26
- mutlunecmettin
- 26 Ağu 2025
- 43 dakikada okunur
İspanya'da devam eden orman yangınlarında 407 bin hektardan fazla alan kül oldu
İspanya'da, ağustos ayı başından bu yana ara vermeden mücadele edilen orman yangınlarından etkilenen ormanlık ve kırsal alanın toplamı 407 bin hektarı geçti
ABD Başkan Yardımcısı Vance: Ukrayna-Rusya savaşını bitirme noktasında ya başarılı olacağız ya da bir duvara toslayacağız
ABD Başkan Yardımcısı James David Vance, Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin, "Nihayetinde başarılı olacağız ya da bir duvara toslayacağız. Eğer bir duvara toslarsak, bu müzakere sürecine ve baskı uygulamaya devam edeceğiz. Bu savaşı sona erdirecek şey, enerjik diplomasi olacaktır" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkan Yardımcısı James David Vance, katıldığı bir televizyon programında ABD’nin Rusya-Ukrayna Savaşı’nda barış sağlanmasına yönelik çabalarına değindi. Vance, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 15 Ağustos’ta ABD’nin Alaska eyaletinde gerçekleştirdiği görüşmeden bu yana yaşanan diplomatik gerginliklere rağmen ABD’nin iki ülke arasındaki savaşı sona erdirebileceğine inancının tam olduğunu aktardı.
Vance, "Son birkaç hafta içinde her iki tarafın da önemli tavizler verdiğini gördük. Nihayetinde başarılı olacağız ya da bir duvara toslayacağız. Eğer bir duvara toslarsak, bu müzakere sürecine ve baskı uygulamaya devam edeceğiz. Bu savaşı sona erdirecek şey, enerjik diplomasi olacaktır" dedi.
"Rusya’ya Hindistan üzerinden baskı kuruldu"
Vance, Trump yönetiminin Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulamama kararı hatırlatılarak, "Rusya’yı nasıl Zelenskiy ile aynı masaya oturmaya ve saldırıları durdurmaya ikna edeceksiniz?" şeklindeki soruyu cevapladı. Vance, ABD Başkanı’nın Hindistan’a Rusya’dan petrol satın alması nedeniyle uyguladığı ikincil gümrük vergileri tarifelerini hatırlatarak, Rusya’nın petrol satışlarından kazanç elde etmesinin zorlaştırıldığı ve böylece Rusya üzerinde "agresif ekonomik baskı" kurulduğunu söyledi.
"Ukrayna’ya ABD askeri gönderilmeyecek"
Başkan Yardımcısı Vance, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda barışa varılması durumunda ABD’nin barış anlaşmasının uygulanmasına yardımcı olmak için Ukrayna’ya asker göndermeyeceğini garanti edip edemeyeceğine ilişkin soruya cevabında, ABD Başkanı’nın asker gönderilmesine karşı olduğunu hatırlattı. Vance, "Başkan (Trump) çok net konuştu. Ukrayna’ya asker gönderilmeyecek. Ancak Ukraynalıların savaşı sonlandırmak için ihtiyaç duydukları güven ile güvenlik garantilerini ve Rusların da savaşı sona erdirebileceklerine hazır hissetmelerini sağlamak için aktif rol oynamaya devam edeceğiz" dedi.
Barış görüşmeleri Donbas'ı işaret ediyor: Ukrayna 'zehirli hapı' yutmak zorunda kalabilir
Trump, Ukrayna’ya Donbas’ı vermesi için baskı yapıyor, Zelenski ise dedesinin Nazilere karşı savaşarak savunduğu toprakları vermek istemiyor. Eski Dışişleri Bakanı Vadym Prystaiko ise risklerin arttığına dikkat çekerek "Bu zehirli bir hap. Ukrayna bunu yutmak zorunda kalacak" ifadelerini kullandı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Kim Barker, Constant Méheut / New York Times
ABD Başkanı Donald Trump için Oval Ofis’te sehpanın üzerinde duran Ukrayna haritası açık bir mesaj veriyordu. Rusya, Donbas adı verilen doğudaki bölgenin büyük bir kısmını almıştı. Kırmızıyla işaretlenen o topraklar gitmişti. Ukrayna barış istiyorsa bir anlaşma yapmak zorundaydı, yoksa daha fazlasını kaybetme riski vardı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski içinse, Pazartesi günü Trump, Avrupa liderleri ve kendisinin katıldığı toplantıda sergilenen o harita çok daha karmaşık bir tablo çiziyordu. Bu bir iş anlaşması ya da poker oyunu değildi. Bu, kişisel bir meseleydi.
Kameraların olmadığı ortamda, Zelenski Trump’a dedesinin İkinci Dünya Savaşı’nda Donbas şehirlerini Nazilerden kurtarmak için savaştığını söyledi. O toprakları kolayca veremezdi.
Çarşamba günü Kiev’e döndükten sonra, Zelenski bu noktayı yineledi.Zelenski basına verdiği demeçte “Donbas’ı kurtarmak için savaşan birçok aile vardı. Birçoğu hayatını kaybetti, birçoğu yaralandı. Bu nedenle bunun tarihimizde ve Ukrayna’nın yaşamında özellikle acı verici bir nokta olduğunu açıkladım. Göründüğü kadar basit değil” ifadelerini kullandı.
Donbas barış masasının merkezinde olacak
Trump’ın yürüttüğü ve Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en kanlı savaşı bitirmeyi hedefleyen diplomatik girişimin nereye varacağı belli değil. Ancak Donbas, herhangi bir müzakerenin merkezinde olacak.
Batı Virginia büyüklüğünde olan Donbas, savaşın büyük bölümünün geçtiği yer. Her iki taraftan on binlerce asker, en küçük kazanımlar uğruna orada hayatını kaybetti. Rusya şu anda Donbas’ın Ukrayna kontrolündeki son 6 bin 500 kilometrekarelik kısmını ele geçirmeye çalışıyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’nın Donbas’ın tamamını vermesini istiyor. Bu talep, Kiev’in hâlen yönettiği, 200 binden fazla Ukraynalının yaşadığı Kramatorsk ve Slovyansk gibi şehirleri de kapsıyor. Zelenski’nin dedesi de bu şehirleri savunmak için savaşmıştı.
Yıllardır Putin, Ukrayna hükümetini baskı altına almak için Donbas’ı bir araç olarak kullandı. İşgali başlatmadan önce, bölgede Rusya destekli bir ayaklanmayı kullanarak Ukrayna’nın NATO gibi Batı kurumlarına katılma umuduna engel oldu. Şimdi Rusya, savaşın dördüncü yılında, yalnızca Donbas’ı ele geçirmek değil, aynı zamanda onu siyasi bir koz olarak kullanarak Zelenskiy’i zayıflatmak istiyor.
Kamuoyu yoklamaları, Ukraynalıların büyük çoğunluğunun toprak vermeye karşı olduğunu gösteriyor. Ayrıca Ukrayna Anayasası da bunu yasaklıyor. Zelenski, ya ülkesinin isteğini göz ardı edecek ya da Trump’ın öfkesini göze almak zorunda kalacak.
"Ukrayna zehirli hapı yutmak zoruna kalacak"
“Bu zehirli bir hap” diyen eski Dışişleri Bakanı Vadym Prystaiko şöyle devam etti: “Ukrayna bunu yutmak zorunda kalacak ve sonra nasıl sindireceğini göreceğiz”
Zelenski, gazetecilerin toprak vermeye dair sorularını yanıtlamaktan kaçındı, bunun yalnızca Putin’le tartışabileceğini söyledi. Ancak Putin henüz onunla görüşmeyi kabul etmedi.
Eski Ukraynalı yetkililer ve analistler, Zelenski’nin halkı ikna edebilmesi için ABD destekli bir güvenlik garantisi sunması gerektiğini belirtiyor. Ancak Trump NATO üyeliğini veto ettiği için bu garanti bugüne dek gerçekleşmedi.
Böylesi bir garanti güçlü olmalı; örneğin Avrupalı birliklerin varlığı ve ABD hava desteğiyle Rusya’nın gelecekteki saldırılarını caydırabilmeli.
Ukrayna topraklarını Rusya'ya bırakacak noktada
Avrupa Birliği’nde Kiev’de siyasi danışmanlık yapmış olan Balazs Jarabik, Ukrayna’nın artık bir noktaya geldiğini ve Batı güvenlik garantileri karşılığında toprak vermeyi kabul edebileceğini söyledi. Jarabik “Eğer karşılığında Donbas’tan kurtulmak gerekiyorsa, bence bunu yapar” dedi.
Donbas, eskiden Rusya yanlısı bir bölge olarak görülüyordu. 6,7 milyon sakinin çoğu yalnızca Rusça konuşuyor, 2010’da bölge halkının %90’ı Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç’e oy vermişti.
Avrupa yanlısı protestolar Yanukoviç’i 2014’te devirdiğinde, Rusya hızlıca harekete geçti. Önce Kırım’ı ilhak etti, ardından Rus askerlerinin yardımıyla Donbas’ın üçte birini ele geçiren ayrılıkçı hareketleri körükledi.
Ukrayna hükümeti, 2015’te Belarus’ta yapılan bir barış anlaşmasının ardından, Donbas’a kısmi özerklik vermeyi düşündü. Ancak Putin, özerk Donbas’ın Kiev’in NATO hayallerine veto hakkı olmasını istiyordu.
Rasmussen Global’den Harry Nedelcu “Putin’in amacı, Ukrayna’yı tam egemenliğini kullanamaz hale getirmekti” dedi.
Müzakereler sürerken, Zelenski 2019’da savaşı bitirme sözüyle başkan seçildi. Başta Donbas’a “özel statü” vermeyi düşünecek kadar uzlaşmacıydı. Aralık 2019’da Paris’teki barış zirvesinde Putin’le anlaşabileceğini sanıyordu. Ancak içeride Ukrayna kamuoyu Donbas’ı vermeye karşıydı.
Zelenski'de 'U' dönüşü
“Ruslarla anlaşılabileceğini sanıyorduk” diyen o dönem Zelenskiy’nin danışmanı Ihor Novikov, “Ama Paris’te Zelenski, Rusya ile anlaşmanın mümkün olmadığını ilk fark eden kişiydi. Orada ani bir dönüş yaptı ve bu Putin’i öfkelendirdi” ifadelerini kullandı.
Şubat 2022’de Rusya tam ölçekli işgal başlattı. Donbas’taki şehirler yerle bir oldu, milyonlar evlerinden edildi. Savaşın başında Zelenski, Donbas’a özerklik vermeyi tekrar gündeme getirdi ve ABC News'e verdiği demeçte “Bu bölgelerin nasıl yaşayacağını tartışabiliriz” şeklinde konuştu.
Ama Ukrayna ordusu Rusya’yı geri püskürtünce ve sivillere yönelik katliamlar ortaya çıkınca fikrini değiştirdi. Donbas’ın, işgal öncesinde Rusya’nın aldığı kısımlarını da geri almayı hedefledi.
Rusya ilerledikçe, Zelenski ilk kez geçen sonbaharda, NATO üyeliği karşılığında geçici olarak işgal altındaki bölgeleri bırakma fikrini dile getirdi. Ancak Trump bunu reddetti.
Zelenski için bir kazanım, Trump’ın geçen hafta ABD’nin Ukrayna’ya güvenlik garantileri vereceğini açıklaması oldu. Bu konuda Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve ulusal güvenlik danışmanları çalışmalar yürütüyor.
Asıl soru ise Rusya’nın bu garantileri kabul edip etmeyeceği. Ukrayna NATO benzeri bir koruma istiyor ama Rusya, Ukrayna’nın NATO yolunu kesmek için savaşı başlatmıştı. Haliyle Rusya neden şimdi böyle bir şeye izin versin?
“Yani aslında başa döndük” diyen Nedelcu sözlerini şöyle noktaladı: “Putin’e bir şey dayatılmadıkça, yakın zamanda hiçbir şey olmaz. Daha fazla savaş göreceğiz”
© 2025 The New York Times Company
Zelenski: Azerbaycan'la stratejik ortaklığımızı geliştirmeyi dört gözle bekliyoruz
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Azerbaycan'la stratejik ortaklığın geliştirilmesini dört gözle beklediklerini belirtti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Zelenskiy, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Ukrayna'nın Bağımsızlık Günü dolayısıyla gönderdiği tebrik mesajına teşekkür etti.
Aliyev'in Ukrayna'ya ve Ukrayna halkına gösterdiği saygıya yüksek değer verdiğini ifade eden Zelenskiy, "Ukrayna ve Azerbaycan her zaman birbirlerinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemiştir." diye kaydetti.
Zelenskiy, dost Azerbaycan'ın insani ve diğer alanlardaki desteğinden dolayı minnettarlığını belirterek, "Halklarımızın yararına stratejik ortaklığımızı geliştirmeyi dört gözle bekliyoruz." ifadesini kullandı.
Aliyev, Zelenskiy'e gönderdiği tebrik mesajında Ukrayna'ya gerekli insani destek ve yardımı sağlamaya devam edeceklerini bildirmişti.
ABD’nin Illinois Valisi Pritzker: Trump çalışan ailelerin yaşadığı sorunlardan dikkati uzaklaştırmak için yetkisini suistimal ediyor
ABD Başkanı Trump’ın, Chicago’ya asker gönderme planının ardından Illinois Valisi ve Chicago Belediye Başkanı, ulusal muhafızların görevlendirilmesinin krizi derinleştireceğini iddia etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Illinois Valisi J. B. Pritzker, Başkan Donald Trump’ın Chicago’ya ulusal muhafız gönderme kararını eleştirerek, “Trump, sahte bir kriz yaratıp üniformalı Amerikalıları siyasi amaçları için kullanmak istiyor” dedi. Pritzker, Illinois’te asker konuşlandırılmasını gerektirecek herhangi bir olağanüstü durum bulunmadığını vurgulayarak, “Trump, çalışan ailelerin yaşadığı sorunlardan dikkati uzaklaştırmak için yetkisini suistimal ediyor” ifadelerini kullandı.
Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson ise Trump’ın Chicago’ya asker gönderme planı ile ilgili yaptığı açıklamada, 2024 yılında kentte cinayetlerin yüzde 30’dan fazla, soygunların yüzde 35, silahlı saldırıların ise yüzde 40 azaldığını bildirdi. Johnson, bu düşüşe rağmen asker konuşlandırılmasının “yersiz ve sağlıksız” olduğunu vurguladı.
