24
- mutlunecmettin
- 24 Tem 2025
- 34 dakikada okunur
ABD’de Temsilciler Meclisi erken tatile çıktı: Epstein oylaması ertelendi
ABD Temsilciler Meclisi, Epstein davasının detaylarının açıklanması için oylamaya gitme yolundayken Cumhuriyetçi Meclis Sözcüsü Mike Johnson, Meclis'in erken tatile girdiğini açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Kongresi, geçtiğimiz haftadan beri cinsel istismar ve insan kaçakçılığı suçlarından hüküm giymiş milyarder Jeffrey Epstein’in davasına dair belgelerin yayınlanmasını tartışıyor.
Birçok üye, Epstein davasının detaylarının en kısa sürede aydınlatılmasını talep ederken ABD Temsilciler Meclisi Sözcüsü Mike Johnson, Temsilciler Meclisi'nin Ağustos tatiline erken çıkacağını duyurdu.
Normal şartlarda 24 Temmuz Cuma günü başlaması planlanan tatil, Eylül’e kadar sürecek.
Salı günü yaptığı açıklamada Johnson, şu ana kadar hükümetin davaya dair şeffaflığını hep koruduğunu fakat “Demokratların siyasi oyununa katılmayı reddettiğini” söyledi.
Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Sözcüsü, “Kongre’nin yönetime zaten yaptıkları bir şey için baskı yapmasının lüzumu yok” ifadelerini kullandı.
Epstein davasına dair belgelerin yayınlanması talebi hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar tarafından Meclis'te polemik yaratmış, Epstein ile işbirliği yapan isimlerin açığa çıkarılması için iki tarafın üyeleri de acil bir oy toplantısı gerçekleştirilmesini talep etmişti.
Johnson ise yönetimin halihazırda davanın detaylarını açıklığa kavuşturmak için elinden geleni yaptığını ve Demokratların baskıcı tavırlarının davanın tarafsız işlenişini engellediğini dile getirdi.
Meclis’te tartışmalar sürerken Johnson, açıklamasında üyeleri sabırlı olmaya davet etti ve “Yönetime yapması gerekenleri gerçekleştirebilmesi için alan tanımalısınız.” dedi.
Cumhuriyetçiler baş sıradaydı
Temsilciler Meclisi'nde belgelerin yayınlanmasını talep eden grupta, Donald Trump’ın üyesi olduğu Cumhuriyetçi parti üyeleri baş sıralardaydı.
Geçtiğimiz hafta Trump’ın Epstein’e 50. yaş gününde müstehcen içerikli bir mektup gönderdiği ortaya çıktığından beri, ikilinin arasındaki ilişkinin boyutu ülke çapında tartışma konusu olmuştu.
Olaydan sonra 11 Cumhuriyetçi parti üyesi, Epstein dosyalarının tamamının yayınlanmasını zorunlu kılacak bir önergeyi imzalamıştı.
Johnson dosyaları yayınlayacağını iddia etmişti
Kentuckyli Temsilciler Meclisi üyesi Thomas Massie, davaya dair belgelerin tümünün yayınlanmasını zorunlu kılacak bir meclis oylamasını öne sürmüştü. Johnson, geçtiğimiz hafta dosyaların yayınlanması konusunda bağlayıcı olmayan bir tasarıyı onayladığını vurgulamış fakat oy toplantısının Ağustos tatilinden önce gerçekleşemeyeceğine işaret etmişti.
Temsilciler Meclisi'nin Ağustos tatiline erken çıkması ise oy toplantısıyla ilgili resmi girişimin ilerlemesini önleyerek, toplantının en erken Eylül’e kadar ertelenmesine yol açtı.
Kaynak: Gazete Oksijen
İran Cumhurbaşkanı: Nükleer programa devam edeceğiz, savaşa hazırız
İsrail'in İran'ın üst düzey yöneticilerine yönelik olarak düzenlediği suikast girişimlerine dair değerlendirmede bulunan Pezeşkiyan, "İsrail'in, İran liderliğini devirmekte başarısız olduğunu" söyledi.
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, İran-İsrail arasında 12 gün süren saldırıların ardından yürürlüğe giren ateşkese dair iyimser olmadığını söyledi. "Tahran’ın nükleer programını barışçıl amaçlarla sürdürmekte kararlı olduğunu" vurgulayan Pezeşkiyan “İsrail’in düzenleyebileceği herhangi bir askerî harekâta karşı tamamen hazırlıklıyız ve silahlı kuvvetlerimiz İsrail’in içlerine yeniden saldırı düzenlemeye hazır" şeklinde konuştu.
Al Jazeera'ye bir söyleşi veren Pezeşkiyan, İran-İsrail arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından ilk konuştu. Pezeşkiyan'ın, ABD'nin İran'ın nükleer tesislerine düzenlediği saldırıların, ABD ve İsrail açısından umulan etkiyi yaratmadığına ve ABD saldırılarında hedef alınan üç tesisten yalnızca birinin imha edilebildiği iddiasının dile getirildiği bir dönemde basın karşısına çıkması dikkat çekti.
“İsrail’in yapabileceği yeni bir askeri hamleye karşı tamamen hazırlıklıyız. Silahlı kuvvetlerimiz İsrail’in içlerini yeniden vurmak için hazır” diyen Pezeşkiyan, 12 günlük savaşı sona erdiren ateşkese güvenmediklerini belirterek “Bu konuda çok da iyimser değiliz” ifadelerini kullandı. Pezeşkiyan konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“Bu yüzden her türlü olasılığa ve olası karşılığa hazırlık yaptık. İsrail bize zarar verdi, biz de ona zarar verdik. Bize ağır darbeler vurdu, biz de onların içlerinde sert karşılık verdik; fakat yaşadığı kayıpları gizliyor.”
"Uranyum zenginleştirme programı devam edecek"
İsrail’in, üst düzey askerî yetkilileri ve nükleer bilim insanlarını hedef alan suikastları ile nükleer tesislere yönelik saldırılarının amacının İran’ın yönetim kademesini “ortadan kaldırmak” olduğunu belirten Pezeşkiyan, “Bu konuda tamamen başarısız oldular” dedi.
Uluslararası muhalefete rağmen İran’ın uranyum zenginleştirme programını sürdüreceğini belirten Pezeşkiyan, nükleer kapasitenin geliştirilmesinin “uluslararası hukuk çerçevesinde” yapılacağını söyledi.
“[ABD Başkanı Donald] Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini söylüyor ve biz de bunu kabul ediyoruz. Çünkü biz nükleer silahları reddediyoruz; bu bizim siyasi, dini, insani ve stratejik tutumumuzdur” dedi.
“Biz diplomasiye inanıyoruz; dolayısıyla gelecekteki herhangi bir müzakere kazan-kazan mantığıyla yürütülmelidir. Tehditleri ve dikte edilen şartları kabul etmeyiz.”
Trump’ın, İran’ın nükleer programının sona erdiği yönündeki iddiasını ise “bir yanılsama” olarak nitelendiren Pezeşkiyan, “Bizim nükleer kapasitemiz tesislerde değil, bilim insanlarımızın zihinlerindedir,” dedi.
Pezeşkiyan’ın bu açıklamaları, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin pazartesi günü ABD merkezli Fox News’a verdiği röportajda söylediklerini yineledi. Arakçi, İran’ın uranyum zenginleştirme programından asla vazgeçmeyeceğini belirtmiş, ancak programın barışçıl olduğuna dair güvence verilmesi karşılığında yaptırımların kaldırılmasını içeren müzakere edilmiş bir çözüme açık olduklarını söylemişti.
"İsrail liderliği devirmeye çalıştı"
Pezeşkiyan ayrıca, 15 Haziran’da Tahran’da düzenlenen Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısında kendisine yönelik bir suikast girişimini de değerlendirdi. Bu saldırıda hafif yaralandığı bildirilmişti.
Suikast girişimiyle ilgili soruya yanıt veren Pezeşkiyan, bunun İsrail’in üst düzey askeri yetkilileri öldürmesinin ardından İran siyasi liderliğini hedef alan bir planın parçası olduğunu ve “ülkeyi tamamen kaosa sürükleyerek devirmek” amacı taşıdığını söyledi. Ancak bu planın başarısız olduğunu belirtti.
Pezeşkiyan ayrıca ABD’nin İran nükleer tesislerine yönelik saldırılarına karşılık olarak, Katar’daki El Udeyd Üssü’ne yapılan İran saldırısının Katar’a veya Katar halkına yönelik olmadığının altını çizdi. “Katar devletiyle aramızda herhangi bir düşmanlık ya da rekabet olması gerektiğine dair ne bir düşüncemiz ne de bir hayalimiz var” diyen Pezeşkiyan, saldırıların gerçekleştiği gün Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’yi arayarak durumu izah ettiğini söyledi. Pezeşkiya sözlerine şöyle devam etti:
“Söylüyorum, açıkça ve dürüstçe: Biz Katar Devleti’ne saldırmadık. Ülkemizi bombalayan Amerika’ya ait bir üsse saldırdık. Katar’a ve halkına karşı tüm niyetimiz dostane ve olumludur.”
İran’da çoğu sivil olmak üzere 900’den fazla kişi, İsrail’de ise en az 28 kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların ardından ateşkes 24 Haziran’da yürürlüğe girmişti.
Kaynak: Gazete Oksijen
MSB: Suriye yönetimi Türkiye'den resmi destek talep etti
Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynakları, Suriye’nin yeni hükümetiyle yakın işbirliği içinde çalışıldığını belirterek Suriye kanadının Türkiye'den terörle mücadele için destek talep ettiğini ifade etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynakları, Suriye’nin yeni hükümetiyle yakın işbirliği içinde çalışıldığını belirterek, "Suriye yönetimi tarafından, savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve başta DEAŞ olmak üzere tüm terör örgütleriyle mücadele kapsamında Türkiye’den resmi destek talep edilmiştir. Bu talep doğrultusunda, Suriye’nin savunma kapasitesini artırmaya yönelik eğitim, danışmanlık ve teknik destek sağlanması için çalışmalarımız devam etmektedir" değerlendirmesinde bulundu.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, 17.Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı'nın düzenlendiği İstanbul Fuar Merkezi'nde haftalık basın bilgilendirme toplantısı düzenledi.
Aktürk, Cumhurbaşkanlığı himayesinde, MSB ev sahipliğinde, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı yönetim ve sorumluluğunda, Savunma Sanayi Başkanlığının destekleri ile yapılan 17’nci Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı'na (IDEF-2025), 50 ülkeden bin 400'ün üzerinde katılımcı firmanın; 99 ülke ve uluslararası kuruluştan 120 binin üzerinde ziyaretçi ile 113’ü üst düzey olmak üzere 219 heyete 937 heyet üyesinin katıldığını belirtti.
Zeki Aktürk, "Fuarda yerli ve milli savunma sanayimizin ulaştığı seviye ve gelecek hedefleri tüm dünyaya tanıtılmakta, deniz, hava ve kara sistemleri, askeri teçhizat, güvenlik ekipmanları, silah, mühimmat ve savunma elektroniği gibi bin 100’ü ilk kez olmak üzere 5 binden fazla ürün sergilenmektedir" bilgisini paylaştı.
