29
- mutlunecmettin
- 29 Ağu 2025
- 29 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 1 Eyl 2025
Fransa ve Almanya anlaştı: Avrupa'nın savunması için 'elit sporcu' modeli
Paris ve Berlin, ortak savunma projeleri ile Avrupa’nın askeri üretim gücünü tek çatı altında toplamak istiyor. Ancak “elit sporcu modeli” hem küçük ülkelerin hem de ABD ile ilişkilerin tepkisini çekiyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Euronews'in haberine göre, Avrupa Birliği’nin savunma üretimi uzun süredir parçalı bir yapıya sahip. Üye ülkeler, ulusal güvenlik gerekçesiyle kendi sanayilerini desteklerken bu durum hem maliyetleri artırıyor hem de ortak hareket kabiliyetini zayıflatıyor.
Ukrayna’ya sağlanan farklı silah sistemleri de bu parçalanmışlığın sahadaki zorluklarını gözler önüne serdi.
Macron ve Merz’den yeni öneri
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, cuma günü yapılacak Fransız-Alman Güvenlik ve Savunma Konseyi toplantısında bu sorunu masaya yatıracak. İki lider; ortak savunma projeleri, Fransa’nın nükleer caydırıcılığının tüm AB’ye genişletilmesi ve Avrupa’nın savunma sanayi üssünün güçlendirilmesi konularını görüşecek.
Paris’in Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre gündemin en tartışmalı başlığı, 'Elit sporcu modeli' Bu sistem, Avrupa’da çok sayıda farklı silah sistemi yerine yalnızca en güçlü üreticilerin tercih edilmesini öngörüyor.
Çok başlılıktan ortak platforma?
Bugün Avrupa’da dört farklı savaş uçağı (Eurofighter, Rafale, Gripen, F-35) ve altı farklı tank modeli (Leopard, Leclerc, Challenger, Ariete, Abrams, K2) aktif olarak kullanılıyor. Yüz milyarlarca euroluk savunma bütçesi 2030’a kadar sanayiye aktarılırken, maliyeti düşürmek ve üretim hatlarını hızlandırmak için ortaklaşa tedarik girişimleri başlatılmış durumda.
Ancak Macron’un geçen yıldan beri savunma ihalelerinde “Avrupa’ya öncelik” çağrısı, ABD ile ilişkilerde gerilime yol açarken, diğer AB ülkelerinde de Fransız sanayisine ayrıcalık tanındığı eleştirilerini beraberinde getirmişti.
Uzmanlardan uyarılar
IISS araştırmacısı Ester Sabatino’ya göre “en iyi atlet” modeli mantıklı olabilir çünkü bu şirketler talebi karşılamak için daha hızlı ve kanıtlanmış üretim döngülerine sahip. Ancak Sabatino, bu modelin rekabeti azaltarak yeniliği yavaşlatabileceğini ve küçük ülkelerin savunma sanayilerini devre dışı bırakabileceğini vurguluyor.
Özellikle Polonya gibi savunma yatırımlarını Güney Kore ve ABD’ye yönlendiren ülkeler için model cazip görünmüyor. Varşova, bu ay içinde Güney Kore’den 6 milyar euroyu aşan 180 tanklık yeni bir alım anlaşması yaptı.
Ortak projeler tıkanma noktasında
Paris ve Berlin’in halihazırda yürüttüğü Geleceğin Muharip Hava Sistemi (FCAS) ve Ana Muharebe Kara Sistemi (MGCS) projeleri, ulusal çıkar çatışmaları nedeniyle sekteye uğramış durumda. Dassault’un FCAS’ta %80 iş payı talebi, iki ülke arasında ciddi kriz yarattı.
Alman Dış Politika Konseyi’nden Jacob Ross, “Eğer FCAS başarısız olursa, bu durum Avrupa’da Fransız-Alman liderliği açısından ölümcül bir sinyal olur” diyor.
Zorlu bir süreç
Elysee yetkilileri de beklentileri sınırlayarak, bu tür bir politika geliştirilmesinin “son derece karmaşık bir çalışma” gerektirdiğini kabul ediyor.
Yetkililer, “Asıl mesele, Avrupalıların sahip oldukları silah sistemlerini azaltıp aynılarını kullanması, bunların Avrupa’da üretilmesi ve hem egemenliği hem de üretim kapasitesinin sağlamlığını garanti altına almasıdır. Bu kolay değil” ifadelerini kullandı.
Kaynak: Gazete Oksijen
İsrail: Türkiye'ye ait gizli ve tehlikeli ekipmanlar bulduk | 10 yıl önce yerleştirilen casusluk cihazları
İsrail güvenlik yetkilileri, Şam kırsalında ele geçirilen casusluk cihazları sonrası Suriye yönetimine sert mesaj gönderdi. Açıklamalarda Türkiye’ye yönelik “gereğinden fazla yakınlaşıyor” ifadesi dikkat çekti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail ordusu Suriye’deki son hava saldırılarında Şam kırsalında gizlenmiş casusluk cihazları bulduğunu iddia etti. İsrailli bir yetkili, Arap haber sitesi Al Hadath’a yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin Şam yakınlarındaki bir üsse düzenlediği son baskınlarda Suriye’ye gömülü casusluk cihazlarını söktüğünü söyledi.
İsrail basınına göre cihazların bulunduğu nokta Hermon Dağı’nın Suriye tarafı. Yetkili, Türkiye'ye ait “gizli ve tehlikeli ekipmanların” ele geçirildiğini belirterek Şam yönetimine yönelik şu ifadeleri kullandı:
“Şara yönetimini ateşle oynamaması ve Türklerin emirlerine kulak asmaması konusunda uyardık.”
Söz konusu cihazların Suriye’de yaklaşık on yıldır bulunduğu belirtiliyor.
Bakan Fidan'dan Suriye açıklaması
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldığı canlı yayında, Türkiye'nin herhangi bir ülkeye düşmanlık yapmadığını, yapan ülkelere karşı da geri adım atmayacağını söyledi.
Fidan, "Suriye'de sadece YPG yok, Türkiye'nin dostu Kürt gruplar da var. Yüzümüzü Ankara'ya dönüyoruz, gelip bize yardımcı olun diyorlar" dedi.
Fidan açıklamalarını şöyle sürdürdü:
İsrail in bir numaralı politikası, Filistin'i yaşanabilir yere çıkartıp gönüllü tehcire zorlamak. İsrail yayılmacılığı bölge için büyük tehdittir.
İsrail'i durdurma konusunda en fazla aracı olan ABD bunu kullanamıyor. ABD, kendi değerlerine ters olan ne varsa savunan bir ülkeyi savunma durumuna düşüyor. Amerikan politik sistemi mutlaka kendini sorgulayacaktır.
Halktan destek getirmeyeceği kesin. Bu politikaya yalnız belli lobilerden destek gelir.
Kaynak: Gazete Oksijen
Barrack Şara’ya neden sopa gösterdi?
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Daha yakın zamana kadar Şam’da güçlü bir merkezi hükümet önerisinde bulunan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Barrack’ın Suriye için “federasyonun biraz altında” bir sistem teklif etmesi kafa karıştırdı. Eski Şam Büyükelçisi Önhon’a göre ABD artık Şara’ya sopa gösteriyor, Suriyeli gazeteci Kassargian da “ ademimerkeziyetçi yapıya işaret edildiğini” vurguluyor
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Başkan Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geleceği için vizyonunu “Bir federasyon değil ama onun biraz altında, herkesin kendi bütünlüğünü, kendi kültürünü, kendi dilini korumasına izin veren ve İslamcılık tehdidi olmayan bir yapı” sözleriyle dile getirince yine kendini manşetlerde buldu. Bu sözler, Barrack’ın SDG’nin pozisyonuna yaklaştığı yorumlarına sebep oldu. Peki bu doğru mu?
Ankara, Türkiye’nin sınır paylaştığı Suriye’nin güneydoğusunda merkezden kopuk bir yapı ya da özerk bir Kürt yönetimi istemiyor. Kuzeybatıda da uzun süre boyunca Türkiye’nin de desteklediği Esad rejimine muhalif gruplar vardı. Güneybatıdaki Süveyda bölgesinde ise Dürzü nüfus yoğunlukta. Lazkiye ve Tartus’ta da, birçok Sünni grubun Esad rejimini desteklediği iddiasıyla hedef aldığı Aleviler yaşıyor.
Son olarak Süveyda’da 100’den fazla Dürzi’nin öldürüldüğü saldırılardan sonra Suriye’de merkeziyetçi bir yapının kurulup kurulmayacağı tartışmaları daha da alevlendi. Bunun dışında yaz boyunca Alevilere ve diğer azınlıklara da birçok saldırı yapıldı. Oksijen’e konuşan, Türkiye’nin eski Şam büyükelçisi Ömer Önhon da, “ABD, başından beri, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yana olduğunu söylüyor ama toprak bütünlüğü dahilinde, ülkeyi oluşturan grupların kendilerini yönetebilecekleri bir idari yapıdan yana” dedi.
Barrack’ın uzun süredir bu görüşü muhtelif şekillerde dile getirdiğini vurgulayan Önhon, büyükelçinin daha önce verdiği bir söyleşide de Osmanlı millet sistemini övdüğünü söyledi. Barrack “millet sisteminin yüzlerce yıl farklı grupların merkezi sistemde varlıklarını sürdürmelerine imkan verdiğini” söylemişti. Önhon, Barrack’ın aylarca farklı açıklamalarla bu konudaki görüşleri hakkında mesajlar verdikten sonra son açıklamasıyla kendine göre ideal olan sistemin bir bölümünün tanımını yapmış olduğunu belirtti.
