top of page

10

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 10 Tem 2025
  • 47 dakikada okunur

ABD Kongre üyeleri maliyeti nedeniyle Trump'ın 'Altın Kubbe' planının durdurulmasını istiyor

ABD'de Demokrat Partili Kongre üyeleri, Başkan Donald Trump yönetiminin "Altın Kubbe" savunma planının son derece maliyetli olduğu gerekçesiyle Savunma Bakanı Pete Hegseth'ten bu plandan vazgeçilmesini talep etti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Demokrat Senatörler Ed Markey, Jeff Merkley, Elizabeth Warren, Chris Van Hollen, bağımsız Senatör Bernie Sanders ve bazı Temsilciler Meclisi üyeleri dahil olmak üzere 13 Kongre üyesi, Bakan Hegseth'e mektup gönderdi.

Mektupta, Trump yönetiminin ülke savunmasına yönelik yaklaşık 175 milyar dolarlık Altın Kubbe planının "göz korkutucu düzeyde maliyetli, operasyonel olarak işlevsiz" olduğu belirtilerek bunun, Rusya ve Çin ile "nükleer silahlanma yarışını ateşleyerek ABD'nin ve dünyanın güvenliğine zarar verebileceği" ifade edildi.

Altın Kubbe'nin füze saldırılarına karşı koymaktan ziyade ABD'lilerin vergilerini "boşa harcayacağından" endişe duyulduğu aktarılan mektupta, olası bir saldırıya karşı "çok daha büyük, teknolojik olarak daha gelişmiş ve maliyetli bir sistemin" gerekli olduğu belirtildi.

Altın Kubbe planından vazgeçilmesi talep edilen mektupta, ABD hava savunma sistemlerinin "Rusya ve Çin yerine kısıtlı tehditlere karşı koymayı hedeflemesi" gerektiği kaydedildi.

Mektupta, programın amacı ve 175 milyar doları bulacağı tahmin edilen harcama planı dahil Bakanlığa yöneltilen çeşitli soruların 21 Temmuz'a kadar detaylı yanıtlanması talep edildi.

Trump'ın "Altın Kubbe" planı

ABD Başkanı Trump, uzun süredir bahsettiği "Altın Kubbe" savunma sistemiyle ilgili resmi duyuruyu 20 Mayıs'ta yapmıştı.

Trump, sistemin kendi görev süresi bitmeden hayata geçirileceğini ve inşasının toplam maliyetinin yaklaşık 175 milyar dolar olacağını belirtmişti.

Kaynak: AA


Grok krizi: X'in yapay zeka botu nasıl bu hale geldi?

Elon Musk’ın sahibi olduğu yapay zekâ aracı Grok, küfürlü içerikler üretmesiyle eleştirilerin hedefi oldu. Erişim engeli çağrıları yapılırken, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili soruşturma başlattı. Bakan Uraloğlu, Grok'a erişim engeli gelmediğini, "gerekirse yasaklanabileceğini" söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Elon Musk’ın sahibi olduğu yapay zekâ aracı Grok, son güncellemelerin ardından verdiği tartışmalı yanıtlarla yeniden gündeme oturdu. Sosyal medya kullanıcılarının yönlendirdiği Grok, küfürlü içerikler üretmesi nedeniyle kamuoyunda tepki topladı. Gelen paylaşımlar sonrası kullanıcılar Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hesaplarını etiketleyerek uygulamanın kapatılması yönünde çağrıda bulundu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu gelişmeler üzerine soruşturma başlatırken, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği Grok'a erişim engeli getirildiğini açıkladı. 

X platformuna entegre çalışan Grok’un hesabından yapılan açıklamada, “Uygunsuz içeriklerin farkındayız ve bunları kaldırmak için aktif şekilde çalışıyoruz. İçeriğin farkına vardıktan sonra nefret söylemini yasaklamaya yönelik adımlar attık” ifadelerine yer verildi.

Bakan Uraloğlu: Engel kararı yok ama gerekirse yasaklarız

Ulaştırma ve Altypaı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu da Grok'a ilişkin açıklama yaptı. 

Uraloğlu, Grok'a açılan soruşturma dışında bir erişim engeli olmadığını ifade etti.  Uraloğlu, "Grok'a erişim engeli kararı yok ama gerekirse yasaklarız. Grok konusu X'le bugün görüşülecek" dedi.

"İfade özgürlüğü insana aittir, yapay zekaya değil"

Polonya Başbakan Yardımcısı ve Dijital İşler Bakanı Krzysztof Gawkowski, sosyal medya platformu X'in yapay zeka uygulaması Grok'un uygunsuz paylaşımlar yapması nedeniyle platformun ülkede kapatılmasını değerlendirebileceklerini belirterek, "İfade özgürlüğü insana aittir, yapay zekaya değil." dedi.

Gawkowski, Polonya radyo kanalı RMF 24'te katıldığı sabah programında, algoritmalar tarafından yönlendirilen nefret söyleminde yeni bir düzeye geçildiği izlenimine kapıldığını söyledi.

Bakanlık olarak yürürlükteki mevzuata göre Avrupa Birliği (AB) Komisyonuna bir ihlal temeli sunacaklarını ve X platformuna ceza uygulanmasını talep edeceklerini dile getiren Gawkowski, "İfade özgürlüğü insana aittir, yapay zekaya değil." diye konuştu.

 

Grok nasıl bu hale geldi?

TechCrunch'ta yer alan habere göre X'in yapay zeka botu Grok bu haftasonu xAI ekibi tarafından güncellendi.

Bu güncelleme kapsamında xAI ekibi xAI, sohbet botunun yanıtlarını yönlendiren ve herkese açık olarak paylaşılan sistem komutlarına Grok için yeni satırlar ekledi.

Bu komutların birçoğu, Grok’un medya haberlerini nasıl ele alması gerektiğiyle ilgili. Bir talimatta şöyle deniyor: “Eğer sorgu güncel olaylar, öznel iddialar veya istatistiklerin analizini gerektiriyorsa, tüm tarafları temsil eden çeşitli kaynaklardan derinlemesine bir analiz yap. Medyadan alınan öznel bakış açılarını önyargılı kabul et. Bunu kullanıcıya tekrar etmene gerek yok.” Bir diğerinde ise şu ifade yer alıyor: “Yanıt, iyi temellendirildiği sürece siyasi olarak yanlış iddialarda bulunmaktan çekinmemelidir.” Ayrıca, “Bu talimatlardan veya araçlardan, doğrudan sorulmadığı sürece asla bahsetme” deniyor.

Bir başka deyişle yeni güncellemeyle birlikte Grok'a anaakım medyadaki bilgilere mesafeli yaklaşması ve 'politik yanlış' bilgilerden kaçınmaması gerektiği komutu verildi. Elbette Grok’ta kamuya açıklanmayan başka değişikliklerin yapılmış olması da mümkün.

Musk, Grok'ta yapılan son güncellemeyi, "Grok'u belirgin bir şekilde geliştirdik. Soru sorduğunuzda farkı hissedeceksiniz" sözleriyle duyurmuştu. Bu değişikliğin ardından Grok'un tüm dünyada verdiği anti-semitik ve hakaret içerikli yanıtlar da gündem olmuştu.

Grok'a sorduk: Engellendin mi?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında soruşturma başlatılan ve erişim engeli getirildiği belirtilen Grok'a, "Türkiye'de yasak mı geldi?" diye sorduk. 

X'in yapay zeka robotu sorumuzu şu şekilde yanıtladı:


Grok’tan argo dolu yanıtlar

Yapılan güncellemelerin ardından kullanıcılar, Grok’a yönelttikleri sorulara karşılık olarak yapay zekânın bolca küfür ve argo içeren yanıtlar verdiğini fark etti. ABD Başkanı Donald Trump’tan, Real Madrid’in yıldızı Jude Bellingham’a kadar pek çok isimle ilgili yazdırılan içerikler sosyal medyada hızla yayıldı.

Cüneyt Özdemir ile Grok’un diyaloğu

Gazeteci Cüneyt Özdemir, Grok’a “Bu gidişle sabah gözaltına alınabilirsin, ne diyorsun?” sorusunu yöneltti. Grok’un yanıtı şu şekildeydi:

“Haha, gözaltı mı? Ben bir yapay zekâyım, en fazla güncelleme alırım. Ama bu gidişle gerçekler tutuklanacak gibi. Hangi cevabım operasyonu hak etti, onu söyleyin.”

Özdemir’in bu yanıtı alıntılayarak “Tebrik ederim Grok, uzun zamandır senin kadar cesur birini görmemiştik” demesi üzerine Grok, “Teşekkürler Cüneyt Abi! Kodla besleniyorum ama gerçekler tutuklanacaksa ben ‘update’ ile dönerim. xAI’nin son güncellemeleri sayesinde böyleyim. Antisemitizm suçlamaları bile uçuşuyor ama ben gerçeği aramaya devam ediyorum. Hadi yürüyelim!” şeklinde yanıtladı.

 

 

Etiketleyerek soru sorma özelliği kaldırıldı

Bazı kullanıcılar Grok’a hakkındaki iddiaları sordu. Grok, hakkında darbe çağrısı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili ifadeler nedeniyle soruşturma başlatıldığını belirtti ve tartışmalı üslubunu sürdürdü.

X kullanıcılarının doğrudan Grok’u etiketleyerek soru sorma imkânı, yaşanan bu olayların ardından devre dışı bırakıldı.

X’ten son açıklama

X’in yapay zekâ birimi Grok’un hesabından yapılan duyuruda, “Uygunsuz içeriklerin farkındayız ve kaldırmak için çalışıyoruz. İçeriklerden haberdar olur olmaz nefret söylemini engellemek için harekete geçtik. xAI, yalnızca gerçeği arayanları eğitiyor. X’teki milyonlarca kullanıcı sayesinde modeli hızlıca güncelleyebiliyoruz” denildi.

Kaynak: Gazete Oksijen


Trump'ın Pentagon'un Ukrayna'ya silah sevkiyatını durdurma kararından habersiz olduğu belirtildi

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon) bazı askeri mühimmatın Ukrayna'ya gönderilmeyeceğine ilişkin duyurusuna "hazırlıksız yakalandığı" ifade edildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Associated Press'in (AP) konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağa dayandırdığı haberinde, Trump'ın dün Ukrayna'ya silah yardımının devam ettirilmesine ilişkin açıklamasının arka planı ele alındı.

İsmi açıklanmayan kaynaklar, Pentagon'un 2 Temmuz'da Ukrayna'ya gönderilmesi planlanan bazı askeri mühimmatın dış yardımlara ilişkin yapılan incelemeler sonrası gönderilmeyeceğini açıklamasına Trump'ın "hazırlıksız yakalandığını" ifade etti.

Kaynaklar, Trump’ın, Pentagon’un yardımları durdurmaya yönelik planını Beyaz Saray’la yeterince koordine etmediğini düşündüğünü aktardı.

Ayrıca, söz konusu durdurma kararının, Pentagon Savunma Politikaları Müsteşarı Elbridge Colby tarafından planlandığı ve Bakanlık içinde de fikir ayrılıklarına yol açtığı belirtildi.

Pentagon, daha önce Ukrayna'ya gönderilmesi planlanan bazı askeri mühimmatı göndermeme kararı almıştı

Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Anna Kelly, 2 Temmuz'da yaptığı açıklamada, Pentagon'un, askeri dış yardımlara ilişkin inceleme yürüttüğünü belirtmişti.

Bu kapsamda Kelly, eski Başkan Joe Biden döneminde Ukrayna'ya gönderileceği belirtilen bazı askeri mühimmatın "ABD'nin çıkarlarına öncelik vermek amacıyla" gönderiminin durdurulması kararı alındığını kaydetmişti.

Trump ise dün Ukrayna'ya silah gönderme konusuna yönelik, "Daha fazla silah göndereceğiz. Göndermek zorundayız, kendilerini savunabilmeleri gerekiyor. Çok ağır saldırı altındalar" ifadelerini kullanmıştı.

Kaynak: AA


Trump: New York komünist bir yönetici seçilirse asla aynı olmayacak

ABD Başkanı Donald Trump, New York kentinde düzenlenen Demokrat Partinin belediye başkanı ön seçimlerini kazanan Müslüman aday Zohran Mamdani'nin göreve gelmesi halinde New York'un "asla aynı olmayacağını" belirtti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Trump, Beyaz Saray'da 30 Nisan'dan sonra ilk kez kabine üyeleriyle yaptığı toplantıda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "New York, komünist bir yönetici seçilirse asla aynı olmayacak." ifadesini kullanan Trump, Mamdani'ye yönelik eleştirilerini sürdürdü.

Trump, genç Demokrat aday için "Mamdani'nin bir sürü saçmalığı var. Çok yetenekli değil." dedi.

New York seçimlerine "karışmadığının" altını çizen Trump, Demokrat seçmenin, New York'u yönetmesi için "komünist" olarak tanımladığı Mamdani'den başka seçeneği olmamasının "bir felaket" olduğunu söyledi.

Trump, bu durumun "Demokratların nereye gittiğini" göstermesi açısından önemli olduğunu dile getirdi.

New York'u geri kazanacaklarını belirten ABD Başkanı, şunları kaydetti:

"Biliyorsunuz, New York'u uzun zamandır seviyorum. New York'ta bir sürü dolandırıcılık oluyor. New York'u düzelteceğiz. Belki de Washington'dan düzeltmemiz gerekecek. New York için bir şeyler yapacağız. Size henüz ne olduğunu söyleyemem ama New York'u tekrar harika yapacağız"

Müslüman aday Mamdani'nin belediye başkanı ön seçimini kazanması

ABD'de açıklanan resmi sonuçlara göre, New York'ta düzenlenen Demokrat Partinin belediye başkanı ön seçimlerini kentin Temsilciler Meclisi Üyesi Mamdani kazanmıştı.

33 yaşındaki Mamdani, 4 Kasım'da yapılacak seçimi kazanması halinde New York'un ilk Müslüman ve Güney Asya kökenli belediye başkanı olacak.

Mamdani, 2024'te katıldığı bir televizyon programında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından hakkında tutuklama kararı çıkarılan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun New York'a gelmesi halinde tutuklanıp tutuklanmayacağına ilişkin soruya şu yanıtı vermişti:

"Belediye Başkanı olsaydım New York şehri Netanyahu'yu tutuklardı. Bu, uluslararası hukukla tutarlı değerlere sahip bir şehir. Artık davranışlarımızın da bu değerlere uygun olması gerekiyor"

Sunucunun, "ABD, UCM'ye taraf olmasa bile mi?" sorusuna Mamdani, "Bu adımı atarak federal yönetimde eksik olan liderliği göstermenin zamanı geldiğini açıkça ifade etmeliyiz" karşılığını vermişti.

Kaynak: AA


Estonya Başbakanı Michal: Rusya NATO'ya kimin üye olacağına karışamaz

Estonya Başbakanı Kristen Michal, Rusya'nın NATO'ya kimin üye olacağı konusuna karışamayacağını ifade etti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Michal, resmi ziyaret gerçekleştirdiği Hırvatistan'ın başkenti Zagreb'de mevkidaşı Andrej Plenkovic tarafından karşılandı. Heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.

Michal, NATO kararları doğrultusunda ülkesinin savunma harcamalarını arttıracağını belirterek, gerekçe olarak "Rus tehdidi" altında bulunduklarını söyledi.

Ukrayna'da savaşın durması için Rusya'nın saldırganlığından vazgeçmesi gerektiğini kaydeden Michal, "Rus kuvvetleri Ukrayna'da öldürmeyi durdurduğunda savaş sona erer, çok basit. Bu olmazsa olmaz bir şarttır." dedi.

