13
- mutlunecmettin
- 13 Tem 2025
- 13 dakikada okunur
ABD Dışişleri Bakanı Rubio, Çin'i hedef aldı: Pekin yönetiminin iddiaları Hint-Pasifik'teki barış ve istikrarı baltalıyor
ABD Dışişleri Bakanı Rubio, Çin'in Güney Çin Denizi konusundaki iddialarıyla ilgili açıklama yaptı. Rubio, "Pekin'in iddiaları, Vietnam, Filipinler, Malezya, Brunei ve Endonezya'nın egemenlik haklarını doğrudan ihlal etmekte, Hint-Pasifik'teki barışı ve istikrarı baltalamaktadır" ifadesini kullandı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Çin'i, Güney Çin Denizi üzerindeki iddialarıyla komşu ülkelerin egemenlik haklarını ihlal etmek ve Hint-Pasifik'teki barış ve istikrarı baltalamakla suçladı. Rubio, Bakanlığın sitesinden yaptığı açıklamada, Çin'in, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında kurulan bir Tahkim Mahkemesinin 2016'da Güney Çin Denizi konusunda verdiği kararı görmezden gelerek hukuka aykırı iddialarını ileri sürmeye ve komşularına karşı giderek daha agresif eylemlerde bulunmaya devam ettiğini belirtti.
Bakan Rubio, "Pekin'in geniş kapsamlı iddiaları, Vietnam, Filipinler, Malezya, Brunei ve Endonezya'nın egemenlik haklarını ve yargı yetkilerini doğrudan ihlal etmekte ve Hint-Pasifik'teki barışı, istikrarı ve refahı baltalamaktadır" ifadesini kullandı. Tahkim Mahkemesinin, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki geniş kapsamlı deniz iddialarının uluslararası hukukta hiçbir dayanağı olmadığına oy birliğiyle karar verdiğine işaret eden Rubio, Çin için yasal olarak bağlayıcı olan bu kararın, önemli bir dönüm noktası ve Güney Çin Denizi'ndeki taraflar arasındaki anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde çözülmesi için faydalı bir temel olduğunu belirtti. Rubio, ABD'nin özgür ve açık bir Hint-Pasifik'i desteklediğini vurgulayarak, Çin'e, 2016'daki tahkim kararına uyması ve tehlikeli ve istikrarsızlaştırıcı davranışlarından vazgeçmesi çağrısı yaptı.
Güney Çin Denizi anlaşmazlığı
Güney Çin Denizi, kıyıdaş ülkelerin bağımsızlıklarını kazandığı İkinci Dünya Savaşı sonrasından bu yana bölge ülkeleri arasında egemenlik ihtilaflarının odağında yer alıyor. Çin, ilk kez 1947'de yayımladığı haritayla Güney Çin Denizi'nin yüzde 80'i üzerinde egemenlik iddiasında bulunurken, yer altı kaynakları açısından zengin bölgede Filipinler, Vietnam, Brunei ve Malezya hak iddia ediyor. Çin'in bölgedeki ihtilaflı adalarda üsler inşa etmesine, askeri unsurlarının yanı sıra sivil gemi filolarıyla varlık göstermesine, bölge ülkelerinin yanı sıra ABD karşı çıkıyor. Hollanda'nın Lahey kentindeki Daimi Tahkim Mahkemesi, 2016'da Filipinler'in başvurusuyla verdiği kararda, Çin'in Güney Çin Denizi'nde tek taraflı egemenlik taleplerinin yasal olmadığına hükmetmişti.
Kaynak: AA
BD'li gazeteci Tucker Carlson'dan 'Epstein' iddiası: İsrail için çalışıyordu, Washington'da herkes bunu biliyordu
ABD'li gazeteci Tucker Carlson, kız çocuklarına cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlamalarıyla tutuklanan ve hapishanedeki hücresinde ölü bulunan Jeffrey Epstein'ın "İsrail için çalıştığını, Washington'da bunu herkesin bildiğini" iddia etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD'li gazeteci Tucker Carlson, kız çocuklarına cinsel istismar ve fuhuş ağı oluşturma suçlamalarıyla yargılanırken hapiste ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein'ın, "İsrail için çalıştığını, başkent Washington'da herkesin aynı şekilde düşündüğünü ancak açıkça söyleyemediğini" iddia etti. Fox News'in eski sunucusu Carlson, "Turning Point USA" adlı muhafazakar kuruluş tarafından Florida'da düzenlenen yıllık konferansta konuştu.
