top of page

28

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 28 Tem
  • 35 dakikada okunur

Volkswagen'in net karında keskin düşüş: Trump'ın tarifeleri çekiç gibi vurdu

Almanya'nın otomotiv devi Volkswagen, ABD'nin uyguladığı yüksek gümrük tarifeleri nedeniyle 2025’in ilk yarısında 1,3 milyar euro kayba uğradı. Şirket, bu gelişmelerin ardından yıllık kar ve satış beklentilerini aşağı çekti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

 Almanya merkezli otomotiv devi Volkswagen, 2025 yılı için finansal hedeflerini aşağı yönlü revize etti. Şirketin ilk 6 ayda ABD tarafından uygulanan ek gümrük vergileri nedeniyle 1,3 milyar euro gelir kaybı yaşadığı bildirildi. Buna rağmen Avrupa’daki satışlar ve elektrikli araçlara yönelik talep, geleceğe dair iyimserliği koruyor.

Avrupa’nın en büyük otomotiv üreticisi Volkswagen Grubu, 2025’in ilk yarısında %33’lük düşüşle 6,7 milyar euro işletme kârı açıkladı. Satış gelirleri ise geçen yılın aynı dönemine yakın kalarak 158,4 milyar euro oldu.Şirketten yapılan açıklamada, kardaki düşüşün başlıca nedenleri olarak ABD’deki ithalat vergilerindeki artış, 700 milyon euroya mal olan yeniden yapılandırma çalışmaları ve düşük kârlılığa sahip elektrikli araç satışlarının artması gösterildi.

Volkswagen Grubu’nun CFO’su ve COO’su Arno Antlitz, “Bu kalemler hariç tutulduğunda, ikinci çeyrekteki işletme marjı neredeyse %7 seviyesinde. Bu oran, beklentilerimizin üst sınırına denk geliyor,” dedi.

Nakit akışı eksiye döndü

Volkswagen, yılın ilk yarısında net nakit akışının -1,4 milyar euro olduğunu duyurarak maliyetleri düşürme baskısıyla karşı karşıya olduğunu da ortaya koydu. Tüm bu olumsuz verilere rağmen, Volkswagen hisseleri Cuma günü Avrupa piyasalarında öğle saatlerinde %3’ün üzerinde değer kazandı.

ABD satışları düştü, Avrupa ve Latin Amerika destek verdi

Yılın ilk yarısında ABD satışları %16 oranında gerilerken, Güney Amerika’da %19, Batı Avrupa’da %2 ve Orta-Doğu Avrupa’da %5 artış yaşandı. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği’ne (ACEA) göre, AB genelinde yeni otomobil satışları %1,9 düşerken, Volkswagen Grubu’nun satışları aynı dönemde %2,3 artış gösterdi. Bu artışta özellikle Volkswagen, Skoda ve Cupra markaları etkili oldu.

Elektrikli araç siparişleri %62 arttı

Elektrikli mobilite alanında Avrupa’daki liderliğini koruyan Volkswagen, bu segmentte %28 pazar payına ulaştı. Grup, elektrikli araçlara yönelik siparişlerin %62 oranında arttığını bildirdi. CEO Oliver Blume, “Avrupa’da elektrikli mobilite alanındaki liderliğimizi güçlendirdik, sipariş defterlerimiz dolu” dedi.

Volkswagen beklentilerini revize etti

Volkswagen, yatırımcılar için hazırladığı güncel finansal görünümünde satış gelirlerinin artık geçen yıla paralel olacağını, daha önce öngörülen %5’lik artışın gerçekleşmeyeceğini duyurdu.

İşletme karlılığı (faaliyet kâr marjı) hedefi de %5,5–6,5 aralığından %4–5 seviyesine indirildi. En kötümser senaryoda, ABD’nin uygulamakta olduğu %27,5’lik tarifelerin yılın ikinci yarısında da devam etmesi öngörülüyor. En iyimser tahmin ise bu tarifelerin %10 seviyesine indirilmesi ihtimali üzerine kurulu. “Tarifelerin seyri, etkileri ve karşılıklı adımlara ilişkin büyük bir belirsizlik mevcut,” denildi.

Tarife pazarlığı sürüyor

Avrupa Birliği ile ABD arasındaki tarife gerilimini çözmeye yönelik müzakereler devam ediyor. Taraflar, 1 Ağustos tarihine kadar bir ticaret anlaşmasına varmayı hedefliyor. Aksi halde Washington, AB’ye yönelik tarifeleri %30 seviyesine çıkarma tehdidinde bulundu. Avrupa Komisyonu da bu ihtimale karşılık verecek kendi önlemlerini hazırlamış durumda.

Volkswagen CEO’su Oliver Blume, Cuma günü yaptığı açıklamada, “Tarife meselesinde Avrupa Komisyonu ile ABD yönetiminin dengeli bir sonuca ulaşacağına inanıyoruz,” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Axios başarısız geçen altı ayı yazdı: Trump hükümeti, Gazze stratejisini değiştiriyor

ABD’de Gazze politikasına yönelik eleştiriler artıyor. Ateşkes müzakereleri çıkmaza girerken, Dışişleri Bakanı Rubio mevcut stratejinin başarısız olduğunu belirtti. Trump ise İsrail’e savaşı sertleştirerek “bitirme” çağrısı yaptı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze politikasına yönelik iç tartışmalar, ateşkes müzakerelerinin son turunun da başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından daha görünür hale geldi. Cuma günü rehine yakınlarıyla bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, mevcut yaklaşımın artık sürdürülemez olduğunu belirterek, "Ciddi bir yeniden değerlendirme yapmamız gerekiyor" dedi.


,

İşi bitirme zamanı" mesajı tartışma yarattı

İsrail ve Hamas arasında ateşkes için yürütülen son görüşmelerin de sonuç vermemesinin ardından, Trump cuma günü yaptığı açıklamada İsrail'in savaşı "bitirmek için" daha fazla askeri adım atmasının zamanının geldiğini söyledi. Bu mesajın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya verilen yeni bir açık çek mi yoksa taktiksel bir baskı aracı mı olduğu belirsizliğini koruyor.

Trump, İskoçya'ya yaptığı bir ziyaret sırasında gazetecilere, "Bu noktaya gelindi artık. Ne olacağını göreceğiz. İsrail nasıl bir tepki verecek, bekleyip göreceğiz" dedi.

Rubio: Yeni stratejiye ihtiyaç var

Cuma günü rehine yakınlarıyla Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan toplantıda konuşan Rubio’nun, Trump’a yeni seçenekler sunulması gerektiğini ve mevcut stratejinin işe yaramadığını söylediği aktarıldı.

Rubio, Biden yönetimi döneminde kademeli ateşkes modeline sıcak bakmadıklarını, Trump'ın ise bu formülü geçici olarak kabul ettiğini ancak uzun vadede kalıcı çözüm getirmediğini ifade etti. Aynı toplantıda Rubio'nun, tüm rehineleri kapsayan daha kapsamlı bir yaklaşımın tartışılması gerektiğini ima ettiği belirtildi.

İnsani tablo ağırlaşıyor

Gazze'deki insani durum, savaşın başlamasından bu yana en kötü seviyeye ulaştı. Hamas’ın kontrolündeki Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, son haftalarda 122 kişi açlıktan hayatını kaybetti. Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre İsrail işgali altındaki Filistin topraklarında kayda geçen can kaybı sayısı 60 bine yakın. 

ABD yönetimi, İsrail'in yardımları kısıtlayan tutumuna kamuoyu önünde sert eleştiriler yöneltmese de Trump, özel sektör destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) aracılığıyla yardım girişimlerini destekliyor. Ancak yardım merkezlerine ulaşmaya çalışan yüzlerce Filistinli yaşamını yitirdi.

Uluslararası yalnızlık artıyor

Trump yönetiminin Netanyahu’ya verdiği koşulsuz destek, ABD’yi uluslararası alanda giderek yalnızlaştırıyor. Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’ın da aralarında olduğu pek çok ülke, cuma günü yayımladıkları ortak bildiride, Gazze’deki insani felaketin sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

“Sivil halka temel insani yardımın ulaştırılmasının engellenmesi kabul edilemez” denilen bildiride, taraflara derhal ateşkese varılması ve yardımın engelsiz bir şekilde ulaştırılması çağrısı yapıldı.

Kaynak: Gazete Oksije


Gazze’deki yardım merkezleri böyle “ölüm kapanı” oldu

Gazze’de insanlar açlıktan ölmemek için yardım merkezlerine muhtaç. Bu yardım merkezlerine gittiklerinde ise İsrail askerleri üzerlerine kurşun yağdırıyor. Sadece birkaç dakika açık kalan merkezlerde, bir kutu yardım için Filistinliler hem saldırılarla hem de birbirleriyle mücadele ediyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Çevresi demir tellerle çevrili bir yardım merkezinde sıraya girmiş binlerce Filistinli. Birkaç kilometrelik bir insan kalabalığı. Kapıların açılmasıyla bu dev kalabalık içeri koşmaya başlıyor. Amerikalı paralı askerler düzeni korumakla görevlendirilmiş. Ancak günlerdir boğazından bir lokma yemek geçmemiş Filistinliler, acele etmezlerse bugün de aç kalacaklarının farkındalar. Dolayısıyla birbirleriyle de yarış içindeler. Öte yandan gözleri İsrailli askerler bugün de ateş açacak mı diye hep tepelerde. İnsanlar yardım kutularını kapıp uzaklaşıyor. Motosikletli adamlar, şanssız olanların elinden kutuları çalıyor. Birkaç el silah sesi duyuluyor, nereden geldiği belli değil. Dakikalar içinde ise bütün yemek tükenmiş. 

“Kurtarmıyor, öldürüyor”

The Guardian ve The Wall Street Journal, Gazze’deki Filistinlilerin neredeyse her gün yaşadığı bu senaryonun arka planını inceledi. Mayıs ayında İsrail, Hamas’ın bu noktalardan yardım çaldığını hiçbir kanıt sunmadan öne sürerek Gazze’de Birleşmiş Milletler’in işlettiği 400 silahsız yardım merkezini kapadı. Yerine merkezi ABD’nin Delaware eyaletinde bulunan Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) 4 yardım merkezi kurdu. Merkezin mevcut başkanı geçmişte ABD Başkanı Donald Trump’a dini konularda danışmanlık yapan evanjelik lider Johnnie Moore.  ABD ve İsrail tarafından desteklenen vakfın kriz bölgelerinde yardım dağıtmakla ilgili hiçbir tecrübesi yok. Bu yardım merkezleri Tal el-Sultan, Suudi mahallesi, Han Yunus ve Gaza Vadisi bölgelerinde bulunuyor. Hepsi İsrail’in ilan ettiği tahliye bölgelerinin içinde kalıyor. Yani Filistinliler, yardım almak için İsraillilerin boşaltılmasını emrettiği bölgelere girmek zorunda.  BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı Başkanı Philippe Lazzarini mayıstan beri yürürlükte olan bu sistem için, “Kurtardığından daha fazla cana mal olan bir ölüm tuzağıdır” dedi. Peki neden?