Barrack açıklamasında kültürel özerklik konusunu öne çıkardı; idari, silahlı yapılar ve ekonomik kaynakların kime ait olması gerektiği gibi önemli konulara girmedi. Önhon bununla ilgili olarak, “Kültürel hakkını elde eden bir grubun (Kürtler, Dürziler) bu konulardaki taleplerinden vazgeçmiş olacaklarını, ABD’nin de bu konuların rafa kaldırıldığı görüşünü taşıdığını hiç sanmıyorum” dedi.
Peki İslamcılık tehdidi vurgusu neden? Önhon’a göre en önemli nokta bu: “Bu suretle, ABD’nin ve İsrail’in, ayrıca, BAE, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır gibi ülkelerin, Suriye’de azınlıklar ve laik/liberal Araplar gibi siyasal veya radikal İslam’dan kaygı duyan kesimlerin bu kaygılarını ifade ediyor. Barrack, kaygı ifade etmesinin de ötesinde, Şara’yı, HTŞ’yi ve benzer profildeki tüm grupları da uyarıyor, diplomatik bir üslupla sopa gösteriyor.”
“ABD’nin dediği olacak”
Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian ise Barrack’ın diplomasiye adım atmadan önce bir iş insanı olduğunu hatırlattı ve hâlâ ticaret yapar gibi davrandığını söyledi: “Trump’ın politikalarını izliyor. Bunu yaparken herkese duymak istediğini söylüyor.” Kassargian ayrıca Barrack’ın bölgedeki birçok ülkeyle iş ilişkisi de olduğuna dikkati çekerek onları tatmin etmek istediğini söyledi.
Ancak Kassargian’a göre bu açıklamanın şimdi gelmesinin sebeplerinden biri de özellikle Süveyda’da yapılan katliamlardan sonra ABD içerisinde kendisine yapılan eleştiriler.
Barrack’ın Trump’ın politikalarını yansıttığını söylese de, Kassargian’a göre dile getirilen bu sistem nihai değil: “ Bu sürecin sonunda ABD’nin istediği olacak. Eğer ABD bugün Suriye’de federal veya ademimerkeziyetçi bir yapının olmasını istiyorsa bu gerçekleşecek. Yani orada Şara’nın veya Barrack’ın, SDG’nin veya başkasının ne istediği önemli değil. Şimdi gördüğüme göre ne ABD, ne bölge ülkeleri Suriye’de bir federatif yapının oluşmasına sıcak bakıyorlar. Ama Suriye’de bir ademimerkeziyetçi yapının kurulacağı aşikar. Hatta ABD’nin de buna onay verdiğini düşünüyorum. Önemli olan bu sistemin nasıl kurulacağı.”
“Komşu ülkeler için de ideal sistem olarak görüyorlar”
Beşar Esad’ın devrilmesinden bu yana birçok farklı grubun tutumlarını açıkça ortaya koyduğunu gördük. Önhon bu doğrultuda YPG ve Dürzilerin Şam’dan yönetilmek istemediklerini, İsrail’in ise zayıf ve parçalanmış bir Suriye istediğini vurguladı. Bu gruplardan hiçbiri İslamcı bir idare sistemi istemiyor. Önhon’a göre ABD de bu kaygıları mümkün olduğunca giderecek bir sistemin peşinde.
Ancak Önhon bu noktada ABD’nin kafasında bölgesel bir dönüşüm de olabileceğine işaret ediyor: “Bu sistemi sadece Suriye için değil, başka bölge ülkeleri ve komşu ülkeler için de ideal sistem olarak düşündükleri izlenimi var bende”.
“Türkiye ise sanıyorum Suriye’de sağlanabilecek veya sağlanamayacak anlaşmaların kendisi üzerinde yaratabileceği emsalleri, etkileri düşünerek hareket etmeye çalışıyor” diyen Önhon, “Suriye’de yaşanan veya yaşanabilecek pek çok gelişmeyi ülkemizdeki açılım süreciyle irtibatlandırıyor” değerlendirmesinde bulundu. Ancak ona göre durum bununla da sınırlı değil: “Bu unsurlar ve ayrıca, ABD’yle ilişkiler, ekonomik faktörler, ideolojik mülahazalar gibi diğer başka unsurlar iktidarı Suriye’de zora sokmaya devam ediyor”.
İngiltere'de bayrak tartışması
İngiltere’nin birçok şehrinde evlere, sokak lambalarına asılan binlerce bayrak ülkede milliyetçilik ve ırkçılık tartışması başlattı. Anketlerde önde olan aşırı sağ ise bu tartışmadan nemalanarak oylarını artırma peşinde
Haritalar yalan söylüyor ve Afrika bundan memnun değil
Yıllardır her yerde gördüğümüz haritalar yaygın olarak kullanılan Mercator projeksiyonu Afrika kıtasıyla Grönland’ı aynı boyutta gösteriyor. Halbuki ada, kıtadan 14 kat daha küçük. Afrika Birliği, yeni bir projeksiyon yönteminin kullanılmasını istiyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
1569 yılında Flaman kartograf Gerardus Mercator, navigasyon ve haritacılık alanındaki mevcut fikirleri sentezleyerek yeni bir dünya haritası türü yarattı. Bu harita zamana meydan okudu: Bugün milyarlarca insan bu haritayı sınıf duvarlarından ve navigasyon uygulamalarından tanıyabilir.
Sabit pusula yönlerine karşılık gelen ray gibi düz çizgilerle haritayı bölen Mercator projeksiyonu, kara parçalarının boyutlarını yanlış gösterse de yelken çağında navigasyon için idealdi.Bu sayede rotaların düz çizgilerle belirlenebilmesi, pusula ile seyir yapan denizcilerin hayatını kolaylaştırıyordu. Bu nedenler bir kara parçası Ekvatordan ne kadar uzakta olursa o kadar büyük görünüyor. Çünkü gerçek kürede kutuplara doğru enlemler arasındaki mesafe küçülürken, Mercator haritasında enlemler arasındaki mesafe hep eşitmiş gibi gösterilir. Bu da, özellikle kuzey yarımkürede kara parçaları daha yoğun olduğu için, Grönland, Kanada, Rusya, Avrupa gibi bölgelerin olduğundan devasa görünmesine yol açar.
Mesela aslında 14 kat daha küçük olan Grönland, bu haritalarda Afrika ile aynı boyda görünebilir. Ancak Mercator haritaları, denizcilere en azından sürekli rota hesabı yapmadan Grönland’dan Afrika’ya gitme şansı veriyordu.
‘Eşit dünya’ haritası
Bu projeksiyonun, navigasyon sistemlerinin cep telefonumuza girdiği yıllarda da çok kullanışlı olduğunu gördük. Çünkü Mercator projeksiyonu bu aplikasyonlarda kullanılan “kare karo” sistemine de uygun. Ancak eleştirmenler, uzun ömürlülüğünün bir bedeli olduğunu savunuyor.
The Washington Post’un aktardığına göre Afrika Birliği bu ayın başlarında Mercator projeksiyonunun Afrika’nın gerçek boyutlarını gösteren haritalarla değiştirilmesi çağrısında bulunan bir kampanyaya katıldı.
Afrika Birliği’nin Mercator’un yerine geçmesi için destek verdiği Eşit Dünya haritasının yaratıcısı kartograf Tom Patterson, “Dünyayı haritalarla anlar ve hatırlarız. Mercator’un projeksiyonlarındaki yanlış temsiller, insanların dünyayı nasıl anladığını onları yanlış yönlendirecek şekilde etkileyebilir” dedi.
Bu eleştiriler harita meraklıları arasında ve dekolonizasyon tartışmalarında oldukça yaygın. Ancak 55 üyeli Afrika Birliği’nin “Haritayı Düzelt” kampanyasına destek vermesiyle bir kez daha gündeme geldi.
“Tarihin ayrılmaz parçası”
Haritacılık Tarihi Projesi Direktörü ve Güney Maine Üniversitesi’nde haritacılık profesörü olan Matthew Edney, Hollandalı ve İngilizlerin büyüyen imparatorluklarını haritalandırmak için Merkatör projeksiyonunu kullandıklarını söylüyor. Merkatör bu tarihin ayrılmaz bir parçası.
Birleşik Krallık 3 kat büyük
Grönland ve Afrika’nın benzer boyutta gösterilmesi Mercator çarpıtmasının en yaygın örneği olsa da, özellikle kuzeydeki birçok alan olduğundan büyük gösteriliyor. Birleşik Krallık olduğundan neredeyse üç kat daha büyük görünmekte. Kuzey Amerika ise gerçek boyutunun dört katından fazla görünmekte.
Edney, “19. yüzyılda ve öncesinde bile Mercator’un çarpıtmalarıyla ilgili homurdanmalar vardı. Ama belki de yetkili bir kurum olmadığı için ya da yayıncıların zaten baskı kalıpları hazır olduğu ve yeni bir çaba sarf etmek istemedikleri için ya da insanlar projeksiyonu her boyuta uydurabildiği için geçerliliğini korudu.” dedi.
“Harita sadece harita değil”
Farklı projeksiyonların kullanılması siyasi bir yerden geliyor. Afrika Birliği Komisyonu Başkan Yardımcısı Selma Malika Haddadi Reuters’e yaptığı açıklamada “Bu sadece bir harita gibi görünebilir ama gerçekte öyle değil” dedi. Mercator karşıtları, sömürge döneminden kalma bu haritanın insanların gözünde Afrika’nın önemini azalttığını savunuyor. Haddadi, Mercator’un Afrika’yı “marjinal” olarak yanlış tanıttığını, oysa Afrika’nın 1 milyardan fazla insanıyla dünyanın en büyük ikinci kıtası olduğunu söyledi. Afrika Birliği, harita politikalarına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.