ABD Başsavcısı Pam Bondi, cuma günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda operasyonlar çerçevesinde 700’den fazla kişinin tutuklandığını belirterek, yalnızca perşembe günü 40 kişinin gözaltına alındığını ve toplam 91 silahın ele geçirildiğini açıklamıştı.
Suç oranları gerilerken federal müdahale tartışması
Trump yönetiminin Washington DC’ye yaklaşık 2 bin asker konuşlandırmasının ardından ABD medyasında önümüzdeki haftalarda 19 eyalette toplam bin 700 ulusal muhafızın daha seferber edilmesinin beklendiği ve en fazla askerin Teksas’ta görev alacağı haberleri yer aldı.
Washington Belediye Başkanı Muriel Bowser ise şiddet suçlarının “30 yılın en düşük seviyesinde” olduğunu belirterek müdahalenin gereksizliğini savundu.
ABD medyasındaki anketlere göre, Washington’da halkın yaklaşık yüzde 80’i, hem federal memurların hem de ulusal muhafızların devreye sokulmasına karşı çıkıyor.
Kaynak: ANKA
Hindistan, Entegre Hava Savunma Silah Sistemi IADWS’yi test etti
Hindistan Savunma Bakanı Rajnath Singh, tamamen yerli teknolojiden oluşan Entegre Hava Savunma Silah Sistemi’nin ilk uçuş testlerinin başarıyla gerçekleştirildiğini duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Hindistan Savunma Bakanı Rajnath Singh, tamamen yerli teknolojiden oluşan Entegre Hava Savunma Silah Sistemi’nin (IADWS) ilk uçuş testlerinin 23 Ağustos’ta Odisha açıklarında başarıyla gerçekleştirildiğini duyurdu.
Singh, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, IADWS'nin tamamı yerli Hızlı Tepkili Yüzeyden Havaya Füze, Gelişmiş Çok Kısa Menzilli Hava Savunma Sistemi füzeleri ve yüksek güçlü lazer tabanlı Yönlendirilmiş Enerji Silahı'ndan oluşan çok katmanlı bir hava savunma sistemi olduğunu bildirerek, sistemin önemli tesisleri düşman hava tehditlerine karşı koruyacak şekilde tasarlandığını vurguladı.
Savunma Bakanı Singh, IADWS’nin ilk uçuş testlerinin dün yerel saatle 12.30 civarında Odisha açıklarında başarıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.
Singh, “Bu benzersiz uçuş testi, ülkemizin çok katmanlı hava savunma kabiliyetini ortaya koymuş ve düşman hava tehditlerine karşı önemli tesislerin bölge savunmasını güçlendirmiştir” değerlendirmesinde bulundu.
Kaynak: ANKA
İngiltere'deki müzik festivali, Filistin bayrağı açtığı için sahneden indirilen gruptan özür diledi
Festival yönetimi, Filistinliler için insani yardım çalışmalarına bağış yapılacağı duyuruldu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İngiltere’nin Portsmouth kentinde düzenlenen bir müzik festivalinin organizatörleri, sahnede Filistin bayrağı açtıkları için performanslarının sesinin kısıldığını söyleyen İrlandalı folk grubu The Mary Wallopers’tan özür diledi.
Yaşanan gerginliğin ardından birçok sanatçı, ifade özgürlüğünün bastırıldığını öne sürerek Victorious müzik festivalinden çekildi.
Festival yönetimi, başlangıçta grubun performansının “ayrımcı” bir slogan nedeniyle durdurulduğunu iddia etmişti. Ancak daha sonra Instagram’dan yayımlanan açıklamada özür dilendi ve Filistinliler için insani yardım çalışmalarına bağış yapılacağı duyuruldu.
İngiliz haber ajansı PA Media’nın paylaştığı açıklamada, “Politikalarımızın gerekçesini yeterince hassas şekilde ya da makul bir sonuca ulaşılmasına yetecek kadar önceden aktaramadık” ifadelerine yer verildi. Açıklamada, "Bu durum grubu ve kendi ekibimizi asla ortaya çıkmaması gereken zor bir konuma soktu. İlgili herkesten içtenlikle özür dileriz" denildi. Metin şöyle devam etti:
"Mikrofonlar daha uzun süre açık kalsa da, The Mary Wallopers’ın seyircisi için sesin grup videosunda anlatıldığı gibi kesildiğini ve sonrasındaki yorumların kamuya ulaşmadığını kabul ediyoruz."
Grup ise Instagram paylaşımında, festivalde sahnede Filistin bayrağı bulundurdukları için “sahneden indirildiklerini” öne sürerek, Victorious’un ilk açıklamasını yanıltıcı olarak nitelendirdi.
Grubun açıklamasında ayrıca, “Bunu altı yıldır yapıyoruz ve daha önce hiç böyle bir şey başımıza gelmedi” ifadelerine yer verildi.”
Videoya göre grubun performansı yaklaşık bir dakika daha devam ediyor; bu sırada bir sahne görevlisi sahneye çıkarak grubun hoparlörlerden birine iliştirdiği Filistin bayrağını kaldırıyor.
Andrew Hendy, seyircilere grubun Filistin bayrağı açmamaları konusunda uyarıldığını, aksi hâlde sahneden indirileceklerini söyledi ve dinleyicileri festival alanını terk etmeye çağırdı. Ardından bendir çalan müzisyen “Özgür Filistin” sloganı atmaya başladı, ancak kısa süre sonra mikrofonu kapatıldı.
Daha sonra farklı bir açıdan çekilen videoda, grubun gitaristi Charles Hendy’nin sahne dışındaki bir kişiye “Çalmaya devam etmemize izin verilecek mi?” diye sorduğu görülüyor. Yanıt net duyulmuyor, ancak kişinin Filistin bayrağının kaldırılması gerektiğini söylediği anlaşılıyor.
Bunun üzerine Charles Hendy, “Çalmıyoruz” diye karşılık veriyor.
Sahne dışındaki kişi ise “Peki” diyor.
Grup seyircilere el sallayarak sahneden ayrılırken, izleyiciler “Özgür Filistin” ve “Bırakın çalsınlar!” sloganları atmaya başlıyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Teksas Senatosu seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesine onay verdi
Teksas Senatosu, Cumhuriyetçilere 2026 ara seçimlerinde 5 ek sandalye kazandırabilecek seçim bölgeleri düzenlemesini onayladı. Tartışmalı adım, ABD siyasetinde “stratejik taksimat” tartışmalarını yeniden alevlendirdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD'nin Teksas eyaletinde Senato, Cumhuriyetçilere 2026 ara seçimlerinde 5 sandalye daha kazandırabilecek seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin tasarıyı kabul etti.
Cumhuriyetçiler, eyaletin Kongre seçim bölgelerini yeniden düzenleyerek Temsilciler Meclisinde daha fazla sandalye kazanmayı hedefliyor. Bu adım, ülke genelinde Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki siyasi gerilimi artırıyor.
The Hill'in haberine göre, Teksas'ta Temsilciler Meclisinin ardından Senato da Cumhuriyetçilere 2026 ara seçimlerinde en fazla 5 sandalye daha kazandırabilecek tasarıyı 11 "hayır" oyuna karşılık 18 "evet" oyuyla Cumhuriyetçilerin istediği şekilde kabul etti.
Yasanın yürürlüğe girmesi için son olarak Vali Greg Abbott tarafından imzalanması gerekiyor.
Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki siyasi gerilim artıyor
Teksas'ta Temsilciler Meclisinin Demokrat üyeleri, bu tasarının Cumhuriyetçilere avantaj sağlamak amacıyla hazırlandığını savunarak haritanın mahkemeye taşınacağını belirtmiş, Cumhuriyetçiler ise Yüksek Mahkemenin seçim bölgelerinin yeniden belirlenmesine izin verdiğini hatırlatmıştı.
Daha önce kendi eyaletinde de benzer bir adım atan California Valisi Gavin Newsom, Teksas'taki gelişmeyi "Demokratların çoğunlukta olduğu bölgeler oluşturarak dengeleyeceklerini" ifade etmişti.
Newsom, Demokratların da ara seçimde 5 sandalye kazanmasını hedefleyen yeni haritalarını sunmak için 4 Kasım'da özel seçim çağrısında bulunmuştu.
Ardından California'da Temsilciler Meclisi, Cumhuriyetçilerin Teksas'taki girişimine karşı getirilen ve Demokratlara 5 sandalye daha kazandırabilecek yasa paketini kabul etmişti.
ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin Teksas'ta yapmak istedikleri "seçim bölgelerini yeniden düzenleme" adımına tam destek vermişti.
Stratejik taksimat nedir?
Stratejik taksimat, seçim bölgelerinin iktidardaki parti lehine yeniden çizilmesi anlamına geliyor. Bu yöntemle partiler, kendilerine yakın seçmenleri belirli bölgelerde yoğunlaştırarak ya da muhalif seçmenleri farklı bölgelere dağıtarak daha fazla sandalye elde etmeyi hedefliyor.
Kaynak: AA
Wall Street Journal: ABD, Ukrayna'nın bazı füzeleri Rusya'da kullanmasını engelledi
ABD Savunma Bakanlığı’nın, Ukrayna’nın Amerikan yapımı uzun menzilli füze sistemlerini Rusya topraklarında kullanmasını engellediği ve bu konuda nihai onayın Savunma Bakanı Pete Hegseth’e bırakıldığı öne sürüldü. Pentagon’da gizli yürütülen onay süreci, Kiev’in taleplerini sınırlıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon), Ukrayna'nın ABD yapımı uzun menzilli füze sistemlerini Rusya topraklarına karşı kullanmasını engellediği, nihai onayın ise Savunma Bakanı Pete Hegseth'e bırakıldığı öne sürüldü.
Wall Street Journal gazetesinin ismi belirtilmeyen yetkililere dayandırdığı haberine göre, Savunma Bakanlığı, konuyla ilgili gizli bir onay süreci yürüttü.
Yetkililer, bakanlığın ilkbahardan bu yana Ukrayna'nın ABD yapımı uzun menzilli Kara Taktik Füze Sistemlerini (ATACMS) Rusya topraklarında kullanmasını engellediğini bildirdi.
Pentagon Savunma Politikaları Müsteşarı Elbridge Colby'nin Ukrayna’nın ATACMS füzelerini ve ABD istihbaratına ya da parçalarına bağlı Avrupa sistemlerini kullanma taleplerini değerlendirmek üzere bir "inceleme mekanizması" oluşturduğunu belirten yetkililer, Ukrayna'nın bu süreçte en az bir kez füzeleri Rusya topraklarında kullanmak için talepte bulunduğunu ancak bu isteğin reddedildiğini kaydetti.
Yetkililer, Ukrayna'nın ATACMS füzelerini kullanmasını kısıtlayan bu karar için nihai onayın Hegseth'te olduğunu vurguladı.
ABD Başkanı Donald Trump, eski Başkan Joe Biden'ın Ukrayna'ya "sadece kendini savunmak üzere silah verdiğini" savunarak, "İşgalci bir ülkeye saldırmadan savaşı kazanmak imkansız olmasa da çok zordur. Bu, spor dünyasında harika bir savunmaya sahip ama hücum yapmasına izin verilmeyen bir takım gibidir. Kazanma şansı yoktur. Ukrayna ile Rusya arasında da durum böyledir." değerlendirmesini yapmıştı.
Kaynak: AA
Zelenski'den Erdoğan'a teşekkür mesajı: Minnettarım
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a mesajında, "Barışın sağlanması yolundaki kişisel çabalarınız için müteşekkiriz" dedi.
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür mesajı paylaştı.
X hesabından yaptığı paylaşımında Zelenski, "Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ukrayna’nın bağımsızlık günü arifesinde söylediği bilgece ve samimi sözleri için büyük bir minnettarlık duyuyorum" dedi.
Ukrayna lideri, mesajına şöyle devam etti:
"Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye-Ukrayna stratejik ortaklığının ülkelerimiz ve bölgesel ve küresel istikrar açısından hayati önem taşıdığı konusunda sizinle tamamen aynı fikirdeyim.
Barışın sağlanması yolundaki kişisel çabalarınız için müteşekkiriz ve tüm alanlarda iş birliğimizi geliştirmeyi dört gözle bekliyoruz."
Tel Aviv'de Netanyahu protestosu: 'Savaşı bitir, rehineleri geri getir'
İsrail'de gösteri düzenleyen on binlerce kişi, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümetin Gazze kentini işgal kararını protesto etti, derhal ateşkes ve esir takası anlaşması imzalanması talebinde bulundu
Kaynak: AA
İsrail'in başkenti Tel Aviv'de on binlerce kişi, Savunma Bakanlığı binası önünde toplandı. İsrail bayraklarının yanı sıra "Sen baştasın, sen suçlusun", "Bu savaşı bitir", "Esirleri geri getirin" yazılı pankartlar taşıyan göstericiler, attıkları sloganlarda Netanyahu hükümetini anlaşmayı engellemekle suçladı.
1|25
Paylaş
Göstericiler, hükümetin Gazze kentini işgal kararını protesto etti, derhal ateşkes ve esir takası anlaşması imzalanmasını istedi. Gazze Şeridi'ndeki İsrailli esirlerin ailelerinden bazıları, yaptıkları konuşmalarda, "Netanyahu hükümetinin siyasi çıkarı uğruna Gazze kentini işgal etme planıyla esirleri öldürmeyi seçtiğini" belirtti.
2|25
Paylaş
Protestoya katılımın, geçen hafta ve aylara kıyasla düşük olduğu dikkati çekti. Tel Aviv'in yanı sıra Hayfa, Batı Kudüs ve diğer kentlerde de Netanyahu hükümeti karşıtı protesto gösterileri düzenlendi.
3|25
Paylaş
Başkent Tel Aviv'deki sembolik Habima Meydanı'nda toplanan yaklaşık 2 bin gösterici de Gazze'de devam eden soykırımının durdurulması çağrısıyla protesto gösterisi düzenledi. İsrailliler ve İsrail vatandaşı Filistinlilerin katıldığı protestoda "Soykırımı durdurun", "Gazze'den Cenin'e çocukları öldürmeyin", "Açlık savaş suçu bunu engelleyin" yazılı pankartlar taşındı.
