22
- mutlunecmettin
- 22 Ağu 2025
- 37 dakikada okunur
Powell, faiz indirimine kapı araladı: Değişen risk dengesi, politika duruşumuzu ayarlamamızı gerektirebilir
Fed Başkanı Powell, istihdama yönelik aşağı yönlü risklerin arttığına işaret ederek, temel görünüm ve değişen risk dengesinin politika duruşunu ayarlamalarını gerektirebileceğini ifade etti.
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Kansas City Fed'in ev sahipliğinde Wyoming eyaletinde düzenlenen Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu'nda yaptığı konuşmada, para politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında faiz indirimine kapı aralayan Powell, "Politikanın kısıtlayıcı bölgede olmasıyla birlikte temel görünüm ve değişen risk dengesi, politika duruşumuzu ayarlamamızı gerektirebilir. dedi.
"Politikaların ekonomi üzerindeki kalıcı etkilerinin ne olacağı konusunda belirsizlik var"
ABD ekonomisinin yıl boyunca ekonomik politikalardaki kapsamlı değişiklikler bağlamında direnç gösterdiğini belirten Powell, iş gücü piyasasının maksimum istihdama yakın seyrettiğini ve enflasyonun hala biraz yüksek olsa da Covid-19 salgını sonrası zirvelerinden önemli ölçüde düştüğünü söyledi. Powell, bu yıl ekonominin yeni zorluklarla karşı karşıya kaldığına işaret ederek, önemli ölçüde yükselen tarifelerin küresel ticaret sistemini yeniden şekillendirdiğini, daha sıkı göç politikasının iş gücü büyümesinde ani bir yavaşlamaya yol açtığını ve uzun vadede, vergi, harcama ve düzenleyici politikalardaki değişikliklerin ekonomik büyüme ve verimlilik üzerinde de önemli etkileri olabileceğini anlattı. Fed Başkanı Powell, "Tüm bu politikaların nihayetinde nereye varacağı ve ekonomi üzerindeki kalıcı etkilerinin ne olacağı konusunda önemli bir belirsizlik var" diye konuştu.
"İş gücü piyasası dengede görünse de bu ilginç bir denge"
Genel olarak iş gücü piyasası dengede görünse de bunun hem iş gücü arzında hem de talebinde belirgin bir yavaşlamadan kaynaklanan "ilginç" bir denge türü olduğuna dikkati çeken Powell, "Bu olağan dışı durum, istihdama yönelik aşağı yönlü risklerin arttığını gösteriyor. Ve bu riskler gerçekleşirse, hızla artan işten çıkarmalar ve yükselen işsizlik şeklinde kendini gösterebilir." değerlendirmesinde bulundu. Powell, ülke ekonomisinin büyümesinin ise yılın ilk yarısında önemli ölçüde yavaşladığını, büyümedeki düşüşün büyük ölçüde tüketici harcamalarındaki yavaşlamayı yansıttığını aktardı.
Fed Başkanı Powell, iş gücü piyasasında olduğu gibi büyümedeki yavaşlamanın bir kısmının muhtemelen arz veya potansiyel üretimdeki yavaş büyümeyi yansıttığını ifade etti.
"Tarifelerin tüketici fiyatları üzerindeki etkileri artık net bir şekilde görülüyor"
Enflasyon cephesinde ise yüksek tarifelerin bazı mal kategorilerindeki fiyatları artırmaya başladığını belirten Powell, "Tarifelerin tüketici fiyatları üzerindeki etkileri artık net bir şekilde görülüyor" dedi. Powell, bu etkilerin gelecek aylarda birikmesini beklediklerini ancak zamanlama ve miktar konusunda yüksek bir belirsizlik olduğunu kaydetti. Para politikası açısından önemli olan sorunun bu fiyat artışlarının devam eden bir enflasyon sorunu riskini önemli ölçüde artırıp artırmayacağı olduğunu aktaran Powell, makul bir senaryonun bu etkilerin nispeten kısa süreli olacağı, yani fiyat seviyesinde tek seferlik bir değişim yaşanacağı yönünde olduğunu ifade etti.
Powell, tarife artışlarının tedarik zincirleri ve dağıtım ağlarına yansımasının zaman alacağını, tarife oranlarının da değişmeye devam ettiğini ve bunun uyum sürecini potansiyel olarak uzattığını aktardı. Tarifelerden kaynaklanan yukarı yönlü baskının daha kalıcı bir enflasyon dinamiğini tetiklemesinin de mümkün olduğunu belirten Powell, bunun değerlendirilmesi ve yönetilmesi gereken bir risk olduğunu dile getirdi. Powell, "Ne olursa olsun, fiyat seviyesindeki tek seferlik bir artışın sürekli bir enflasyon sorunu haline gelmesine izin vermeyeceğiz" ifadesini kullandı.
Fed Başkanı Powell, kısa vadede, enflasyon risklerinin yukarı yönlü, istihdam risklerinin ise aşağı yönlü, bunun zorlu bir durum olduğunu kaydetti. Para politikasının önceden belirlenmiş bir rotada olmadığını yineleyen Powell, Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) üyelerinin kararlarını yalnızca verileri ve bunların ekonomik görünüm ile risk dengesi üzerindeki etkilerini değerlendirerek alacaklarını vurguladı.
Kaynak: AA
Almanya'da 'Exit' tartışması: NSU'nun hayattaki tek üyesine erken tahliye ihtimali tepkiye yol açtı
Almanya'da 8'i Türk 10 kişiyi öldüren, en az iki bombalı saldırı düzenleyen ve 15 banka soygunu gerçekleştiren aşırı sağcı terör örgütü NSU'nun müebbet hapse çarptırılan üyesi Zschaepe'ye 'Exit' programıyla erken tahliye ihtimali tepki çekti. Mağdurların yakınları imza kampanyası başlattı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Almanya'da 8'i Türk 10 kişiyi katleden Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütünün hayattaki bilinen tek üyesi olan ve ömür boyu hapse mahkum edilen Beate Zschaepe'nin aşırı sağcılıktan çıkış programı 'Exit'e kabul edilmesi tepkiyle karşılandı. Alman basınında yer alan haberlerde, Neonazi yapılanmalardan çıkmak isteyen aşırı sağcı örgüt mensuplarının kabul edildiği 'Exit' programına gireceği belirtilen Zschaepe'nin bu program sayesinde erken tahliye olma ihtimalinin ortaya çıkacağı belirtildi. NSU terör örgütü tarafından akrabaları sistematik şekilde öldürülen kurbanların yakınları, medyada yer alan haberlerin ardından bu karara tepki gösterdi.
İmza kampanyası başlatıldı
Aralarında Türklerin de bulunduğu ve NSU terör örgütü tarafından katledilen kurbanların yakınları çevrim içi platform Campact'ta bir imza kampanyası başlattı. Mağdur aileler, burada yaptıkları açıklamada, kendilerine yetkililer tarafından herhangi bir bilgilendirme yapılmadığını ve Zschaepe'nin programa katılımını yalnızca medya aracılığıyla öğrendiklerini belirterek, bu karara tepki gösterdi. Mağdurların yakınları, 'Exit' programının onlarca yıldır soruşturmayı kasıtlı olarak engelleyen hüküm giymiş NSU teröristlerine değil, güvenilir kişilere yardımcı olması gerektiğini savundu.
NSU'nun geçmişi
Almanya'da 2000-2007'de 8'i Türk 10 kişiyi öldüren, en az iki bombalı saldırı düzenleyen ve 15 banka soygunu gerçekleştiren terör örgütü NSU üyelerinin varlığı ve cinayetlerdeki rolü, 4 Kasım 2011'de tesadüf sonucu ortaya çıkmıştı. Neonazi terör örgütünün, uzun yıllar boyunca Alman güvenlik birimlerince tespit edilememiş olması, NSU üyelerinin geçmişte bazı istihbarat muhbirleriyle ilişki kurduklarının ortaya çıkması, Almanya'da büyük tartışmalara yol açmıştı. Almanya iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı'nda aşırı sağcı gruplara ve kullanılan muhbirlere ilişkin bazı belgelerin 4 Kasım 2011'den birkaç gün sonra imha edilmesi de büyük kuşku yaratmıştı. NSU üyelerinden Uwe Böhnhard ve Uwe Mundlos, 4 Kasım 2011'de bir banka soygununun ardından saklandıkları karavanda ölü bulunmuş, intihar ettikleri öne sürülmüştü.
Yargı süreci
Münih Yüksek Eyalet Mahkemesinde 2013'te başlayan terör örgütü NSU davasında karar, 11 Temmuz 2018’de açıklanmış, baş sanık Beate Zschaepe "ömür boyu" hapse çarptırılmış, örgüte yardım ve yataklık yapan 4 sanık ise 2,5 ile 10 yıl arasında hapis cezasına mahkum edilmişti.
Kaynak: AA
Yunanistan iltica başvurusunda bulunanlardan kemik yaşı tespiti isteyecek
Yunanistan Göç ve İltica Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı, reşit olmadığını beyan ederek iltica başvurusunda bulunanların kemik yaşı tespit sürecine alınmasını kararlaştırdı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Yunanistan Göç ve İltica Bakanlığı, reşit olmadığını beyan ederek ülkede iltica başvurusunda bulunanların yaşlarının belirlenmesine yönelik Sağlık Bakanlığı ile alınan ortak karar hakkında açıklama yaptı. Amacın iltica başvurularının değerlendirilmesi sürecinde şeffaflık ve netlik sağlanması olduğu belirtilen açıklamada, "İltica başvurusunu değerlendirme sürecinin herhangi bir safhasında yetkililer başvuruda bulunan kişinin reşit olup olmadığına ilişkin şüphe taşırsa yaş tespiti için işlem başlatılacaktır." ifadesi kullanıldı.
Açıklamaya göre, iltica başvurusunda bulunan ve reşit olmadığı beyan edilen kişinin yaşının tespiti için bedensel gelişimine ilişkin tıbbi muayenede bulunulacak, özel bir uzman tarafından psiko-sosyal değerlendirmesi yapılacak ve kemik yaşının tespit edilmesi için sol el bileğinden röntgen çekilecek.
Kaynak: AA
AB Yüksek Temsilcisi Kallas: Ukrayna'ya toprak tavizi önerisi 'Rusya'nın tuzağı'
AB Yüksek Temsilcisi Kallas, Ukrayna'ya toprak tavizi önerisinin "Rusya'nın tuzağı" olduğunu söyledi. Kallas, "Ukrayna'nın hangi tavizleri vermeye hazır olduğuna odaklanırken, Rusya'nın tek bir taviz bile vermediğini ve burada saldırgan tarafın onlar olduğunu unutuyoruz" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Ukrayna'nın, gelecekteki bir barış anlaşmasının parçası olarak Rusya'ya toprak vermeye zorlanmaması gerektiği konusunda uyararak, bunun "Rusya'nın tuzağı" olduğunu söyledi. AB Yüksek Temsilcisi Kallas, İngiliz yayın kuruluşu BBC'ye yaptığı açıklamada, Ukrayna'da savaşı başlatanın Rusya olduğunu ve henüz hiçbir taviz vermediğini belirtti.
Buna karşın Rusya'nın, Ukrayna topraklarını elinde tutmasına izin vermenin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in "tuzağı" olduğunu savunan Kallas, "Bu tam da Rusya'nın bizi içine düşürmek istediği tuzak. Tüm tartışma Ukrayna'nın nelerden vazgeçmesi gerektiğine, Ukrayna'nın hangi tavizleri vermeye hazır olduğuna odaklanırken, Rusya'nın tek bir taviz bile vermediğini ve burada saldırgan tarafın onlar olduğunu unutuyoruz" diye konuştu.
"Putin sadece gülüyor, ölümleri durdurmuyor, artırıyor"
Kallas, ABD Başkanı Donald Trump'ın, 15 Ağustos'ta Alaska eyaletinde Putin ile yaptığı görüşmeye ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, Putin'in istediği her şeyi aldığını ve bunun bir barış anlaşmasını müzakere etme konusundaki ilgisini etkileyeceğini ifade etti. AB yetkilisi, "Böyle bir karşılama aldı ve yaptırımların uygulanmamasını istedi, bunu da başardı. Putin sadece gülüyor, ölümleri durdurmuyor, artırıyor" dedi.
