıksız" "yasal dayanaktan yoksun" olarak nitelendirdi.
ABD'nin 2015'teki nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra Avrupa'nın anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmediğini söyleyen Bekayi, "İran'ın anlaşmaya uymadığından bahsettiklerinde hangi anlaşmadan söz ettiklerini sormalıyız" dedi.
Bekayi, İran'ın anlaşmadaki taahhütlerini askıya alma adımlarının "tamamen yasal ve anlaşma çerçevesinde" olduğunu savunarak, bunun ABD'nin çekilmesine ve Avrupa'nın yükümlülüklerine yanıt olduğunu söyledi.
İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) ve Ajans ile Güvenlik Anlaşması'nın bir üyesi olarak Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA) ile temaslarını sürdürdüğünü ancak İran'ın nükleer tesislerine yönelik son saldırıların ardından yeni bir işbirliği protokolü üzerindeki çalışmaların Meclis'in incelemesinde olduğunu söyledi.
UAEA müfettişlerinin geçen hafta İran'a gelmesinin Buşehr'deki nükleer santraldeki yakıt değişiminin denetlenmesiyle ilgili olduğunu aktaran Bekayi, "Şu anda İran'da devam eden bir denetim yok ve hiçbir müfettiş de bulunmuyor" dedi.
Bekayi, UAEA ile yeni işbirliği protokolü için son zamanlarda iki tur görüşme gerçekleştirildiğini ancak nihai sonuç elde edilemediğini belirtti.
Kaynak: AA
İran'da 8 baraj kuruma tehlikesiyle karşı karşıya
Enerji sıkıntısının yanı sıra kuraklıkla da mücadele eden ve şimdiye kadar üç barajı tamamen kuruyan İran'da, 8 barajın daha kuruma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, Su Kaynakları Şirketi, ülkedeki barajların durumuna ilişkin istatistikleri yayımladı.
İstatistiklere göre, ülkede yağışların azalmasıyla barajlarda biriken su miktarı ciddi anlamda azaldı.
Daha önce Hürmüzgan, Gülistan ve Fars eyaletlerinde 3 barajın kurumasının ardından ülkedeki 8 önemli büyük barajın daha kuruma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu kaydedildi.
Su Kaynakları Şirketi'nin verilerine göre, Rezevi Horasan, Kirman, Simnan ve Güney Horasan eyaletlerinde birer, Hürmüzgan ve Zencan eyaletlerinde ise ikişer baraj kurumanın eşliğinde.
Bir yandan elektrik sıkıntısı yaşayan İran'da su sıkıntısının baş göstermesiyle birlikte yetkililer tüketim alışkanlıklarına dikkat edilmesi ve tasarrufta bulunulması çağrılarını yineliyor.


Yorumlar