4|25
Paylaş
İsrail Güvenlik Kabinesi, 8 Ağustos'ta bölgenin kuzeyindeki Gazze kentinin işgal edilmesine yönelik plana onay vermişti. Netanyahu, İsrail ordusunun kendisine sunduğu Gazze kentini işgal planını onaylamıştı. Başbakan Binyamin Netanyahu, Güvenlik Kabinesi toplantısı öncesi verdiği bir röportajda, Gazze Şeridi'nin tamamını işgal etmeyi hedeflediklerini söylemişti.
5|25
Paylaş
ECB Başkanı Lagarde: Avrupa işgücü piyasası şokları beklenmedik şekilde iyi atlattı
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde, Avrupa işgücü piyasasının küresel olumlu rüzgarlar ve yerel dinamiklerin yardımıyla son dönemdeki şokları beklenmedik şekilde iyi atlattığını söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Avrupa Merkez Bankası Başkanı (ECB) Christine Lagarde, Kansas City Fed'in ev sahipliğinde Wyoming eyaletinde düzenlenen Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu'nda işgücü piyasasına ilişkin bir konuşma yaptı. Büyük merkez bankalarının son dönemin en agresif sıkılaştırma adımlarını attığını belirten Lagarde, başlangıçta böylesine hızlı ve kapsamlı bir ayarlamanın işgücü piyasalarını nasıl etkileyeceği konusunda anlaşılır endişeler olduğunu aktardı.
Lagarde, tarihsel olarak dezenflasyonun bir maliyeti olduğunu, para politikası sıkılaşmasının işsizliği artırabileceğinden korkulduğunu dile getirdi. Bunun yerine birçok kişinin beklediğinden çok farklı bir durumda olunduğuna işaret eden Lagarde, "Hem euro bölgesinde hem de ABD'de enflasyon keskin biçimde düştü ve bu istihdam açısından dikkate değer derecede düşük bir maliyetle gerçekleşti" dedi. Lagarde, "Avrupa işgücü piyasası, küresel olumlu rüzgarların ve yerel güçlü yanların birleşiminin yardımıyla son dönemdeki şokları beklenmedik şekilde iyi atlattı" ifadelerini kullandı. ECB Başkanı Lagarde, son dönemdeki dayanıklılığın kaynaklarını anlayarak bir sonraki şoka daha iyi hazırlanılabileceğine dikkati çekti.
İşgücü arzındaki artışa değinen Lagarde, salt demografi açısından bakıldığında Avrupa'nın işgücü arzını genişletme kapasitesinin sınırlı olduğunu aktardı. Bölgede yabancı çalışanların sayısında ve katılım oranında görülen artışa işaret eden Lagarde, "Yabancı çalışanlar, 2022'de toplam işgücünün yalnızca yaklaşık yüzde 9’unu temsil etmelerine rağmen son üç yıldaki büyümenin yarısını oluşturdu. Bu katkı olmasaydı, işgücü piyasası koşulları daha sıkı ve üretim daha düşük olabilirdi." diye konuştu. Lagarde, göçün, prensipte, belirli bölgelerde işgücü arzı sıkıntılarının hafifletilmesinde önemli bir rol oynayabileceğini ancak tüm makul senaryolarda, yüksek göç varsayımıyla bile Euro Bölgesi'nde çalışma çağındaki nüfusun azalmaya devam edeceğini kaydetti.
Kaynak: AA
Tarife geriliminde Hindistan'dan yeni hamle: ABD'ye posta gönderilerini askıya alacak
Hindistan yönetimi, ABD'nin yeni gümrük kuralları nedeniyle bu ülkeye yapılacak posta gönderilerini 25 Ağustos itibarıyla askıya alacağını açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hindistan'a uyguladığı gümrük tarifeleri nedeniyle iki ülke ilişkileri gerilmişken, Hindistan'dan yeni bir adım geldi. Hindistan Posta İdaresi, ABD'nin bu ay sonunda yürürlüğe girecek yeni gümrük kuralları nedeniyle 25 Ağustos itibarıyla bu ülkeye posta gönderiminin askıya alınacağını duyurdu. Açıklamada, ABD'nin bu kararı nedeniyle yaşanılan aksaklıktan dolayı özür dilenirken, en yakın zamanda ABD'ye yönelik paket gönderilerini yeniden başlatmak için gerekli önlemlerin alınacağı vurgulandı. Trump'ın 30 Temmuz'da imzaladığı kararname kapsamında, 29 Ağustos itibarıyla ederi 800 dolar altındaki ihracat malları üzerindeki gümrük vergisi muafiyeti kaldırılıyor, ancak ederi 100 doların altındaki mektup, belge ve hediyelik eşyalar gümrük vergisinden muaf olmaya devam edecek.
ABD'ye Avrupa örneği ile tepki
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar da, Rusya'dan petrol aldıkları için ABD'nin kendilerine gümrük vergisini artırma kararını "haksız ve anlamsız" olarak nitelendirerek, Avrupa'nın Rusya ile yaptığı ticaretin Hindistan'ınkinden daha büyük olduğunu belirtti. Jaishankar, Yeni Delhi'de düzenlenen The Economic Times 2025 Dünya Liderler Forumu'nda ABD'nin Hindistan'a uyguladığı gümrük vergileri hakkında yorumda bulundu.
Rusya'dan ham petrol aldıkları gerekçesiyle ABD'nin uyguladığı gümrük vergilerini "haksız ve anlamsız" olarak nitelendiren Jaishankar, Washington yönetimi ile müzakerelerini sürdürdüklerini vurguladı. Avrupa'nın Rusya ile ticaretinin Hindistan'dan daha çok olduğunu ve Batı'nın bu konuda kendisiyle çeliştiğini belirten Jaishankar, şunları kaydetti: "Bizim (Rusya-Ukrayna) savaşı fonladığımızı ve para verdiğimizi söylüyorlar ancak Rusya-Avrupa ticareti, Hindistan-Rusya ticaretinden daha büyük. Avrupa'nın parası kasalara girmiyor mu? Eğer argümanınız enerji ise, Avrupa daha çok enerji alıyor. Argümanınız kimin daha çok ticaret yaptığıysa, onlar (Avrupa) bizden daha çok yapıyor."
ABD'nin, Rusya ile ticaret yaptığı için diğer ülkeleri eleştirmesini de "komik" olarak nitelendiren Jaishankar, "Petrol almakla ilgili bir probleminiz varsa almayın. Kimse sizi almaya zorlamıyor. Avrupa alıyor, Amerika alıyor. Yani sevmiyorsanız almayın." dedi. Jaishankar, Hindistan'ın kendi ulusal çıkarları için karar verme hakkı olduğunu vurgulayarak, ABD ile müzakerelerini gerilime rağmen sürdürdüklerini kaydetti.
Dev kuklayla protesto
Öte yandan Hindistan'ın Nagpur kentindeki geleneksel Marbat Festivali'nde Trump'ın dev kuklası damga vurdu. Ellerinde dev kuklayı taşıyan katılımcılar, Trump'ın Hindistan'a yönelik gümrük tarifelerini protesto etti. Protestocular ayrıca ellerinde tarifelere karşı çıkan pankartlar taşıdı. Trump, 6 Ağustos'ta Rusya'dan petrol aldığı gerekçesiyle Hindistan'a uygulanan yüzde 25 gümrük tarifelerinin üzerine yüzde 25'lik bir oranda daha gümrük tarifesi uygulanmasına yönelik kararnameyi imzalamıştı.
Trump'ın gümrük vergisi kararı
ABD Başkanı Trump, 6 Ağustos'ta, Rusya'dan petrol alımını sürdürmesine yanıt olarak Hindistan'a yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulanmasının öngörüldüğü kararnameyi imzalamıştı. Hindistan Dışişleri Bakanlığı, Trump'ın kararını "talihsiz" olarak nitelemişti.
Gerekçe güvenlik: Süveyda, Rakka ve Haseke'de halk meclisi seçimleri ertelendi
Suriye Yüksek Seçim Komisyonu Basın Sözcüsü Nevvar Necme, Süveyda, Rakka ve Haseke'de halk meclisi seçimlerinin uygun güvenlik ortamı sağlanana kadar ertelendiğini açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Suriye Yüksek Seçim Komisyonu, güvenlik gerekçesiyle Süveyda, Rakka ve Haseke illerinde halk meclisi seçimlerinin ertelendiğini duyurdu. Yüksek Seçim Komisyonu Basın Sözcüsü Nevvar Necme, devlet televizyonu El-İhbariye'ye yaptığı açıklamada, bu üç ildeki güvenlik koşullarının seçimlerin adil ve şeffaf şekilde yürütülmesini zorlaştırdığını belirtti.
Necme, "Süveyda, Rakka ve Haseke'de uygun güvenlik ortamı sağlanana kadar seçimler ertelendi. Bu illere ayrılan milletvekili kontenjanları korunacak ve seçimler mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirilecektir." ifadelerini kullandı. Necme, erteleme kararının, seçmen iradesinin sağlıklı yansıması ve adil temsilin garanti altına alınması amacıyla verildiğini bildirdi.
Kaynak: AA
İspanya'da geçen yıla göre bu yıl 10 kat fazla ormanlık ve kırsal alan yandı
Avrupa Çevre İzleme Programı Copernicus'a bağlı Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi'nin (EFFIS) verileri, geçen yıla kıyasla yaklaşık 10 kat artışla bu yıl İspanya'da 411 bin 315 hektar ormanlık ve kırsal alanın yandığını ortaya koydu
Fransa’da hükümet 8 Eylül’de parlamentodan güvenoyu isteyecek
Fransa Başbakanı Francois Bayrou, bütçe açığını kapatmak üzere hükümetinin hazırladığı ekonomi planları tartışılmadan önce 8 Eylül’de parlamentodan güvenoyu isteyeceğini açıkladı. Muhalefet partileri, hükümete güvenoyu vermeyecekleri yönünde açıklamalarda bulundu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa Başbakanı Francois Bayrou, geçen yıl gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 5,8’ine ulaşan AB’nin resmi sınırı olan yüzde 3’ün neredeyse iki katına çıkan bütçe açığını kontrol altına almaya çalışıyor. Bayrou, bütçe açığını kapatmak üzere hükümetinin hazırladığı ve tepkilere neden olan ekonomi planları tartışılmadan önce 8 Eylül’de parlamentodan güvenoyu isteyeceğini açıkladı. Güven oylamasını kaybetmesi halinde Bayrou’nun azınlık hükümeti düşecek.Bayrou, düzenlediği basın toplantısında, "Üstesinden gelmemiz gereken acil bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Aksi takdirde bir geleceğimiz yok. Ülkemiz tehlike altında" dedi.Bayrou, "Cumhurbaşkanı’ndan 8 Eylül Pazartesi günü Parlamento’nun olağanüstü oturumla toplanmasını talep ettim ve kendisi bunu kabul etti" ifadelerini kullanarak, güven oylamasının milletvekillerinin tehlikenin ciddiyetinin farkında olup olmadıklarını ve bunu düzeltmek için çaba gösterip göstermeyeceğini ortaya çıkaracağını belirtti.Bayrou hükümeti, iki resmi tatili kaldırmayı, 2026 yılında sosyal yardım harcamalarını ve vergi dilimlerini enflasyona göre ayarlamadan 2025 seviyelerinde kalmasını önermişti.
"Boyun Eğmeyen Fransa Partisi milletvekilleri hükümetin düşmesi yönünde oy verecek"
Fransa’da 8 Eylül’de yapılacak güvenoyu oylaması öncesinde muhalefet partileri tavırlarını netleştirdi. Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Partisi, hükümetin düşürülmesi yönünde oy kullanacağını açıkladı. LFI Koordinatörü Manuel Bompard, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, "Artık herkes köşeye sıkışmış durumda ve açık bir şekilde tavrını ortaya koymalı. 8 Eylül’de Boyun Eğmeyen Fransa Partisi milletvekilleri hükümetin düşmesi yönünde oy verecek" ifadelerini kullandı.
"8 Eylül’de bu hükümeti düşürmek gerekecek"
Fransa Komünist Partisi (PCF) de hükümetin düşürülmesi yönünde oy kullanacağını açıkladı. PCF Sözcüsü Leon Deffontaines, "8 Eylül’de bu hükümeti düşürmek gerekecek" dedi.
"Bu hükümetin sonu geldi"
Parlamentoda 123 milletvekiliyle temsil edilen Aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi (RN), hükümete güvenoyu vermeyeceğini bildirdi. Parti lideri Jordan Bardella, "Fransızlara acı çektiren bir hükümete asla güvenoyu vermeyiz. Bu hükümetin sonu geldi. Vatandaşlarımız bir değişim ve sandığa dönüş bekliyor. Biz buna hazırız" sözleriyle muhalefetin kararlılığını dile getirdi.Cumhuriyetçi Parti’nin (LR) eski Genel Başkanı Eric Ciotti de, Bayrou hükümetine güvenoyu verilmemesi yönünde açıklama yaptı.
Fransa’da 10 Eylül’de geniş çaplı protesto düzenlenecek
Güven oylaması, sol partiler ile bazı sendikalar tarafından 10 Eylül’de yapılacak olan protesto öncesinde gerçekleşecek. Fransa’da 10 Eylül’de yapılacak genel protesto, 2018 yılında akaryakıt zamları ve hayat pahalılığı nedeniyle patlak veren Sarı Yelekliler protestolarına benzetiliyor.
ABD bayrağını yakan kişilere 1 yıl hapis cezası geliyor
ABD Başkanı Donald Trump, ABD bayrağını yakan kişilere 1 yıl hapis cezası öngören bir başkanlık kararnamesine imza attı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Trump, Oval Ofis'te düzenlediği imza töreninde bazı başkanlık kararnamelerini imzalarken, bayrak yakanlara yeni cezalar öngören bir adım attı.
Trump, ABD bayrağını yakan kişilerin 1 yıl hapis cezası almasını sağlayacak düzenlemeyi içeren başkanlık kararnamesini de imzaladı.
"Eğer bayrak yakarsan, bir yıl hapis cezası alırsın, erken tahliye yok, hiçbir şey yok. Bir yıl hapis cezası alırsın" diyen ABD Başkanı, bayrak yakmanın "ifade özgürlüğü" olarak değerlendirilmesine de açıkça karşı olduğunu belirtti.
Suçlular kefalet ödemeden serbest kalamayacak
Öte yandan Trump, suçluların mahkemeden kefalet ödemeden serbest bırakılması uygulamasını sona erdirecek bir başkanlık kararnamesine de imza attı.