"Böyle düşünmeyen biriyle hiç karşılaşmadım"
"Epstein'ın İsrail hükümeti için çalıştığını ve Washington'daki herkesin bunu aynı şekilde düşündüğünü" öne süren Carlson, "Böyle düşünmeyen biriyle hiç karşılaşmadım ama kimse bunu açıkça söyleyebileceğini düşünmüyor" dedi. Gazeteci Carlson, "Esas konu Jeffrey Epstein'ın muhtemelen Amerikan istihbaratı adına değil, (yabancı) istihbarat servisleri adına çalıştığıdır. Ama şimdi hiç kimse yabancı hükümetin, İsrail olduğunu söyleyemez çünkü bir şekilde bunun kötü bir şey olduğunu düşünmeye ikna edildik. Bunu söylemekte yanlış bir şey yok. Bunu söylemekte nefret, Yahudi karşıtı bir şey yok, İsrail karşıtı bile değil" ifadelerini kullandı.
Epstein'ın "şantaj operasyonu" yürütmüş olabileceğini de ileri süren Carlson, "Asıl soru şu; bunu neden ve kimin adına yapıyordu ve para nereden geliyordu?" diye sordu. Carlson, Epstein için, "Kimin adına çalıştığını sormaya hakkımız var" diyerek, ABD vatandaşlarının, hükümetlerinden halkın çıkarlarına aykırı davranmamasını bekleme ve de yabancı hükümetlerin de davranmasına izin verilmemesini talep etme hakkı olduğunu vurguladı.
Jeffrey Epstein olayı
En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Jeffrey Epstein, tutuklu bulunduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu. Açıklanan Epstein dava dosyalarında, aralarında Prens Andrew, eski ABD başkanları Bill Clinton ve Donald Trump, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile son günlerde kamuoyunda "Epstein dosyaları" olarak bilinen belgelere yönelik yürüttüğü incelemeyle gündeme gelmişti. Adalet Bakanı Pam Bondi, Epstein'e ait binlerce videonun incelendiğini aktarmıştı. İnceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan "müşteri listesinin" tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığı, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş adamlarının da suçuna dahil olduğu gerekçesiyle örtbas amaçlı öldürüldüğü düşünülen Epstein'ın aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığı açıklanmıştı.
Kaynak: AA
İsrail Enerji Bakanı: "Gazze Şeridi on yıllar boyu imar edilmeden harap halde kalmalı"
Bakan Eli Cohen, Tel Aviv yönetiminin, Gazze'nin yıkılan altyapısını yeniden imar edilmesine yardımcı olmak gibi bir niyetinin olmadığını açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, Gazze Şeridi'nin on yıllar boyu imar edilmeden harap halde kalması gerektiğini söyledi.
İsrail'in Kanal 14 televizyonuna demeç veren Cohen, Tel Aviv yönetiminin, Gazze'nin yıkılan altyapısını yeniden imar edilmesine yardımcı olmak gibi bir niyetinin olmadığını açıkladı.
Cohen, "Gazze Şeridi on yıllar boyu imar edilmeden harap halde kalmalı." ifadesini kullandı.
İsrail ordusunun Gazze'deki 2 hedefine işaret eden Cohen, bu hedeflerden ilkinin esirlerin geri alınması diğerinin ise Hamas'a boyun eğdirilmesi olduğunu belirtti.
Gazze'de ateşkes müzakereleri
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in Gazze Şeridi'nde 60 günlük ateşkesin sağlanması için gerekli şartları kabul ettiğini açıklamış ve teklif ateşkes görüşmelerine arabuluculuk yapan Katar ve Mısır tarafından Hamas'a sunulmuştu.
Hamas, Gazze'de İsrail ile ateşkes ve esir takası anlaşmasına ilişkin teklife "olumlu yanıtını" arabuluculara ilettiğini, ateşkesin uygulanması için müzakerelere hazır olduğunu duyurmuştu.