Öncelikle BM’ye göre, mayıs ayından bu yana, merkezlerden ve diğer insani yardım konvoylarından yiyecek almaya çalışırken binden fazla kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, açık bir şekilde “askerlerine fazla yaklaşan” sivillere ateş açtığını kabul etti. Ancak Haaretz’e konuşan kaynaklar, yardım bölgelerine giden sivillere askerlere hiçbir tehdit teşkil edilmedikleri halde de tehdit açıldığını iddia etti. Bazı Filistinliler, yardım bölgelerine sıra çok uzun olduğu ve yardımlar hızlı bittiği için gece saatlerinde gidiyor. İsrailli askerler de bu sefer “tahliye bölgesine girdikleri iddiasıyla” onlara ateş açıyor. Yardımlar tükendiğinde kalabalığı dağıtmak için de ateş açtıklarını söylüyorlar. Bazen de düzeni korumak için ateş açıldığını öne sürüyorlar. Ancak İsrail ve dünya basınında yer alan haberler bu senaryolarda direkt insanların üzerine doğru ateş açıldığını, bombalar ve havan topları atıldığını doğruluyor. 

Bunun yanı sıra Filistinliler, her gün bu ölüm tuzaklarına varmak için uzun bir yolculuğa çıkmak zorunda. Bu yolculuktan elleri boş dönebilirler, çıkan kaosta veya İsrail’in açtığı ateşte ölebilirler. Örneğin İsrail’in saldırılarıyla neredeyse tamamen yıkılan Gazze şehrinde yaşayan Filistinlilere Gazze Vadisi’ndeki yardım merkezi yaklaşık 5 kilometre uzakta. Ancak İsrailli askerler sıranın Nuseyrat kampından kurulmasını zorunlu tutuyor. Yani Gazze şehrindekiler sadece sıraya girmek için yardım merkezinin yanından geçip, 3 kilometre daha yürüyerek 8 kilometrelik bir yolculuk yapmak zorunda. Enkazların arasında sıraya girip İsrail’in kurduğu kontrol noktasından geçmeyi bekliyorlar. El Mevasi kampında yaşayanlar ise Suudi Mahallesi’ne kurulan yardım merkezine gidiyor. Her aşamada üzerlerinde İsrail drone’ları uçuyor, çevreleri ise İsrail tank ve askerleriyle çevrili. İsrailli askerler, sırayı yardım merkezinin 3 kilometre uzağından başlatıyor. Sıradan çıkmak ise onların size ateş açması demek. The Guardian’ın aktardığına göre bu yolculuğu genelde ailelerde en güçlü erkekler yapıyor. Çünkü kapılar açıldığı andan küçük bir alan olan yardım merkezinin içine koşup diğer Filistinlilerle mücadele etmek zorundalar. 

 


Filistinliler bu yardım merkezlerinin saat kaçta açılacağını da bilmiyor. Yardım bölgelerine giriş saatleri genellikle Facebook hesabında yayınlanan gönderilerle ve son zamanlarda Telegram kanalından gönderilen mesajlarla duyuruluyor. İlk haftalarda bir WhatsApp kanalı da oluşturuldu. İnsanlar merkezler açılana kadar yaklaşmamaları konusunda uyarıldı. Ayrıca The Guardian’ın bulgularına göre açılış zamanları, giderek daha kısa süre önceden duyuruluyor. GHF’nin Facebook sayfasına göre, bu yerler bir seferde en fazla sekiz dakika açık kalıyor. Haziran ayında Suudi mahallesindeki merkez ortalama 11 dakika açık kaldı. 

“Her an vurulabilirsiniz”

Gazze şehrinin batısında bir çadırda yaşayan 27 yaşındaki Mahmoud Alareer, kullandığı yardım merkezi Gazze Vadisi’ndeki merkezin açılış saatinin duyurulmasının, yaşadığı yerden uzaklığı nedeniyle artık bir anlam ifade etmediğini söylüyor. Bunun yerine, gece yarısı yardım merkezinin yakınlarına gidip, şimdiye kadar her seferinde olduğu gibi saat 2’de açılacağını umarak şansını deniyor.

Önce, Gazze şehrinden güneye doğru uzun bir yolculuk için, askerlerin kontrolündeki Netzarim koridorundan geçen bir kamyonun arkasına tırmanıyor. Ardından, İsrail güçleri giriş izni verene kadar karanlıkta bekliyor. “Oraya varınca yavaş yavaş ilerliyorsunuz” diyor; “Her an vurulacak olanın siz ya da yanınızdaki biri olabileceğini biliyorsunuz.”

Alareer, yardım noktası açıldığında her zaman kaos çıktığını, çünkü insanların dağıtım bölgesinin ortasında bırakılan paketlere doğru koşmaya başladığını söylüyor. İnsanlar çukurlar ve karışık kablolara takılıp düşüyor.

2 milyona 4 merkez

Yardım merkezlerinin bazen gece saatlerinde açılması da ek tehlikeler oluşturuyor. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Gazze Acil Durum Koordinatörü Aitor Zabalgogeazkoa, Gazze’nin güneyindeki birçok yolun İsrail bombardımanları nedeniyle tanınmaz hale geldiğini ve özellikle geceleri Filistinlilerin GHF tarafından belirlenen rotalara uymalarının zorlaştığını söyledi. Zabalgogeazkoa, GHF sistemini sert bir şekilde eleştirirken, “Bu insani yardım değil,” diyor ve ekliyor: “Bunun, yardım arayan insanlara zarar vermek için tasarlandığını düşünebiliriz.”

Birçok STK, GHF’nin sisteminin temel olarak sorunlu olduğunu söylüyor. Geçmişte 400 merkezin yaptığı işi 4 merkezle yapmaya çalışıyorlar. Bu 4 noktada, neredeyse 2 milyon Filistinliye yardım dağıtmayı hedefliyor. Alanların küçüklüğü ve rotaların zorluğu göze alındığında bu olası görünmüyor. Gazze Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan rakamlara göre, pazar gününden bu yana 33 kişi açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybetti.

GHF, operasyonlarının başladığı mayıs ayından bu yana “yaklaşık 1 milyon 422 bin 712 kutu” aracılığıyla 85 milyondan fazla öğün yemek dağıttığını belirtiyor. Paketlerin 4 kişilik bir aileye yaklaşık 15 gün boyunca yeteceği iddia ediliyor. GHF’nin yayınladığı yardım kutusu içeriği fotoğraflarında un, şeker, makarna, pirinç, patates, fasulye, yağ, paketli ve konserve gıdalar, salça ve fazlası bulunuyordu. Gerçekte ise durum böyle değil. Filistinli sosyal medya kullanıcılarının paylaştığı karelerde kutulardan sadece patates, bir veya iki paket makarna, biraz bakliyat, biraz un ve çay poşetleri çıktığı görülüyor. Zaten çoğu Filistinli bu kutulara erişemiyor, bazıları da bu paket için çıktığı yolda öldürülüyor.

BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi Sözcüsü Olga Cherevko, GHF’nin lojistik detayları hakkında yorum yapamayacağını, ancak yardımın gıda ötesine geçmesi ve su, tüp gaz veya diğer pişirme olanaklarını da içermesi gerektiğini söyledi: “Şu anda Gazze’ye bakarsanız insanların yaşamı sürdürmek için gerekli her şeyden mahrum olduğunu göreceksiniz: Barınma malzemeleri, yakıt, tüp gaz, hijyen malzemeleri, insan onurunu korumak ve bir tür normal yaşam sürmek için gerekli her şey.”

Dünya Gıda Programı’na (WFP) göre, Gazze nüfusunun yaklaşık üçte birinin günlerce yemek yiyemediği oluyor ve bu yılın mayıs ve eylül ayları arasında 470 bin kişinin en şiddetli açlık dönemini yaşayacağı tahmin ediliyor.

Savaş boyunca tarım arazilerinin uğradığı zarar, Filistinlilerin yardıma olan bağımlılığının artmasında büyük rol oynadı. Bu yıl yayınlanan ve uydu görüntülerini kullanarak tarım arazilerinin uğradığı zararı değerlendiren bir araştırmaya göre, ağaç mahsullerinin yüzde 70’ine kadar zarar gördüğü tespit edildi. Nisan ayında yapılan bir Unosat değerlendirmesinde, Gazze’deki seraların yüzde 71.2’sinin hasar gördüğü tespit edildi. Mart ayı sonlarında, WFP’nin desteklediği düzinelerce fırın, İsrail’in ablukası nedeniyle üretimi durdurdu. Mayıs ayında bazı kamyonların bölgeye girişine izin verilmesi üzerine, birkaçı kısa süreliğine ekmek üretimine yeniden başladı. Bunlar da mayıs sonu itibarıyla kapanmış durumda. Gazze’de 31 Mayıs itibarıyla un fiyatı 25 kilogramlık bir torba için 420 dolara yükseldi ve savaşın başladığı tarih olan 7 Ekim 2023’e göre yüzde 3 binin üzerinde artış gösterdi.

Dolayısıyla yardım merkezlerinde vazgeçmek Filistinlilerin büyük çoğunluğu için bir seçenek değil. 4 çocuk babası Filistinli Raed Jamal, yardım almak için yola çıktığı günün sonunda The Guardian’a yazdığı mesajda, “Tanklar geldi ve ateş açtı. Yakınımdaki 3 çocuk şehit oldu. Hiçbir şey de alamadım” ifadelerini kullandı. Daha sonra gönderdiği bir videoda havada uçan kurşunlardan korunmak için yere yattığı görülüyor. Jamal bu yaşadıklarına rağmen yine yardım bölgesine gideceğini söylüyor: “Dört gün üst üste gittim, un bile alamadım. Bazen diğerlerini yenemiyorsunuz. Kalplerimizden korkuyu sildik. Çocuklarımın açlıktan ölmemeleri için onlara yiyecek getirmem gerekiyor. Bizim hayatımız bir mücadele.” The Intercept’e konuşan Filistinli trans kadın Amal’ın yaşadıkları da benzer: “Dün bir torba un için dağıtım noktasına gittim. Çok zorluk çekerek sonunda bir torba alabildim. Bitkin düşmüştüm. Ve tüm bunlardan sonra hırsızlar çantamı aldı ve beni bıçakladı.” 



Reuters analizi: Fransa, Filistin'i devlet olarak tanıma kararını nasıl aldı?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını açıkladı. Paris, bu kararla BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin’i tanıyan ilk Batılı ülke olacak

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Batılı üyeleri arasında Filistin devletini tanıyan ilk ülke olacağını açıklaması, Orta Doğu’dan Avrupa’ya ve Washington’a kadar geniş çaplı diplomatik yankılar uyandırdı. Ancak bu karar, aniden alınmış bir adım değil.Macron’un Nisan ayında Gazze sınırındaki Mısır kasabası El-Ariş’e yaptığı ziyarette tanık olduğu insani krizin ardından Paris'e dönüşünde bu yönde bir adımın kaçınılmaz olduğunu açıkça dile getirdiği biliniyor.

G7 planı, ABD'ye takıldı

Fransa, Suudi Arabistan ile birlikte, G7 üyelerinden İngiltere ve Kanada’nın da Filistin devletini tanımasını ve Arap ülkelerinin İsrail’e karşı daha yumuşak bir tutum geliştirmesini hedefleyen bir plan üzerinde çalıştı. Ancak haftalar süren görüşmelere rağmen Londra ve Ottawa, Washington’un tepkisinden çekinerek bu girişime destek vermedi.

“Ortakları beklemenin artık anlamı kalmadığı giderek daha belirgin hale geldi,” diyen bir Fransız diplomat, Fransa'nın Eylül ayında düzenlenecek iki devletli çözüm konferansı öncesinde başka ülkeleri de bu karara katmak için çalışacağını belirtti.