"İsrail yönetiminin saldırıları uluslararası normları ağır şekilde ihlal etmekte"
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana uluslararası hukuku hiçe sayan eylemlerinin sadece Filistin halkını değil, tüm bölgeyi derin bir istikrarsızlığa sürüklediğini ifade eden Aktürk, şunları söyledi:
"İsrail yönetiminin Gazze’ye yönelik orantısız ve ayrım gözetmeyen saldırıları; sivilleri, özellikle de kadın ve çocukları hedef almakta, temel insani değerleri ve uluslararası normları ağır şekilde ihlal etmektedir. İnsani yardımların engellenmesi, temel yaşam ihtiyaçlarına erişimin kısıtlanması ve sivil altyapının sistematik şekilde tahrip edilmesi, Gazze’deki dramı insani bir felakete dönüştürmüş durumdadır. Bu tablo, yalnızca bölge halkının değil, tüm insanlığın vicdanını yaralamaktadır.
Bu kapsamda, uluslararası toplumu daha fazla can kaybının yaşanmaması, bölgede kalıcı barış ve istikrarın yeniden tesis edilebilmesi için hızlı bir şekilde sorumluluk almaya, güçlü ve ortak bir duruş sergilemeye davet ediyoruz."
"Türkiye’nin öncelikli hedefi, Suriye’nin siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemek"
MSB kaynakları, Suriye'in Süveyda kentinde yaşanan çatışmalar ve İsrail’in Şam’a yönelik saldırıları ile ilgili sorular üzerine, şu değerlendirmeyi yaptı:
"İsrail’in son dönemde yoğunlaştırdığı saldırılar, özellikle güneydeki Süveyda bölgesinde Dürzi toplumu ile Şam yönetimi arasında gerilimleri artırmıştır. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, istikrarın sağlanması ve terör örgütleriyle mücadele edilmesi yönündeki kararlı duruşunu sürdürmektedir. MSB olarak, Suriye’nin yeni hükümetiyle yakın bir işbirliği içinde çalışmaktayız.
Suriye yönetimi tarafından, savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve başta DEAŞ olmak üzere tüm terör örgütleriyle mücadele kapsamında Türkiye’den resmi destek talep edilmiştir. Bu talep doğrultusunda, Suriye’nin savunma kapasitesini artırmaya yönelik eğitim, danışmanlık ve teknik destek sağlanması için çalışmalarımız devam etmektedir. Türkiye’nin öncelikli hedefi, Suriye’nin siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü desteklemek, bölgede kalıcı barışın sağlanmasına yönelik çabalara öncülük etmektir."
"SDG, Şam hükümetiyle yaptığı anlaşmaya uyduğunu somut olarak göstermek zorunda"
Bakanlık kaynakları, terör örgütü SDG’nin Suriye yönetimine entegrasyonu ile ilgili sorular üzerine, "MSB olarak, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarının korunmasının ülkemiz ve bölge istikrarı için olmazsa olmaz olduğunu daha önce defalarca ifade etmiştik. Bu kapsamda, 10 Mart tarihinde Suriye hükümeti ve SDG terör örgütü arasında üzerine uzlaşı sağlanan hususların sahadaki yansımalarının bir an önce görülmesi söz konusu istikrara katkı sağlayacaktır.
Terör örgütü SDG, Şam hükümetiyle yaptığı anlaşmaya uyduğunu somut olarak göstermek zorundadır. Konuya yönelik gelişmeler ilgili kurumlarımızla birlikte yakından takip edilmektedir" ifadelerini kullandı.
ABD'nin Orta Doğu Özel Temsilcisi yardım koridoru için Gazze'ye gidecek
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un, insani yardımların Gazze'ye ulaşması için bir koridor açma çalışmaları için bölgede olacağını duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, Başkan Donald Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, Orta Doğu’ya gideceğini duyurdu. Bruce, Witkoff’un Orta Doğu ziyaretinde, İsrail’in ablukası altındaki Gazze’ye insani yardımların ulaşmasını sağlayacak bir koridor açmayı hedefleyen görüşmelere katılacağını belirtti.
Witkoff’un Gazze bölgesine doğru yola çıktığını ifade eden Bruce, “Başkan Trump, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Temsilci Witkoff olarak hepimiz, yeni bir ateşkes ve Gazze’ye yardımların ulaşması için bir insani koridor açma yönünde ilerleyeceğimize dair güçlü bir umut taşıyoruz” dedi. Bruce, İsrail ve Hamas’ın bu konuda anlaşmaya vardığını ve söz konusu ateşkes ile anlaşmanın çerçevesini oluşturmayı sabırsızlıkla beklediklerini vurguladı.
Kaynak: DHA
Rusya ve Ukrayna, haziranda İstanbul'da yapılan müzakereler kapsamında esir asker takası yaptı
Ukrayna ile Rusya arasında Türkiye'nin ev sahipliğinde haziranda İstanbul'da yapılan müzakerelerde sağlanan anlaşmalar gereği esir asker takası yapıldı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rusya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, İstanbul'da 2 Haziran'da sağlanan anlaşmalar kapsamında, Kiev yönetiminin kontrolündeki topraklardan bir grup esir Rus askerinin alındığı belirtildi.
Bunun karşılığında Ukrayna'ya bir grup askerin teslim edildiği kaydedilen açıklamada, alınan Rus askerlerin Belarus'ta bulunduğu ve Rusya'ya getirileceği ifade edildi.
"1000'i aşkın Ukraynalı asker evlerine döndü"
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Telegram hesabından yaptığı paylaşımda, Rusya ile İstanbul'da 2 Haziran'da yapılan görüşmelerde varılan anlaşmalar gereği esir askeri takasının 9'uncusunun yapıldığını aktardı.
"Ağır hasta ve ağır yaralı savunmacılar evlerine dönüyor." ifadelerini kullanan Zelenskiy, takas süreci kapsamında toplam 1000'i aşkın Ukraynalı askerin evlerine döndüğünü kaydetti.
Zelenskiy, esir asker takası sürecinin devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Tarafların açıklamalarında, esir takasında yer alan asker sayısına dair bilgi verilmedi.
İstanbul'da çeşitli uzlaşmalar sağlanmıştı
Türkiye'nin ev sahipliğinde 2 Haziran'da Rusya ile Ukrayna arasında İstanbul'da yapılan müzakereler sonucunda 6 bin Ukrayna askerinin dondurulmuş cesetlerinin teslimi, ağır hasta ve yaralı askerler ile 25 yaş altındaki esir askerlerin takası konusunda anlaşmalara varılmıştı.
Bu anlaşma gereği 9, 10, 12, 14, 19, 20 ile 26 Haziran'da ve 4 Temmuz'da, Rusya ile Ukrayna arasında 25 yaş altı, ağır hasta ve yaralı askerlerin esir takası gerçekleştirilmişti.
Hollanda güvenlik birimleri İsrail'i tehdit oluşturan ülkeler listesine aldı
Hollanda Güvenlik ve Terörle Mücadele Kurumunun (NCTV), İsrail'i ilk kez Hollanda için tehdit oluşturan ülkeler listesine aldığı bildirildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
NCTV tarafından yayımlanan "Devlet Aktörlerinin Tehdit Değerlendirmesi" başlıklı raporunda, İsrail'in dezenformasyon faaliyetleriyle Hollanda kamuoyunu ve siyasi karar alma süreçlerini etkilemeye çalıştığı belirtildi.
Raporda, "İsrail'in Hollanda siyasetini ve toplumunu etkileme girişimi" başlığı altında, geçen yıl Amsterdam'da Maccabi Tel Aviv taraftarlarıyla yaşanan olayların ardından İsrail hükümetine bağlı bir bakanlık tarafından hazırlanan ve resmi kanallar dışında Hollandalı siyasetçi ile gazetecilere gönderilen bir belgeye dikkat çekildi.
Söz konusu belgede Hollanda vatandaşlarının isimlerinin geçtiği, alışılmadık ve istenmeyen bilgiler içerdiği kaydedilen raporda, İsrail ve ABD'nin Lahey merkezli Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) yönelik tehditlerinin kurumun faaliyetlerini sekteye uğratabileceği ifade edildi.
Raporda, Hollanda'nın uluslararası hukuk kurumlarına ev sahipliği yapan bir ülke olarak bu tehditler karşısında özel bir sorumluluğa sahip olduğu vurgulandı.
NCTV'nin raporunda, Hollanda için tehdit oluşturan ülkeler listesinde İsrail ilk kez yer aldı.
Diğer yandan NCTV, daha önce Hollanda servislerinin İsrail menşeli casus yazılım ve dinleme cihazlarına yönelik endişelerini ortaya koymuş olsa da, bu raporda casusluk bölümünde İsrail'in adı geçmedi.
Beyaz Saray: Gazze'de ateşkesin bir an önce gerçekleşmesini istiyoruz
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Başkan Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un görüşmeler için Avrupa'ya gideceğini kaydederek, "(Gazze'de) Bu ateşkesin bir an önce gerçekleşmesini ve rehinelerin serbest bırakılmasını istiyoruz" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Beyaz Saray Sözcüsü Leavitt, düzenlediği basın brifinginde Gazze'de olası ateşkes sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Leavitt, Başkan Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Witkoff'un Orta Doğu'dan önemli isimlerle görüşmeler yapmak üzere Avrupa'ya gideceğini ifade etti.
Beyaz Saray Sözcüsü, "Şu anda çok hassas müzakereler sürüyor. Başkan Trump ve Özel Temsilci Witkoff, yönetimin hedeflerini açıkça ortaya koydu. (Gazze'de) Bu ateşkesin bir an önce gerçekleşmesini ve rehinelerin serbest bırakılmasını istiyoruz." şeklinde konuştu.
Gazze'de ateşkes müzakereleri
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in Gazze Şeridi'nde 60 günlük ateşkesin sağlanması için gerekli şartları kabul ettiğini açıklamış ve teklif ateşkes görüşmelerine arabuluculuk yapan Katar ve Mısır tarafından Hamas'a sunulmuştu.
Hamas, Gazze'de İsrail ile ateşkes ve esir takası anlaşmasına ilişkin teklife "olumlu yanıtını" arabuluculara ilettiğini, ateşkesin uygulanması için müzakerelere hazır olduğunu duyurmuştu.
Tel Aviv yönetimi, Gazze'de ateşkes için Hamas'ın Katar önerisinde yaptığı değişikliğin kabul edilemez olduğunu savunmuş, buna karşın İsrail heyeti, müzakereler için Katar'ın başkenti Doha'ya gitmişti.
Tarafların, 60 günlük geçici ateşkes, Gazze’deki 10 sağ ve 18 ölü İsrailli esirin serbest bırakılması ile kalıcı ateşkes için müzakerelerin yapılmasına ilişkin olarak Doha’da görüşmeleri sürerken, anlaşmazlıkların büyük ölçüde çözüldüğü ancak İsrail’in Gazze Şeridi’nin çeperindeki işgali sürdürme ısrarının aşılamadığı kaydedilmişti.
İsrail, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentinde ateşkes sağlansa bile işgalini sürdürmeyi ve Filistinlileri başka ülkelere sürgün etmek maksadıyla bir "toplama kampı" kurmayı planladığını açıklamıştı.
Kaynak: AA
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü, Obama'yı hedef alan yeni belgeler yayımladı
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Tulsi Gabbard, 2016 başkanlık seçimlerinde Rusya'nın ABD Başkanı Donald Trump'ı desteklediği yönündeki ABD eski Başkanı Barack Obama yönetiminin iddialarını çürüten yeni belgeler yayımladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Gabbard, X hesabından duyurduğu açıklamasında, Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi'nin eski bir raporunun gizliliği kaldırılmış halini yayımlayarak dönemin Obama yönetimini hedef aldı.