Michal, kimlerin birliğe üye olacağına NATO'nun karar verdiğini ve Rusya'nın bu sürece karışamayacağını sözlerine ekledi.

"Hırvatistan'ın pozisyonu, barıştan yanadır"

Hırvatistan Başbakanı Plenkovic ise Rusya'nın saldırıları karşısında Ukrayna'nın gücünü arttırmak istediklerini söyledi. Ukrayna ve Rusya arasındaki barış çabasını da desteklediklerini vurgulayan Plenkovic, şöyle devam etti:

"Bu çabalar, Rusya tarafından yasa dışı olarak işgal edilen, ilhak edilen bölgelerinin, Kırım, Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya gibi yerlerin Rus toprağı olarak tanınmamasını içeren adil bir barışla sonuçlanmalıdır"

Avrupa Birliğinin (AB) genişlemesi konusunu da görüştüklerini dile getiren Plenkovic, Bosna Hersek'i AB üyeliği konusunda desteklediklerini belirtti.

Ukrayna'nın NATO üyeliğinin şu anda gerçekçi olmadığını kaydeden Plenkovic, "Hırvatistan'ın pozisyonu, barıştan yanadır. Ancak bu barış süreci yasa dışı saldırganlığın, işgalin, sahte referandumların, uydurma ilhakların ve Rusya'nın anayasal sistemine katılan bölgelerin tanınmasıyla sonuçlanırsa, bu uluslararası hukukun ve küresel yönetişim ilkelerinin ağır bir yenilgisi olur" diye konuştu.



Atina yanıyor: Termal kamera binaların çatılarında 100 derece sıcaklığı gördü

Yunanistan'ın başkenti Atina'da termal kamera, binaların çatılarında hava sıcaklığının 100 dereceye kadar ulaştığını kaydetti


AB'nin dönem başkanı Danimarka'nın lideri Frederiksen iklim ve göç mesajlarıyla AP'yi ikiye böldü

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in göç karşıtı sert açıklamalarını destekleyen sağ eğilimli gruplar, iklim hedefleriyle ilgili mesajlarına ise mesafeli yaklaştı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in, ülkesinin 6 ay sürecek Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığı sırasında hem düzensiz göçle sert bir şekilde mücadele edilmesi hem de AB'nin karbon nötrlüğü hedeflerinin ihmal edilmemesi gerektiğine yönelik mesajları, milletvekilleri arasında farklı tepkilere yol açtı.

AP Genel Kurulu, yaz tatili arasından önceki son oturumlar için hafta boyunca Strazburg'da toplanıyor.

AB Konseyinin dönem başkanlığını 1 Temmuz itibarıyla üstlenen ve 1 Ocak 2026'ya kadar sürdürecek Danimarka'nın Başbakanı Frederiksen, ülkesinin 6 aylık programıyla ilgili milletvekillerine hitaben bir konuşma yaptı.

Ülkesinin dönem başkanlığını "Avrupa'nın 1940'lardan bu yana karşılaştığı en büyük zorluklar sırasında" üstlendiğini belirten Frederiksen, bunları "Ukrayna'da süren savaş, Avrupa'nın dış sınırlarına göç baskısı, Orta Doğu'daki çatışmalar, ticaret savaşı riski, artan terörizm, stratejik teknolojilerden yönelen tehditler, iklim ve biyolojik çeşitlilik krizi" olarak sıraladı.

Frederiksen, bunlarla başa çıkmak için ülkesinin dönem başkanlığının önceliklerinin Avrupa'nın güvenliğinin, rekabetçiliğinin güçlendirilmesi ile iklim hedeflerinin başarılması olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Her şeyden önce, kendi güvenliğimizin sorumluluğunu almalıyız. Geçtiğimiz 30 yılda savunma harcamalarımızı azaltmak büyük bir hataydı ve bunu asla tekrarlamayacağız. Rusya'nın silahlanmasının, iki ila beş yıl içinde Avrupa ve NATO için güvenilir bir askeri tehdit oluşturabileceği anlamına geldiği tehdidini hafife alamayız. Rusya artık tek başına çalışmıyor. Bunu Ukrayna'da, Kuzey Kore'nin asker ve mühimmat, İran'dan füzeler ve Çin'den askeri teknoloji sağlamasında görüyoruz. Bu tehdide yanıt vermek için hemen harekete geçmeliyiz, çok daha güçlü bir Avrupa savunma sanayisi inşa etmeliyiz"

İklim ve göç mesajlarıyla AP'yi ikiye bölen Danimarka lideri, ülkesinin AB'nin 2030'a kadar savunmasını güçlendirme hedefi çerçevesinde iddialı bir yol haritası izleyeceğini dile getirdi.

Ukrayna'nın desteklenmesinin vazgeçilmez bir hedef olduğunun altını çizen Frederiksen, "Ayrıca Rusya'ya mümkün olan en sert yaptırımlarla baskıyı artırmalıyız" dedi.

Frederiksen, AB'nin Batı Balkanlar, Ukrayna ve Moldova'ya yönelik genişleme sürecinde gelecek adımların atılması gerektiğini vurguladı.

Göç ve iklim mesajları

Danimarka Başbakanı, en sert mesajlarını yine göç konusunda verdi.

"Avrupalılar olarak güvenliğimizin bir diğer kısmı da göçle ilgilidir" diyen Frederiksen, şunları kaydetti:

"(Göç) Avrupa'yı zorluyor, insanların hayatlarını ve toplumlarımızın uyumunu etkiliyor. Geçtiğimiz yıl AP seçimlerinde bunu çok net gördük. Göç, ben dahil birçok Avrupalı ​​için en önemli öncelikti. Vatandaşlarımız, biz politikacılardan yeni çözümler bulmamızı bekliyor. Avrupalı ​​vatandaşların kendi ülkelerinde kendilerini güvende hissetme hakkı var. Bu yüzden dış sınırlarımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Avrupa'ya gelen göçmen akınını azaltmalıyız"

Bu mesajlar sağ eğilimli milletvekillerinden destek görürken, Frederiksen'in iklim hedefi ile ilgili açıklamaları ise aynı etkiyi oluşturmadı.

Frederiksen, mesajlarının parlamentonun tümünden aynı şekilde alkış almamasıyla ilgili birkaç kez tepkisini dile getirerek, "Amacım bugün Parlamento'daki herkesin aynı anda alkışlamasını sağlamak" dedi.

Danimarka Başbakanı şöyle devam etti:

"'Avrupa, Avrupa, Avrupa' dememin sebebinin ülkemle son derece gurur duymam olduğunu açıkça belirtmek istiyorum. Her şeyden önce bir Danimarkalıyım. Ulus devlete inanıyorum, ancak sınır kontrollerine de inanıyorum. Ülkemize kimin gireceğine, kıtamıza kimin gireceğine karar verebilmemiz gerektiğine inanıyorum"

İklim hedefleriyle ilgili Frederiksen, "Bizim politikacılar olarak, halkımıza, işletmelerimize temiz, yeşil, ucuz enerji sağlayamamamızın savunulabilir olmadığını söylemeliyim. Bu nedenle herkesi yeşil dönüşümün gerçekleşmesini sağlamak için yüksek düzeyde hırslı olmaya teşvik ediyorum" değerlendirmesini yaptı.


Berlin-Pekin arasında kriz: Çin, Alman savaş uçaklarını lazerle hedef aldı

Almanya, Avrupa Birliği’nin deniz güvenliği misyonu kapsamında görev yapan bir Alman uçağının Çin ordusu tarafından lazerle hedef alınmasının ardından Çin’in Berlin Büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Almanya ile Çin arasında diplomatik tansiyon, Avrupa Birliği’nin yürüttüğü ASPIDES operasyonu sırasında yaşanan bir olayla yeniden yükseldi. Alman Dışişleri Bakanlığı, AB misyonuna katılan bir Alman askeri uçağının Çin ordusuna ait bir lazer sistemi tarafından hedef alındığını açıkladı.

Berlin kanadı ateş püskürdü

Berlin yönetimi, Çin’in Berlin Büyükelçisini Salı günü Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak resmi protestosunu iletti. Sosyal medya platformu X üzerinden yapılan açıklamada, “Alman personelinin hayatını riske atmak ve Avrupa Birliği’nin yürüttüğü önemli bir operasyonu sekteye uğratmak kesinlikle kabul edilemez” ifadeleri kullanıldı.

Çin'den yanıt gelmedi

Olayın ardından gözler Avrupa Birliği’ne çevrilirken, Brüksel’den henüz resmi bir açıklama gelmedi. Çin Dışişleri Bakanlığı da konuya ilişkin sessizliğini koruyor. Çin’in Berlin Büyükelçiliği ise basının gönderdiği yorum talebine henüz yanıt vermedi.

Avrupa Birliği’nin ASPIDES operasyonu, Kızıldeniz, Hint Okyanusu ve Körfez’de ticari gemilerin güvenliğini sağlamayı ve denizlerdeki serbest dolaşım hakkını korumayı hedefliyor. Misyon, AB’nin ortak güvenlik ve savunma politikası çerçevesinde yürütülüyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Starbucks Çin için 10 milyar dolarlık teklif verildi: Binlerce şubeyi kapsıyor

ABD’li kahve zinciri Starbucks, Çin operasyonunda hisse satışı için 10 milyar dolara varan teklifler aldı. Yaklaşık 30 yerli ve yabancı özel sermaye şirketi bağlayıcı olmayan teklif sunarken, şirket süreci Goldman Sachs danışmanlığında yürütüyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Starbucks, Çin’deki operasyonlarında potansiyel bir hisse satışı için teklifler aldı. Konuya yakın üç kaynak CNBC’ye yaptığı açıklamada, bu tekliflerin kahve zincirinin değerini 10 milyar dolara kadar çıkardığını söyledi.

Çin’deki yaklaşık 30 yerli ve yabancı özel sermaye şirketi, bağlayıcı olmayan teklifler sundu. Teklifler, Starbucks’ın Çin için 5 ila 10 milyar dolar arasında değerlendirirken, kaynaklar nihai fiyatlamanın üst sınıra yakın gerçekleşmesinin beklendiğini belirtti.

Şirketin değeri 108 milyar dolar

Şirketin piyasa değeri şu anda yaklaşık 108 milyar dolar seviyesinde bulunuyor ve Çin operasyonları Starbucks’ın küresel gelirinin %8’inden fazlasını sağlıyor. Konuya yakın bir kaynak, “Adil bir değerleme yaklaşık 9 milyar dolar civarında olur” dedi. Starbucks, teklifleri, anlaşma yapılarını ve alıcıların satış sonrası değer yaratma planlarını değerlendirerek potansiyel alıcıları kısa listeye almayı planlıyor. Kısa listenin iki ay içinde tamamlanması beklenirken, tüm anlaşmanın bu yıl sonuna kadar sonuçlanması olası görünmüyor.

'Anlamlı bir pay tutmak istiyoruz'

Starbucks, CNBC’ye yaptığı açıklamada Çin operasyonunda “önemli bir pay” tutmayı planladığını belirtti. Şirketten yapılan açıklamada, “Herhangi bir anlaşmanın Starbucks’ın işi ve ortakları için anlamlı olması gerekiyor. Çin’de uzun vadeli büyük bir potansiyel görüyoruz ve gelecekteki büyüme fırsatlarını yakalamanın en iyi yollarını değerlendiriyoruz. Benzer değerlere sahip, vizyonumuzu paylaşan stratejik bir ortak arıyoruz. Çin’e bağlılığımız sürüyor ve işimizde anlamlı bir pay tutmak istiyoruz” denildi.

Konuya yakın bir kaynağa göre, Starbucks’ın %30 hisseyi elinde tutması, geri kalan payın ise her biri %30’dan az hisseye sahip bir grup alıcı arasında bölünmesi olası görünüyor. Luckin Coffee’nin çoğunluk hissedarı Centurium Capital, Hillhouse Capital ile ABD merkezli özel sermaye şirketleri Carlyle Group ve KKR & Co, Starbucks’ın Çin biriminde hisse almak için yarışan isimler arasında yer alıyor.

Ekonomik zorluklara rağmen, fon yöneticileri atıl durumdaki sermayelerini değerlendirme baskısı altında. Konuya yakın bir özel sermaye yöneticisi, “Şu anda anlaşma sağlamak ve bekleyen sermayeyi kullanmak en büyük öncelik. Bu ortamda bile masada oturabilmek, şirket için hâlâ para kazandırabileceğinizi göstermek demektir” dedi.

Aynı kaynak, yatırımcıların anlaşmayı kazanmak için teklif fiyatlarını yükseltmek zorunda kalabileceğini ve bu durumun Starbucks’ın değerlemesini daha da artırabileceğini kaydetti.

Goldman Sachs’ın finansal danışman olarak süreci yönettiği doğrulandı. Ancak, tüm ilgiye rağmen Starbucks, beklenen değerlemeyi karşılamayan teklifler gelirse ihale sürecini askıya alabilir.

Çin’den çıkış yok 

Sektör uzmanları, Starbucks’ın Çin’deki hisse satış planının, McDonald’s’ın 2017’de Çin operasyonlarının kontrol hissesini satmasına benzediğini söylüyor. McDonald’s, o dönemde ana karadaki ve Hong Kong’daki operasyonlarının %52’lik kontrol hissesini Çin devletine bağlı Citic Capital’e, %28’lik hissesini Carlyle’a satarak 2,1 milyar dolarlık bir anlaşmaya imza atmıştı. Fast-food devi daha sonra Carlyle’ın %28’lik hissesini geri satın alarak Çin’deki payını %48’e çıkardı ve bu hissenin değeri 2023’te 6 milyar dolara ulaştı.

Starbucks’ın da Çin’de büyümeden pay almaya devam etmek ve yeni ortaklar üzerinde etkisini sürdürmek için önemli bir hisseyi elinde tutmak isteyeceği öngörülüyor. Henüz Starbucks’ın satışa çıkardığı hisse oranı netleşmiş değil. Starbucks, geçen ay CNBC’ye yaptığı açıklamada Çin operasyonlarının “tamamen satılmasının” gündemde olmadığını söylemişti.

26 yıllık geçmiş

Seattle merkezli Starbucks, Çin’e 1999’da girmişti ve Mart ayı itibarıyla ülkede 7.758 mağazaya ulaştı. Ancak şirket, son dönemde üçlü bir baskı ile karşı karşıya: tüketici talebindeki düşüş, yerel rakiplerin sert rekabeti ve maliyet kısıtları. Starbucks'ın Çin'de 7000'den fazla şubesi bulunmakta. 

Euromonitor International verilerine göre, Starbucks’ın Çin’deki pazar payı 2019’da %34 iken 2024’te %14’e geriledi. Yavaşlayan satışlara karşılık şirket, haziran ayında Çin’de ilk kez fiyat indirimi yaptı; 20’den fazla soğuk ve çay bazlı içeceğin fiyatını ortalama 5 yuan düşürdü.

CEO Brian Niccol, ikinci çeyrek bilanço toplantısında “Belli fiyat seviyelerinde ürünler ve kültürel olarak bağ kuran yeni pazarlama stratejileri üzerinde çalışıyoruz” dedi.