İç baskı artıyor

Macron, ülkesindeki kamuoyunun Gazze'den gelen çarpıcı görüntüler karşısında duyduğu öfke nedeniyle iç siyasette de baskı altındaydı. Fransa’nın hem en büyük Müslüman hem de Yahudi nüfuslarına sahip olması ve toplumun kutuplaşmış yapısı, tüm kesimleri memnun edecek bir politika üretmeyi zorlaştırıyor.İsrail ve ABD ise Fransa’nın bu kararını sert şekilde eleştirdi. Tel Aviv yönetimi, bu adımın, 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırı düzenleyen ve Gazze’yi kontrol eden Hamas’a bir ödül niteliği taşıdığını savunuyor.

Macron’un karar öncesinde eski ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile kapsamlı görüşmeler yaptığı da biliniyor. Trump, kararın “hiçbir ağırlığı olmadığını” söylese de Macron hakkında “iyi bir adam” ifadesini kullandı.

BM Genel Kurulu’nda tanıma açıklanacak

Fransa, Suudi Arabistan’la birlikte Haziran ayında BM’de bir konferans düzenleyerek Filistin’in devlet statüsüne kavuşması ve İsrail’in güvenliğini garanti altına alacak bir yol haritası çizmeyi planlıyordu. Ancak ABD’nin yoğun diplomatik baskısı ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları nedeniyle konferans ertelendi.

Macron’un Perşembe günü yaptığı açıklama, yeniden planlanan bu konferansın yeni formatıyla doğrudan bağlantılı. 29-30 Temmuz’da bakanlar düzeyinde yapılacak toplantının ardından, Eylül ayında BM Genel Kurulu çerçevesinde liderler seviyesinde bir zirve düzenlenecek. Macron’un Filistin’i tanıma kararını bu zirvede resmen açıklaması bekleniyor.

'Tarihi bir an'

Bazı uzmanlar, Macron’un bu adımı Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas’tan reform sözü almak ve Hamas’ın silahsızlandırılması gibi adımlar konusunda Arap dünyasından destek sağlamak amacıyla attığını savunuyor. Carnegie Europe’tan Rym Momtaz, “Macron burada, Filistinlileri reform yapmaya, Arapları ise istikrar gücü ve Hamas’ın silahsızlandırılması konusunda adım atmaya teşvik eden bir katalizör rolü üstleniyor,” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak bazı yorumcular, tanımanın sembolik bir anlam taşısa da savaş sona erdiğinde işleyen bir Filistin devletinin hala olmayacağını belirtiyor. Uluslararası Kriz Grubu’ndan Amjad Iraqi, “Fransa gibi Avrupa’nın ağır toplarından gelen tanıma, İsrail’in uzlaşmaz politikalara devam etmesine duyulan öfkenin göstergesi,” diyerek şu soruyu yöneltiyor: “Tanıyorsanız bile bu devleti harabeye dönmekten alıkoymak için ne yapıyorsunuz?”

İsrail’den geri adım sinyali gelmedi

Fransız yetkililer, İsrail’in Macron’u kararından vazgeçirmek için yoğun lobi faaliyeti yürüttüğünü ve Netanyahu’nun bu adımı sert şekilde eleştirmesinin, tanımanın önemini gösterdiğini ifade ediyor.Konuya yakın kaynaklara göre, İsrail tarafı Fransa’yı, istihbarat paylaşımını azaltmak, bölgesel girişimleri baltalamak ve Batı Şeria’da ilhak sinyalleri vermekle tehdit etti.

Ancak Fransız yetkililer, Netanyahu’nun Batı Şeria’daki politikalarını zaten kendi çıkarları doğrultusunda sürdüreceğini, Fransa’nın kararının bu gidişatı değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Nitekim, İsrail parlamentosu geçtiğimiz Çarşamba günü hükümete Batı Şeria’ya İsrail hukukunun uygulanmasını öneren ve fiili ilhak anlamına gelen bağlayıcı olmayan bir önergeyi kabul etti. Bu gelişme, Paris’in kararını daha da acil hale getirdi.

Macron'dan Türkçe açıklama

Macron, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirterek, X hesabından yaptığı Türkçe açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Gazze'deki durum, pazartesi ve salı günleri New York'taki BM merkezinde bakanlar düzeyinde düzenlenmesi planlanan "iki devletli çözüm konferansının olasılığını" da görüştüğünü belirtti.

Macron'un açıklaması şöyle:

'Az önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Gazze’deki durum ve iki devletli çözüm konferansı perspektifi hakkında görüştüm. İsraillilerin ve Filistinlilerin barış ve güvenliği için her şey yapılmalıdır.'

Kaynak: Gazete Oksijen


Acılı anneye yanlış kişinin cansız bedeni gönderildi: Hindistan'da düşen uçakta oğlu ölmüştü

Air India 171 sefer sayılı uçağın enkazından çıkan cenazelerde büyük karışıklık yaşandı. Hindistanlı yetkililer, kazada hayatını kaybeden bir kişinin ailesine yanlış kişinin cansız bedenini gönderdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Britanyalı Amanda Donaghey, Air India'nın 171 sefer sayılı uçağının Hindistan'ın Ahmedabad kentinde düşmesinin ardından oğlunun kalıntılarını almak için Fransa’dan Hindistan’a gitti. Ancak Londra’ya döndüğünde, cenazede yapılan ikinci bir DNA testiyle büyük bir şok yaşadı: Tabuttaki kişi oğlu Fiongal değildi.

Dönüş yolculuğunda felaket

39 yaşındaki Fiongal Greenlaw-Meek ve eşi Jamie, Hindistan’da evlilik yıl dönümlerini kutladıktan sonra İngiltere’ye dönüş yolunda uçağa binmişti. Kalkıştan sadece 1 dakika sonra uçak düştü. 242 yolcudan yalnızca biri hayatta kaldı.

Kazaya ilişkin soruşturma halen sürüyor. İlk bulgular, yakıtın motorlara kesildiğini ve bunun pilotlardan biri tarafından yapılmış olabileceğini gösteriyor.

Acılı annenin arayışı

Donaghey, oğlunun öldüğünü öğrendikten sonra Hindistan’a gitti. “Kazanın olduğu yere gitmem gerektiğini hissettim. Ne olduğunu anlamak istiyordum,” diyen Donaghey, yanan ağaçlar arasında hala cıvıldayan kuşların bu trajediye rağmen hayatın devam ettiğini anımsattığını söylüyor.

Ahmedabad’daki kazada hayatını kaybedenlerin kimliklerinin tespiti için DNA testleri yapıldı. Donaghey de test vererek oğlunun kalıntılarının bulunmasına yardımcı oldu. Üç gün sonra kendisine Fiongal’a ait bir eşleşme bulunduğu bildirildi. Bunun üzerine tabutu alarak İngiltere’ye döndü.

İngiltere’de ikinci şok

Ancak Fiongal’ın kalıntılarını teslim alan İngiliz adli tıp yetkilileri ikinci bir DNA testi yaptı. Sonuç: tabuttaki kişi Fiongal değildi.

“Kalbim kırıldı,” diyen Donaghey, başka bir kişiye ait kalıntıların oğlunun tabutuna konulmuş olduğunu öğrendi. “O tabutta kimin olduğunu bilmiyoruz. Bu korkunç bir hata.”

Tek hata bu değil

Benzer bir skandal, kazada annesi ve babasını kaybeden Miten Patel’in yaşadıklarıyla da ortaya çıktı. Miten, annesi Shobhana’nın kalıntılarını taşıyan tabutta başka kişilere ait parçalar olduğunu öğrendi. Aile, dini gerekçelerle bu konuda tam emin olmak istediklerini ve DNA testlerinin önemini vurguladı.

“Fiongal hala kayıp olabilir”

Fiongal’ın partneri Jamie’nin cenazesi doğru bir şekilde teşhis edilip İngiltere’ye gönderilmişti. Ancak Donaghey, oğlunun kalıntılarına ne olduğuna dair hiçbir bilgiye sahip değil.

“Her gün Dışişleri Bakanlığı’nı arıyoruz. Oğlumun bulunmasını istiyoruz,” diyen Donaghey, Hindistan’daki adli süreçlerin yetersizliğine dikkat çekti. “Fiongal’a ait kalıntılar bulunup doğru dini törenle uğurlanmadıkça aile olarak huzura eremeyeceğiz.”

Yalnızca 12 cenaze İngiltere’ye getirildi

Kazada hayatını kaybeden 53 Britanyalıdan yalnızca 12 kişinin kalıntıları İngiltere’ye gönderildi. Bu cenazelerden biri dışında hepsi doğru eşleştirme ile teslim edildi. Ancak Hindistan’da defnedilen diğer onlarca kişinin kimliklerinin doğruluğu konusunda şüpheler var.

Hukuki süreç başladı

Kazadan etkilenen 20 ailenin avukatlığını üstlenen uluslararası havacılık hukuku uzmanı James Healy-Pratt, konuyu hem Britanya hükümeti hem de Hindistan hükümeti nezdinde takip ettiklerini söyledi.

Kaynak: Gazete Oksijen



Arnavutluk ve Yunanistan alevlerle mücadele ediyor

Arnavutluk’un Delvina kasabası ve Yunanistan’ın Atina yakınlarında çıkan orman yangınları, binlerce kişinin tahliyesine ve geniş çaplı müdahalelere yol açtı. Bölge genelinde etkili olan aşırı sıcaklar yangın riskini artırırken, uzmanlar iklim krizine dikkat çekiyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Arnavutluk’un güneyinde yer alan Delvina yakınlarında cuma günü başlayan orman yangını, üç kişinin yaralanmasına ve yaklaşık 2 bin kişinin tahliye edilmesine neden oldu. Altı köy boşaltılırken, bir kilise ile 10 kullanılmayan ev tamamen yandı.

Delvina Belediye Başkan Yardımcısı Brunilda Meleqi, Reuters’a yaptığı açıklamada yaralanan kişilerin yanık ve dumandan zehirlenme nedeniyle hastaneye kaldırıldığını söyledi. Yangına müdahale amacıyla bölgeye iki helikopter gönderildi. Yetkililer, havadan yapılan müdahalenin ardından alevlerin kontrol altına alınmaya başlandığını bildirdi.

Savunma Bakanlığı ise yangını söndürme çalışmalarına destek amacıyla yaklaşık 60 askerin görevlendirildiğini duyurdu.

Yunanistan’da geniş çaplı müdahale

Benzer bir tablo, Yunanistan’da da yaşanıyor. Atina yakınlarındaki dağlık bölgelerde çıkan orman yangınına müdahale için 180'in üzerinde itfaiyeci, 15 uçak ve 12 helikopter görevlendirildi. Yangın henüz kontrol altına alınamazken, bazı yerleşimlerde tahliyeler başladı.

Rüzgarların etkisiyle hızla yayılan alevler, söndürme ekiplerinin çalışmalarını zorlaştırıyor. Şu ana kadar ciddi bir yaralanma ya da can kaybı bildirilmedi.

Aşırı sıcaklar yangın riskini artırıyor

Balkanlar genelinde etkili olan aşırı sıcak hava dalgası, orman yangınları için tehlikeli koşullar yaratıyor. Bu yaz üçüncü kez görülen sıcak hava dalgası, aynı zamanda yılın en uzun süreni oldu. Cuma günü bazı bölgelerde hava sıcaklığı 44 dereceye kadar yükseldi.

Sıcaklık nedeniyle açık alanlarda çalışma saatlerine sınırlama getirilirken, turistlerin tarihi bölgelere erişimi kısıtlandı. Atina yakınlarındaki Perama tersanesinde çalışan işçiler, yüksek sıcaklıklar nedeniyle beş saatlik iş bırakma eylemi düzenledi.