Tel Aviv yönetimi, Gazze'de ateşkes için Hamas'ın Katar önerisinde yaptığı değişikliğin kabul edilemez olduğunu savunmuş, buna karşın İsrail heyeti, müzakereler için Katar'ın başkenti Doha'ya gitmişti.
Doha'da süren müzakerelerde anlaşmazlıkların büyük ölçüde çözüldüğü fakat İsrail'in Gazze Şeridi'nin çeperindeki geniş bir alanda işgali sürdürme ısrarının aşılamadığı kaydedilmişti.
Müzakerelerin İsrail'in işgali sürdürme ısrarı nedeniyle çökmenin eşiğine geldiği aktarılmıştı.
Bloomberg: Suriye'nin yeniden inşası Türkiye ekonomisine yarayacak
10 yılı aşkın süren iç savaşın ardından yeniden toparlanma dönemine giren Suriye'nin yeniden inşası için gözler ABD, Türkiye ve Körfez ülkelerine çevrilmiş durumda. Bloomberg'e göre bu süreçten kazançlı çıkacak aktörlerden biri GSYH'sine yaklaşık %0,6 katkı sağlaması beklenen Türkiye olacak
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Suriye’de on yılı aşkın süren savaş boyunca pek çok dış güç çatışmalara dahil oldu. Umutlar, bu güçlerin şimdi de ülkenin yeniden inşa sürecinde rol oynayacağı yönünde.
ABD, Türkiye ve Katar ile Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleri, geçen yılın sonunda Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmeyi başaran muhalif güçlere bir şekilde destek sağladı.
Suriye’nin yeni yönetimi, savaş nedeniyle kesilen ticaret ve yatırım akışlarının yeniden başlaması için bir süredir çaba gösteriyor. Batılı ülkeler de bu yönde adımlar atmaya başladı. ABD Başkanı Donald Trump, onlarca yıldır yürürlükte olan ABD yaptırımlarının kaldırılması talimatını verdi. Amerika’nın Avrupa’daki müttefikleri de benzer yönde ilerliyor.
Bu hafta ABD, Suriye’nin yeni devlet başkanı Ahmed el-Şara’nın liderliğindeki El Kaide bağlantılı grubun terör örgütü statüsünü de kaldırdı.
Bloomberg: Türkiye ekonomisi fayda sağlayacak
Şara’nın ekonomik yardım beklentisinin hangi ülkelerden olduğunu gösteren bir işaret olarak, iktidarı ele geçirdikten sonra birkaç kez Körfez ülkelerine ve Türkiye’ye ziyaretlerde bulundu.
Bloomberg'e göre, bu işbirliği, muhtemelen Suriye’nin toparlanmasında kilit rol oynayacak. Katar gibi Körfez Arap ülkeleri büyük mali kaynaklara ve enerji rezervlerine sahipken, Türkiye ise inşaat alanındaki uzmanlığı ve tüketim mallarını tedarik edebilecek üretim altyapısıyla öne çıkıyor. Esad’ın devrilmesinden bu yana Suriye’de açıklanan en büyük yatırım — 7 milyar dolarlık bir elektrik üretim projesi — Katar ve Türkiye ortaklığında yürütülen bir girişim.
Savaş sırasında ticaretin durma noktasına gelmesi ve 900 kilometrelik sınırından mülteci akınının başlamasıyla ekonomik darbe alan Türkiye, Suriye'nin yeniden inşa sürecinde önemli kazançlar elde edebilecek bir konumda bulunuyor.
Bloomberg Economics'ten Selva Bahar Baziki'nin araştırmasına göre, Suriye'nin yeniden inşası Türkiye'nin GSYH’sine yıllık yaklaşık %0,6’lık bir katkı sağlayabilir. Baziki’nin tahminine göre bunun yaklaşık yarısı, Türk firmalarının kazanmaya çok uygun olduğu yeniden inşa ihalelerinden gelecek. Kalan kısmı ise, yılın ilk verilerine bakıldığında ivme kazanmaya başladığı görülen ihracatın canlanmasından kaynaklanacak.