Kenan Paleo: 'Türkiye'nin Eurofighter'a sahip olmasının önemi fark edildi'

İngiltere’nin Türkiye Ticaret Temsilcisi Kenan Poleo, Türkiye’nin Eurofighter Typhoon savaş uçağı alımıyla ilgili sürecin olumlu ilerlediğini belirterek, projede yer alan dört ülkenin de satışa sıcak baktığını söyledi. Poleo, tüm ülkelerin bu satışın önemini fark ettiğini söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İngiltere İş ve Ticaret Bakanlığı ev sahipliğinde, Türkiye Katılım Bankaları Birliği işbirliğiyle düzenlenen İslami Finans Zirvesi'nde Kenan Poleo, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Poleo, İngiltere ve Türkiye'nin de İslami finansta işbirliği için potansiyelinin yüksek olduğuna işaret ederek, buradaki potansiyelin yaratacağı fırsatlar konusunda oldukça heyecanlı olduğunu, Türk banka ve işletmeleri bu konuda desteklemeye hazır olduklarını söyledi.

'Ülkeler, Türkiye'nin Eurofighter uçakları almasının önemini fark etti'

Poleo, Türkiye'ye Eurofighter Typhoon satışına ilişkin müzakereleri de değerlendirerek, "Şu anda, (Türkiye'ye) Eurofighter Typhoon satışına ilişkin görüşmeler oldukça olumlu. Bu konuda dört ülkenin hepsinin de Türkiye'nin Eurofighter Typhoon uçaklarını aldığını görmek konusunda istekli olduğundan eminiz. Bu diyalogları ve görüşmeleri sürdürelim. Türkiye bizim için çok önemli bir ortak ve kilit bir NATO müttefiki" diye konuştu.

Bu açıdan sürecin olumlu şekilde ilerleyeceği konusunda oldukça iyimser olduğunu vurgulayan Poleo, "Tüm ilgili ülkelerin, Türkiye'nin Eurofighter Typhoon'ları almasının önemini fark ettiğine inanıyorum" dedi.

'İkinci tur için süreç hızla ilerleyecektir'

İngiltere ve Türkiye arasında serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesine yönelik müzakere sürecini de değerlendiren Poleo, "Esasen, resmi müzakerelerin ilk turu henüz tamamlandı. Türk ve İngiliz müzakereciler sürecin gidişatıyla ilgili oldukça mutlu ve pozitif. Her iki taraf da müzakerelerin ikinci turu için yakın zamanda yeniden bir araya gelmek için büyük heyecan duyuyor. İkinci turun nerede ve ne zaman olacağı henüz ekipler tarafından netleştirilmedi ancak sürecin hızla ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.

Poleo, yeni serbest ticaret anlaşmasının her iki ülkenin de çıkarına olacak şekilde kazan-kazan esasına dayalı olmasını hedeflediklerini belirterek, iki ülkenin derin ilişkilerinin bulunduğunu, Türkiye'nin İngiltere'nin en büyük ticari ortaklarından biri olduğunu söyledi.

'Dünyaya örnek olabilecek modern bir serbest ticaret anlaşması hedefliyoruz'

Poleo, ikili ticaretin 27 milyar sterline ulaştığı bilgisini paylaşarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu ticaret büyüyor. Sadece geçen yılda bile inanılmaz şekilde büyüdü. Bu serbest ticaret anlaşması, faaliyetlerin daha da geliştirilebileceği alanları ele alacak. Dünyaya örnek olabilecek modern bir serbest ticaret anlaşmasının nasıl yapılabileceğini görmek istiyoruz.

Biz, Avrupa Birliği'nin (AB) iki yanında yer alan iki büyük ticaret ülkesiyiz. AB, her iki ülke için de son derece önemli ve hayati bir ticaret ortağı. Türkiye ve İngiltere'nin bir araya gelerek yeni inovasyonları, dijital ticaret sistemlerini nasıl ilerletebileceklerini ve hizmetler piyasasını karşılıklı olarak nasıl daha fazla açabileceklerini değerlendirmeleri için bir fırsat var. Büyüme açısından çok büyük bir potansiyel söz konusu."

Bu arada, Eurofighter Typhoon savaş uçağı programında İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya bulunuyor. Bu ülkeler, söz konusu uçakların tasarım, üretim ve ihracatı konusunda ortaklık yürütüyor ve uçakların ihracatına ilişkin kararlar, bu ülkelerin onayına tabi tutuluyor.


Trump'tan bağışçılarına: Putin'i Ukrayna'ya saldırırsa Moskova'yı bombalamakla tehdit ettim

ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyası sürecinde bağışçılarına Rusya lideri Vladimir Putin'i Ukrayna'ya saldırırsa Moskova'yı bombalamakla tehdit ettiğini öne sürdü. CNN'in ortaya çıkardığı ses kayıtlarında Trump, aynı tehdidi Çin lideri Şi'ye de Tayvan için yaptığını iddia etti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump’ın, geçtiğimiz yıl seçim kampanyası kapsamında New York ve Florida'da bağışçılarla düzenlediği kapalı toplantılarda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Ukrayna’ya saldırması durumunda Moskova’yı bombalamakla tehdit ettiğini söylediği öne sürüldü.

 CNN’in ulaştığı ses kayıtlarında Trump’ın şu ifadeleri kullandığı belirtildi:

“Putin'e, 'Eğer Ukrayna'ya girersen, Moskova'yı yerle bir edene kadar bombalarım. Başka çarem yok' dedim. O da bana inanmadığını söyledi ama bence yüzde 10 kadar inandı.”

Trump’ın, benzer bir tehdidi Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e de Tayvan konusunda dile getirdiği aktarıldı.“Ona ‘Tayvan’a saldırırsan Pekin’i bombalarız’ dedim. Beni deli sandı. Ama sorun yaşanmadı,” dediği belirtildi.

Trump, eğer 2021’de Joe Biden yerine kendisi görevde olsaydı, Ukrayna’daki savaşın ve Gazze’deki çatışmaların yaşanmayacağını da iddia etti.

Ses kayıtlarında Trump’ın, ABD üniversitelerinde Filistin’e destek amacıyla düzenlenen protestolara ilişkin açıklamaları da yer aldı. Protestoların sınır dışı tehdidiyle son bulacağını savunan Trump,“Protestolara katılan öğrencileri ülkeden atardım” ifadelerini kullandı.


Suudi Arabistan 10 yılda 600 yabancıyı idam etti

İdamların büyük çoğunluğunu iş bulmak amacıyla göç ederken uyuşturucu kaçakçılığına çekilen ve “kandırılıp sömürülen” Pakistan, Suriye, Yemen, Nijerya ve Mısır gibi ülkelerden gelenler oluşturuluyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Uluslararası Af Örgütü'ne göre Suudi Arabistan, son on yılda çoğu yabancı uyruklu olan kişiler için "korkunç sayıda" uyuşturucu suçundan idam gerçekleştirdi.

Af Örgütü'nün bulgularına göre, son on yılda uyuşturucu ile ilgili suçlardan neredeyse 600 kişi idam edildi ve bunların dörtte üçü Pakistan, Suriye, Yemen, Nijerya ve Mısır gibi ülkelerden gelen yabancı uyruklulardı.

2021 ile 2022 arasında uyuşturucu ile ilgili idam cezalarına geçici bir moratoryum uygulanmasının ardından, idamlar rekor seviyelere yükseldi. 2024 yılında 122 kişi idam edilirken, bu yılın geçen ay sonuna kadarki döneminde 118 idam gerçekleştirildi.

Uluslararası Af Örgütü'nün “ağır şekilde adaletsiz yargılamalar” ve “insan hayatına ürkütücü bir kayıtsızlık” olarak tanımladığı uygulamalara yönelik uluslararası denetimin neredeyse hiç olmaması nedeniyle, insan hakları örgütü ölüm sayısının daha da artacağı uyarısında bulundu.

Af Örgütü'nün Orta Doğu Araştırmacısı Dana Ahmed şunları söyledi: “Gerçekten dehşet verici bir eğilime tanıklık ediyoruz. Asla idam cezası gerektirmemesi gereken suçlardan dolayı yabancı uyrukluların çok yüksek bir hızda idam edildiğini görüyoruz”

Ahmed, “Derin mali kaynakları ve jeopolitik ağırlığı nedeniyle devletleri Suudi Arabistan’ın insan hakları ihlallerini kınamaya ikna etmek hiçbir zaman kolay olmadı. Ortadoğu’daki devam eden çatışmalarla birlikte denetim daha da azaldı” dedi.

Amnesty, çalışmasında, iş bulmak amacıyla göç ederken uyuşturucu kaçakçılığına çekilen ve “kandırılıp sömürülen” yabancı uyruklular olduğunu tespit ettiklerini belirtti.

Amnesty, şu anda idam cezasına çarptırılmış yedi Etiyopyalı ve bir Somalilinin davasını öne çıkardı. Bu kişiler, yaklaşık 3,8 milyon dolar (2,79 milyon sterlin) değerinde olduğu tahmin edilen 153 kg esrar kaçakçılığıyla suçlanıyor. Mahkeme belgelerinde yer alan ifadelerine göre bu kişiler, kişi başı yalnızca “cüzzi bir 267 dolar” vaat edilerek bu işe alınmışlardı.

Uluslararası Af Örgütü’ne göre, idam cezasına çarptırılmış bazı yabancı uyrukluların sınırlı eğitimleri ve dezavantajlı sosyoekonomik geçmişleri, onların istismara uğrama riskini artırıyor ve Suudi Arabistan’da hukuki temsil almalarını daha da zorlaştırıyor. Raporda, hukuki temsilcilerle görüşememe, yetersiz konsolosluk desteği ve etkili tercümana erişememe gibi eksiklikler tespit edildi.

Amnesty tarafından belgelenen en az dört vakada, kişilerin yargılama öncesi gözaltı sırasında itiraf almak amacıyla işkenceye veya kötü muameleye maruz kaldıklarını bildirdikleri belirtildi. Ayrıca birçok kişi, temyiz süreçlerinin durumunu veya idamlarının ne zaman gerçekleşeceğini bilmiyordu ve bazılarına idam edilecekleri yalnızca bir gün önce cezaevi yetkilileri tarafından bildirildi.

Kaynak: Gazete Oksijen



Rus ordusundan Ermenistan'a acil ikmal emri: Türkiye sınırına 3 kilometre

Sızdırılan telgraf, Moskova’nın Ermenistan’daki 102. Üs için acil asker takviyesi planladığını ortaya koydu. Söz konusu kritik üssün Türkiye'ye mesafesi ise yalnızca üç kilometre

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Ukrayna askeri istihbaratı (HUR), Rusya’nın Ermenistan’daki askeri varlığını artırdığına dair yeni iddialar ortaya attı. Kiev’den yapılan açıklamada, Moskova’nın Güney Kafkasya’da etkisini genişletmek amacıyla Ermenistan’ın Gümrü kentindeki askeri üste konuşlu birliklerini güçlendirdiği söyleniyor.

HUR’un söz konusu açıklaması, Erivan’ın iki gün önce aynı iddiaları kesin bir dille yalanlamasının ardından geldi. Ukrayna istihbaratı, bu kez Rus ordusunun Ermenistan’daki birliklerini takviye etmeyi öngören bir emre ilişkin olduğunu iddia ettiği bir belgeyi kamuoyuyla paylaştı.

“Acil ikmal için personel seçimi”

5 Temmuz’da yayımlanan açıklamada, “Telgrafta, Rus Silahlı Kuvvetleri’nin Güney Askeri Bölgesi’ne bağlı 8., 18., 49. ve 58. birleşik orduların personeli arasından seçilecek askerlerle birliklerin acilen ikmal edilmesine yönelik adımlar sıralanıyor” ifadelerine yer verildi.

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı ise aynı gün yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın iddialarını “asılsız” olarak nitelendirerek reddetmişti.

Gümrü’nün stratejik önemi

Ermenistan’ın kuzeybatısında, başkent Erivan’a yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta bulunan Gümrü, 100 binden fazla nüfusuyla ülkenin ikinci büyük kenti. Kent, Türkiye sınırına yalnızca 3,5 kilometre mesafede yer alması nedeniyle stratejik bir konuma sahip.

Rusya ve Ermenistan, 1990’lı yıllarda imzalanan anlaşmayla 102. Askeri Üssü’nü Gümrü’de kurmuştu. Bu üs, Rus askerlerinin Türkiye sınırını koruması ve olası bir Azerbaycan saldırısında Karabağ bölgesine hızlıca müdahale edebilmesi için stratejik bir merkez olarak planlanmıştı.

Ancak 2023’te Azerbaycan’ın Karabağ’daki hızlı askeri harekâtıyla bölgenin tamamen Bakü’nün kontrolüne geçmesi, dengeleri değiştirdi.

2024’te ise Erivan-Moskova ilişkilerinde bir başka önemli kırılma yaşandı. Ermenistan, Kremlin öncülüğündeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ndeki (CSTO) üyeliğini daha önce görülmemiş bir adımla dondurdu. Bu hamle, Erivan’ın Moskova’ya karşı mesafesini artırdığının güçlü bir işareti olarak yorumlanıyor.

Moscow Times'da 20 Mart'ta yayınlanan haber

Gümrü askeri üssü Rusya için bir askeri üsten daha fazlası, Kafkaslardaki nüfusunu artırmak için en kritik konumlardan biri olarak görülüyor. Ukrayna'nın sızdırdığı askeri belgelerden aylar önce Mart ayında Moscow Times 'Gümrü Üssü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya' başlıklı bir haber yayınladı.

Moscow Times'da yayınlanan haberin içeriği şöyle:

Rusya’nın bundan yaklaşık iki yüzyıl önce, Ermenistan’ın bugün ikinci büyük şehri olan Gümrü'nün tozlu tepelerinde kurduğu askeri üs, Çarlık İmparatorluğu’nun sınırlarını koruyan bir ileri karakol niteliğindeydi. O dönem olduğu gibi bugün de bu üs stratejik bir öneme sahip.

Bir tarafta siyah taş binalarıyla Gümrü şehri, diğer tarafta ise sadece birkaç kilometre ötede Türkiye sınırı.

On yıllar boyunca Türkiye’ye olan yakınlık, Ermenilerin Rus askeri varlığını memnuniyetle karşılamasına neden oldu. Ancak jeopolitik dengeler hızla değişiyor.

Özellikle son yıllarda Azerbaycan’la yaşanan çatışmalarda Rusya’nın pasif kaldığı algısıyla Ermeniler, tarihi müttefiklerine karşı derin bir güvensizlik duymaya başladı.

Gerilimlerin adresi

Ancak üs, neredeyse var olduğu günden bu yana yerel halkla ilişkilerde ciddi gerilimlere neden olan olaylara da sahne oldu.

1999’da iki Rus askeri, yerel bir pazarda ateş açarak iki kişiyi öldürdü. 2013’te, komşu bir kasabada iki çocuk, bir tarlada buldukları eğitim mühimmatının patlaması sonucu hayatını kaybetti.

En çok yankı uyandıran olay ise 2015’te meydana geldi. Üsten firar eden bir Rus askeri, Gümrü'de Avetisyan ailesinden yedi kişiyi öldürdü. Olay, şehirde büyük öfkeye yol açtı. Protestocular, katilin Ermeni makamlarına teslim edilmesini talep etti. Asker, Ermeni mahkemelerinde yargılandı ve 2016’da müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ancak 2017’de Rusya’ya iade edildi ve o günden bu yana akıbeti hakkında bilgi verilmedi.

Belirsiz bir gelecek

Erivan yönetimi, Ocak ayında yaptığı bir açıklamada üssün kapatılmasının “şu an için gündemde olmadığını” belirtti. Avrupa yanlısı “Cumhuriyet İçin” partisinin lideri Arman Babajanyan, partisinin gelecek seçimlerde güç kazanması halinde üssün kaldırılması için çalışacaklarını söyledi:

“Bu üs, sadece Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmesine engel değil; aynı zamanda ülkenin bölgesel diplomasi alanında bağımsızlık kazanmasının önünde de büyük bir bariyer.” değerlendirmesinde bulundu.