İklim krizine dikkat çekiliyor

Uzmanlar, sıklaşan ve şiddetini artıran orman yangınlarının iklim krizinin sonuçlarından biri olduğuna işaret ediyor. Hem Arnavutluk hem de Yunanistan’da yetkililer halkı olası risklere karşı uyarıyor ve dikkatli olmaya çağırıyor.

Türkiye de benzer şekilde yüksek sıcaklıkların etkisi altında. Meteoroloji Genel Müdürlüğü, orman yangını riskinin özellikle Ege ve Akdeniz’de çok yüksek seviyelere çıktığını bildirdi.

Kaynak: Gazete Oksijen


Kuzey Kore'den kaçıp pişman oldular: Dönmek istiyoruz

The Korea Times'ın haberine göre birçok Kuzey Koreli mülteci, geride bıraktığı aile, uyum sorunları ve Pyongyang’ın duygusal baskıları nedeniyle ülkesine geri dönüyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

baskıları nedeniyle geri dönmeyi düşünüyor. Resmi verilere göre onlarca kişi Kuzey’e dönerken yüzlercesinin akıbeti bilinmiyor.

2017 yılında, Güney Kore’de televizyon programlarına dahi katılan Kuzey Koreli mülteci Im Ji-hyun’un Kuzey Kore’ye geri dönmesi, dünya basınında geniş yankı uyandırmıştı. Im, daha sonra bir Kuzey Kore propaganda videosunda, Güney’de aldatıldığını ve hayatın “cehennem” olduğunu iddia etmişti.

Bu olay, mültecilerin yaşadığı zorluklara ve bazıları için Güney’deki yaşamın hayal kırıklığına dönüşmesine dikkat çekmişti. Güney Kore’deki yaşam koşulları, bazı Kuzey Koreli mülteciler için beklenmedik ölçüde zorlayıcı olurken, rejimin aile bağları üzerinden yürüttüğü psikolojik baskı da geri dönüşlerin ardındaki temel nedenlerden biri olmaya devam ediyor.

Neden dönmek istiyorlar?

Güney Kore’de faaliyet gösteren Freedom Speakers International isimli sivil toplum kuruluşu, son 10 yılda 600'den fazla Kuzey Koreli mülteciye destek verdi. Kuruluş, mültecilerin bir kısmının zamanla pişmanlık duyduğunu, hatta Kuzey Kore’ye geri dönme düşüncesine kapıldığını belirtiyor. Bu pişmanlıkların kaynağı çoğunlukla geride bırakılan aileler, toplumsal aidiyet duygusu ve Güney Kore toplumuna uyum sağlama sürecinde yaşanan zorluklar.

Kuruluşun gözlemlerine göre, bazı mülteciler ilk yıllarda uyum problemi yaşıyor, yalnızlık hissediyor ve ekonomik baskılarla mücadele ediyor. Güney Kore’nin bireyci yapısı, yüksek rekabet ortamı ve sosyal hiyerarşisi, özellikle yaşça büyük veya düşük eğitim seviyesine sahip mülteciler için ciddi uyum sorunlarına yol açabiliyor.

Telefonlara özel mesaj

Kuzey Kore rejimi, kaçan vatandaşları geri döndürmek amacıyla çeşitli yöntemlere başvuruyor. Rejim tarafından gönderilen mesajlarda “Annen hasta” ya da “Geri dön, her şey affedilecek” gibi ifadelerle duygusal manipülasyon yapılırken, barınma ve maddi destek vaatleriyle mülteciler cezbedilmeye çalışılıyor. Güney Kore istihbaratına göre, bazı mülteciler bu tür vaatlere inanarak ya da ailelerine yönelik baskılar nedeniyle geri dönüş yolunu seçiyor.

Resmi verilere göre, son birkaç on yılda yaklaşık 30 mülteci Kuzey Kore’ye geri döndü. Ancak yetkililer, akıbeti bilinmeyen 700 ila 800 mülteci bulunduğunu ve bu kişilerin bir kısmının Kuzey’e dönmüş olabileceğini belirtiyor.

Bilinen geri dönüş vakaları

2012’de Park Jong-sook adlı mülteci Kuzey Kore’ye döndükten sonra Pyongyang’da düzenlenen basın toplantısında rejime olan “minnettarlığını” dile getirdi. 2013’te dönen bir çift, Kuzey Kore medyasında Güney’i “kınayan” örnek vatandaşlar olarak lanse edildi. 2016’da dönen Son Ok-soon, Güney’de yazdığı kitabı canlı yayında yırtarak Güney Kore’yi suçladı.

Son yıllarda sınır hattından geri geçerek Kuzey’e dönen mülteciler de oldu. 2020’de bir erkek mülteci, 2022’de ise eski bir jimnastikçi olan Kim Woo-joo, DMZ sınırını aşarak Kuzey Kore’ye geçti. Güney Kore güvenlik kameraları bu geçişleri kaydetmiş olsa da yetkililer müdahale edemedi.

Aidiyet ve yalnız hayatlar

Bazı mülteciler için özlem duygusu ve geçmişle bağlarını koparamama hali, geri dönüş düşüncesini tetikliyor. Kimileri Kuzey’deki sosyal dayanışmayı, geleneksel yaşamı özlüyor. Özellikle yaşlı mülteciler, doğdukları topraklarda ölmek istediklerini, hayatlarının ancak böyle tamamlanacağını ifade ediyor.

Ancak çoğunluk için Kuzey Kore’ye geri dönmek bir seçenek değil. Rejimin baskıcı yapısı, ifade özgürlüğünün olmayışı ve temel hakların ihlali, mültecilerin büyük bölümünü geri dönüş fikrinden uzak tutuyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Almanya-ABD ortaklığı yeniden sahada: 33 bin AI savaş dronu Rusya'ya saldırmaya hazırlanıyor

ABD Savunma Bakanlığı ile 50 milyon dolarlık sözleşme imzalayan Auterion, Ukrayna’ya 33 bin yapay zeka destekli “vurucu kit” teslim edecek

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD-Almanya ortaklı yazılım şirketi Auterion, yapay zeka destekli insansız hava aracı sistemlerinden oluşan 33 bin adetlik sevkiyatı yıl sonuna kadar Ukrayna’ya ulaştırmaya hazırlanıyor. Şirketin CEO’su Lorenz Meier, bu büyük teslimatın, ABD Savunma Bakanlığı ile yapılan yaklaşık 50 milyon dolarlık yeni bir sözleşme kapsamında gerçekleşeceğini açıkladı.

Ukrayna ordusu halihazırda Auterion yazılımını bazı drone görevlerinde kullanıyor. Ancak Meier, yeni sevkiyatın “önceki sevkiyatların 10 katı büyüklüğünde” olduğunu belirtti. “Daha önce binlerce gönderdik, şimdi on binlerce gönderiyoruz,” diyen Meier, bunun “benzeri görülmemiş bir ölçek” olduğunu vurguladı.

1 km mesafeden hareketli hedefi buluyor

Auterion’un “strike kit” olarak adlandırılan sistemleri, şirketin geliştirdiği yazılımı çalıştıran Skynode adlı mini bilgisayarları, kameraları ve iletişim sistemlerini içeriyor. Bu kitler sayesinde manuel kullanılan drone’lar, 1 kilometre mesafeden hareketli hedefleri takip edebilen ve sinyal karıştırmaya karşı dirençli yapay zeka destekli silah sistemlerine dönüşüyor.

Yapılan bu teknoloji sevkiyatı, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik insansız hava aracı saldırılarının son haftalarda ciddi ölçüde artması sonrasında geldi. İran yapımı Shahed kamikaze drone’larının yüzlercesi tek bir saldırıda kullanılmaya başlanırken, son dönemde Ukrayna'nın hava savunma sistemleri daha sık deliniyor. Resmî verilere göre hedeflere isabet oranı, önceki aylara kıyasla yaklaşık üç katına çıkmış durumda.

'NATO için değerli'

Auterion’un Virginia merkezli olmasına rağmen Almanya'nın Münih kentinde de ofisi bulunuyor. Şirket, Ukrayna ile ortak üretim modellerini öncülük ettiklerini savunuyor. Meier, “Ukrayna’da savaş ortamında test edilmiş ürünlerin NATO ülkeleri için de değerli olduğunu artık herkes kabul ediyor,” dedi.

CEO, şirketin Ukrayna’nın mevcut drone sanayisiyle rekabete girmediğini, bunun yerine yazılım temelli ve gelişmiş çözümler sunduğunu söyledi: “Ukrayna’nın harika bir drone sanayisi var. Biz onların sahip olmadığı, yazılım merkezli teknolojilerle katkı sağlamak istiyoruz.”

Kiev yönetimi de benzer noktalara yatırım yapıyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ise geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, ülkesinde halihazırda önleyici drone üretiminin başladığını ancak daha fazla finansmana ihtiyaç olduğunu ifade etti. Zelenski’ye göre şu an dört şirket üretime hazırken, on şirketin de yakında üretime geçmesi bekleniyor. Bu girişimlerin toplam maliyetinin ise 6 milyar doları bulduğu açıklandı.

Auterion’un yazılımının Avrupa ülkeleri tarafından da talep edildiğini belirten Meier, yeni anlaşmaların yolda olduğunu aktardı. Almanya, bu yıl savunma bütçesini artırmak için sınırsız borçlanmaya gitmiş ve ABD’den sonra Ukrayna’ya en fazla askeri destek sağlayan ülke konumuna gelmişti.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius da Ukrayna’daki uzun menzilli drone üretimini Berlin’in finanse ettiğini açıklamıştı.

Şirketin sunduğu çözümlerin, savaş alanındaki teknolojinin bir adım önüne geçtiğini savunan Meier, bu sistemlerin drone sürülerinin birbirleriyle otonom iletişim kurabilmesine imkan tanıdığını ifade etti.


Tom Barrack'tan Lübnan açıklaması: "Hizbullah, silahlarını elinde tuttuğu sürece, sözler yeterli olmayacaktır"

ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, "Hizbullah silahlarını elinde tuttuğu sürece, sözler yeterli olmayacaktır. Hükümet ve Hizbullah, Lübnan halkını tökezleyen statükoya mahkûm etmemek için tam anlamıyla kararlı olmalı ve hemen harekete geçmelidir" açıklamasını yaptı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, "Hizbullah silahlarını elinde tuttuğu sürece, sözler yeterli olmayacaktır. Hükümet ve Hizbullah, Lübnan halkını tökezleyen statükoya mahkûm etmemek için tam anlamıyla kararlı olmalı ve hemen harekete geçmelidir" açıklamasını yaptı.

ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Hizbullah'ın silahlarını bırakmasına" ilişkin açıklama yaptı. Barrack, paylaşımda şu ifadeleri kullandı:"Lübnan hükümetinin güvenilirliği, ilkeyi pratikle eşleştirme becerisine dayanır. Liderlerinin defalarca belirttiği gibi, 'devletin silah tekeline sahip olması' hayati önem taşır. Hizbullah silahlarını elinde tuttuğu sürece, sözler yeterli olmayacaktır. Hükümet ve Hizbullah, Lübnan halkını tökezleyen statükoya mahkûm etmemek için tam anlamıyla kararlı olmalı ve hemen harekete geçmelidir."

Kaynak: ANKA


Trump ve Erdoğan arasındaki 'olağanüstü bağ' ne kadar güçlü?