Tüm bunlara rağmen Türkiye, Birleşmiş Milletler'in 100 milyar doları aştığını tahmin ettiği faturayı bir başkasının üstlenebilecek durumda değil. Bloomberg'e göre bunun için en uygun adaylar Körfez ülkeleri. Ancak onlar da maliyetli dönüşüm planı ve Gazze'de ateşkes sağlanırsa orada girişilecek bir diğer yeniden inşa faaliyeti gibi bazı ekonomik baskılarla karşı karşıya.
Suriye'deki mevcut ekonomik durum
ABD’ye gelince, Trump’ın Orta Doğu’ya para akıtmaktan çok, bölgeden para koparmaya daha fazla ilgi gösterdiği görülüyor. Yaptırımların gevşetilmesi Suriye’ye yardımcı olacak olsa da, Trump yönetiminin diğer hamleleri bu kazanımları gölgeleyebilir.
Bu hafta yayımlanan bir Dünya Bankası raporuna göre, Trump’ın dış yardımları dondurma kararı Suriye’yi ciddi biçimde etkileyecek. Kuruluş, “Bu karar sağlık hizmetleri, gıda ve su dağıtımı gibi kritik alanları doğrudan etkiliyor ve milyonlarca Suriyeli için zaten kırılgan olan insani durumu daha da kötüleştiriyor,” ifadelerini kullandı. Raporda ayrıca, son yıllarda bu tür yardımların %30 ila %40’ının ABD kaynaklı olduğuna dikkat çekildi.
Dünya Bankası raporunun büyük bölümü, savaşın yıkıcı etkisini gözler önüne seren karanlık istatistiklere ayrılmış durumda: Suriye nüfusunun dörtte biri aşırı yoksulluk içinde yaşıyor, petrol üretimi %90 oranında düşmüş, döviz rezervleri “neredeyse tamamen tükenmiş” durumda ve ülkenin en büyük ihracat kalemi yasa dışı uyuşturucu Captagon.
Raporda mevcut felakete 20’den fazla sayfa ayrıldıktan sonra, geleceğe dair öngörülere geçiliyor. Suriye ekonomisinin 2025’te %1 büyümesi bekleniyor; enflasyon ve bütçe açıkları ise son birkaç yıla kıyasla daha düşük seviyelerde olacak. Ancak bu mütevazı toparlanma bile, ülke istikrar kazanamazsa tehlikeye girebilir. Ve Suriye’nin istikrara kavuşamaması için birçok neden hâlâ geçerliliğini koruyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Suikast iddiaları gündemdeydi: Pezeşkiyan'ın İsrail saldırılarında yaralandığı açıklandı
Tahran, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın İsrail'in düzenlediği bir hava saldırısında yaralandığını ve saldırının Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısını hedef aldığını duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İran devrim Muhafızları Ordusu'na (IRGC) yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı'nın duyurduğuna göre, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, İsrail'in haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında Tahran'da Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına düzenlediği altı füze saldırısında yaralandı.
Bu haber, Pezeşkiyan'ın yakın zamanda verdiği bir röportajda İsrail'in kendisine suikast girişiminde bulunduğuna dair iddialarını doğrulamış oldu.
Fars haber ajansına göre, 70 yaşındaki Pezeşkiyan, 16 Haziran'da gerçekleşen saldırıda bacağından yara aldı. Toplantıda bulunan diğer önemli isimler arasında Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ve Yargı Erki Başkanı Mohseni Ejei de vardı. Ajans, saldırının, geçen yıl Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta İran'ın bölgedeki en büyük vekil gücü Hizbullah'ın lideri Hasan Nasrallah'ı hedef alan ve öldüren saldırıya benzerlik gösterdiğini belirtti.
"Bacaklarından hafif yaralar aldı"
Habere göre, "Saldırı, 16 Haziran Pazartesi öğleden önce, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısının hükümetin üç erkinin başkanları ve diğer üst düzey yetkililerle Tahran'ın batısındaki bir binanın alt katlarında yapıldığı sırada meydana geldi. Saldırganlar, kaçış yollarını engellemek ve hava akışını kesmek için altı bomba veya füze atarak binanın giriş ve çıkışlarını hedef aldı. Fars ayrıca, saldırıda başka yetkililerin de yaralandığını bildirdi.
"Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere bazı yetkililer, ayrılırken bacaklarından hafif yaralar aldı" denilen haberde, yaralıların "önceden planlanmış bir acil çıkış kapağından" kaçtığı eklendi. "Patlamalardan sonra kattaki elektrik kesildi" bilgisi de verildi.
Saldırı Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına yapılmış
Saldırının hassas doğası nedeniyle, olası bir sızıntının araştırıldığı kaydedildi. İran, savaşın ardından İsrail ile işbirliği yapmakla suçlanan 700'den fazla kişiyi tutukladı ve ölüm cezası da dahil olmak üzere daha ağır cezalar getirmeyi amaçlayan yeni bir acil durum casusluk yasasını yürürlüğe koymaya çalıştı. Fars, saldırının tam yerini belirtmese de, muhalif İran International kuruluşu, 16 Haziran'da Batı Tahran'da bir İsrail hava saldırısı olduğunu bildirmişti.
İran Devrim Muhafızları Generali Mohsen Rızai de devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, İsrail'in "Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin toplandığı yere altı noktadan saldırdığını, ancak üyelerinden hiçbirinin en ufak bir zarar görmediğini" söyledi.
"Suikast girişimi oldu evet..."
Ancak, siyasi yorumcu Tucker Carlson ile yaptığı röportajda Pezeşkiyan, İsrail'i kendisine suikast girişiminde bulunmakla suçlamış, ancak yaralandığını kabul etmemişti. "Suikast girişimi oldu evet... Buna göre hareket ettiler ama başarısız oldular" demişti. Bu röportaj, İran'daki milletvekilleri arasında büyük eleştirilere yol açmış, yirmi dört milletvekili, Cumhurbaşkanını ulusal güvenliği baltalamakla suçlayan açık bir mektup yayınlamıştı.
Milletvekilleri, Amerika'nın üç önemli nükleer tesise yaptığı saldırılara rağmen ABD ile yeniden müzakerelere açık olmasını ve daha sonra ülkeden sınır dışı edilen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliği yapmaya istekli olmasının zayıflık göstergesi olduğunu savundu.
Milletvekilleri mektuplarında, "Ulusal güvenlik açısından bakıldığında, bu tür mesajlar daha fazla saldırganlığı davet etme riski taşıyor" ifadelerini kullandılar. "12 Haziran'dan önce Amerikan aşırılığına direnme konusunda çeşitli görüşler olsa da, bu savaş, ABD ve onun vekil rejimi olan Siyonist rejimle yüzleşmenin gerekliliği konusunda nadir bir birlik oluşturdu" diye eklediler.
İş gücü krizi yaşayan Almanya orduya asker bulamıyor
Ordusunu yeniden yapılandırmak isteyen Almanya, asker sayısını artırmak istese de giderek daralan iş gücü piyasası Merz hükümetini çıkmaza soktu. Hükümet zorunlu askerlik uygulamasını geri getirmeyi değerlendirirken, bazı analistler göçmenlerin orduya dahil edilmesini gündeme getirdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rusya tehdidine karşı yeniden silahlanmak için büyük bütçeler ayıran Almanya, halihazırda zorlanan iş gücü piyasasında yeterli asker bulmakta zorlanıyor.
On yıllar süren ihmalin ardından başlatılan bu askeri yeniden yapılanma, toplumun yaşlandığı ve iş gücünden ayrılanların sayısının arttığı bir döneme denk geliyor. Bu eğilimler, şirketleri nitelikli personel bulmakta zorlarken, orduya yeni asker kazandırmaya çalışan yetkilileri de ciddi bir çıkmaza sokmuş durumda.
Diğer Avrupa ülkeleri de personel sıkıntısıyla karşı karşıya olsa da, Almanya’nın üstlendiği görev ölçek açısından öne çıkıyor. Yeni NATO talepleri doğrultusunda, Almanya’nın halihazırda yaklaşık 180.000 olan düzenli ordusunu 260.000’e çıkarması ve kriz anlarında göreve çağrılabilecek yüz binlerce yedek personel eklemesi gerekiyor. Bu hedefi, Savunma Bakanı Boris Pistorius açıkladı.