Gabbard, söz konusu belgelere göre, 2016 başkanlık seçimlerinde Rusya'nın Trump'ın seçilmesine gizli şekilde destek verdiği yönündeki iddiaların tamamen altının boş olduğunu savundu.
Dönemin ABD Başkanı Obama'nın söz konusu "çürük" iddialarını, Trump'ın seçim sürecindeki performansını baskılamak için kullandığını savunan Gabbard, Rusya'nın Trump'a destek verdiği iddialarının uydurma olduğunu ileri sürdü.
Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi'nin Aralık 2016 tarihli raporu, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Trump'ı desteklediği iddialarına itiraz ediyordu.
Gabbard, paylaşımında, Trump'ın raporun gizliliğinin kaldırılmasını emrettiğini ve bu bilgilerin "Amerikan tarihindeki en korkunç istihbarat silahlandırması ve siyasallaştırması" olduğunu belirtti.
ABD Başkanı Trump, eski ABD Başkanı Obama'nın, 2016 seçimlerinde Rusya'nın kendisini desteklediği iddiasının sorumlusu olduğunu öne sürmüştü.
"Obama, suçüstü yakalandı." diyen Trump, onu 2016 seçimlerini "manipüle etmeye çalışmakla" suçlamıştı.
Obama'nın sözcüsü Patrick Rodenbush ise Trump'ın iddialarının "tuhaf" ve "saçma" olduğunu ifade etmişti.
Rusya soruşturması
Rus hükümetinin, 2016 başkanlık seçimlerini Trump'ın lehine etkilediği iddiaları üzerine 2017'de Robert Mueller, özel yetkili savcı olarak görevlendirilmiş ve Trump'ın kampanyasının seçim sürecindeki faaliyetleri soruşturulmuştu.
Yaklaşık 2,5 yıl süren soruşturmanın ardından Trump'ı suçlu çıkaracak delile ulaşılamamış ve dosya kapanmıştı.
ABD Adalet Bakanlığı, Trump döneminde John Durham'ı özel yetkili savcı olarak atamış ve Rusya soruşturmasının kökenleri araştırılmaya başlanmıştı.
Durham'ın soruşturmasında bugüne kadar 2 kişi delillerle oynandığını ve Trump'ı suçlu çıkarmaya çalıştıklarını itiraf etmiş, Rusya soruşturmasına yol açan Steele dosyasını ise Demokratların fonladığı ortaya çıkmıştı.
Kaynak: AA
Yurtdışında iş vaadiyle dolandırdı: Hindistan'da 'sahte büyükelçi' operasyonu
Hindistan'da bir kişi kendisini büyükelçi olarak tanıttığı ve denizaşırı istihdam vaadiyle insanları dolandırdığı iddiasıyla gözaltına alındı. Şüphelinin konutunda sahte diplomatik plaka taşıyan 4 araç, dünya liderleriyle çekilmiş gibi gözüken çok sayıda sahte fotoğraf ve sahte mühürler bulundu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Hindistan'da bir kişi, başkent Yeni Delhi yakınlarında kiraladığı konutta 'sahte büyükelçilik' faaliyetlerinde bulunma şüphesiyle gözaltına alındı. Polis yetkilileri, kendisini büyükelçi olarak tanıttığı iddia edilen Harshvardhan Jain adlı şüphelinin çeşitli ülkelerin bayraklarıyla süslediği kiralık konutunda sahte diplomatik plaka taşıyan 4 araç ve yaklaşık 4,5 milyon Hint rupisi ile bir miktar döviz ele geçirdiklerini bildirdi.
Yetkililer, Jain'in ayrıca dünya liderleriyle çekilmiş gibi gözüken çok sayıda sahte fotoğraf ve Hindistan Dışişleri Bakanlığı ile farklı ülkelere ait sahte mühürler bulundurduğunu ve para karşılığı denizaşırı istihdam vaadiyle insanları kandırdığını belirtti. Jain'in "sahte büyükelçilik işletme" şüphesiyle gözaltına alındığını aktaran yetkililer, şüphelinin yurt dışındaki paravan şirketler aracılığıyla yasa dışı kara para aklama, sahtecilik ve sahte belge bulundurma suçlamalarıyla da karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Kaynak: AA
Oy çokluğuyla kabul edildi: İsrail'de meclisten Batı Şeria'nın ilhakı için hükümete çağrı
İsrail hükümetine işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakı için çağrı yapan karar 120 sandalyeli mecliste 71 milletvekilinin oyuyla kabul edildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail Meclisi, bugün düzenlenen oturumda, hükümete, 1967'de işgal ettiği Filistin toprağı Batı Şeria'nın ilhak edilmesi için çağrı yapan kararı oyladı. Meclisteki 120 milletvekilinden 71'i kararın lehinde, 13'ü aleyhinde, kalanlar ise çekimser oy kullandı. Mecliste kabul edilen kararda, Batı Şeria'nın "Yahudi halkının tarihi, kültürel ve manevi anavatanı ve İsrail topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu" iddia edildi. Karar metninde ayrıca işgal altındaki Batı Şeria'da Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkılırken bunun "İsrail devleti ve vatandaşları için varoluşsal bir tehdit olacağı" öne sürüldü.
Kabul edilen bu kararla "Filistin devleti fikrinin gündemden çıkartıldığı" savunuldu. İsrail Meclisi ayrıca hükümeti Batı Şeria'daki Filistin topraklarından gasp edilerek inşa edilen yasa dışı Yahudi yerleşimlerinde "İsrail egemenliğini uygulamak için mümkün olan en kısa sürede harekete geçmeye" çağırdı.
Meclisin aldığı karar, Batı Şeria'nın ilhakını uygulamaya koymuyor ancak hükümete bu yönde adım atması için çağrı yapıyor. Benzer şekilde, İsrail Meclisi, bazı ülkelerin Filistin devletini tanımaya yönelik adımları karşısında "Filistin devletinin tek taraflı tanınmasına itiraz eden bir kararı" Şubat 2024'te 99 milletvekilinin, Temmuz 2024'te de 68 milletvekilinin oyuyla kabul etmişti.
- İsrail'in ilhak etmeyi arzuladığı Filistin toprağı: İşgal altındaki Batı Şeria
İsrail'in 1967'de işgal ettiği Batı Şeria'daki varlığı uluslararası hukuka göre işgal sayılıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden geçen kararlara göre, İsrail'in savaşla elde ettiği bu toprakları ilhakı reddediliyor.
İsrail, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'nde devam eden saldırıları nedeniyle Uluslararası Adalet Divanı'nda soykırım suçlamasıyla yargılanırken, işgal altındaki Batı Şeria'da da Filistin topraklarını gasbetmeye yönelik adımlarını daha da artırdı.
İsrailli sivil toplum kuruluşu Peace Now (Şimdi Barış) hareketinin raporuna göre, İsrail'in işgal altında bulunan Batı Şeria'daki toprak gaspı 2025'in ilk üç ayında 2024'ün toplamını geçti.
Uluslararası hukuka göre, işgalci niteliğindeki İsrail'in işgal ettiği topraklara kendi vatandaşlarını nakletmesi ya da burada yaşayan Filistinlileri zorla göç ettirmesi yasa dışı kabul ediliyor.
İsrail'deki aşırı sağcı partiler ve siyasiler, sık sık işgal altındaki Filistin topraklarında Yahudilerin üstünlüğünü savunarak İsrail'in daha fazla toprak gasbetmesi ve Batı Şeria'yı ilhak etmesi gerektiğini dile getiriyor.
İşgal altındaki Batı Şeria'da 451 bin, Doğu Kudüs'te ise yaklaşık 230 bin İsrailli, Filistin topraklarını gasbediyor. Uluslararası hukuka göre Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki bu gasplar yasa dışı sayılıyor.
Yasa dışı yerleşimlerde yaşayan bu İsrailliler, İsrail kanunlarına tabi tutuluyor. Buna karşın Batı Şeria'da yaşayan yaklaşık 4 milyon Filistinli, İsrail ordusunun işgali altında yaşıyor ve İsrail askeri yönetimine maruz kalıyor. İsrail ordusunun, işgal altındaki Batı Şeria'da kontrol noktaları, yol kapatmaları, Filistin beldelerine yönelik baskınları Filistinliler için hayatı dayanılmaz kılıyor. Bunun yanı sıra Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırıları da Filistinlilerin maruz kaldığı diğer bir şiddet unsuru.
Kaynak: AA
Lahey'den tüm devletleri etkileyecek tarihi karar: İklim krizi ilk kez uluslararası hukuka girdi
Birleşmiş Milletler'in yüksek yargı organı Uluslararası Adalet Divanı , iklim değişikliğini "acil ve varoluşsal bir tehdit" olarak tanımlayarak, devletlerin sera gazı emisyonlarına karşı harekete geçme yükümlülüklerine dair tarihi bir adım attı. Karar bağlayıcı olmasa da siyasi olarak etkili olacak
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Birleşmiş Milletler'in en yüksek yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı (UAD), iklim değişikliğinin "acil ve varoluşsal bir tehdit" oluşturduğunu vurgulayarak, devletlerin bu konuda adım atma yasal yükümlülüklerine ilişkin görüşünü paylaştı. Bağlayıcı olmamakla birlikte, Dünya Mahkemesi olarak da bilinen UAD'nin bu görüşü, gelecekteki iklim eylemlerinin seyrini belirleyecek nitelikte.
Karar öncesinde, iklim eylemi destekçileri UAD dışında toplanarak "Ne istiyoruz? İklim adaleti! Ne zaman istiyoruz? Şimdi!" sloganları attı. UAD'nin 15 yargıcının Lahey'deki bu müzakeresi bağlayıcı olmasa da, hukuki ve siyasi bir ağırlık taşıyacağı muhakkak. Gelecekteki iklim davalarının bu kararı göz ardı edemeyeceği belirtiliyor.
"İklim adaletinin tam kalbi"
Uluslararası Çevre Hukuku Merkezi kıdemli avukatı Joie Chowdhury, kararın "çok önemli, çünkü ele aldığı konuların kapsamı iklim adaletinin tam kalbine dokunduğu için zamanımızın en önemli hukuki kararlarından biri olabileceğini" ifade etti.
BM Genel Kurulu, yargıçların iki temel soruyu değerlendirmesini talep etmişti
Ülkelerin uluslararası hukuk uyarınca iklimi sera gazı emisyonlarından korumak için ne gibi yükümlülükleri var?
İklim sistemine zarar veren ülkeler için hukuki sonuçları nelerdir?
Paris Anlaşması konusunda tartışmalar sürüyor
Geçtiğimiz Aralık ayında UAD'de iki hafta süren duruşmalarda, Küresel Kuzey'in zengin ülkeleri, sorumluluklarının belirlenmesinde 2015 Paris Anlaşması da dahil olmak üzere mevcut iklim anlaşmalarının temel alınması gerektiğini savundu. Gelişmekte olan ülkeler ve küçük ada devletleri ise emisyonları azaltmak için daha güçlü, bazı durumlarda yasal olarak bağlayıcı önlemler alınmasını ve iklimi ısıtan sera gazlarının en büyük yayıcılarının mali yardım sağlamasını talep etti.