Trump, 18 Ağustos'ta Beyaz Saray'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupalı liderlerle bir araya gelmiş, toplantıya NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz katılmıştı.
ABD Başkanı Trump, 15 Ağustos'ta Alaska eyaletinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmüş, nihai bir anlaşmaya varılmadığını duyurmuştu.
Kaynak: AA
Kafelerde kahkahalar, sokaklarda lüks arabalar, TV'de çatışmalar: Savaşın başkenti Moskova'da yaz nasıl geçiyor?
Moskova’da savaş gölgesine rağmen günlük yaşam devam ediyor. Gençler bulvarlarda basketbol oynuyor, çiftler açık havada satranç keyfi yapıyor, akşamları ise lüks arabalar şehirde dolaşıyor ve kafeler dolup taşıyor. Yetkililer, “Moskova’da Yaz” etkinlikleriyle normal hayatı canlı tutmayı amaçlıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Moskova’nın ağaçlarla çevrili bulvarlarında gençler basketbol oynayarak gülüşüyor, Bolşoy Tiyatrosu karşısındaki açık hava masalarında çiftler satranç oynayarak dinleniyor ve akşamları pahalı arabalarını göstermek isteyenler, yoğun kafelerle dolu bölgelerde dolaşıyor.
Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı dördüncü yazına girerken, yaklaşık 1.609 km güneydeki çatışmalardan bazı Moskova sakinleri uzaklaşmayı tercih ediyor. Savaş haberlerini kafalarından çıkarmaya çalışıyor ve - evde normal bir yaşamı sürdürmek isteyen yetkililerin de desteğiyle - anı yaşamaya odaklanıyorlar.
Moskova'nın merkezinde yürüyüş yapan Ilya Reuters'a şöyle diyor:
“Kendi hayatımı değiştirebilirim ama tüm dünyayı değil. Bu yüzden kendi sorunlarıma odaklanıyorum ve geri kalanını düşünmemeye çalışıyorum. Sadece hayatımı yaşıyorum. Her şey iyi, çünkü ailemle birlikte hayattayız ve güvendeyiz."
“Moskova’da Yaz”
Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, Moskova yetkilileri de şehri “Moskova’da Yaz” sloganıyla dev bir eğlence ve dinlenme alanına dönüştürmek için büyük çaba ve harcama yaptı.
Öne çıkan caddeler ve bulvarların duvarları çiçeklerle süslendi. Devasa ağaç saksıları, kafe masaları ve sandalyeler ile banklar yerleştirildi; mini basketbol sahaları, tırmanma duvarları ve açık hava sahneleri tiyatro ve müzik etkinlikleri için kuruldu.
Başkan Vladimir Putin’in bir yardımcısının Sovyet döneminde yaygın olan açık hava satranç geleneğini canlandırma isteği doğrultusunda, özel alanlar masa ve satranç tahtalarıyla donatıldı.
"Kendini koruma modu"
Yine arkadaşlarıyla sıkça Moskova'nın merkezinde vakit geçiren Yulia, kendisinin ve arkadaşlarının neredeyse hiç haber takip etmediğini söylüyor.
“Üç yıldır bu bilgi ortamında yaşıyoruz. Ruh sağlığımız bir tür kendini koruma modu geliştiriyor” diyor. “Bir noktadan sonra tüm haberleri bilmekten vazgeçiyorsunuz, çünkü hepsini okursanız aklınızı kaybedebilirsiniz.”
Savaş TV ekranlarında önemli bir yer kaplıyor
Savaş tamamen yok sayılmıyor. Akşam televizyon bültenleri günlük cephe güncellemelerini içeriyor, jeopolitiğe ve savaşa odaklanan talk showlar akşam programlarını domine ediyor.
Moskova Belediye Başkanı Sergei Sobyanin, Ukrayna dronlarının şehir dışında düşürülmesini halkla paylaşıyor. Bazen bu saldırılar, başkentin havaalanlarının geçici olarak kapanmasına ve uzun gecikmelere neden oluyor.
Orduya teşvik ilanları billboardlarda
Kahraman olarak görülen askerlerin portreleri ve gönüllüleri orduya katılmaya teşvik eden ilanlar billboardlarda yer alıyor. Kuzey Moskova’daki bir ilan, üç Rus paraşütçünün iniş sonrası ufku izlediği stilize bir görselle birlikte gönüllülere ilk yıl için 5,2 milyon ruble ($64.797) vaat ediyor.
Bu durum, Moskova’nın popüler Patrik Çukuru bölgesini ziyaret edenler için tamamen farklı bir manzara sunuyor. Akşamları kafelerin taşmasına ve dar tarihi sokakların Ferrari, Porsche, Mercedes G-Wagon ve motosikletlerle dolmasına tanık olunuyor.
“Merkezden uzak bazı bölgelerde hüzün ve durağanlık görebilirsiniz” diyor öğrenci Azamat. “Ama burada, Patrik Çukuru’nda güzel, neşeli insanlar ve lüks arabalar var. Bazıları gösteriş yapmak veya biriyle buluşmak için geliyor, ama biz gibi diğerleri sadece rahatlamak için.”
Başbakan Merz, Alman ekonomisini iyileştirebilecek mi?
Ekonomistler, Merz’in ilk 100 gününde diplomaside hızlı adımlar atmasına rağmen, ekonomideki toparlanmanın somut etkilerinin henüz hissedilmediğini vurguluyor. İş dünyası ve seçmen gözünde, “ekonomik dönüm noktası” için somut reformlar artık kaçınılmaz görünüyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, göreve başlamasının ardından yaptığı ilk parlamento konuşmasında ekonomiyi toparlama sözü vermiş ve “Bu yazdan itibaren ülkemizin daha iyiye gittiğini hissetmeye başlamanızı istiyorum” ifadelerini kullanmıştı. Ancak 100 günden fazla bir süre sonra, Avrupa’nın en büyük ekonomisi hâlâ durağan bir seyir izliyor.
Merz, bu süre zarfında uluslararası başkentleri ziyaret ederek diplomasi trafiğini yoğunlaştırdı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna barış girişimine Avrupa yanıtını yönetti ve göç politikalarında sert önlemler aldı. Buna rağmen iç politikada ekonomik iyileşme halkın gözünde henüz somut bir karşılık bulmuş değil. Anketler, seçmenin sabrının tükendiğini ve Merz üzerindeki baskının arttığını gösteriyor.
Ekonomi pandemiden beri geriliyor
Almanya’nın ihracata dayalı, sanayi ağırlıklı ekonomisi, Covid-19 salgını, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ve küreselleşmeye karşı artan siyasi tepkiyle sarsıldı. Tedarik zincirlerindeki aksaklıklar, üretim maliyetlerindeki artış ve küresel talebin zayıflaması ekonomiyi geriletti.
2025’in ikinci çeyreğinde gayri safi yurtiçi hasıla yüzde 0,3 geriledi. İki yıllık resesyonun daha derin olduğu ortaya çıktı. İşsizlik artarken üretim ve kârlar düşüyor. DZ Bank ekonomisti Christoph Swonke, sanayi üretiminin 2018’den bu yana yüzde 12 azaldığını ve 2025’te de büyümenin sınırlı kalacağını belirtiyor.
İş dünyası reform çağrılarına karşılık veriyor
Merz’in ekonomik reform çağrıları, iş dünyasında karşılık bulmuş durumda. G. A. Röders gibi şirketler, enerji maliyetleri ve bürokratik engellerin azaltılmasını istiyor. Röders, son yıllarda Almanya ve Çekya’daki çalışanlarının dörtte birini işten çıkarmak zorunda kaldığını ve sektörün risk altında olduğunu ifade ediyor.
Hükümet, şirketlere vergi indirimleri ve enerji desteği sağladı, önümüzdeki yıllarda savunma ve altyapıya yaklaşık 1 trilyon euro yatırım planlıyor. Ancak ABD ile temmuzda varılan geçici ticaret anlaşması, ihracatta yüzde 15’e varan gümrük tarifeleriyle özellikle otomotiv sektörünü vurdu. Alman otomotiv devlerinin kârları yılın ilk yarısında yüzde 29 ile 67 arasında düştü ve genel olarak şirket iflasları 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
"Reform sonbaharı" başlıyor
Merz, yılın geri kalanında “reform sonbaharı” başlatmayı planlıyor. Hedef; sosyal harcamaların hızlı artışını frenlemek, işsizleri çalışmaya teşvik edecek reformlar yapmak ve bürokrasiyi azaltmak. Yeni kurulan Dijitalleşme ve Modernizasyon Bakanlığı, önümüzdeki aylarda iş dünyasının maliyetlerini yılda 16 milyar euro azaltacak bir plan açıklayacak.
Ancak koalisyonun ortakları, Merz’in pro-iş dünyası gündemine karşı temkinli. SPD, sosyal harcamaları artırmak için vergileri yükseltmeyi savunuyor. Bu durum, Merz’in maliyet düşürme ve rekabeti artırma hedeflerini zorlaştırıyor. Roland Berger danışmanlık şirketi yöneticisi Marcus Berret, “Enerji ve iş gücü maliyetlerini düşürmeden şirketlerin rekabet gücünü artırmak mümkün değil. Pasta küçülürken paylaşım zorlaşır” diyerek mevcut zorlukları özetliyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Zelenski: Türkiye Ukrayna'nın deniz güvenliğini üstlenmek istiyor
Ukrayna lideri Zelenski, Türk donanmasının Karadeniz’de konuşlanabileceğini duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski, Türkiye'nin Ukrayna'ya verilecek güvenlik garantilerinin bir parçası olmak ve deniz güvenliğinin sorumluluğunu üstlenmek istediğini söyledi.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Kiev ziyareti sırasında düzenlenen ortak basın açıklamasında konuşan Zelenski, Ukrayna'ya verilecek güvenlik garantilerinin bir üyeye yönelik saldırının tüm üyelere saldırı olarak kabul edildiği NATO'nun 5. maddesi gibi olması gerektiğini söyledi.
Rutte ise ilk olarak ABD ve NATO'nun desteğiyle Ukrayna ordusunun güçlendirileceğini, daha sonra güvenlik garantilerinin verileceğini belirtti.
Rusya-Ukrayna arasındaki barış görüşmeleri
Geride kalan haftalarda Donald Trump'ın başı çektiği temaslarda ilk durak Alaska oldu. Trump burada Rusya lideri Putin ile savaşın gidişatına dair görüştükten hemen sonra Beyaz Saray'da Zelenski'yi ağırladı.
ABD Başkanı Trump daha sonra Avrupalı liderlerle Kiev'in güvenliğini masaya yatırdı. Rusya kanadı Avrupalı ülkelerin bölgeye asker göndermesine kesinlikle karşı. Moskova böyle bir hamlenin bölgenin NATO'ya teslimi olarak yorumluyor. Uluslararası medya kuruluşları ise bu hamleyi 'Light-NATO' olarak değerlendiriyor.
Avrupa ülkeleri de bu duruma hali hazırda sıcak bakmıyor. Brüksel kanadı, Romanya'da bulunan NATO üssüne F-35 uçaklarının konuşlandırılmasını istiyor.
Toprak takası
Reuters’ın aktardığına göre Putin, Ukrayna’dan Donbas’taki işgal altındaki bölgelerden vazgeçmesini istedi. Bunun karşılığında ise Rusya’nın Kharkiv, Sumy ve Dnipropetrovsk bölgelerinden bazı yerleri iade edebileceğini öne sürdü. Yani savaşın durması için “Donbas Rusya’ya, bazı diğer bölgeler Ukrayna’ya” tarzında bir toprak değişimi gündemde.
Zelenski yönetimi bu öneriye kesin olarak karşı çıktı. Ukrayna Anayasası’na göre toprak devri mümkün değil. Zelenski, “Ukrayna toprağı pazarlık konusu yapılamaz” diyerek toprak takası ihtimalini reddetse de ABD Başkanı Trump daha önce yaptığı açıklamalarda Zelenski'nin fedakarlık yapması gerektiğini hatırlatmıştı.