Öte yandan, Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki yeni hükümetin Almanya’nın altyapısını baştan aşağı yenileme girişimi de iş gücünü zaten zorlayan bir başka etken. Bu koşullar altında, zorunlu askerlik uygulamasının bir türünü geri getirmeye yönelik adımlar atılıyor. Bazı analistler ise göçmenlerin orduya dahil edilmesi olasılığını da gündeme getiriyor.
Yüzde 55 zorunlu askerliği destekliyor
Başbakan Friedrich Merz, geçtiğimiz ay Alman şirketlerine yaptığı konuşmada, kıtadaki en güçlü konvansiyonel orduyu kurma hedefinde karşılarına çıkacak asıl sorunun finansman değil, personel yetersizliği olacağını söyledi. Şirketlerden, çalışanlarını geçici olarak serbest bırakıp askerî beceriler kazanmalarına olanak tanımalarını istedi.
Bu tür açıklamalar, 2011’de askıya alınan zorunlu askerlik uygulamasının yeniden gerekli olup olmadığı yönündeki tartışmaları körüklüyor. Anketlere göre Alman halkının yaklaşık %55’i bu fikri destekliyor. Koalisyon hükümeti şimdilik yalnızca İsveç’ten esinlenen gönüllü bir model öngörüyor. Ancak Merz ve Savunma Bakanı Pistorius, ilerlemenin yavaş olması durumunda zorunlu askerliğin tamamen geri getirilmesine kapıyı açık bırakmış durumda.
Merz’in kabinesinin, gönüllü askerlik hizmetinin ocakta başlatılabilmesi için gerekli yasayı ağustosun son haftasında geçirmesi bekleniyor. Savunma Bakanı Pistorius’un hedefi, bu on yılın sonuna kadar 110.000’den fazla gönüllüye ulaşmak. Kapalı kapılar ardında ise muhafazakâr milletvekilleri, Sosyal Demokrat koalisyon ortaklarını gönüllü modelin yeterli personel çekememesi durumunda zorunlu askerliği yeniden devreye sokacak bağlayıcı bir mekanizmayı yasaya dahil etmeye zorluyor.
Ancak böyle bir yaklaşımın, son iki yıldır daralan ve modernleşmek için nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyan Alman ekonomisi açısından en iyi sonuçları vereceğine dair ciddi şüpheler var.
İşgücü Araştırmaları Enstitüsü’nden ekonomist Enzo Weber, konuyla ilgili Bloomberg'e yaptığı açıklamada, “İşgücü piyasası açısından ve aynı zamanda silahlı kuvvetlerin yararı için, bu işe en uygun olan kişilerin oraya gitmesini sağlamalıyız. Başka işlere daha uygun olanların değil. Eğer iş gücümüzün niteliklerini doğru şekilde kullanmazsak, ciddi kayıplar yaşarız” yorumunda bulundu.
Kaynak: Gazete Oksijen
Kim Jong-un'dan Rusya'ya koşulsuz şartsız destek sözü
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile görüşmek üzere Wonsan şehrini ziyaret etti. İki ülke, askeri ve siyasi bağlarını derinleştirme kararlılığını yineledi. Kuzey Kore lideri, Ukrayna konusunda koşulsuz şartsız destek sözü verdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Kuzey Kore'ye yaptığı üst düzey ziyaretle birlikte iki ülke, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü harekat sürerken askeri ve siyasi bağlarını güçlendirmeye devam ediyor.
Kuzey Kore'nin, Ukrayna güçlerini Kursk bölgesinden çıkarmak için Rusya'ya binlerce asker gönderdiği ve Rus ordusuna top mermileri ile füzeler sağladığı biliniyor. Moskova'dan yapılan açıklamada, Lavrov'un Kim ile yaptığı görüşmelerin "sıcak ve yoldaşça bir atmosferde" gerçekleştiği belirtildi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Lavrov'un Kursk'taki rolü ve Rusya'nın operasyonuna verdiği destek için Pyongyang'a "içten şükranlarını" ifade ettiğini bildirdi.