Birçok suçlunun söz konusu politikadan yararlanarak suçlu olmalarına rağmen herhangi bir ödeme yapmadan serbest kalabildiklerini ve bunun suç oranlarını artırdığını anlattı ve bu politikayı artık sona erdirdiklerini belirtti.
Trump, "Yaptığımız düzenlemelerle şu anda Washington, ülkenin en güvenli yeri haline geldi." değerlendirmesini yaptı.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz sosyal devlet sistemini reforme etmek istiyor
Almanya Başbakan Friedrich Merz, mevcut sosyal devlet sistemin “finanse edilemez” olduğunu belirterek, kapsamlı bir reform süreci başlatacaklarını açıkladı. Merz, bu konuda koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile “zorlu tartışmalar” yaşanacağını vurguladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Merz, Osnabrück’te düzenlenen Aşağı Saksonya Hiristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Parti Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Sosyal devleti bugünkü haliyle karşılayabilecek ekonomik güce sahip değiliz. Bu nedenle sistemi cesurca yeniden düzenlememiz gerekiyor” dedi.
SPD’den gelecek “sosyal hakların budanması” yönündeki eleştirilerden geri adım atmayacağını ifade eden Merz, sonbaharda ilk adımların atılacağını duyurdu.SPD Genel Başkanı Lars Klingbeil de reform ihtiyacını kabul etti ancak adil bir yük paylaşımı yapılması gerektiğini vurguladı. Klingbeil, “Çalışanların sırtına yeni yükler bindirilmesini kabul etmeyeceğiz. Almanya, yardıma ihtiyaç duyan insanlara destek olmayı sürdürecek” dedi.Sol Parti Meclis Grubu Başkanı Heidi Reichinnek ise Merz’in planlarını eleştirdi. “Önümüzde sosyal zulümlerle dolu bir sonbahar var” diyen Reichinnek, işçi hakları ve sosyal devletin sistematik olarak hedef alındığını söyledi ve zenginlerden daha fazla vergi alınmasını talep etti.
Kaynak: ANKA
Polonya Cumhurbaşkanı Nawrocki Ukraynalılara yardımı uzatacak yasayı veto etti
Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Ukrayna’daki savaşın ardından Polonya’ya sığınan Ukraynalılara mali yardımı uzatacak yasayı veto etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, 24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşının ardından Polonya’ya sığınan yaklaşık 1 milyon Ukraynalıya sağlanan mali desteklerin Mart 2026’ya kadar uzatılmasını sağlayan yasayı veto ettiğini açıkladı. Savaşın başlangıcından bu yana Polonya halkının ve devletinin Ukrayna halkıyla her alanda dayanışma gösterdiğini vurgulayan Nawrocki, ancak 3,5 yılı aşkın bir sürenin ardından ekonomik koşulların ve toplumsal hassasiyetlerin değiştiğini dile getirdi.
Nawrocki, Polonya’da her çocuk için devlet tarafından ödenen aylık 800 zloty (yaklaşık 188 avro) çocuk yardımının yalnızca çalışan Ukraynalılara verilmesi gerektiğini savunarak, “800 zlotynin Polonya’da çalışan ya da ticari faaliyet gösteren Ukraynalılara ödenmesi gerektiğine inanıyorum, kısa süreli vizesiz gelenlere değil” ifadelerini kullandı.
Nawrocki, bu konuda yeni bir yasa tasarısı hazırlayarak parlamentoya sunacaklarını kaydetti.
ABD Rus uçağına Alaska yakınlarında önleme yaptı
Kuzey Amerika Hava Savunma Komutanlığı (NORAD), Alaska kıyılarındaki uluslararası hava sahasında Rusya'ya ait bir casus uçağına önleme yapıldığını bildirdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
NORAD'ın internet sitesinden yapılan açıklamada, Alaska'nın Hava Savunma Tanımlama Bölgesi'nde (ADIZ) faaliyet gösteren "COOT (IL-20)" tipi Rus casus uçağını önlemek için bir adet E-3 ve ikişer adet F-16 ve KC-135 tipi savaş uçağıyla müdahale edildiği belirtildi.
Açıklamada, önleme yapılan Rus uçağının uluslararası hava sahasında kaldığı, ABD ya da Kanada egemenliğindeki hava sahasına girmediği ifade edildi.
Rusya'nın ADIZ'daki faaliyetlerinin "düzenli olarak gerçekleştiği ve bir tehdit olarak görülmediği" aktarılan açıklamada, NORAD'ın Kuzey Amerika'yı savunmak için "bir dizi müdahale seçeneğini kullanmaya hazır olduğu" ifade edildi.
CBS News'ün haberine göre, bu önlemeyle ABD, son bir haftada üç kez Alaska yakınlarında Rusya ile karşı karşıya gelmiş oldu.
Kaynak: AA
Barrack'tan Suriye açıklaması: 'Federasyon değil ama ona yakın' yönetime ihtiyaç var
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, Suriye'de merkezi devlet yapısını sürdürmenin mümkün olmadığını savunarak 'federasyon değil ama ona yakın' bir yeni yönetim modeline ihtiyaç duyulduğunu söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD merkezli Washington Post gazetesi, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack’ın, “Suriye’nin mevcut merkezi devlet yapısının sürdürülemez olduğunu ve bölgesel özerklikleri de koruyan, 'federasyon değil ama ona yakın' yeni bir yönetim modeline ihtiyaç duyulduğunu” söylediğini aktardı.
Washington Post’un haberine göre, Thomas Barrack, Suriye’nin Süveyda kentinde yaşanan çatışma ve katliamların ardından ülkenin yönetim modeline ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Barrack, “Suriye’nin mevcut merkezi devlet yapısının sürdürülemez olduğunu ve bölgesel özerklikleri de koruyan, 'federasyon değil ama ona yakın' yeni bir yönetim modeline ihtiyaç duyulduğunu” söyledi.
Barrack, geçen ay bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada, Suriye’nin mevcut merkezi devlet yapısının sürdürülebilir olmadığını belirterek, “Bir federasyon değil ama ona yakın bir şey; herkesin kendi bütünlüğünü, kendi kültürünü ve dilini koruyabileceği, İslamcılığın tehdit oluşturmadığı bir düzen. Daha makul bir yol bulmamız gerektiğini herkes söylüyor” ifadelerini kullanmıştı.
Haberde, uluslararası çevrelerde, özellikle ABD’de, Suriye’nin geleceğine ilişkin “daha esnek, bölgesel özerklikleri içeren bir yönetim modeline ihtiyaç duyulduğu” görüşünün öne çıktığına dikkat çekildi. Ancak İsrail’in azınlık bölgelerindeki, özellikle Dürzi topluluklarına yönelik güvenlik müdahalelerinin, ülkenin yeniden bütünleşme çabalarını karmaşıklaştırdığı vurgulandı.
Azınlıklar arasında güvensizlik derinleşiyor
Washington Post, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğindeki hükümetin ulusal birliği sağlamakta zorlandığını aktarırken, Dürzi, Alevi ve Kürt toplulukları arasında derin bir güvensizlik ve korku ortamı bulunduğunu belirtti. Haberde, Dürzilerin yoğun yaşadığı Erneh kasabasının hükümet güçleri ve dış müdahaleler karşısında güvenlik kaygısı taşıdığı, bu durumun azınlıkları daha özerk yönetim arayışlarına yönelttiği belirtildi.
Suriye'deki seçimler, üç bölgede ertelendi
Suriye’nin devlet haber ajansı SANA’nın geçen hafta bildirdiğine göre, Suriye’de eylülde yapılması planlanan parlamento seçimlerinin, güvenlik gerekçesiyle Süveyda, Rakka ve Haseke’de ertelendiği bildirilmişti. Seçim komisyonunun yalnızca hükümetin denetimindeki bölgelerde oy kullanmaya izin verdiği belirtilirken, Kürt Özerk Yönetimi bu kararı “demokratik olmayan ve dışlayıcı” olarak nitelendirmişti.
Washington Post’un haberinde, bu bölgelerin “çoğunlukla azınlıkların kontrolünde olduğu ya da Kürt bölgeleriyle uyumsuzluk yaşayan alanlar” olarak öne çıktığı kaydedildi.
Kürt gençlere güvenlik kuvvetlerine katılım çağrısı
Washington Post’un aktardığına göre, Afrin’de başlatılan bir girişimle Kürt ve diğer azınlıklardan gençlerin Suriye Genel Güvenlik Kuvvetleri’ne katılması teşvik ediliyor. Yaklaşık bin gönüllünün alındığı bildirilen bu girişimin, bazı toplum kesimlerinde umut yarattığı; ancak güvenlik ve siyasi temsile dair somut güvenceler olmadığı sürece bunun “gerçek bir kapsayıcılık değil, siyasi bir manevra olabileceği” yorumları yapıldığı ifade edildi.
Kaynak: ANKA
Politico analizi: Önümüzdeki 5 yılda başlaması muhtemel 5 savaş
Politico, Kore Yarımadası'nda Tayvan'a, Hindistan'dan Baltık Bölgesi'ne uzanan bölgesel çatışmaları analiz etti. Yıkıcı savaş teknolojilerinin belirleyici olduğu bir dünyada, büyük ölçekli bölgesel ya da küresel bir savaş sanıldığından daha yakın olabilir
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Bu yıl, dünyanın "olacak mı, olmayacak mı?" diyerek izlediği gerginliklerden ikisi birer çatışmaya dönüştü. Mayıs ayında Hindistan-Pakistan sınırında füzeler havalandı, Haziran’da ise İsrail, İran’ın nükleer programı nedeniyle Tahran’a savaş açtı. Hindistan-Pakistan arasındaki çatışma kısa sürede son bulurken, İsrail’in İran’daki taktiksel başarısının stratejik sonuçları hala belirsizliğini koruyor.
İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıl dönümüne girilen bu yaz, pek de gündemde olmayan büyük ölçekli savaş ihtimalini tekrar gün yüzüne çıkardı. Politico'nun konuştuğu uzmanlara göre dünya günden günden kapsamlı bir bölgesel ya da küresel çatışmaya daha da yaklaşıyor. Jeo-stratejistler, bu büyük ölçekli savaşın sanıldığından daha yakın zamanda patlak vermesi konusunda da uyarıyor. Otonom silahlar ve insansız hava araçları gibi yıkıcı yeni teknolojiler, önümüzdeki yılları daha da istikrarsız hale getirebilir.
ABD istihbarat raporları ve bir grup jeopolitik uzmanla yapılan görüşmeler, Orta Doğu’nun yanı sıra önümüzdeki beş yıl içinde tırmanma ihtimali yüksek beş çatışma bölgesine dikkat çekiyor. Bu sıcak noktalarda tıpkı Rusya’nın 2021’de Ukrayna’ya yönelik işgalinde olduğu gibi tek bir yanlış hesap, askeri kaza veya yanlış anlama, büyük çaplı çatışmaları tetikleyebilir.
Savaşın öngörülemezliği ve genellikle kazanılmasının başlangıçta hayal edilenden çok daha zor olduğu, ABD’nin Afganistan ve Irak’ta yaşadığı deneyimlerle yeniden kanıtlandı. Buna rağmen, tarih boyunca savaş bütün taraflar için yıkıcı sonuçlar doğursa da insanlık tarihinin en süreklilik arz eden faaliyetlerinden biri olmayı sürdürüyor.
Nükleer komşuların tırmanan gerginliği: Hindistan ve Pakistan
Arka plan: Sınır bölgelerine dair tartışmalar, 1947’de Britanya Hindistan’ının bölünmesiyle başladı. Hindu çoğunluklu Hindistan ve Müslüman çoğunluklu Pakistan’ın kurulmasıyla Keşmir meselesi iki ülke arasında sürekli bir çatışma alanı haline geldi. 1965 ve 1971’de savaşlar yaşandı; 1971’deki çatışma “Kontrol Hattı”nın oluşmasına yol açtı. 1999’da bir kez daha savaşın eşiğine gelinse de, taraflar 2003’ten bu yana görece bir ateşkesi korudu. Ancak düşük yoğunluklu çatışmalar hâlâ sınırda can almaya devam ediyor. Hindistan, Pakistan’ın ülkesinde terör faaliyetlerini desteklediğini savunmayı sürdürüyor.
Riskler: Hindistan ile Pakistan, nükleer silah kullanımı bakımından dünyanın en tehlikeli iki ülkesi olarak görülüyor. Bulletin of Atomic Scientists verilerine göre Pakistan’ın yaklaşık 170, Hindistan’ın ise 180 nükleer başlığı bulunuyor. Güney Asya’da yaşanacak olası bir nükleer savaş, sadece milyonlarca insanın yaşamını yitirmesiyle sınırlı kalmayacak; çevresel ve ekonomik etkileri küresel boyuta ulaşacak.
Nükleer serpintinin atmosferde yaratacağı “nükleer kış” etkisi, komşu Çin’de ve daha geniş bölgelerde tarımsal üretimi ciddi şekilde azaltabilir. Rutgers Üniversitesi’nin 2019 tarihli araştırmasına göre böyle bir senaryoda “milyonlarca, hatta milyarlarca insan” kıtlıkla karşı karşıya kalabilir.
Neden muhtemel: Mayıs’taki çatışma, taraflar arasındaki gerilimin hızla kontrolden çıkabileceğini bir kez daha gösterdi. Stimson Center araştırmacısı ve eski Pentagon Güney Asya direktörü Christopher Clary, “Bir taraf diğerinin askeri üslerini hedef almaya başladığında, komuta-kontrol ağları zarar görüyor ve karşı tarafın tepkisini doğru biçimde ayarlama kapasitesi azalıyor” diyor.
Eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Avril Haines’e göre Hindistan-Pakistan hattı, “anlaşılması zor, kısa bir fitile sahip.” Her iki ülkedeki iç politika baskıları, tarafları istemeseler bile savaşı tırmandırmaya itiyor.
Ayrıca Pakistan’ın askeri doktrininin Hindistan’a karşı nükleer güç kullanımında düşük eşikli olduğu iddia ediliyor. Bu durum, yanlış hesapların birkaç gün içinde yüzlerce nükleer saldırıya dönüşebileceği endişesini artırıyor.