Kaynak: Gazete Oksijen
Uydudan görüldü, Kuzey Kore'deki 'çok gizli' üs: ABD'ye nükleer saldırının olası adresi
ABD’ye nükleer saldırı kapasitesi taşıyan gizli bir füze üssü tespit edildi. CSIS’in uydu araştırmasına göre, üs dokuz kıtalararası balistik füze barındırıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Kuzey Kore’nin, ABD’ye yönelik olası bir nükleer saldırıda kullanılabilecek gizli bir füze üssü kurduğu ortaya çıktı.
Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yapılan uydu araştırmasına göre, söz konusu tesiste dokuz nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip kıtalararası balistik füze (ICBM) bulunuyor.
Çin sınırına yakın stratejik konum
Üs, Çin sınırına sadece 27 kilometre mesafedeki dar bir dağ vadisinde yer alıyor. CSIS, bu üssün, Kuzey Kore’nin yaklaşık 20 gizli füze tesisinden biri olduğunu belirtiyor. Üslerin Çin’e yakın inşa edilmesi, olası bir ABD saldırısında Pekin’in çatışmaya çekilmesi riskini artırıyor.
İran saldırıları Pyongyang’ı hızlandırdı
Telegraph'ın haberine göre, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un son haftalarda ülkesinin nükleer programını hızlandırma sözü verdi. Analistler, bu tutumu kısmen ABD’nin haziran ayında İran’daki üç nükleer tesisi bombalamasına bağlıyor. Bombalanan tesislerin Kuzey Kore’nin yardımıyla inşa edildiği dahi öne sürülüyor.
50 nükleer başlık, 40’ı yolda
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne (SIPRI) göre, Kuzey Kore’nin elinde halihazırda 50 nükleer savaş başlığı bulunuyor. Ayrıca 40 yeni başlık üretmeye yetecek miktarda fisil maddeye sahip. Sinpung-dong köyü yakınlarındaki üs, 2014’ten beri faaliyette ancak son yıllarda modernize edildi.
Görünmez tehdit: Katı yakıtlı füzeler
CSIS raporu, üste sabit fırlatma rampalarının bulunmamasının endişe verici olduğuna dikkat çekiyor. Bu durum, füzelerin katı yakıtlı olduğunu ve büyük kamyonlarla gizlenerek farklı noktalardan fırlatılabileceğini gösteriyor. Katı yakıtlı füzeler, sıvı yakıtlı olanlara göre daha hızlı hazırlanabiliyor ve tespit edilmeden konuşlandırılabiliyor.
Rusya ile yakınlaşma endişesi
Pyongyang’ın Moskova ile giderek sıkılaşan ilişkileri de kaygı yaratıyor. Kim’in Ukrayna’daki Rus birliklerine destek için 11 bin asker gönderdiği, karşılığında ise Rusya’dan ileri teknoloji füze ve nükleer destek aldığı iddia ediliyor.
ABD-Kuzey Kore hattında diyalog sinyali
Donald Trump, başkanlığı döneminde Kim Jong-un ile üç kez görüşmüş ancak 2019’da müzakereler çıkmaza girmişti. Buna rağmen Trump geçtiğimiz mart ayında “Onunla harika anlaşıyorum, çok zeki bir adam” diyerek yeniden masaya dönmeye açık olduğunu ima etti.
Güney Kore tatbikatları Pyongyang’ı kızdırdı
Kuzey Kore lideri Kim, bu hafta yaptığı açıklamada ülkesinin nükleer kapasitesini “radikal ve hızlı biçimde artıracağını” söyledi. Açıklama, ABD ile Güney Kore’nin başlattığı Ulchi Freedom Shield adlı ortak tatbikatlara yanıt niteliğinde oldu. 11 gün sürecek tatbikata 21 bin asker katılıyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
FBI'dan Trump'ın eski danışmanına şafak baskını
Trump'ın ilk başkanlık döneminde Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak 17 ay boyunca Beyaz Saray'da görev yapan John Bolton'ın evine FBI ekipleri baskın düzenledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
FBI, Trump'in ilk döneminde Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yapan John Bolton’un Maryland’deki evine baskın düzenledi.
FBI'ın baskınının gizli belgelerin sızdırılmasıyla ilgili yürütülen bir soruşturma kapsamında düzenlendiği ifade edildi.
AP'ye konuşan bir kaynak Bolton hakkında gözaltı kararı olmadığını ve Bolton'a herhangi bir suçlama yöneltilmediğini söyledi.
Trump, bu yıl göreve geri döndüğü ilk gününde, aralarında Bolton’un da bulunduğu kırktan fazla eski istihbarat yetkilisinin güvenlik izinlerini iptal etmişti.
Cumhuriyetçi lider ayrıca Bolton hakkında verilen koruma kararlarını da kaldırmıştı.
Trump’ın ilk döneminde Bolton, 17 ay boyunca başkanın ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapmıştı.İran, Afganistan ve Kuzey Kore konularında Trump ve Bolton'ın fikir ayrılıkları yaşadığına yönelik söylentiler kamuoyunda yer bulmuştu.
İlk Trump yönetimi, gizli bilgi içerdiğini öne sürdüğü bir Bolton kitabının yayımlanmasını engellemeye çalışmış ancak başarısız olmuştu.
Bolton görevden ayrıldıktan sonra Beyaz Saray'da geçirdiği süre boyunca yaşananları, "The Room Where It Happened: A White House Memoir" isimli kitabında anlatmıştı.
Kaynak: Gazete Oksijen
Şirketi devralıp, çalışanları işten çıkarmıştı: Musk, eski Twitter çalışanlarına 500 milyon dolar ödeyecek
Elon Musk, Twitter’ı satın aldıktan sonra işten çıkardığı yaklaşık 6 bin çalışana 500 milyon dolarlık tazminat ödemek üzere prensipte anlaştı. Anlaşma, toplu davanın federal temyiz mahkemesine taşınmasından önce sağlandı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Teknoloji milyarderi Elon Musk, Twitter’ı satın aldıktan sonra işten çıkardığı yaklaşık 6 bin çalışana ödemek üzere 500 milyon dolarlık bir uzlaşmaya hazırlanıyor.
Musk ve sosyal medya şirketi X Corp, eski Twitter çalışanlarının açtığı toplu davada prensipte anlaşmaya vardı. Çarşamba günü dava dosyasına ulaşan The Independent, tarafların uzlaşma sürecini başlattığını bildirdi.
Mahkeme belgelerinde sürece ilişkin, “Taraflar prensipte uzlaştı ve 19 Ağustos 2025 itibarıyla uzun vadeli bir uzlaşma anlaşmasının şartlarını görüşmeye başladılar” denildi. Twitter’ı 2022’de satın aldıktan sonra işgücünün yarısından fazlasını işten çıkaran Musk, platformun adını da X olarak değiştirmişti.
Kaliforniya’da açılan dava, Twitter’ın çalışanlara sunduğu sosyal hak programlarını denetleyen Courtney McMillian ve operasyon müdürü Ronald Cooper tarafından başlatılmıştı.
Reuters’in aktardığına göre, dava dilekçesinde 2019’daki işten çıkarma planı, çalışanların çoğuna iki aylık temel maaş ve çalıştıkları her yıl için bir haftalık ek maaş ödenmesi öngörüyordu. Ancak davada, Twitter’ın yalnızca bir aylık tazminat ödediği ve birçok çalışanın ek tazminat alamadığı iddia edildi.
Prensipte uzlaşıldı
Dilekçeye göre McMillian ve diğer üst düzey çalışanlara ise 6 aylık temel maaş garantisi verilmişti.
Anlaşma, davanın federal temyiz mahkemesine taşınmasından yaklaşık bir ay önce sağlandı. Bloomberg Law’a göre, Kaliforniya federal yargıcı daha önce davanın reddi talebini kabul etmişti.
Taraflar, prensipteki uzlaşmayı takiben temyiz mahkemesinden yaklaşan duruşmayı ertelemesini talep etti. Dosyada, “Bölge mahkemesi önerilen uzlaşmayı onaylarsa, anlaşma davayı tamamen çözecek ve bu temyizi geçersiz kılacak” ifadeleri yer aldı.
Ne olmuştu?
Musk, Twitter’ı tartışmalı bir anlaşmayla 44 milyar dolara satın almıştı. Nisan 2022’de satın almayı kabul eden Musk, birkaç ay sonra bu karardan vazgeçtiğini açıklamıştı. Twitter, anlaşmayı tamamlaması için Musk’a dava açmış ve Ekim 2022’de satın alma süreci tamamlanmıştı. Musk, kısa süre içinde dönemin CEO’su Parag Agrawal ve diğer üst düzey yöneticileri görevden alarak toplu işten çıkarmalara başlamıştı.
Dünyada dördüncü, Ortadoğu'da ilk: BM, Gazze'de resmen kıtlık ilan etti
Birleşmiş Milletler destekli IPC, Gazze'de ilk kez resmî kıtlık ilan etti. 500 binden fazla kişi ciddi açlık riski altında. BM, insani yardım ulaştırılması için acil ateşkes çağrısı yaparken, uzmanlar gecikmenin ölüm oranlarını hızla artıracağı uyarısında bulunuyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Birleşmiş Milletler, Gazze'de ilk kez resmi kıtlık ilan edildiğini duyurdu. BM destekli Entegre Gıda Güvenliği Aşaması Sınıflandırması (IPC), Gazze Şehri’ni akut gıda güvensizliğinde en yüksek seviye olan 5. aşamaya yükseltti. Bu aşama, dünyada en ciddi gıda krizini simgeliyor.
Kıtlık ilan edilmesi için gereken kriterler
IPC’ye göre kıtlık ilanı için belirli kriterlerin karşılanması gerekiyor: Hanelerin en az %20’si aşırı gıda kıtlığı ile karşı karşıya olmalı, çocukların en az yüzde 30’u akut yetersiz beslenme sorunu yaşamalı ve her 10 bin kişiden ikisi açlıktan hayatını kaybetmeli.
IPC raporunda, Gazze Şehri’nde ilan edilen kıtlığın önümüzdeki haftalarda Deir al-Balah ve Han Yunus bölgelerine de yayılabileceği öngörülüyor. Raporda, “Bu kıtlık tamamen insan yapımıdır ve durdurulabilir; tersine çevrilebilir. Tartışma ve tereddüt zamanı geçti, açlık var ve hızla yayılıyor. Herkesin aklında, acil ve kapsamlı bir müdahalenin gerekli olduğu konusunda hiçbir şüphe olmamalıdır. Herhangi bir gecikme, birkaç gün bile olsa, kıtlıkla ilgili ölüm oranlarında kabul edilemez bir artışa neden olacaktır” denildi.
Ateşkes olmazsa ölümler katlanarak artacak
Kuruluş, Gazze Şeridi’ne insani yardım ulaştırılması için acil ateşkes çağrısında bulunarak, ateşkes ilan edilmediği takdirde açlık kaynaklı önlenebilir ölümlerin katlanarak artacağı uyarısında bulundu.
IPC’nin raporunda, bölgenin tarihsel olarak açlık krizleri yaşamış olmasına rağmen, “Orta Doğu’da ilk kez resmi olarak kıtlık ilan edildiği” vurgulanıyor. IPC, 2004 yılında kurulduğundan bu yana sadece 4 kez kıtlık ilanı yaptı. En son örnek geçen yıl Sudan’da yaşanmıştı.
Gıdaya, suya, ilaca erişim inkansız
Gazze Şeridi, İsrail’in saldırıları ve insani yardım girişlerini kısıtlayan sıkı kuşatması altında ciddi bir insani felaket yaşıyor. Gıda, su, ilaç, tıbbi malzeme ve hijyen ürünlerine erişim neredeyse imkânsız hale geldi. Açlık nedeniyle ölümler artarken, özellikle çocuklar büyük risk altında.
Bugüne kadar Gazze’de 96’sı çocuk olmak üzere 197 kişi açlıktan hayatını kaybetti.
İsrail ordusunun sivil altyapıyı hedef almasıyla Gazze’nin yüzde 88’i tahrip edildi, yerinden edilen Filistinliler ise sık sık kaldıkları bölgelerde hedef alınıyor. Nüfusu yaklaşık 2,3 milyon olan Gazze’de, saldırılar ve sürgün emirleri nedeniyle yerinden edilenlerin sayısı 2 milyona ulaştı ve çok sayıda kişi defalarca göç etmek zorunda kaldı.
