top of page

9-2

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 9 Ağu 2025
  • 40 dakikada okunur

Washington Post: Trump, Modi'nin nankörlüğünü unutmadı

Hindistan, ABD ile ticaret anlaşmasına ulaşmakta zorlanıyor. Trump’ın kişisel beklentileri, ekonomik pazarlıkların önüne geçmiş durumda

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Hindistan, hem ekonomik hem de stratejik nedenlerle ABD Başkanı Donald Trump’la bir ticaret anlaşmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Washington Post'un haberine göre çok daha küçük bir ekonomiye sahip olan rakibi Pakistan’ın anlaşmayı önce imzalaması, Yeni Delhi’nin bu süreci ne kadar kötü yönettiğini gözler önüne serdi.

Trump yönetimiyle ticaret müzakerelerine ilk başlayan ülkelerden biri Hindistan’dı. Ancak defalarca sonuca yaklaşılmış olmasına rağmen anlaşma bir türlü sağlanamadı. Son haftalarda durum daha da kötüleşti.Trump önce Hindistan ürünlerine yüzde 25 gümrük vergisi getirdi, ardından da Rusya’dan petrol alımına son verilmemesi halinde “çok daha yüksek” tarifeler uygulanacağını duyurdu.

Bu çıkmazdan kurtulmanın yolu ise ekonomik değil, siyasi ve kişisel engelleri aşmaktan geçiyor.Trump'ın bu tarifeleri, Hindistan’ın mücevher, tekstil, hazır giyim ve petrol rafinerisi gibi ihracata bağımlı sektörlerini doğrudan etkileyecek.

Ülkenin ihracatının bel kemiğini oluşturan ilaç sektörü de risk altında. Yeni vergiler, Hindistan’ın GSYH büyümesinden 0,3 puan silebilir. Dahası, bu gelişmeler, Hindistan’ı Vietnam, Pakistan ve Bangladeş gibi bölgesel rakiplerinin gerisine itebilir.

Siyasi kırgınlık

Trump’ın Hindistan Başbakanı Narendra Modi’ye yönelik hayal kırıklığı uzun zamandır biliniyor. Özellikle Mayıs ayında Hindistan ve Pakistan arasında sağlanan ateşkesi Trump'ın kendi başarısı olarak lanse etmesi, ancak Modi’nin bunu kamuoyu önünde kabul etmemesi ilişkileri germişti. Trump, bu “nankörlüğü” unutmadı.

Üstelik Hindistan’ın Rusya’dan petrol almaya devam etmesi de Washington’ı daha da kızdırdı. Pakistan ise Trump’a Nobel Barış Ödülü adaylığı teklif ederek diplomatik jestlerde bulundu.

Carnegie Endowment’tan Milan Vaishnav’a göre, “Trump, Hindistan’ın kamuoyu önünde ateşkeste oynadığı rolü kabul etmemesini unutamıyor.”

Trump’ın gönlünü almak için Hindistan’ın sembolik bir “zaferi” ona teslim etmesi gerekiyor. Ancak Modi, iç siyasette çok dikkatli adım atmak zorunda. Rus petrolünü kesmesi ekonomik açıdan mümkün olsa da, Trump’ı öven bir açıklama yapmak Hindistan’da siyasi intihar olabilir.

Ana muhalefet lideri Rahul Gandhi’nin “Trump dedi, Narendra surrender (teslim oldu)” ifadesi de bunun işaretini veriyor. Modi, hem Trump’ı memnun edecek hem de iç politikada sarsılmayacak bir formül bulmak zorunda.

Anlaşma masasında ne vardı?

Taraflar 2030 yılına kadar ikili ticaret hacmini 190 milyar dolardan 500 milyar dolara çıkarmak konusunda prensipte anlaştı. Hindistan, ABD mallarına uygulanan gümrük vergilerini düşürme sözü verirken, ABD de Hindistan mallarına yüzde 15’lik bir tarife önermişti. Bu oran Vietnam’ın yüzde 20’si ve Pakistan’ın yüzde 19’una göre rekabetçi bir seviye.

Ancak Trump’ın en büyük ısrarı, Hindistan’ın tarım sektörünü ABD’ye açması yönünde. Bu ise Modi için en hassas başlık.

Hindistan’da iş gücünün yüzde 44’ü tarıma dayanıyor ve 2020-2021 yıllarında yaşanan büyük çiftçi protestoları hala hafızalarda. Uzmanlara göre Modi, Ekim ayında yapılacak Bihar eyaleti seçimleri sonrasına kadar bu alanda taviz vermemek için direnecek.

Buna karşın Hindistan’ın elinde başka taviz seçenekleri de var:

  • ABD ilaçlarına uygulanan yüzde 10’luk gümrük vergisi düşürülebilir ya da tamamen kaldırılabilir.

  • ABD’den doğalgaz ve savunma ekipmanı ithalatı artırılabilir.

  • ABD sıvılaştırılmış doğalgazına (LNG) uygulanan yüzde 2,5’lik ithalat vergisi kaldırılabilir.

  • Savunma alanında ise, Hindistan geçtiğimiz aylarda Javelin tanksavar füzeleri, Stryker zırhlı araçları ve P-8I deniz devriye uçakları alacağını duyurmuştu. Bu planların hızlandırılması ve yeni alımlar taahhüt edilmesi, Trump’ı memnun edebilir.

Zor ama imkansız değil

Trump’ın sürekli değişen talepleriyle başa çıkmak Modi için kolay değil. Ancak Hindistan Başbakanı, yıllardır seçmenlerine “küresel güçlerle sadece ben baş edebilirim” mesajı veriyor. Şimdi bunu kanıtlama zamanı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Trump'ın özel temsilcisi Witkoff, Kremlin'de Putin'le görüştü

Trump'ın özel temsilcisi Witkoff, Rusya lideri Putin ile Rusya'nın Ukrayna'yı işgali üzerine temaslarda bulundu. Masada her iki tarafın da kazandığı bir senaryo ile savaştan çıkış noktası aransa da Moskova'da duyulan bir şarkı Rus kanadının görüşmeye olan bakış açısını adeta özetledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steven Witkoff, Moskova’ya geldi. Sosyal medyada yayınlanan görüntülerde Witkoff’un, Rusya Devlet Başkanı’nın özel temsilcisi Kirill Dmitriyev ile birlikte Kremlin yakınlarındaki Zaryadye Parkı’nda yürüdüğü görüldü.

Witkoff daha sonra Vladimir Putin ile görüşmek için Kremlin'e gitti. Bu görüşme, Donald Trump’ın 8 Ağustos'ta dolacak olan ültimatomundan önceki son diplomatik temas olarak dikkat çekiyor. ABD’nin Rusya ile uzlaşmak için son girişimi bu temas olabilir.

ABD'nin baskısı

Geçtiğimiz ay ABD Başkanı Donald Trump, Rusya’ya Ukrayna meselesini çözmesi için 50 günlük bir süre tanımıştı. Ancak bu süre, 29 Temmuz’da aniden 10 güne indirildi. Aksi halde, Rusya ekonomisini çökertmeyi amaçlayan “en ağır yaptırımların” uygulanacağı tehdidinde bulunuldu.

Bu yaptırımların en dikkat çekici ayağı, Rus petrolü satın alan tüm ülkelere %100 gümrük vergisi uygulanmasıydı. Yani Washington, dünyaya açık bir şekilde şunu söylüyordu; ya bizimle ticaret yapın, ya da Rusya ile.

Ancak bu plan kağıt üzerinde iyi görünse de, pratikte tehlikeli sonuçlar doğurdu. Zira Rus petrolünün en büyük alıcıları olan Çin (%38) ve Hindistan (%31) bu tehdide rağmen alımlara devam edeceklerini bildirdi. Bu sadece ekonomik değil, egemenlik meselesi olarak da görüldü. Brezilya da Washington’a olumsuz yanıt verdi, Türkiye ise sessizliğini korudu.

Görünen manzarada ABD’nin “cehennem yaptırımları” Trump'ın beklediği seviyede işe yaramayabilir. Aksine, küresel petrol fiyatlarının tırmanmasına, ABD'nin itibarının zedelenmesine ve BRICS ülkelerinin güç kazanmasına yol açabilir.

Trump köşeye gerçekten sıkıştı mı?

Trump için büyük bir açmaz oluşmuş durumda. 8 Ağustos’ta Rusya’ya yönelik tehditlerinden geri adım atması, “zayıflık” olarak görülebilir. Ancak Beyaz Saray’dan gelen bazı işaretler, Washington’un geri adım atabileceğine işaret ediyor.

Örneğin Trump, Hindistan’a yönelik %100’lük tehdidini 5 Ağustos’ta %25’lik gümrük vergisiyle sınırlı tuttu. Bu da “tehdit yerine getirilmiş gibi gösterilerek”, daha büyük yaptırımlardan vazgeçilebileceği anlamına geliyor.

En kritik soru: Withkoff Putin'e ne teklif edecek?

Washington’un temel isteği, hemen bir ateşkes sağlanması. Bu talep, Rusya’nın “özel harekat” kapsamında tüm hedeflerine ulaşmasının önüne geçmeyi amaçlıyor. Trump da müzakerelerde “iki tarafın da taviz vermesi gerektiğini” defalarca dile getirdi.