Neden imkansız: Hindistan ile Pakistan arasında büyük ölçekli bir savaş, iki ülkenin de çıkarına değil. Clary’ye göre barışın en büyük güvencesi, her iki tarafın da çok daha acil önceliklere sahip olması. Hindistan açısından bu, Çin’le yaşanan stratejik rekabet ve ülkeyi orta gelirli ülke statüsüne taşımayı hedefleyen kalkınma gündemi. Pakistan içinse Balochistan ve Afganistan sınırındaki Peştun bölgelerinde süren isyanlar ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturuyor.
Dünyanın en korkulan işgali: Çin ve Tayvan
Arka plan: Önümüzdeki yıllarda en büyük küresel sonuçları doğurabilecek çatışmalar sorulduğunda çoğu uzman Tayvan Boğazı’na işaret ediyor. Çin lideri Şi Cinping, Tayvan’ı “anavatana katma” hedefini gizlemiyor. Oysa ada, tarih boyunca hiçbir zaman Çin ana karasını yöneten hükümetle aynı siyasi otorite altında olmadı.
Riskler: Tıpkı Baltık ülkelerinin NATO için bir sınav noktası olması gibi, Tayvan da 21. yüzyılın küresel düzeninde kimin söz sahibi olacağını belirleyecek bir turnusol testi olarak görülüyor: Amerika Birleşik Devletleri mi, yoksa Çin mi? ABD’nin Tayvan’ı savunacağına dair resmi bir anlaşma yok, ancak Washington uzun süredir “destek” taahhüdünde bulunuyor.
Washington merkezli düşünce kuruluşlarının yaptığı savaş simülasyonları ise kaygı verici. ABD’nin silah stoklarının uzun soluklu bir Çin çatışmasına dayanamayacağı, ayrıca kısa sürede Vietnam ve Kore savaşlarının toplamından daha fazla Amerikan askerinin hayatını kaybedebileceği hesaplanıyor. Çin’in Tayvan’ı uluslararası direniş olmaksızın ya da tüm engellemelere rağmen ele geçirmesi, Asya-Pasifik’te ittifakları anında yeniden şekillendirebilir. Bölgedeki ülkeler, ekonomik ve güvenlik çıkarlarını yeniden değerlendirerek ABD yerine Çin’e daha yakın bir pozisyon alabilir. Böyle bir gelişme Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerde nükleer silahlanma eğilimini dahi tetikleyebilir.
Neden muhtemel: Şi Cinping’in, Çin ordusuna 2027 yılına kadar Tayvan’ı işgal edebilecek kapasiteye ulaşma talimatı verdiği öne sürülüyor. Son dönemde amfibi birlikler büyük ölçüde güçlendirildi ve Tayvan senaryoları üzerine düzenli tatbikatlar yapılıyor. Eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Jon Finer, “Onlar için en kritik görev bu olabileceği için Tayvan senaryosunu sürekli çalışıyorlar” diyor.
Neden imkansız: Şi’nin kendi ordusuna güveni sınırlı olabilir. Yolsuzluk ve siyasi çekişmelerle sarsılan, gerçek savaş deneyimi bulunmayan bir orduya sahip. Çin’in son savaşı 1979’da Vietnam’la yaşanan kısa süreli çatışmaydı. Bugün aktif görevde bulunan hiçbir subay ya da asker gerçek bir savaş tecrübesine sahip değil. Üstelik ordu ve donanma gibi güçlü kurumlar üzerinde Şi’nin mutlak hâkimiyet kuramadığına dair işaretler var.
Tayvan’a yönelik olası bir çıkartma, dünya tarihinin en karmaşık ve zorlu askeri harekâtlarından biri olacak. Çin ise bunu, teknolojik ilerlemelere rağmen savaş tecrübesi olmayan bir orduyla gerçekleştirmek zorunda kalacak. Şi’nin, kâğıt üzerinde çok daha kolay görünen ancak sahada yıpratıcı bir süreç haline gelen Rusya’nın Ukrayna işgalinden de ders çıkardığı düşünülüyor.
NATO'yu sınamak: Baltık coğrafyasında Rusya
Arka plan: Küçük yüzölçümleri ve nüfuslarıyla üç Baltık ülkesi, Rusya için cazip birer hedef. Vladimir Putin, olası bir Baltık hamlesiyle hem tarihsel olarak “Rusya’ya ait olduğunu” düşündüğü toprakları geri almayı hem de NATO’yu en küçük ve izole üyeleri üzerinden sınamayı amaçlıyor.
Litvanya’nın eski dışişleri bakanı Gabrielius Landsbergis, Rusya’nın Kaliningrad üzerinden yaşanan tren krizinde olduğu gibi “kurtarma gücü” bahanesiyle küçük çaplı girişimlerde bulunabileceği uyarısında bulunuyor. Landsbergis’e göre Moskova, komşularını ufak ama belirsiz saldırılarla —örneğin bir uçakta çıkarılan yangın ya da bir alışveriş merkezine kundaklama girişimi— duyarsızlaştırmaya çalışıyor. “Savaş artık yüzlerce Rus askerinin sınırdan akın etmesi değil; çok daha sıradan olaylarla başlayabilir. Putin, bu hibrit senaryolarda mümkün olduğunca NATO’nun 4. ya da 5. maddesini tetiklememeye çalışacaktır” diyor.
Riskler: Baltık ülkelerinden herhangi birine yapılacak saldırı, NATO’nun ve özellikle ABD’nin ittifaka olan bağlılığını doğrudan sınayacak. McCain Enstitüsü Direktörü ve eski Pentagon yetkilisi Evelyn Farkas’a göre, “Bu durum Rusya’nın NATO’nun 5. madde taahhütlerini test etmesi anlamına gelir.” Soğuk Savaş döneminde ABD başkanlarını düşündüren soru yeniden gündemde: Washington, Batı Berlin’i savunmak için Chicago ya da Seattle’ı nükleer saldırı riski altına sokmaya hazır mıydı? Bugün de Riga, Vilnius veya Tallinn için aynı soru geçerli. Donald Trump’ın NATO’ya karşı dalgalı tavrı, Putin’in bu ihtimali daha cazip görmesine yol açabilir.
Neden muhtemel: Putin uzun süredir Sovyetler Birliği’ni ve Çarlık Rusyası’nın nüfuz alanını yeniden kurma isteğini açıkça dile getiriyor. Gürcistan, Moldova, Ukrayna ve Baltıklar, bu hedefin bir parçası. Ayrıca Batı’nın liberal düzenini yıkmak da Kremlin’in temel amaçlarından biri. NATO’nun güvenlik taahhütlerinin “boş bir söz” olduğunu göstermek, bu düzeni altüst etmenin en hızlı yolu olabilir.
Neden imkansız: Rusya’nın Baltıklar’a yönelik herhangi bir hamlesi, büyük ölçüde Ukrayna’daki savaşın seyrine bağlı. Kiev yönetimine göre Rusya, üç yılda yaklaşık 1 milyon kayıp verdi; ölü, yaralı ya da kayıp asker sayısı bu rakamı buldu. Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) raporuna göre Moskova, 2024 başından bu yana “sadece birkaç metre toprak kazanmak için” devasa miktarda askeri ekipman kaybetti.
En gergin sınır hattı: Hindistan ve Çin
ABD Avrupa Komutanlığı’nın başındaki General Christopher Cavoli, Nisan ayında Kongre’de yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca son bir yılda 3 bin tank, 9 bin zırhlı araç, 13 bin topçu sistemi ve 400’den fazla hava savunma sistemi kaybettiğini söyledi. Bu ağır kayıplar, Moskova’nın Baltıklar’da yeni bir cephe açmasını şimdilik zorlaştırıyor.
Arka plan: Hindistan’ın Çin’le süregelen sınır anlaşmazlığı, 1914’te Britanya ve Tibet arasında çizilen ve Çin’in hiçbir zaman tanımadığı sınıra dayanıyor. 1962’deki savaşta Çin, Hindistan’ın kendi toprağı saydığı bölgeyi işgal etmeye çalışmış, binlerce asker hayatını kaybetmişti. Çatışmalar 1967’de yeniden alevlendi, 1980’lerde de büyük bir kriz son anda önlenebildi. Bugün iki ülkenin orduları dünyanın en büyük ve en gelişmiş güçleri arasında yer alıyor.
Riskler: Çatışma olasılığı en yaşanmaz dağ vadileri ve geçitleri üzerinden şekillense de, asıl mesele olası bir savaşın nereye evrilebileceği. Uzmanlara göre bir çatışma, Çin’in bölgedeki diğer rakiplerine gözdağı vermek ya da ABD’yi önemli bir Hint-Pasifik müttefiki üzerinden zora sokmak amacıyla kullanılabilir.
Ancak dengeler asimetrik: Çin’in saldırı kapasitesi Hindistan’ın nüfus merkezlerine çok daha yakın. Bu gerilim, Hindistan’ın ABD ile yakınlaşmasına ve Rus silahlarına bağımlılığını azaltmasına da yol açıyor.
Neden muhtemel: Bölge yanlış anlamalara ve ani tırmanışlara açık. 2020’de Himalayalar’daki Galwan Vadisi’nde yaşanan çatışmada silah taşımaları yasaklanan askerler taşlar, sopalar ve dikenli tellerle savaştı; 20 Hint askeri öldü, onlarca Çinli askerin de kayıp verdiği bildirildi. Ayrıca iki ülke arasında krizi yatıştıracak anlaşmalar, doğrudan iletişim kanalları ve güvenlik mekanizmaları bulunmuyor.
Neden imkansız: Buna rağmen iki ülke de ekonomik baskılar altında ve savaş, büyüme hedefleriyle bağdaşmıyor. Uluslararası toplumun da hızla devreye girerek gerilimi düşürmesi beklenir. Son dönemde Pekin’in, temkinli de olsa, Yeni Delhi ile ilişkileri yumuşatmaya çalıştığı gözleniyor.
Kore Yarımadası'nın bitmeyen savaşı
Arka plan: Yaklaşık üç kuşaktır devam eden Kore Savaşı resmî olarak hiç sona ermedi. 1953’teki ateşkese rağmen Kuzey ve Güney Kore hâlâ teknik olarak savaş halinde. Güney Kore dünyanın en gelişmiş ekonomilerinden biri olurken, Kuzey Kore tarım ekonomisi seviyesinde kalan, kapalı ve baskıcı bir rejim olarak varlığını sürdürüyor. İki ülke arasındaki 250 kilometrelik Askerden Arındırılmış Bölge (DMZ), altmış yılı aşkın sürede dünyanın en vahşi doğa alanlarından birine dönüşmüş durumda. Ancak aynı zamanda bu bölge, mayınlarla, ağır silahlarla ve füze sistemleriyle dünyanın en yoğun şekilde tahkim edilmiş sınır hatlarından biri. Başkent Seul, Kuzey’in menzili altında bulunuyor.
Kuzey Kore, “gizemli krallık” olarak adlandırılıyor çünkü dış dünya bu rejimin iç işleyişi, güç dengeleri ve stratejileri hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor. Ülke, Batı istihbaratının en zor hedeflerinden biri. ABD’nin hâlâ yarımadada konuşlu 30 bin askeri bulunuyor ve bu birlikler olası bir çatışmanın ilk hedefleri arasında.
Neden muhtemel: Kuzey Kore, açlık krizleriyle boğuşan, baskıcı devlet yapısı nedeniyle içeriden zayıflayan bir ülke. Kim Jong Un’un liderliği ülkenin geleceğine dair bir umut yaratmadı. Rejimin en büyük güvencesi ise nükleer silahlar. Bu silahlar, Kim’i Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi gibi diktatörlerin akıbetinden koruyan bir koz haline geldi. Eğer Batı’dan bir zayıflık işareti algılanırsa ya da Kim rejimi varlığına yönelik doğrudan bir tehdit hissederse, ciddi bir tırmanma ihtimali göz ardı edilmiyor.
Kore Yarımadası ayrıca küresel krizlerin tetikleyici unsurlarından biri olabilir. Örneğin, Çin’in Tayvan’a yönelik bir hamlesi ya da ABD’nin Baltık ülkelerini savunmada tereddüt göstermesi, Washington’ın güvenlik garantilerine olan inancı sarsabilir. Böyle bir senaryo Güney Kore’nin ya da Japonya’nın kendi nükleer silahlarını geliştirmesine yol açabilir. Zaten Güney Kore’de yapılan kamuoyu araştırmaları, halkın yaklaşık yüzde 70’inin bağımsız bir nükleer programı desteklediğini gösteriyor.
Neden imkansız: Bununla birlikte, Kuzey Kore’nin nükleer kapasitesine dair bazı belirsizlikler sürüyor. Rejimin nükleer başlıkları güvenli şekilde fırlatıp hedefe ulaştırabileceği konusunda kesin bir kanıt yok. Ayrıca uzmanlar, son yıllarda Kore Yarımadası’nın görece istikrarlı bir döneme girdiğini vurguluyor. Eski Pentagon yetkilisi Evelyn Farkas’a göre, “Kim Jong Un şu anda bir çatışmaya ihtiyaç duymuyor. Rejimi için en güvenli dönemi yaşıyor olabilir.”
Kaynak: Gazete Oksijen
Clinton'ın, Putin'e Bin Ladin'in yakalanması için "koordineli strateji" önerdiği ortaya çıktı
2000 yılında dönemin ABD Başkanı Clinton ve Putin arasında geçen telefon görüşmesinde Putin, "Rusya ve NATO arasında tam kapsamlı ilişkiler olmalı" ifadelerini kullanıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD'de eski Başkan Bill Clinton'ın, o dönem El Kaide elebaşı Usame Bin Ladin'in yakalanması için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e "koordineli strateji" önerdiği ortaya çıktı.
Moskova'da 4 Haziran 2000'de Putin-Clinton'ı bir araya getiren görüşmeye ilişkin arşiv evrakları, gizliliğinin kaldırılması sonrası ABD'de George Washington Üniversitesine bağlı Ulusal Güvenlik Arşivince yayımlandı.
Kamuoyuyla paylaşılan ve "Görüşme Muhtırası: Putin ile İlk Genel Toplantı" başlıklı tutanaklara göre, 67 dakikalık görüşmede Clinton, Putin'den o dönem El Kaide elebaşı Bin Ladin'in "avlanmasına yardım etmesini" talep etti.
Putin'e hitaben "Ülkelerimiz arasında, özellikle Bin Ladin'e karşı terörle mücadele işbirliği ne olacak?" diye soran Clinton, Washington ile Moskova arasında "koordineli bir strateji" oluşturulmasını önerdi.