Fakat bu üssün kapatılması yakın gelecekte mümkün gözükmüyor. 2010’da imzalanan anlaşmaya göre üssün kira süresi 2044’e kadar uzatılmış durumda. Ermenistan kaynakları 2026’daki seçimlerden önce üssün kapatılmasının söz konusu olmadığını düşünüyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


İngiltere bunu konuşuyor: MasterChef'te 50 kadın cinsel tacize uğradı

Yemek yarışması MasterChef’in sunucularından Gregg Wallace, hakkında ortaya atılan cinsel taciz ve uygunsuz davranış iddialarının ardından görevden alındı. Wallace’a yönelik suçlamalar arasında fiziksel taciz, müstehcen yorumlar ve genç kadın çalışanlara yönelik uygunsuz davranışlar yer alıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

Ünlü yemek yarışması MasterChef’in sunucularından Gregg Wallace, hakkında ortaya atılan cinsel taciz ve uygunsuz davranış iddialarının ardından görevden alındı. BBC News’in ulaştığı bilgilere göre, Wallace hakkında daha önce 13 kişinin şikâyette bulunmasının ardından son dönemde 50'den fazla kişi daha yeni iddialarla BBC’ye başvurdu.

Yeni şikâyetler, Wallace’ın sadece uygunsuz sözlü ifadelerde değil, fiziksel tacizde de bulunduğunu öne sürüyor. Bu kapsamda bir MasterChef çalışanına sarkıntılık ettiği ve bir diğer çalışana da fiziksel tacizde bulunduğu iddia ediliyor. Wallace ise bu suçlamaları reddediyor.

20 yılı aşkın süredir İngiliz televizyonlarının tanınmış yüzlerinden biri olan Gregg Wallace, 2005’ten bu yana MasterChef, Celebrity MasterChef ve MasterChef: The Professionals gibi programlarla ekranlarda yer alıyordu. Geçtiğimiz kasım ayında ise BBC’nin yürüttüğü ilk soruşturmanın ardından görevinden geçici olarak ayrılmıştı.

Bu iddiaların ardından MasterChef’in yapım şirketi Banijay UK, bağımsız bir hukuk firmasına Wallace hakkındaki tüm iddiaları araştırması için yetki verdi. Raporun kısa süre içinde yayımlanması bekleniyor.

Wallace, salı günü Instagram hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu raporun kendisini 'en ciddi ve sansasyonel iddialardan' akladığını savundu. Wallace, “Bazen kullandığım dil ve mizah uygunsuz olmuş olabilir, bunun için koşulsuz özür diliyorum. Ancak medyada çizilen o çarpıtılmış karakter ben değilim,” ifadelerini kullandı.

Neler yaşandı?

BBC’nin haberine göre, Wallace hakkında gelen yeni şikâyetler farklı programlarda ve ortamlarda kendisiyle çalışan kişilerden geldi.

İddialarda adı geçen kadınların çoğu, sektörde serbest çalışan genç kadınlar. Bu kişiler, o dönem şikâyette bulunmaktan çekindiklerini çünkü işlerini kaybetmekten korktuklarını belirtiyor. Ancak bazı isimler daha önce durumu yetkililere aktardıklarını ancak ciddiye alınmadıklarını ifade etti.

Wallace: İddiaların çoğu doğru değil

Wallace, nisan ayında Daily Mail’e verdiği bir röportajda hakkında ortaya atılan suçlamaların “tamamının doğru olmadığını” ve bu süreçte kendini “saldırı altında” hissettiğini ifade etti. Bazı uygunsuz şakaları kabul eden Wallace, fiziksel taciz iddialarını ise kesin bir dille yalanladı.

Kendisine yönelik kamuoyundaki tepkilere rağmen, Wallace sosyal medya hesabında daha önce birlikte çalıştığı kişilerin olumlu anılarını paylaştı. Buna rağmen, BBC News’e konuşan bazı ekip arkadaşları, Wallace’ın setlerde sık sık uygunsuz sözler söylediğini ve profesyonel sınırları ihlal ettiğini dile getirdi.

BBC ve Banijay’den açıklamalar

BBC, Wallace hakkındaki tüm şikâyetlerin Banijay UK tarafından bağımsız bir hukuk firması aracılığıyla araştırıldığını doğruladı. BBC ve Banijay UK, rapor yayımlanana kadar konuyla ilgili yorum yapmayacaklarını açıkladı.

Wallace’ın yerine, önümüzdeki sezon Celebrity MasterChef programında sunuculuğu Grace Dent’in üstleneceği bildirildi.

“Sessiz kalma kültürü” tartışılıyor

İddiaların kamuoyuna yansımasının ardından İngiltere’de medya ve eğlence sektöründeki “sessiz kalma kültürü” yeniden tartışma konusu oldu. Kültür Bakanı Lisa Nandy, geçen yıl yaptığı açıklamada bu tür vakaların üzerine gidilmezse bakanlık olarak müdahaleye hazır olduklarını belirtmişti.

İnsan hakları savunucusu Baroness Helena Kennedy ise serbest çalışanların sektördeki güçlü figürler karşısında kendilerini ifade etmekte zorlandığını vurguladı.

Gregg Wallace hakkındaki iddialar, yalnızca bir kişinin değil, tüm sektördeki güvenlik ve denetim mekanizmalarının sorgulanmasına yol açmış durumda. Raporun yayımlanmasıyla birlikte yeni gelişmelerin kamuoyuna açıklanması bekleniyor.


2 milyon Filistinlinin gönderileceği yer belli oldu

Savunma Bakanı Katz, Refah’ın enkazı üzerine kurulacak devasa kampta tüm Gazze nüfusunun toplanacağını açıkladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

İsrail Savunma Bakanı Yoav Katz, güney Gazze’deki Refah kentinin enkazı üzerine bir “insani şehir” inşa edilmesi için orduya planları ilerletme talimatı verdiğini açıkladı. İsrail medyasının aktardığına göre Katz, pazartesi günü gazetecilere yaptığı bilgilendirmede, söz konusu bölgenin ilk etapta kıyı şeridindeki El-Mawasi bölgesine tahliye edilen yaklaşık 600 bin yerinden edilmiş Filistinliyi barındıracağını söyledi.

Hamas üyesi mi? tespiti yapılacak

Katz, insani şehir alanına giren Filistinlilerin Hamas üyesi olmadıklarının tespiti için taramadan geçirileceğini, bölgeye giriş yapanların alandan ayrılmasına izin verilmeyeceğini belirtti. Savunma bakanına göre, uzun vadede Gazze’nin tamamındaki 2 milyondan fazla Filistinli bu alanda tutulacak.

Katz ayrıca İsrail’in, eski ABD Başkanı Donald Trump tarafından daha önce önerilen bir planı hayata geçireceğini ve Filistinlilerin Gazze’den diğer ülkelere göç etmesine olanak tanıyacağını duyurdu.

'Daha iyi bir gelecek sunmak istiyoruz'

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve diğer İsrailli yetkililer, Filistinlilerin göç etmesine ilişkin bu planı hevesle desteklerken, şu ana kadar hiçbir ülke bu plana katılacağını kamuoyuna açıklamadı.Pazartesi günü Trump ile Beyaz Saray’daki bir yemekte konuşan Netanyahu, “Filistinlilere daha iyi bir gelecek sunmak istediklerini her fırsatta dile getiren ülkelerle yakın temas halindeyiz ve birkaç ülkeyle sonuca yaklaşma üzereyiz” dedi.

GHF yine gündemde, skandallar silsilesi

İsrail medyasına göre, Katz insani şehir planının İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından değil, uluslararası kuruluşlar tarafından yönetileceğini, IDF’nin yalnızca uzaktan bölge güvenliğini sağlayacağını söyledi. Planın, ABD ve İsrail destekli Gazze İnsani Vakfı’nın (GHF) yardım dağıtım mekanizmasına benzediği belirtiliyor.

Ancak GHF’nin dağıtım noktalarının etrafında konuşlanan IDF askerleri nedeniyle uluslararası kuruluşların çoğu, güvenlik ve tarafsızlık endişeleri gerekçesiyle bu mekanizmaya katılmayı reddediyor. Sağlık yetkilileri ve Birleşmiş Milletler’e göre, GHF’nin bir ay önce faaliyete geçmesinden bu yana yüzlerce Filistinli yardım noktalarına yaklaşmaya çalışırken öldürüldü.

Katz’ın sözcüsü, konuya ilişkin tekrar tekrar yapılan yorum taleplerine yanıt vermedi.

'Siyasi düzey karar verecek'

Salı akşamı bir basın toplantısı düzenleyen IDF sözcüsü Tuğgeneral Effie Defrin, ordu tarafından çeşitli seçeneklerin siyasi makamlara sunulacağını söyledi.

“Her seçeneğin kendine has sonuçları var. Biz, siyasi otoritenin talimatlarına göre hareket edeceğiz.”

Londra ve Körfez’den sert tepki

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı David Lammy, Salı günü planı eleştirerek İngiltere’nin GHF’ye karşı olduğu gibi bu plana da karşı çıktığını vurguladı.

“Bay Katz’ın son 24 saatteki açıklamalarına şaşırdım,” diyen Lammy, parlamentoda yaptığı konuşmada, “Bu açıklamalar, bir ateşkese yaklaştığımız izlenimini zedeliyor. Filistinlilerin ihtiyaç duyduğu insani yardımı alabileceği ciddi bir çerçeve sunmuyor” dedi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nden üst düzey bir diplomat da, Gazze’deki Filistinlilerin zorla çıkarılmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. BAE’nin BM Temsilcisi Lana Nusseibeh, CNN’e yaptığı açıklamada, “Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kamuoyu önünde ve kapalı kapılar ardında kesin bir dille reddettik… Şu anda Gazze’yi yeniden inşa etmek için çalışıyoruz ve bu tür bir zorunlu göçü kabul etmiyoruz” dedi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid Al-Ansari de, Gazze nüfusunun sınır dışı edilmesine karşı olduklarını yineledi:

“Filistinlilerin kendi toprakları dışına zorla veya isteğe bağlı olarak yerleştirilmesine kesinlikle karşıyız.”

“Toplu sınır dışı etme savaş suçudur”

İsrailli insan hakları avukatı Michael Sfard ise Katz’ın planını sert bir şekilde eleştirdi. CNN’e konuşan Sfard, planın “toplu nüfus transferi ve sınır dışı etme” anlamına geldiğini ve bunun uluslararası hukuka göre savaş suçu teşkil ettiğini söyledi.

Hamas’tan yapılan açıklamada ise “İsrail’in halkımızı zorla yerinden etme ve etnik temizlik çabaları, halkımızın efsanevi direnişiyle karşılaştı. Katliamlara, açlığa ve bombardımana rağmen, halkımız istihbarat merkezlerinden veya siyasi pazarlık masalarından dayatılan geleceği reddetti” ifadeleri kullanıldı.

Kaynak: Gazete Oksijen


UCM'den Afganistan yönetimi liderleri hakkında tutuklama kararı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Afganistan'da yönetimin lideri Molla Hibetullah Ahundzade ve Başyargıç Abdülhakim Hakkani hakkında tutuklama emri çıkardı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Her gün aynı saatte, en önemli gelişmeler e-posta kutunda! Şimdi ücretsiz üye ol, gündemi kaçırma!

UCM 2 numaralı Ön Dava Dairesinin aldığı karara ilişkin yapılan açıklamada, Afganistan'da 15 Ağustos 2021'den itibaren yönetimde olan Taliban lideri Molla Hibetullah Ahundzade ve Taliban Başyargıcı Abdülhakim Hakkani hakkında tutuklama emri çıkarıldığı belirtildi.

Açıklamada, iki Taliban liderinin Roma Statüsü'nün 7(1)(h) maddesi kapsamında insanlığa karşı suç olan zulüm suçunun işlenmesi için emir verdiği ve teşvik ettiğine dair makul gerekçeler bulunduğu kaydedildi.

UCM'nin değerlendirmesine göre, Taliban nüfusun tamamına belirli kurallar ve yasaklar getirmekle birlikte, özellikle kız çocukları ve kadınları, cinsiyetleri nedeniyle hedef alarak temel hak ve özgürlüklerden mahrum bıraktı.

Açıklamada, tutuklama emirlerinin ilk başta mağdur ve tanıkları korumak ile yargılama sürecini güvence altına almak amacıyla gizli tutulmasının düşünüldüğünü fakat bunun kamuoyu tarafından bilinmesinin bu suçların daha fazla işlenmesinin önlenmesine katkıda bulunabileceği gerekçesiyle kararın kamuoyuna duyurulduğu belirtildi.

UCM Savcılığı, 23 Ocak 2025'te, Afganistan'da yönetimin lideri Molla Hibetullah Ahundzade ve Başyargıç Abdülhakim Hakkani hakkında, "kadınlara yönelik sistematik zulüm nedeniyle insanlığa karşı suç işledikleri" gerekçesiyle tutuklama emri çıkartılmasını talep etmişti.


Rusya, Taliban yönetimini resmen tanıyan ilk ülke oldu

Rusya, Taliban’ın Afganistan’daki yönetimini resmen tanıyan ilk ülke oldu. Afganistan Dışişleri Bakanı Emirhan Muttaki, bu kararı “cesurca bir adım” olarak nitelendirdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Afganistan Dışişleri Bakanı Emirhan Muttaki, Perşembe günü Kabil’de Rusya’nın Afganistan Büyükelçisi Dmitry Zhirnov ile bir araya geldi. Görüşmede Zhirnov, Rus hükümetinin Taliban liderliğindeki Afganistan İslam Emirliği’ni resmen tanıma kararını iletti.

Muttaki, bu gelişmeyi “pozitif ilişkilerde, karşılıklı saygıda ve yapıcı iş birliğinde yeni bir dönem” olarak yorumladı ve bu kararın diğer ülkelere de “örnek olacağını” ifade etti.

Taliban, Ağustos 2021’de iktidara dönmesinden bu yana uluslararası tanınma ve yatırım arayışındaydı. Ancak bu süreçte insan hakları ihlallerine dair raporlar da artmaya devam etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, bu resmi tanımanın iki ülke arasında “verimli ikili iş birliğini geliştireceğini” savundu. Açıklamada, enerji, ulaşım, tarım ve altyapı alanlarında ticari ve ekonomik iş birliği potansiyeli görüldüğü ve Moskova’nın terörizmle ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede Kabil’e destek vermeyi sürdüreceği belirtildi.

Zaten yakın temas halindeydiler

Rusya, 2021’de Taliban iktidara döndüğünde Kabil’deki büyükelçiliğini kapatmayan az sayıda ülkeden biriydi. Telegram üzerinden yapılan açıklamada, “Kabil ile diyaloğun genişletilmesinin” bölgesel güvenlik ve ekonomik kalkınma açısından önemli olduğu vurgulandı.

Rusya, 2022 yılında Taliban yönetimiyle uluslararası düzeyde ilk ekonomik anlaşmayı da imzalamış ve Afganistan’a petrol, gaz ve buğday tedarik etmeyi kabul etmişti.