Moskova ise taviz vermeye niyetli değil. Dört bölgenin tanınması, Ukrayna’nın silahsızlandırılması ve NATO’dan vazgeçilmesi gibi şartlardan geri adım atılmayacağını defalarca belirtti. Kremlin, Kiev bu koşulları kabul etmeden ateşkese yanaşmayacak.

Bu durumda Witkoff’un Rusya’ya doğrudan zafer öneremeyeceği açık. Ancak alternatif çözümler mümkün. Ve bu çözümlerden biri, Putin tarafından çoktan masaya konmuş olabilir.

İki tarafın da kazandığı bir senaryo mümkün mü? 

Putin geçtiğimiz hafta, olası bir barışın basın önünde değil kapalı kapılar arkasında sessiz ve derinden yürütülmesi gerektiğini söyledi. Bu bağlamda Rus kanadı ve ABD'den beklenen ilk adım ise ilk olarak bir hava ateşkesi sağlamak. Her iki tarafın da hava saldırılarını durdurduğu bir senaryo kazan-kazan için ilk adım olarak görülebilir.

Trump, “Rusya Kiev’e saldırmayacak” açıklamasıyla diplomatik bir zafer elde ettiğini gösterebilir.Moskova ise diplomatik kanalların açılmasını sağlar, dünya kamuoyunda yapıcı taraf olarak öne çıkar.Ayrıca Rus ordusunun sahadaki ilerleyişi devam ederken, bu tür sınırlı ateşkesler, dört bölgedeki kontrolü sağlamlaştırma açısından da stratejik avantaj yaratabilir.

Eğer sonbaharda hem sahada başarı elde edilirse hem de Washington yaptırımları geri çekerse, bu Moskova açısından büyük bir diplomatik zafer olur.

Parkta çalan şarkı tesadüf müydü?

Trump'ın özel temsilcisi Witkoff, Kirill Dmitriyev ile Zaryadye Parkı’nda yürürken, arkaplanda çalan müzik kısa sürede sosyal medyada ses getirdi. Rusya'da popüler bir çizgi film olan “Fixiki”nin jenerik müziği net olarak duyuldu:

Şarkının duyulabilen sözleri şöyle: 

'Tik-tik-tik, tak-tak-tak,

Zaman daralıyor...

Bitmesini beklemiyorlar...'

Kaynak: Gazete Oksijen


Hizbullah: Hükümetin silah toplama kararı yok hükmünde

Hizbullah, Lübnan hükümetinin silahların toplanması kararıyla "büyük hata" yaptığını savundu, kararı "yok hükmünde" kabul edeceğini duyurdu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Hizbullah, Başbakan Nevvaf Selam hükümetinin silahların toplanması kararının "Lübnan'ı İsrail'e karşı direniş silahından mahrum bırakacağını" iddia ederek bu kararla "büyük bir hata yapıldığını" savundu. Hizbullah'tan yapılan yazılı açıklamada, Başbakan Selam hükümetinin aldığı silahların toplanması kararının, Lübnan'ın gücünü ve İsrail saldırıları karşısındaki konumunu zayıflatacağı ifade edildi. Alınan kararın, Lübnan hükümetinin "ülkenin tüm topraklarını İsrail işgalinden kurtarmak, devletin egemenliğini yalnızca kendi imkânlarıyla tüm topraklarında tesis etmek ve Lübnan ordusunu uluslararası alanda tanınan sınır bölgelerine konuşlandırmak" için gerekli tüm önlemleri alma taahhüdünde bulunmasını öngören Taif Anlaşması'na aykırı olduğu belirtildi.

Selam hükümetinin bu kararla "büyük bir hata yaptığı" savunulan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Lübnan'ın gücünü ve direnişin (Hizbullah) silahını korumak, Lübnan'ın gücünün bir parçasıdır ve atılması gerekli adımlar arasındadır. Aynı şekilde, Lübnan ordusunu silahlandırıp güçlendirerek düşman İsrail'i ülkenin topraklarından çıkarmak, bu toprakları özgürleştirmek ve korumak da bu adımlar arasındadır."

Söz konusu kararın ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın dayatmalarının bir sonucu olduğu, tamamen İsrail'in çıkarına hizmet ettiği ve Lübnan'ı İsrail karşısında caydırıcılıktan yoksun hale getirdiği kaydedildi. Hükümetin aldığı bu kararın (İsrail'e karşı) "teslimiyet stratejisi" olduğu, Lübnan’ın egemenliğine yönelik unsurları açıkça ortadan kaldırdığı ileri sürüldü.

"Bu karar, Lübnan'ın egemenliğini ortadan kaldırıyor"

Hizbullah ve Emel Hareketi'ne bağlı bakanların söz konusu oturumu terk etmesinin, bu karara yönelik bir ret ifadesi olduğuna işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: "Bu karar, Lübnan'ın egemenliğini ortadan kaldırıyor, İsrail'in güvenliği, coğrafyası, siyaseti ve gelecekteki varlığıyla dilediği gibi oynamasının önünü açıyor. Dolayısıyla bu kararı yok hükmünde kabul edeceğiz. Aynı zamanda diyaloğa da açığız; İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının sona ermesi, toprakların kurtarılması, esirlerin serbest bırakılması, devletin inşası ve İsrail’in vahşi saldırılarıyla yıkılan bölgelerin yeniden imarı için çalışmaya hazırız. Ulusal güvenlik stratejisini tartışmaya da hazırız ancak bu tartışma saldırılar devam ederken yapılamaz."

Ayrıca ateşkes anlaşmasının İsrail tarafından uygulanması gerektiği, hükümetin de Lübnan'ın tüm topraklarını İsrail işgalinden kurtarmak için gerekli tüm adımları atmayı öncelik haline getirmesi gerektiği vurgulandı. Lübnan'da silahların devletin tekelinde olması gündemiyle dün toplanan Bakanlar Kurulu toplantısında "orduya silahların yıl sonuna kadar toplanmasına dair bir plan hazırlama" görevi verilmişti.

Hizbullah'ın 'silah bırakması' meselesi

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 19 Haziran'da Beyrut yönetimine "ülkedeki tüm silahların yalnızca devletin denetiminde toplanmasını öncelikli hedef olarak belirleyen" ABD önerisini sunmuştu. Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 29 Temmuz'da yaptığı açıklamada "devletin egemenliğini yalnızca kendi güçleriyle ülkenin tüm topraklarında tesis etme" konusunda görüşmeler gerçekleştirileceğini söylemişti. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, 30 Temmuz'da yaptığı açıklamada, silah bırakmanın Lübnan'ın iç meselesi olduğunu belirterek, Hizbullah'ın İsrail için silah bırakmayacağını ifade etmişti. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, 1 Ağustos Ordu Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, ABD'nin silahların devlet tekeline alınmasına yönelik önerisine önemli değişikliklerin ardından yanıt verildiğini belirterek, "İsrail'in saldırılarının derhal durdurulması ve devlet otoritesinin Lübnan'ın tüm topraklarında sağlanması, silahların yalnızca devletin elinde toplanmasının temel şartıdır." demişti.

Kaynak: AA


İran, Mossad casusu olduğu iddia edilen Rozbeh Vadi’yi idam etti

İran'ın yargısının internet sitesi Mizan, idam edilen kişinin Mossad’ın yönlendirmeleri doğrultusunda gizli belgeler ile hassas bilgileri dışarı aktardığını ve İsrail tarafından öldürülen bir İranlı nükleer bilim insanıyla ilgili bilgi sızdırdığını iddia etti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İran, İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş sırasında öldürülen bir nükleer bilim insanı hakkında bilgi sızdırarak İsrail için casusluk yapmaktan hüküm giyen Rouzbeh Vadi'nin bugün idam edildiğini açıkladı.

İran'ın yargısının internet sitesi Mizan Online’da konuya ilişkin açıklama yapıldı. Açıklamada,“Rouzbeh Vadi adli işlemlerin ve cezasının Yüksek Mahkeme tarafından onaylanmasının ardından idam edildi” denildi. Mizan’ın açıklamasında, Rozbeh Vadi’nin, ülkedeki "önemli ve hassas bir kurumda" çalıştığı ve bu pozisyonu dolayısıyla sahip olduğu bilgiye erişimi nedeniyle Mossad’ın hedefi haline geldiği öne sürüldü.

Açıklamaya göre, Vadi ilk olarak çevrim içi yollarla Mossad ajanlarıyla temas kurdu ve kimlik doğrulama süreçlerinin ardından “Kevin” kod adlı bir ajan tarafından resmen işe alındı. İddialara göre, taraflar arasında sabit bir aylık ödeme karşılığında anlaşma sağlandı ve Vadi’ye özel iletişim cihazları ve güvenlik eğitimi verildi.

Mizan’a göre, Vadi daha sonra Avusturya'nın başkenti Viyana’ya giderek burada Mossad ajanlarıyla beş kez yüz yüze görüştü. Bu görüşmelerin her birinin yoğun güvenlik önlemleriyle gerçekleştirildiği, sanığın kıyafetlerinin kontrol edildiği ve psikolojik testler ile sadakat değerlendirmelerinden geçirildiği aktarıldı.

Vadi'nin, Mossad’ın yönlendirmeleri doğrultusunda İran’daki kurumsal gelişmeleri haftalık olarak raporladığı, gizli belgeler ile hassas bilgileri dışarı aktardığı, ayrıca İsrail tarafından öldürülen bir İranlı nükleer bilim insanıyla ilgili bilgi sızdırdığı iddia edildi.