Clinton, "Bin Ladin ile başa çıkmak için kapsamlı bir yaklaşım geliştirmek üzere halkımızı bir araya getirmeliyiz" ifadesini kullandı.
O dönem Devlet Başkanlığı görevinde ilk ayını dolduran Putin, görüşmede bu talebe yanıt olarak bölgede uluslararası bir terör yapısı oluşturulduğunu savundu.
Putin, Rus "terörizm karşıtı" unsurların iyi bir şekilde çalıştığını belirterek, bölgede terörizmle mücadele için "ortak bir cephe kurulması" gerektiğini kaydetti.
NATO detayı
Görüşmede liderler, Rusya'nın NATO'ya katılma olasılığını da ele aldı.
Clinton, askeri bloğun doğuya doğru genişlemesinin Moskova'daki birçok kişi tarafından bir "sorun" olarak algılandığına dikkati çekti.
Putin, "Rusya ve NATO arasında tam kapsamlı ilişkiler olmalı." ifadesini kullandı.
Tutanaklara göre, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright ile Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov da görüşmede yer aldı.
Clinton, 1993-2001'de ABD Başkanlığı görevini üstlenmişti.
1999'da Rusya'nın 5. başbakanı olan Putin, 31 Aralık 1999'da Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in ani şekilde istifa etmesiyle devlet başkan vekili olmuştu. 2000'de yapılan devlet başkanı seçimini kazanan Putin, 2008'e kadar bu görevi 2 dönem yürütmüştü.
Bin Ladin, 11 Eylül'ün arkasındaki isim
11 Eylül 2001'de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne (İkiz Kuleler) ve ABD Savunma Bakanlığına (Pentagon) terör saldırıları düzenlenmişti.
Olaylarda, 19 saldırgan hariç New York, Washington ve Pensilvanya'da toplam 2 bin 977 kişi hayatını kaybetmişti.
Saldırıları El Kaide örgütünün elebaşı Usame bin Ladin üstlenmişti.
Usame Bin Ladin, 2011'de ABD Özel Kuvvetlerinin Pakistan'ın Abbottabad ilçesindeki evine düzenlediği baskında ölü ele geçirilmişti.
Kaynak: AA
ABD medyasında yeni trend: Basılı gazete ve dergiler geri dönüyor
ABD'de basılı yayın sayısını artıran dergi ve gazetelere eklenen son kurum The Spectator oldu. Spectator yıllık yayın sayısını 12'den 24'e çıkarmaya karar verirken, uzmanlar reklam verenlerin yapay zeka çağında "gerçek" hedef kitleye ulaşabilmesinin yolunun basılı yayınlardan geçtiğini savunuyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Son 10 yılda dijitalleşmenin artmasıyla birlikte dünya çapında kağıda basılı yayın yapan birçok dergi ve gazete yayın hayatına son vermişti.
Ancak bu trend son dönemde tersine dönüyor.
Son olarak İngiltere merkezli haftalık dergi The Spectator, yılda 12 sayı olarak çıkan ABD edisyonunun baskısını iki katına çıkararak her yıl 24 sayı yayınlamaya karar verdi.
Konuyla ilgili Axios'a konuşan derginin yardımcı editörü Kate Andrews, kararın okuyuculardan gelen talep sonrasında alındığını söyledi.
Andrews, "Baskıyı bir paket kapsamında (ya da abonelerimiz için düzenlenen etkinliklerle birlikte) sunduğumuzda, bunun yeni okuyucuları çekme eğiliminde olduğunu görüyoruz" diye konuştu.
The Spectator'ın kararı, ABD'de medya endüstrisinin yapay zeka döneminde dijital reklamların azalmasıyla birlikte yeni yollar aradığı bir dönemde geldi.
The Spectator'ın yanı sıra The Guardian, Reach, Financial Times, Hello!, The Sun ve Daily Mail gibi yayınlar da ABD'deki yayınlarını genişletmeyi planlıyor.
Reklamverenler için abonelik esaslı basılı dergiler, yapay zekâ çağında bulunması zor olan son derece ilgili bir kitle sunuyor.
Kararın reklamverenlere ek satış yapma imkanını artırdığını savunan Andrews, "Pazarlamada, bir tür basılı ürünün bize her açıdan yardımcı olduğunu görüyoruz” diye konuştu.
Son dönemde The Onion, The Cut, Complex, Nylon, Spin, Us Weekly, Swimming World, Sports Illustrated, Saveur ve Ebony’nin de aralarında bulunduğu birçok yayıncı, okur ve reklamveren talebiyle basılı edisyonlarını başlattı veya yeniden piyasaya sürdü.
Microsoft, Hinge ve Costco gibi markalar bile, ulaşılması zor kitlelerle etkileşim kurmak için yeniden basılı dergilere yöneldi.
Kaynak: Gazete Oksijen
Bakan Fidan'dan İİT'de Gazze açıklaması: İsrail'in durdurulması gerekiyor
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İİT Olağanüstü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda Gazze’deki insani kriz ve İsrail’in saldırılarını gündeme taşıdı; Filistin halkının direncini selamlayarak uluslararası toplumun seferber edilmesinin vazgeçilmez olduğunu vurguladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Bakan Fidan, Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Olağanüstü Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı'nın açılışında konuştu.
Kudüs'ün tarihi kimliğinin ve statüsünün doğrudan saldırı altında bulunduğunu ancak ümitvar olunmaya devam edildiğini belirten Fidan, "Ben, burada Filistin halkının direncini selamlamak istiyorum. Biz, onların özgürlük, barış, istikrar ve devletle ilgili olarak adil davalarını destekliyoruz." ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplumun seferber edilmesinin "vazgeçilmez" olduğuna ve toplantının üç acil hedefe odaklandığına dikkati çeken Fidan, bunların savaşı durdurmak, ümmetin tek bir cevap vermesi ve güçlendirilmesi ile bu cevap için aynı zamanda uluslararası toplumun seferber edilmesi olduğunu söyledi.
Fidan, "İsrail'in soykırımı devam ediyor. Gazze halkı, açlıkla mücadele ediyor, yarım milyondan fazla kişi açlıkla karşı karşıya. Birleşmiş Milletler (BM), şu anda Gazze'de kıtlık ilan etmiş durumda." dedi.
Bunun doğal afet olmadığını, İsrail'in kasti şekilde yardımları engellemesinin kıtlığa neden olduğunu vurgulayan Fidan, "İsrail, insanlığa karşı işlediği savaş suçlarına bir suç daha ekledi. Bu süre içinde İsrail'in askeri operasyonları, Gazze'de derinleşiyor ki halk, aslında buraya sığınmış durumda. Yerleşim projeleri, Batı Şeria'da devam ediyor." diye konuştu.
Fidan, Filistin Devletinin devamlılığının tehdit altında olduğuna işaret ederek şunları kaydetti:
"Kudüs ise aşırıcıların provokasyonlarıyla karşı karşıya. Buna İsrailli bakanlar dahil. Bu da Mescid-i Aksa Camisi'nin kutsal statüsünü tehdit altına alıyor. Bunu, acilen durdurmamız gerekiyor. Acil önceliğimiz, kalıcı ateşkesin ve Gazze'ye büyük çaplı insani yardımın sağlanması. Hamas, bu ateşkes ve planı kabul etmiş durumda. Bunu, Mısır ve Katarlı kardeşlerimiz ortaya çıkardılar, onların desteğiyle hazırlandı. Biz, Katar, Mısır, ABD'nin barış çabalarını desteklemeye devam edeceğiz. Bu anlamda bir anlaşmaya yakınız ancak saldırganın da buna katılması gerekiyor."
"İsrail hükümeti, barış değil Filistin halkının tamamen silinmesini hedefliyor. Buna izin veremeyiz, onların durdurulması gerekiyor."
"Ortak çabalarımızla uluslararası toplumun bu konudaki farkındalığı artıyor. Batılı toplumlarda kamuoyu, nihayetinde bu gerçeği görmeye başladı. İsrail'in işgal ve baskı politikalarına karşı giderek artan bir tepki var."
Fidan, New York'ta Suudi Arabistan ve Fransa tarafından eş başkanlığı sürdürülen ve temmuzda gerçekleştirilen üst düzey konferansın tarihi bir kavşak olduğunu vurguladı.
Bu konferansın iki devletli çözüm için küresel destek sağladığını, Fransa, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya'nın da aralarında bulunduğu birçok ülkenin Filistin Devletini tanıyacaklarını ifade ettiklerini anlatan Fidan, şunları söyledi:
"Bunlar, geç ancak değerli adımlar. Bu anlamda İİT, Arap Birliği ve Gazze Temas Grubu'nun çabaları, gerçekten temel aktörleri seferber etme açısından son derece önemliydi. Filistin'in devlet statüsü, bu anlamda tanımlandı. Bu başarılar, bizim ortak çabalarımızın önemli olduğunu ortaya koyuyor."
"Çok yakın bir süreç içerisinde ateşkes sağlanmazsa İsrail, işgal planlarını artıracak ve bu konudaki şiddeti devam ettirecek."
Fidan, Filistin'in tanınması ile ilgili sağladıkları bu momentumun sürdürülmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, "Filistin'in BM'ye tam üye olmasıyla ilgili bir inisiyatif başlatmalıyız ve İsrail'in Genel Kuruldaki faaliyetlerinin askıya alınmasını sağlamalıyız." dedi.
Fidan, İİT'nin Mescid-i Aksa'nın ve Filistin davasının savunulması için kurulduğunu hatırlatarak "Bu cephelerde herhangi bir zayıflık, bizim mevcudiyetimizi sorgulamamızı beraberinde getirir. Buna ilaveten İsrail'in saldırıları, Filistin'de de durmayacaktır." ifadelerini kullandı.
Bakan Fidan, "Sıklıkla yasa dışı bir biçimde (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu rejiminin Suriye'ye, Lübnan'a ve İran'a gerçekleştirdiği saldırıların, çok daha geniş ve çok daha sinsi bir gündemi, bütün bölgemizin istikrarsızlıkla karşı karşıya kalmasını beraberinde getireceğini düşünüyoruz." diye konuştu.
İsrail'in durdurulmaması halinde Orta Doğu ve ötesinde çok büyük sorunları beraberinde getireceğine dikkati çeken Fidan, "Bu anlamda kararlı olmalıyız. Filistin halkı, inşallah özgürlük, barış ve adalete en kısa zamanda kavuşacaktır." dedi.
Kaynak: AA
Telefon incelemeleri, uzun sorgular: Trump'ın ABD'sine girmek "aşırı" önlemler gerektiriyor
ABD’ye seyahat eden yabancılar, sınırda cihazları aranabileceği ve siyasi görüşlerinin sorgulanabileceği korkusuyla telefonlarını ikinci cihazlarla değiştiriyor, sosyal medya hesaplarını siliyor ve verilerini minimuma indiriyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki havalimanları ve sınır kapıları, son dönemde ülkeye dışarıdan gelenler için artan bir güvenlik riski oluşturuyor. İngiltere merkezli The Guardian’ın haberine göre, sanatçılar, akademisyenler ve entelektüeller başta olmak üzere yabancı uyruklular, sınırda elektronik cihazlarının aranması ve siyasi görüşleri nedeniyle ayrıntılı incelemeler gibi muamelelere maruz bırakılıyor.
Son yıllarda, bazı ziyaretçilerin varışta uzun süreli sorgulamalara maruz kaldığı ve hatta ülkeye girişlerinin reddedildiği sık sık bildiriliyor. Bu durum, özellikle gazeteciler, akademisyenler ve aktivistler arasında ciddi bir endişe yaratıyor.
Medyada geniş yankı bulan ilk örnekler, mart ayında yaşandı. ABD’ye giriş yapmak isteyen bir Fransız akademisyenin telefonu sınırda detaylı biçimde incelendi ve ardından bu inceleme gerekçe gösterilerek ülkeye alınmadı. Haziran ayında benzer bir olayda, bir Avustralyalı yazar uçaktan iner inmez sorgulandı ve elektronik cihazları detaylı şekilde incelendi. Alman, İngiliz ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen bazı turistler de benzer biçimde gözaltına alınarak geri gönderildi.
Ülkeler seyahat uyarılarını güncelledi
Bu gelişmelerin ardından birçok ülke, vatandaşlarını ABD’ye seyahat konusunda uyaracak resmi rehberler yayımladı. Kanada ve Avustralya, sınırda elektronik cihazların aranabileceğini ve kişisel verilerin incelenebileceğini özellikle vurguluyor. Uzmanlar, seyahat edecek kişilerin sosyal medya hesaplarını kilitlemesini, özel mesaj ve fotoğrafları silmesini, yüz tanıma verilerini kaldırmasını veya “ikincil” cihazlarla seyahat etmesini tavsiye ediyor.
Hatta bazı kamu kurumları, çalışanlarına normal cihazlarını evde bırakıp yalnızca sınırlı veri içeren ikinci cihazlarla seyahat etmeleri konusunda uyarılarda bulunuyor.
Aramayı reddetmek giriş reddi anlamına gelebiliyor
ABD Gümrük ve Sınır Koruma (CBP), elektronik cihazları inceleme konusunda geniş yetkilere sahip. Yolcular aramayı reddedebilir; ancak yabancı uyruklular için bu genellikle ülkeye alınmama riski anlamına geliyor. CBP verilerine göre, geçen yıl 420 milyon uluslararası yolcudan yalnızca 47 bininin cihazı incelendi.
Uzmanlar, artan şikâyetlerin arama sayısındaki yükselişten ziyade, bu incelemelerin artık daha hedefli ve seçici biçimde yapılmasından kaynaklandığını belirtiyor. Özellikle politik olarak hassas konularla ilgili görüş açıklayan kişiler, daha sık incelemeye tabi tutulabiliyor.
Elektronik gizlilik alanındaki uzmanlar, yolculara yanlarında taşıdıkları veri miktarını minimize etmelerini, verileri güvenli şekilde silmelerini veya şifre korumalı bulut hesaplarına taşımalarını tavsiye ediyor. İkincil cihaz kullanmak, yalnızca temel verilere sahip olmak ve seyahatten önce risk değerlendirmesi yapmak da önemli önlemler arasında.
ABD siyasi hedef belirlediğini reddediyor
ABD’li yetkililer ise CBP’nin siyasi görüşlere göre yolcuları hedef aldığı iddialarını yalanlıyor. Aramaların “dijital kaçakçılık, terörle ilgili içerik ve ziyaretçi uygunluğu ile ilgili bilgileri tespit etmek amacıyla yapıldığını” ve ulusal güvenlik açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtiyorlar.