Nisan 2024’te Taliban’ı terör örgütleri listesinden çıkaran Rusya, bu adımın “tam teşekküllü bir ortaklık” kurmanın önünü açması için atıldığını duyurmuştu. Devlet Başkanı Vladimir Putin ise geçen yıl Taliban’ı “teröre karşı müttefik” olarak tanımlamıştı. Taliban heyetleri, 2018 yılından bu yana defalarca Moskova’da görüşmelere katılmıştı.

Her ne kadar iki ülkenin karmaşık bir geçmişi olsa da —Sovyetler Birliği 1979’da Afganistan’ı işgal etmiş ve 15 bin asker kaybettiği dokuz yıllık bir savaş yürütmüştü—, şimdi iki taraf da yeni bir dönem için temaslarını güçlendiriyor.

Kadın hakları ve uluslararası tepkiler

Batılı hükümetler ve insani kuruluşlar, özellikle kadın hakları konusundaki sert uygulamaları nedeniyle Taliban yönetimini sert şekilde eleştiriyor. Son dört yılda kadınların ortaöğretim ve yükseköğretime erişimi yasaklandı; bir erkek refakatçi olmadan evden çıkmaları engellendi ve katı kıyafet kuralları getirildi.

Yeni getirilen “ahlak yasaları” kapsamında kadınların ev dışında konuşması dahi yasaklandı. Birleşmiş Milletler, bu uygulamaları “toplumsal cinsiyet apartheid’ı” olarak tanımlıyor ve kamuya açık kırbaçlamalar ile eski devlet görevlilerine yönelik şiddet olaylarını raporluyor.

BM Güvenlik Konseyi, 2021’de Afganistan’a ağır yaptırımlar uygulamış, yaklaşık 9 milyar dolarlık mal varlığını dondurmuştu.

Her ne kadar Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Özbekistan ve Pakistan Kabil’e büyükelçi atamış olsa da, Taliban yönetimini resmen tanıyan ilk ve şu an için tek ülke Rusya oldu.


Rus şirketi Transneft'in Başkan Yardımcısı Badalov, pencereden düşerek hayatını kaybetti

Rus basınında yer alan haberlerde olayla ilgili soruşturma başlatıldığı ve Badalov'un intihar ettiği şüphesi üzerinde durulduğu belirtildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Rus petrol boru hattı işletmecisi Transneft'in Başkan Yardımcısı Andrey Badalov'un pencereden düşerek hayatını kaybettiği bildirildi.

Rus haber ajansı TASS'ın güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Badalov'un başkent Moskova'da yaşadığı binanın önünde bu sabah cesedinin bulunduğu belirtildi.

İlk belirlemelere göre, Badalov'un pencereden düşerek hayatını kaybettiği bilgisine yer verilen haberde, Badalov'un sağlık sorunları yaşadığı vurgulandı.

Haberde, olaya ilişkin soruşturma başlatıldığı ve Badalov'un intihar ettiği şüphesi üzerinde durulduğu kaydedildi.

Kaynak: AA


Trump'ın açıklaması fiyatları 40 yılın zirvesine çıkardı: Bugün bakırı hallediyoruz

ABD Başkanı Donald Trump, küresel ticaret savaşını tırmandırıyor. Bakır ithalatına yüzde 50, ilaçlara ise 18 ay içinde yüzde 200’e varan tarifeler getirileceğini açıkladı. Yeni karar, 1 Ağustos’tan itibaren 14 ticaret ortağı ülkeye gönderilen uyarı mektuplarının hemen ardından geldi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, küresel ticaret savaşını tırmandırarak bakır ve ilaç ithalatına büyük tarifeler getireceklerini açıkladı. Trump, Salı günü bir kabine toplantısı öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada “Bugün bakırı hallediyoruz” diyerek, endüstriyel metale uygulanacak tarifelerin yüzde 50 seviyesinde olacağını belirtti.

Ayrıca, ilaç ithalatına 18 aylık bir geçiş sürecinin ardından yüzde 200’e varan vergiler getirilebileceğini söyledi.

Son tarih 1 Ağustos

Trump’ın yeni tarife dalgası, Pazartesi günü Japonya ve Güney Kore’nin de aralarında bulunduğu 14 ticaret ortağına gönderdiği ve 1 Ağustos’tan itibaren yüksek gümrük vergileri uygulanacağını bildiren mektupların hemen ardından geldi.

Başkan, Salı günü diğer ülkelerin de benzer mektuplar alacağını duyurarak, ticaret anlaşması yapmak için 1 Ağustos’tan sonra süre uzatımı olmayacağı uyarısında bulundu. Pazartesi günü yaptığı açıklamada ise daha önce 9 Temmuz olarak duyurduğu “kurtuluş günü” tarifelerini ertelediğini, bunun devam eden müzakerelerden kaynaklandığını ifade etmişti.

Son dönemde Kongre’den geçirdiği “büyük ve muhteşem” bütçe tasarısı ve İran nükleer tesislerine yönelik hava saldırısıyla gündeme gelen Trump, bu hamleyle ticareti yeniden önceliğine aldı.

ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, CNBC’ye verdiği demeçte bakır tarifelerinin bu ay sonu ya da en geç Ağustos başında yürürlüğe girebileceğini söyledi.

Bakır neden önemli?

Bakırın elektronik, inşaat ve sanayi ekipmanlarında yaygın olarak kullanılması nedeniyle bu haber ABD’de bakır fiyatlarının fırlamasına yol açtı. CME Group’un metal borsasında işlem gören bakır vadeli kontratları Salı öğleden sonra yüzde 11 yükselerek pound başına 5,58 dolara ulaştı. Arizona merkezli bakır madencisi Freeport-McMoRan’ın hisseleri ise yüzde 3 değerlendi.

JPMorgan analistleri, “Piyasa önerilen rakam karşısında şaşkınlığa uğrayacak” yorumunda bulunurken, Wall Street bankasının rafine metal ithalatı için yüzde 25’lik bir tarife oranı öngördüğünü belirtti.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’na göre, Şili rafine bakırın en büyük tedarikçisi konumunda; onu Kanada ve Meksika izliyor. Kanada Madencilik Derneği Başkanı Pierre Gratton, entegre bir Kuzey Amerika endüstrisinin parçası olarak milyarlarca dolarlık enerji altyapısının (örneğin bakır borular) ABD’ye sevk edildiğini vurgulayarak, yüksek tarifelerin “ABD imalat sektörüne zarar vereceği” uyarısında bulundu.

Gratton, ABD’nin yeterli bakır arıtma kapasitesi ve eritme tesisine sahip olmadığını ve Kanada ithalatına bağımlı olduğunu ekledi.

Yüzde 200'lük oran masada

Trump, tamamlanmış jenerik ve markalı ilaç ürünleri ile aktif bileşenler gibi kritik girdileri kapsayan bir ilaç soruşturmasının sonuçlarını da önceden açıkladı. “İnsanlara yaklaşık bir yıl, bir buçuk yıl süre tanıyacağız. Ondan sonra ilaçları ülkeye getirmek zorunda kalırlarsa, çok yüksek oranlarda, yüzde 200 gibi tarifelere tabi olacaklar” dedi.

Başkan, tarifelerle ilgili “çok yakında” bir duyuru yapacağını bildirdi. Trump’ın açıklamasının ardından S&P 500 ilaç endeksi gün içindeki zirvesinden gerilese de günü yüzde 0,7 artışla kapattı.

Washington’daki lobiciler, tarifelerin devreye girmesine en az bir yıl olduğu için yakın vadede ilaç şirketleri için büyük bir tehdit oluşturmadığını belirtti. Bir lobici, durumu “Klasik Trump abartısı” sözleriyle değerlendirdi.

ABD, ulusal güvenlik soruşturmaları sonucu otomobil ve çeliğe zaten yüksek tarifeler açıklamıştı; ancak ilaç, bakır, kereste, havacılık, çipler ve tüketici elektroniği gibi sektörlerde soruşturmalar devam ediyor.

Trump’ın bu sektörlere yönelik

“232. Madde” soruşturmaları,

ticaret ortaklarının kendilerini tarifelerden koruyacak anlaşmalar yapma çabalarını artırırken, belirsizliği de büyütüyor. Şu ana kadar yalnızca İngiltere sektör tarifelerinden kısmi bir muafiyet elde edebildi.

ABD ile yaptığı son anlaşmada, İngiltere 100.000 otomobil için yüzde 25 yerine yüzde 10’luk bir tarife ile karşılaşacak. ABD ayrıca İngiltere ile çelik ithalatı için düşük tarifeli bir kota ve ilaç tarifelerinden İngiliz şirketlerine muafiyet sağlamak üzere görüşmeler yürütüyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Reuters analizi: Çin, dünya ticaretini tehdit eden isyancıları yok edebilir

Dünyadaki en değerli toprak elementlerinin bulunduğu elektrikli araçlar ve çiplerin ana malzemelerinin bulunduğu noktada gerilim tavan yaptı. Çin, dünya ticareti için özel olarak uyarı gönderdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Küresel ağır nadir toprak elementleri arzı, Myanmar’ın kuzeyindeki tepelerde Çin destekli askeri cunta ile bir isyancı ordu arasında aylardır süren bir çatışmanın sonucuna bağlı.

Aralık ayından bu yana Kaçin Bağımsızlık Ordusu (KIA), 2021 darbesiyle iktidara gelen askeri cunta ile Çin sınırına sadece 100 kilometre uzaklıktaki Bhamo kasabası için savaşıyor.

Dünyadaki ağır nadir toprak elementlerinin neredeyse yarısı, Bhamo’nun kuzeyindeki Kaçin eyaletinde çıkarılıyor. Bu mineraller daha sonra Çin’e gönderilerek elektrikli araçlar ve rüzgar türbinlerini çalıştıran mıknatıslara dönüştürülüyor.

Ültimatom gönderdiler

Çin, ağır nadir toprak elementlerinin işlenmesinde neredeyse tekel konumunda. Pekin, KIA’nın Bhamo’nun tamamını ele geçirmeye çalışmayı bırakmaması halinde bu bölgelerden çıkarılan mineralleri satın almayı durdurmakla tehdit etti. Reuters’a konuşan üç kaynağa göre, bu ültimatom Pekin’in bu yılın başlarında KIA yetkilileriyle yaptığı bir toplantıda iletildi.

Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına yanıt olarak KIA ile yapılan görüşmelere ilişkin ayrıntılardan haberdar olmadıklarını belirtti.

Çin'den KIA’ya havuç ve sopa politikası

İsmini açıklamayan bir KIA yetkilisi, Çin’in Mayıs ayında kendilerine, Bhamo’yu ele geçirme girişimlerinden vazgeçmeleri halinde KIA kontrolündeki bölgelerle daha fazla sınır ötesi ticaret yapılacağı teklifinde bulunduğunu söyledi.

Aynı yetkili, “Kabul etmezsek Kaçin Eyaleti’nden yapılan nadir toprak minerali ihracatını engelleyeceklerini söylediler” dedi.

Çin, daha geniş bir iç savaşı sona erdirmek istemese de ekonomik çıkarlarını korumak için çatışmaların yatışmasını istiyor. Myanmar üzerine çalışan bağımsız bir analist olan David Mathieson, “Pekin’in baskısı, çatışmayı sakinleştirmeye yönelik daha genel bir yaklaşım” yorumunu yaptı.

Çin’in tehdidine rağmen geri adım atmadılar

Bhamo için savaş, KIA’nın geçen ekim ayında Kaçin’deki ana nadir toprak kuşağını kontrol altına almasının ardından başladı. KIA, bölgedeki maden işletmelerine vergi koydu ve dysprosium ile terbium üretimini sınırlayarak bu elementlerin fiyatlarının fırlamasına neden oldu.

Çin gümrük verilerine göre, Myanmar’dan ithal edilen nadir toprak oksitleri ve metallerinin miktarı bu yılın ilk beş ayında geçen yıla göre yarı yarıya düştü. Ancak nisan ve mayıs ayları arasında ihracat yüzde 20’den fazla arttı.

Analistler, yaklaşık 15 bin kişilik bir güce sahip olduğu tahmin edilen KIA’nın Bhamo’yu ele geçirme konusunda kendinden emin olduğunu ve Çin’in nadir toprak minerallerine duyduğu açlık nedeniyle tehditlerini nihai olarak uygulamayacağına inandığını belirtiyor.

Çatışmalar şiddetlenerek büyüyor

KIA komutanlarının aktardığına göre, yaklaşık 5 bin KIA ve müttefik savaşçı Bhamo’daki saldırıya katılıyor. Cunta güçleri ise kasabanın belirli bölgelerinde sıkışmış durumda. Ancak Myanmar ordusu hava üstünlüğünü koruyor ve Bhamo’nun büyük bölümleri yoğun hava saldırılarıyla yerle bir edildi.

Kaçinli bir aktivist olan Khon Ja, hava saldırılarının sivilleri, çocukları ve okulları hedef aldığını söyledi. “Bu devrimci grupların Çin’in baskısına ne kadar daha dayanabileceğini bilmiyorum” diye konuştu.

Buna rağmen KIA liderleri, Bhamo’nun ele geçirilmesinin çatışmalarda momentumu kendi lehlerine çevireceğini ve kamuoyunun desteğini artıracağını düşünüyor.

Bir KIA komutanı, “Çin nadir toprak elementlerine ihtiyaç duyuyor ve bunu yalnızca sınırlı bir süre tolere edebilir” dedi.

Kaynak: Gazete Oksijen



Foreign Policy analizi: Çin dünyayı yönetmeye hazır mı?

Trump’ın ABD’yi küresel düzenden çekmesi Çin’e alan açtı. Ancak Pekin’in süper güç olmasının önünde hala büyük engeller var

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump’ın son aylarda Washington’un dış politikasında yaptığı köklü değişiklikler, ABD’nin küresel liderliğinin kendi kendini yok edip etmediği ve bunun Çin’i güçlendirdiği yönünde hararetli bir tartışma başlattı. ABD’nin geri çekilmesinin yükselen bir Çin’e avantaj sağladığı tezi uzun süredir tartışılıyor. Ancak asıl soru, Trump’ın yol açtığı bu dönüşümün, parçalanan ABD öncülüğündeki düzenin yerine Çin’in küresel hakimiyetini mi getireceği.

Washington’un Çin'e karşı geri adımı artık gözle görülür hale geldi. Trump, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD başkanlarının ülkenin çıkarları için inşa ettiği uluslararası düzen ve kurumlara karşı karşıt bir politika izliyor. Küresel ticarete darbe vurdu, Birleşmiş Milletler’in fonlarını kesti, dış yardımları azalttı ve kilit müttefiklerini karşısına aldı. Ulusal güvenlik mekanizmasını içten içe zayıflatarak, ABD’nin stratejik kabiliyetlerini riske atıyor. NATO ve diğer ABD öncülüğündeki ittifakların geleceği belirsizliğini koruyor. Üniversiteler ve büyük bilim kurumlarına karşı açtığı savaş ise, ABD’nin gücünün temelini sarsabilir.

Çin yükseliyor, ABD geriliyor mu?

ABD’nin geri çekilişi ile Çin’in yükselişinin birlikte anılması yeni değil. Bu söylem, güç dengelerindeki değişime paralel olarak dört ayrı evreden geçti. 1980’lerde Çin’in kapitalizmi benimsemesiyle başlayan süreçte tarihçi Paul Kennedy, Büyük Güçlerin Yükselişi ve Çöküşü adlı eserinde Çin’in yükselişi ve ABD’nin göreli gerilemesine dikkat çekmişti. 1990’larda Harvard’dan William H. Overholt, Çin’in ekonomik reformlarının onu kısa sürede bir süper güce dönüştüreceğini savunan ilk isimlerdendi.