İran güvenlik birimleri, yurt dışındaki temaslarından sonra Vadi'yi izlemeye alarak bağlantılarını tespit etti. Savcılık tarafından hakkında “İşgalci siyonist rejim lehine casusluk ve maddi menfaat karşılığında istihbari iş birliği” suçlamasıyla iddianame hazırlandı. Ancak Vadi'nin ne zaman tutuklandığı ya da hüküm giydiği ise açıklanmadı.

Tahran'daki mahkeme, Vadi’yi "ülkenin iç ve dış güvenliğine karşı yaygın suçlar işlemek" ve "kamu düzenini ağır biçimde bozmak" gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırdı. Karar, Yüksek Mahkeme tarafından da onaylandı. İnfazın asılarak gerçekleştirildiği kaydedildi.

İsrail, haziran ayının ortasında, İran’a karşı büyük bir bombardıman saldırısı başlattı. Bu saldırılar, İran’ın füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşılık vermesiyle birlikte iki ülke arasında fiili bir savaşa yol açtı.

İsrail’in operasyonlarında üst düzey İranlı askeri komutanlar çok sayıda nükleer bilimci ve yüzlerce sivilin hayatını kaybetti. Hem askeri tesislerin hem de sivil yerleşim alanlarının hedef alındığı saldırılarda, İran yerel medyasına göre en az bir düzine nükleer bilimci öldürüldü.

İran yönetimi, saldırılardan bu yana ülke içindeki "İsrail’le işbirliği" şüphesiyle birçok kişiyi gözaltına aldı. Hükümet yetkilileri, Mossad adına casusluk yaptığı iddia edilen kişilerin hızla yargılanacağını açıkladı. Şu ana kadar çok sayıda kişi tutuklanırken, bazı isimlerin casusluk suçlamasıyla yargılanıp idam edildiği duyuruldu.

Uluslararası Af Örgütü ve diğer insan hakları kuruluşlarına göre İran, Çin’in ardından dünyada en fazla idam gerçekleştiren ikinci ülke konumunda. Bu son gelişmeler, ülkede idam uygulamalarının savaş ortamında daha da hız kazandığına işaret ediyor.

Kaynak: ANKA


Trump'tan Hindistan'a 'Rus petrolü' tarifesi: Yüzde 25 ek vergi uygulanacak

ABD Başkanı Trump, Rus petrolü aldığı için Hindistan'a yüzde 25'lik ek tarife uygulanmasını öngören kararnameyi imzaladı. Söz konusu tarife, 21 gün sonra yürürlüğe girecek, Hindistan'a halihazırda getirilen yüzde 25 oranındaki gümrük vergisine ek olarak uygulanacak

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'dan petrol alımını sürdürmesine yanıt olarak Hindistan'a yüzde 25 oranında ek gümrük vergisi uygulanmasının öngörüldüğü kararnameyi imzaladı. Kararnameye göre, Rusya'dan doğrudan veya dolaylı olarak petrol ithal eden Hindistan'a yönelik ek gümrük vergisi uygulanacak. Hindistan'dan ABD'ye gelen mallara yüzde 25 oranında ek tarife getirilecek. Söz konusu ek tarife, 21 gün sonra yürürlüğe girecek ve geçiş döneminde bazı mallar muaf tutulacak. Ayrıca, başka ülkelerin de Rus petrolünü ithal edip etmediği izlenerek benzer önlemler alınabilecek. 

Söz konusu ek tarife oranı, Hindistan'a halihazırda getirilen yüzde 25 oranındaki gümrük vergisine ek olarak uygulanacak. ABD Başkanı Donald Trump, hafta başında yaptığı açıklamada, Hindistan'ın Rusya'dan petrol satın almasının yanı sıra bunu yüksek karlarla yeniden sattığını belirterek, Hindistan'a yönelik tarifeyi "önemli ölçüde" artıracağını ifade etmişti.

Kaynak: AA


Gana'daki askeri helikopter düştü, iki bakan hayatını kaybetti

Gana'daki askeri helikopter kazasında, Savunma Bakanı Edward Omane Boamah ile Çevre, Bilim ve Teknoloji Bakanı İbrahim Murtala Muhammed'in de aralarında olduğu sekiz kişi hayatını kaybetti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Gana'nın Ashanti vilayetinde düşen askeri helikopterdeki iki bakanın yaşamını yitirdiği belirtildi. Genelkurmay Başkanı Julius Debrah, gazetecilere yaptığı açıklamada, askeri helikopterin Adansi Brofoyedu bölgesinde düştüğünü ifade etti. Debrah, aralarında Savunma Bakanı Edward Omane Boamah ile Çevre, Bilim ve Teknoloji Bakanı İbrahim Murtala Muhammed'in de bulunduğu helikopterdeki sekiz kişinin kazada hayatını kaybettiğini söyledi. Kazanın ulusal bir trajedi olduğunu belirten Debrah, bir sonraki duyuruya kadar tüm bayrakların yarıya indirilmesi gerektiğini ifade etti.

Gana Silahlı Kuvvetlerinden yapılan açıklamada, başkent Akra'dan Obuasi kentine gitmek üzere havalanan askeri helikopterin radardan kaybolduğu bildirilmişti. Açıklamada, askeri helikopterde üç kişilik mürettebat ve beş yolcu bulunduğu kaydedilmişti. Helikopterin tipine ilişkin detaylı bilgi paylaşılmazken, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü ifade edilmişti.

Kaynak: AA


ABD'de askeri üsse silahlı saldırı: Beş asker vuruldu, saldırgan yakalandı

ABD'nin Georgia eyaletindeki Fort Stewart Askeri Üssü'de silahlı bir saldırganın açtığı ateşle beş asker vuruldu. Yaralı askerler ilk müdahalenin ardından hastaneye kaldırıldı, saldırgan yakalandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD'nin Georgia eyaletindeki Fort Stewart Askeri Üssü'nde gerçekleşen silahlı saldırıda beş asker yaralandı. Üssün resmi Facebook hesabından yapılan ilk açıklamada, üste aktif bir silahlı saldırgan olduğu belirtildi. Bu nedenle üssün bir kısmının giriş çıkışlara kapatıldığı, güvenlik güçlerinin olay yerinde olduğu ifade edildi. Aynı hesaptan yaklaşık bir saat sonra yapılan ikinci açıklamada ise saldırıda vurulan beş askerin hastaneye kaldırıldığı ve saldırganın yakalandığı bilgisi paylaşıldı. 


Trump: Putin-Witkoff görüşmesinde büyük ilerleme kaydedildi

ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Özel Temsilcisi Steve Witkoff arasındaki görüşmenin çok verimli geçtiğini belirterek, "Büyük ilerleme kaydedildi. Herkes bu savaşın sona ermesi gerektiği konusunda hemfikir" değerlendirmesinde bulundu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Moskova'da gerçekleşen Putin-Witkoff görüşmesine ilişkin Truth Social hesabından açıklama yaptı. Başkan Trump açıklamasında, "Özel Temsilcim Steve Witkoff, az önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdi. Büyük ilerleme kaydedildi. Herkes bu savaşın sona ermesi gerektiği konusunda hemfikir" ifadelerini kullandı. Görüşmeye ilişkin bazı Avrupa ülkelerini de bilgilendirdiğini belirten Trump, önümüzdeki günlerde Rusya-Ukrayna Savaşı'nı sona erdirmek için çalışmaya devam edeceklerini kaydetti.

Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov, Rusya Devlet Başkanı Putin'in ABD Başkanı Trump'ın Özel Temsilcisi Witkoff ile Ukrayna konulu görüşmesinin faydalı ve yapıcı olduğunu belirterek, "Ukrayna konusunda bazı sinyaller verdik. Trump'tan da ilgili sinyaller alındı." açıklamasını yapmıştı. Trump, Putin'in Ukrayna ile bir anlaşmaya varması için verdiği 50 günlük süreyi azaltıp yeni tarih olarak 8 Ağustos'a işaret etmişti. Rusya'nın anlaşmaya varmaması halinde yeni yaptırımların duyurulması bekleniyor.

Kaynak: AA


Kalyon, Cengiz ve TAV da konsorsiyumda: Şam Uluslararası Havalimanı’na 4 milyar dolarlık yatırım

Şam Uluslararası Havalimanı’na 4 milyar dolarlık yatırım için imzalar atıldı. Kalyon, Cengiz ve TAV İnşaat’ın da içinde bulunduğu konsorsiyum, anlaşma kapsamında 8 yıl içinde havalimanının yıllık yolcu kapasitesini 31 milyona çıkaracak rehabilitasyon ve yeni inşa faaliyetleri gerçekleştirecek

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Kalyon İnşaat, Cengiz İnşaat ve TAV İnşaat’ın da içinde bulunduğu konsorsiyum ile Suriye Sivil Havacılık Otoritesi, Şam Uluslararası Havalimanı tesislerinin yolcu kapasitesinin 8 yıl içinde yıllık bazda 31 milyona çıkarılmasını öngören, yatırım tutarı 4 milyar dolar olan bir anlaşmaya imza attı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın huzurunda, Suriye Sivil Havacılık Otoritesi ile Türkiye’den Kalyon İnşaat, Cengiz İnşaat, TAV İnşaat, Katar’dan UCC ve ABD’den Assets Investments şirketleri arasında 4 milyar dolar tutarında stratejik iş birliği anlaşması imzalandı.