Trump yönetimi ise ABD’nin tarihindeki en güvenli sınırları oluşturduklarını ve CBP’nin ülkeye giriş yapmak isteyenleri daha titiz şekilde değerlendirebildiğini vurguluyor. Bu durum, sınır güvenliğini önceliklendirme adına yapılan sıkı kontrollerin, özellikle yabancı ziyaretçiler için giderek daha görünür ve tartışmalı hâle geldiğini ortaya koyuyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
İsrail, Han Yunus'ta hastane vurdu: 4'ü gazeteci en az 20 ölü
İsrail'in Han Yunus'taki hastaneye yönelik saldırısında en az 20 kişinin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Öldürülenler arasında Reuters, Associated Press ve Al Jazeera için çalışan gazeteciler de bulunuyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail, Gazze'nin güneyinde işlevsel halde bulunan tek gazete olan Han Yunus'taki Nasır Hastanesi'nin çatısını vurdu. Yardım ekiplerinin alana ulaşmaya çalıştığı sırada alana ikinci bir saldırı daha düzenlendi.
Filistinli sağlık yetkililerinin açıklamasına göre saldırıda aralarında Reuters, Associated Press ve El Cezire'den 4 gazeteci de dahil olmak üzere en az 20 kişi öldü. En az 50 kişi ise yaralandı. Yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğu belirtildi.
Hayatını kaybeden gazeteciler arasında Al Jazeera muhabiri Mohammed Salama, Reuters kameramanı Hossam el-Masri, NBC muhabiri Moaz Abu Taha ve serbest gazeteci Mariam Abu Daqa bulunuyor. Reuters için çalışan foto muhabiri Hatem Khaled de yaralananlar arasında yer aldı. Associated Press, bu sabah İsrail’in Nasser Hastanesi’ne düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden dört gazeteciden biri olan Mariam Abu Daqa’nın AP'ye çalıştığını doğruladı.
Reuters, el-Masri’nin yönettiği hastane önündeki canlı yayının ilk saldırı anında birdenbire kesildiğini aktardı. İsrail ordusu ve Başbakanlık ofisi ise saldırılara ilişkin henüz yorum yapmadı.
İsrail, Ekim 2023’te Gazze’ye yönelik savaşını başlattığından bu yana, hak örgütlerinin “İsrail ihlallerini haberleştirmelerini itibarsızlaştırma çabası” olarak nitelendirdiği bir yöntemle, Gazze’deki Filistinli gazetecileri rutin olarak Hamas üyesi olmakla suçladı. 7 Ekim'den bu yana 200'den fazla medya çalışanı İsrail saldırılarında yaşamını yitirdi.
50 milyar dolardan sıfıra: Çin'de kriz yaratan Evergrande borsadan çıkarıldı
Bir dönem piyasa değeri 50 milyar doları aşan Çinli emlak devi Evergrande'ın hisseleri Hong Kong borsasından çıkarıldı. Şirketin ağır borçlarını ödeyemeyerek temerrüde düşmesi Çin ekonomisini son yıllarda sarsan faktörlerden biri olmuştu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Çinli emlak devi Evergrande’in hisseleri, pazartesi günü Hong Kong borsasından çıkarıldı. Şirketin 15 yılı aşkın süredir süren işlem geçmişi böylece sona erdi.
Bu gelişme, bir zamanlar piyasa değeri 50 milyar doların üzerinde olan, Çin’in en büyük gayrimenkul firması için karanlık bir dönüm noktasını işaret ediyor.
Şirket, bir süre önce borç yükü nedeniyle çöküşe geçmiş bu durum Çin ekonomisinde de kriz yaratmıştı.
Uzmanlar, şirketin borsadan çıkarılmasını kaçınılmaz olarak yorumladı.
Evergrande'ye ne oldu?
Birkaç yıl öncesine kadar Evergrande Grup, Çin'in yarattığı ekonomik mucizenin parlak örneklerinden biri olarak gösteriliyordu.
Şirketin kurucusu ve yöneticisi Hui Ka Yan, Çin'in kırsal kesiminde mütevazı bir hayattan gelerek, 2017'de Forbes'un Asya'nın en zenginleri listesine girmeyi başarmıştı.
Evergrande, 300 milyar dolar (222 milyar £) borç üzerine kurulmuştu ve bu nedenle dünyanın en borçlu emlak geliştiricisi unvanını aldı.
Çöküşün başlangıcı, Pekin’in 2020’de büyük geliştiricilerin ne kadar borçlanabileceğini sınırlayan yeni kuralları yürürlüğe koymasıyla oldu. Bu önlemler, Evergrande’i ayakta kalabilmek için nakit akışını sürdürmek amacıyla mülklerini büyük indirimlerle satmaya zorladı.
Faiz ödemelerini karşılamakta zorlanan şirket, kısa süre içinde bazı yurtdışı borçlarında temerrüde düştü. Yıllarca süren hukuki mücadelelerin ardından Hong Kong Yüksek Mahkemesi Ocak 2024’te şirketin tasfiyesine karar verdi.
Bu karar sonrası Evergrande’in hisseleri askıya alındı ve o noktadan itibaren borsadan çıkarılma riski altına girdi. O zamana gelindiğinde, şirketi sarsan kriz borsa değerinin %99’undan fazlasını silmişti.
2024 yılının Mart ayında, şirketinin gelirlerini 78 milyar dolar fazla gösterdiği gerekçesiyle Bay Hui’ye 6,5 milyon dolar para cezası verildi ve ömür boyu Çin sermaye piyasalarından men edildi.
Tasfiye memurları ayrıca alacaklılara ödeme yapılabilmesi için Bay Hui’nin kişisel mal varlığından nakit elde edilip edilemeyeceğini araştırıyor.
Çöküşe geçtiği dönemde Evergrande’in Çin genelinde 280 şehirde yürütülen yaklaşık 1.300 projesi vardı.
Devasa imparatorluk, bir elektrikli otomobil üreticisini ve Çin’in en başarılı futbol takımı Guangzhou FC’yi de içeriyordu. Ancak Guangzhou FC, borçlarının yeterli kısmını ödeyemediği için bu yılın başlarında ligden ihraç edildi.
Çin ekonomisi çöküşten nasıl etkilendi?
Çin, ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük tarifeleri, yüksek yerel yönetim borçları, zayıf tüketici harcamaları, işsizlik ve yaşlanan nüfus gibi bir dizi büyük sorunla karşı karşıya.
Ancak uzmanlara göre Evergrande’in çöküşü ve diğer büyük geliştiricilerin yaşadığı ciddi sıkıntılar ülkeyi en ağır şekilde etkiledi.
Siyasi risk danışmanlık şirketi Eurasia Grup'un Çin Direktörü Dan Wang, “Gayrimenkul sektöründeki durgunluk ekonomiyi en çok aşağı çeken faktör oldu ve tüketimin baskılanmasının nihai nedeni de bu” diye konuştu.
Bu durum özellikle sorunlu çünkü gayrimenkul sektörü Çin ekonomisinin yaklaşık üçte birini oluşturuyordu ve yerel yönetimler için önemli bir gelir kaynağıydı.
Borç yükü altında ezilen inşaat şirketleri, “toplu işten çıkarmalara” gitti. İşini koruyan birçok sektör çalışanı ise ciddi maaş kesintileri yaşadı.
Kriz, birikimlerini genellikle gayrimenkule yatıran birçok hane halkını da doğrudan etkiledi. Fransız bankası Natixis’in Asya-Pasifik başekonomisti Alicia Garcia-Herrero’ya göre, konut fiyatlarının en az %30 düşmesiyle, milyonlarca Çinli ailenin birikimlerinin değeri eridi. Bu da onların harcama ve yatırım yapma isteğini azalttı.
Buna karşılık Pekin, konut piyasasını canlandırmayı, tüketici harcamalarını teşvik etmeyi ve ekonomiyi güçlendirmeyi amaçlayan bir dizi girişim açıkladı. Bunlar, yeni ev sahiplerine destekten borsayı koruyucu önlemlere, elektrikli araç ve dayanıklı tüketim malları alımına yönelik teşviklere kadar uzanıyor.
Ancak Pekin’in ekonomiye yüz milyarlarca dolar aktarmasına rağmen, Çin’in bir zamanlar rekor kıran büyümesi “yaklaşık %5” seviyesine geriledi. Çoğu Batı ülkesi için bu memnuniyet verici bir oran olsa da, 2010 gibi yakın bir tarihte bile yıllık %10’un üzerinde büyüyen Çin için oldukça yavaş kabul ediliyor.
zelenski'nin Londra'daki güçlü alternatifi: Savaş kahramanı Zalujni Ukrayna'ya başkan olabilir mi?
Ukrayna’nın eski Genelkurmay Başkanı Valeri Zalujni, savaş kahramanı olarak kazandığı popülaritesi ve stratejik duruşuyla ülkenin siyasi geleceğinde kilit rol oynayabilir. Seçim süreçleri başladığında, Zelenski’ye karşı en ciddi rakip olarak öne çıkması bekleniyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Ukrayna’nın eski Genelkurmay Başkanı ve şu anki Londra Büyükelçisi Valeri Zalujni, ülke içindeki siyasi dengeleri değiştirebilecek potansiyeliyle dikkat çekiyor.
Ülke savaşta olduğu için hukuken ve tekniker seçimler düzenlenmiyor olsa da kamuoyu yoklamaları Zalujni’nin Zelenski’nin karşısına çıkması durumunda ciddi bir rakip olacağını gösteriyor.
Zelenski tarafından görevden alınan Zalujni geçen yılın başında Londra’ya büyükelçi olarak gönderildi. Ukrayna içindeki popülaritesini kaybetmemekle birlikte, diplomatik bir role geçiş yapmak onun için yeni bir imaj anlamına geldi.
Londra’da eşiyle birlikte toplu taşıma kullandı, kamusal alanlarda sık sık göründü. Bu görüntülerin bazılarında Thames nehrinde gezintilere çıktı, bazılarında kültürel etkinlikler yaptı. Güvenlik önlemleri ise yoğun ve sıkıydı. Örneğin, bir tiyatro etkinliğinde gizli olarak giriş yaptıklarında bile personel onları tanımadı.
ABD'nin muhattabı
Bu diplomatik geleneklere uygun görünüm Zalujni’nin Ukrayna’daki savaşta kazandığı kahramanlık imajıyla birleşti. İç politikada potansiyel bir rakip olarak görüldüğü için, ABD’de Trump'a yakın isimler başta olmak üzere bazı siyasi çevreler Zelenski’yi zor duruma düşürmek için Zalujni’ye ulaşmaya çalıştı.
Bu durumun en somut örneklerinden biri şubat ayında Donald Trump ile Volodimir Zelenski arasında Beyaz Saray’da yaşanan tartışmanın ardından kendini gösterdi.
Olaydan üç gün sonra Londra’daki Ukrayna Büyükelçiliği’nde yoğun telefon trafiği yaşandı. JD Vance’in ekibi, Zalujni ile görüşme ayarlamak istedi. Zalujni'ye yakın kaynaklar The Guardian'a yaptıkları açıklamda, bu telefon trafiğinin en büyük sebebinin. ABD'nin Zelenski'ye alternatif olarak Zalujni'yi görmesinin yattığını belirtti.
Ancak Zalujni, kendi ülkesinin liderine karşı hareket etmeyi reddetti ve sosyal medyadan Zelenski ile el sıkıştığı bir fotoğraf paylaşarak birlik mesajı verdi: “Önümüzdeki yol kolay olmayacak, ama birlikte her zorluğun üstesinden geleceğiz.”
Ukraynalılar için başarılı bir asker
Zalujni’nin Ukrayna’daki popülaritesi, savaşta gösterdiği liderlik ve askeri başarılarla güçlendi. Özellikle Rusya’nın işgal girişimlerinin başlangıcında ordunun etkin bir şekilde savunulmasında oynadığı rol, halk gözünde onu bir kahraman konumuna getirdi.
Bununla birlikte, Zelenski ile aralarındaki ilişkiler zaman zaman gerildi; strateji toplantılarında fikir ayrılıkları yaşandı ve iç saha anketleri, Zalujni’nin halk arasında “dokunulmaz” bir efsaneleşme sürecine girdiğini gösterdi.
Siyasi hamlelerini dikkatle planlıyor
Zalujni’nin Londra’da sürdürdüğü diplomatik hayatı, onun siyasi hamlelerini dikkatle planladığını ortaya koyuyor. Kararlarını ve hamlelerini aceleye getirmiyor, savaş bitmeden seçimleri gündemine almıyor.
Bu birlik ruhunu sürdürmesi de olası Ukrayna seçimlerinde onu oldukça kuvvetli bir aday haline getiriyor.
Kamuoyu yoklamaları, savaş kahramanı olarak tanınan Zalujni’nin seçime girerse ciddi bir destek alabileceğini gösteriyor. Siyasi analistler, Zalujni’nin kararını son ana bırakacağını, bu stratejinin hem sabırlı hem de hesaplı bir yaklaşım olduğunu belirtiyor.
"Savunma odaklı liderlik modeli"
Zalujni, özel hayatında İsrail’i örnek alarak savunma odaklı bir liderlik modeli düşündüğünü dile getiriyor. Eğer siyasete girerse, ülkeyi “kan, ter ve gözyaşı” vaat eden bir lider olarak şekillendireceğini söylemekten kaçınmıyor.
Bu yaklaşım, savaşın getirdiği kriz ortamını yönetme yeteneğini öne çıkaracak, halkın güvenini kazanmayı hedefleyecek bir strateji olarak yorumlanıyor.
Ukrayna’da siyasi süreçler yeniden başladığında, Zalujni’nin rolü, Zelenski’nin politik geleceği ve ülkenin istikrarı açısından belirleyici olacak. Hem yurtiçinde hem de yurtdışında, Ukrayna’nın geleceğine dair tartışmalar ve spekülasyonlar, büyük ölçüde Zalujni’nin atacağı adımlara bağlı olacak.
Kaynak: Gazete Oksijen
Çin'in mega barajı Hindistan'ı neden endişelendiriyor?