Uzmanlar, bu insanî kriz karşısında acil müdahale yapılmazsa, Gazze’de açlık kaynaklı ölümlerin hızla artacağıuyarısında bulunuyor. Raporda, kıtlığın tamamen insan yapımı olduğuna dikkat çekilerek, uluslararası toplumun hemen harekete geçmesi gerektiği ifade ediliyor.
Öldürülen her beş Filistinliden dördü sivil
İsrail askeri istihbaratına ait gizli bir veri tabanından sızdırılan rakamlar, İsrail güçleri tarafından öldürülen her beş Filistinliden en az 4’ünün sivil olduğunu gösteriyor.
İngiltere merkezli The Guardian, İsrail merkezli +972 Magazine dergisi ve Local Call haber sitesinin ortak araştırmasına göre, İsrail askeri istihbaratına ait gizli bir veri tabanı, Gazze’de ölenlerin yüzde 83’ünün sivil olduğunu ortaya koyuyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) veri tabanında mayıs ayı itibarıyla toplam ölü sayısı Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre 53 bine ulaşmışken yalnızca 8 bin 900 militan ölü ya da ''muhtemelen ölü'' olarak listelenmiş.
İsveç merkezli Uppsala Çatışma Verileri Programı’na göre, hayatını kaybedenler arasındaki sivil oranı, modern tarihte kaydedilen diğer savaşlara kıyasla olağanüstü derecede yüksek.
Uluslararası hukukta kıtlık ne anlama geliyor?
Birleşmiş Milletler, Gazze’de ilk kez resmi olarak kıtlık ilan edilmesinin ardından durumu “acil insani kriz” olarak tanımladı.
Uluslararası hukuk çerçevesinde sivillerin açlığa ve temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılması ciddi ihlal olarak kabul ediliyor; Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokoller, savaş sırasında sivillere gıda ve tıbbi yardım sağlanmasını zorunlu kılıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’ne göre ise, sivillere yönelik açlığın kasıtlı olarak yaratılması savaş suçu sayılıyor. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Gazze’deki durumu değerlendirirken, sivillerin temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılmasının uluslararası hukuka göre ciddi sonuçları olabileceğini vurguladı.
Kıtlık ilanı, uluslararası yardım ve acil müdahale çağrılarını tetikleyen önemli bir sinyal olarak görülüyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Temyiz mahkemesi Trump’ın 500 milyon dolarlık cezasını iptal etti
ABD Başkanı Donald Trump’ın 500 milyon dolarlık dolandırıcılık cezası temyizde iptal edildi. Mahkeme, cezanın “aşırı” olduğuna hükmetti ancak Trump ve oğullarının usulsüzlükten sorumlu olduğu bulgusunu onadı. Başkan kararı “tam bir zafer” diye duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump’ın New York’ta hakkında verilen yarım milyar dolarlık medeni dolandırıcılık cezası temyizde iptal edildi. Ancak mahkeme, Trump’ın dolandırıcılıktan sorumlu olduğuna hükmetti ve diğer yaptırımları yürürlükte bıraktı.
New York Yüksek Mahkemesi Temyiz Dairesi, 323 sayfalık kararda Trump’ın sorumluluğunu teyit ederken verilen para cezasının “aşırı ve orantısız” olduğunu belirtti. Yargıç Peter Moulton karar metninde şunu yazdı:
“Zarar elbette meydana geldi. Ancak devlete neredeyse yarım milyar dolarlık tazminatı haklı gösterecek türden felaket boyutunda bir zarar olmadı.”
Trump’a başlangıçta 355 milyon dolar ceza verilmiş, faizle birlikte tutar 500 milyon doların üzerine çıkmıştı.
Trump: 'Tam bir zafer'
Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden kararı “tam bir zafer” olarak nitelendirdi:
“Mahkemenin, New York iş dünyasının tamamına zarar veren bu yasadışı ve rezil kararı iptal etme cesaretine sahip olmasına büyük saygı duyuyorum. Bu, iş dünyasında eşi görülmemiş bir siyasi cadı avıydı.”
Oğlu Eric Trump da, “5 yıllık cehennemden sonra adalet galip geldi!” mesajıyla kararı kutladı.
Başsavcılığın tepkisi
New York Başsavcısı Letitia James’in ofisi, kararı kısmen zafer olarak gördü; çünkü mahkeme, Trump ve iki oğlunun dolandırıcılıktan sorumlu olduğuna ilişkin bulguları onadı. Başsavcılık, iptal edilen para cezası yönünden eyaletin en yüksek mahkemesi Temyiz Mahkemesi’ne başvuracağını duyurdu. Açıklamada şu ifade yer aldı:
“Bir mahkeme daha başkanın yasaları çiğnediğine hükmetti. Davamızın haklı olduğu bir kez daha teyit edildi.”
Ne olmuştu?
Eylül 2023’te Yargıç Arthur Engoron, Trump’ın servetini yüz milyonlarca dolar şişirdiğini ve mali tablolarda yanlış beyanlarda bulunduğunu tespit ederek iş dolandırıcılığından sorumlu bulmuştu.
2024’teki yargılamasında para cezası belirlenmiş, faizlerle birlikte toplam yükümlülük 500 milyon doların üzerine çıkmıştı. Engoron ayrıca Trump’a üç yıl süreyle New York’ta şirket yöneticiliği yapmayı ve bankalardan kredi almayı yasaklamıştı.
Kararda verilen örneklerden biri, Trump Tower’daki çatı katı dairesinin büyüklüğünün mali beyanlarda gerçek ölçünün neredeyse üç katı gösterilmesiydi.
'Hukuki açıdan topu ileriye atmak'
Michigan Üniversitesi’nden hukuk akademisyeni Will Thomas, kararı “hukuki açıdan topu ileriye atmak” olarak nitelendirdi; asıl tartışmanın New York Temyiz Mahkemesi’ne bırakıldığını belirtti.
Uzun süredir New York’ta temyiz davalarıyla ilgilenen avukat Mark Zauderer ise 323 sayfalık görüşün, davanın tarihsel niteliğini ve tarafın bir ABD başkanı olmasını yansıttığını söyledi:
“Eğer bu sıradan bir iş insanı olsaydı, 300 sayfalık bir karar yazılır mıydı?”
Kaynak: Gazete Oksijen
Asya’nın en zengin kişisi, Rus petrolüyle Washington’un radarında
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hindistan’a Rusya’dan yaptığı petrol ithalatı nedeniyle ek gümrük vergisi koyması, Yeni Delhi’nin Moskova ile derinleşen enerji bağlarını ve Batı yaptırımlarındaki çelişkileri gündeme taşıdı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Hindistan uzun süredir Rusya’nın önemli ticaret ortaklarından biri. İki ülkenin ilişkileri Soğuk Savaş dönemine kadar gidiyor ve Rusya hâlâ Hindistan’ın en büyük savunma tedarikçilerinden biri. Ancak son yıllarda ilişkilerin asıl ağırlık noktası enerji oldu. Özellikle Ukrayna savaşının ardından, Hindistan Rus petrolünün en büyük müşterilerinden biri haline geldi.
Bu durum, Washington’un tepkisini çekiyor. Donald Trump, Hindistan’ın Rusya’dan yaptığı ithalatı “Moskova’nın savaş ekonomisine katkı” olarak görüyor ve bu nedenle ülkeye ek yüzde 25 gümrük vergisi koydu. Böylece Hindistan, ABD’nin en yüksek vergi dilimine sokuldu.
Bu ithalat, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in de merceğindeydi. 19 Ağustos’ta CNBC’ye yaptığı bir açıklamada, “Hindistan’daki en zengin ailelerden bazıları”nın bu ithalatlardan büyük fayda sağladığını söyledi.
İthalat payı yüzde 3'ten yüzde 50'ye
Hindistan’daki en büyük petrol ithalatçısı, Asya’nın en zengin kişisi ve yaklaşık 100 milyar dolar servetiyle Forbes listesinde dünyanın 18. zengini olarak tanımlanan Mukesh Ambani’nin sahibi olduğu Reliance Industries Limited (RIL). Şirketin Jamnagar rafinerisi, Ukrayna savaşı öncesi ithalatında yalnızca yüzde 3 olan Rus petrolü payını 2025’te yüzde 50’ye çıkardı. Finlandiya merkezli Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA)verilerine göre, rafineri bu yılın ilk yedi ayında 18,3 milyon ton Rus petrolü ithal etti; bu, geçen yıla göre yüzde 64 artış anlamına geliyor.
CREA’ya göre, Rus petrol ithalatındaki bu artışın kaynağı, 5 Şubat 2023’te yürürlüğe giren Rus petrol ürünleri tavan fiyat uygulaması. Ancak tavan fiyatın üç yıldır 60 dolarda sabit kalması ve yaptırımların etkin şekilde uygulanmaması, beklenen caydırıcı etkiyi zayıflattı. Buna ek olarak, Rusya’nın yüzlerce gemiden oluşan “gölge filosu” sayesinde, alıcılar tavan fiyatın üzerinde ödeme yapmaya devam etti.
İhracatta çelişkiler var
Ancak burada bir çelişki var: RIL ve diğer rafineriler, Rus petrolünü işledikten sonra bu ürünleri tekrar ABD ve AB dahil, Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelere satıyor. Örneğin, Şubat 2023’ten bu yana Jamnagar rafinerisinden çıkan ürünlerin 36 milyar dolarlık kısmı yaptırım uygulayan ülkelere, bunun da 19,7 milyar doları AB’ye ve 6,3 milyar doları ABD’ye ihraç edildi.
Üstelik ABD’ye yapılan ihracatın 2,3 milyar doları doğrudan Rus petrolünden üretilmiş ürünlerden oluşuyor.
İhracat, bağımsızlık, "Çin korkusu"
Rus devletine ait enerji devi Rosneft’in çoğunluk hissesine sahip olduğu Nayara Energy de Rus petrolünün büyük alıcılarından biri. Şirketin Vadinar rafinerisinin toplam ithalatının bu yıl ortalama yüzde 66’sı Rusya’dan geldi.
Ancak uzmanlar, Trump’ın ek gümrük vergilerinin sadece Reliance’a yönelik olmadığını vurguluyor. Washington merkezli Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi’nden Rachel Ziemba, Hindistan’ın bu ticareti sürdürmesinin yalnızca şirket kârına değil, aynı zamanda cari açığını azaltmaya ve “bağımsızlık” mesajı vermeye yaradığını söyledi.
Yeni Delhi merkezli Küresel Ticaret Araştırma Girişimi’nin kurucusu Ajay Srivastava ise Trump’ın kararını “tam bir aldatmaca” olarak nitelendirdi:
“ABD, Rusya’nın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin’i eleştirmiyor çünkü Trump Çin’e dokunmaya korkuyor. Eğer yarın Trump ve Putin Ukrayna konusunda anlaşırsa, ABD Hindistan’a yeni bir gerekçeyle vergi koyacaktır.”
AB'nin ambargosu ne getirir, ne götürür?
Analistler, Avrupa Birliği’nin Rus petrolünden üretilmiş rafine ürünlerin ithalatını yasaklamasının ciddi bir dönüm noktası olacağı görüşünde. CREA’dan Vaibhav Raghunandan, “AB’nin yasağı güçlü biçimde uygulanırsa, Hindistan’ın özellikle jet yakıtı ihracatında büyük bir darbe olur” dedi.
Jamnagar’ın jet yakıtı ihracatının yarısından fazlası AB’ye gidiyor.Avrupa Birliği’nin, Rus petrolünden üretilmiş rafine ürünlerin ithalatını tamamen yasaklaması ise Hindistan açısından daha büyük bir risk. Zira Hindistan’ın jet yakıtı ihracatının yarısı AB’ye gidiyor. Eğer bu yasak sıkı şekilde uygulanırsa, Hindistan’ın enerji ihracatı ciddi bir darbe alabilir. Buna rağmen Reliance, Aralık ayında Rosneft ile 10 yıllık yeni bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmanın yaptırımlar karşısında nasıl işleyeceği belirsizliğini koruyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Avrupa Birliği dijital euro için harekete geçiyor
ABD’de kabul edilen yeni stablecoin yasası, AB’de dijital euro tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Brüksel’de yetkililer, dijital euronun kamuya açık bir şekilde çalıştırılmasını da değerlendiriyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Avrupa Birligi (AB) yetkilileri, ABD Kongresi’nin geçtiğimiz ay 288 milyar dolarlık stablecoin piyasasına yönelik kapsamlı düzenlemeyi hayata geçirmesinin ardından, dijital euro çalışmalarını hızlandırma kararı aldı. Konuya yakın kaynaklara göre Brüksel’de yetkililer, dijital euronun rekabet gücünü artırmak için yeni seçenekleri masaya yatırıyor.