Anlaşma kapsamında Kalyon İnşaat ve Cengiz İnşaat’ın aralarında bulunduğu konsorsiyum tarafından Şam Uluslararası Havalimanı tesislerinin rehabilitasyonu gerçekleştirilecek ve eş zamanlı olarak yeni tesisler inşa edilecek. Toplam 4 fazda gerçekleştirilecek kademeli kapasite artışıyla 8 yıl içinde havalimanının yıllık yolcu kapasitesi 31 milyona çıkarılacak.

Mayıs ayında 7 milyar dolarlık stratejik iş birliği anlaşması imzalanmıştı

Geçen mayıs ayında da Suriye Enerji Bakanlığı ile Türkiye’den Kalyon Holding ve Cengiz Holding, Katar’dan UCC ve ABD’den Power International şirketleri arasında 7 milyar dolar tutarında stratejik iş birliği anlaşması imzalanmıştı. Söz konusu anlaşma kapsamında Kalyon Holding ve Cengiz Holding’in de aralarında bulunduğu konsorsiyum tarafından gerçekleştirilecek 5 bin MW’lık enerji yatırımının tamamlanmasıyla, yıllık yaklaşık 35 milyar kWh elektrik üretimi öngörülürken bu sayede Suriye’nin elektrik ihtiyacının çok önemli bir bölümünün karşılanması planlanıyor.

Şara hükümeti 14 milyar dolarlık 12 proje ilan etti

Bu arada Suriye Yatırım Kurumu Başkanı Talal el-Hilali, Şam’daki Halk Sarayı’nda düzenlenen yatırım mutabakat zaptı imza töreninde yaptığı konuşmada, Suriye'nin yeniden inşa ve stratejik ortaklıklar için yeni bir döneme girdiğini söyledi. Hilali, "Suriye yatırımcılara açık ve parlak bir gelecek inşa etme kararlılığındadır. Bugün 12 stratejik yatırım projesini ilan ediyoruz. Bu projelerin toplam değeri 14 milyar ABD dolarıdır" bilgisini verdi. Projelerin Suriye genelinde hayata geçirileceğini belirten Hilali, bu yatırımların ülkenin altyapısı ve ekonomik yaşamında nitelikli bir sıçrama sağlayacağını ifade etti.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise Şam’ın tarihi geçmişine dikkati çekerek, "Bugün Şam’a ve onun köklü tarihine bakıyoruz. Şam, binlerce yıldır ticaretin ve ulaşımın merkezi olmuştur." ifadelerini kullandı. Şam’ın, Katar ile Türkiye arasında önemli bir merkez konumunda olduğunu vurgulayan Barrack, "Suriye toprakları, büyük liderler yetiştirmesiyle bilinir." değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: AA


Rus heyeti başkanı Medinskiy: Kiev 1000 Ukrayna askerini takas etmeyi reddediyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in müşaviri ve İstanbul'daki doğrudan müzakerelerde Rus heyetine başkanlık yapan Vladimir Medinskiy, Ukrayna'nın 1000 esir askerini takas etmeyi reddettiğini bildirdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Medinskiy, Telegram kanalı üzerinden, Rusya ile Ukrayna arasındaki esir asker değişim sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Ukrayna'yı takas sürecini yavaşlatmakla eleştiren Medinskiy, "Kiev, 1000 Ukrayna askerini takas etmeyi reddediyor. Bu nedenle 2. tur değişim süreci zor gerçekleşti, 3. tur değişim ise başlamadı bile." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin ev sahipliğinde İstanbul'da 23 Temmuz'da Rusya ile Ukrayna arasında üçüncü tur müzakereler düzenlenmişti.

Rusya'nın müzakerelerde, Ukrayna'ya çevrim içi çalışacak üç çalışma grubu oluşturmayı teklif ettiği görüşmede, en az 1200 esir askerin karşılıklı olarak takası ve cenaze değişiminin yapılması konusunda uzlaşıya varılmıştı.


Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski: Öyle görünüyor ki Rusya artık ateşkese daha yatkın

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rusya'nın ateşkes konusunda ABD ve Ukrayna'yı "kandırmaması" gerektiğini kaydederek, "Öyle görünüyor ki Rusya artık ateşkese daha yatkın." ifadesini kullandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Zelenski, paylaştığı geleneksel görüntülü mesajında, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki son gelişmeleri değerlendirdi.

Bugün ülkesinin Sumi bölgesinde cephe hattında incelemelerde bulunduğunu aktaran Zelenski, savaşla ilgili gelişmeler hakkında bilgi aldığını belirtti.

Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump ile bugün telefonda görüştüğünü anımsattı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un bugün Moskova'da düzenlediği toplantı hakkında Trump ile konuştuğunu hatırlatan Zelenski, savaşın adil bir şekilde sona ermesi gerektiğini söyledi.

Zelenski, "Öyle görünüyor ki Rusya artık ateşkese daha yatkın. Ama asıl önemli olan, ayrıntılarda bizi kandırmamalarıdır, ne bizi ne de ABD'yi" dedi.

Ukrayna'nın kendi bağımsızlığını savunacağını kaydeden Zelenski, "(Ateşkes konusunda) Müttefiklerimize, Ukraynalı yetkililer ile güvenlik danışmanlarının yakın gelecekte, pozisyonumuzu, ortak tutumumuzu ve ortak görüşümüzü belirlemek için görüşmelerin yapılmasını önerdik" ifadelerini kullandı. ​​​​​​​


Değeri 325 milyon dolar: ABD, el koyduğu ultra lüks Rus yatını açık artırmaya çıkardı

ABD, Rusya'ya yönelik yaptırımlar kapsamında 3 yıl önce el koyduğu 'Amadea' isimli ultra lüks yatı açık artırmaya çıkardı. İçinde helikopter pisti, spor salonu ve 8 oda bulunan ultra lüks yatın değerinin 325 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle el koyduğu 'Amadea' adlı ultra lüks yatı açık artırmayla satışa sundu. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'ya Ukrayna savaşını bitirmesi için baskıyı artırırken, ABD'den yeni bir adım geldi. ABD'nin Rusya'ya yönelik yaptırımları kapsamında 3 yıl önce el koyduğu ve şu anda San Diego'da demirli bulunan 'Amadea' adlı lüks yat, 325 milyon dolar değer biçilerek açık artırmayla satışa sunuldu. Açık artırma, 10 Eylül'e kadar sürecek.

Yatın sahibi konusunda tartışmalar var

Öte yandan, 106 metre uzunluğundaki yatın asıl sahibinin kim olduğu konusunda çeşitli tartışmalar var. Yat, Cayman Adaları merkezli Millemarin yatırım şirketi adına kayıtlı olsa da ABD yatın asıl sahibinin eski Rus siyasetçi Süleyman Kerimov olduğunu öne sürüyor. Kerimov, 2018'de kara para akladığı gerekçesiyle ABD tarafından yaptırım listesine alındı. Rus gaz şirketi Resneft'in eski yöneticisi olan ve ABD'nin yaptırım listesinde olmayan Eduard Hudaynatov ise yatın asıl sahibi olduğunu iddia ediyor.


İçinde helikopter pisti, spor salonu ve 8 odası bulunan ultra lüks yatın değerinin 325 milyon dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.

Kaynak: AA


Beyaz Saray: Ruslar Trump ile görüşmek istiyor, Trump da Putin ve Zelenski ile iletişime açık

Beyaz Saray, Rusların ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmek istediğini, Trump'ın da hem Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hem de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile görüşmeye açık olduğunu belirtti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Trump-Putin görüşmesinin hayli mümkün olduğunu söyledi.

Leavitt, "Başkan Trump'ın bugün Truth Social'da da paylaştığı gibi Özel Temsilci (Steve) Witkoff'un Devlet Başkanı Putin ile yaptığı görüşmede büyük ilerleme kaydedildi. Ruslar, Başkan Trump ile görüşme isteğini dile getirdi ve Başkan, hem Devlet Başkanı Putin hem de Devlet Başkanı Zelenski ile görüşmeye açık olduğunu belirtti" dedi.

NYT: Trump, Putin ile görüşmeyi planlıyor

Öte yandan, Amerikan New York Times (NYT) gazetesinin konuyla ilgili bilgi sahibi iki kaynağa dayandırdığı haberine göre Trump, Putin ve Zelenski ile yüz yüze görüşmeye hazırlanıyor.

Habere göre Trump, Özel Temsilcisi Witkoff ile Putin'in Moskova'daki görüşmesinin ardından Avrupalı liderlerle yaptığı görüşmede, Putin ve Zelenski ile görüşmek istediğini dile getirdi.

Trump'ın gelecek hafta Putin ile yüz yüze görüşmek istediği, kısa süre sonra da Putin ve Zelenski ile beraber bir toplantı yapmayı planladığı kaydedildi.

Diğer yandan, Trump'ın Avrupalı liderlerle yaptığı telefon görüşmesine katılan Zelenski, yaptığı açıklamada, "Başkan Trump ile bir görüşme yaptığını", kendisinin ve Avrupalı liderlerin "savaşın sona ermesi gerektiği, dürüst bir şekilde sona ermesi gerektiği" yönünde bir tutum sergilediklerini belirtti.

Söz konusu görüşmeye İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin katıldığı ifade edildi.