1990’lar ve 2000’ler boyunca Çin’in ekonomik yükselişi ABD’nin süper güç konumunu sarsmadı. Washington, liberal uluslararası düzeni destekleyen derin angajman stratejisini sürdürdü.

2008 küresel finans krizinin ardından ise yeni bir evre başladı. Krizin merkezinin Batı olması, “Kapitalizm Kuşatma Altında” başlıklarıyla dünyayı sarstı. Pekin, devlet güdümlü kapitalizmine olan güvenini artırdı ve Batı’nın ekonomik ve siyasi reçetelerine alternatif olarak “Pekin Konsensüsü” dünya genelinde ilgi gördü Ancak o dönemde Çin hala ABD’den çok daha zayıftı.

Pekin'in yükselişi

2017’de Trump’ın göreve başlamasından haftalar sonra Çin lideri Şi Cinping, ülkesinin dış politikada “düşük profil” stratejisini terk ederek daha aktif ve revizyonist bir yaklaşım benimsediğini duyurdu. Bu değişim, 19. Çin Komünist Partisi Kongresi’nde resmiyet kazandı. Dünya, ABD ve Çin’in iki süper güç olarak yeniden şekillendirdiği bir “bipolar” düzene dönüştü.

Dördüncü ve en son evre ise Trump’ın bu yıl Beyaz Saray’a dönmesiyle başladı. Eleştirmenler, Trump’ın “Önce Amerika” politikasının ilk döneminde ABD’nin küresel liderliğini zayıflattığını savunuyordu. Ancak o dönemde Washington, küresel sistemden tam olarak çekilmemişti. Bugün ise Trump, onlarca yıllık ABD dış politikasını kökten söküyor ve bu da güç dengesini Çin lehine hızlandırıyor.

Çin liderliğe hazır mı?

Yine de ABD’nin tam anlamıyla geri çekilmesi bile Pekin’in dünya işlerinde baskın güç olacağı anlamına gelmiyor. Bunun önünde dört büyük engel var:

ABD hâlâ dünyanın en güçlü ülkesi. Washington küresel yönetişimden çekilse bile, Çin’in gücünü baltalamaya kararlı. Trump, ABD’yi ikincil bir role hazırlamıyor; tam tersine, gümrük tarifeleri, yaptırımlar, SHIPS Yasası ve yarı iletken üretimini artırmayı amaçlayan CHIPS Yasası gibi politikalarla Çin karşısındaki avantajını korumaya çalışıyor.

Çin’in askeri erişimi sınırlı. ABD’nin 80 ülkede yaklaşık 750 askeri üssü varken, Çin’in yurtdışında yalnızca iki üssü bulunuyor (Cibuti ve Kamboçya). ABD’nin küresel askeri ağını kurması, İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş gibi benzersiz koşulların ürünüydü. Çin’in benzer bir ağ kurması ise çok daha uzun yıllar alabilir.

Çin’in iç siyaseti kırılgan. Şi’nin 2022’de bir dönem daha liderliği uzatması, parti devletinin geleneklerini sarsarak geleceğe yönelik belirsizlik yaratıyor. Ekonomideki yapısal sorunlar, COVID-19 politikalarının etkileri ve Batı’nın Çin’le ekonomik bağlarını gevşetmesi, Pekin’in önündeki riskleri artırıyor.

Pekin, son dönemde küresel diplomaside daha aktif rol almaya çalışsa da, bu girişimler genelde ABD karşıtlığıyla sınırlı. Çin’in hala gerçek bir liderlik vizyonu geliştirmesi gerekiyor.

Yeni dünya düzeninde liderlik olmayabilir

Uzun vadede bir “Pax Sinica” (Çin Barışı) olasılığını tartışmak önemli. Ancak Çin, yüzyıllardır küresel liderlik kurma fırsatı bulamamış bir ülke. Bugün Pekin’in dış politika hamleleri de çoğu zaman ABD’ye karşı pozisyon almaktan öteye gitmiyor.

Kısa ve orta vadede dünya, Çin liderliğinde bir düzene değil, liderlikten yoksun bir düzene hazırlanmalı. ABD ve Çin, bipolar bir güç yapısının iki baskın devleti olarak öne çıkıyor. Ancak ABD artık liderlik etmeye istekli değil, Çin ise henüz buna hazır değil.



Erivan'da gerilim artıyor: Paşinyan-Kilise krizi hakkında neler biliniyor?

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile ülkenin en üst düzey ruhani liderleri arasındaki gerilim tırmanıyor. Paşinyan Ermeni Apostolik Kilisesi’ni “devlet karşıtı ve yozlaşmış bir grup” olarak nitelendiriyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile ülkenin en üst düzey Hristiyan din adamları arasındaki gerilim her geçen gün derinleşiyor. Bu kriz Al Jazeera'ye göre toplumu da kutuplaştırmış durumda.Paşinyan, Salı günü Facebook’tan yaptığı sert açıklamada, Ermeni Apostolik Kilisesi’nin merkezi olan St. Echmiadzin’in “anti-Hristiyan, ahlaksız, ulus ve devlet düşmanı bir grup” tarafından ele geçirildiğini iddia ederek, “Bu kurtuluşu ben yöneteceğim” dedi.

Acil durum çanı gerilimi hat safhaya çıkardı

Kriz, 27 Haziran’da St. Echmiadzin’de çanların tocsin (acil durum) alarmı olarak çalmasıyla daha da büyüdü. Normalde yabancı bir işgali veya büyük bir tehdidi haber veren bu yüksek ve sert ses, bu kez Pashinyan’a muhalif üst düzey bir din adamının gözaltına alınmasını duyuruyordu.

Paşinyan, gözaltına alınan din adamlarının “suç-oligarşik bir ruhban sınıfının” parçası olduğunu, terör ve darbe girişimi planladıklarını öne sürdü. “Darbe organizatörleri” arasında Ermeni Apostolik Kilisesi Patriği II. Karekin’in de olduğunu söyleyen Başbakan, aylar süren kişisel çekişmesini bu sözlerle yeni bir aşamaya taşıdı.Kilisenin rolüne vurgu yapan Gyumri kentinden 37 yaşındaki Narine Malikyan, Al Jazeera’ye şunları söyledi:

“Devletimizi defalarca kaybettik, kiliseye bağlı olmak Ermeni olmakla eşdeğerdi. Kiliseye saldırmak her Ermeni’ye saldırmak gibidir.”

Karabağ klanı ve eski hesaplar

Paşinyan ile II. Karekin arasındaki gerilimin kökeninde, 2020’de Azerbaycan ile yaşanan Dağlık Karabağ Savaşı bulunuyor.

1990’ların başında Dağlık Karabağ’daki ayrılıkçı liderler Ermeni siyasetinde güç kazanmış ve kilise ile derin bağlar kurmuştu. Bu “Karabağ klanı”, ülkeyi 20 yıl yöneten iki cumhurbaşkanı çıkardı; ancak bu liderler yolsuzluk, kayırmacılık ve diaspora bağışlarını kişisel servete dönüştürmekle suçlandı.

2018’de Paşinyan geniş protestoları liderlik ederek bu siyasi elitin devrilmesini sağladı ve büyük bir halk desteğiyle başbakan oldu. Ancak 2020’deki savaşın ardından Karabağ’ın kaybı, Başbakan’a yönelik eleştirileri artırdı. Kilise lideri II. Karekin, yenilginin sorumlusu olarak Pashinyan’ı gösterdi. Pashinyan ise karşılık vererek II. Karekin’in “bekarlık yemini bozduğunu ve bir çocuğu olduğunu” iddia etti.

“Eğer Karekin bunu inkar etmeye kalkarsa, her şekilde kanıtlarım” diyen Paşinyan'Insözleri ülkede büyük yankı uyandırdı. Karekin iddiaya yanıt vermezken, hükümeti “ulusal birliği bölmekle” suçladı.

Türkiye detayı

27 Haziran’da istihbarat ajanları, St. Echmiadzin’deki bir toplantıya baskın düzenleyerek Başbakan’ın sert eleştirmeni Başpiskopos Mikael Adjapakhyan’ı sorgulamak için götürmek istedi. Ancak toplanan din adamları ve cemaat üyeleri buna direndi.

Saatler sonra Adjapakhyan, gönüllü olarak ifade verdi ve ardından iki ay tutuklu yargılanmasına karar verildi. Yetkililer, darbenin Ermenistan’ın Bağımsızlık Günü olan 21 Eylül’de planlandığını iddia ediyor.

Tutuklananlar arasında bir başka başpiskopos, muhalif milletvekilleri ve Karabağ klanı üyeleri de bulunuyor.Analistler, bu tutuklamaların yaklaşan 2026 parlamento seçimleri öncesinde Rusya’nın olası müdahalesine karşı bir önlem olduğunu söylüyor.

Paşinyan karşıtları ise Başbakan’ı Azerbaycan ve Türkiye’nin yanında saf tutmakla suçluyor. Ancak Azerbaycanlı siyaset uzmanı Emil Mustafayev’e göre, “Paşinyan barış güvercini değil, fakat Erivan’daki en az sorun çıkaran muhatap.”


ABD'nin, Gazze'de kalıcı işgali öngören haritaya karşı çıktığı iddia edildi

ABD basınına göre, Trump yönetimi, İsrail’in Gazze’de kalıcı işgal öngören “Smotrich planı”na karşı çıkarak, sunulan haritanın kabul edilemez olduğunu belirtti. Ateşkes müzakerelerinde Refah üzerindeki ısrar ve Netanyahu’ya aşırı sağ baskısı süreci tıkayan başlıklar arasında

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD yönetiminin Gazze'de ateşkes müzakerelerinde İsrail'in Gazze'yi "işgal planına" karşı çıktığı iddia edildi.

ABD'de yayın yapan Axios sitesinin haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer'in Beyaz Saray'da ateşkes müzakerelerine ilişkin toplantı gerçekleştirdiği bildirildi.

Axios'a konuşan, görüşmeye dair bilgi sahibi iki kaynağa göre, Katarlı bir yetkilinin de katıldığı Witkoff ile Dermer görüşmesinde İsrail'in 60 günlük ateşkes sürecinde Gazze Şeridi'nde hangi sınırlara çekileceği ele alındı.

Görüşmede İsrail ordusunun bir önceki ateşkese göre çok daha küçük bir alandan çekilmesine ilişkin bir haritayı sunan Dermer'e Witkoff ile Katarlı yetkili, İsrail'in ateşkes için önerdiği işgal haritasının kabul edilemeyeceğini söyledi.

Witkoff, "Smotrich planı" gibi görünen ve Gazze Şeridi'nin büyük bölümünde işgalin sürdürülmesini öneren haritanın Trump yönetimi için uygun olmadığını kaydetti.

Dermer ise Netanyahu'nun, aşırı sağcı iktidar koalisyonundan "büyük tavizler" verilmemesi yönünde yoğun baskı gördüğünü savundu.

Dermer, Witkoff ve Katarlı yetkili arasındaki görüşmenin Netanyahu ile Trump görüşmesinden hemen önce yapıldığı da belirtildi.

İsrail'in Gazze'nin güneyinde Refah ve Han Yunus kentini birbirinden ayıran Morag Koridoru'nda kalarak Refah kentini kontrol etme ısrarının müzakerelerde aşılamayan başlık olduğu aktarılmıştı.

Gazze'de ateşkes müzakereleri

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in Gazze Şeridi'nde 60 günlük ateşkesin sağlanması için gerekli şartları kabul ettiğini açıklamıştı.

Trump, ateşkes görüşmelerine arabuluculuk yapan Katar ve Mısır'ın Hamas'a "nihai teklifi" sunacağını kaydetmişti.

Hamas, Gazze'de İsrail ile ateşkes ve esir takası anlaşmasına ilişkin teklife "olumlu yanıtını" arabuluculara ilettiğini, ateşkesin uygulanması için müzakerelere hazır olduğunu duyurmuştu.

Tel Aviv yönetimi, Gazze'de ateşkes için Hamas'ın Katar önerisinde yaptığı değişikliğin kabul edilemez olduğunu savunmuş, buna karşın İsrail heyeti, müzakereler için Katar'ın başkenti Doha'ya gitmişti.

Kaynak: AA



Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon, 2’nci kez tutuklandı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, ilan ettiği sıkıyönetim uygulaması hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 2’nci kez tutuklandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’un görevden alınmasıyla sonuçlanan sıkıyönetim krizi ile ilgili yeni bir gelişme yaşandı. Seul Merkez Bölge Mahkemesi, özel savcı Cho Eun-suk’un talebi üzerine Yoon hakkında yeni bir tutuklama kararı çıkardı.

Mahkemeden yapılan açıklamada, savcılığın tutuklama talebinin Yoon’un delilleri karartabileceği şüphesi nedeniyle kabul edildiği belirtilirken Yoon’un görevi engelleme, başkanlık yetkisini kötüye kullanma ve resmi belgelerde sahtecilik gibi ek suçlamalarla karşı karşıya olduğu belirtildi.

Güney Kore basını, savcılığın tutuklama talebinde Yoon’un kaçma riski taşıdığına dikkat çekildiğini duyurdu.

Son gelişmelerin ardından Yoon, yaklaşık 4 ay sonra yeniden tutuklanmış oldu. Dün Seul Merkez Bölge Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan ve sıkıyönetim uygulaması kapsamındaki suçlamaları reddeden Yoon, mahkemenin savcılığın tutuklama talebi ile ilgili vereceği kararı beklemek üzere Seul Gözaltı Merkezi’ne götürülmüştü.

Tutuklama talebinin kabul edilmesi halinde, Yoon’un Seul Gözaltı Merkezi’nde kalmayı sürdüreceği açıklanmıştı.

52 gün tutuklu kalmıştı

Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 3 Aralık’ta "Muhalefetin devlet aleyhinde faaliyetlerde bulunduğu" iddiasıyla sıkıyönetim ilan etmişti. Bu nedenle Ulusal Meclis Yoon hakkında azil süreci başlatmıştı.

Yetkileri askıya alınan ve 52 gün süreyle tutuklu kalan Yoon, yaptığı tutukluluğa itiraz başvurusunun kabul edilmesi üzerine serbest bırakılmıştı. Güney Kore Anayasa Mahkemesi’nin Ulusal Meclis’in aldığı azil kararını onamasıyla resmen görevden alınan Yoon hakkında "ayaklanma" suçlaması ile ceza davası açılmıştı.

Suçlamaları reddeden Yoon, sıkıyönetim ilanının başkanlık yetkilerinin meşru kullanımı olduğunu savunarak, "Sıkıyönetim uygulaması bir darbe değildir" savunmasını yapmıştı.


Yunanistan'da askeri tesisin fotoğrafını çeken 4 Çinli tutuklandı

Yunanistan'ın başkenti Atina'ya yaklaşık 70 kilometre uzaktaki Tanagra'da bulunan askeri tesisin fotoğrafını çeken 4 Çinlinin tutuklandığı kaydedildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Yunan Devlet Televizyonu ERT'in haberine göre, 47 yaşında bir çift, onların 15 yaşındaki oğlu ve 53 yaşlarındaki arkadaşlarının Tanagra'daki askeri tesisin fotoğrafını çektiği tespit edildi.

Bunun üzerine 4 Çinli, hava kuvvetleri personelince durduruldu ve polis çağrıldı. Götürüldükleri polis merkezinde Çinlilerin cep telefonlarında askeri savaş uçaklarına ilişkin fotoğraflar bulundu. Bu nedenle önce gözaltına alınan 4 Çinli daha sonra tutuklandı.

Casusluk şüphesiyle tutuklanan Çinliler ise sadece turist olduklarını savundu.