Hindistan, Çin’in Tibet’te inşa etmeye başladığı dev hidroelektrik barajın Brahmaputra nehrinin kurak dönemdeki akışını yüzde 85’e kadar azaltabileceği endişesiyle alarmda. Yeni Delhi, stratejik rakibine karşı kendi mega barajını hızla hayata geçirmeyi planlıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Hindistan hükümeti, Çin’in Tibet’te inşa etmeyi planladığı dünyanın en büyük hidroelektrik barajının, ülkenin en önemli nehirlerinden biri olan Brahmaputra’nın kurak dönemlerdeki su akışını yüzde 85’e kadar azaltabileceğinden endişe ediyor.
Reuters’ın aktardığı bir hükümet analizi ve konuyla ilgili bilgi sahibi dört kaynağa göre Yeni Delhi hükümeti kendi baraj planlarını hızlandırma kararı aldı.
Barajın kurulacağı nehir, Tibet’teki Angsi Buzulu’ndan doğuyor. Brahmaputra; Çin, Hindistan ve Bangladeş’te 100 milyondan fazla insanın geçim kaynağı.
Hindistan 2000’li yılların başından bu yana bölgede baraj projeleri üzerinde çalışsa da, sınır eyaleti Arunachal Pradesh’te yaşayan halkın tepkileri nedeniyle bu projeler ilerleyememişti. Yerel halk, barajın inşası halinde köylerinin sular altında kalacağını ve ekolojinin tahrip olacağını savunuyor.
"Silah olarak kullanma"
Hindistan hükümeti bu projenin, stratejik rakibi olan Çin’e nehir akışını “silah olarak kullanma” imkânı verebileceğinden kaygı duyuyor.
Hindistan’ın en büyük hidroelektrik şirketi NHPC, geçtiğimiz bahar silahlı polis koruması altında Upper Siang Çok Amaçlı Depolama Barajı için keşif çalışmalarına başladı. Tamamlandığında ülkenin en büyük barajı olacak bu proje, Çin’in olası müdahalelerine karşı bir denge unsuru olarak görülüyor.
Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin ofisinde yaz aylarında yapılan üst düzey toplantılarda, baraj inşaatının hızlandırılması da gündeme geldi. Resmi bir analize göre, Çin’in projesi yıllık akışın üçte birini oluşturan yaklaşık 40 milyar metreküp suyu yönlendirme kapasitesine sahip olacak. Hindistan’ın planladığı baraj ise 14 milyar metreküp depolama kapasitesiyle özellikle kurak mevsimlerde suyun düzenli akışını sağlayabilecek.
Kaynaklar, bu sayede Assam eyaletinin başkenti Guwahati gibi tarım ve sanayiye dayalı şehirlerde su arzındaki kaybın yüzde 25 yerine yüzde 11’e düşebileceğini belirtiyor. Baraj ayrıca Çin’in ani ve yoğun su salınımı yapması durumunda taşkın riskini de azaltabilir.
100 bin kişi olumsuz etkilenecek
Bölgedeki Adi toplulukları, planlanan barajın 16 köyü doğrudan etkileyeceğini ve yaklaşık 10 bin kişinin evini kaybedeceğini söylüyor. Toplamda 100 binden fazla kişinin yaşamının olumsuz etkilenebileceği öngörülüyor.
Adi topluluğundan Odoni Palo Pabin, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Yetiştirdiğimiz pirinç, kakule ve meyveler çocuklarımızın eğitimini karşılıyor. Bu topraklar bizim yaşam kaynağımız. Baraja karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi.
Mayıs ayında köylüler NHPC’nin ölçüm ekipmanlarını tahrip etti, bir köprüyü yıktı ve polis çadırlarını yağmaladı. Bölge halkı, yollar üzerinde kontrol noktaları kurarak işçilerin girişini engelliyor.
Buna karşın Arunachal Pradesh’in iktidardaki BJP’li Başbakanı, Çin’in projesini “varoluşsal tehdit” olarak tanımlıyor ve Hindistan’ın baraj projesini destekliyor. Eyalet yönetimi, etkilenecek köylerle tazminat görüşmelerine başlanacağını duyurdu.
Çin ve Hindistan karşı karşıya
Pekin, barajın güvenlik ve çevresel etkiler açısından kapsamlı şekilde incelendiğini ve aşağı havzalardaki ülkelere zarar vermeyeceğini savunuyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, “Çin, sınır aşan nehirlerin geliştirilmesinde her zaman sorumlu bir tutum sergilemiş, Hindistan ve Bangladeş gibi ülkelerle uzun vadeli iletişim ve iş birliğini sürdürmüştür” açıklamasını yaptı.
Hindistan ise diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Dışişleri Bakanı S. Jaishankar’ın Çinli mevkidaşıyla yaptığı görüşmede endişelerini dile getirdiği açıklandı.
Ancak uzmanlar, hem Tibet hem de Arunachal’ın deprem riski yüksek bölgeler olduğuna dikkat çekiyor. Arizona Üniversitesi’nden Sayanangshu Modak, “Aşırı hava olayları ve heyelan riski bu tür mega baraj projelerinde güvenlik kaygılarını artırıyor. Hindistan bu konuda Çin’le daha fazla diyalog kurmalı” değerlendirmesinde bulundu.
Myanmar’da iç çatışmanın ortasında tarihî Gokteik Köprüsü yıkıldı
1901’de inşa edilen Gokteik Köprüsü, ülkenin kuzeyindeki çatışmalar sırasında bombalandı. Köprünün tahribinden askerî cunta ile isyancılar birbirini sorumlu tutuyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Myanmar’da 2021’de gerçekleşen askerî darbe, ülkeyi uzun sürecek bir iç savaşa sürükledi. Halkın oylarıyla seçilmiş sivil hükümet devrilmesi ve yönetime el koyan orduya karşı demokrasi yanlısı gruplar birleşti. O günden bu yana ülkenin dört bir yanında askerî cunta ile isyancılar arasında çatışmalar sürüyor.
Yüzyıllık sembol hedef oldu
Geçtiğimiz pazar günü, kuzeydeki Shan Eyaleti’nde yer alan tarihî Gokteik Köprüsü bombalanarak büyük hasar gördü. İngiliz sömürge döneminde 1901’de açılan 300 metre uzunluğundaki viyadük, bir dönem dünyanın en yüksek demiryolu köprüsüydü. Turistlerin de uğrak noktası olan köprü, Mandalay-Lashio hattının en önemli geçiş noktalarından biriydi.
Köprüyü kim vurdu?
Cunta sözcüsü, köprünün Ta’ang Ulusal Kurtuluş Ordusu (TNLA) ve onlara destek veren halk savunma güçleri tarafından bombalandığını iddia etti. TNLA ise bu iddiayı reddederek, köprüyü bombalayanın bizzat ordu olduğunu savundu. “Ordu dronlarla bizim mevzilerimizi hedef aldı, ancak bombaları köprüyü de vurdu” açıklamasını yaptı.
Seçim öncesi gerilim
Cunta yönetimi Aralık ayında seçim planlıyor. Ancak muhalefet bu seçimi boykot ediyor; uluslararası gözlemciler de meşruiyetini tartışmalı buluyor. Analistler, seçim yaklaşırken isyancı grupların saldırıları artırabileceğini öngörüyor. Gokteik Köprüsü’nün yıkılması da bu gerilimin sembolik bir göstergesi olarak görülüyor.
İsrail Yemen'in Sana bölgesinde Husilere ait askeri hedefleri vurdu
İsrail Savunma Kuvvetleri, Yemen’in Sana bölgesindeki Husilere ait askeri hedefleri vurduğunu duyurdu
Videoyu Oynat
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail Hava Kuvvetleri’nden yapılan açıklamaya göre, İsrail Hava Kuvvetleri'ne ait savaş uçakları Yemen’in Sana bölgesinde Husilere ait askeri altyapıları vurdu. Vurulan hedefler arasında Başkanlık Sarayı'nın bulunduğu askeri kompleks, Asar ve Hicaz elektrik santralleri ve askeri faaliyetler için kullanılan bir yakıt depolama tesisi yer aldı.
İsrail Savunma Kuvvetleri'nden yapılan açıklamada saldırıların, Husilerin İsrail’e ve İsrail vatandaşlarına yönelik tekrar eden saldırılarına cevaben gerçekleştirildiği, Husilerin İsrail’e yönelik tekrar eden saldırılarına cevap verileceği ifade edildi.
Telegram'ın kurucusu Durov: Fransız polisinin kendi hatası nedeniyle gözaltına alındım
Telegram'ın kurucusu ve Üst Yöneticisi Pavel Durov, Fransa’da geçen yıl gözaltına alınmasının, Fransız polisinin kendi hatası nedeniyle yaşandığını söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Durov, Telegram hesabından yaptığı yazılı açıklamada, bir yıl önce Fransa’da dört günlüğüne gözaltına alındığını hatırlattı.
Geçen süreye rağmen kendisine yönelik adli soruşturmanın sürdüğüne işaret eden Durov, “Hiç tanımadığım bazı insanlar Telegram’ı suç işlemek için kullanmışlar. Büyük bir platformun üst yöneticisini, kullanıcılarının eylemleri nedeniyle tutuklamak eşi görülmemiş bir durumdu. Bu hukuki ve mantıksal açıdan saçmaydı” ifadelerini kullandı.
Durov, Telegram’ın, Fransa’daki mercilerin tüm yasal taleplerine yanıt verdiğini vurgulayarak, “İronik bir şekilde, Fransız polisinin kendi hatası nedeniyle gözaltına alındım. Ağustos 2024'ten önce Fransa ve Avrupa Birliği yasalarını görmezden geldiler. Sorgularının hiçbirini gerekli yasal süreçle Telegram'a iletmediler.” değerlendirmesinde bulundu.
Fransız polisinin gerekli süreci “Google’a bakarak” bile öğrenebileceğini belirten Durov, “Bu garip gözaltı sürecinden bir yıl sonra, hala 14 günde bir Fransa'ya dönmek zorundayım. Ne yazık ki, gözaltımın tek sonucu Fransa’nın özgür bir ülke olarak imajının büyük bir zarar görmesi oldu” dedi.
Durov’un, mesajının sonunda komünizmin simgesi olarak bilinen orak ve çekiç sembolü kullandığı görüldü.
Fransa'da Ağustos 2024'te gözaltına alınan Durov, 96 saatlik gözaltı süresinin ardından çıkarıldığı mahkemece 5 milyon avro kefalet ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Ukrayna drone’u Rus nükleer santraline düştü, yangın çıktı
Ukrayna drone’ları Rusya’da eşzamanlı saldırılar düzenledi. Kursk nükleer santralinde reaktör kapasitesi yüzde 50 düşerken, Novatek’in Ust-Luga yakıt terminalinde dev bir yangın çıktı. Syzran’da bir çocuk yaralandı, birçok havaalanında uçuşlar durduruldu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rus yetkililerin bildirdiğine göre Ukrayna, Pazar günü Rusya’ya yönelik bir drone saldırısı başlatarak Rusya’nın en büyük nükleer santrallerinden birini vurdu, bir reaktörünün kapasitesinin düşmesine ve büyük Ust-Luga yakıt ihracat terminalinde dev bir yangının çıkmasına neden oldu.Rusya ve Ukrayna arasında barış konuşmaları gündemde olsa da, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en kanlı savaş, 2.000 km uzunluğundaki cephe hattında devam ederken her iki ülkenin derinliklerine füze ve drone saldırıları sürüyor.
Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın bağımsızlığını Sovyetler Birliği’nden ilan ettiği gün olan 24 Ağustos’ta, Ukrayna’ya ait en az 95 drone’un Rusya’nın bir düzineden fazla bölgesinde düşürüldüğünü söyledi.
Ukrayna sınırına sadece 60 km mesafedeki Kursk nükleer santrali, hava savunmasının gece yarısından hemen sonra santralin yakınında patlayan bir drone’u düşürdüğünü ve bunun yardımcı bir transformatöre zarar vererek 3 numaralı reaktörün işletim kapasitesinin %50 düşmesine neden olduğunu bildirdi.
Santral, radyasyon seviyelerinin normal olduğunu, yangında yaralanma olmadığını açıkladı. Diğer iki reaktör elektrik üretimi yapmıyor, biri de planlı bakımdan geçiyor.
Birleşmiş Milletler’in nükleer ajansı olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), bir transformatörün askeri faaliyet nedeniyle yandığına dair raporların farkında olduğunu belirtti ve her nükleer tesisin her zaman korunması gerektiğinin altını çizdi.
Bin kilometre kuzeyde, Finlandiya Körfezi kıyısında, Rusya’nın Leningrad bölgesinde en az 10 Ukrayna drone’u Ust-Luga limanı üzerinde düşürüldü. Düşen parçaların, Novatek tarafından işletilen dev Baltık Denizi yakıt ihracat terminali ve işleme kompleksinde yangın çıkardığı bildirildi.
Siyah duman bulutu
Rus Telegram kanallarında paylaşılan doğrulanmamış görüntülerde, bir drone’un doğrudan bir yakıt terminaline dalış yaptığı, ardından gökyüzüne yükselen dev bir ateş topunun ve ufka doğru yayılan kara dumanların görüldüğü belirtildi.
Leningrad bölgesi valisi Alexander Drozdenko “İtfaiyeciler ve acil durum ekipleri şu anda yangını söndürmek için çalışıyor” dedi ve drone saldırısı sonucu yaralanma olmadığını kaydetti.
Rusya’nın sivil havacılık otoritesi Rosaviatsia, gece boyunca Leningrad bölgesindeki Pulkovo havalimanı da dahil olmak üzere birkaç Rus havaalanında uçuşların saatlerce durdurulduğunu açıkladı.
Ukrayna drone’ları ayrıca Pazar günü Rusya’nın güneyindeki Syzran kentinde bir sanayi tesisine saldırdı. Samara bölgesi valisi, saldırıda bir çocuğun yaralandığını söyledi ancak saldırıya uğrayan tesisin ne olduğunu belirtmedi.
Bu ayın başlarında Ukrayna ordusu Syzran petrol rafinerisini vurduğunu açıklamıştı. Reuters’a konuşan kaynaklar, Rosneft’e ait rafinerinin saldırının ardından üretimi ve ham petrol alımını durdurmak zorunda kaldığını söyledi.
Kiev, Rusya içindeki saldırılarının, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik devam eden saldırılarına yanıt olduğunu ve Moskova’nın genel askeri çabaları için kritik görülen altyapıyı yok etmeyi hedeflediğini belirtiyor.
Yorumlar