İran: ABD müzakere mesajı gönderdi, görüşüp görüşmeyeceğimiz çıkarlarımıza bağlı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD'nin müzakere mesajı gönderdiğini, Tahran yönetiminin konuya ilişkin henüz kesin bir kararının bulunmadığını söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İran devlet televizyonuna konuşan Erakçi, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Erakçi, "Karşı taraftan (ABD'den) bize bazı mesajlar ulaştı. Değerlendiriliyor. Kesin bir karar yok. Müzakerelerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tam olarak bizim çıkarlarımızın neyi gerektirdiğine bağlı" dedi.

Önümüzdeki günlerde gerçekleşmesi beklenen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) yetkililerinin Tahran ziyareti öncesi açıklamalarda bulunan Erakçi, değişen şartlar nedeniyle UAEA'yla ilişkilerinde yeni bir dönemin başlaması gerektiğini söyledi.

İranlı Bakan, "Hem sahadaki değişiklikler hem de İran Meclisi kararı dikkate alınarak UAEA'yla yeni bir döneme başlamalıyız" ifadelerini kullandı.

UAEA yetkililerinin Tahran programında nükleer tesisleri ziyaretin bulunmadığını dile getiren Erakçi, nükleer müzakerelerin geleceğine yönelik karar merciinin İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi olduğunu ve Dışişleri Bakanlığının Konsey'in kararlarını uygulamakla mükellef olduğunu ifade etti.


Donald Trump önümüzdeki hafta başında Putin ve Zelenski ile görüşmeyi planladığını söyledi

ABD, Rusya’ya yönelik yeni yaptırımların yürürlüğe gireceğini duyururken, Donald Trump önümüzdeki hafta Putin ve Zelenski ile görüşebileceğini açıkladı. Trump, Rusya ile özel temsilcisi arasında yapılan görüşmeyi "verimli" olarak nitelendirdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD'nin Başkanı Donald Trump, önümüzdeki hafta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile görüşmeye açık olduğunu duyurdu.

Beyaz Saray, Rusya'ya yönelik yeni yaptırımların Cuma günü yürürlüğe gireceğini belirtirken, Başkan Donald Trump, ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ile Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında  Moskova'da gerçekleşen ev 3 saat süren görüşmeyi "son derece verimli" olarak övdü ve Rus liderle önümüzdeki hafta en erken bir tarihte görüşmeye açık olduğunu söyledi.

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Çarşamba günkü toplantıda "büyük ilerleme kaydedildiğini" belirterek, ABD'nin bazı Avrupa müttefiklerini bilgilendirdiğini söyledi.

Öte yandan Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, Rus tarafının Trump ile görüşme arzusunu dile getirdiğini ve Trump’ın bu savaşı sona erdirmek istediğini vurguladı.


ABD Avustralya'ya 404 milyon dolarlık uçak ekipmanı satışını onayladı

ABD Dışişleri Bakanlığı, Avustralya'ya 404 milyon dolarlık uçak ekipmanı satışını onayladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Savunma Bakanlığına (Pentagon) bağlı Savunma Güvenlik ve İşbirliği Ajansından (DSCA) yapılan yazılı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanlığının, Avustralya'ya uçak ekipmanı satışını onayladığı bildirildi.

Buna göre, Avustralya'ya MC-55A filosunu yenilemesi için toplam değeri 404 milyon doları bulan yedek parça, tamirat desteğinin yanı sıra teknik ve lojistik destek sağlanacağı kaydedildi.

Satış onayına ilişkin tebligatın Kongre'ye gönderildiği aktarılan açıklamada, bu satışın Avustralya'nın verimli hava operasyonları kabiliyetini güçlendireceği ve askeri dengeyi etkilemeden bölgesel istikrarı destekleyeceği belirtildi.


Macron'dan Cezayirli diplomatik pasaport sahiplerine uygulanan vize muafiyetinin askıya alınması kararı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ilişkilerin gergin seyrettiği Cezayir'e karşı "daha sert bir yaklaşım" benimsenmesi gerektiğini belirterek, hükümete bu ülkenin diplomatik pasaport sahiplerine uygulanan vize muafiyetini askıya alma talimatı verdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Le Figaro'nun haberine göre, Macron, Başbakan François Bayrou'ya yazdığı mektupta, Cezayir ile gergin seyreden ilişkiler karşısında Fransa'nın "daha sert ve kararlı bir tutum sergilemesi için" yeni tedbirler alınmasını istedi.

Macron mektubunda "Cezayirli yetkililer son aylarda iki ülkenin çıkarı doğrultusunda birlikte çalışmak için tekrar tekrar yaptığımız çağrıları bilinçli olarak karşılıksız bırakmayı seçti. Bu farklı olabilirdi. Artık daha sert bir yaklaşım benimsemekten başka seçeneğimiz yok" ifadelerini kullandı.

Ayrıca Macron Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot'tan iki ülke arasında 2013'te yapılan diplomatik pasaport sahiplerine vize muafiyetinin tanındığı anlaşmanın "resmi olarak askıya alındığını" Cezayirli yetkililere bildirmesini istedi.

Diplomatlar sınır dışı edilmişti

Cezayir 14 Nisan’da Fransa’nın 12 diplomatını sınır dışı kararı almış, bu karara misilleme yapan Fransa da 15 Nisan’da 12 Cezayirli diplomatı sınır dışı edeceğini duyurmuş ve Cezayir Büyükelçisini geri çağırmıştı.

Cezayir’in diplomatları sınır dışı etme kararı, 1'i konsolosluk çalışanı 3 Cezayirlinin, "Amir DZ" olarak bilinen muhalif Amir Boukhors'un kaçırılmasına ilişkin iddialarla bağlantılı Fransa’da tutuklanmasının ardından gelmişti.

Fransa ile Cezayir arasındaki ilişkiler son yıllarda gergin seyrediyor

Cezayir, Fransa’nın sınır dışı ettiği Cezayirli tutukluların ülkeye girişine izin vermeyerek geri gönderiyor. İki ülke arasında, sınır dışı edilen tutukluların geri gönderilmesi son dönemlerdeki başlıca gerginlik noktalarından birini oluşturuyor.

Ayrıca Fransa'nın egemenlik tartışmalarının olduğu Fas'ın Batı Sahra bölgesinin Fas lehine özerklik planına destek verdiğini duyurmuş, bu durum bölgede bağımsızlık yanlılarını destekleyen Cezayir ile ilişkileri bozmuştu. Cezayir, Temmuz 2024'te Fransa'nın Batı Sahra adımına tepki olarak Paris'teki büyükelçisini geri çekmişti.

İki ülke arasında Batı Sahra dışında çözüm bekleyen tarihi sorunlar da bulunuyor.

Bu sorunlar arasında, Fransız yetkililerin yıllardır iade etmeyi reddettiği Cezayir arşivi ve Paris'teki İnsan Müzesi'nde bulunan halk devrimi liderlerinin kafatasları, Fransa'nın 1960-1966 yılları arasında Cezayir Çölü'nde gerçekleştirdiği nükleer denemelerin kurbanları için tazminat ödenmesi ve Bağımsızlık Savaşı (1954-1962) sırasında kaybolan 2 bin 200 kişinin akıbetinin açıklığa kavuşturulması yer alıyor.


Apple'dan ABD'ye 100 milyar dolarlık yeni yatırım

Apple, Amerikan Üretim Programı kapsamında ABD'de 100 milyar dolarlık yeni yatırım yapacak; 4 yıl içinde toplam yatırım 600 milyar dolara, istihdam ise 20 bine ulaşacak

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD'li teknoloji devlerinden Apple, ABD'de 100 milyar dolarlık yeni yatırım yapacağını duyurdu. Apple'dan yapılan açıklamada, şirketin tedarik zincirini ve ileri üretim teknolojilerini ABD'ye taşımayı amaçlayan Amerikan Üretim Programını başlattığı aktarıldı.

Bu programla Apple'ın ABD genelindeki yatırımını artıracağı belirtilen açıklamada, küresel şirketlerin de kritik bileşenleri ABD'de üretmeleri için teşvik edileceği kaydedildi.

Açıklamada, Apple'ın ABD'de 100 milyar dolarlık yeni yatırım taahhüdünde bulunduğu, bununla birlikte şirketin ülkede yapacağı yatırımların tutarının gelecek 4 yıl içinde toplam 600 milyar dolara ulaşacağı bildirildi.

Apple'ın gelecek 4 yıl içinde ABD'de 20 bin kişiye istihdam sağlamasının planlandığı belirtilen açıklamada, bunların büyük çoğunluğunun AR-GE, silikon mühendisliği, yazılım geliştirme ve yapay zeka ve makine öğrenimi alanlarına olacağı aktarıldı.

Apple'ın yaptığı en büyük yatırım

ABD Başkanı Donald Trump, Apple Üst Yöneticisi (CEO) Tim Cook'un katılımıyla Beyaz Saray'da düzenlenen etkinlikte, Apple'ın yeni yatırımına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Trump, "Bu, Apple'ın bugüne kadar Amerika'da ve başka herhangi bir yerde yaptığı en büyük yatırım" dedi.

Apple'ın iPhone için yerli tedarik zinciri harcamalarını büyük ölçüde artıracağını belirten Trump, dünyanın en büyük ve en gelişmiş akıllı cam üretim hattını Kentucky'de kuracağını aktardı.

Trump, bunun ABD'de satılan iPhone'ların ülkede üretilmesini sağlama yönündeki nihai hedef doğrultusunda atılmış önemli bir adım olduğunu kaydetti.