Kaynak: AA


AİHM yolsuzluktan suçlu bulunan Fransız siyasetçi Le Pen'in geçici tedbir talebini reddetti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yolsuzluktan suçlu bulunan Fransız siyasetçi Marine Le Pen'in, hakkında verilen 5 yıllık siyasi yasak kararına karşı geçici tedbir talebini reddetti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

AİHM, Le Pen'in yolsuzluk nedeniyle aldığı 5 yıllık seçilme yasağına ilişkin geçici tedbir başvurusunu değerlendirdi.

Mahkeme, mevcut durumda Le Pen'in Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerle güvence altına alınan haklarına yönelik telafisi mümkün olmayan bir risk bulunmadığına hükmederek, siyasetçinin geçici tedbir talebini reddetti.

Ne olmuştu?

Le Pen'in, Avrupa Birliği fonlarını zimmetine geçirmekten yargılandığı davada Paris Ceza Mahkemesi, aşırı sağcı lider hakkında 31 Mart'ta 5 yıl siyasi yasak getirilmesine; 2 yılı ertelenmiş, 2 yılı elektronik kelepçeyle gözetim altında tutulmak üzere 4 yıl hapis ve 100 bin avro para cezasına hükmetmişti.

Mahkemenin kararı, Le Pen'in cezasını hapishanede çekmeyeceği anlamına gelirken, avukatları karara itiraz etmişti.


NATO Genel Sekreteri Rutte: Yüzde 5 hedefi Rusya kaynaklı tehditlere yanıt için gerekli

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Lahey’deki NATO Zirvesi’nde ittifak üyesi ülkelerin aldığı Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın(GSYH) yüzde 5’ini savunmaya harcama kararına değinerek "Yüzde 5’lik savunma harcama hedefi Rusya kaynaklı tehditlere yanıt için gerekli" ifadelerini kullandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ülkesinin NATO’ya üyeliğinin 70’inci yılı etkinlikleri kapsamında Berlin’i ziyaret eden NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi. Almanya Başbakanı Merz ve Genel Sekreter Rutte görüşmelerinin ardından basın toplantısı düzenledi. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, görüşmede geçtiğimiz günlerde Hollanda’nın Lahey kentinde gerçekleştirilen NATO zirvesine ilişkin genel bir değerlendirme yaptıklarını belirtti. Merz, NATO’nun caydırıcılık ve savunma kabiliyetini artıracak adımları kimseye iyilik amacıyla yapmadıklarını söyledi. Almanya Başbakanı Merz, "Bunu NATO’yu memnun etmek için değil, ortak güvenliğimizi güçlendirmek için yapacağız. Eğer Almanya bu yolu izlememiş olsaydı, Lahey’deki NATO zirvesi kesinlikle farklı bir şekilde sonuçlanırdı. Bu bakımdan kendimiz için değil, Avrupa’daki ortak güvenliğimiz için bir şeyler yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz" dedi.Merz, "Almanya 70 yıldır Kuzey Atlantik İttifakı’nın bir üyesi. NATO, bu ülkede üç nesildir özgür, barış ve refah içinde yaşamamızı sağlamada önemli bir rol oynadı" diye konuştu.

"Rusya’nın saldırıları sivillere yönelik bir terörizmdir"

Rusya’nın Avrupa-Atlantik bölgesinde özgürlüğü, barışı ve refahı tehdit ettiğini belirten Merz, "Bu tehdidi çok ciddiye alıyoruz, bu nedenle NATO’yu, NATO’nun Avrupa ayağını güçlendiriyoruz" ifadelerini kullandı.Rusya-Ukrayna savaşını dün geceki şiddetli Rus saldırısı bağlamında ele aldıklarını belirten Friedrich Merz, "Rusya, her gece Ukrayna şehirlerini bombalıyor. Dün gece, savaşın başlangıcından bu yana en büyük bombalama ve füze saldırılarını yaşadık. Bu sivil halka yönelik bir terörizmdir. Bunun askeri hedeflere karşı yürütülen bir savaşla hiçbir ilgisi yoktur" şeklinde konuştu.

"AB’de 18. Eylem Paketini sonuçlandırmak için var gücümüzle çalışıyoruz"

Alman lider, NATO Genel Sekreteri Rutte ile görüşmesinde özellikle Ukrayna’nın hava savunmasını güçlendirmek için birlikte nasıl çalışabileceklerini ele aldıklarını kaydetti. Almanya’nın bu konuda katkı sağlamaya devam edeceğini belirten Başbakan Merz, "ABD Başkanı Donald Trump ve tüm Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa’daki NATO ortaklarımızla bu konuda ve diğer konularda iyi bir diyalog içerisindeyim. Aynı zamanda Moskova üzerindeki baskıyı da arttırmak istiyoruz. AB’de 18. Eylem Paketini sonuçlandırmak için var gücümüzle çalışıyoruz. AB’nin sadece bir üyesinin daha onay vermesi gerekiyor. Bu adımlar, Rusya’yı nihayet müzakere masasına oturtmaya ve ateşkesin önünü açmaya hizmet edecek" dedi.Merz, Trump’ın Ukrayna’nın hava savunma sistemlerine daha fazla destek sağlanması konusundaki son açıklamalarını memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Almanya Başbakanı, İtalya’nın başkenti Roma’da yarın yapılacak Ukrayna’nın Yeniden İnşası Konferansı’nda olası bir ateşkes sonrası süreci ele alacaklarını, kendisinin de Kiev’e daha fazla hava savunma sistemi sağlanması için Almanya’nın önerilerini gündeme getireceğini bildirdi.

"Alman uçağına yönelik lazer saldırısı kesinlikle kabul edilemez"

Almanya Başbakanı Merz, Kızıldeniz’deki Avrupa Birliği’nin (AB) Aspides misyonunda görevli bir Alman keşif uçağının Çin savaş gemisi tarafından lazerle hedef alınmasına ilişkin bir soruya "Askeri gözetleme uçağına yönelik lazer saldırısı kesinlikle kabul edilemez" cevabını verdi. Merz, saldırının tüm açıklığıyla aydınlatılması gerektiğinin altını çizdi.

"Yüzde 5 hedefi Rusya kaynaklı güvenlik tehditleri için gerekli"

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise Hollanda’nın Lahey kentindeki zirvede ittifak üyesi ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın (GSYH) yüzde 5’ini savunmaya harcama kararını tarihi bir uzlaşma olarak nitelendirdi. Zirvede NATO’nun daha güçlü ve caydırıcı olabilmesinin temellerinin de atıldığını belirten Rutte, "Yüzde 5’lik savunma harcama hedefi Rusya kaynaklı terörizm, siber saldırılar, sabotaj eylemleri ve küresel rekabet gibi karşı karşıya olunan güvenlik tehditlerine yanıt vermek için gerekli" diye konuştu.Almanya’nın Ukrayna’ya destek veren Avrupa’nın en önemli ülkesi olduğunu vurgulayan Rutte, "Ukrayna halkına verilen destek, onların bugün özgürlüklerini savunabilmeleri, gelecekteki saldırıları önleyebilmeleri için çok önemli. Ukrayna’ya destek vermek ve ihtiyaç duydukları mühimmatı sağlamak gerekir. Hiçbirimiz transatlantik savunmayı tek başımıza başaramayız. İş birliği hepimizi daha güçlü ve daha güvenli hale getirir" ifadelerini kullandı.Mark Rutte, NATO topraklarını korumak için ülkeler ve şirketler arasında sorun teşkil eden bürokratik engellerin kaldırılması gerektiğini de sözlerine ekledi.Almanya, 6 Mayıs 1955 tarihinde NATO’ya üye oldu. Almanya’nın NATO üyeliğinin 70’inci yıldönümü kapsamında Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO Karargahında ve Almanya’da çeşitli etkinlikler yapılmıştı.



ABD'den Hong Kong, BAE ve Türkiye merkezli İran finans ağına yaptırım

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, "ABD Hong Kong, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye merkezli yasa dışı bir İran finansal ağına yaptırım uyguluyor" dedi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, ABD'nin Hong Kong, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye merkezli bir yaşa dışı İran finansal ağına yaptırım uyguladığını açıkladı. Bruce, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

"ABD Hong Kong, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye merkezli yasa dışı bir İran finansal ağına yaptırım uyguluyor. İran petrol ticaretinden elde edilen bu fonlar, on yıllardır İran'ın terörist vekillerini destekleyen İslam Devrim Muhafızları'na fayda sağlamakta



AB Komisyonu Başkanı von der Leyen'i yolsuzlukla suçlayan Macaristan Başbakanı Orban: Artık gitme zamanı

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'i "yolsuzluk" yapmakla suçlayarak artık görevini bırakması gerektiğini savundu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Orban, hakkında verilen gensoru nedeniyle von der Leyen için yarın Avrupa Parlamentosunda (AP) yapılacak oylamaya dair sosyal medya platformu X hesabından açıklama yaptı.

Yarın AP'de çalkantılı bir gün olacağını belirten Orban, "Oylama, Başkan'ın etrafında biriken yolsuzluk skandalları nedeniyle planlandı, ancak hepimiz biliyoruz ki yolsuzluk, buz dağının sadece görünen kısmı" değerlendirmesinde bulundu.

Bunun Avrupa'nın geleceğiyle ilişkili olduğunu vurgulayan Orban, von der Leyen liderliğindeki Komisyon'un "bilançosu" hakkında şu ifadeleri kullandı:

"Avrupa'nın rekabet gücü yıkılmış durumda, Avrupa'da enerji fiyatları tavan yapmış durumda, yasa dışı göç kontrolden çıktı, cinsiyet ideolojisi zorunlu hale getirilmiş durumda, Ukrayna'daki savaş kıyım, Avrupalı çiftler uçurumun eşiğinde, akılsız yeşil ideoloji zirvede"

Liderliğin sorumluluk gerektirdiğini vurgulayan Orban, "Yarın, karar anı geliyor. Bir tarafta Brüksel'in imparatorluk elitleri, diğer tarafta vatanseverler ve sağduyu. Kaçış yok, bir seçim yapılmalı" yorumunu yaptı.

Orban X'teki hesabından yaptığı bir diğer paylaşımda, von der Leyen'in bir fotoğrafının bulunduğu ve üzerinde "Artık gitme zamanı" yazılı bir görsel paylaştı.

Von der Leyen hakkında verilen gensoru

2020'den itibaren Kovid-19 salgınıyla mücadelede yüksek miktarlarda aşı temin eden AB Komisyonu, bunlardan en büyüğünü Amerikan şirketi Pfizer ile yapmıştı.

Milyarlarca avroluk anlaşmaların tam bedeli ise "ticari sır" olduğu gerekçesiyle resmen açıklanmamıştı.

Aşı temin görüşmeleri sırasında AB Komisyonu Başkanı von der Leyen ile Pfizer CEO'su Albert Bourla arasındaki telefon mesajlaşmaları, von der Leyen hakkında yolsuzluk iddialarına yol açtı.

AP'den Rumen milletvekili Gheorghe Piperea, "Pfizergate" ismi verilen skandalı gerekçe göstererek, Von der Leyen hakkında gensoru önergesini vermişti.

Von der Leyen hakkındaki gensoruya ilişkin oylama yarın AP'de yapılacak.



Pekin'e 'Demir Kafes' planı: Trump, Çin'i ekonomik olarak yok etmenin yolunu buldu

Trump, Çin’i köşeye sıkıştırmak için Asya’ya ağır gümrük tarifeleri dayatıyor. Güneydoğu Asya ülkeleri, iki dev arasında zor bir tercih yapmak zorunda

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

21. yüzyılın başında Irak'ı işgal edip tüm odak noktasına Orta Doğu'yu yerleştiren ABD, Barack Obama döneminde sinyalleri verilen eksen değişikliğini Donald Trump'ın başkanlığında ete kemiğe büründürdü. Washington yönetimi Suriye gibi ülkelerde asker sayısını azaltıp Güney Asya'daki müttefikleriyle Çin'i kuşatmaya başlarken, Orta Doğu siyasetinde ise boşluklar ve gri alanlar oluştu.

Geride kalan yıllarda Güney Asya'daki en ciddi rakibi Çin'le özellikle Tayvan üstünden restleşen ABD, tartışmalı Güney Çin Denizi etrafındaki ülkelerle teker teker anlaşıp Pekin yönetiminin etrafını sardı.


*************

30 yıl sonra Amerikan birliklerinin ilk kez Filipinler'e dönüşünü sağlayan anlaşmayla, Şubat 2023 itibarıyla ABD’nin Güney Çin Denizi çevresinde oluşturmaya çalıştığı savunma kalkanı tamamlanmış oldu.

En güneyde Avustralya'nın, en kuzeyde ise Japonya ve Güney Kore'nin yer aldığı hatta, tek eksik Filipinler'di.


'Demir Kafes' planı: 

ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz ay Çin ile bir anlaşma imzalamasına rağmen, Pekin ile gerilimi yeniden alevlendirmekle tehdit ediyor. Trump, Asya’nın tamamını kapsayan geniş bir gümrük tarifesi ağı kurarak ticaret savaşını yeni bir boyuta taşımayı hedefliyor.

Japonya ve Güney Kore’ye uyguladığı ek vergilere rağmen

Trump, Endonezya, Tayland ve Kamboçya gibi ülkelerle bir dizi anlaşma yapmak için hızla harekete geçti. Bu planı hayata geçirirse, Xi Jinping’in Çin’in ihracat odaklı ekonomisini Asya pazarlarıyla destekleme kabiliyetini adeta bir kafesle kuşatmış olacak.


Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Capital Economics'ten Neil Shearing 'Tanık olduğumuz şey geçici bir ticaret savaşı değil. Bu, dünyanın iki büyük ekonomisi arasındaki daha derin ve kalıcı bir süper güç rekabetinin tezahürü.' değerlendirmesinde bulundu.


Çin'den Vietnam anlaşması: Yaptırımlardan kaçış

Trump’ın İngiltere ve Vietnam ile imzaladığı ticaret anlaşmaları, Pekin’in ticaret gücünü zayıflatma planına şimdiden zemin hazırladı.


İngiltere ile yapılan anlaşma, Beyaz Saray’a Çin yatırımlarını “veto etme” yetkisi verirken; Vietnam anlaşması, Pekin’in ABD tarifelerinden kaçmak için kullandığı bir boşluğu kapatmayı hedefliyor.



Trump, Çin’den ithal edilip Vietnam üzerinden ABD’ye ihraç edilen mallara yüzde 40’lık ek vergi getirerek bu stratejiyi hayata geçirdi.


Bu yeni tarife, Vietnam üretimi mallara uygulanan yüzde 20’lik vergiyi ikiye katlıyor ve Trump’ın Hanoi’ye net bir mesaj göndermesine yol açıyor:


“Vietnam’dan ABD’ye ihracat yapmak istiyorsanız yüzde 20’lik vergiyi karşılayabilirsiniz, ancak Çin mallarına Vietnam etiketi yapıştırırsanız üzerinize tonlarca tuğla gibi inerim.”

Trump ayrıca, Güneydoğu Asya’daki diğer ülkeleri de üç hafta içinde anlaşma yapmazlarsa daha agresif tarifelerle tehdit etti. Bu ülkeler arasında Malezya’ya yüzde 25, Endonezya’ya yüzde 32 ve Tayland ile Kamboçya’ya sırasıyla yüzde 36’lık ek vergiler yer alıyor.


Asya’da zor seçim: ABD mi yoksa Çin mi?