Eleştiriler hız kazanırken, Mercator’un basitliği ve kullanışlılığı ona pek çok savunucu kazandırdı. İngiliz gazetesi The Guardian’a mektup gönderen bir kişi, “Avrupa medeniyeti küresel güneye karşı yüzyıllardır işlediği suçlardan dolayı suçludur, ancak Mercator projeksiyonu bunlardan biri değildir” dedi. Bir diğeri ise, tüm projeksiyonların kusurlu olduğunu belirtti.
Africa No Filter ve Speak Up Africa gruplarının liderlik ettiği Afrika Birliği destekli “Haritayı Düzelt” kampanyası, 2018’de Patterson ve meslektaşları tarafından çizilen “Eşit Dünya” haritasının kullanılmasını destekliyor. Bu haritada da toprak parçalarının boyutları gerçekliğe denk olsa da, şekilleri bozuk. Patterson, hiçbir harita projeksiyonunun mükemmel olmadığını, küre şeklindeki dünyayı ödün vermeden 2 boyutlu bir yüzeye sığdırmanın imkansız olduğunu söyledi.
Speak Up Africa’nın kurucularından Fara Ndiaye “Afrika Birliği’nin onayı tarihi bir dönüm noktası” dedi; “Bu bizim kültürel talebimizi siyasi bir talebe dönüştürüyor.”
“Anlayışımızı değiştirecek”
Ndiaye, Afrika Birliği’nin web sitelerinde Mercator projeksiyonunu kullandığını, ancak kuruluşunun bunları değiştirmek için blokla birlikte çalıştığını söyledi. Kampanya çok sayıda uluslararası kuruluşa haritalarını değiştirmeleri çağrısında bulundu.
Ndiaye, Merkatör projeksiyonunu kullanmayı bırakmanın dünyanın Afrika’yı ve Afrikalıların kendi kıtalarını nasıl anladıklarını değiştireceğini söyledi: “Bu, Afrika’daki (ve dünyanın dört bir yanındaki) çocukların bir ders kitabı açıp kıtalarının gerçek ölçeğinde temsil edildiğini görmeleri anlamına geliyor. Haritalar tarafsız değildir. Hiç öyle olması da hedeflenmedi. Haritalar nasıl öğrendiğimizi, gücü nasıl hayal ettiğimizi, kendimizi nasıl gördüğümüzü şekillendirir.”
Trump’ın büyükelçi dünürü, ABD-Fransa ilişkilerini karıştırdı
Trump’ın Paris’e büyükelçi atadığı dünürü Charles Kushner, eline bir kalem alıp Fransa hükümetini eleştiri yağmuruna tuttu; Yahudi düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekle suçladı. Aslında bu sözler, daha büyük bir gerilimin yansıması
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Nurdan Bernard
ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner’ın görev yaptığı ülkenin Yahudi düşmanlığını beslediğini belirttiği mektup, son derece güçlü iddialar içeriyor. Kushner, Fransa’da bir Yahudinin sokakta taciz edilmediği, bir sinagog veya okulun tahrip edilmediği, bir ticaret yerinin yağmalanmadığı tek gün geçmediğini belirtiyor. Fransız devletinin İsrail’e karşı resmi ağızdan eleştirileri ve Filistin’i tanıma yönündeki girişimleri ile içerideki aşırı uçları cesaretlendirdiğini, şiddeti beslediğini, Fransız Yahudilerinin hayatını tehlikeye attığını öne sürüyor. “Fransa, anti-siyonizmin anti-semitizm olduğunu unutuyor” diyen Kushner “Bugün birçok Fransız Yahudisi, tarihin Avrupa’da tekerrür edeceğinden korkuyor” sözleriyle Fransa’nın Nazi soykırımında tarafsız kaldığı, hatta suç ortaklığı yaptığı dönemlere gönderme yapıyor.
Fransa’nın cevabı gecikmedi
Fransa Dışişleri Bakanlığı, açık mektubun yayımlanmasından dakikalar sonra, büyükelçinin sözlerini “kabul edilemez” diye niteleyerek gece yarısı sert bir basın bildirisi yayınladı.
Kushner’ın mektubunun “Fransa’nın içişlerine müdahale anlamına geldiği ve diplomatik normları ihlal ettiği” belirtilerek 25 Ağustos Pazartesi sabahı büyükelçi, Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı.
Fransız dışişlerinin müttefik bir ülkenin büyükelçisini çağırma yönündeki alışılmadık kararı, Paris ve Washington arasındaki diplomatik bağların son aylarda, kısmen hükümetlerin İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşına karşı giderek artan çelişkili tutumları nedeniyle ne kadar bozulduğunu gözler önüne seriyor.
Fransa’da Yahudi topluluğuna karşı son 2 yılda neler oldu?
Fransa, Avrupa’nın en büyük Yahudi nüfusuna sahip ülkesi. İsrail ve ABD’den sonra küresel olarak üçüncü büyük Yahudi nüfus Fransa’da. Ülkede aşırı sağ tehdidine rağmen Yahudiler huzurla yaşarlar. Hatta eskiden Yahudi düşmanı olan Fransız aşırı sağı, artık Yahudi dostu. Aşırı siyonist Yahudilerle aşırı sağın ortak bir düşmanı var: “İslamla ilgili her şey”.
Fransa’da Hamas saldırısından sonraki olaylara bakılacak olursak, en “tepki çekenler” şöyle:
•Son iki yıldır Fransa’daki Yahudi Kurumları Temsilcileri Konseyi CRIF’e göre, 7 Ekim Hamas saldırısından sonra, anti-semitik olaylar bir önceki yıla göre 4 kat arttı. 2023’te 1676 suç girişimi kaydedildi. 2024’te sayı 1570 oldu.
•Rouen Sinagogu’na Mayıs 2024’te kundaklanma girişiminde bulunuldu. Zanlı polis tarafından öldürüldü.
•Orleans Hahambaşına (22 Mart 2025) hakaret edildi, Macron olayı kınandı.
•Alplerde, İngiliz Ortodoks Yahudi turistlerin araçlarına “Filistin’e Özgürlük” yazıldı, soruşturma başlatıldı.
•İsrailli çocukların Pireneler’de bir parka girmesi engellendi. Sorumlu, çocukların güvenliği için böyle davrandığı şeklinde kendini savundu.
Bu arada Fransız toplumunda bu Yahudi düşmanı izole olaylara karşı, Hamas saldırısından hemen sonra, 12 Kasım 2023’te Paris ve diğer büyük şehirlerde 182 bin kişinin “Cumhuriyet için, Anti-semitizme Karşı” sessiz yürüyüş yaptığını hatırlayalım.
ABD neden böyle davranıyor?
Tıpkı İsrail gibi ABD de Fransa’nın İsrail’e yönelik yayılmacılık ve soykırım eleştirilerini, Filistin devletini tanıma kararını Yahudi düşmanı aşırı uçlara destek vermek diye nitelemeyi seçti.
Fransa kendi kamuoyunda “İsrail’e tepki vermekte geç kaldı” şeklinde eleştirilirken, ABD Fransa’dan dünyaya yayılabilecek Yahudilere yönelik tepkilerin artması korkusuyla, kendisini Yahudi topluluklarının haklarının savunucusu olarak gösterdi. Unutmamalı ki İsrail’in müttefiki Fransa daha geçen yıl savaşın gidişatından rahatsız olup, diğer ülkelerin İsrail’e silah sağlamayı bırakmasını talep etmişti. Büyükelçi Kushner, Fransa’dan nefret suçu yasalarının sıkı bir şekilde uygulanması, Yahudi okul, sinagog, işletmelerinin korunması, Hamas veya Filistin’in tanınmasını destekleyen eylem ve açıklamalardan vazgeçilmesini ısrarla istedi.
Bu isteklerinin aslında Fransa’da zaten uygulandığı biliniyor. Ancak uluslararası boyutta bu açıklama Fransa’yı zan altında bırakıyor.
İsrail, Filistin devletini tanıma kararından beri Fransa’ya karşı hemen her gün bir tepki açıklaması yapıyordu. İlk kınama İsrail Başbakanı Netanyahu’dan gelmişti. “Filistin devletinin varlığının İsrail’in yanında barış içinde yaşamak değil, onu yok etmek için bir fırlatma rampası olacağını” söylemişti. Onu ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “Kararın sadece Hamas propagandasına hizmet ettiğini” sözleri takip etmişti. Hamas ise Macron’un kararını memnuniyetle karşılayarak, bunu Filistin halkı için adalet yolunda “olumlu bir adım” olarak nitelendirerek ABD ve İsrail’in ekmeğine yağ sürmüştü.
Olaydan diplomatik ve sembolik çıkarımlar yapmak da mümkün: Büyükelçi, Trump’ın damadı Jared Kushner’ın babası. Nazi kamplarından kurtulmuş bir aileden geliyor. Macron’a açık mektubunda Trump ile olan bağlarına ve ortak Yahudi torunları olduğuna değinmekten çekinmedi.
Kushner’ın pek etik olmayan bu cümlesine şaşırmamak gerek. Sonuçta kariyer diplomatı değil, asıl mesleği tüccarlık. Hem de sicili yüklü: 2005 yılında vergi kaçakçılığı, tanık manipülasyonu ve yasadışı seçim kampanyası bağışları nedeniyle hapse girmiş. 2004’te Federal Seçim Komisyonu’na yalan beyanda bulunmaktan ve vergi kaçakçılığından da hüküm giymiş. Trump, 2020 yılında Kushner’ı affetmiş. Üstüne büyükelçi atamakta beis görmemiş.