Apple'ın Houston'da ise bir sunucu üretim tesisi kuracağını belirten Trump, ülke genelinde veri merkezleri inşa etmek için milyarlarca dolarlık yatırım yapacağını anlattı.

Trump, şirketin California'da nadir toprak elementleri geri dönüşüm hattı kuracağını, Texas, Utah, Arizona ve New York'ta da yarı iletkenler ve yarı iletken ekipmanlarının geliştirilmesine ve üretimine katkı sağlayacağını aktardı.

'Yatırımlarımızı Amerika'da yapmaya devam edeceğiz'

Apple Üst Yöneticisi Tim Cook da başlattıkları Amerikan Üretim Programı'nın dünya genelinde Apple ürünlerinde kullanılan kritik bileşenlerin Amerika'da üretilmesini teşvik edeceğini ve bu amaçla Amerika genelinde 10 şirketle yeni anlaşmalar imzaladıklarını belirtti.

Cook, "Yatırımlarımızı Amerika'da yapmaya devam edeceğiz. Amerika'da istihdam yaratmaya devam edeceğiz ve ürünlerimizin kalbinde yer alan teknolojileri Amerika'da geliştirmeye devam edeceğiz." dedi.

Apple, şubat ayında da ABD'de gelecek dört yıl içerisinde 500 milyar dolardan fazla yatırım yapacağını duyurmuştu.

Apple'dan yapılan açıklamada, şirketin Michigan, Texas, California, Arizona, Nevada, Iowa, Oregon, North Carolina ve Washington'daki ekip ve tesislerini geliştirme kararı aldığı belirtilmişti.

Kaynak: AA


Tasarı BMGK'ya sunuldu: Suriye yaptırımları kaldırılacak mı?

Washington, BM Güvenlik Konseyi'ne, Suriye geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yönelik yaptırımların kaldırılması ve HTŞ'ye uygulanan kısıtlamaların hafifletilmesi yönünde baskı yapıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD'nin, Suriye geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın, Birleşmiş Milletler'in (BM) terör yaptırımları listesinden çıkarılması ve Heyet Tahrir el-Şam’a (HTŞ) yönelik uluslararası kısıtlamaların hafifletilmesi için BM Güvenlik Konseyi nezdinde yoğun diplomatik girişimlerde bulunduğu belirtildi. Washington’un bu hamlesi, Suriye’deki insani yardım operasyonlarını kolaylaştıracak bazı yaptırımların kaldırılmasını da kapsarken, Şara’nın eylül ayında BM Genel Kurulu’nda konuşma yapabilmesi için özel seyahat muafiyeti alması bekleniyor.

Al Monitor’ün haberine göre, ABD’li diplomatik kaynaklar, Washington’ın Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ne, Suriye geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yönelik yaptırımların kaldırılması ve Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) silahlı grubuna uygulanan kısıtlamaların hafifletilmesi yönünde baskı yaptığını bildirdi. Ancak bu adımın, özellikle Çin ve Rusya’dan güçlü bir muhalefetle karşılaşabileceği de ifade edildi.

Haberde Washington’ın, Birleşik Krallık ve Fransa’ya, Şara ve Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın, El Kaide ve IŞİD bağlantılı BM terör yaptırımları listesinden çıkarılmasını öngören bir karar tasarısı ilettiği belirtildi. Söz konusu liste, bu isimlerin uluslararası seyahatlerini kısıtlıyor.

Taslak, Suriye’deki ticari faaliyetleri kolaylaştırmak amacıyla bazı ekonomik yaptırımların kaldırılmasını da içeriyor. Ayrıca BM kurumlarının, mayın temizleme gibi insani faaliyetlerde ihtiyaç duydukları ekipmanları ''çift kullanımlı ürün'' kısıtlamalarına takılmadan temin etmelerine olanak sağlayacak sınırlı bir silah ambargosu muafiyetinin tanınması planlanıyor.

ABD'nin önerisinin ilk versiyonu, HTŞ’nin yaptırım listesinden tamamen çıkarılmasını içeriyordu. Ancak Washington, Çin başta olmak üzere bazı ülkelerden gelebilecek itirazları öngörerek bu ifadeyi yumuşattı ve grubun statüsünü gizli BM Yaptırımlar Komitesi aracılığıyla ele alma yoluna gitti.

Öte yandan, Ahmed eş-Şara'nın 1967’den bu yana bir Suriye Devlet Başkanı'nın ilk kez uluslararası bir örgüte hitap edeceği BM Genel Kurulu Zirvesi öncesinde, adının yaptırım listesinden çıkarılıp çıkarılmayacağı hâlâ netlik kazanmadı. İsmi listede kalırsa, seyahat edebilmesi için özel bir muafiyet verilmesi bekleniyor.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, BM’nin şu aşamada HTŞ’yi ve eski lideri Şara’yı kara listeden çıkarmaya ''hazır olmadığını'', ancak Şara’nın eylül ayında yapılacak BM Genel Kurulu’na katılması için özel bir izin verilmesini beklediğini ifade etti. Barrack ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump ile Şara arasında zirve kapsamında bir görüşme yapılıp yapılmayacağına ilişkin henüz bir karar alınmadığını da sözlerine ekledi.

Trump yönetimi, yakın zamanda HTŞ'nin ABD hükümeti tarafından "yabancı terör örgütü" olarak tanımlanmasını kaldırmıştı.

Kaynak: ANKA


Aliyev ve Paşinyan, Beyaz Saray'da buluşacak

ABD Başkanı Donald Trump'ın cuma günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ı Beyaz Saray'da ağırlayacağı duyuruldu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ı Beyaz Saray'da ağırlaması bekleniyor.

Ermenistan Başbakanlık Sözcüsü Nazeli Bağdasaryan, Facebook sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Paşinyan'ın 7-8 Ağustos'ta ABD'yi ziyaret edeceğini belirtti.

Bağdasaryan, ziyaret kapsamında Paşinyan'ın Trump ve Aliyev ile bir araya gelerek bölge barışı, refahı ve ekonomik işbirliğini görüşeceğini kaydetti.

ABD basını, Trump'ın haftalık bültenine göre Aliyev ve Paşinyan'ı 8 Ağustos Cuma günü kabul edeceğini yazdı.

Washington Post’a göre, barış anlaşması yapılabilir

Washington Post gazetesinin haberine göre, ismi paylaşılmayan Beyaz Saray yetkilileri, Trump'ın Aliyev ve Paşinyan ile görüşmesi kapsamında Azerbaycan ve Ermenistan arasında "olası bir barış anlaşmasının duyurulabileceğini" belirtti.

2. Karabağ Savaşı sonrasında Bakü'nün önerisiyle barış müzakerelerine başlayan Azerbaycan ve Ermenistan, Mart 2025'te barış anlaşması metninde uzlaşı sağlamıştı.

Azerbaycan yönetimi, anlaşmanın imzalanması için Azerbaycan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik iddialar içeren Ermenistan anayasasının değiştirilmesi, aynı zamanda güncelliğini yitirmiş ve işlevsiz durumdaki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu'nun feshedilmesi şartını öne sürmüştü.

Kaynak: AA


Trump etkisi milliyetçilere zafer getirdi: Polonya seçimleri bölgeyi nasıl etkileyecek?

ABD Başkanı Trump’ın desteğiyle seçimleri kazanan Karol Nawrocki, Polonya Cumhurbaşkanı oldu. Bu zafer, Başbakan Tusk için ağır bir darbe anlamına gelirken, ülke siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Polonya’da 1 Haziran’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan ulusalcı tarihçi Karol Nawrocki, siyasi arenaya hızlı bir giriş yaptı. Seçim sonucu, eski Avrupa Konseyi Başkanı ve mevcut Başbakan Donald Tusk için önemli bir yenilgi anlamına geliyor.

Nawrocki, zaferinin ardından parlamentoda yapacağı konuşmayla göreve resmi olarak başlayacak. Varşova’da da yeni cumhurbaşkanına destek vermek amacıyla mitingler düzenlenmesi bekleniyor.

Seçim kampanyasında ABD Başkanı Donald Trump’tan destek alan Nawrocki, liberallerin adayı Rafal Trzaskowski’ye karşı çok küçük bir farkla üstünlük sağladı. Bu sonuç, AB ve NATO üyesi Polonya’daki siyasi kutuplaşmanın derinliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Polonya, komşu Ukrayna’ya verdiği güçlü destekle bölgesel dengede önemli bir rol oynuyor.

Cumhurbaşkanları, yasama süreçlerinde veto yetkisine sahip olmakla birlikte, dış politika ve savunma alanlarında da önemli bir nüfusa sahip. Görevini devreden Andrzej Duda ile Başbakan Tusk arasında özellikle kürtaj yasasının gevşetilmesi konusunda sert görüş ayrılıkları yaşanmıştı.

Siyasi gerilim artabilir

Analistler, Nawrocki’nin önümüzdeki yıllarda, özellikle 2027’de yapılması planlanan parlamento seçimlerine doğru siyasi gerilimi artıracağını düşünüyor. Tusk, Nawrocki’nin “her fırsatta hükümeti rahatsız etmek için elinden geleni yapacağından” emin olduğunu söyledi ve hükümetinin “yıkılmasına izin vermeyeceğini” vurguladı.