2015 Paris Anlaşması, 190'dan fazla ülkenin küresel ısınmayı 1.5 santigrat derece ile sınırlama çabalarını sürdürme taahhüdünü içeriyordu. Ancak anlaşma, küresel sera gazı emisyonlarının artışını durdurmakta yetersiz kaldı. BM'nin son "Emisyon Açığı Raporu"na göre, mevcut iklim politikaları 2100 yılına kadar endüstriyel öncesi seviyelerin 3 santigrat dereceden fazla ısınmasına yol açacak.
60 ülkede 3 bin dava
Şirketleri ve hükümetleri sorumlu tutan kampanya grupları, iklimle ilgili davaları yoğunlaştırdı. Haziran ayında Londra Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Araştırma Enstitüsü'nün verilerine göre, yaklaşık 60 ülkede 3 bine yakın dava açıldı.
Sonuçlar şu ana kadar karışık seyretse de, hukuk uzmanları UAD'nin bu kararının bir dönüm noktası olabileceğini belirtiyor. Pasifik Okyanusu'ndaki Vanuatu hükümetine davayı UAD'ye taşıması için lobicilik yapan hukuk öğrencilerinden Fijili Vishal Prasad, "Mahkeme, özellikle büyük emisyon yayıcılarının iklim eylemsizliğinin sadece bir politika hatası değil, uluslararası hukukun ihlali olduğunu teyit edebilir" dedi.
"Bağlayıcı uluslararası hukuku uyguluyor"
Avukatlar, UAD kararının teorik olarak göz ardı edilmesinin mümkün olsa da, ülkelerin genellikle bunu yapmaktan çekindiğini belirtiyor. Chowdhury, "Bu görüş, ülkelerin zaten taahhüt ettiği bağlayıcı uluslararası hukuku uyguluyor" ifadelerini kullandı.
Bu tarihi karar, iklim değişikliğiyle mücadelede devletlerin sorumluluklarına ilişkin yeni bir uluslararası standart oluşturarak, gelecek nesillerin yaşam kalitesi üzerinde önemli bir etki yaratabilir.
Kaynak: Gazete Oksijen
Biyo-robotlar ve "casus hamamböcekleri": Almanya savaşın doğasını yeniden keşfediyor
Avrupa'nın en değerli savunma girişimi Alman Helsing'in değerlemesi 12 milyar dolara ulaşırken, Başbakan Merz hükümeti YZ'yi savunma planlarının merkezine aldı. Bütçesini 175 milyar dolara çıkaran Almanya, "casus hamamböcekleri" gibi projelerle savaş alanını dönüştürmeyi hedefliyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Almanya, Ukrayna'daki savaşın tetiklediği yeni savunma anlayışıyla, askeri teknolojideki Yapay Zeka devrimine öncülük etmeye hazırlanıyor. Avrupa'nın en değerli savunma girişimı Helsing'in kurucu ortağı Gundbert Scherf'e göre, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali her şeyi değiştirdi, şirketinin değeri 12 milyar dolara fırladı. Scherf, Avrupa'nın, on yıllar sonra ilk kez savunma teknolojisi alımına ABD'den daha fazla harcama yaptığını vurguluyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in hükümeti, yapay zekayı savunma planlarının merkezine alırken, bürokrasiyi azaltarak girişimleri doğrudan orduyla buluşturmayı hedefliyor.
Ukrayna'nın en büyük destekçilerinden biri olan Almanya, 2029 yılına kadar düzenli savunma bütçesini yılda yaklaşık 175 milyar dolara yükselterek neredeyse üç katına çıkarmayı planlıyor.
Reuters, yirmiden fazla yönetici, yatırımcı ve siyasetçiyle yaptığı görüşmelerde, Avrupa'nın en büyük ekonomisi olan Almanya'nın kıtanın yeniden silahlanmasında nasıl merkezi bir rol oynamayı hedeflediği inceledi. Başbakan Friedrich Merz hükümeti, yapay zekayı ve girişim teknolojisini savunma planlarının anahtarı olarak görüyor ve girişimleri doğrudan askeri yetkililerle bir araya getirmek için bürokrasiyi azaltıyor.
"Avrupa'ya omurgasını geri kazandırmaya yardım etmek istiyoruz"
Nazi militarizminin travması ve savaş sonrası güçlü pasifist duruşu nedeniyle uzun süre temkinli bir savunma sektörü sürdüren Almanya, artık büyük bir dönüşüm içinde. ABD'nin askeri desteğinin belirsizleşmesi ve Ukrayna'ya verilen desteğin artmasıyla Almanya, savunma bütçesini 2029'a kadar yaklaşık 162 milyar avroya (175 milyar dolar)çıkararak neredeyse üç katına çıkarmayı planlıyor. Bu devasa bütçenin önemli bir kısmı, savaşın doğasını yeniden tanımlayacak yapay zeka ve yüksek teknoloji çözümlerine ayrılacak.
Helsing, bu yeni dalganın öncüsü. Şirket, tank benzeri YZ robotlarından insansız mini denizaltılara ve hatta savaş alanına uygun casus hamamböceklerine kadar son teknoloji ürünler geliştiriyor. Helsing'in kurucusu Gundbert Scherf, "Avrupa'ya omurgasını geri kazandırmaya yardım etmek istiyoruz" diyerek Almanya'nın bu alandaki kararlılığını ifade ediyor.
"Casus hamamböcekleri"
Almanya'da geliştirilen en dikkat çekici YZ destekli projelerden biri, bilim kurguyu andıran siber hamamböcekleri. Swarm Biotactics tarafından geliştirilen bu böcekler, üzerlerine monte edilen minyatür sırt çantaları sayesinde kameralarla gerçek zamanlı veri toplama yeteneğine sahip. Elektriksel uyarıcılar aracılığıyla insanların bu böceklerin hareketlerini uzaktan kontrol edebilmesi hedefleniyor.
Amaç, düşman pozisyonları gibi kritik bilgileri düşmanca ortamlarda sağlayarak gözetim faaliyetlerine yeni bir boyut kazandırmak. CEO Stefan Wilhelm, bu "biyo-robotların" bireysel olarak veya sürüler halinde otonom çalışabileceğini belirtiyor.
Almanya Silahlı Kuvvetleri'nin tedarik ajansı başkanı Annette Lehnigk-Emden, dronlar ve yapay zekayı Almanya'nın geliştirmesi gereken kritik alanlar olarak görüyor. Lehnigk-Emden, "Savaş alanına getirdikleri değişiklikler, makineli tüfek, tank veya uçağın tanıtımı kadar devrim niteliğinde" ifadelerini kullanıyor.
Yatırımlar hızlanıyor
Merz hükümeti, savunma sanayisindeki yenilikçi girişimlara destek olmak için bürokratik engelleri ortadan kaldırıyor. Yeni tedarik yasası taslağı, nakit sıkıntısı çeken girişimlerin ihalelere katılımını kolaylaştırmak için avans ödemelerini mümkün kılarken, ihalelerin Avrupa Birliği içindeki teklif verenlerle sınırlanmasına da olanak tanıyacak.
Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius'un otonom robot üreticisi ARX Robotics CEO'su Marc Wietfeld'e söylediği "Para artık bir bahane değil - artık var" sözü, Berlin'deki bu derin değişimi net bir şekilde ortaya koyuyor.
Üç savunma girişimi 1 milyar doların üzerinde
Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından Avrupa hükümetlerinin savunma harcamalarını artırması, yatırımcıları bu alanda fırsat aramaya itti. Avrupa'da şimdiden Helsing, Quantum Systems (Alman drone üreticisi) ve Portekizli Tekever gibi üç savunma girişimı 1 milyar doların üzerinde "unicorn" değerlemeye ulaştı. Risk sermayesi finansmanı, Avrupa savunma teknolojisinde 2022'deki 373 milyon dolardan 2024'te 1 milyar dolara yükseldi ve bu yıl daha da artması bekleniyor.
Almanya'nın mühendislik yeteneği ve otomotiv endüstrisindeki boş kapasiteler, bu yeni savunma sanayisi ekosistemini güçlendiriyor. Donaustahl gibi girişimlar, otomotiv sektöründen mühendisleri kendi bünyelerine çekerek, Almanya'nın güçlü KOBİ (Mittelstand) yapısını "kas" olarak kullanmayı hedefliyor.
Trump Avrupa silah sanayisini etkiliyor
Donald Trump'ın siyasi sahneye dönüşü ve Amerika'nın NATO taahhüdünü yeniden sorgulamasıyla birlikte Almanya, 2029 yılına kadar GSYİH'sının yüzde 3,5'ini savunma harcamalarına ayırma hedefine ulaşmayı taahhüt etti. Bu, çoğu Avrupalı müttefikten daha hızlı bir hedef.
Berlin'deki yetkililer, ABD şirketlerine güvenmek yerine bir Avrupa savunma endüstrisi geliştirmeye duyulan ihtiyacı ısrarla vurguluyor. Ancak Almanya'da ve daha geniş anlamda Avrupa'da endüstri şampiyonlarını büyütmenin önündeki engeller hala önemli.
ABD'nin aksine, Avrupa'da pazar parçalanmış durumda. Her ülkenin kendi tedarik standartları var. Dünyanın en büyük askeri harcaması yapan ABD'nin Lockheed Martin ve RTX gibi yerleşik savunma devleri ve uydu teknolojisi, savaş uçakları ve hassas güdümlü mühimmat gibi kilit alanlarda avantajı bulunuyor. Washington ayrıca 2015'ten bu yana askeri sözleşmelerin bir kısmını Shield AI, drone üreticisi Anduril ve yazılım şirketi Palantir gibi savunma teknoloji start-up'larına vererek onları desteklemeye başladı. Avrupa start-up'ları ise yakın zamana kadar hükümet desteğinden yoksun kalmıştı.
19 ülkenin bütçesi 180,1 milyar dolar
Ancak Aviation Week'in Mayıs ayında yaptığı bir analize göre, Türkiye ve Ukrayna da dahil olmak üzere Avrupa'nın en büyük 19 savunma harcaması yapan ülkesinin bu yıl askeri tedarik için 180,1 milyar dolar harcaması bekleniyor. Bu, ABD'nin 175,6 milyar dolarlık harcamasına kıyasla daha yüksek bir rakam. (Washington'ın toplam askeri harcaması ise daha yüksek kalmaya devam edecek.)
Almanya'nın güvenlik ve savunma sektörü birliği BDSV başkanı Hans Christoph Atzpodien, bir zorluğun askeri tedarik sisteminin yerleşik tedarikçilere yönelik olması ve yeni teknolojilerin gerektirdiği hızlı tempoya uygun olmaması olduğunu belirtti. Almanya Savunma Bakanlığı, tedariki hızlandırmak ve yeni teknolojileri Bundeswehr'e (Alman Silahlı Kuvvetleri) hızlı bir şekilde sunmak için start-up'ları daha iyi entegre etmek için adımlar attığını belirtti.
Kaynak: Gazete Oksijen
ABD, trans sporcuların kadın yarışmalarına katılmasını yasakladı
ABD Olimpik ve Paralimpik Komitesi (USOPC), trans kadınları spor müsabakalarına katılmaktan men etti. Gerekçe olarak Donald Trump’ın Şubat ayında yayınladığı “Erkekleri Kadın Sporlarından Uzak Tutmak” bildirisine uyum sağlamak gösterildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Olimpik ve Paralimpik Komitesi (USOPC), trans kadın sporcuların müsabakalarda kadınlar liginde yarışmasını yasakladı. Komite, trans sporcular hakkındaki yönetmeliğini Başkan Donald Trump’ın Şubat ayında imzaladığı “Erkekleri Kadın Sporlarından Uzak Tutmak” bildirisine uyum sağlamak adına değiştirdi.