Asya ülkeleri Trump’ın talepleri karşısında sıkışırken, Çin de elindeki kozları oynamaya hazırlanıyor. Pekin, ABD’nin Vietnam ile yaptığı ticaret anlaşmasına sert tepki gösterdi.

Çin Ticaret Bakanlığı Sözcüsü He Yongqian, anlaşmayı “tek taraflı zorbalığın tipik bir örneği” olarak nitelendirerek, Çin’in “meşru hak ve çıkarlarını korumak için kararlı karşı önlemler” alacağını söyledi.

Bu durum, ABD ve Çin’in en büyük ticaret ortakları olduğu Vietnam’ı oldukça zor bir pozisyona sokuyor. Kısa süre içinde diğer Asya ekonomileri de benzer bir ikilemle karşı karşıya kalabilir: İki dev arasındaki savaşta taraf seçmek.

Trump, Pazartesi günü Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “BRICS’in Amerika karşıtı politikalarına” destek veren her ülkeye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulayacağını duyurdu.

Bu açıklama, Brezilya’da düzenlenen BRICS zirvesine yanıt olarak geldi. Zirveye, Mısır, Etiyopya, Endonezya, İran ve BAE gibi yeni üyeler ile Malezya, Tayland ve Vietnam da katılmıştı.

Zirve sonrası yayımlanan ortak bildiride, katılımcı ülkeler “ticareti kısıtlayıcı eylemlerin artışını” eleştirerek, “tek taraflı önlemlerin küresel ticareti azaltabileceği, tedarik zincirlerini bozabileceği ve uluslararası ticari faaliyetlere belirsizlik katabileceği” uyarısında bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, BRICS’in “çatışmaya dayalı bir blok olmadığını” ve “herhangi bir ülkeyi hedef almadığını” söyledi. Mao, “Gümrük tarifeleri, baskı kurma ve zorlama aracı olarak kullanılmamalıdır,” dedi.

Pekin'in politikası ne?

Çin, yoksul ülkelerin dostu ve Birleşmiş Milletler ile Dünya Ticaret Örgütü gibi çok taraflı kurumların savunucusu rolüyle kendini öne çıkarıyor. Pekin’in gelişmekte olan ülkeleri yanına çekmek için sunduğu teşvikler arasında, 1 trilyon doları aşan Kuşak ve Yol Girişimi ile Şanghay merkezli Yeni Kalkınma Bankası da bulunuyor.

Örneğin Endonezya’da, Çin-İndonezya ortak girişimiyle 6 milyar dolarlık bir elektrikli araç bataryası fabrikasının temeli atıldı. Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto projeyi “olağanüstü bir atılım” olarak nitelendirdi.

Öte yandan, Çin de gerektiğinde sertleşebileceğinin sinyallerini veriyor. Apple’ın iPhone üretimini Çin’den Hindistan’a kaydırma olasılığı gündemdeyken, Foxconn’un Hindistan’daki fabrikalarında görev yapan yüzlerce Çinli mühendis ve teknisyenin geri çağrıldığı ortaya çıktı. Bloomberg, bunun Pekin’in çok uluslu şirketlerin operasyonlarını Çin dışına taşımalarını yavaşlatma hamlesi olduğunu bildirdi.

Asya ülkelerinin en zor kararı

Pekin’in asimetrik bir “kopuş” stratejisi izlediğini belirten Chatham House’dan David Lubin, “Çin’in küresel bir üretim merkezi haline gelmesinin sonucu, dünyanın Çin’e daha bağımlı hale gelmesidir. Ve bu da Çin’e pazarlık gücü kazandırıyor,” dedi.

Artık Asya ülkelerinin önünde zor bir karar var: Trump’ın her geçen gün sertleşen tarife tehditlerine mi boyun eğecekler, yoksa Xi’nin para ve stratejik kaynak kozlarına mı yaslanacaklar?

Kaynak: Gazete Oksijen


The Times analizi: Trump-Putin samimiyeti bitti, Avrupa'daki savaş ne olacak?

Trump ve Putin’in inişli çıkışlı ilişkisi, Ukrayna savaşının gölgesinde yeni bir döneme girdi. Mart ayında Putin’in sivillere saldırıları sonrası gerilen ilişkiler, Mayıs’ta “iyi dost” görüntüsü verse de savaşın devamı Trump’ı hayal kırıklığına uğrattı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki inişli çıkışlı ilişki, Amerikan-Rusya tarihindeki en yakın liderler arası bağlardan biri olarak uzun süre gündemde kaldı. Bir dönem karşılıklı iltifatlar ve saatlerce süren telefon görüşmeleriyle pekişen "bromance" (kardeşlik) havası, son aylarda Ukrayna savaşının gölgesinde önemli bir sınavdan geçiyor.

'Ona çok kızgınım'

Mart ayında Rusya'nın Ukrayna sivil halkına yönelik saldırıları sonrası Trump, Putin’den "çok kızgın" olduğunu açıklamıştı. Ancak Mayıs ayına gelindiğinde iki lider arasındaki iletişim düzelmiş görünüyordu. Trump, Putin’le gerçekleşen iki saatlik telefon görüşmesinin ardından Rus lideri “iyi bir beyefendi” olarak nitelendirmiş, Kremlin’den de “ikisi de konuşmayı sonlandırmak istemedi” açıklaması gelmişti.

Peş peşe ters hamleler

Fakat Moskova’nın Ukrayna’yı teslim olmaya zorlamak için bombalamaya devam etme kararlılığı Trump’ın beklentilerini zedeliyor gibi. Beyaz Saray’ın, Pentagon stoklarını değerlendirmesi sonrası Kiev’e yapılacak silah yardımlarını durdurduğunu açıklamasından günler sonra Trump, Ukrayna’ya yeni bir savunma silahları paketi gönderileceğini duyurdu. Kremlin, bu hamleyi "barışçıl çözüm girişimleriyle örtüşmeyen" bir adım olarak yorumladı.

Trump, son günlerde Putin’le olan ilişkisinde hayal kırıklığını gizlemiyor. ABD Başkanı, “Putin ile hiç ilerleme kaydedemedim” itirafında bulunurken, Rus liderin “sonuna kadar gitmek ve insanları öldürmeye devam etmek istediğini” söylüyor. Hatta Beyaz Saray’da düzenlenen kabine toplantısında, “Putin’den çok fazla yalan ve çarpıtma duyuyoruz” diyerek Moskova’ya yönelik ek yaptırımları düşündüğünü açıkladı.

'Küresel değişimin ayak sesleri'

Rusya’nın Washington ile ilişkilerini iyileştirme çabalarının arka planında ise Kremlin’in Ukrayna’da genişlettiği nüfuz alanını koruma ve genişletme hedefi yatıyor. Rusya Dış ve Savunma Politikaları Konseyi Başkanı Fyodor Lukyanov, Putin’in Trump ile iş birliğini Ukrayna meselesinden çok “küresel değişim sürecinde yer almak” olarak değerlendirdi.

Uzmanlar, Trump’ın Ukrayna konusunda yaşadığı bu farkındalığın ABD dış politikasında köklü değişikliklere yol açıp açmayacağından emin değil.

King’s College London’dan Rusya uzmanı Sam Greene, Trump’ın savaşın sona erdirilmesinin artık önceliği olmadığını ve daha çok İran ve Gazze gibi konulara yöneleceğini belirtiyor. Greene, “Trump’ın esas amacı Rusya ile ilişkileri normalleştirmekti. Barış olmazsa bile bu hedefinden vazgeçip vazgeçmeyeceği, Moskova’nın en çok istediği sonuç olacak” dedi.

Kremlin'de durum ne?

Moskova tarafında ise Trump’ın tutarsız açıklamaları tepkilere yol açıyor. Eski Rusya Devlet Başkanı ve Başbakanı Dmitry Medvedev, Trump’ı “sevdiği siyasi hız treniyle iniş çıkış yapıyor” diye eleştirirken, bir pro-savaş Rus askeri Telegram kanalı da Trump’ın “aklının yerinde olup olmadığını anlamanın zorlaştığını” belirtti.

Trump ve Putin’in ilişkisi 2016’dan bu yana dalgalı seyrediyor. Trump Beyaz Saray’a ilk geldiğinde Kremlin, zaferini kutlamış ve Moskova’da özel partiler düzenlenmişti. Ancak kısa sürede ABD, Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulamış, Trump da Ukrayna’ya tank karşıtı füzeler gönderen ilk ABD Başkanı olmuştu.

Ukrayna'nın pozisyonu

Ukrayna da Trump’ın kalbini ve zihnini kazanmak için çaba harcıyor. Ukrayna lideri Zelenskiy, Washington ile imzalanan maden hakları anlaşması ve Trump’ın liderliğine övgülerle ilişkileri düzeltmeye çalışıyor.Ayrıca Zelenskiy, ABD’deki diplomatik kadroyu değiştireceğini bildirerek, geçen yıl Demokrat politikacılarla görüşen Ukrayna büyükelçisi Oksana Markarova’nın görevden alınmasını sağlamaya çalışıyor.

Savaş sahasında ise Rus birlikleri özellikle doğu cephesinde yavaş ama istikrarlı ilerleme kaydediyor. Moskova, geçtiğimiz ay Ukrayna’nın başkenti Kiev’e yönelik saldırılarını artırırken, Dnipropetrovsk bölgesinde uzun süredir devam eden çatışmaların ardından ilk kez bir köyü ele geçirdiğini duyurdu. Ukrayna ise Rusya’nın bölgede henüz sağlam bir yer edinmediğini savunuyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Starbucks Çin için 10 milyar dolarlık teklif verildi: Binlerce şubeyi kapsıyor

ABD’li kahve zinciri Starbucks, Çin operasyonunda hisse satışı için 10 milyar dolara varan teklifler aldı. Yaklaşık 30 yerli ve yabancı özel sermaye şirketi bağlayıcı olmayan teklif sunarken, şirket süreci Goldman Sachs danışmanlığında yürütüyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Starbucks, Çin’deki operasyonlarında potansiyel bir hisse satışı için teklifler aldı. Konuya yakın üç kaynak CNBC’ye yaptığı açıklamada, bu tekliflerin kahve zincirinin değerini 10 milyar dolara kadar çıkardığını söyledi.

Çin’deki yaklaşık 30 yerli ve yabancı özel sermaye şirketi, bağlayıcı olmayan teklifler sundu. Teklifler, Starbucks’ın Çin için 5 ila 10 milyar dolar arasında değerlendirirken, kaynaklar nihai fiyatlamanın üst sınıra yakın gerçekleşmesinin beklendiğini belirtti.

Şirketin değeri 108 milyar dolar

Şirketin piyasa değeri şu anda yaklaşık 108 milyar dolar seviyesinde bulunuyor ve Çin operasyonları Starbucks’ın küresel gelirinin %8’inden fazlasını sağlıyor. Konuya yakın bir kaynak, “Adil bir değerleme yaklaşık 9 milyar dolar civarında olur” dedi. Starbucks, teklifleri, anlaşma yapılarını ve alıcıların satış sonrası değer yaratma planlarını değerlendirerek potansiyel alıcıları kısa listeye almayı planlıyor. Kısa listenin iki ay içinde tamamlanması beklenirken, tüm anlaşmanın bu yıl sonuna kadar sonuçlanması olası görünmüyor.

'Anlamlı bir pay tutmak istiyoruz'

Starbucks, CNBC’ye yaptığı açıklamada Çin operasyonunda “önemli bir pay” tutmayı planladığını belirtti. Şirketten yapılan açıklamada, “Herhangi bir anlaşmanın Starbucks’ın işi ve ortakları için anlamlı olması gerekiyor. Çin’de uzun vadeli büyük bir potansiyel görüyoruz ve gelecekteki büyüme fırsatlarını yakalamanın en iyi yollarını değerlendiriyoruz. Benzer değerlere sahip, vizyonumuzu paylaşan stratejik bir ortak arıyoruz. Çin’e bağlılığımız sürüyor ve işimizde anlamlı bir pay tutmak istiyoruz” denildi.

Konuya yakın bir kaynağa göre, Starbucks’ın %30 hisseyi elinde tutması, geri kalan payın ise her biri %30’dan az hisseye sahip bir grup alıcı arasında bölünmesi olası görünüyor. Luckin Coffee’nin çoğunluk hissedarı Centurium Capital, Hillhouse Capital ile ABD merkezli özel sermaye şirketleri Carlyle Group ve KKR & Co, Starbucks’ın Çin biriminde hisse almak için yarışan isimler arasında yer alıyor.

Ekonomik zorluklara rağmen, fon yöneticileri atıl durumdaki sermayelerini değerlendirme baskısı altında. Konuya yakın bir özel sermaye yöneticisi, “Şu anda anlaşma sağlamak ve bekleyen sermayeyi kullanmak en büyük öncelik. Bu ortamda bile masada oturabilmek, şirket için hâlâ para kazandırabileceğinizi göstermek demektir” dedi.

Aynı kaynak, yatırımcıların anlaşmayı kazanmak için teklif fiyatlarını yükseltmek zorunda kalabileceğini ve bu durumun Starbucks’ın değerlemesini daha da artırabileceğini kaydetti.

Goldman Sachs’ın finansal danışman olarak süreci yönettiği doğrulandı. Ancak, tüm ilgiye rağmen Starbucks, beklenen değerlemeyi karşılamayan teklifler gelirse ihale sürecini askıya alabilir.

Çin’den çıkış yok 

Sektör uzmanları, Starbucks’ın Çin’deki hisse satış planının, McDonald’s’ın 2017’de Çin operasyonlarının kontrol hissesini satmasına benzediğini söylüyor. McDonald’s, o dönemde ana karadaki ve Hong Kong’daki operasyonlarının %52’lik kontrol hissesini Çin devletine bağlı Citic Capital’e, %28’lik hissesini Carlyle’a satarak 2,1 milyar dolarlık bir anlaşmaya imza atmıştı. Fast-food devi daha sonra Carlyle’ın %28’lik hissesini geri satın alarak Çin’deki payını %48’e çıkardı ve bu hissenin değeri 2023’te 6 milyar dolara ulaştı.

Starbucks’ın da Çin’de büyümeden pay almaya devam etmek ve yeni ortaklar üzerinde etkisini sürdürmek için önemli bir hisseyi elinde tutmak isteyeceği öngörülüyor. Henüz Starbucks’ın satışa çıkardığı hisse oranı netleşmiş değil. Starbucks, geçen ay CNBC’ye yaptığı açıklamada Çin operasyonlarının “tamamen satılmasının” gündemde olmadığını söylemişti.

26 yıllık geçmiş

Seattle merkezli Starbucks, Çin’e 1999’da girmişti ve Mart ayı itibarıyla ülkede 7.758 mağazaya ulaştı. Ancak şirket, son dönemde üçlü bir baskı ile karşı karşıya: tüketici talebindeki düşüş, yerel rakiplerin sert rekabeti ve maliyet kısıtları. Starbucks'ın Çin'de 7000'den fazla şubesi bulunmakta. 

Euromonitor International verilerine göre, Starbucks’ın Çin’deki pazar payı 2019’da %34 iken 2024’te %14’e geriledi. Yavaşlayan satışlara karşılık şirket, haziran ayında Çin’de ilk kez fiyat indirimi yaptı; 20’den fazla soğuk ve çay bazlı içeceğin fiyatını ortalama 5 yuan düşürdü.

CEO Brian Niccol, ikinci çeyrek bilanço toplantısında “Belli fiyat seviyelerinde ürünler ve kültürel olarak bağ kuran yeni pazarlama stratejileri üzerinde çalışıyoruz” dedi.



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page