Financial Times, Erdoğan ile Trump arasındaki yakın ilişkiyi mercek altına aldı. Washington Ankara ile 'olağanüstü' bir ortaklık arzularken, İsrail, Yunanistan Suriye, İran ve F-35 gibi başlıklar bu ilişkiyi test etmeye hazırlanıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki kişisel yakınlık, son dönemde iki ülke ilişkilerini pozitif yönde etkiledi. NATO Zirvesi'nde kameralara yansıyan sıcak diyalog, Suriye'den savunma anlaşmalarına kadar birçok konuda “karşılıklı kazanç” sağlandığını ortaya koydu.Erdoğan, Trump sayesinde ABD'nin Suriye yaptırımlarını kaldırmasını sağladı. Trump ise Türkiye'nin Rusya ile ara buluculuk rolünü ve Suriye'den çekilme olasılığını destekledi. Ancak iki önemli mesele bu dostane ilişkinin test edilmesine neden olabilir:

Suriye'de İsrail ile çatışma riski: Türkiye'nin, Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şaraa’ya verdiği destek ile İsrail’in saldırıları arasında denge kurmak zorlaşırken, ABD’nin bu konuda nasıl pozisyon alacağı belirsizliğini koruyor.

F-35 konusu:Türkiye'nin ABD’den F-35 savaş uçağı satın alma arzusu, Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini edinmesi nedeniyle askıya alınmıştı. Bu engelin kaldırılması için her iki tarafın ciddi tavizler vermesi gerekebilir.

Washington Institute’ün Türkiye programı direktörü Soner Çağaptay, “Trump güçlü ülkeleri ve liderleri sever. Erdoğan ikisini de sunuyor” dedi. Ancak Dış Politika Araştırma Enstitüsü Başkanı Aaron Stein’e göre, “Tüm o dostane söylemlere rağmen, Trump ve Erdoğan somut bir anlaşmaya varmış değiller.”

Olası gerilimler neler olabilir?

En çok dikkat çeken başlıklardan biri Suriye meselesi. Yıllardır iki ülke arasında gerilim konusu olan Suriye’de, ABD’nin YPG’ye verdiği destek Ankara’yı rahatsız ediyordu. Ancak Trump döneminde Washington, Türk tezlerine daha fazla yaklaşmaya başladı. Öyle ki, bu tutum zaman zaman İsrail ile çelişir hale geldi.

Haziran ayında Trump, Erdoğan’la görüşmesinin ardından Suriye’ye yönelik ekonomik yaptırımları kaldırdı. Ardından ABD, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın eski bağlantılarından biri olan Heyet Tahrir el-Şam’ı (HTŞ) terör listesinde çıkardı. Bu adım, HTŞ'nin fiilen dağılmadan ABD tarafından listeden çıkarılan ilk örgüt olması açısından dikkat çekti.

Çağaptay bu gelişmeyi şöyle yorumladı: “Bu, Türkiye için büyük bir kazanım. Ayrıca Trump’ın Erdoğan’a duyduğu güvenin göstergesi. Eğer Suriye istikrara kavuşursa, Türkiye’deki 3 milyondan fazla Suriyeli mültecinin bir kısmı ülkesine dönebilir. Bu da Erdoğan için hem iç siyasette hem de sandıkta avantaj yaratır.”

Barrack'ın etkisi

Trump’ın yakın dostlarından Tom Barrack, ABD’nin yeni Türkiye büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi olarak atandı. Lübnan kökenli bir özel sermaye milyarderi olan Barrack, Trump tarafından iki ülke ilişkilerini “harikadan olağanüstüye” taşıma göreviyle yetkilendirildi.

Ankara, İsrail’in Suriye’deki askeri müdahalelerinden rahatsız. İsrail’in Şam’a yönelik hava saldırıları, Dürzi azınlığı koruma iddiasıyla gerekçelendirilse de, Barrack bu saldırıları “oldukça kafa karıştırıcı” olarak niteledi. Bu nadir kamuoyu eleştirisine, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın “Eleştirenler gerçeği bilmiyor” şeklindeki açıklaması yanıt oldu.

F-35 ve Eurofighter uçakları

Trump-Erdoğan ilişkisinin ikinci büyük testi, Türkiye’nin uzun süredir talep ettiği F-35 savaş uçakları. Erdoğan, Trump ile Lahey’deki görüşmesinin ardından “İnşallah ilerleme kaydedeceğiz” diyerek umutlu konuştu. Ancak bu anlaşma, Türkiye’nin 2020’de Rus yapımı S-400 hava savunma sistemini satın almasının ardından yürürlüğe giren CAATSA yaptırımları nedeniyle askıya alınmıştı.

Türk yetkililer, S-400 sistemlerinin hala açılmamış kutularda tutulduğunu belirtiyor. Ancak bir Batılı yetkili, “Eğer kullanılırsa, bu Rusya’nın NATO sistemine USB takması gibi olur. Bu bizim için kabul edilemez,” dedi.

Barrack, yaptırımların kaldırılması ve Kongre onayı dahil olmak üzere bir çözümün yıl sonuna kadar bulunabileceğini söyledi. Bu süreçte Türkiye, yaşlanan hava filosunu yenilemek amacıyla Eurofighter Typhoon jetlerine yöneldi.

İngiltere ile Türkiye bu hafta milyar sterlinlik bir ön anlaşmaya imza attı. Financial Times'a konuşan EDAM Direktörü Sinan Ülgen, “Başarılı formül, iki tarafın da bazı doktrinel pozisyonlarından taviz vermesini gerektiriyor. Türkiye, S-400’leri asla kullanmayacağını taahhüt etmeli. ABD ise daha esnek olmalı,” yorumunu yaptı.

Anlaşma sağlanması halinde Lockheed Martin milyarlarca dolarlık sipariş alabilir. Ayrıca Türk firmaları F-35 tedarik zincirine yeniden dahil olabilir. Türkiye'nin burada karşısına çıkan en büyük sorun ise ABD Kongre'sinde varlığını artıran Yunan ve İsrail lobileri.

Bölgesel gerilimler: Tel Aviv ve Tahran

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimli ilişki ise daha karmaşık. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bu hafta yaptığı açıklamada, Suriye’nin daha fazla bölünmesi yönündeki adımlara karşı Ankara’nın müdahale edebileceğini söyledi. Bu tür bir senaryo, Türkiye ve İsrail ordularının doğrudan karşı karşıya gelme riskini doğuruyor.

İran meselesi de hassasiyetini koruyor. ABD’nin haziranda İran’daki nükleer tesislere gerçekleştirdiği saldırıya Türkiye yalnızca hafif bir tepki verdi. Ancak İsrail ile İran arasında yeni bir savaş çıkması, Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirebilir. En kötü senaryoda, İran’dan büyük bir mülteci akını da gündeme gelebilir.

Çağaptay, “Trump araya girmek zorunda. Liderler birbirini sevmiyor, güvenlik kurumları birbirini sevmiyor, halklar da öyle. Aradaki tek köprü Trump olabilir. Bu, ABD-Türkiye ilişkilerindeki en tehlikeli mayın tarlası,” dedi.

Kaynak: Gazete Oksijen


İsrail Gazze’de “insani amaçlı taktik duraklamalar” ilan etti

İsrail ordusu, Gazze’nin üç farklı bölgesinde her gün belirli saatlerde insani yardım ulaştırılabilmesi amacıyla “taktik duraklamalar” yapılacağını duyurdu. Ancak duyurunun hemen ardından düzenlenen saldırılarda en az 15 Filistinli hayatını kaybetti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail ordusu, pazar gününden itibaren Gazze’nin El-Mevasi, Deyr el-Belah ve Gazze kentinde her gün saat 10.00 ile 20.00 (TSİ) arasında “insani amaçlı taktik duraklamalar” yapacağını duyurdu.

Açıklama, bölgede insani yardım ulaştırılmasına olanak sağlanması amacıyla yapıldığı şeklinde değerlendirildi. Ancak duyurunun ardından geçen sürede saldırıların sürdüğü bildirildi.

İsrail, pazar günü sabah saatlerinden bu yana Gazze'de en az 15 Filistinliyi öldürdü. Bir gün önceki saldırılarda ise aralarında yardım bekleyen 42 kişinin de bulunduğu en az 71 kişi hayatını kaybetmişti. Ayrıca beş Filistinlinin açlık nedeniyle yaşamını yitirdiği açıklandı.

Özgürlük Filosu’na müdahale

İsrail ordusu, Gazze ablukasını kırmayı amaçlayan Özgürlük Filosu’na ait El-Handala gemisine el koyduğunu duyurdu. Gemide bulunan 21 mürettebat gözaltına alındı.

Geminin, İsrail ablukasını delerek Gazze’ye yardım ulaştırmayı hedeflediği belirtiliyordu.

Gazze’de Can Kaybı 59 Bini Aştı

7 Ekim 2023'te Hamas’ın düzenlediği saldırının ardından başlayan İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında bugüne kadar en az 59 bin 733 kişi hayatını kaybetti, 144 bin 477 kişi ise yaralandı.

İsrail tarafında ise 7 Ekim saldırılarında bin 139 kişinin öldüğü, 200'den fazla kişinin de rehin alındığı belirtilmişti.

Kaynak: Gazete Oksijen


Çin bir kez daha sahneye çıkıyor | Huawei’den Nvidia’ya meydan okuma: CloudMatrix 384

Huawei, Şanghay’daki Dünya Yapay Zeka Konferansı’nda (WAIC) tanıttığı “CloudMatrix 384” sistemiyle, Nvidia’nın en gelişmiş çözümlerine doğrudan rakip oluyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Çin’in teknoloji devi Huawei, cumartesi günü Şanghay’da düzenlenen Dünya Yapay Zeka Konferansı’nda (WAIC) “CloudMatrix 384” adlı yeni yapay zeka bilişim sistemini kamuoyuna ilk kez tanıttı. Etkinlik boyunca firmanın standı büyük ilgi görürken, sistemin yapay zeka sektöründe kartları yeniden dağıtabileceği konuşuluyor.

Huawei'nin Nisan ayında ilk kez duyurduğu sistem, küresel yapay zekâ çevrelerinde dikkatle takip ediliyor. Sektör uzmanları, CloudMatrix 384’ü ABD’li çip üreticisi Nvidia’nın en güçlü ürünü olan GB200 NVL72’ye doğrudan rakip olarak değerlendiriyor.

“Huawei, Nvidia’yı geçebilir”

Yarı iletken araştırma şirketi SemiAnalysis'in kurucusu Dylan Patel, Nisan ayında yayımladığı analizinde Huawei’nin sistem düzeyindeki yeni çözümünün Nvidia’yı geride bırakabileceğini belirtmişti. Huawei, sistemin performans avantajını 384 adet Ascend 910C çipi içeren tasarımına ve bu çiplerin birbirine yüksek hızda bağlanmasını sağlayan “süper düğüm (supernode)” mimarisine borçlu.

Buna karşılık Nvidia'nın GB200 NVL72 sistemi, 72 adet B200 çip barındırıyor. Patel’e göre, Huawei bireysel çip gücünde Nvidia’nın gerisinde kalsa da sistem mimarisi sayesinde genel performansta öne çıkabiliyor.

ABD yaptırımlarına rağmen hızlı yükseliş

Huawei, ABD’nin uyguladığı ihracat kısıtlamalarına rağmen Çin’in yapay zekâ geliştirme yolundaki en güçlü yerli çip tedarikçisi olarak öne çıkıyor. Nvidia CEO’su Jensen Huang da Mayıs ayında Bloomberg’e verdiği röportajda Huawei’nin “oldukça hızlı ilerlediğini” söylemiş ve CloudMatrix sistemine özellikle dikkat çekmişti.