ABD Olimpik ve Paralimpik Komitesi’nin (USOPC) yönetmelik değişikliğine dair açıklamasında "kadın sporcular için fırsat eşitliği" ve "güvenli yarışma koşulları sağlama" vurgusu yapıldı.
USOPC, sporcu güvenliği yönetmeliğini değiştirerek, internet sitesinde yaptığı açıklamada, “Elit spor dünyamızda, bu adalet unsurları, sporcu katılım ve fırsat eşitliklerini uzlaştırmamızı talep ediyor. Tüm cinsiyetler ve özellikle trans bireyler için bunu yapmanın tek yolu, ideoloji yerine gerçek verilere ve bilimsel kanıtlara dayanmaktır. Bu, Olimpiyat ve Paralimpik hareketler dahilinde, her spora ve disipline göre bilimsel temellere dayanan kararlar almamız anlamına geliyor.” ifadelerine yer verdi.
Başkan Donald Trump, Şubat ayında trans kadın sporcuların tüm spor müsabakalarından men edilmesini talep eden “Erkekleri Kadın Sporlarından Uzak Tutmak” bildirisini düzenlemişti.
ABC News’un haberine göre, Olimpik ve Paralimpik Komitesi Başkanı Gene Skyes ve CEO Sarah Hirshland, Trump’ın bildirisine atıfta bulunarak olay hakkında, “Federasyon tarafından yetkilendirilmiş bir örgüt olarak, federal beklentilere uymakla yükümlüyüz.” açıklaması yaptılar.
USOPC, “Kadınların sporda adil ve güvenli bir rekabet ortamına sahip olmalarını sağlamak adına”, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) ve Uluslararası Paralimpik Komitesi (IPC) gibi organizasyonların yanı sıra ulusal spor federasyonları ile birlikte çalışacağını duyurdu.
ABD Olimpik ve Paralimpik Komitesi (USOPC), ABD çapında her yaş grubu için spor müsabakalarının düzenlenmesi ve Olimpik ve Paralimpik Oyunlar’da Amerikalı ekiplerin denetlemesinden sorumlu.
Komite’nin kararının ardından ABD Eskrim Federasyonu, 1 Ağustos'tan itibaren yürürlüğe girecek olan cinsiyet yönetmeliğini güncelledi. Düzenleme gereği trans, non-binary ve interseks sporcular müsabakalarda sadece erkekler liginde yarışabilecek.
Amerika Birleşik Devletleri’nin, 2028 Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’na Los Angeles şehrinde ev sahipliği yapma hazırlıkları sürüyor. Trump, trans sporcuların 2028 Oyunları’nda ABD’yi temsil etmesine izin vermeyeceğini açıklamıştı.
Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) Cinsiyet yönetmelikleri geçtiğimiz yaz düzenlenen Paris Olimpiyat Oyunları’nda da büyük tartışma konusu olmuştu.
IOC’nin, testosteron seviyeleri normalin üzerinde test edilen Cezayirli kadın boksör İman Halif'in yarışmasına izin vermesi spor dünyasında ve sosyal medyada büyük tepki çekmiş, Uluslararası Boks Federasyonu sporcunun diskalifiye edilmesini istemişti.
Kaynak: Gazete Oksijen
Finbold raporu açıklandı: Trump döneminde günde 88 kişi Bitcoin milyoneri oldu
Finbold raporuna göre, Trump’ın ikinci döneminde günde 88 kişi Bitcoin milyoneri oldu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde kripto piyasalarında yaşanan yükseliş, Bitcoin sahiplerinin servetlerini katladı. Finbold’un yeni raporuna göre, 20 Ocak-20 Temmuz 2025 tarihleri arasında 15.841 yeni Bitcoin milyoneri ortaya çıktı. Bu artışla birlikte toplam Bitcoin milyoneri sayısı 192.205’e ulaşarak sadece 6 ayda yüzde 9 büyüdü.
Günde 88 kişi milyoner oldu
Rapor, günde ortalama 88 yeni Bitcoin milyonerinin ortaya çıktığını ve büyük yatırımcıların da ciddi kazançlar sağladığını ortaya koydu. Özellikle 10 milyon dolar (8,5 milyon euro) üzerinde Bitcoin bulunduran yatırımcıların kârı, aynı dönemde %16’dan fazla arttı.
Uzmanlar bu yükselişi, Trump yönetiminin kripto para sektörüne verdiği desteğe ve piyasaları saran iyimserliğe bağlıyor. Kasım 2024’teki seçim zaferinin ardından yalnızca 132.842 Bitcoin milyonerinin bulunduğuna dikkat çeken rapor, geçen 6 ayda 59.000’den fazla yeni milyonerin ortaya çıkmasının piyasa dinamizmini gösterdiğini vurguladı.
6 ayda kritik artış
Bu ivmenin ardında, Trump yönetiminin cesaretlendirdiği düzenleyici politikalar yatıyor. Hafta başında ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen ve “Genius” adı verilen ilk büyük kripto para yasası, sektöre uzun süredir beklenen yasal çerçeveyi sağladı. Düzenleme, vergilendirme, stabilcoin ihracı ve kurumsal saklama kuralları konusunda netlik getirerek piyasada büyük bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Finbold raporuna göre, Trump’ın ikinci döneminde günde 88 kişi Bitcoin milyoneri oldu. Yılın ilk 6 ayı için ise bu oran 15 bin kişinin üzerinde
Kaynak: Gazete Oksijen
Tarihte bir ilk: Bir ada ülkesinin yüzde 80'i iklim vizesine başvurdu
Pasifik ülkesi Tuvalu'da, halkın yüzde 80'inden fazlası Avustralya'nın sunduğu iklim vizesi için başvurdu. Avustralya'nın "dünyada türünün ilk örneği" olarak nitelendirdiği bu vize programı, Uluslararası Adalet Divanı'nın iklim adaleti konusunda vereceği kritik bir kararın hemen öncesinde geldi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Pasifik ulusu Tuvalu'da nüfusun yüzde 80'inden fazlası, yükselen deniz seviyeleri nedeniyle ülkenin kıyılarını yutmaya başlamasıyla Avustralya'dan çığır açan bir iklim vizesi talep ediyor. Yetkililerin Çarşamba günü açıkladığı rakamlara göre, Avustralya'nın "dünyada türünün ilk örneği" olarak nitelendirdiği iklim göçü anlaşması kapsamında her yıl Tuvalu vatandaşlarına vize sunuluyor.
Tuvalu Büyük Okyanus'ta, dokuz adet mercan adasından oluşan Polinezya ülkesidir. İngiliz Milletler Cemiyetine üye olup devlet başkanı olarak Birleşik Krallık kralını kabul eder. Tuvalu ayrıca BM üyesi en az nüfuslu ülke olma özelliğini taşır.
Avustralya Yüksek Komisyonu, başvuru sürecine 8 bin 750 kayıt geldiğini duyurdu. Bu rakam, ülkenin 2022 nüfus sayımına göre 10 bin 643 olan toplam nüfusunun yüzde 82'sine denk geliyor. Komisyon, bu program yılı için sadece 280 vize sunulduğunu ve bu nedenle birçok kişinin vize alamayacağını belirtti.
Gezegenin iklim tehdidi altındaki en hassas bölgelerinden biri olan Tuvalu'nun, bilim insanlarının tahminlerine göre önümüzdeki 80 yıl içinde yaşanmaz hale geleceği korkusu yaşanıyor. Takımadaların dokuz mercan adacığından ikisi şimdiden büyük ölçüde sular altında kalmış durumda.
Lahey'de tarihi iklim davası kararı
Bu çarpıcı rakamlar, Lahey'deki dünyanın en üst mahkemesi olan Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) ülkelerin iklim değişikliğini önlemek için sahip olduğu yasal yükümlülükleri ve kirleticilerin sonuçları için ödeme yapıp yapmaması gerektiğini belirleyen tarihi bir karar öncesinde açıklandı.
Pasifik ülkeleri tarafından açılan bu dava, dünya genelindeki yasalar üzerinde büyük etkilerle iklim adaletini yeniden şekillendirebilir. Mahkemenin vereceği görüşün, savunmasız ulusların küresel ısınmanın yıkıcı etkisiyle mücadelesine yardımcı olması bekleniyor.
Avustralya ve Tuvalu, Canberra'nın Çin'in bölgedeki genişleyen erişimini dengeleme çabalarının bir parçası olarak 2024 yılında çığır açan Falepili Birliği Anlaşması'nı imzaladı. Bu pakt kapsamında Avustralya, rastgele seçilecek Tuvalu vatandaşları için özel olarak ayrılmış yeni bir vize kategorisi açtı. Avustralya Dışişleri Bakanlığı, geçen ay yaptığı açıklamada, "Avustralya, iklim değişikliğinin, özellikle Pasifik bölgesindeki iklime karşı savunmasız ülkelerin ve insanların geçim kaynakları, güvenliği ve refahı üzerindeki yıkıcı etkisini kabul etmektedir. Bu, iklim etkileri kötüleştikçe onurla hareket etme yolu sağlayan, dünyada türünün ilk örneği bir anlaşmadır" ifadelerini kullandı. Anlaşma ayrıca Tuvalululara Avustralya'da yaşama, eğitim alma ve çalışma seçeneği sunuyor.
Tarihte ilk
Falepili Anlaşması, Avustralya'yı Tuvalu'yu doğal afetler, sağlık pandemileri ve "askeri saldırganlık" karşısında savunmaya da taahhüt ediyor. Tuvalu Başbakanı Feleti Teo o dönemde, "İlk kez, Tuvalu'nun büyük bir doğal afetle, sağlık pandemisiyle veya askeri saldırganlıkla karşılaştığında, talep üzerine Tuvalu'ya yasal olarak yardım etmeyi taahhüt eden bir ülke var" demişti. Teo ayrıca, "Yine, ilk kez, iklim değişikliğinin neden olduğu deniz seviyesi yükselişinin zararlı etkilerine rağmen Tuvalu'nun gelecekteki devletliğini ve egemenliğini yasal olarak tanımayı taahhüt eden bir ülke var" diye eklemişti.
Anlaşma aynı zamanda Avustralya'ya, Tuvalu'nun diğer ülkelerle imzalayacağı diğer savunma paktlarında söz sahibi olma hakkı tanıyor. Bu madde, Pasifik ulusunun egemenliğini teslim ettiği endişelerini gündeme getirmişti. Tuvalu, hala Pekin yerine Taipei ile resmi diplomatik ilişkilere sahip 12 devletten biri.
Kaynak: Gazete Oksijen
Trump, muhafazakarların desteğini kaybediyor: “Big beautiful bill” ve Epstein öfkeyi derinleştiriyor"
Son YouGov/The Economist anket verilerine göre, Donald Trump’ın muhafazakâr seçmenler arasındaki onay oranı istikrarlı bir düşüş gösterdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD'de muhafazakâr seçmenler uzun süredir, özellikle ön seçimlerde veya salıncak eyalet olarak bilinen ve küçük farkların büyük değişimler yaratabileceği yerlerde Donald Trump’ın siyasi gücünün temelini oluşturuyor. Ancak YouGov ve The Economist tarafından yapılan yeni bir ankete göre, Donald Trump’a yönelik muhafazakâr seçmen desteği son üç ayda istikrarlı bir düşüş yaşanıyor.