Trump yönetiminin bir ürünü olduğu söylenen büyükelçinin açıklamaları, bu çıkışta doğal olarak Amerikan iç siyaseti boyutunun da bulunduğunu gösterdi. ABD kamuoyunda Netanyahu ve politikası ilk kez yüzde 60 oranında eleştiriliyor. Ve son nokta; mektup İsrail-Filistin meselesi dışında, ticari ilişkiler ve uluslararası politika konusunda Atlantik ötesi gerginlikleri de dile getiriliyor
Fransa’nın ABD’den memnuniyetsizliği, her ne kadar ABD basınında tersi yer almış olsa da, Zelenski’ye eşlik ettikleri son Oval Ofis görüşmelerinde, Macron’un toplantı boyu asık yüzle oturup, az konuşması ile aslında belli olmuştu.
80’lik liderlerin TikTok ile dans pistine çıkışı!
Bir dönem ABD’li kullanıcıların verilerini Çin’e veriyor diye çok korkulan TikTok için bütün endişeler rafa kalktı. Çünkü TikTok, Trump yönetiminin elinde bir iletişim kanalı oldu. 8 saniyelik bir TikTok videosu genç seçmene ulaşmada TV haberinden 3 kat daha etkili
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Donald Trump’ın (79) siyaset sahnesindeki hızlı dönüşlerine alışkınız ama TikTok konusundaki U dönüşü algoritmaları bile yaya bırakacak cinsten. Hatırlarsınız, bir dönem ‘Çin malı casus yazılım’ diyerek TikTok’a savaş açmış, kapatılıp yasaklanması için kararname imzalamıştı. Sonra yüzde 51’inin ABD’li bir şirkete satılması şartıyla yumuşar gibi yapıp pazarlık kapısını aralamıştı. Bugün aynı Trump, genç seçmene ulaşmak için Beyaz Saray’a (@TheWhiteHouse) resmi bir TikTok hesabı açtı. Teknoloji şirketlerinin hafızası yoksa da seçmenin hafızası var. Birkaç yıl önce tehdit olarak gördüğü platformu şimdi genç seçmene ulaşıp, icraatlarını anlatmak için kullanıyor. Beyaz Saray hesabına sloganı olarak da ‘Amerika’nın altın çağı’ ifadesi seçilmiş. Hesap açılır açılmaz Trump’ın farklı etkinliklerinden neşeli videoları paylaşılmaya başladı. Resmi hesap sadece iki kişiyi (Trump ve yardımcısı Vance) takip ediyor. İlk videolarda ‘Ben sizin sesinizim’ sloganı dikkat çekerken ‘Naber TikTok!’ gibi bir üslupla ortamdaki ergen kitleye mesajlar ihmal edilmemiş. Yani düne kadar bir ‘ulusal güvenlik sorunu’ olarak görülen TikTok artık hükümetin bir iletişim mecrası. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Lewitt, Başkan’ın TikTok aracılığı ile sadece ‘başarılarından bahsedeceği’ ve burada gençlre her zaman ‘pozitif videolar’ ile sesleneceğini duyurdu.
Beğeni, takip derken seçimde oy gelir mi?
Bir yanda gençlerin diliyle konuşmaya çalışan danışman ekipleri, öte yanda hâlâ e-postayı yazıcıdan çıkarıp imzalayan politik liderler. Ortaya çıkan tablo komik olduğu kadar ironik de. Seçmenin dikkat süresi 15 saniyelik videolarla ölçülürken, 80 yaşındaki politikacıların ‘like’ kovalamaları artık demokratik sürecin bir parçası haline geliyor. ABD’deki TikTok kullanıcılarının yaş ortalaması 22, bu nedenle de önü en açık sosyal medya mecrası olduğu aşikar. Biz de artık TikTok yoluyla propaganda yapan siyasilere alışıyoruz. Belki de birkaç yıl sonra Türkiye’de bile meydanlarda hoparlörle kalabalıkları coşturan siyasetçilerin yerini dijital çağın algoritmaları alacak. Çünkü artık gündem takip etmeyip haber izlememekle övünen yeni neslin ilgisini çekmek için her siyasetçi, ‘For You Page’ (TikTok’un her kullanıcıya özel olarak önerdiği, algoritma tarafından kişiselleştirilmiş ana sayfa akışı) özelliğinin merhametine ihtiyaç duyacak.
Muhtemelen sosyal ağlarda kazanılan sempati sonrası gelen bir takip, bir beğeni ufak ufak büyüyüp sandıkta da ‘bir oy’a dönüşsün diye çabalayan siyasetçileri daha da çok göreceğiz.
Cennette yemek yiyeceksin
İngiliz haber dergisi Prospect Gazze’de yaşanan kıtlık dramını yerinde gördü. Çaresiz bir annenin anlattıkları için, “Gazze'deki yetersiz beslenme, bir rapordaki bir satır değildir. Cansız saçları ve çökmüş gözleri olan bir çocuktur” yorumunu yaptı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Bir anne çocuğuna bugün ya da yarın ekmek olmayacağını nasıl söyler? Küçük bir çocuk “Ne zaman diğer çocuklar gibi yemek yiyeceğiz?” diye sorduğunda, bu acıyı hangi sözler hafifletebilir?
Gazze'de savaş sadece hava saldırıları veya enkazla ölçülmez. Çocukların çökmüş yüzlerinde, hiç kilo alamamalarında, açlığın tek büyüyen şey olduğu gecelerde ölçülür. Süt bir anı, yemek ise uzak bir hayal haline gelmiştir.
Burada yetersiz beslenme, bir rapordaki bir satır değildir. Cansız saçları ve çökmüş gözleri olan, karnı tokluğundan değil açlıktan şişmiş bir çocuktur. Çocuklarının bir yudum su içebilmesi veya yarım parça ekmek yiyebilmesi için günlerce oruç tutan annelerdir.
11 bin çocuk açlıktan hastaneye kaldırıldı
Temmuz 2025 itibarıyla, Gazze şehrinde beş yaşın altındaki çocukların neredeyse beşte biri akut yetersiz beslenme sorunu yaşıyordu; bu oran bir önceki aya göre en az üç kat artmıştı. Temmuz ortasına kadar, tedavi merkezleri haziran ayında 6.500'den fazla çocuğun akut yetersiz beslenme nedeniyle hastaneye yatırıldığını, temmuz ayının ilk iki haftasında ise 5.000'den fazla çocuğun daha hastaneye yatırıldığını bildirdi. Bu, savaşın başlamasından bu yana kaydedilen en yüksek yatış sayısıydı. Beslenme merkezlerinin yüzde 15'inden azının çalışır durumda olduğu bildiriliyor ve bu da birçok çocuğun tedavi edilememesine neden oluyor.
Gazze'deki ebeveynler evlerini, arkadaşlarını ve ailelerini kaybetmekle kalmadı. En temel ebeveynlik görevini yerine getirme yeteneklerini de kaybettiler: Çocuklarını korumak, çocuklarını gülümsemeleri, tok ve güvende olmaları için beslemek…
Gazze’de 32 yaşındaki Um Hassan adlı anne de bu ebeveynlerden biri. Gazze'nin eski adliye binasının avlusundaki bir kampta yaşıyor. İçerisi havasız, naylon çadırlar toz ve sıcağın ağırlığı altında çökmüş durumda. Çadırlar o kadar sıkışık ki, birbirlerini boğacakmış gibi görünüyorlar. Aralarında ince bir atık su yolu kıvrılıyor ve hareketsiz her şeye konan sinekleri çekiyor.
40 kez yer değiştirdiler
Um Hassan, yıpranmış bir hasır üzerinde iki yaşındaki oğlu Yazid'i kucağında tutuyor. Sadece sekiz kilo olan oğlunun bacakları, ayağa kalkmaya çalıştığında bükülüyor. Yüzü solgun. "Koşması gerekirdi," diye fısıldıyor. "Onun yerine, onu her yere ben taşıyorum." Oğlunun saçlarını okşuyor, zayıf kolunu kaldırıyor. "Neredeyse hiç yemek yiyemiyor. Bulabildiğim her şeyi ezip püre haline getiriyorum - mercimek, kırıntılar - sırf birkaç lokma yiyebilsin diye. Bütün gün bana yapışıyor. Oynamıyor. Diğer çocuklar gibi hareket etmiyor.”
Savaş başladığından beri ailesi 40'tan fazla kez yerinden edildi. Gazze'nin kuzeyindeki Beit Lahia'daki evleri yıkıldı. Bir zamanlar fabrika işçisi olan kocası şimdi yaralı ve çadırlarına mahkum. "Savaştan önce mütevazı bir hayatımız vardı," diyor. "Onun maaşı ve BM'nin verdiği erzakla idare ediyorduk. Bazen tavuk, sebze, meyve getirirdi. En son savaş başlamadan önce tavuk yedik. En son ekmek yediğimizde ise iki ay önceydi."
‘Onları uyutup ağlıyorum’
Şimdi çoğunlukla mercimekle besleniyorlar. “Çocuklara bir şeyler kalması için günlerce oruç tutuyoruz. Bazen hiçbir şey yok, sadece su var. Geceleri ağlayarak ‘Anne, açız’ diyorlar. Onları kucağıma alıp ‘Cennette yiyeceksiniz’ diyorum. Sonra onlar uykuya daldığında ben ağlıyorum.”
Dışarıda bile açlık peşlerini bırakmıyor. “Onların diğer çocuklarla oynamasına izin veremiyorum,” diyor. “Biri elimde ekmek görürlerse, bana gelip bir parça ekmek için yalvarır. Ama benim elimde hiçbir şey yok.”