Huawei cephesinden sistemle ilgili detaylı bilgi almak isteyen Reuters muhabirlerine şirket yetkilileri yanıt vermezken, resmi sözcü de soruları yanıtsız bıraktı.

Haziran ayında Huawei Cloud CEO’su Zhang Pingan, CloudMatrix 384 sisteminin şirketin bulut platformunda aktif olarak çalıştığını duyurmuştu.


Reuters analizi: Fransa, Filistin'i devlet olarak tanıma kararını nasıl aldı?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını açıkladı. Paris, bu kararla BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin’i tanıyan ilk Batılı ülke olacak

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Batılı üyeleri arasında Filistin devletini tanıyan ilk ülke olacağını açıklaması, Orta Doğu’dan Avrupa’ya ve Washington’a kadar geniş çaplı diplomatik yankılar uyandırdı. Ancak bu karar, aniden alınmış bir adım değil.Macron’un Nisan ayında Gazze sınırındaki Mısır kasabası El-Ariş’e yaptığı ziyarette tanık olduğu insani krizin ardından Paris'e dönüşünde bu yönde bir adımın kaçınılmaz olduğunu açıkça dile getirdiği biliniyor.

G7 planı, ABD'ye takıldı

Fransa, Suudi Arabistan ile birlikte, G7 üyelerinden İngiltere ve Kanada’nın da Filistin devletini tanımasını ve Arap ülkelerinin İsrail’e karşı daha yumuşak bir tutum geliştirmesini hedefleyen bir plan üzerinde çalıştı. Ancak haftalar süren görüşmelere rağmen Londra ve Ottawa, Washington’un tepkisinden çekinerek bu girişime destek vermedi.

“Ortakları beklemenin artık anlamı kalmadığı giderek daha belirgin hale geldi,” diyen bir Fransız diplomat, Fransa'nın Eylül ayında düzenlenecek iki devletli çözüm konferansı öncesinde başka ülkeleri de bu karara katmak için çalışacağını belirtti.

İç baskı artıyor

Macron, ülkesindeki kamuoyunun Gazze'den gelen çarpıcı görüntüler karşısında duyduğu öfke nedeniyle iç siyasette de baskı altındaydı. Fransa’nın hem en büyük Müslüman hem de Yahudi nüfuslarına sahip olması ve toplumun kutuplaşmış yapısı, tüm kesimleri memnun edecek bir politika üretmeyi zorlaştırıyor.İsrail ve ABD ise Fransa’nın bu kararını sert şekilde eleştirdi. Tel Aviv yönetimi, bu adımın, 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırı düzenleyen ve Gazze’yi kontrol eden Hamas’a bir ödül niteliği taşıdığını savunuyor.

Macron’un karar öncesinde eski ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile kapsamlı görüşmeler yaptığı da biliniyor. Trump, kararın “hiçbir ağırlığı olmadığını” söylese de Macron hakkında “iyi bir adam” ifadesini kullandı.

BM Genel Kurulu’nda tanıma açıklanacak

Fransa, Suudi Arabistan’la birlikte Haziran ayında BM’de bir konferans düzenleyerek Filistin’in devlet statüsüne kavuşması ve İsrail’in güvenliğini garanti altına alacak bir yol haritası çizmeyi planlıyordu. Ancak ABD’nin yoğun diplomatik baskısı ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırıları nedeniyle konferans ertelendi.

Macron’un Perşembe günü yaptığı açıklama, yeniden planlanan bu konferansın yeni formatıyla doğrudan bağlantılı. 29-30 Temmuz’da bakanlar düzeyinde yapılacak toplantının ardından, Eylül ayında BM Genel Kurulu çerçevesinde liderler seviyesinde bir zirve düzenlenecek. Macron’un Filistin’i tanıma kararını bu zirvede resmen açıklaması bekleniyor.

'Tarihi bir an'

Bazı uzmanlar, Macron’un bu adımı Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas’tan reform sözü almak ve Hamas’ın silahsızlandırılması gibi adımlar konusunda Arap dünyasından destek sağlamak amacıyla attığını savunuyor. Carnegie Europe’tan Rym Momtaz, “Macron burada, Filistinlileri reform yapmaya, Arapları ise istikrar gücü ve Hamas’ın silahsızlandırılması konusunda adım atmaya teşvik eden bir katalizör rolü üstleniyor,” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak bazı yorumcular, tanımanın sembolik bir anlam taşısa da savaş sona erdiğinde işleyen bir Filistin devletinin hala olmayacağını belirtiyor. Uluslararası Kriz Grubu’ndan Amjad Iraqi, “Fransa gibi Avrupa’nın ağır toplarından gelen tanıma, İsrail’in uzlaşmaz politikalara devam etmesine duyulan öfkenin göstergesi,” diyerek şu soruyu yöneltiyor: “Tanıyorsanız bile bu devleti harabeye dönmekten alıkoymak için ne yapıyorsunuz?”

İsrail’den geri adım sinyali gelmedi

Fransız yetkililer, İsrail’in Macron’u kararından vazgeçirmek için yoğun lobi faaliyeti yürüttüğünü ve Netanyahu’nun bu adımı sert şekilde eleştirmesinin, tanımanın önemini gösterdiğini ifade ediyor.Konuya yakın kaynaklara göre, İsrail tarafı Fransa’yı, istihbarat paylaşımını azaltmak, bölgesel girişimleri baltalamak ve Batı Şeria’da ilhak sinyalleri vermekle tehdit etti.

Ancak Fransız yetkililer, Netanyahu’nun Batı Şeria’daki politikalarını zaten kendi çıkarları doğrultusunda sürdüreceğini, Fransa’nın kararının bu gidişatı değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Nitekim, İsrail parlamentosu geçtiğimiz Çarşamba günü hükümete Batı Şeria’ya İsrail hukukunun uygulanmasını öneren ve fiili ilhak anlamına gelen bağlayıcı olmayan bir önergeyi kabul etti. Bu gelişme, Paris’in kararını daha da acil hale getirdi.

Macron'dan Türkçe açıklama

Macron, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirterek, X hesabından yaptığı Türkçe açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Gazze'deki durum, pazartesi ve salı günleri New York'taki BM merkezinde bakanlar düzeyinde düzenlenmesi planlanan "iki devletli çözüm konferansının olasılığını" da görüştüğünü belirtti.

Macron'un açıklaması şöyle:

'Az önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Gazze’deki durum ve iki devletli çözüm konferansı perspektifi hakkında görüştüm. İsraillilerin ve Filistinlilerin barış ve güvenliği için her şey yapılmalıdır.'

Kaynak: Gazete Oksijen


İsrail'den Gazze'ye insani yardım taşıyan 'Hanzala' gemisine müdahale

İsrail güçleri, Gazze Şeridi'ne insani yardım ulaştırma amacındaki 'Hanzala' gemisine müdahale etti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail saldırısı ve ablukası altındaki Gazze'ye insani yardım ulaştırma amacındaki Özgürlük Filosu Koalisyonu'nun (Freedom Flotilla Coalition-FFC) 'Hanzala' gemisinde bulunan Fransız Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Emma Fourreau, gemiye müdahalenin başladığını belirterek, "İsrail ordusu burada. Yakında görüşürüz. Soykırıma son verin." ifadelerini kullandı. Hanzala gemisi yolcularından Fourreau, X hesabından yaptığı paylaşımda, "İsrail ordusu burada. Yakında görüşürüz. Soykırıma son verin" diyerek gemiye müdahalenin başladığını duyurdu. Fourreau, gemidekilerin telefonlarını denize attığını belirtti. FFC'nin Hanzala gemisinin takibi için başlattığı Youtube canlı yayınında, İsrail askerlerinin güverteye çıktığı ve gemideki yolcuların ellerini havaya kaldırdığı görüldü. Özgürlük Filosu Koalisyonu Whatsapp kanalından yapılan açıklamada ise İsrail askerlerinin güvenlik kameralarını indirdiği belirtildi.

Hanzala gemisi

Hanzala gemisi, İtalya'nın Syracusa Limanı'ndan 13 Temmuz'da hareket etmiş ancak teknik bazı ihtiyaçların giderilmesi için 15 Temmuz'dan 20 Temmuz'a kadar Gallipoli Limanı'nda son hazırlıkları tamamlamıştı. 20 Temmuz'da yola çıkan gemide 21 aktivist bulunduğu bilgisi verilmişti.

 

Hanzala gemisi yolcuları

  • Ange Sahuquet - Fransa - Aktivist ve mühendis

  • Antonio La Picirella - İtalya - Aktivist

  • Antonio Mazzeo - İtalya - Öğretmen, aktivist ve gazeteci

  • Bob Suberi - ABD - Aktivist

  • Braedon Peluso - ABD - Denizci ve aktivist

  • Chloe Fiona Ludden - İngiltere ve Fransa - Eski BM çalışanı ve bilim insanı

  • Christian Smalls - ABD - Amazon İşçi Sendikası'nın kurucusu

  • Emma Fourreau - Fransa ve İsveç - Fransız Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi

  • Frank Romano - ABD ve Fransa - Akademisyen ve aktivist

  • Gabrielle Cathala - Fransa - Siyasetçi

  • Hatem Aouini- Tunus - Uluslararası aktivist

  • Huwaida Arraf- ABD - İnsan hakları avukatı ve sosyal adalet aktivisti

  • Jacob Berger- ABD - Aktör/içerik üreticisi

  • Justine Kempf- Fransa - Eski "Sınır Tanımayan Doktorlar" üyesi

  • Mohamed El Bakkali- Fas- Gazeteci

  • Robert Martin- Avustralya - Aktivist

  • Santiago Gonzalez Vallejo - İspanya - "Arap Davası ile Dayanışma Komitesi" (CSCA) eş kurucusu

  • Tania (Tan) Safi- Avustralya - Belgesel yapımcısı

  • Vigdis Bjorvand – Norveç - Aktivist

  • Waad Al Musa- ABD/Irak - Gazeteci

  • Sergio Toribio - İspanya – Mühendis ve çevre aktivisti

Kaynak: AA



İsrail'den yardım dağıtımı için Gazze'de saldırılara birkaç saatlik 'insani ara' kararı

İsrail, uluslararası baskı nedeniyle Gazze'ye insani yardım girişi için bazı adımlar atma kararı aldı. Bu kapsamda yarın sabah yardım dağıtımını sağlamak için saldırılara birkaç saatlik 'insani ara' verileceği belirtildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail ordusu, uyguladığı ablukayla insanlık felaketine yol açtığı ve açlıktan ölümlere neden olduğuGazze Şeridi'nde, uluslararası baskı nedeniyle insani yardım girişi için bazı adımlar atacağını öne sürdü. Ordudan yapılan açıklamada, akşam saatlerinde yapılan durum değerlendirme toplantısının ardından siyasi kademenin talimatıyla insani yardım faaliyetleri için bir dizi uygulamaya girişileceği iddia edildi. Açıklamada, İsrail ordusunun insani yardım girişine izin vermemesi nedeniyle 127 kişinin açlıktan hayatını kaybettiği Gazze'ye, uluslararası kuruluşlar tarafından sağlanan, un, şeker ve konserve içeren yardımın İsrail uçakları tarafından havadan atılacağı ileri sürüldü.