Mayıs ayında Trump, muhafazakârlar arasında yüzde 88 gibi yüksek bir onay oranına sahipti. Temmuz ayına gelindiğinde ise Trump'ı onaylayan muhafazakar seçmenleri oranı yüzde 81'e geriledi. Genel seçmen kitlesine bakıldığında ise Trump'ın görev onay oranı yüzde 64 ile son dönemin en düşük seviyesinde.
Newsweek'in haberine göre YouGov/The Economist anketinde kaydedilen bu istikrarlı destek erozyonu, 2026 ara seçimleri ve sonrasına dair bu temelde çatlaklar oluşabileceğine işaret ediyor.
Desteğin azalmasının temel nedeni ekonomik sıkıntılar
YouGov/The Economist anketine bu düşüşün temel nedeni ekonomik sorunlar. Muhafazakârlar arasında Trump’ın ekonomi yönetimine duyulan güven Haziran ve Temmuz aylarında yüzde 81’de sabit kalsa da, bu oran Mayıs ayındaki yüzde 85’ten hafif bir düşüş gösteriyor. Ancak burada esas konu geleceğe dair algıların karamsarlaşması. Mayıs ayında muhafazakârların yüzde 59’u ekonominin iyileştiğini söylerken, yalnızca yüzde 14’ü kötüye gittiğini düşünüyordu. Bu oran Haziran’da 50/15’e, Temmuz’da ise 53/17’ye düştü.
Trump’ın enflasyonla mücadelesine yönelik onay ise daha sert bir düşüş gösterdi. Mayıs ayında muhafazakârlar bu konuda yüzde 84’e yüzde 14 oranında destek verirken, Haziran’da oran 74/22’ye, Temmuz 18 itibarıyla ise 66/25’e geriledi yani yalnızca iki ayda net 29 puanlık bir düşüş yaşandı.
Bu olumsuz tablo, ABD'deki enflasyon artışıyla da örtüşüyor. Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi’ne (CPI) göre yıllık enflasyon Mayıs’ta yüzde 2.4 iken, Haziran’da yüzde 2.7’ye yükseldi. Aynı zamanda ABD vatandaşları da şu anda ortalama yüzde 18.7 gümrük vergisiyle karşı karşıya. Yale Budget Lab’e göre bu oran 1933’ten bu yana görülen en yüksek seviye. Bu artış, Trump’ın geniş kapsamlı gümrük tarifeleri politikasının doğrudan sonucu.
“Big beautiful bill” ve Epstein öfkeyi derinleştiriyor
Başkan Donald Trump'ın ikinci dönem gündeminin özünü oluşturan vergi ve harcama politikalarını içeren “Big Beautiful Bill” de (Büyük ve Güzel Yasa) muhafazakârlar nezdinde destek kaybetmeye başladı. Haziran ayında muhafazakârların yüzde 73’ü yasayı desteklerken, yüzde 18’i karşı çıkıyordu. Çoğunluk hâlâ destekliyor olsa da, bu destek yasa tasarısının içeriğine dair rahatsızlığı maskeliyor. Eleştirmenler, yasanın zenginlere vergi indirimi sağlarken Medicaid ve SNAP gibi sosyal yardım programlarında kesintilere yol açtığını savunuyor.
Trump’ın Jeffrey Epstein dosyasına yaklaşımı da muhafazakârlar arasında memnuniyetsizlik yaratıyor. Bu konudaki onay oranı yalnızca yüzde 44’te kalırken, yüzde 32’lik bir kesim açıkça onaylamadığını ifade ediyor. Dikkat çekici şekilde, muhafazakârların yüzde 55’i hükümetin Epstein davasında kanıtları örtbas ettiğine inanıyor; yüzde 77’si ise tüm belgelerin kamuoyuna açıklanması gerektiğini söylüyor.
Bu hoşnutsuzluk, Adalet Bakanlığı’nın geçtiğimiz hafta yayımladığı ve Epstein’ın 2019 yılında intihar ettiğini doğrulayan, ayrıca hükümetin elinde herhangi bir “müşteri listesi” bulunmadığını belirten not sonrasında arttı. Bu gelişme, Trump’a yakın bazı isimlerce yaygınlaştırılan komplo teorileriyle de çelişiyor. Trump’ın bu gelişmelerin ardından kendi destekçilerine “Demokratların uydurduğu bir aldatmacaya kandıkları” gerekçesiyle “zayıf” diyerek çıkıştığı ve daha sonra bu sözlerinden geri adım atarak Adalet Bakanı Pam Bondi’ye Epstein’a dair büyük jüri belgelerinin mühürlerini kaldırma sürecini başlatma talimatı verdiği bildirildi.
Göç karşıtlığı hala güçlü bir destek üretiyor
Trump, göçmenlik konusunda muhafazakârlardan diğer alanlara kıyasla daha iyi not almaya devam ediyor. Temmuz ayında muhafazakârların yüzde 85’i bu konudaki performansını onayladı. Bu oran Mayıs’taki yüzde 88’den çok az düşük. Haziran’daki yüzde 83’ten ise biraz yüksek. Bu durum, sınır dışı operasyonları, gözaltı merkezlerinin genişletilmesi ve rekor düzeyde düşük sınır geçişleri gibi ikinci dönem gündeminin hâlâ tabanında yankı bulduğunu gösteriyor.
Trump, ikinci döneminde göçmenlik denetimini agresif şekilde artırdı. Göçmen nüfusun yoğun olduğu şehirlerde baskınları artırdı, binlerce eski sınır dışı kararını yeniden devreye soktu. Güney sınırındaki yasa dışı geçişler geçen ay tarihi bir düşük seviyeye ulaştı. Ayrıca sınır güvenliği ve denetim operasyonları için milyarlarca dolarlık ek kaynak sağladı.
Hükümeti ayrıca Gümrük ve Göçmenlik Bürosu (ICE) tesislerini büyütmek ve büyük ölçekli geçici kamplar inşa etmek için 45 milyar dolar ayırdı. Florida’daki çadır kampı San Francisco açıklarında bir adada bulunan, ABD’nin en ünlü ve en güvenlikli eski federal hapishane gönderme ile “Alligator Alcatraz” lakabını aldı.
Algı olumsuza dönüyor
YouGov/The Economist’in son anketine göre muhafazakârların yüzde 69’u ABD’nin doğru yolda olduğunu düşünüyor — bu oran Mayıs’ta yüzde 75’ti.
12–14 Temmuz tarihlerinde yapılan Big Data Poll anketi de Trump’a seçmen desteğinin düştüğünü ortaya koyuyor: seçmenlerin yüzde 48’i Trump’ın performansını onaylarken, yüzde 49’u onaylamıyor.
Bu düşüş yılı başındaki tabloyla tezat oluşturuyor. Mayıs ayında Big Data Poll, Trump’a yönelik onayı yüzde 48, onaylamayanları yüzde 47 olarak ölçmüştü. Bu oran, Trump’ın göreve ikinci kez başladığı ve onay oranının yüzde 56, onaylamama oranının ise yüzde 37 olduğu Ocak ayında kaydedilen en yüksek seviyelerden net bir düşüş anlamına geliyor.
Bu genel gerileme diğer büyük anketlerde de görülüyor. 13–18 Temmuz tarihleri arasında 1.935 kişiyle yapılan Atlas Intel anketine göre Trump’ın onay oranı yüzde 44’e geriledi (geçen ay yüzde 45 idi), onaylamayanların oranı ise yüzde 55’e çıktı.
En sert düşüş ise YouGov/CBS News’in 16–18 Temmuz tarihleri arasında yaptığı ankette görüldü: Trump’ın onayı yüzde 42’ye düşerken, onaylamama oranı yüzde 58’e ulaştı. Bu oran, Trump’ın ikinci döneminde şimdiye kadar herhangi bir ulusal ankette aldığı en düşük onay seviyesi olarak kaydedildi.
Kaynak: Gazete Oksijen
Columbia Üniversitesi, "Yahudi öğrencileri koruyamadığı" gerekçesiyle 200 milyon dolar ödeyecek
Columbia Üniversitesi Rektörlük Ofisinden yapılan açıklamada, ayrımcılık karşıtı yasaların ihlaline ilişkin yürütülen çok sayıda soruşturmanın sonuçlandırılması amacıyla hükümetle uzlaşmaya varıldığı belirtildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD'deki Columbia Üniversitesi, "Yahudi öğrencileri koruyamadığı" suçlamalarını kabul ederek Başkan Donald Trump yönetimine 200 milyon dolar ödemeyi kabul ettiğini açıkladı.
Columbia Üniversitesi Rektörlük Ofisinden yapılan açıklamada, ayrımcılık karşıtı yasaların ihlaline ilişkin yürütülen çok sayıda soruşturmanın sonuçlandırılması amacıyla hükümetle uzlaşmaya varıldığı belirtildi.
Üniversite yönetiminin "Yahudi öğrencileri koruyamadığı" öne sürülen açıklamada, kurumda reforma ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.
Açıklamada, Columbia'nın üç yıl içinde hükümete 200 milyon dolar ödeyeceği, ayrıca ABD Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu (EEOC) tarafından yürütülen soruşturmanın da 21 milyon dolar karşılığında sonlandırılmasını kabul ettiği bildirildi.
Anlaşma kapsamında Columbia Üniversitesinin, öğrenci ve akademik personel alımı ile kurum içindeki karar alma süreçlerinde yeniden bağımsızlık elde edeceği kaydedildi.
Ayrıca Columbia, Mart 2025'te iptal edilen federal fonlarının büyük çoğunluğunu yeniden alabilecek.
Trump, anlaşmadan memnun
Trump, Truth Social hesabından konuya ilişkin yaptığı paylaşımda, Columbia Üniversitesi ile tarihi bir anlaşmaya varmış olmaktan mutluluk duyduğunu belirtti.
Columbia Üniversitesinin, ABD hükümetine 200 milyon dolar ceza ödemeyi kabul etiğini aktaran Trump, Yahudi öğrenci ve çalışanları savundu.
Columbia Üniversitesindeki protestolar
Columbia Üniversitesinde Filistin destekçisi öğrenciler, 16 Nisan 2024'te okulun İsrail'in Gazze'deki saldırılarını ve işgalini destekleyen şirketlere devam eden finansal yatırımlarını protesto amacıyla kampüsün bahçesinde oturma eylemi başlatmış ve Gazze Dayanışma Kampı adıyla çadır kurmuştu.
Gösterilerin ikinci gününde dönemin rektörü Minouche Shafik'in talebi üzerine kampüse giren polis, 108 öğrenciyi gözaltına almıştı.
Daha sonra 29 Nisan 2024'te okul yönetimi ile müzakerelerin çıkmaza girmesi üzerine öğrenciler, okulun tarihi Hamilton Hall binasına girmiş, bir gün sonra okul yönetiminin talebi üzerine polis ekipleri öğrencilere müdahale ederek binayı boşaltmıştı. Polis, onlarca öğrenciyi gözaltına alırken bahçedeki çadır kampını da dağıtmıştı.
Donald Trump yönetimi, 7 Mart'ta Columbia Üniversitesinin 400 milyon dolarlık fonunu, "antisemitizmle mücadelede eksiklik" gösterdiği gerekçesiyle iptal etmişti.
22 Mart'ta ise üniversite, Trump'ın talepleri doğrultusunda okulun antisemitizmin tanımının yeniden gözden geçirileceğini, İsrail ve Yahudi Çalışmaları Enstitüsü kadrosunun genişletileceğini duyurmuştu.