Daha önce özel bir altyapı üzerinde kurgulanması beklenen dijital euro için, Ethereum veya Solana gibi kamuya açık blokzincirlerin (blockchain) kullanılabileceği tartışılıyor. Yetkililer, bu modelin kullanım alanını genişleteceğini düşünüyor. Ancak işlemlerin herkese açık olmasından dolayı gizlilik konusunda çekinceler bulunuyor.
'Avrupa kendi çözümünü üretmeli'
Avrupa Merkez Bankası (ECB) uzun süredir dijital euro üzerinde çalışıyor. ECB Yönetim Kurulu Üyesi Piero Cipollone, ABD’nin dolar bazlı stablecoinleri teşvik etmesinin, Avrupa’nın finansal istikrarı ve stratejik özerkliği için riskler barındırdığını vurguladı.
Cipollone, “Bu durum, euro mevduatlarının ABD’ye kaymasına ve doların sınır ötesi ödemelerdeki rolünün daha da güçlenmesine yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Dolar korkusu
Stablecoinlerin büyük kısmı dolar üzerinden işliyor. Circle ve Tether gibi şirketler bu alanda öne çıkarken, Citi ve JPMorgan gibi ABD’li bankalar da kendi dijital tokenlerini çıkarmayı değerlendiriyor. Çin dijital yuan konusunda en ileri noktaya ulaşırken, İngiltere de dijital sterlin için hazırlık yürütüyor.
Dijital euro için yarış
Euro cinsinden bazı stablecoin’ler piyasada bulunsa da, en büyüğünün piyasa değeri yalnızca 225 milyon dolar seviyesinde. ECB’nin çıkaracağı resmi dijital para, Avrupa’nın dijital varlıklara bağlılığını güçlendirecek. Yetkililer, dijital euroyu hızla hayata geçirmenin, kıtanın dolar karşısında elini güçlendireceğini belirtiyor.
ECB, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, dijital euro için “merkezileştirilmiş ve merkezsiz teknolojilerin” değerlendirildiğini, blokzincir tabanlı modellerin de seçenekler arasında bulunduğunu açıkladı.
Kaynak: Gazete Oksijen
ABD, kamyon şoförlerine çalışma vizesi vermeyi durdurdu
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, "güvenlik endişeleri" gerekçesiyle ülkede ticari taşıma yapan kamyon şoförlerine çalışma vizesi vermeyi askıya aldıklarını duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Amerikan X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, konuyla ilgili açıklamada bulundu.
Ülkede büyük traktör römorklu kamyonları kullanan yabancı şoförlerin sayısının arttığına dikkati çeken Rubio, bu durumun "ABD'li vatandaşların hayatını tehlikeye attığını ve Amerikalı kamyon şoförlerinin geçim kaynaklarını zedelediğini" belirtti.
Rubio, "Derhal yürürlüğe girmek üzere ticari kamyon şoförleri için tüm çalışma vizesi başvurularını askıya alıyoruz." ifadesini kullandı.
Nisanda imzalanan bir kararname, eski Başkan Barack Obama döneminde yürürlüğe giren ve İngilizce bilmeyen ticari sürücülerin görevden alınmasını engelleyen uygulamayı iptal etmişti.
Trump, şubatta imzaladığı başkanlık kararnamesiyle de ABD tarihinde ilk kez İngilizceyi ülkenin resmi dili ilan etmişti.
ABD Dışişleri Bakanlığından dün yapılan açıklamada ise geçerli vizeye sahip 55 milyondan fazla kişinin, göçmenlik kurallarını, vize iptaline ya da sınır dışı edilmeye yol açacak şekilde ihlal edip etmediğinin incelendiği bildirilmişti.
Açıklamada, göçmenlik kurallarını ihlal ettiğinin tespit edilmesi halinde vizelerin iptal edilebileceği ve ABD'de bulunan vize hamilinin sınır dışı edilebileceği ifade edilmişti.
Kaynak: AA
Avrupalı liderler Trump’a yalvaran dilenciler gibiydi
İngiltere’nin önemli gazetelerinden sol görüşlü The Guardian, ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te Avrupalı liderleri karşısına dizdiği görüntü için ‘sarayda dilencilik yapan yalakalar’ ifadesini içeren ağır bir analiz yayınladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Sık ama düzensiz aralıklarla yemek verilen aç bir güvercin, bir parça daha yemek alabilmek umuduyla tuhaf ritüeller geliştirir: Tikler, danslar, düzensiz baş hareketleri… 1947’de bu etkiyi ilk kez gösteren psikolog BF Skinner, kuşların “bir tür batıl inanç” benimsediğini, “sanki davranışları ile yemeğin sunulması arasında bir nedensel ilişki varmış gibi” olduğunu, ancak böyle bir ilişkinin olmadığını belirtmişti.
Bu davranışı, Donald Trump’ın düzensiz iyilik dağıtımını anlamaya çalışan Avrupalı liderlerin davranışlarıyla karşılaştırmak çok da yerinde değil. Onların diplomatik manevraları daha rasyonel olsa da batıl inanç unsuru da var. Ziyaret eden politikacılar cömert jestler yapar, alışılmadık pozlar verir, Beyaz Saray’daki bağlantılarını geliştirir ve Amerika’nın dostluğunu kazanacak adımların sırasını arar. Liderlerin Trump’ın karşısında oturduğu görüntü de bu alışılmadık pozlardan biri.
Trump’ın egosuna oynuyorlar
Şubat ayında İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Trump’ı kralın konuğu olarak İngiltere’ye davet ederek ikna etmeye çalıştı. Başbakan, Beyaz Saray’ın cezai gümrük vergisi rejimi altında nispeten hoşgörülü bir muamele gördü. Mart ayında, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, golf sahasındaki teknik becerisiyle ABD’li mevkidaşını etkiledi. Vuruşlar arasında, Vladimir Putin’e güvenilmemesi gerektiği konusunda uyarılar yaptı. Ardından, Trump’ın Rus cumhurbaşkanına karşı sabrının belirgin bir şekilde azaldığı görüldü. Haziran ayında düzenlenen zirvede, NATO liderleri, ABD başkanının üstün devlet adamlığı onuruna ulusal savunma bütçelerinde artışları sundular. İttifakın genel sekreteri Mark Rutte, “baba” Trump’ı överek, Avrupa’nın kendi savunması için daha fazla ödeme yapmasını sağladığı için ona teşekkür edip retorik bir boyun eğme gösterisi yaptı. Koreografisi yapılmış dalkavukluk işe yaramış gibi görünüyordu. Trump, NATO’dan alışılmadık bir sıcaklıkla bahsetti. Rusya’ya yönelik tonu ise daha soğuktu.
‘Dalkavukluk kampanyası’
Bu durum uzun sürmedi. Putin, kendi dalkavukluk kampanyasıyla karşılık verdi. Trump, geçen hafta Alaska’da düzenlenen ikili zirveden, Kremlin’in çarpık talimatlarını izleyen bir Ukrayna barış yol haritasıyla çıktı: Acil ateşkes ve fethedilemeyen toprakların Rusya’ya devri yok.
Ve böylece dans ritüeli yeniden başladı. Bir sürü Avrupalı güvercin, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’yi desteklemek için Washington’a koştu, cıvıldayarak ve kanat çırparak, transatlantik dayanışmanın yeni bir dalgasını yaratmayı umuyordu. Sonuç çok daha kötü olabilirdi. Trump’ın şubat ayında kameralar önünde Zelenski’ye uyguladığı meşhur aşağılama ritüeli tekrarlanmadı. Zorbalığın yerine dostane bir hava hakimdi.
Rusya’nın (nükleer silahların büyüklüğü hariç) her türlü güç ölçütünde ABD ile eşit olduğu fikri, SSCB dağılmadan önce bile bir hayaldi, ancak Trump bu hayale isteyerek kapıldı. Bu, Amerika’yı yeniden büyük yapmak ve bunu otoriter önlemlerle başarmak konusundaki takıntısının bir sonucudur. Bu takıntı, onu 20. yüzyıl ABD demokrasisinin başarılarını karalamaya ve despotizmi bir kişilik tarikatı altında sergileyen rejimlere büyüklük atfetmeye yatkın hale getiriyor.
Putin bu çekiciliği ustaca kullanıyor. Avrupalı liderler Trump’a bir kralın sarayında dilenciler gibi yalakalık yaparken, Rusya’nın modern çarı onu daha çok bir çırak, milyonların kaderini belirleyen dünya tarihinin seçkin kulübüne kabul edilen bir üye gibi görüyor. Onlar, sınırları yeniden çizip toprakları aralarında paylaşan türden adamlar, toprak paylaşımı adil olmadığında sızlanan türden değil. Bu, uluslararası hukuku hor gören ve çok taraflı ittifakları küçük ülkelerin büyük balıkları tuzağa düşürmek için oynadıkları kurnaz oyunlar olarak aşağılayan bir jeopolitik kavram.
Liderlik krizi ve yetersizliğin bedeli
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Dünya, savaşlar, krizler ve adaletsizliklerle boğuşurken, halklar kendi yöneticilerinin basiretsizliğinin bedelini ödüyor. Belki de yapılması gereken, bu makus talihi değiştirmek için, sadece liderleri değil, aynı zamanda onları o koltuklara taşıyan sistemi ve toplumu da sorgulamaktır. Çünkü asıl tehlike, yanlış kararlar veren liderler değil, bu yanlış kararları alkışlayan yığınlardır
Tarih, daima büyük liderlerin ve onların cesur kararlarının hikayelerini yazar. Ancak günümüz dünyası bu tür liderlerin kıtlığını çekiyor. Osmanlı’nın son dönemlerinde dert yandığı “kaht-ı rical” (devlet adamı eksikliği) kavramı, bugün küresel bir soruna dönüşmüş durumda. Kendi parlamentolarının koridorlarında siyasi ikbal arayan pek çok sıradan insan, kendilerini bir anda dünya sahnesinin en önemli figürleri olarak buluyor. Ne yazık ki ellerinde ordular, gelişmiş silahlar ve dünyada algı yaratabilecek güçte medya organları var.
Yakın zamanda Beyaz Saray’da yaşanan bir toplantı, bu liderlik krizinin adeta bir özeti gibiydi. Toplantı salonunun dışında koridorda bekletildiği iddia edilen Avrupalı liderler ve bu durumun, Amerikan gücünün pervasızlığı ile Avrupa’nın sözde etkili liderlerinin içine düştüğü acizliği gözler önüne sermesi, bir iktidar ve kibir göstergesi olarak yorumlanabilir. Bu sahneler, uluslararası ilişkilerin sadece kurallar ve anlaşmalarla değil, aynı zamanda kişisel egolar ve güç gösterileriyle de şekillendiğini gösteriyor. Birbirlerine had bildirme anları, küresel diplomasi arenasında yaşanan derin sorunların küçük bir yansıması.
Savaşın gölgesindeki kararlar ve vicdan borcu
En çarpıcı olanı ise savaş ve barış kararları söz konusu olduğunda yaşanan ahlaki ikilemler. Kendi ülkelerinden binlerce kilometre uzakta, yüz binlerce insanın canına mal olan korkunç bir savaşın devamı için Downing Street 10 numara veya Elysee Sarayı’nın konforunda karar vermek, nasıl bir vicdanla açıklanabilir? Başka ulusları savaşa teşvik etmek, aslında bir insanlık suçu değil midir? Savaşın bedelini en ağır şekilde ödeyenler, masa başında oturanlar değil, cephede savaşanlar ve evlerini kaybeden sivillerdir.Son Beyaz Saray zirvesinde, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın, Rusya-Ukrayna barışının imzalanması ihtimali karşısında “Lütfen barış olmasın, sadece bir süre için ateşkes ilan edilsin” dediği yönündeki iddialar, savaşın durmasından ziyade mevcut durumun devamının tercih edildiğini düşündürüyor. Bu sözler, küresel sahnedeki bazı liderlerin, savaşın yarattığı kaostan nemalanan, güç dengelerini kendi lehine çevirmeye çalışan bir siyasetin trajik yansıması olabileceği endişesini doğuruyor.