Bölgeye gıda ve ilaç temin eden Birleşmiş Milletler (BM) konvoylarının güvenli bir şekilde hareket etmesi için bir insani yardım koridoru açılmasına karar verildiği, yoğun nüfuslu bölgelere insani yardım için ateşkes uygulanabileceği öne sürülerek diğer bölgelerde saldırıların süreceği belirtildi. BM'nin açıkladığı rakamlara göre günlük 550 TIR yardıma ihtiyaç olan Gazze'ye bir hafta sadece 250 yardım kamyonu girdiği, bunların da BM ve uluslararası kuruluşlar tarafından alınmak üzere sınır geçişlerinde beklediği kaydedildi. Öte yandan, İsrail Elektrik Kurumu ile koordineli olarak su arıtma tesisine giden elektrik hattının bağlandığı, buradan günde yaklaşık 20 bin metreküp su arıtılarak 900 bin kişiye hizmet verileceği öne sürüldü. İsrail ordusu, tüm bunlara karşın Gazze Şeridi'nde açlık yaşanmadığını iddia ederek faaliyetlerini kısıtladığı BM ve uluslararası kuruluşları suçladı.

Saldırılara 'insani ara'

İsrail Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da, yarın sabah insani yardım dağıtımını sağlamak için sivil merkezlerde ve insani yardım koridorlarında "insani ara" uygulanacağı ileri sürüldü. Açıklamada, Birleşmiş Milletlerin büyük miktarda yardımı dağıtmasının beklendiği belirtildi. İsrail devlet televizyonu KAN'ın haberinde de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yisrael Katz, Dışişleri Bakanı Gideon Saar ve diğer yetkililerin güvenlik toplantısı yaptığı ifade edildi. Tel Aviv yönetiminin, Gazze Şeridi'nde yarın saldırılara birkaç saatlik "insani ara" ilan etme kararını, uluslararası eleştirilerin ardından aldığı kaydedildi.

Havadan atılan yardımlar can kaybına neden olmuştu

İsrail'in açlığı dayattığı Gazze Şeridi'ne daha önce havadan paraşütlerle atılan yardımların sivillerin üzerine düşerek can kaybına neden olduğu görülmüştü. Uçaklardan atılan yardımların bazılarının denize düşmesi sebebiyle açlık çeken sivil halk, sahillere ve denizlere akın etmiş ve paraşütle yardım bırakma yöntemi eleştirilmişti. BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini de bugün yaptığı açıklamada, İsrail'in kıtlığı dayattığı Gazze'ye havadan yardım atılmasının bölgede derinleşen açlığı gidermeyeceğini, hatta sivillere zarar verebileceğini belirtmişti.

Kaynak: AA


Trump, Kamboçya ve Tayland liderleriyle görüştü: İki taraf da acil ateşkes ve barış istiyor

ABD Başkanı Trump, Kamboçya ile Tayland arasındaki çatışmalarla ilgili iki ülkenin liderleriyle telefonda görüştü. Tarafların acil ateşkes ve barış istediğini belirten Trump, "Derhal bir araya gelerek ateşkes ve nihayetinde barış için hızlı bir şekilde çalışmaya karar verdiler" açıklamasını yaptı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, Kamboçya ile Tayland liderleriyle görüşerek, iki ülke arasındaki çatışmaların sona erdirilmesini talep ettiğini açıkladı ABD Başkanı Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, Kamboçya ile Tayland arasında ateşkes için diplomasi yaptığını duyurdu.

"Savaş halinde olan hiçbir ülkeyle anlaşma yapmak istemiyoruz"

Kamboçya Başbakanı Hun Manet ile görüştüğünü ve Tayland Başbakan Vekili Phumtham Wechayachai ile de görüşeceğini belirten Trump, "Şu anda devam eden savaşın sona erdirilmesini talep ediyorum. Şu anda her iki ülkeyle de ticaret anlaşması görüşmeleri yapıyoruz ancak savaş halinde olan hiçbir ülkeyle anlaşma yapmak istemiyoruz, bunu onlara da söyledim." ifadelerini kullandı. "Kamboçya ile görüşme sona erdi ancak Tayland'ın vereceği cevaba göre savaşın durdurulması ve ateşkes konusunda tekrar arayacağım. Karmaşık bir durumu basitleştirmeye çalışıyorum." diyen Trump, Pakistan ile Hindistan arasındaki çatışmanın sona ermesindeki rolüne atıfta bulunarak burada da benzer bir rol oynamak istediğini vurguladı.

ABD Başkanı Trump, Truth Social hesabından yaptığı başka bir paylaşımda da, iki tarafın da ateşkes istediğini belirtti. Trump, "Az önce Kamboçya Başbakanı ile çok verimli bir görüşme yaptım ve ona Tayland Başbakan Vekili ile yaptığım görüşmeleri aktardım. Her iki taraf da acil ateşkes ve barış istiyor" ifadesini kullandı. "Her iki taraf da derhal bir araya gelerek ateşkes ve nihayetinde barış için hızlı bir şekilde çalışmaya karar verdiler" değerlendirmesini yapan Trump, çatışmalar sona erdikten sonra her iki ülkeyle de ayrı ayrı ticaret anlaşmaları imzalayacaklarını kaydetti.

⁠Tayland ile Kamboçya arasındaki sınır gerilimi

Güneydoğu Asya bölgesinde yer alan ve 817 kilometrelik sınır telleriyle ayrılan Tayland ile Kamboçya, uzun süredir toprak anlaşmazlığı yaşıyor. Tayland ile Kamboçya arasındaki sınır anlaşmasının ihlal edilmesi üzerine 28 Mayıs'ta bölgede kısa süreli çatışma yaşanmış, iki ülkenin ordusu, sorunun barışçıl yolla çözüme kavuşturulması konusunda anlaşmaya varmıştı. Tayland, Kamboçya sınırındaki tüm kontrol noktalarının Bangkok yönetimi tarafından kontrol edileceğini duyurmuştu. Yaklaşık iki ayın ardından sınır hattında 24 Temmuz'da çıkan çatışmalarda, şu ana kadar her iki ülkeden 32 kişi hayatını kaybetti. Her iki ülke de bölgeden binlerce kişiyi tahliye ettiğini duyurdu. Taraflar, birbirini ilk ateşi açmakla suçluyor.

Kaynak: AA



Nükleer denizaltı ittifakı güçlendirilecek: İngiltere ve Avustralya'dan 50 yıllık imza

İngiltere ve Avustralya, nükleer denizaltı ittifakını güçlendirecek 50 yıllık anlaşma imzaladı. Anlaşma, iki ülkenin SSN-AUKUS sınıfı nükleer denizaltıların tasarım, inşa, işletme, bakım ve devreden çıkarma süreçlerinde kapsamlı ortaklık yürütmesini öngörüyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İngiltere ve Avustralya, 'nükleer denizaltı ittifakı' olarak bilinen AUKUS kapsamındaki işbirliğini güçlendirmek amacıyla 50 yıllık işbirliği anlaşmasına imza attı. Avustralya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Richard Marles ile İngiltere Savunma Bakanı John Healey, Avustralya'nın Geelong kentinde yapılan Savunma Bakanları Toplantısı'nda 'Geelong Anlaşması' olarak adlandırılan Nükleer Güçlü Denizaltı Ortaklığı ve İşbirliği Anlaşmasını imzaladı.

İki ülkenin yaptığı ortak açıklamaya göre, anlaşma, AUKUS'un birinci ayağı kapsamında iki ülkenin gelecek 50 yıl boyunca savunma alanındaki işbirliğini güçlendirmesini ve SSN-AUKUS sınıfı nükleer denizaltıların tasarım, inşa, işletme, bakım ve devreden çıkarma süreçlerinde kapsamlı ortaklık yürütmesini öngörüyor. Avustralya'nın denizaltı programı için gerekli insan kaynağı, altyapı, düzenleyici sistemler ve tedarik zincirinin geliştirilmesi, liman ziyaretleri ve HMAS Stirling Üssü'nde İngiltere'ye ait Astute sınıfı denizaltının dönüşümlü konuşlandırılması gibi unsurlar da anlaşma kapsamında yer alıyor.

İngiltere ve Avustralya, anlaşmanın aynı zamanda savunma sanayisinin büyümesini teşvik edeceğini, binlerce yeni istihdam yaratacağını ve her iki ülkenin denizaltı sanayi altyapısının güçlenmesine katkıda bulunacağını ortaya koydu. Ayrıca, anlaşmanın, Avrupa-Atlantik ve Hint-Pasifik bölgelerinde güvenlik ve istikrarın sağlanmasına uzun vadede destek olacağı kaydedildi. Geelong Anlaşması'nın, Avustralya ve İngiltere'nin Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması, Güney Pasifik Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölge Antlaşması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile yapılan güvenlik anlaşmaları gibi uluslararası yükümlülükleriyle uyumlu olduğu aktarıldı.

AUKUS anlaşması

ABD ve İngiltere'nin teknoloji transferi aracılığıyla Avustralya'nın nükleer enerjiyle çalışan denizaltı filosu oluşturmasını hedefleyen AUKUS anlaşması, Eylül 2021'de imzalanmıştı. Ülkelerin İngilizcedeki isimlerinin kısaltmasından oluşan "AUKUS" adlı güvenlik anlaşması uyarınca Güney Avustralya eyaletinin başkenti Adelaide'deki tersanelerde nükleer enerjiyle çalışan en az 8 denizaltı inşa edilecek. Anlaşmada Çin'in adı anılmasa da 3 ülkenin "artan bölgesel güvenlik endişelerine" yaptıkları vurgu, işbirliğinin Pekin'in bölgedeki askeri gücünü dengelemeye yönelik bir pakt olduğu yorumlarına yol açmıştı. ABD ise haziranda, önceki liderlerin görev döneminde imzalanan milyarlarca dolarlık anlaşmayı, "Önce Amerika" politikası kapsamında detaylı şekilde gözden geçireceğini duyurmuştu.

 

 

Kaynak: AA



Hong Kong, yurt dışındaki 19 aktivist için yakalama kararı çıkardı

Hong Kong yönetimi, Çin’in 2020’de dayattığı ulusal güvenlik yasasına dayanarak, yurt dışında bulunan 19 aktivist hakkında “devleti yıkmaya teşebbüs” suçlamasıyla yakalama kararı çıkarttı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Hong Kong polisi, yurt dışında yaşayan ve aralarında akademisyen, iş insanı ve aktivistlerin de bulunduğu  19 kişi hakkında “devleti yıkmaya teşebbüs” suçlamasıyla tutuklama emri çıkardı. Bu, Çin’in 2020 yılında yürürlüğe koyduğu tartışmalı ulusal güvenlik yasası kapsamında şimdiye kadar görülen en büyük listeyi oluşturuyor.

The Guardian'ın haberine göre, polis, bu kişilerin “Hong Kong Parlamentosu” adını taşıyan gayriresmî bir demokrasi hareketini organize ettikleri ya da içinde yer aldıkları gerekçesiyle suçlandığını açıkladı. Yetkililer, bu yapının Çin ve Hong Kong yönetimlerini devirmeyi ve kendi anayasasını yazmayı hedefleyen bir bağımsızlık yanlısı girişim olduğunu öne sürüyor.

Suçlamalar arasında, bu yapının altında referandum düzenlemek, aday olmak ya da “parlamento üyeliği”ne seçilmek gibi faaliyetler yer alıyor. Polis, bu örgütün yasadışı yollarla rejimi devirmeye çalıştığını ve daha fazla gözaltı olabileceğini duyurdu.

Listede adı geçenler arasında iş insanı Elmer Yuen, yorumcu Victor Ho, aktivistler Johnny Fok ve Tony Choi bulunuyor. Bu dört isim zaten daha önce çıkarılan yakalama kararları kapsamındaydı ve her biri için 1 milyon Hong Kong doları (yaklaşık 95 bin £) ödül belirlenmişti.