Nawrocki ise Tusk hükümetini “demokratik Polonya tarihinin en kötüsü” olarak nitelendirerek sert eleştiriler yöneltti. Göreve gelir gelmez “aktif bir cumhurbaşkanı” olacağını ve hükümeti çeşitli yasa tasarılarıyla “harekete geçirmeyi” vaat etti. Sosyal medya üzerinden yayımladığı videoda ise görevinin “sevgili Polonya’mızın tarihindeki yeni bir sayfayı açacağını” belirterek “bir olalım” çağrısı yaptı.

Uzlaşma zorunlu

Hükümet parlamentoda çoğunluğa sahip olsa da, cumhurbaşkanı ve hükümet arasında bazı uzlaşmaların zorunlu olduğu yorumları yapılıyor. Katolik-Demokrat düşünce kuruluşu Klub Jagiellonski’den Piotr Trudnowski, “Yoğun çatışmalar çözüm yolu değil, iki tarafın da bunu anlaması gerekiyor” dedi.

Dış politikaya ne olacak?

Varşova Üniversitesi’nden France 24'e konuşan siyaset bilimci Ewa Marciniak, Nawrocki’nin dış politika alanında “deneyimsiz” olduğunu belirterek hükümetle iş birliği yapması gerektiğini vurguladı.

Nawrocki’nin seçim kampanyasında ABD ile güçlü bağların önemini ön plana çıkardığı, dış politikasını Trump ile olan yakın ilişkiler üzerine kuracağı tahmin ediliyor.

Ancak Ukrayna ile ilişkilerde değişim sinyalleri var. Nawrocki, kampanya döneminde Ukrayna’nın NATO üyeliğine karşı çıktı ve Ukrayna’nın Polonya’ya yaptığı yardımlara “minnet göstermemekle” eleştirdi. Trudnowski, Nawrocki’nin selefi kadar Ukrayna’ya sıcak bakmayacağını ifade etti.


“Polonya Önce, Polonyalılar Önce” sloganı altında ülkeye sığınan bir milyondan fazla Ukraynalı’nın bazı haklarına eleştirel yaklaşan Nawrocki, daha sert politikalar izleyeceğinin sinyalini verdi.

Zelenski’den ortaklık vurgusu

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Nawrocki’yi tebrik ederek iki ülke arasındaki yakın ilişkilerin önemini vurguladı. Zelenski, savaş halindeki Ukrayna’ya askeri ve insani yardımın önemli bir transit noktası olan Polonya’ya teşekkür etti.

Geçtiğimiz hafta telefonda görüşen Zelenski ve Nawrocki, karşılıklı ziyaretlerde bulunma ve “her iki ülke ile halklarımız için somut sonuçlar doğuracak iş birliği biçimleri” geliştirme konusunda anlaşmaya vardı. Zelenski, “Birlikte çalışma isteği ve Ukrayna’ya devam eden destek için teşekkür ederim” dedi.

Kaynak: Gazete Oksijen


Reuters: Milliyetçi Çinliler Nvidia'nın çiplerini Pekin'e kaçırıyor

ABD'nin teknoloji savaşı kapsamında Çin'e gönderilmesi yasak olan Çiplerin, milliyetçi Çinliler tarafından gizlice ABD'den kaçırıldığı bildirildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Adalet Bakanlığı, yapay zeka teknolojilerinde kullanılan gelişmiş çipleri yasa dışı yollarla Çin’e gönderdikleri gerekçesiyle Kaliforniya’da yaşayan iki Çin vatandaşını tutukladı.

28 yaşındaki Chuan Geng (Pasadena) ve Shiwei Yang (El Monte), Nvidia H100 çiplerinin de dahil olduğu onlarca milyon dolar değerindeki teknolojiyi, 2022 Ekim – 2025 Temmuz tarihleri arasında gerekli ihracat lisansları olmadan Çin’e ihraç etmekle suçlanıyor.

Adalet Bakanlığı’nın sunduğu şikayet dilekçesine ekli yeminli beyana göre, Geng ve Yang 2022’de ALX Solutions isimli şirketi kurdu. Şirketin kuruluşu, ABD’nin Çin’e yönelik kapsamlı teknoloji ihracat kısıtlamalarını yürürlüğe koymasından hemen sonra gerçekleşti.

Washington yönetimi bu kısıtlamalarla Pekin’in askeri modernizasyonunu yavaşlatmayı hedefliyordu.

Yasa dışı sevkiyatlar ve sahte beyanlar

Yetkililere göre, ALX Solutions 20’den fazla sevkiyatı Singapur ve Malezya üzerinden gerçekleştirdi. Bu ülkeler, yasa dışı ürünlerin Çin’e yönlendirilmesinde sıklıkla aktarma noktası olarak kullanılıyor.

Bir Ticaret Bakanlığı ajanı, ALX’in Ocak 2024’te Çin merkezli bir firmadan 1 milyon dolar, ayrıca Hong Kong ve Çin’deki diğer şirketlerden de ödemeler aldığını, ancak paranın kargo şirketlerinden gelmediğini belirtti.Yapılan incelemelerde, şirketin San Jose merkezli Super Micro Computer firmasından 200’ün üzerinde Nvidia H100 çipi satın aldığı tespit edildi. Bu alımlar sırasında müşterilerin Singapur ve Japonya’da olduğu beyan edildi.

Ancak 28.4 milyon dolar değerindeki bir fatura incelendiğinde, Singapur’daki müşterinin aslında mevcut olmadığı ve ürünlerin o ülkeye ulaşmadığı ortaya çıktı.

Nvidia'dan açıklama

Nvidia, yaptığı açıklamada “Kaçakçılığın çözüm olmadığını” belirtti. Şirket, ürünlerini yalnızca bilinen ve güvenilir ortaklara sattıklarını ve ABD ihracat kontrollerine tam uyum sağladıklarını vurguladı. Ayrıca yasa dışı yollarla el değiştiren ürünlerin “servis, destek veya güncelleme alamayacağı” belirtildi.

Super Micro da, “ABD ihracat düzenlemelerine tam bağlılık” gösterdiklerini, devam eden yasal süreçlerle ilgili yorum yapmadıklarını ancak yetkililerle iş birliği içinde olduklarını ifade etti.

Tutuklamalar ve dava süreci

Geng ve Yang, pazartesi günü Los Angeles’taki federal mahkemeye çıkarıldı. Kalıcı oturum iznine sahip olan Geng, 250.000 dolarlık kefaletle serbest bırakıldı. Ancak vize süresi dolmuş olan Yang için 12 Ağustos’ta tutukluluk durumu görüşülecek.


Moskova’dan İsrail’e nota: İsrailli yerleşimciler Rus diplomatların aracına saldırdı

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova, Rus diplomatlara yönelik saldırının “İsrail askeri personelinin göz yummasıyla gerçekleştiğini" açıkladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Moskova, işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimcilerin Rusya’ya ait diplomatik araca düzenlediği saldırı nedeniyle İsrail’e resmi şikayette bulundu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova, Moskova’nın saldırıyı “1961 Viyana Diplomatik İlişkiler Sözleşmesi’nin açık bir ihlali” olarak değerlendirdiğini belirterek, saldırının “İsrail askeri personelinin göz yummasıyla gerçekleşmiş olmasına” dair “şaşkınlık ve hoşnutsuzluk” ifade ettiklerini söyledi.

Al Jazeera'da yer alan habere göre, Zakharova, Filistin Yönetimi’ndeki Rusya temsilciliğine ait diplomatik plakalı aracın, 30 Temmuz’da Ramallah’ın doğusunda ve Kudüs’ün yaklaşık 20 kilometre kuzeyinde yer alan yasa dışı İsrail yerleşimi Giv’at Asaf yakınlarında bir grup yerleşimci tarafından saldırıya uğradığını açıkladı.

Dışişleri Sözcüsü, aracın mekanik hasar aldığını ve saldırının Rus diplomatlara yöneltilen sözlü tehditlerle birlikte gerçekleştiğini belirtti. Zakharova ayrıca, olay yerinde bulunan İsrail askerlerinin “saldırganların eylemlerini durdurmak için hiçbir girişimde bulunmadığını” vurguladı. Zakharova, Rusya’nın Tel Aviv Büyükelçiliği’nin İsrailli yetkililere nota verdiğini de açıkladı.

Rus medyasında yer alan haberlere göre, araç saldırıya uğradığında hem Filistin Yönetimi’ne hem de İsrail Dışişleri Bakanlığı’na akredite olan Rus diplomatik misyonunun üyelerini taşıyordu.

Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilci Birinci Yardımcısı Dmitry Polyansky ise, 5 Ağustos Salı günü Gazze’deki İsrailli esirlerin ele alındığı BM Güvenlik Konseyi oturumunda saldırıyı gündeme getirdi.


İsrail bilançoyu sansürledi: 12 günlük savaşta İran aslında ne yaptı?

İran’ın 13 Haziran’da Tel Aviv’e düzenlediği füze saldırısıyla başlayan 12 günlük çatışmalar, İsrail sansürüne takıldı. France 24'ün gözlemci ekibi, açık kaynak verileri ve görüntü analizleriyle İsrail'e yönelik 36 ayrı İran füze saldırısını doğruladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

13 Haziran 2025 gecesi, İran tarafından fırlatılan bir balistik füze, Tel Aviv'in banliyösü Ramat Gan'a isabet etti. Saldırıdan dakikalar önce çalan sirenlerle halk sığınaklara koşarken, sabah saatlerinde Tirzah Caddesi'nde yıkılmış binalar ve birbirine girmiş araçlar görüldü. Saldırıda 74 yaşındaki bir kadın hayatını kaybetti.