En küçüğü Mohammad bir buçuk yaşında ama Yazid'den biraz daha büyük. “Yürüyebiliyor ama çok uzağa gidemiyor. Onu yiyecek aramaya ya da yemek dağıtım noktalarında sıraya girmeye götürdüğümde çabuk yoruluyor. Sürekli mide sorunları ve cilt mantarı var. Doktor bunun yetersiz beslenmeden olduğunu söylüyor. Ama ben ne yapabilirim?”
Naylon ateşinde ekmek
Her sabah Um Hassan çadırdan erken çıkıyor ve kavurucu sıcakta yiyecek aramak için yürüyor. “Bazen saatlerce sırada bekleyip hiçbir şey alamadan geri dönüyoruz. Bazı günler ise mutfak hiç açılmıyor. Bir kilo un bulduğumda, onu pişirip her pideyi dörde bölüyorum. Komşum bana bir kilo un verirse, onu çocuklar arasında bölüyorum - her birine iki ısırık. Açlığı bastırmaya yetecek kadar.”
Çadırın girişini işaret ediyor. Sinekler boş tabakların etrafında dönüyor. “Eskiden yağımız, tuzumuz, çayımız vardı. Şimdi sadece mercimek var, onu da bulabildiğimiz zaman. Ekmek bir nimettir. Bir bisküvi bile hayal gibi.”
Sık sık gıda ambalajlarından çıkan naylonu yakarak ekmek pişiriyor veya mercimek kaynatıyor. “Uygun odun yok,” diye açıklıyor. “Zehirli olduğunu biliyorum, ama onların açlıktan ölmesini izleyemem.”
Tek isteğim bir öğün yemek
Um Hassan’ın kocası çadırın içinde sessizce oturuyor. Yıkılmış görünüyor. “Eskiden onları omuzlarına alıp okula götürürdü. Cuma günleri balık veya tavuk getirirdi. Şimdi ise eli boş dönüyor. Kalbinin kırıldığını görüyorum.”
Sesi alçalıyor. “Tek istediğim, bir öğün doyurucu yemek. Bir gün açlık çekmeden uyuyabilmeleri. Bir gün çocuk gibi oynayabilmeleri, hareketsiz ve güçsüz yatmamaları.” Yazid'i daha sıkı kucaklıyor. “Sadece bir kez olsun, ekmeği dörde bölmeden onlara vermek istiyorum.”
Um Hassan, dünya çocuklarını terk etmiş gibi sık sık kendini yalnız hissedebilir, ancak o, Gazze'de oğullarını ve kızlarını kurtarmak için mücadele eden on binlerce ebeveynlerden biri. Ve çocukları küçülürken, onların sayısı her gün artıyor.
İsrail’in en çok korktuğu silah
BM, İngiltere, Fransa ve Almanya liderleri, gazeteciler de dahil olmak üzere 20 kişinin ölümüne neden olan İsrail’in Gazze’deki Nasser Hastanesi’ne yaptığı saldırıyı kınadı, tarafsız bir soruşturma ve ateşkes çağrısında bulundu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta yer alan Nasser Hastanesi'nde meydana gelen İsrail bombardımanında aralarında beş gazetecinin de bulunduğu en az 20 kişi öldü. İsrail lideri Netanyahu “trajik kaza” olarak nitelendirdiği olaydan dolayı İsrail’in derin üzüntü duyduğunu söyledi. Ancak İsrail’den gelen bu ve benzeri açıklamalar artık kimseyi tatmin etmiyor. Şimdiye dek belki de onlarca kez yardım ve gıda dağıtımı için bekleyen Filistinlilerin öldürülmesi hastanenin de kasten hedef alınmış olabileceği düşüncesini yaratıyor. Nitekim BM, İngiltere, Fransa ve Almanya dahil dünya liderleri İsrail’in bu saldırısını kınadı.
BM’den acil ateşkes çağrısı
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail’in saldırılarında Filistinlilerin öldürülmesini şiddetle kınadı ve hızlı ve tarafsız bir soruşturma yapılması çağrısında bulundu. Sözcüsü gazetecilere, “Genel Sekreter, sağlık personeli ve gazeteciler dahil olmak üzere sivillerin her zaman saygı görmesi ve korunması gerektiğini hatırlatıyor. Bu cinayetlerin hızlı ve tarafsız bir şekilde soruşturulmasını istiyor” dedi. İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, “İsrail’in Nasser Hastanesi'ne saldırısından dehşete düştüm. Siviller, sağlık çalışanları ve gazeteciler korunmalıdır. Acil ateşkes gerekir” dedi.
‘Soykırım anıtında sergilenmeli’
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, saldırıları ”kabul edilemez” olarak nitelendirdi. Almanya Dışişleri Bakanlığı, gazetecilerin, acil yardım görevlisi ve sivilin öldürülmesinden şok olduğunu belirtti. Bakanlık, X’te yaptığı paylaşımda “Saldırı soruşturulmalıdır” dedi. BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, öldürülen gazetecilerden birine ait olan bir fotoğraf makinesinin kanlı görüntüsünü paylaştı. Fotoğraf makinesi “İsrail’in en çok korktuğu silah” olarak nitelendirildi. Albanese, “Bu fotoğraf makinesi bir gün, İsrail’in Gazze’de işlediği soykırımın sayısız kurbanının anısına inşa edilecek soykırım anıtında sergilenmelidir. Soykırımı belgelemekle meşgul olan cesur Filistinli meslektaşlarının katledilmesine karşı sesini yükseltmeyen tüm gazeteciler utanmalıdır” yorumunu yaptı.
Saldırıda öldürülen gazeteciler kimdi?
Saldırılarda öldürülen gazetecilerden biri olan kameraman Hussam al-Masri, Reuters için çalışan bir sözleşmeli personeli. Yine Reuters için çalışan fotoğrafçı Hatem Khaled ise yaralandı. Gazze’deki yetkililer, diğer üç gazetecinin isimlerini Mariam Abu Dagga, Associated Press’in Gazze çatışmasının başlangıcından beri AP ve diğer haber ajansları için serbest olarak çalıştığını söylediği Mohammed Salama ve Katar merkezli Al Jazeera’nın kendisi için çalıştığını söylediği Moaz Abu Taha olarak açıkladı. Sağlık yetkilileri, ölenler arasında bir kurtarma görevlisinin de olduğunu ekledi.
AB’nin dış politikası gerçeklerden kopuk
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Bu değerlendirme Fransa’nın etkin jeopolitik araştırma kuruluşlarından IRIS’in (Institut des Relations Internationales et Strategiques) Başkan Yardımcısı Didier Billon’a ait. Türkiye ve Orta Doğu uzmanı bir tarihçi ve siyaset bilimci olan Billon, AB’nin İsrail üzerinde sahip olduğu etkiyi kullanmayarak Gazze’de yapılanlara ortak olduğunu söyledi
Nurdan Bernard
ABD ile yeni gümrük anlaşması, Rusya’yı 1 numaralı düşman ilan etmek, İsrail kompleksi sonucu yeni bir soykırıma ortaklık… Avrupa Birliği, kuruluşundan bu yana en zayıf dönemi, en büyük krizi mi yaşıyor? Geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sıcak savaşlar AB’nin ortak dış politikası olamayacağını mı gösterdi?
Sorun Avrupa Birliği’ne çok umut bağlanması. Kuruluşundan itibaren bazı konularda ütopik davranıldı. 27 ülkenin her birinin kendi tarihi, geçmişi, gelenekleri ve doğal olarak çıkarları var. Dış politika gibi bir konuda tam konsensüs sağlanmasına olanak yok. Oysa AB yapısı bunu şart koşuyor.
Komisyon başkanının göreve geldiğinde, “jeopilitik davranacağım” demesi, birliğin uluslararası bir rol isteğinin devam ettiğini gösteriyordu. AB üyesi olmayacak ülkelerle; Gürcistan’la, Ermenistan’la anlaşmalar yapılmaya devam edildi. Güzel. Ancak, gerektiğinde, o ülkelerle bu anlaşmalar ihtar niteliğinde askıya alınmıyorsa, siyasi boyutu yok demektir.
İsrail ile 2000’de imzalanan işbirliği anlaşması, insan hakları ihlali koşuluna da dayanıyordu. Ne yazık ki AB, sorumluluklarının gerektirdiği yüksek düzeyde davranmadı. Sorunuza yanıt olarak; AB dış politikası ile gerçekler arasındaki farklılık ilk defa bu kadar açık ve aşina. Sadece Gazze örneği bile AB’nin ortak dış politikası olamayacağını gösterdi. Avrupalı karar vericiler, bu dramı durdurmak, en azından çözmeye çalışmakta isteksiz ya da başarısız oldular ne acı ki. Vahşeti durdurmaya cesaret ya da istekleri olsa, en azından işbirliği anlaşmasını askıya alırlardı. İsrail’in ithalatının yüzde 31’i AB’den. Kesinlikle etkili olurdu çünkü İsrail sadece güçler dengesinden anlıyor.
Bu saatten sonra AB’nin bütün açıklamaları saçmalıktır. İsrail’in dokunulmazlık sendromu devam eder çünkü hiçbir baskı yapılmadı. Bu güç vardı, kullanılmadı, yani ortak olundu! AB’ye bağlanan hayallerin ne yazık ki gerçekleşmesinin imkansız olduğu anlaşıldı. Malum AB ortak dış politikasında kural konsensüse ulaşmak. Ama bu imkansız.
“Trump hep fazlasını ister”
Trump ile AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen’in imzaladığı, AB kamuoyunda infial yaratan yeni gümrük anlaşması da AB’nin zayıflayan siyasi gücüne mi işaret ediyor?