Tarihin acı dersleri ve gecikmiş özürler
Tarihin tekerrür etme potansiyeli, geçmişin yanlışlarından ders almayı ne kadar ihmal ettiğimizi gösteriyor. 11 Eylül saldırılarından sonra oluşan infial havasında, Amerika ve Batı koalisyonu, Irak’ın lideri Saddam Hüseyin’i kitle imha silahları bahanesiyle devirdiler. Oysa Saddam’ın 11 Eylül saldırılarıyla ilişkisi olduğuna dair en ufak bir kanıt dahi yoktu. Temel sebep petrol ve bölgesel güç dengeleriydi. Milyonlarca insanın hayatına mal olan bu işgalin yanlışlığı yıllar sonra, dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair’in özür dilemesiyle ortaya çıktı.
Blair, savaşa giden süreçte kamuoyuna yanlış bilgi verdiğini itiraf ederek, “Bu savaş için özür dilerim” demek zorunda kalmıştı. Bu özür, savaşın yarattığı acıları dindirmese de, gelecekteki liderlere bir ders olmalıydı. Yanlış kararların bedelinin, sadece o dönemin insanları tarafından değil, gelecek nesiller tarafından da ödeneceği gerçeğini hatırlatmalıydı.
Sıradan insanların dünyası ve acı reçete
Ne yazık ki, bugün de benzer yanlışlar yapılmaya devam ediyor. Dünyayı yönetenler, çoğu zaman koltuklarını güç ve hırsla kazanmış, ancak vicdan ve ferasetten yoksun kişiler olabiliyor. “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” misali, kendi ülkelerinde parlamentoyu bekleyen pek çok sıradan insan, dünya sahnesine lider olarak çıkıyor. Ellerindeki güç, vicdanlarından daha ağır basıyor.
Bu yetersizlik, insanlığa çok acı çektiriyor. Dünya, savaşlar, krizler ve adaletsizliklerle boğuşurken, halklar kendi yöneticilerinin basiretsizliğinin bedelini ödüyor. Tarih, bu dönemi sadece güçlü orduların ya da gelişmiş silahların değil, aynı zamanda kararları alan yetersiz liderlerin trajik hikayeleriyle de anacaktır.Belki de yapılması gereken, bu makus talihi değiştirmek için, sadece liderleri değil, aynı zamanda onları o koltuklara taşıyan sistemi ve toplumu da sorgulamaktır. Çünkü asıl tehlike, yanlış kararlar veren liderler değil, bu yanlış kararları alkışlayan yığınlardır.
Çok Soğuk Savaş
Ukrayna’da gökyüzü drone’larla dolu, Kuzey Kutbu’nda ise şartlar farklı. Donan yakıtlara karşı askerler farklı yöntemler geliştirmek zorunda. The Wall Street Journal, NATO askerlerinin Arktik’te Rusya’yla olası bir savaşa karşı nasıl eğitildiğini yazdı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Elit savaş birlikleri genellikle Hollywood’un yakışıklı aktörleri gibi görünmek için yağ oranını azaltmaya çalışır. Ama Kuzey Kutbu’nda böyle bir vücuda sahip olmak sonunuzu getirebilir.
Soğuk hava askerleri yıpratıyor. Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki eğitim sırasında her gün ortalama 3 bin kalori kaybediyorlar. Üstelik eksiksiz besleniyorlar ve henüz gerçek anlamda yorucu faaliyetlere katılmış değiller.
İsveç’in kuzeyinde ABD Deniz Piyadeleri’ne ve diğer askerlere kış savaşı eğitimi veren İsveçli Başçavuş Fredrik Flink, “Modern askerler kaslı ve yağsız bir vücuda sahip olmak için spor salonuna yazılıyor. Ama burada üç gün kalınca tükeniyorlar. Şu anki en büyük sorun bu. Temel gereklilikler ile seksi görülen şeyler farklı” diyor.
ABD ve diğer NATO askerleri uluslararası gerilimin giderek tırmandığı Avrupa Kuzey Kutup Bölgesi’ne akıyor. Uzun yıllardır bu kadar kuzeyde çatışma yaşanmadı. Savunma uzmanları olası bir savaşın neye benzeyeceğinden emin değil.
Alaska Üniversitesi Arktik Güvenlik ve Dayanıklılık Merkezi Direktörü Troy Bouffard, “Kural kitabını neredeyse sıfır tecrübeyle, bizzat yaşayarak yazıyoruz. Bu çok garip bir durum” diyor.
Bir cephe de soğuğa
Ukrayna’daki savaş gelecekteki silahlı çatışmaların nasıl olabileceğine dair bazı fikirler verse de Kuzey Kutup Bölgesi bambaşka bir yer. Ukrayna’da gökyüzünü dolduran ölümcül İHA’lar cepheyi domine ederken Arktik’te yakıtlar donuyor, piller aniden bitiveriyor. Kuzeydeki İHA’lar jet yakıtı ve mazotla çalışıyor. Hem buz çözücü sistemlere hem de Arktik rüzgarlara karşı koyabilecek itiş gücüne sahipler. Ama bu donanımlar yüzünden çok da büyükler. Bu yüzden kalkış yapabilecekleri römork veya pistler gerekiyor.
Gemi ve uçaklarda özel yağ kullanımı ve sertleştirilmiş sert gövdeler olmazsa olmaz. Buz bir yandan denizaltıları korurken diğer yandan seyir ve iletişim güçlükleri getiriyor. Rusya uzun menzilli füze kabiliyetine sahip buz kırıcı hayalet denizaltıları sayesinde bu alanda daha avantajlı.
Kuzey ışıkları normalde Instagram’da paylaşılmaya layık göz alıcı ve turistik bir doğa olayı gibi görünebilir. Ama güneşten gelen yüklü parçacıkların dünyanın manyetik alanı ve atmosferle etkileşime girmesiyle ortaya çıkan bu ışıklar radyo sinyallerini karıştırıyor.
Kuzeyin savunması büyük ölçüde eski usul yöntemlere dayanıyor: Beyaz üniformalı, kayaklı ve kar motosikletli piyadeler hala en önemli unsurlardan biri. İsveç Ordusu Komutanı Tümgeneral Jonny Lindfors, “Teknoloji gelişiyor ve hepimiz daha hızlı öğreniyoruz. Yine de bir bölgeyi elinizde tutmak ve savunmak istiyorsanız sahadaki askerlere ve kışlık üniformalara güvenmek zorundasınız” diyor.
En büyük sorunlardan biri aynı zamanda en temel olanı: Askerlerin Kuzey Kutbu’nun sert iklimine haftalarca dayanmasını sağlamak. Vegard Flom çavuş olduğu günlerde Norveç’in kuzeyindeki bir tatbikatta keşif devriyesi komutanlığı yapmış. Mart ayında sıcaklıklar gündüzleri sıfırın hemen üzerinde seyrederken geceleri sıfırın çok altına iniyormuş. Bir gece bataklıkta ıslanan çoraplarıyla yatağa girince uyandığında çoraplarının donduğunu görmüş.
Şimdi Norveç ordusunda albay olarak görev yapan ve NATO Mükemmeliyet Merkezi bünyesindeki Soğuk Hava Harekatları’nın başında bulunan Flom, “Kendimi soğuk hava savaşçısı olarak görüyorum. Yine de her şeyi kontrol edemiyorsunuz” diyor.
Soğuğun sizi nasıl etkileyeceğini gerçekten maruz kalana kadar bilemiyorsunuz. İsveçli eğitmen Flink bir keresinde askerlere “yalnız kurt” tatbikatı yaptırarak sıfırın altındaki sıcaklıklarda tek başlarına kamp kurmayı öğretmiş. Bir gece yanına gittiği asker daireler çizip ayaklarını yere vurarak yürüyor, ateş yakamayacak kadar üşüyormuş. Sırt çantasında İsveç ordusunun verdiği üç katlı uyku tulumlarından iki tane olmasına rağmen bunları nasıl kullanacağını unutmuş.
Flink, “Buna soğuk şok diyoruz. Verilen bilgiyi algılayamaz hale geliyorlar” diyor.
Askeri uzman ve komutanlar Ukrayna’daki savaş sırasında veya hemen sonrasında Rusya’nın bir NATO ülkesine saldırmasını muhtemel görmüyor. Ancak ittifakın genel sekreteri Mark Rutte’ye göre Moskova beş yıl içinde bir NATO ülkesine saldırmaya hazır hale gelebilir.
Fransız lejyonerler bile zorlandı
Savaşlar Kuzey Kutup Bölgesi’ne sadece birkaç kez uğradı. Batılı birlikler 1918’den itibaren Rus İç Savaşı’nın Kuzey Cephesi’nde Bolşevik karşıtı güçlerle birlikte Kızıl Ordu’ya kafa tuttu. Finlandiya 1939’un sonlarında başlayan ve yaklaşık 100 gün süren acımasız Kış Savaşı’nda Sovyetler Birliği ile çarpıştı. Kuzey Kutup Bölgesi’nde toprakları bulunan Norveç ve Finlandiya 1944’te Sovyetlerin Alman birliklerini püskürtmek için düzenlediği üç haftalık harekata sahne oldu.
1940’ta Nazi Almanyası’nın Kuzey Norveç’teki Narvik limanını işgal etmesinin ardından İngiliz, Fransız ve Polonya birlikleri Norveçlilere destek için müdahale etti. Dünyanın en dayanıklı askerleri arasında sayılan Fransız lejyonerler bile soğukta zorlandı.
Bugün NATO’nun Arktik topraklarının çoğu Kuzey Amerika’da bulunsa da ittifakın Rusya ile kara sınırı Kuzey Avrupa’da. Özellikle İsveç ve Finlandiya Ruslarla girilecek olası bir çatışma için onlarca yıldır eğitim yapıyor.
Batılılar Moskova’nın Finlandiya’ya veya Baltık ülkelerine girmek için Kuzey Kutup Bölgesi’ni kullanma ihtimalinden çekiniyor. Lindfors’a göre Ruslar Estonya’nın doğu sınırındaki Narva kentini, Norveç’teki Svalbard takımadalarını veya Baltık Denizi’ndeki İsveç’e bağlı Gotland adasını kısmen de olsa ele geçirmeye çalışabilir. Daha büyük ölçekli bir harekatla Norveç, İsveç ve Finlandiya’nın en kuzeyini oluşturan ve Kuzey Burnu olarak bilinen bölgeyi işgal etmeleri de mümkün.
Olası bir Rus saldırısında Norveç, İsveç ve Finlandiya birliklerinin Kuzey Kutup Bölgesi’ne akın edecek NATO güçleri tarafından desteklenmesi muhtemel.
NATO’nun savaş hazırlıklarındaki kilit faktör ise Norveç’in Uzun Mesafe Keşif Devriyesi olacak. Bu elit kuvvetler düşman hattının ötesinde yarım düzine askerden oluşan birimler halinde harekat düzenlemek üzere eğitiliyor. Askerler kar motosikletlerini saklayacak kadar büyük kar mağaraları kazabiliyor. Ren geyiği avlayıp derisini yüzerek açık ateşte pişirebiliyor. Birlikte yer alan bir isim kısa süre önceki 100 günlük tatbikatta askerlerin 2 bin 400 kilometre yol katettiğini ve sadece bir kez erzak ikmali yaptığını söyledi.
İskandinav eğitmenler aralarında ABD Deniz Piyadeleri’nin de bulunduğu NATO askerlerine karda kamp kurmayı ve ağaçsız yerlerde saklanmayı öğretiyor. Ren geyiği avlamayı, balık tutup çiğ yemeyi ve yaz aylarındaki sürekli gün ışığına uyum sağlamayı öğretiyorlar. Aksi halde güneşin batmaması uykunun ve zaman kavramının yitirilmesine yol açabiliyor.