Yeni açıklanan 15 kişi için ise polis, kişi başına 200 bin Hong Kong doları (yaklaşık 19 bin £) ödül önerdi. Bu kişilerin “Hong Kong Parlamentosu” seçimlerinde aday olduğu, organizasyonda rol oynadığı ve “milletvekili” olarak yemin ettikleri belirtiliyor.

Avustralya’daki Sidney Teknoloji Üniversitesi’nde Çin çalışmaları profesörü olan ve listede yer alan Feng Chongyi, hakkında çıkarılan ödül için “saçmalık” ifadesini kullandı. Sydney Morning Herald gazetesine verdiği demeçte, “Güçleri var, uluslararası etkiye sahipler ve artık yurt dışındaki herkesi de kontrol etmek istiyorlar,” dedi.

İngiltere ve Avustralya'dan tepki 

İngiltere Dışişleri ve İçişleri Bakanları, ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada karar “Bu karar, sınır ötesi baskının yeni bir örneğidir ve Hong Kong’un uluslararası itibarını zedeliyor" sözleriyle kınandı.  İngiliz hükümeti ayrıca, “yabancı devletlerin eleştirmenlerini yurt dışında taciz etme, yıldırma ya da zarar verme çabalarına müsamaha göstermeyeceklerini” belirtti.

Çin’in Londra Büyükelçiliği ise bu açıklamalara yanıt verdi ve İngiltere’yi, “içişlerine ağır şekilde müdahale” etmekle suçladı:

“İngiltere’yi sömürgeci zihniyeti terk etmeye, Hong Kong işlerine karışmayı bırakmaya ve suçluları korumamaya çağırıyoruz.”

Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong da X üzerinden yaptığı açıklamada karara sert tepki gösterdi. Wong “İfade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü demokrasimizin temelidir. Çin ve Hong Kong’a karşı, ulusal güvenlik yasasının geniş ve sınır ötesi uygulanmasına yönelik güçlü itirazlarımızı her zaman dile getirdik, getirmeye devam edeceğiz" açıklamasında bulundu. 

Hong Kong polisi son açıklamasında, ulusal güvenlik suçlarının sınır ötesi geçerliliği olan ciddi suçlar olduğunu vurguladı ve hakkında yakalama kararı çıkarılan kişilere teslim olma çağrısı yaptı. Polis açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Eğer suçlular, eylemlerine devam etmeyi bırakır, kendiliğinden teslim olur, suçlarını açıkça itiraf eder ya da diğer vakaların çözümüne yardımcı olacak bilgiler sunarsa, cezalarında indirim yapılabilir.”Ayrıca, söz konusu gruba yardım etmek, finansal destek sağlamak ya da katılımı teşvik etmenin de suç teşkil edebileceği belirtildi.

1997’de Çin’e devredilen Hong Kong’a ‘yüksek özerklik’ sözü verilmişti

Birleşik Krallık’tan Çin’e 1997’de devredilen Hong Kong, “tek ülke, iki sistem” ilkesi uyarınca ifade özgürlüğü gibi demokratik haklarını koruyacağı güvencesiyle yönetilmeye başlanmıştı. Ancak 2019’daki kitlesel demokrasi protestolarının ardından Çin yönetimi, 2020’de sert güvenlik yasasını yürürlüğe soktu.

Hong Kong'da, Şubat 2019'da, yerel hükümetin, yine Pekin'in yönlendirmesiyle, suçluların Çin ana karası ve Tayvan'a iadesini öngören yasa tasarısını Yasama Meclisine sunması, bölgede o güne dek görülen en büyük protesto dalgasının fitilini ateşledi.

Tasarının, "tek ülke, iki sistem" anlayışlı çerçevesinde özerk hukuk sistemini koruyacağı güvencesi verilen özel statülü bölgenin yasal sistemini Pekin'in müdahalesine açacağını savunan demokrasi yanlısı muhalefet tasarıya karşı çıktı.

O yıllarda merkezi hükümetin, Hong Konglu bazı kitap yayıncılarını ana karada ve üçüncü ülkelerde tutuklatıp Hong Kong kanunlarına göre suç olmayan gerekçelerle yargılaması, ifade ve basın yayın özgürlüğü alanındaki güvencelerin aşındırıldığı gerekçesiyle vatandaşların tepkisine yol açmıştı.

Yasa tasarısına karşı Haziran 2019'da başlayan demokrasi yanlısı protestolar, Carrie Lam hükümetine karşı yıl sonuna kadar devam eden kitlesel gösterilere dönüştü.

Başta protestolara karşı tasarıyı savunan Lam hükümeti, 23 Ekim 2019'da tasarıyı tamamen geri çekmek zorunda kaldı. Göstericiler, tasarının çekilmesinin ardından, "demokratik reform" talebiyle ve Hong Kong'un demokratik özerkliğini aşındıran tüm adımlarına karşı protestolarını sürdürdü.

Kitle gösterileri ancak 2019 sonunda Kovid-19 salgınının ortaya çıkmasının ardından sokağa çıkma yasakları ve sosyal mesafe tedbirlerinin uygulanmaya başlamasıyla yatışabildi.

Ulusal Güvenlik Yasası

Pekin yönetimi, protestoların yıl dönümü olan Haziran 2020'de çıkardığı Ulusal Güvenlik Yasası ile "devleti yıkmaya teşebbüs, vatana ihanet ve ulusal güvenliği tehlikeye atan eylemleri" suç haline getirdi.

İçeriği itibarıyla aslen demokrasi yanlısı protesto hareketini hedef alan yasanın yürürlüğe girmesiyle Çin medyası tarafından, "Hong Kong'un vatan hainleri" olarak nitelenen muhalif gazeteciler, siyasetçiler, iş insanları ve aktivistlerin "ulusal güvenlik" gerekçesiyle yargılanmalarının önü açıldı.

Yasa kapsamında 100'den fazla muhalif hakkında soruşturma başlatılırken, demokrasi yanlısı çok sayıda sivil toplum örgütü ve medya kuruluşu baskılar nedeniyle kapılarını kapatmak zorunda kaldı.

Pekin çizgisindeki hükümet ve siyasetçiler, eleştirilere karşı yasayı ve soruşturmaları savunurken, yasanın "kargaşadan düzene geçişi sağladığı" tezini dile getirdi.

Eleştirmenlere göre yasa, muhalefeti bastırmak ve demokratik talepleri cezalandırmak amacıyla kullanılıyor. Çin ve Hong Kong yetkilileri ise bu yasanın, aylarca süren ve zaman zaman şiddet olaylarına dönüşen protestolar sonrası “istikrarı yeniden sağlamak” için gerekli olduğunu savunuyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Ateşkes görüşmeleri çıkmaza girdi: Gazze'de açlıktan ölenlerin sayısı 127'ye yükseldi

Trump “Belli ki Hamas ölmek istiyor, bu işi bitirmemiz gerek" diyerek İsrail'in askeri operasyonlarını üstü kapalı bir şekilde onayladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump'ın ateşkes sağlanabileceği yönündeki pozitif tavrının üzerinden birkaç hafta geçmişken Gazze'de ateşkes görüşmeleri bir kez daha çıkmaza girdi. İsrail'in ablukası nedeniyle Gazze'de yaşanan kıtlık derinleşirken, Washington, Hamas’ı “koordinasyondan yoksun” ve “iyi niyetli davranmayan” bir aktör olarak tanımlayarak, Katar’da süren ateşkes görüşmelerinden çekildi. ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, rehine krizine çözüm bulmak için “alternatif senaryolar” üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Trump ise çok daha sert bir tondan konuştu: 

“Belli ki Hamas ölmek istiyor. Bu çok, çok kötü bir durum. Artık bu işi bitirmeniz gerekecek.”

CNN International'da yer alan habere göre, Trump’ın bu çıkışı, müzakerelerin gerçekten tıkandığına mı işaret ediyor, yoksa Hamas üzerinde baskı kurmak amacıyla yapılmış taktiksel bir hamle olabilir mi henüz belirsiz. Ancak Trump'ın bu açıklamaları sözleri, Gazze’de 21 aydır süren saldırıları sonlandırılması için İsrail’e baskı yapmaya niyetli olmadığını ortaya koyuyor. 

ABD’nin geri çekilmesi Doha’daki müzakere trafiğini sarsmış olsa da Mısır ve Katar, müzakerelere devam etme kararlılığını koruyor. Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan ortak açıklamada, görüşmelerdeki son duraklamanın “bu tür karmaşık süreçlerde olağan” olduğu ifade edildi.

Bir İsrailli yetkili ise CNN’e yaptığı açıklamada “Görüşmeler tamamen çökmüş değil. Yeniden başlama ihtimali var” dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce da Trump ve Witkoff’un çabalarının sonuç vereceğine inandığını söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Cuma günü Beyaz Saray’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, Hamas’ın elindeki rehinelerin bir kısmının öldüğünü veya serbest bırakıldığını hatırlatarak, “Şimdi geriye son rehineler kaldı. Ne olacağını biliyorlar. Bu yüzden anlaşma yapmak istemiyorlar” dedi.

Hamas: İşgali aklamaktan, ona siyasi ve askeri koruma sağlamaktan vazgeçin

Hamas'in üst düzey isimlerinden İzzet er-Rişk, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki ateşkes müzakerelerine ilişkin açıklamalarına tepki gösterdi. 

Al Jazeera'da yer alan habere göre, Er-Rişk, Trump ve ABD’nin Orta Doğu özel temsilcisi Steve Witkoff’un ifadelerinin, sahadaki müzakere süreciyle örtüşmediğini savundu. Hamas yetkilisine göre, Katar’da yürütülen görüşmelerde taraflar arasında “gerçek bir ilerleme” vardı.

Witkoff’un Hamas’ın “iyi niyetli davranmadığı” yönündeki yorumunu da eleştiren er-Rişk, “Asıl engel Netanyahu hükümetidir” dedi. Hamas’ın esnek bir tutum sergilediğini belirten er-Rişk, kapsamlı bir anlaşma yoluyla Gazze’deki insani krizi sonlandırmak istediklerini vurguladı.

ABD’ye de çağrıda bulunan er-Rişk, “İşgali aklamaktan, ona siyasi ve askeri koruma sağlamaktan vazgeçin. Bu savaşın adı soykırım ve açlıktır” ifadelerini kullandı.

127 kişi açlıktan öldü

Taraflar birbirini suçlarken Gazze'deki kıtlık ve insani kriz de derinleşiyor. Gazze Şeridi'nde son 24 saatte 2'si çocuk 5 Filistinlinin daha açlıktan hayatını kaybettiği, açlık nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısının 127'ye çıktığı bildirildi. Ölenlerden 85'inin çocuk olduğu ifade edildi. 

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıların aralıksız devam ettiği belirtildi. Gazze Şeridi'ne son 24 saatte 100'den fazla hava saldırısı düzenleyen İsrail ordusu, hedefler arasında "askeri binaların, fırlatma rampalarının, silah depolarının ve mevzilerin yer aldığını" iddia etti.

İsrail ordusunun 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 57 artarak 59 bin 733'e yükseldi. Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in devam eden saldırılarında yaşanan can kayıpları ve yaralanmalara ilişkin son bilgiler paylaşıldı. Açıklamada, son 24 saatte Gazze'deki hastanelere 57 ölü ve 512 yaralının getirildiği kaydedildi.


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page