Haziran ayındaki Trump ile AB’li NATO üyeleri toplantısında; AB liderleri Trump’ı kızdırmaktan korktular. Yağcılık yaptılar. Belki yaptırımlardan korktular. Oysa Trump imtiyaz kopardıkça fazlasını isteyen biri. NATO üyesi AB liderleri, hep birlikte sert bir tutum alamayınca, Trump istedi, karar verdi, ilan etti: AB ülkeleri GSYİH’nın yüzde 5’ini savunmaya ayıracak! Nereden çıktı yüzde 5? AB ekonomileri kötüye giderken, euro bölgesi dünyanın en az gelişme hızını gösterirken, neden bunu istiyor ABD?
AB’nin ekonomik seçimleri de kötü. Birliğin kuruluşundaki yapısal metotlar yeniden düşünülmeli. Benim gibi pek çok Avrupalı hayal kırklığı içinde.
AB, dış politikadaki gibi ekonomi politikasında da kafasının üstünde yürüyor gibime geliyor. Bürokratik kararlar altında eziliyoruz, bürokratik direktifler, normlar hafifletilmeli ki halkları ezen ekonomik koşullar yeniden filizlensin. Bürokratik sıkboğazlar aslında anti demokratiktir. Gazetenizin güzel ismi gibi, ekonominin oksijene ihtiyacı var, boğulmaya değil.
AB ekonomisi, Trump’a boyun eğerek iyice bataklığa dönüştü. AB’nin yakın geleceği için endişeliyim çünkü bu yolda devam ederse tarih önünde, önemi olmadığını göstereceğinden korkuyorum. Çok acı ama böyle.
Ortak dış politika olmadan ortak ordu tehlikeli değil mi? Şu anda Ukrayna ve İsrail politikaları, üye ülkelerin dış politikada bölünmüşlüğünü gösterirken, bütçeleri altüst eden tam gaz silahlanma çabaları, bazı lidelerin iç politika başarısızlıklarını örtbas etmek için gündem değiştirme modasına uymaları dersek çok mu aceleci bir yargı olur? Diğer yandan işe yarıyor ve kamuoyları “Mamma mia, Ruslar geliyor” çığırtkanlıklarına inanıyor…
“Tutulmayan, içi boş sözler”
Hangi ülke ile ilgili olursa olsun, ortak dış politika olmadan ortak savunma söz konusu olamaz. Bize “şart” diye sunulan savunma harcamalarının, bunu artırmanın amacı ne? Bir düşman işaret ediliyor: Rusya. Çok arka planda da Çin.
Tamamen yanlış! Mösyö Putin’in demokratik niyetleri var gibi hayallerim tabii yok ama ismi dahi “ özel operasyon” olan bu askeri girişim için ne demişti Putin: “1 ayda Kiev’e girip Ukrayna’ya çekidüzen vereceğim”. 3 yıl oldu ve hâlâ Kiev’de değil! İlerleyemiyor. Birçok nedeni var ama konumuz değil. Yani Rus tanklarını Champs Elysees’de göreceğimiz iddiaları ancak komik olabilir.
Trump yüzde 5 dedi diye, deli danalar gibi silahlanmaya saldırıyoruz. Bu yüzden dış politikası olmayan AB’nin ordusu, savunması bir aldatmacadan öte değil.
Diğer taraftan AB ekonomik durumu endişe veriyor. Günlük yaşamı etkileyen, hayati önemdeki konularda yatırım yapmak yerine, uyutuluyoruz. Macron’un “çıkarlarımızı savunacağız, kararlılığımızı koruyoruz” sözleri, tıpkı diğer AB liderlerinin sarf ettikleri tutulmayan sözler gibi içi boş sözler. AB Parlamentosu seçimlerinde katılımın yüzde 50’nin altında olmasına şaşırmayalım.
Ülke bazında olduğu gibi, Avrupa Parlamentosu’nda da aşırı sağ yükseliyor. Sanki AB, istemeden de olsa demokrasi düşmanlarına yardım eden faydalanılan yani kullanılan bir kuruluş oluyor, öyle değil mi?
Bütün AB ülkelerinde aşırı sağ yükseliyor. Baştan beri, daha 5-10 yıl öncesine dek, AB’ye karşı oldukları ve çıkılmasını savunan aşırı sağ, bugün Parlamentoda en güçlü grup! AB’nin işleme kurallarını onlar değiştirirse bu ancak kötü bir yöne gidebilir. Korkarım ki, dayanılmaz popülizmleri ile tüm sorunlar katlanarak artar.
Toplu sınır dışı sözü verdi
Farage’ın bir havalimanından göçmenlerin ülkelerine gönderildiğini gösteren uçuş ekranı panosu önünde düzenlediği basın toplantısında sınır dışı yapılacak ülkeler arasında Türkiye de yer aldı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İngiliz siyasetini sarsan sağcı popülist siyasetçi Nigel Farage, bir yıl önce ülkeden yüz binlerce yasa dışı göçmeni sınır dışı etmenin “siyasi olarak imkansız” olduğunu ve tartışmaya değer bir konu olmadığını açıklamıştı. Ancak geçtiğimiz hafta içinde tam da bunu yapmak için bir plan sundu: 2029’da yapılması beklenen seçimlerde, göçmen karşıtı partisi Reform iktidara gelirse, İngiltere’den 600.000’e kadar düzensiz göçmeni sınır dışı edeceğini açıkladı.
Anketler ne diyor?
Muhalifler, Farage’ın toplu sınır dışı etme planının, sığınmacıları Afganistan veya İran gibi, zulüm, hatta işkence ve ölümle karşı karşıya kalabilecekleri ülkelere geri göndermek anlamına geleceğini söylese de Farage bunu “Dünyada işlenen tüm günahların sorumluluğunu üstlenemeyiz” diyerek geçiştirdi. Ayrıca, planına yönelik itirazların çoğunun ahlaki değil, pratik nedenlere dayandığını iddia etti.
İngiltere’de sığınma talebinde bulunanların sayısı 2025 Mart ayında sona eren yılda 109.000 ile rekor seviyeye ulaşırken, toplam net göç 2024 yılında neredeyse yarı yarıya azaldı. 2023 yılında 906.000 ile zirveye ulaşmıştı.
Toplu sınır dışı edilmeye yönelik kamuoyunun tutumu hakkında kesin sonuçlar veren anket verileri çok az. YouGov’un bu yaz başında yaptığı bir ankette, ankete katılanların neredeyse yarısı, İngiltere’de yasal göçmenlerden daha fazla yasa dışı göçmen olduğunu yanlış bir şekilde düşünüyordu.
Sri Lankalı Yusuf hazırladı
Farage ise uzun süredir müttefiki olan Trump’a hiç atıfta bulunmadı. Ancak Farage’ın eski parti başkanı ve sınır dışı etme politikasını tasarlayan Sri Lanka asıllı yardımcısı Zia Yusuf, Reform partisinin Trump yönetiminin kullandığı yöntemleri, Florida’da aceleyle inşa ettiği büyük ölçekli gözaltı merkezi de dahil olmak üzere incelediğini söyledi.
‘Çok uçak havalanacak’
Farage’ın planının büyük bir kısmı, tutukluları barındırmak için terk edilmiş askeri üslerin kullanılması ve ülkeleri göçmenleri geri almaya ikna etmek için kullanacağı teşvikler dahil, gerçekleştirilmesi zor görünüyor. Ancak analistler, “Farage’ın politikalarının ne ölçüde eleştirileceği belli değil. Medya ilgisini çektiği sürece, ihtiyacı olan tek şey bu” yorumunu yapıyor.
Reform UK lideri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çıkmayı, İnsan Hakları Yasası’nı yürürlükten kaldırmayı ve Birleşik Krallık’a yasa dışı olarak giren herkesi sınır dışı etmenin önündeki “engeller” olarak nitelendirdiği diğer üç uluslararası anlaşmayı uygulamamayı taahhüt etti. Farage, İngiltere’nin “kontrolsüz yasa dışı göçün kamu düzenini bozduğu bir ulusal acil durum” ile karşı karşıya olduğu için, uluslararası hukukun temel taşı olan Viyana Sözleşmesi uyarınca böyle bir adımın “haklı” olduğunu savundu.
Farage, “Artık bu kötü etkilerin sınır dışı işlemlerini engellemesine izin verilmeyecek. Uçaklar havalanacak hem de çok sayıda” dedi. Farage, Reform hükümetinin 18 ay içinde 24.000 kişiyi barındırabilecek gözaltı merkezlerini askeri tesislerde inşa etmeyi hedeflediğini ve gözaltındakilerin ayrılmasının veya kefaletle serbest bırakılmasının yasaklanacağını söyledi.
Hamas: İsrail'in bölge ülkelerine yönelik saldırgan tutumu yayılmacı politikasının tezahürü
Hamas, İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü soykırım ve bölge ülkelerine yönelik saldırgan tutumunun yayılmacı politikasının bir tezahürü olduğunu belirtti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Hamas'tan yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye ve bölge ülkelerine yönelik saldırılarının, "Siyonist oluşumun Arap ve İslam ülkeleri için oluşturduğu tehlikeyi teyit ettiği" vurgulandı.
Açıklamada, "Siyonistlerin Yemen, Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırıları ile Gazze'deki halkımıza yönelik devam eden saldırganlığı, özellikle Başbakan Binyamin Netanyahu'nun açıkladığı tutumlar ve Arap topraklarında Büyük İsrail projesini benimsemesi ışığında, onun terörist, yayılmacı doğasını ortaya koymaktadır" ifadeleri kullanıldı.
Uluslararası topluma, Birleşmiş Milletlere, tüm Arap ve İslam ülkelerine "İsrail'in Filistin halkına, Arap ve İslam halklarına yönelik suç teşkil eden ihlallerini durdurma konusunda sorumluluklarını üstlenme" çağrısında bulunuldu.