Columbia Üniversitesinde başlayan Filistin'e destek gösterileri, ülkede 50'den fazla üniversiteye de yayılmış, gösterilerde polis, çoğu öğrenci ve fakülte görevlisi 3 bin 100'den fazla kişiyi gözaltına almıştı.
Kaynak: AA
Tayland-Kamboçya arasında sıcak çatışma: F-16 savaş uçakları askeri karargahı vurdu
Tayland ordusu, tartışmalı sınır hattında Kamboçya’ya ait bir hedefi F-16 ile vurdu. İki sivil hayatını kaybetti, 40 bin kişi tahliye edildi. İki ülke karşılıklı suçlamalarda bulundu. İki tarafın da askeri güçleri arasında çatışma başladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Tayland ile Kamboçya arasındaki sınır anlaşmazlığı haftalardır artan gerilimin ardından perşembe günü silahlı çatışmaya dönüştü. Tayland ordusu, tartışmalı sınır hattı boyunca konuşlandırdığı altı F-16 savaş uçağından birinin Kamboçya içinde bir askeri hedefi vurduğunu açıkladı. Her iki ülke de çatışmayı karşı tarafın başlattığını öne sürdü.
Tayland ordusu sözcü yardımcısı Richa Suksuwanon, “Askeri hedeflere yönelik hava gücü kullanımımız planlandığı şekilde gerçekleşti,” dedi. Olayın ardından Tayland, Kamboçya ile olan sınır kapılarını kapattı.Kamboçya Savunma Bakanlığı ise jetlerin bir yola iki bomba bıraktığını duyurarak, Tayland’ın “Kamboçya’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne karşı işlediği pervasız ve vahşi askeri saldırıyı” sert bir dille kınadı.
Olaylar nasıl başladı?
Gerilim, çarşamba akşamı Tayland’ın Kamboçya Büyükelçisini geri çağırması ve Bangkok’taki Kamboçya elçisini sınır dışı edeceğini açıklamasıyla tırmandı. Tayland, tartışmalı bölgede son dönemde yerleştirildiğini iddia ettiği mayınlardan birinin patlaması sonucu bir askerinin ayağını kaybettiğini öne sürdü. Bu, bir hafta içinde meydana gelen ikinci mayın vakasıydı.
Tayland Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Kamboçya birliklerinin perşembe sabahı ağır topçu ateşiyle Tayland’a ait bir askeri üssü ve sivil bölgeleri aralarında bir hastanenin de bulunduğu alanları hedef aldığı belirtildi. Saldırılar sonucu sivil can kayıplarının yaşandığı bildirildi.
Bakanlık, “Kraliyet Tayland Hükûmeti, Kamboçya’nın saldırgan tavrı ve egemenlik ihlallerine devam etmesi hâlinde, meşru müdafaa tedbirlerimizi artırmaya hazırdır,” ifadelerine yer verdi.
Çatışmaların yaşandığı Tayland’ın Surin sınır eyaletinde halk, beton bloklar ve kum torbalarıyla güçlendirilmiş sığınaklara kaçtı. TPBS kanalına konuşan ismi açıklanmayan bir kadın, patlama ve silah sesleri eşliğinde “Kaç el ateş edildi, sayamıyorum bile,” dedi.
Kamboçya Dışişleri Bakanlığı ise Tayland’ın hava saldırılarını “nedensiz” olarak nitelendirdi ve Tayland’ı kuvvetlerini geri çekmeye ve gerilimi daha da tırmandıracak eylemlerden kaçınmaya çağırdı.
Yüzyıllık sorun
Tayland ve Kamboçya, 817 kilometrelik kara sınırının çeşitli noktalarında yüzyılı aşkın süredir egemenlik mücadelesi veriyor. Bu anlaşmazlık, zaman zaman çatışmalara yol açtı. 2011 yılında bir hafta süren topçu atışlarında en az bir düzine kişi hayatını kaybetmişti.
Son gerilim, Mayıs ayında bir Kamboçya askerinin kısa süreli bir silahlı çatışmada öldürülmesiyle yeniden alevlendi. Bu olay, diplomatik krize dönüşerek silahlı çatışmalara kadar uzandı.
Mayın gerilimi ve son gelişmelerle bağlantısı
Perşembe günü erken saatlerde çatışmalar, Tayland’ın başkenti Bangkok’a yaklaşık 360 kilometre uzaklıktaki Ta Moan Thom tapınağı yakınlarında patlak verdi. Surin eyaletine bağlı Kabcheing ilçesi yetkilisi Sutthirot Charoenthanasak, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Top mermileri insanların evlerine isabet etti,” dedi. Olayda iki sivilin hayatını kaybettiği, sınır hattındaki 86 köyden 40 bin sivilin tahliye edildiği bildirildi.
Tayland ordusu, Kamboçya’nın önce bir keşif İHA’sı gönderdiğini, ardından ağır silahlarla asker sevk ettiğini duyurdu. Kamboçya birliklerinin ateş açması sonucu iki Tayland askerinin yaralandığı bildirildi. Tayland, Kamboçya’nın çok sayıda silah kullandığını, bunlar arasında roketatarların da bulunduğunu açıkladı.Kamboçya Savunma Bakanlığı ise Tayland birliklerinin "provokatif bir şekilde" kendi topraklarına girdiğini ve Kamboçya askerlerinin meşru müdafaada bulunduğunu savundu.
Tayland Başbakan Vekili Phumtham Wechayachai, durumun son derece hassas olduğunu belirterek, “Uluslararası hukuka uygun hareket edeceğiz,” dedi.
Telefon konuşması sızdırıldı
Gerilimi yumuşatmak amacıyla Tayland Başbakanı Paetongtarn Shinawatra’nın Kamboçya’nın etkili eski başbakanı Hun Sen ile yaptığı ve detayları sızdırılan telefon görüşmesi, Tayland’da siyasi krize yol açtı. Görüşmenin ardından Shinawatra, Anayasa Mahkemesi tarafından görevinden uzaklaştırıldı.Hun Sen ise Facebook’tan yaptığı açıklamada, Tayland ordusunun Kamboçya’nın iki vilayetini top atışına tuttuğunu yazdı.
Tayland, bu hafta içinde Kamboçya’yı, tartışmalı bölgeye yeni kara mayınları yerleştirmekle suçladı. Kamboçya ise suçlamayı reddederek, söz konusu Tayland askerlerinin çatışmaların yaşandığı bölgede önceden döşenmiş eski mayınlara bastığını savundu.
Kamboçya, iç savaş döneminden kalma milyonlarca kara mayınıyla hala mücadele ediyor. Tayland ise mayınların son dönemde yerleştirildiğinde ısrarcı. Kamboçya ise bu iddiayı “asılsız” olarak nitelendiriyor.
Trump'tan yapay zeka şirketlerinin önünü açacak kararnamelere imza
ABD Başkanı Trump, yapay zeka konulu bir oturumda, ülkesindeki teknolojik gelişmeleri ve Çin'le ABD arasındaki yapay zeka yarışını değerlendirdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Yapay zeka yarışında Çin'i geride bırakarak yarışı kazanmaları gerektiğini söyleyen ABD Başkanı Donald Trump, bu alandaki şirketlerin önünü önemli ölçüde açacak 3 başkanlık kararnamesine imza attı. İmzaladığı kararnamelerin Amerikan firmalarına Çinli firmalar karşısında avantaj sağlayacağını savunan Trump "Yapay zeka yarışında Çin'in önemli ölçüde önündeyiz" ifadesini kullandı.
ABD Başkanı Trump, yapay zeka alanında Çin'le girdikleri küresel rekabeti kesinlikle kazanmaları gerektiğini ve bunun için söz konusu 3 kararnameyi imzaladığını dile getirdi.
Trump, "Bu harika insanlar, Amerika'nın dünya standartlarında altyapısını korumak için ülkemizin gerçekten işleyişini sağlıyorlar. Federal izinlerin hızlandırılması, incelemelerin kolaylaştırılması ve tüm büyük yapay zeka altyapı projelerinin inşaatının hızlandırılması için mümkün olan her şeyi yapmak üzere bu başkanlık kararnamelerini imzalıyoruz." diye konuştu.
ABD'nin teknolojik üstünlüğünü sürdürmesinin yapay zeka alanındaki gelişmelerle doğrudan ilgili olduğunu anlatan Trump, bu alanda çalışan şirketlere büyük iş düştüğünü ve kendilerinin bu firmalara büyük yatırım kolaylığı sağlayacaklarını vurguladı.
ABD'nin yapay zeka eylem planı
Beyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump'ın ocak ayında imzaladığı kararname doğrultusunda "Yapay Zeka Eylem Planı"nı dün açıklamıştı.
Yapay zeka yarışını kazanmanın Amerikan halkı için refahı, ekonomik rekabet gücünü ve ulusal güvenliği kapsayan yeni bir altın çağ başlatacağına vurgu yapılan açıklamada, planın adımlarının 3 temel başlık altında ve 90’ı aşkın federal politika eylemiyle ortaya konduğu belirtilmişti.
Açıklamada, bu temel başlıkların "inovasyonun hızlandırılması", "Amerikan yapay zeka altyapısının inşası" ve uluslararası diplomasi ve güvenlikte liderlik" olduğu aktarılmıştı.
Yapay Zeka Eylem Planı'ndaki öne çıkan politikalara değinilen açıklamada, Amerikan yapay zekasının ihracı, veri merkezlerinin hızla kurulmasının teşviki, inovasyon ile uygulamanın önünün açılması ve modellerde ifade özgürlüğünün korunması gibi politikalara işaret edilmişti.
Yapay zeka ve kripto çarı David Sacks ise yapay zekanın, küresel ekonomiyi dönüştürme ve dünyadaki güç dengesini değiştirme potansiyeline sahip devrim niteliğinde bir teknoloji olduğuna dikkati çekmişti.
First Lady'nin 'erkek doğduğunu' iddia etmişti: Macron çiftinden Candace Owens’a 'iftira davası'
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron, sosyal medya fenomeni Candace Owens’ın First Lady hakkında “erkek olarak doğdu” iddiaları ve diğer asılsız komplo teorileri nedeniyle Delaware Yüksek Mahkemesi’nde 22 maddelik iftira davası başlattı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile eşi Brigitte Macron, sosyal medya fenomeni Candace Owens’a Brigitte Macron’un “erkek doğduğu” iddiaları ve diğer asılsız komplo teorileri nedeniyle Delaware Yüksek Mahkemesi’nde iftira davası açtı.
Dava, 23 Temmuz’da ABD’nin Delaware eyaletindeki mahkemede kayıt altına alındı. Başvuruda, Owens’ın Mart 2024’ten bu yana podcast’lerinde ve sosyal medya hesaplarında “tuhaf, iftira niteliğinde ve gerçek dışı kurgular” yaydığı; bunların başında First Lady Brigitte Macron’un Jean-Michel Trogneux adıyla erkek olarak dünyaya geldiği iddiasının yer aldığı vurgulandı. Oysa Jean-Michel Trogneux, Brigitte Macron’un erkek kardeşinin adı.
Macron çiftinin avukatları, Owens’a sözlerini geri çekmesi için defalarca çağrıda bulunduklarını; ancak iddiaların devam etmesi üzerine hukuki süreci başlatmaktan başka çare kalmadığını açıkladı. Dava dilekçesinde, Owens’ın bu kampanyasının “açıkça ailelerini ve itibarlarını hedef alarak taciz ve acı çektirmeye, dikkat çekmeye ve saygınlıklarını zedelemeye yönelik” olduğu kaydedildi.