Hayatta kalmayı öğrenmek bir ay sürüyor
Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyinde konuşlu 4 bin 500 kişilik Norveç Kuzey Tugayı’nın komutanı Tuğgeneral Terje Bruøygard’a göre bölgeye yeni gelenlerin ilk şoku atlatması ve soğukta hayatta kalmayı öğrenmesi yaklaşık bir ay sürüyor. Soğukla başa çıkmanın sırrının onunla savaşamayacağınızı kabul etmek olduğunu söylüyor. Kuzey Norveç’te eğitim gören bir düzine ABD Deniz Piyadesi, tedavi için ABD’ye götürülmüş. Bruøygard deniz piyadelerinin şiddetli soğuk ısırması yüzünden ameliyat olmak zorunda kaldıklarını anlatıyor.
Bruøygard tecrübelerine dayanarak konuşuyor. 24 yaşındayken tatbikat sırasında küçük bir gölde buzun kırılmasıyla suya düşmüş. Eğitimde öğrendikleri aklına gelmiş. Bacaklarını çırparak kendini yukarı çekmeye çalışsa da soğuk suya defalarca geri düşmüş. Can havliyle yaptığı son denemede tırnaklarını buza geçirip kendini yukarı çekebilmiş. Buzun kırılmaması için dört ayak üzerinde sürünerek oradan uzaklaşmış.
Müfrezesine döndüğünde silahının ve teçhizatının vücuduna yapışmış halde olduğunu hatırlıyor. Bayılmış. Uyandığında kendini çıplak halde bir uyku tulumunun içinde bulmuş. Arkadaşlarının bu hamlesi ve yaktıkları ateş sayesinde kurtulduğunu anlatıyor.
Ölümle girişilen soğuk savaştan herkes sağ kurtulamıyor. Yıllar sonraki bir tatbikatta Norveç savaş tankı devrilip buza çarparak suya düşünce iki asker hayatını kaybetmişti.
Ara buzul dönemin kırılganlığında dünya ve Türkiye
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Dünya ve Türkiye’de ekonomiden toplumsal yapıya, jeopolitikten iklime ve teknolojiye kadar beş temel düzen aynı anda sarsılıyor. Küresel belirsizlik, ekonomik darboğaz ve siyasal kutuplaşma iç içe geçerek hayatın yeni normali oldu. Çıkış yolu yeni bir hikâyede. Popülist ve otoriter refleksler kısa vadeli çözümler sunsa da geleceğe dair umut vermiyor. İnsanlığın güven, ortak akıl ve demokrasi temelinde kuracağı yeni bir ütopya, krizlerden çıkışın anahtarı olabilir
Bir fotoğraf: Trump Oval Ofis’te, karşısında Avrupalı liderler, sınıfta öğretmenini dinleyen ama huzursuz çocuklar gibi. Yüzlerinde isteksizlik, memnuniyetsizlik. “Yeni dünya düzeni” diye okunabilecek bir kare.
Bir başka fotoğraf Türkiye’den: Partisini değiştirip suçlamalardan sıyrılan bir belediye başkanı, yeni kürsüsünde, mahcup bir tebessümle. Başka bir karede tutuklanan muhalif siyasetçilerden birinin, itirafçı tanığı susturmak için işbirliği yaptığı suç örgütü lideri, iktidar mensuplarıyla aynı sofrada. Ve Meclis kapısında yakılan beyaz Toros’un fotoğrafı… Bu karelerin hepsini aynı zaman diliminde görmek, anlamlandırmaya çalışmak insana yorgunluk ve çaresizlik duygusu veriyor.
Son bir haftada olup bitenlere bakarken çoğu insan aynı duyguda: Belirsizliğin ve karmaşanın esas olduğu bir hayatın içinde yaşıyoruz. Geleceği kesin biçimde öngörmek mümkün değil. Ama olasılıklardan, senaryolardan konuşabiliriz. Çünkü bazen gelecek ufka değil, suyun altındaki akıntılara bakılarak anlaşılır. Bugün gördüğümüz fotoğraflar belki de başka bir hikâyenin ilk cümleleridir.
Yaşadığımız krizler bir yığışma değil, eşzamanlı bir ritim değişimi. Bu yüzden de sıradan açıklamalarla geçiştirilemeyecek, tek bir senaryoya ya da komplo teorisine bağlanamayacak kadar derinler. Bu tabloyu anlamak için iki merceği üst üste koyuyorum: İlki, sık sık işaret ettiğim “çağ değişimi” tezi: Yerkürenin ritminin değişmesi, teknolojik sıçrama ve gündelik hayatın hızlanması, insan ve toplum doğalarının dönüşmesi. İkincisi, Ray Dalio’nun “The Changing World Order”ındaki döngü yaklaşımı: Ekonomik, toplumsal, jeopolitik, teknolojik ve ekolojik düzenlerin birbirini tetikleyen dalgaları.
Beş düzenin kırılganlığında dünya
Tarihsel akışta savaşlar, liderler, krizler elbette önemlidir. Ama asıl belirleyici olan, uzun soluklu derin akıntılardır. Dalio, son imparatorlukların yükseliş ve çöküşünü bu akıntılara bakarak inceliyor. Beş yüz yıllık tarih, beş düzenin dalgalar halinde, bazen çakışarak ilerlediğini gösteriyor.
“Ekonomik düzen”, büyüme ve refah bir noktadan sonra borç krizine, tıkanmaya dönüşüyor. “Toplumsal düzen”, gelir ve fırsat eşitsizlikleri, kutuplaşma ve çatışmayı büyütüyor. “Jeopolitik düzen”, yükselen güçler, hâkim güce meydan okuyor, küresel düzen yeniden yazılıyor. “Gezegenin düzeni”, doğa isyan ediyor; salgınlar, iklim krizleri, kuraklıklar toplumsal dengeleri sarsıyor. “Teknolojik düzen”, yenilik sıçramalar yaratıyor ama aynı anda eşitsizlikleri ve rekabeti de körüklüyor.
Bugün benzersiz olan şey, bu beş düzenin aynı anda bozulma evresinde olması. Küresel “ekonomik düzen” bir bakıma borç döngüsünün de zirvesinde olduğumuzu gösteriyor. 2008 krizi sonrası dünya ekonomisi zaten kırılgandı. Pandemi döneminde parasal genişleme ile sistem ayakta tutuldu, ama bugün yüksek enflasyon, faiz artışları ve borç sarmalı hemen her ülkede kendini hissettiriyor.
“Toplumsal düzenler” krizde, ülkeler arası eşitsizlik ve kutuplaşma hali de her bir ülkenin kendi içindeki eşitsizlik ve kutuplaşma hali de zirve yapmış durumda. ABD’de, Avrupa’da, Latin Amerika’da, Türkiye’de… Servet küçük bir azınlıkta yoğunlaşırken, geniş kitlelerde güvencesizlik artıyor. Bu durum popülist liderleri, kutuplaştırıcı siyaseti ve demokratik gerilemeyi besliyor. Göç, mülteci krizleri ve kimlik siyasetleri, toplumsal düzenin daha da kırılgan hale gelmesine yol açıyor.
“Jeopolitik düzen” dengesini kaybetti, yeni bir küresel egemenlik savaşı yaşıyoruz. Siyasal, ekonomik ve kültürel gerilimler bir yandan birçok toplumun kendi iç çatışmalarına, birçok yerde bölgesel sıcak savaşlara dönüşme eğiliminde. Dünya satranç tahtasında taşlar sürekli yer değiştiriyor.
“Gezegenin düzeni” isyan etti, doğanın uyarıları her seferinde daha sert, daha yıkıcı ve yakıcı oluyor. Pandemi, iklim krizi, seller, yangınlar, kuraklık… Dünya aynı anda çoklu doğa şokları yaşıyor. Küresel gıda krizleri, su kıtlığı ve enerji şokları, doğrudan ekonomiyi ve toplumsal düzeni de etkiliyor.
“Teknolojik düzende” ise büyük sıçrama ile büyük endişeleri aynı anda yaşıyoruz. Yapay zekâ, biyoteknoloji, enerji dönüşümü… Teknolojik ilerleme baş döndürücü hızda. Ama bu ilerleme aynı zamanda bildiğimiz tüm alanları, işleri altüst ediyor, öte yandan sosyal eşitsizlikleri büyütüyor. Teknoloji bir yandan çıkış yolu sunarken, öte yandan yeni çatışmaların alanı ve malzemesi oluyor.
Dalio’nun çerçevesi bize şunu söylüyor: Tarihin her döneminde bu beş düzen farklı zamanlarda gerilim yaşar. Ama bugünkü dünyayı benzersiz kılan, bu beş düzenin senkronize biçimde bozulma ve çözülme evresine girmiş olmasıdır.
Sanayi toplumundan bilgi toplumuna değişimi zorunlu kılan üç değişim
Gidişatı anlamak için kullandığım ikinci mercek, çağ değişimi mecburiyeti ve küresel ara buzul dönemde olduğumuz tezim. Kırk yılı aşkın zamandır, benim sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş olarak tanımladığım çağ değişimini tetikleyen üç temel dinamik var. Birincisi, yerkürenin ritmi değişiyor: Küresel ısınma, karbon salımı, kuraklık, başta petrol, içme suyu dahil yer altı kaynaklarının tükenmesi, yer üstündeki canlı ve bitki türlerinin azalması, çevrenin-havanın-suyun kirlenmesi gibi her biri devasa sorunlar anlamına gelen bir ritim değişikliği. Buna neden olan standardizasyona ve ölçek ekonomisine dayanan sanayi toplumunun üretim biçimi. Ve elbette de buna bağlı olarak yine standardizasyona ve küreselleşmeye dayanan tüketim biçimi. İnsanoğlu üretim ve tüketim biçimini yerküre ile uyumlamadan bu hayat biçimi sürdürülemez eşiğe gelmiş durumda.
İkinci temel dinamik, teknolojik sıçrama ve bunun tetiklediği gündelik hayatın ritminin hızlanması. Bilişim, iletişim, ulaşım teknolojilerindeki değişimin, yani teknolojik devrimin tetiklemesiyle gündelik hayat daha önce hiç sınanmamış bir ritme ulaştı. Üretim yöntemlerimiz değişiyor. Ama asıl önemlisi çalışma, üretme, örgütlenme ve yaşama pratiklerimiz zaman ve mekândan bağımsızlaşıyor. Yerçekimsiz bir gündelik hayat içinde zamandan ve mekândan bağımsız düşünebilmek, örgütlenebilmek, üretim yapabilmek, alışık olduğumuz karar süreçlerini zorlayan bir esneklik ve hız dayatıyor. Zaman ve mekândan bağımsız çalışabilmek sadece hayatı hızlandırmıyor, aynı zamanda yerleşik hiyerarşileri ve statükoyu da parçalıyor. Hâlbuki bizim zihin dünyamız karar süreçlerinde bir hiyerarşik yönetim modeline bağlı. Hız, beğenmesek de varlıklarına alışık olduğumuz hiyerarşilerin parçalandığına şahit olmak, güvensizlik ve endişe hissiyle yaşama zorunluluğunu da beraberinde getiriyor.
Belirsizlik ve karmaşıklık esaslı hayat
Gündelik hayatın ritmindeki değişimden dolayı bugünkü hayat karşılıklılık esasına bağlı. Bu çok aktörlü, çok boyutlu, çok katmanlı hayatı karşılıklılık esası olmadan kavramak ve ona dâhil olmak mümkün değil. Fakat aynı esas, hayatı düzen ve intizam için zorlamaktan vazgeçip, belirsizliği ve karmaşayı temel alan bir perspektif geliştirmeyi de zorunlu kılıyor. İstesek de istemesek de bir parçası olduğumuz bu değişimi kavramak ve hayatımızı onu göze alarak yeniden kurgulamak konusunda attığımız adımlar ikircikli, tedirgin ve çelişkili.
Üçüncü temel dinamik ise insan zihin haritasında ve insan hareketlerindeki değişim. Yerkürenin ve gündelik hayatın ritmindeki değişimi, ulusal ve uluslararası ölçekte göçlerin artarak sürmesinde gözlemek mümkün. İnsanlık daha çok göçü nasıl durdurabileceğini ya da denetleyebileceğini düşünüyor ve konuşuyor. Oysa insanlar daha iyi bir hayat arzusu ile hareket etmeye devam edecek. Bu hareketin ürettiği bir dizi sosyolojik, mekânsal, zihni değişim var, metropoller, varoşlar, kimlikler, lümpenleşme, ailenin değişimi, dayanışmanın, ilişki biçimlerinin değişimi, demografik değişimler, vb.