Netanyahu'dan "Büyük İsrail" açıklaması
İsrail kabinesinin aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, 13 Ağustos'ta "Filistin devleti fikrini ortadan kaldırmak" için işgal altındaki Doğu Kudüs'te Filistinlilerden gasbedilen yerleşimleri genişletecek "E1" projesini onaylamayı planladığını duyurmuştu.
Netanyahu da kendisinin tarihi ve manevi bir misyon üstlenmiş olduğunu hissettiğini iddia ederek, işgal altındaki Filistin topraklarını da içeren "Büyük İsrail" vizyonuna bağlı olduğunu söylemişti.
"Büyük İsrail" ifadesi, Siyonist Revizyonist hareketin kurucusu ve iktidardaki Likud partisinin fikir babası sayılan Zeev Jabotinsky dahil olmak üzere bazı Siyonistler tarafından, bugünün İsrail'inin yanı sıra işgal altında tuttukları Gazze Şeridi ve Batı Şeria ile Ürdün topraklarını ifade etmek üzere kullanılıyor.
Kaynak: AA
ABD Ukrayna'ya yaklaşık 825 milyon dolarlık silah satışını onayladı
ABD Dışişleri Bakanlığının Ukrayna'ya tahmini maliyeti 825 milyon dolar olan "Havadan Teslim Mühimmat" ve ilgili lojistik destek ekipmanlarını kapsayan askeri satışa onay verdiği bildirildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Savunma Bakanlığına bağlı Savunma Güvenlik İşbirliği Ajansı (DSCA) söz konusu satış onayına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada, "Dışişleri Bakanlığı, Ukrayna hükümetine tahmini maliyeti 825 milyon dolar olan 'Havadan Teslim Mühimmat' ve ilgili teçhizatın olası satışını onaylayan bir karar aldı." denildi.
Ukrayna'nın, 3 bin 350 adet Uzun Menzilli Saldırı Mühimmatı (ERAM) füzesi ve bu sistemlerle uyumlu Küresel Konumlandırma Sistemleri gibi ekipmanlar talep ettiği belirtilen açıklamada, satışın gerçekleşmesi için gerekli resmi bildirimin ABD Kongresine iletildiği aktarıldı.
Açıklamada, satış kapsamında ayrıca füze konteynerleri, yedek parçalar, destek ekipmanları, yazılımlar, teknik dokümanlar, eğitim ve lojistik malzemelerin de yer aldığı bildirildi.
Söz konusu satışın bölgedeki "temel askeri dengeyi" değiştirmeyeceği vurgulanan açıklamada, "Bu satış, Avrupa'da siyasi istikrar ve ekonomik ilerlemenin güvencesi olan bir müttefikin güvenliğini artırarak ABD'nin dış politika ve ulusal güvenlik hedeflerini destekleyecektir" ifadesi yer aldı.
Ukrayna'nın söz konusu satın alımı, Danimarka, Hollanda ve Norveç gibi ülkelerden sağlanan finansman ile ABD'nin Dış Askeri Finansman (FMF) programı kapsamında gerçekleştireceği kaydedildi.
Satışın tamamlanabilmesi için ABD Kongresinin nihai onayı vermesi gerekiyor.
Kaynak: AA
ABD-Venezuela gerilimi tırmanıyor: Bir denizaltı ile yedi savaş gemisi Karayiplere hareket etti
ABD Başkanı Trump'ın 'Latin Amerika kökenli uyuşturucu kartelleriyle mücadelede' ordunun daha fazla ve etkin kullanılması talimatının ardından bir denizaltı ile yedi savaş gemisi Karayiplere hareket etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump'ın 'uyuşturucu kartelleriyle mücadele' gerekçesiyle Karayipler bölgesine orduya ait unsurları gönderme kararının ardından bir denizaltı ile yedi savaş gemisinden oluşan deniz grubunun bölgeye hareket ettiği bildirildi. AA muhabirine açıklama yapan söz konusu sevkiyatla ilgili bilgi sahibi kaynak, ABD donanmasına ait unsurların Karayipler'in güneyine gittiğini doğruladı. ABD ile Venezuela arasındaki gerilimin iyice arttığı bir dönemde bölgeye yedi savaş gemisi ile bir denizaltının gönderilmesinin tansiyonu daha da artırabileceği belirtiliyor.
Rubio bölgeye gidiyor
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD-Venezuela geriliminin arttığı bir dönemde Meksika ve Ekvador'u ziyaret edecek. ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, 2-4 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek ziyarette Rubio'nun gündeminde, "uyuşturucu kartellerini çökertmek, fentanil kaçakçılığını durdurmak, yasa dışı göçü sona erdirmek ve kıtaya zarar veren aktörlere karşı koymak" gibi başlıklar yer alacak.
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, ABD'nin 'uyuşturucu kartelleriyle mücadele' gerekçesiyle Karayipler bölgesine askeri unsurlarını göndermesini savunarak, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya gözdağı vermişti. Leavitt, ABD'nin Latin Amerika kaynaklı uyuşturucu kartelleriyle mücadele için Venezuela yakınlarına kadar yoğun askeri unsurlar göndermesini ve bunun Amerikan halkının güvenliği için yapıldığını savunmuştu. Bölgedeki birçok ülkenin ABD'nin bu adımına destek verdiğini ifade eden Leavitt, "Başkan, uyuşturucunun ülkemize akmasını engellemek ve sorumluları adalete teslim etmek için her türlü Amerikan gücünü kullanmaya hazırdır. Buna karşılık Maduro rejimi, Venezuela'nın meşru hükümeti değildir, bir uyuşturucu terör kartelidir. Maduro da meşru bir başkan değildir, uyuşturucu kartelinin kaçak başkanıdır" sözleriyle Maduro'yu hedef almıştı.
Ne olmuştu?
ABD Başkanı Donald Trump, daha önce imzaladığı bir kararnameyle Latin Amerika kökenli uyuşturucu kartelleriyle yerinde mücadele iddiasıyla ordunun daha fazla ve etkin kullanılması talimatı vermişti. CNN'e açıklama yapan iki üst düzey ordu yetkilisi ise Trump'ın talimatının ardından bölgeye 4 bin deniz piyadesi gönderme kararı alındığını belirtmişti. Trump, 15 Ağustos'ta da Venezuela açıklarına 3 savaş gemisi gönderilmesi emrini vermişti. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ise 18 Ağustos'ta ABD'nin olası müdahalesine ilişkin yaptığı açıklamada, "Denizlerimizi, gökyüzümüzü ve topraklarımızı biz savunuruz, biz özgürleştiririz, biz gözlemleyip devriye gezeriz. Hiçbir imparatorluk Venezuela'nın kutsal topraklarına dokunamaz ve Güney Amerika'nın kutsal topraklarına dokunmamalıdır" ifadelerini kullanmıştı.
Kaynak: AA
Kanada ve Hindistan 10 ay aradan sonra karşılıklı olarak yeniden büyükelçi atadı
Kanada ve Hindistan, ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü'nün (KLF) yöneticisi Hardeep Singh Nijjar'ın öldürülmesi nedeniyle karşılıklı olarak üst düzey diplomatlarını sınır dışı etmelerinin üzerinden 10 ay geçtikten sonra yeniden büyükelçi atadı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, Christopher Cooter'ın Kanada'nın Yeni Delhi Büyükelçisi olarak görevlendirileceğini açıkladı.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı ise İspanya'da görev yapan Büyükelçisi Dinesh Patnaik'in kısa süre içinde Ottawa'ya atanacağını bildirdi.
Kanada Başbakanı Mark Carney, 18 Haziran'da G7 Dönem Başkanı sıfatıyla zirveye katılan Hindistan Başbakanı Narendra Modi'yi resmi törenle karşılamış, iki ülke de üst düzey diplomatlarının göreve dönmesi konusunda mutabakata varmıştı.
Kanada polisi, Hindistan hükümetiyle bağlantılı şiddet içeren suç faaliyetlerinin devam ettiğine dair kanıtları ortaya çıkardıktan sonra Kanada hükümeti, 14 Ekim 2024’te aralarında Hindistan’ın Ottawa Büyükelçisinin de bulunduğu 6 Hint diplomatı sınır dışı etme kararı almıştı. Buna karşılık Hindistan Dışişleri Bakanlığı da aynı gün yaptığı yazılı açıklamayla Kanada’nın Hindistan Büyükelçisi dahil Yeni Delhi’deki 6 Kanadalı diplomatı, sınır dışı etme kararı aldığını duyurmuştu.
KLF yöneticisi Nijjar'ın Kanada'da öldürülmesi
"Sih ülkesi" anlamına gelen "Halistan" fikrini benimseyen KLF, Hindistan'ın Pencap eyaleti dışında Pakistan'ın Pencap, Hayber Pahtunhva, Sindh, Belucistan ve Keşmir bölgelerinin de tamamını veya bir kısmını Halistan olarak görüyor.
Hindistan'ın yayımladığı 40 teröristin isminin olduğu listede yer alan ayrılıkçı KLF'nin yöneticisi Hardeep Singh Nijjar, 18 Haziran 2023'te Kanada'da öldürülmüştü.
Dönemin Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun, "Nijjar'ın öldürülmesinin arkasında Yeni Delhi hükümetinin olduğunu" iddia etmesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkiler gerilmişti.
Kanada'daki Hindistan vize başvurularını almakla yetkili kuruluş BLS International'dan yapılan açıklamada, "Hindistan misyonundan önemli açıklama: Operasyonel nedenlerden dolayı 21 Eylül 2023 itibarıyla Hindistan vize hizmetleri ikinci bir bildiriye kadar askıya alınmıştır" ifadesine yer verilmişti.