22 suçlama ve “kötü niyet” şartı
Dava dosyasında Owens’a yöneltilen 22 suçlama arasında Brigitte Macron’un kimliğini çalarak cinsiyet değiştirdiği, çiftin akraba olup ensest ilişki yaşadığı ve Emmanuel Macron’un CIA destekli bir zihin kontrol programıyla (MKUltra) Fransa Cumhurbaşkanı yapıldığı iddiaları da bulunuyor. Tazminat miktarı açıklanmazken, ABD’deki “actual malice” (gerçek kötü niyet) standardı gereği, Macron çiftinin bu iddiaların yanlış olduğunu bilerek yayıldığını kanıtlaması gerekecek.
Candace Owens, dava hakkında “Bu tamamen saçmalık” açıklaması yaparken, Macron çiftinin başvurusunu “çaresiz bir PR stratejisi” olarak nitelendirdi. Owens, yaklaşık 7 milyon takipçili X hesabında ve “Brigitte Olmak” adlı video serisinde iddialarını düzenli olarak sürdürüyor.
Daha önce de açılan dava
Brigitte Macron, benzer komplo teorileri nedeniyle daha önce Fransa’da da dava açmıştı. Eylül 2024’te Paris’te iki kadın Amandine Roy ve Natacha Rey’e iftira nedeniyle tazminat cezası verilmiş, ancak temmuz başında temyiz sürecinde mahkeme kararı bozmuştu. Macron ailesi, bu davanın da yeniden görülmesini bekliyor.
Owens’ın arka planı
İngiliz-Amerikalı sosyal medya figürü Candace Owens, Turning Point USA ve Daily Wire gibi muhafazakar kuruluşlarda çalışmasının ardından bağımsız podcast yayınlarına başladı. Covid-19 aşıları, Holokost ve Ay’a iniş gibi tarihi olayların arkasında komplo teorileri olduğunu öne sürmesiyle tanınıyor. İngiliz iş insanı George Farmer ile evli olan Owens, İngiltere’de Lordlar Kamarası üyesi Baron Michael Farmer’ın gelini konumunda.
Amasız fakatsız': İtalya'da kadın cinayetlerine yönelik tasarı Senato'dan geçti
İtalya’da son bir yılda 113 kadının öldürülmesi üzerine, femicide’i bağımsız suç sayan ve failine koşulsuz ömür boyu hapis cezası öngören yasa tasarısı, Senato’da oy birliğiyle kabul edilerek yasalaşma yolunda ilk onayını aldı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İtalya’da son bir yılda 113 kadının öldürülmesi üzerine harekete geçen hükümet, kadın cinayetlerini ayrı bir suç olarak tanımlayan ve bu suçu işleyenlere “amasız fakatsız” ömür boyu hapis cezası getiren yasa tasarısını Senato’dan oy birliğiyle geçirdi.
23 Temmuz 2025’teki oylamada, 200 sandalyeli mecliste 161 lehte, 0 aleyhte oy kullanıldı; bu sonuçla tasarı, yasalaşma yolundaki ilk engeli aşmış oldu.
Tasarıda yer alan maddeler
Bağımsız Suç Tanımı: Tasarı, “bir kadının, cinsiyeti veya bu nedenle hak, özgürlük ve kişiliğinin bastırılması amacıyla öldürülmesi” halini femicide (kadın cinayeti) olarak tanımlıyor.
Ömür Boyu Hapis: Sadece kadın olduğu için nefret ya da ayrımcılık içeren saiklerle işlenen cinayetlerin failine şartlı salıverme imkânı tanımayan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası öngörülüyor.
İçerde Ayrıcalıklara Kısıtlama: Kadın cinayeti hükümlüleri için cezaevi ortamında eskisine kıyasla daha sıkı denetim ve ayrıcalık kısıtlamaları getiriliyor.
Eğitim ve Farkındalık: Cinsiyete dayalı şiddetle mücadele kapsamında kamu ve özel sektörde eğitim faaliyetleri ile toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik yükümlülükler güçlendiriliyor.
İtalya kadın cinayetlerini en ağır şekilde düzenleyen ilk ülkeler arasında
Mart ayında, kamuoyunda büyük tepki toplayan bir dizi kadın cinayeti sonrası Başbakan Giorgia Meloni liderliğindeki sağ koalisyon hükümeti, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde bu tasarıyı kamuoyuna duyurmuştu. Meclis’in alt kanadı Temsilciler Meclisi’nden de onay alması durumunda tasarı, yürürlüğe girerek İtalya’yı konuyu yasalarla en ağır şekilde düzenleyen ilk ülkeler arasında konumlandıracak.
'Önemli bir kilometre taşı'
Senato’daki oylamadan hemen sonra yazılı bir açıklama yapan Başbakan Meloni, “İtalya bu alanda öncü bir adım atıyor; kabul edilemez bu toplumsal yarayı sarma yolunda önemli bir kilometre taşı” ifadelerini kullandı. Meloni, hem iktidar hem de muhalefet partilerinin uzlaşı içindeki desteğine teşekkür ederek, Temsilciler Meclisi’ndeki sürecin de hızla tamamlanmasını umduğunu belirtti.
Cinsiyete dayalı şiddetle mücadelede yeni dönem
İtalya’daki kadın cinayetleri oranları, son yıllarda Avrupa’nın en yüksek seviyelerinden biri olarak dikkat çekiyor. Resmî verilere göre geçen yıl ülkede 113 kadın öldürüldü; şiddet döngüsünü kırmak ve caydırıcılığı artırmak amacıyla hazırlanan bu tasarı, benzerleri arasında en ağır ceza seçeneklerini sunuyor. Tasarının yasalaşması hâlinde, sadece cezai yaptırım değil, toplumsal eğitim ve farkındalık projeleriyle de kadın güvenliğinde kalıcı bir iyileşme hedefleniyor.
Kaynak: AA
Pezeşkiyan, başkentin taşınması önerisini yineledi: Tahran'ın gerçekten suyu yok
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Tahran'daki su krizinin ciddi boyutlarda olduğunu belirterek, "Tahran'ın gerçekten suyu yok, böyle devam ederse halka su sağlayamayacağız" dedi. Başkentin taşınması önerisini yineleyen Pezeşkiyan, "Bazıları eleştirmişti ama böyle devam etme imkanımız yok" diye konuştu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, başkent Tahran'daki su sıkıntısının mevcut hızıyla devam etmesi ve çözüm üretilmemesi halinde halka su ulaştırmanın imkansız hale geleceğini belirterek, başkentin Tahran'dan taşınması görüşünü yeniden dile getirdi. Tahran'da reformist kanadın çatı kuruluşu Reform Cephesi üyelerini kabul ettiği toplantıda konuşan Pezeşkiyan, Tahran'daki su krizine değindi.
"Böyle devam ederse halka su sağlayamayacağız"
Bu yüzden Tahran'ın bugün tatil edildiğini anlatan Pezeşkiyan, "Enerji dengesizliği ciddi aşamadadır. Tahran'ın gerçekten suyu yok ve eğer böyle devam ederse halka su sağlayamayacağız" dedi. Başkentin Tahran'dan taşınması görüşünü yeniden dile getiren Pezeşkiyan, "Ben daha önce başkenti taşımamız gerektiğini söylemiştim. Bazıları beni eleştirmişti ancak bu şekilde devam etme imkanımız yok" ifadelerini kullandı. İran'da devam eden kuraklık nedeniyle barajlardaki su seviyesinin düştüğü bildirilmişti. Tahran Eyaleti Su İdaresi'nden 20 Temmuz'da yapılan açıklamada, Tahran'a su sağlayan barajlardaki rezervlerin son yüz yılın en düşük seviyesine ulaştığı uyarısında bulunularak, halka tasarruf çağrısı yapılmıştı.
Kaynak: AA
Wall Street Journal yazdı: Adalet Bakanlığı Trump'a Epstein dosyalarında adının geçtiğini bildirdi
ABD Adalet Bakanlığı yetkililerinin, mayıs ayında Başkan Donald Trump'a, isminin, kız çocuklarına cinsel istismar ve fuhuş ağı oluşturmaktan tutuklu yargılanırken ölü bulunan Jeffrey Epstein'a ilişkin soruşturma belgelerinde birden fazla kez geçtiğini bildirdiği öne sürüldü
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin konuyla ilgili bilgi sahibi yetkililere dayandırdığı haberinde, bakanlık yetkililerinin, Epstein'la alakalı belgeleri incelediği esnada Trump'ın ismine defalarca rastladığı ileri sürüldü.
Haberde, Adalet Bakanı Pam Bondi ile yardımcısının bu durumu mayıs ayında Beyaz Saray'da düzenledikleri toplantı aracılığıyla Trump'a ilettiği iddia edildi.
Toplantı kapsamında çok sayıda üst düzey yetkilinin de belgelerde isminin geçtiği ve bu bilginin Trump'la paylaşıldığı belirtildi.
Haberde, bakanlık yetkililerinin, belgelerde birçok kişi hakkında yer alan ifadelerin, doğruluğu teyit edilmemiş duyumlar olduğunu da Trump'a ilettiği öne sürüldü.
Habere göre, aynı toplantıda, belgelerde çocuk istismarı içeren görüntüler ve mağdurların kişisel bilgileri yer aldığı için Adalet Bakanlığı'nın soruşturmaya ilişkin daha fazla belge yayımlamayı planlamadığı da Trump'a iletildi.
Trump'ın, bu karara saygı duyduğunu ve Adalet Bakanlığı'nın bu yöndeki tutumuna müdahale etmeyeceğini söylediği öne sürüldü.
Beyaz Saray yalanladı
Beyaz Saray, Wall Street Journal gazetesinin ABD Başkanı Donald Trump hakkında yayınladığı haber hakkında açıklama yaptı.
Beyaz Saray İletişim Direktörü Steven Cheung, Adalet Bakanlığı'nın geçtiğimiz mayıs ayında Trump'a Epstein dosyalarında adının geçtiğini bildirdiğine dair Wall Street Journal tarafından yayınlanan haberi yalanlayarak, haberin Trumpa’a karşı yapılan "yalan haberlerin" devamı olduğunu söyledi. Cheung yaptığı açıklamada, "Bu, Demokratlar ve liberal medya tarafından uydurulan yalan haberlerin devamından başka bir şey değildir" dedi.
Ne olmuştu?
En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Jeffrey Epstein, tutuklu bulunduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.
Açıklanan Epstein dava dosyalarında, aralarında Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile son günlerde kamuoyunda "Epstein dosyaları" olarak bilinen belgelere yönelik yürüttüğü incelemeyle gündeme gelmişti. Adalet Bakanı Pam Bondi, Epstein'e ait binlerce görüntünün incelendiğini aktarmıştı.
İnceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan bir "müşteri listesi"nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığı; aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein’ın ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığı açıklanmıştı.
ABD'li gazeteci Tucker Carlson da, Epstein'in, "İsrail için çalıştığını, başkent Washington'da herkesin aynı şekilde düşündüğünü ancak açıkça söyleyemediğini" iddia etmişti.
WSJ ise, Epstein'ın kız arkadaşı Ghislaine Maxwell'in, Epstein'in 50'nci doğum günü vesilesiyle tanıdıklarından ona yönelik bir mektup yazmasını istediğini, bu mektuplardan birinin de Trump'a ait olduğunu iddia etmişti.
Yorumlar