Sanayi toplumundan bilgi toplumuna
Aslında tüm yaşananlar bir çağ değişimine işaret ediyor. Bu yeni çağa uyum sağlayabilmek için bilgi toplumunun kurum ve kurallarının geliştirilmesi gerekiyor. Bunu başarabilmek için de yeni bir zihinsel sıçrama gerekiyor. Daha da önemlisi gelecek için yeni bir hikâye gerekiyor. Öte yandan geleceğin bir hikâyesi, ütopyası henüz yok. Onun yerini distopik gelecek hikâyeleri alıyor.
Bu üç küresel meseleye karşın elimizde bu değişikliğe uyumlu küresel kurumlar, kurallar da yok. Birleşmiş Milletler’den Dünya Bankası’na, NATO’dan Dünya Sağlık Örgütüne, Paris İklim Anlaşması’ndan, İstanbul Sözleşmesi’ne çok taraflı yapılar… Hepsi yetersiz kaldı. İnsanlık çözümü yine ulus devletlerde aradı. Ulus devletler ise sorunları çözmek yerine, kendilerini güçlendirmeyi ve duvarlar örerek toplumlarını da içeriye kapatma refleksi geliştirdi.
Demokrasi krizi ve toplumların olası tepkisi
Geldiğimiz yer krizler yumağından sakınmak için popülist, otoriter, şoven hareketlere yönelmek, güçlü devlete sığınmak oldu. Ama aynı zamanda Türkiye’de de ABD’de de en güçlü olduğu varsayılan geleneksel ulus devlet kurum ve kurallarının da keyfilik karşısında ne denli zayıf olduklarını deneyimliyoruz. Görüyoruz ve anlıyoruz ki Türkiye’de de dünyanın birçok ülkesinde de ne eskiye dönmek mümkün ne de yeniye dair bir iddia ve hikâye var elimizde. Bu süreci “küresel ara buzul dönem” olarak adlandırıyorum.
Bu ara buzul dönemin en kritik sonucu, siyasetin ve demokrasinin krizi. Çünkü hala insanlığın elinde demokrasiden daha iyi bir ütopya, demokrasiden daha iyi bir ortak hayat biçimi yok. Çünkü hala insanlığın elinde ortak yaşam idealini ve demokrasiyi inşa için de siyasetten daha iyi bir araç yok. Yani ihtiyaç ve taleplerin için örgütlenmek, müzakere etmek, ikna ve uzlaşmalar üretmek olan siyaset toplumsal düzenin de anahtarı. Diğer tüm düzenler ekonomik, toplumsal, teknolojik, jeopolitik düzenler siyasetin niteliğine bağlı. Fakat temsili demokrasinin klasik araçları, bu çok katmanlı, çok aktörlü dünyayı taşımakta zorlanıyor. Bu boşlukta popülist liderler, “Güvenlik mi özgürlük mü?” gibi basit ikilemlerle toplumu yönetiyor. Kitleler belirsizlik karşısında güvenliği seçiyor.
Bu süreçlere toplumsal tepkilerin nasıl geliştiğine odaklandığımızda gördüğümüz küresel ara buzuldaki toplumlar pusulasız kalmış gemiler gibiler. Geleceğe dair üç olasılık var gibi görünüyor ki bu olasılıklar Dalio’nun tarif ettiği döngülerle de örtüşüyor: Yaratıcı yıkım ve yeniden doğuş mu? Felaketle yıkım mı? Sessiz çöküş mü?
Bugün dünyanın gidişatında ikinci ve üçüncü ihtimallerin izleri güçlü. Ama birinci ihtimal, yani geleceğe dair bir siyasi vizyonla yeniden doğuş hâlâ mümkün. Bunun için yeni bir hikâyeye, yeni bir ütopyaya ihtiyacımız var. Gelecek henüz yazılmadı. Ama şunu biliyoruz: Her yeni hikâye, insanın kendine ve birbirine güvenini yeniden inşa etmesiyle başlar. Ve bu güvenin dili de demokrasiden, ortak akıldan başka bir şey olamaz.
Putin'in barış için Ukrayna'dan talepleri: Donbas’tan çekil, NATO’dan vazgeç, Batılı askerleri topraklarına alma
Vladimir Putin, Ukrayna’nın doğudaki tüm Donbas bölgesinden vazgeçmesini, NATO’ya katılma hedeflerinden feragat etmesini, tarafsız kalmasını ve ülkeye Batılı askerleri sokmamasını talep ediyor. Reuters'a konuşan üç kaynak, Alaska zirvesinin perde arkasını yazdı, Rusya'nın taleplerini sıraladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rusya Devlet Başkanı, Cuma günü Alaska’da Donald Trump ile dört yılı aşkın süre sonra yapılan ilk Rusya-ABD zirvesinde bir araya geldi ve üç saatlik kapalı görüşmenin neredeyse tamamını Ukrayna konusunda bir uzlaşmanın nasıl olacağını tartışarak geçirdi.
Sonrasında Trump’ın yanında konuşan Putin, toplantının Ukrayna’da barış yolunu açmasını umduğunu söyledi. Fakat iki lider de ne konuştuklarına dair ayrıntı vermedi.
Kaynakların aktardığına göre, Putin Haziran 2024’te ortaya koyduğu toprak taleplerinde kısmen geri adım attı. O dönemde Moskova, Rusya’nın parçası olduğunu iddia ettiği dört eyaletin – doğudaki Donetsk ve Luhansk (birlikte Donbas’ı oluşturuyor) ile güneydeki Herson ve Zaporijya – tamamının Kiev tarafından terk edilmesini istemişti.
Kiev bu şartları net bir dille reddetmişti.
Yeni teklifinde Putin, Ukrayna’nın hâlâ kontrol ettiği Donbas bölgelerinden tamamen çekilmesi talebini sürdürüyor. Buna karşılık Moskova, Zaporijya ve Herson’daki mevcut cephe hatlarını dondurmaya hazır olduğunu belirtiyor.
ABD tahminlerine ve açık kaynak verilerine göre Rusya, Donbas’ın yaklaşık %88’ini, Zaporijya ve Herson’un ise %73’ünü kontrol ediyor. Kaynaklara göre Moskova ayrıca anlaşma kapsamında Ukrayna’nın Harkov, Sumı ve Dnipropetrovsk bölgelerindeki küçük işgal alanlarını geri vermeye de istekli.
Putin, Ukrayna’nın NATO hedeflerinden vazgeçmesi ve ABD öncülüğündeki askeri ittifaktan doğuya doğru daha fazla genişleme olmayacağına dair yasal bağlayıcılığı olan bir taahhüt istemeye de devam ediyor. Ayrıca Ukrayna ordusunun sınırlandırılması ve Batılı askerlerin bir barış gücü çerçevesinde bile Ukrayna’ya girmemesi için mutabakat talep ediyor.
Buna rağmen taraflar, tam ölçekli işgalden üç yılı aşkın süre sonra hâlâ çok uzak noktalarda bulunuyor.
Başkan Volodimir Zelenski, uluslararası alanda tanınan Ukrayna topraklarından çekilmeyi bir anlaşma parçası olarak defalarca reddetti ve sanayi bölgesi Donbas’ın Rusya’nın daha derinlere ilerlemesini engelleyen bir kale işlevi gördüğünü söyledi.
“Eğer sadece doğudan çekilmemiz gerektiğinden bahsediyorsak bunu yapamayız” diyen Zelenski şöyle devam etti: “Bu, ülkemizin hayatta kalmasıyla ilgili, en güçlü savunma hatlarını kapsıyor”
Öte yandan NATO’ya katılım ülkenin anayasasında yer alan stratejik bir hedef ve Kiev bunun en güvenilir garanti olduğunu görüyor. Zelenski, ittifak üyeliği konusunda kararın Rusya’ya ait olmadığını vurguladı.
ABD merkezli küresel politika düşünce kuruluşu RAND’da Rusya ve Avrasya Politikaları Başkanı olan siyaset bilimci Samuel Charap, Ukrayna’nın Donbas’tan çekilmesi gerekliliğinin Kiev için hem siyasi hem de stratejik açıdan kabul edilemez bir şart olmaya devam ettiğini söyledi.
Trump: Putin bunun bitmesini istiyor
ABD tahminlerine ve açık kaynak haritalarına göre Rus güçleri şu anda Ukrayna’nın beşte birini, yani ABD’nin Ohio eyaleti büyüklüğünde bir alanı kontrol ediyor.
Kremlin’e yakın üç kaynak, Anchorage kentinde yapılan zirvenin savaş başladığından bu yana barış için en iyi şansı doğurduğunu söyledi; çünkü Rusya’nın şartları üzerine somut tartışmalar yapılmış ve Putin taviz vermeye hazır olduğunu göstermişti.
Kaynaklardan biri “Putin barışa hazır – uzlaşmaya hazır. Trump’a iletilen mesaj buydu” dedi
Moskova için hâlâ belirsiz olan ise Ukrayna’nın Donbas’ın kalanını vermeye razı olup olmayacağıydı. Eğer razı olmazsa savaşın süreceğini belirttiler.
Dördüncü bir kaynak, ekonomik meselelerin Putin için ikincil olduğunu, ancak Rusya’nın ekonomik kırılganlığını ve Ukrayna içinde daha ileriye gitmenin getireceği yüksek maliyetin farkında olduğunu söyledi.
Trump, savaştaki “kan gölünü” sona erdirmek istediğini ve “barışçıl başkan” olarak hatırlanmak istediğini söyledi. Pazartesi günü, Rus ve Ukrayna liderleri arasında bir toplantı düzenlemeye başladığını ve ardından ABD başkanının da katılacağı üçlü bir zirvenin yapılacağını açıkladı.
Trump, Oval Ofis’te Zelenski’nin yanında “Vladimir Putin’in bunun sona ermesini istediğine inanıyorum. Bunun çözüleceğinden eminim” şeklinde konuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Perşembe günü Putin’in Zelenski ile görüşmeye hazır olduğunu söyledi, ancak önce tüm meselelerin çözülmesi gerektiğini ve Zelenski’nin bir barış anlaşmasını imzalama yetkisi olup olmadığı sorusunun bulunduğunu belirtti.
Putin, Zelenski’nin meşruiyetine dair defalarca şüphe uyandırdı. Zelenskiy’nin görev süresi Mayıs 2024’te sona erecekti, ancak savaş nedeniyle yeni başkanlık seçimi yapılmadı. Kiev ise Zelenski’nin hâlâ meşru başkan olduğunu söylüyor.
Britanya, Fransa ve Almanya liderleri ise Putin’in savaşı bitirmek istediği konusunda şüphelerini dile getirdi.
Ukrayna için güvenlik garantileri
İki Rus kaynağa göre Trump’ın özel elçisi Steve Witkoff, zirveye giden yolu açmakta ve son barış girişiminde kilit rol oynadı.
Witkoff, 6 Ağustos’ta Kremlin’de Putin ile Kremlin danışmanı Yuri Uşakov’la buluştu. İki kaynağın aktardığına göre Putin, Witkoff’a tavize hazır olduğunu açıkça belirtti ve kabul edebileceği barış çerçevesini anlattı.
Eğer Rusya ve Ukrayna anlaşmaya varabilirse, resmi bir anlaşma için çeşitli seçenekler var – bunlardan biri Rusya-Ukrayna-ABD arasında imzalanacak ve BM Güvenlik Konseyi tarafından tanınacak üçlü bir anlaşma.
Bir diğer seçenek ise 2022’de başarısız olan İstanbul görüşmelerine dönmek. O dönemde Rusya ve Ukrayna, Ukrayna’nın kalıcı tarafsızlığı karşılığında BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden (Britanya, Çin, Fransa, Rusya ve ABD) güvenlik garantileri tartışmıştı.
Kaynaklardan biri “İki seçenek var: savaş ya da barış, eğer barış yoksa daha fazla savaş var” ifadelerini kullandı.
Yorumlar