Kaynak: AA
Almanya Başbakanı Merz: Putin ile Zelenski arasında bir görüşme gerçekleşmeyeceği açık
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Rusya’nın Ukrayna’nın başkenti Kiev’e gerçekleştirdiği saldırının ardından yaptığı açıklamada, "Başkan Putin ile Başkan Zelenski arasında bir görüşme gerçekleşmeyeceği açık" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Fransa’nın Besançon kentinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yapacağı görüşme öncesinde konuştu. Merz, Rusya’nın Ukrayna’nın başkenti Kiev’e gerçekleştirdiği saldırıya değindi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile ele alacağı konular arasında küresel sorunların da olduğunu belirten Merz, "Buna ne yazık ki Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaş da dahildir. Bugün bu konuyu yeniden ele almak zorundayız. Zira geçen hafta Washington’da bir araya geldiğimizde Başkan Trump ve Başkan Putin arasında kararlaştırıldığı gibi, Başkan Zelenski ve Başkan Putin arasında bir görüşme gerçekleşmeyeceği açık" dedi.Merz, Macron ile Almanya ve Fransa arasındaki ekonomik ve politik konuları da ele alacaklarını kaydederek, "Almanya ve Fransa, Avrupa Birliği’nde ve Avrupa kıtasında merkezi bir rol oynamaktadır. Avrupa Birliği’nde birlikte öncelikler belirlemeye ve bazı projeleri ilerletmeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.
Polonya'da hava gösterisi hazırlıkları sırasında bir F-16 savaş uçağı düştü
Polonya'da bu hafta sonu yapılması planlanan uluslararası hava gösterisinin hazırlıkları sırasında ülkeye ait bir F-16 savaş uçağı düştü
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Polonya'nın PAP haber ajansı, ülkenin orta kesimlerindeki Radom'da bu hafta sonu yapılması planlanan uluslararası hava gösterisinin hazırlıkları sırasında bir F-16 savaş uçağının düştüğünü bildirdi.
Polonya Hava Kuvvetlerine ait uçağın düşmesine ilişkin ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Adam Szlapka, "Radom'da bir trajedi meydana geldi. Hava gösterisi hazırlıkları sırasında bir F-16 düştü. Ne yazık ki pilot hayatını kaybetti." ifadelerine yer verdi.
Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz'in de olay yerine gittiği belirtilirken, kazaya ilişkin soruşturma başlatıldığı kaydedildi.
İtalya Ukrayna'da konuşlandırılması muhtemel çok uluslu güce katılmayı öngörmüyor
İtalya'nın, Ukrayna topraklarında görevlendirilmesi muhtemel çok uluslu güce katılımının öngörülmediği bildirildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Başbakanlıktan yapılan açıklamada, sabah saatlerinde Roma'daki Chigi Sarayı'nda, Ukrayna'da barış için olası müzakere süreci konusunda, Beyaz Saray'daki son görüşmelerin ardından durum değerlendirmesi amacıyla toplantı düzenlendiği belirtildi.
Başbakan Giorgia Meloni'nin başkanlığındaki toplantıya, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, Başbakan Yardımcısı ve Ulaştırma Altyapı Bakanı Matteo Salvini ile Savunma Bakanı Guido Crosetto'nun katıldığı kaydedilen açıklamada, "Toplantıda son haftalarda ortaya çıkan 'adil bir barış' yolunda diyalog fırsatları derinlemesine ele alındı" denildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Bu sürecin kilit noktası, ABD, Avrupa ve Batılı ortaklarla birlikte hazırlanacak Ukrayna için güçlü ve güvenilir güvenlik garantilerinden oluşmaktadır. İtalya, Washington Antlaşması'nın 5. maddesinden esinlenen kolektif bir savunma güvenliği mekanizması önerisiyle bu çerçevenin tanımlanmasına katkı sağlamaktadır. Ayrıca, İtalya’nın Ukrayna topraklarında görevlendirilecek muhtemel çok uluslu bir güce katılımının öngörülmediği bir kez daha vurgulandı. Sadece çatışmaların sona ermesinden sonra Ukrayna sınırları dışında izleme ve eğitim faaliyetlerine yönelik bazı seçeneklerin değerlendirilebileceği belirtildi"
İtalya hükümetinden yetkililer, daha önce de farklı zamanlarda yaptıkları açıklamalarla Ukrayna’ya asker göndermeye karşı olduklarını belirtmişti.
Başbakan Meloni'den Rusya'nın Kiev'deki son saldırısına tepki
Başbakan Meloni, Rus ordusunun başkent Kiev'e düzenlediği hava saldırısına, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından tepki gösterdi.
Meloni, "Bu gece Kiev'e yönelik yoğun saldırılar, kimin barışın yanında olduğunu ve kimin müzakere sürecine inanma niyetinde olmadığını açıkça göstermektedir. Düşüncelerimiz, akıl dışı Rus saldırılarının kurbanı olan masum sivillerin, aralarında çocukların da bulunduğu hayatını kaybedenlerin yakınlarıyla birlikte Ukrayna halkına yöneliktir" ifadelerini kullandı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rus ordusunun başkent Kiev'e düzenlediği hava saldırısında 4'ü çocuk 17 kişinin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin yaralandığını bildirmişti.
Kaynak: AA
Endonezya'da 'milletvekillerine ayrıcalık' isyanı
Endonezya'nın başkenti Cakarta'da, milletvekillerine verilen yüksek konut ödeneklerini protesto eden göstericilere güvenlik güçleri tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz ile müdahale etti
Beyaz Saray: Trump Rusya'nın Kiev'e düzenlediği saldırılardan memnun değil
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Rusya'nın Ukrayna'nın başkenti Kiev'e düzenlediği son saldırılardan mutlu olmadığını belirterek, "Başkan bu savaşın sona ermesini istiyor ancak belki de bu savaşın iki tarafı savaşı sona erdirmeye henüz hazır değildir" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, düzenlediği basın brifinginde Rusya-Ukrayna Savaşı ve Kiev'e düzenlenen son saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
ABD'li sözcü, Rusya'nın Kiev'e yönelik son saldırıları hakkında Trump'ın ne düşündüğüyle ilgili olarak, "Başkan bu habere sevinmedi ama şaşırmadı da. Bu iki ülke çok uzun süredir savaş halinde" açıklamasını yaptı.
Leavitt, Rusya'nın Kiev'e son saldırılarından önce Ukrayna'nın da Rusya'nın petrol rafinerilerini hedef aldığını anımsatarak, "Aslında ağustos ayı boyunca yaptıkları saldırılarla Rusya'nın petrol rafinerisi kapasitesinin yüzde 20'sini devre dışı bıraktılar" değerlendirmesini yaptı.
Trump'ın süreci yakın şekilde takip ettiğini vurgulayan Leavitt, "Başkan bu savaşın sona ermesini istiyor ancak belki de bu savaşın iki tarafı savaşı sona erdirmeye hazır değildir" diye konuştu.
ABD olarak kendileri ne isterse istesin savaşın sona ermesi için Rusya ile Ukrayna'nın bir araya gelip müzakere etmesi gerektiğine dikkati çeken Beyaz Saray Sözcüsü, "Başkan savaşın sona ermesini istiyor, ancak bu iki ülkenin liderinin de savaşın sona ermesini istiyor olması gerekiyor" yorumunu yaptı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rus ordusunun başkent Kiev'e düzenlediği hava saldırısında 4'ü çocuk, 17 kişinin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin yaralandığını bildirmişti.
AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, Kiev'e yönelik hava saldırısı sonucu AB Delegasyon binasının hasar gördüğünü duyurmuştu.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer da ülkesinin yurt dışında eğitim ve kültürel faaliyetlerini yürüten kuruluşu British Council'ın binasının saldırıda hasar gördüğünü belirterek tepki göstermişti.
Lübnan Ordusu: Filistinli grupların silahlarının bir kısmını teslim aldık
Lübnan ordusu, Litani Nehri’nin güneyindeki Filistin kamplarından bugün de bir miktar silah teslim aldığını duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Lübnan ordusundan yapılan açıklamaya göre, Filistinli taraflarla koordinasyon içinde ve Lübnan hükümetinin kararı doğrultusunda yürütülen süreç kapsamında, Lübnan’ın Sur kentindeki Filistinlilere ait Reşidiye, Bas ve Burc eş-Şimali kamplarından çeşitli silahlar teslim alındı. Bunlar arasında farklı türlerde askeri mühimmat, silahlar ve roketler bulunuyor.
Filistin yönetimi de kamplardan silah teslimatının ikinci aşamasını tamamladığını duyurdu ve sürecin kademeli olarak devam edeceğini açıkladı.
Bu hafta Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Barajne kampında ilk silahların teslimi gerçekleşmişti. Söz konusu adım, 21 Mayıs’ta Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas arasında yapılan Lübnan-Filistin zirvesinde alınan kararların uygulanması kapsamında atılmıştı. Zirvede, Lübnan’ın tüm toprakları üzerindeki egemenliği teyit edilmiş, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve “silahların tek elde toplanması” ilkesine vurgu yapılmıştı.
Lübnan’da BM’nin Filistinli mültecilere yardım ajansı UNRWA’ya kayıtlı Filistinli sayısı 489 bin 293. Ancak gerçekte sayının daha düşük olduğu, ülkede yaklaşık 300 bin Filistinlinin yaşadığı tahmin ediliyor.
Mülteciler, Lübnan genelinde 12 kampa dağılmış durumda. Filistin kamplarındaki silahların tesliminin üç aşamada tamamlanması planlanıyor.


Yorumlar