Batı konusunda mutabakat
Moskova ayrıca, iki tarafın Kore Yarımadası'ndaki "artan gerilimin" sorumlusunun Batı olduğu konusunda "anlaştığını" duyurdu. Bakanlık, daha önce Telegram'da iki liderin el sıkışıp sarılarak selamlaştığı bir video yayınlamıştı. Görüşmelerin, Kuzey Kore lideri Kim'in büyük projelerinden biri olan ve bu ayın başlarında açılan büyük bir tatil köyünün bulunduğu ülkenin doğu kıyısındaki Wonsan şehrinde yapıldığı kaydedildi.
Kuzey Kore resmi haber ajansı KCNA'nın bildirdiğine göre, Kim, Lavrov'a Pyongyang'ın "Ukrayna krizinin temel nedenini ele alma konusunda Rus liderliği tarafından alınan tüm önlemleri koşulsuz olarak desteklemeye ve teşvik etmeye hazır olduğunu" söyledi.
Kuzey Kore lideri ayrıca, "Rus ordusu ve halkının, ülkenin onurunu ve temel çıkarlarını savunma kutsal davasını mutlaka kazanacağına dair kesin inancını" dile getirdi ve Putin'in "üstün liderliğini" övdü.
KCNA, iki liderin "Haziran 2024'te gerçekleşen tarihi Kore-Rusya zirve görüşmelerinde varılan anlaşmaların sadakatle uygulanması için önemli konuları" da görüştüğünü belirtti.
Rus TASS haber ajansına göre Lavrov, Kim'e Putin'in "çok yakın gelecekte doğrudan temasların devam etmesini umduğunu" iletti. Lavrov'un Pyongyang'dan ayrılarak Şanghay İşbirliği Örgütü Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısına katılmak üzere Pazar günü Pekin'e indiği TASS tarafından Telegram hesabından bildirildi.
"Yenilmez İttifak" vurgusu
Lavrov'un son ziyareti öncesinde Rusya, Moskova ile Pyongyang arasında haftada iki kez uçuş başlatacağını duyurmuştu. Lavrov, Wonsan'ı "iyi bir turistik yer" olarak övdü ve "Umarız sadece yerel vatandaşlar arasında değil, Ruslar arasında da popüler olur" dedi.
KCNA ayrıca Pazar günü, Lavrov ile Kuzey Koreli mevkidaşı Choe Son Hui arasında bir gün önce kıyı kentinde yapılan görüşmeye ilişkin bir bildiri yayınladı ve ikili ilişkilerin "yenilmez bir ittifak" haline geldiğini vurguladı.
KCNA'ya göre Moskova, görüşme sırasında "DPRK tarafının devletin güvenliğini savunma yönündeki haklı çabalarına kesin desteğini ifade etti." Karşılığında Choe, "Rus hükümetinin Ukrayna çatışmasının temel nedenini ortadan kaldırmak için aldığı tüm önlemlere tam sempati ve destek" gösterdi.
Rusya için savaşan yaklaşık 600 Kuzey Kore askeri öldürüldü
TASS daha önce, Lavrov'un bakanlar toplantısında Rusya'ya yardım etmek için görevlendirilen "kahraman" Kuzey Koreli askerlere teşekkür ettiğini bildirmişti. Seul'ün açıklamasına göre, Rusya için savaşan yaklaşık 600 Kuzey Kore askeri öldürüldü ve binlercesi yaralandı. Kuzey Kore, Rusya'nın savaşına destek için asker konuşlandırdığını ancak nisan ayında doğrulamış ve askerlerinin çatışmalarda öldürüldüğünü kabul etmişti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, her iki ülkenin de "Kuzeydoğu Asya ve tüm Asya-Pasifik bölgesinde gerilimleri tırmandıran bölgesel dış aktörlerin hegemonik hırslarına karşı ortaklaşa mücadele etme kararlılıklarını" vurguladığını belirtti. İki ağır yaptırımlı ulus, geçen yıl Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Pyongyang'a yaptığı nadir bir ziyaret sırasında karşılıklı savunma maddesi de dahil olmak üzere askeri bir anlaşma imzalamıştı.
Kaynak: Gazete Oksijen
Kuzey Kore'den Rusya'ya koşulsuz destek açıklaması
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmede, ülkesinin Ukrayna'ya karşı Rusya'nın tüm eylemlerine koşulsuz destek verdiğini yineledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansının (KCNA) haberine göre Kim, ikinci stratejik temaslar çerçevesinde ülkeyi ziyaret eden Lavrov ile bir araya geldi.
Kim, görüşmede, Kuzey Kore ile Rusya arasında imzalanan anlaşma doğrultusunda, "Ukrayna krizinin" temel nedenlerine yönelik Moskova yönetiminin aldığı tüm önlemleri "koşulsuz olarak desteklemeye ve teşvik etmeye hazır olduklarını" ifade etti.
İki ülkenin stratejik meselelerde aynı görüşü paylaştığını vurgulayan Kim, ikili ilişkilerin geliştirmesi yönündeki kararlılığını yineledi.
Kuzey Kore'den üçlü hava tatbikatına tepki
Bu arada Kuzey Kore Savunma Bakanlığı da Güney Kore, ABD ve Japonya'nın ortak düzenlediği hava tatbikatlarına tepki gösterdi.
Açıklamada, bu tür faaliyetlerin "Kore Yarımadası ve çevresindeki askeri gerilimi artıran başlıca tehlike unsuru" olduğu belirtildi.
Yonhap'ın haberine göre ise Güney Kore Savunma İstihbarat Ajansı (DIA) tarafından yapılan açıklamada, Kuzey Kore'nin Rusya'ya şu ana kadar yaklaşık 28 bin konteyner dolusu silah ve top mermisi gönderdiği iddia edildi.
Musk Trump'a verdiği sözü hatırlattı, Epstein dosyalarını yayımlaması çağrısında bulundu
Amerikalı iş insanı Elon Musk, ABD Başkanı Donald Trump’a, kız çocuklarına cinsel istismar ve fuhuş ağı kurmakla suçlanan ve hapiste ölen milyarder Jeffrey Epstein'a ilişkin dosyaları, söz verdiği gibi yayımlaması çağrısında bulundu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Musk, X sosyal medya hesabından, Trump’ın "Epstein’ın bu kadar gündemde tutulmaması gerektiği" yönündeki paylaşımına yorum yaptı.
Trump’a "Gerçekten ciddi misin?" diye tepki gösteren Musk, Trump’ın, Epstein'ın bu kadar konuşulmaması gerektiğini ifade ederken bile defalarca “Epstein” dediğine dikkati çekti.
Musk, paylaşımında Trump’a "Söz verdiğin gibi dosyaları sadece yayımla." çağrısında bulundu.
Trump, Truth Social sosyal medya platformundaki hesabından, Epstein dosyalarının önceki Demokrat yönetimler tarafından oluşturulduğunu savunarak halen tartışılıyor olmasından rahatsız olduğunu ifade etmişti.
Epstein dosyalarının, eski başkanlar Barack Obama ve Joe Biden’ın yönetimleri tarafından hazırlandığını öne süren Trump, "Rusya aldatmacasıyla dünyayı kandıranlar tarafından yazılan bu dosyalara neden bu kadar yer veriyoruz?" değerlendirmesinde bulunmuştu.
Almanya Başbakanı Merz: İsrail hükümetinin Gazze Şeridi'nde yaptıklarından haftalardır hoşnut değilim
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İsrail'in Refah'ta sözde "insani yardım kenti" kurulması planına karşı çıktı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Merz, ARD televizyonunun geleneksel yaz röportajı programında güncel konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.
Merz, Tel Aviv'in "insani yardım kenti" projesiyle ilgili soruya, "Gazze Şeridi'nde İsrail hükümetinin uygulamalarından haftalardır hoşnut değilim" ifadeleriyle cevap verdi.
Hoşnutsuzluğunu defalarca dile getirdiğini belirten Merz, bu konuları İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de görüştüğünü kaydetti.
Filistin meselesinde Amerikalılarla birlikte iki devletli bir çözüme ulaşılabileceği umudunu vurgulayan Merz, "Filistinlilerin yaşayabilecekleri bir yere sahip olma hakkı var. Şu anda Gazze Şeridi'nde yaşananlar ise kabul edilemez" dedi.


Yorumlar