Bu saldırı, İsrail'in aynı gece İran'a düzenlediği sürpriz hava saldırısıyla başlayan yeni bir çatışmanın parçasıydı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, televizyon konuşmasında saldırıyı, İran’ın nükleer programının "İsrail’in varlığına yönelik açık ve yakın tehdit" oluşturmasıyla gerekçelendirdi.

Karşılıklı yoğun saldırılar

İsrail, 12 günlük çatışmalar süresince İran’daki 900’den fazla askeri hedefi vurdu; yaklaşık 30 İranlı üst düzey güvenlik yetkilisi ve 11 nükleer bilim insanı öldürüldü. Ayrıca 800 ila bin İran füzesinin yerden imha edildiği bildirildi.

Ancak İran da bu süreçte İsrail’e 500’den fazla füze fırlattı. İsrail merkezli bir düşünce kuruluşu olan Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'ne (INSS) göre, bunlardan 50’den fazlası İsrail topraklarına isabet etti.

36 İran saldırısı bağımsız olarak doğrulandı

France 24'ün gözlemci ekibi, açık kaynak verileri ve görüntü analizleriyle İsrail'e yönelik 36 ayrı İran füze saldırısını doğruladı. Bu saldırıların 28’i sivil hedeflere, 4’ü askeri bölgelere, 3’ü enerji altyapısına ve 1’i üniversite araştırma merkezine isabet etti.

13 Haziran gecesi, Tel Aviv’de İsrail Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay’ın bulunduğu Kirya bölgesine yönelik saldırı sansürlenen olaylar arasında yer aldı. Fox News muhabiri Trey Yingst’in canlı yayında bir binanın vurulduğunu söylemesi sırasında yayına müdahale edildi. Daha sonra yayılan amatör görüntülerde, 32 katlı Da Vinci adlı konut binasının vurulduğu görüldü.

İsrail gazetesi Haaretz, bu saldırıyı ancak iki hafta sonra 29 Haziran’da haberleştirdi. Oysa saldırıya ait görüntüler olaydan hemen sonra sosyal medyada dolaşıma girmişti.

Askeri tesisler ve kritik altyapılar da vuruldu

Gözlemci ekibi, Tel Nof hava üssü, Camp Zipporit ve Mossad ile bağlantılı Camp Moshe Dayan gibi askeri tesislere yönelik saldırıları da doğruladı. Bu saldırılar resmi makamlarca ne doğrulandı ne de yalanlandı.

Enerji altyapısı da hedef alındı. 14 Haziran gecesi Haifa’daki Bazan Group’a ait petrol rafinerisine düzenlenen saldırılar sonucu tesis geçici olarak kapatıldı. Şirket, rafinerideki hasarın 150 ila 200 milyon dolar arasında olduğunu ve faaliyetlerin ekim ayına kadar tam kapasiteye ulaşamayacağını açıkladı. Saldırıda çıkan yangında üç çalışan hayatını kaybetti.

Bilimsel Araştırma Enstitüsü de hedef oldu

14 Haziran gecesi bir diğer saldırı, Rehovot’taki dünyanın saygın bilim kurumlarından Weizmann Bilim Enstitüsü’nü hedef aldı. Füze saldırısıyla iki bina zarar gördü; bunlardan biri biyoloji laboratuvarı, diğeri ise inşaat halindeki kimya araştırma merkeziydi. Toplamda 45'ten fazla laboratuvar zarar gördü ve maddi kaybın yüz milyonlarca dolar olduğu belirtildi.

France 24, İsrail ordusuna 1 Ağustos’ta saldırıların doğruluğuna ilişkin sorular yöneltti, ancak haber yayına hazırlanırken herhangi bir yanıt alınamadı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Rusya ve Libya'ya karşı Sicilya ülkeye bağlanacak: İtalya'dan 13 milyar dolarlık 'NATO Köprüsü'

İtalya, Sicilya’yı ana karaya bağlayacak dev köprü projesini NATO yükümlülükleri kapsamında stratejik altyapı olarak yeniden masaya koydu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni liderliğindeki hükümet, uzun süredir rafa kaldırılan Messina Boğazı Köprüsü projesini yeniden gündeme taşıdı. Sicilya ile ana karayı bağlayacak 3.3 kilometre uzunluğundaki asma köprünün inşasına onay verilmesi beklenirken, bu kez proje ekonomik değil askeri gerekçelerle savunuluyor.

Roma yönetimi, köprünün sadece güneyin kalkınmasına değil, aynı zamanda NATO'nun savunma hedeflerine ulaşılmasına katkı sağlayacağını öne sürüyor. NATO üyeleri arasında yer alan İtalya, savunma harcamalarını önümüzdeki 10 yıl içinde GSYH’nin %5’ine çıkarma sözü vermişti. Bu oranın %1.5’i ise stratejik altyapılara ayrılacak. Meloni hükümeti, köprü maliyetini bu kapsama dahil etmeyi planlıyor.

'NATO için temel altyapıdır'

Nisan ayında hazırlanan ve projeyi “kamusal yarar açısından üstün öneme sahip” ilan eden resmi raporda, “Messina Boğazı Köprüsü, özellikle güney İtalya’daki önemli NATO üslerinin varlığı dikkate alındığında askerî hareketlilik açısından temel bir altyapıdır” ifadelerine yer verildi.

Yol ve demiryolu taşımasını birlikte sağlayacak olan köprünün, “İtalyan ve NATO müttefiklerinin silahlı kuvvetlerinin hareketliliğini kolaylaştırarak savunma ve güvenlik bağlamında kilit rol oynayacağı” belirtildi. Ayrıca Akdeniz’in giderek daha hassas bir jeopolitik alan haline geldiğine dikkat çekildi.

Ancak Roma Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nden savunma programı direktörü Alessandro Marrone, bu yorumun “askeri varlık kavramını fazlasıyla zorladığını” savundu. Marrone’a göre NATO’nun önceliği, batı Avrupa’daki birliklerin doğu kanadına hızlıca sevk edilmesini sağlamak.

Tarihi arka plan ve tartışmalar

Messina Boğazı’nı aşma fikri antik çağlara kadar uzanıyor. MÖ 252’de Romalı tarihçi Yaşlı Plinius’a göre, bir konsül, 100 savaş filini Sicilya’dan İtalya’ya varillerle yapılmış sal sistemleriyle taşımıştı. 19. yüzyıldaki İtalya’nın birleşmesiyle birlikte Sicilya’nın ana karaya bağlanması “ulusal bir hedef” haline geldi. 1970’te proje resmen öncelik kazandı.

Ancak sonraki on yıllarda ekonomik zorluklar, kamu maliyesindeki kırılganlıklar ve yapının mühendislik açıdan güvenilirliğine dair endişeler nedeniyle proje defalarca durduruldu. Bölge halkı, özellikle Messina sakinleri, şehirdeki tren istasyonunun taşınması gibi köklü değişiklikler gerektiren bu projeye karşı yıllarca mücadele etti ve bugün de yeniden seslerini yükseltiyorlar.

2005’te dönemin başbakanı Silvio Berlusconi ilk 3.9 milyar euroluk sözleşmeyi imzalamıştı. Ancak hükümetin düşmesiyle proje rafa kaldırıldı. 2007’de yeniden iktidara gelen Berlusconi projeyi canlandırmak istese de, 2011’deki borç krizi nedeniyle bir kez daha iptal edildi.

O dönemde tahmini maliyeti 4.4 milyar euro olan köprünün günümüzdeki bedeli 13 milyar euroya ulaştı.

Stratejik önemi ne?

Meloni, geçtiğimiz hazirandaki NATO zirvesinde yaptığı açıklamada, “Rusya’nın Akdeniz’de kendini daha fazla gösterdiğini” ve Libya gibi ülkelerde etkisini artırdığını belirterek köprünün stratejik önemine vurgu yaptı. “Güney kanadında birçok hibrit tehdit ve düşman unsur var” diyen Meloni, NATO ittifakının bu bölgedeki güvenliğinin güçlendirilmesi gerektiğini savundu.

Ancak bazı uzmanlara göre, köprü stratejik bir altyapı olarak sınıflandırılırsa, savunulması da ciddi askeri maliyetleri beraberinde getirecek. 1987’de General Gualtiero Corsini, bu tür bir köprünün “en savunmasız bağlantı şekli” olduğunu belirterek hava ve füze savunmasıyla korunması gerektiğini yazmıştı.

İtalyan uzman Alessandro Marrone da köprünün sembolik ve politik olarak saldırıya açık bir hedef olabileceğini söylüyor. Ancak “Baltık ülkeleri veya Polonya’ya gönderilecek askeri birliklerin bu köprüyü kullanmayacağını Rus stratejistler de bilir,” diyerek köprünün gerçek operasyonel öneminin sınırlı olduğuna işaret ediyor. 

Kaynak: Gazete Oksijen


Norveç, İsrail şirketlerine yatırımı yeniden gözden geçirecek

2 trilyon dolar değere sahip olan Norveç'in petrol fonunun İsrailli şirketlere yaptığı yatırımlar ülkede tartışma yarattı. Gazze'yi bombalayan İsrail uçaklarının bakımını yapan şirkete Norveç yatırımlarının 1 yılda 4 kat arttığı tespit edilirken, Oslo yönetimi konuyu 'yeniden inceleme' kararı aldı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Norveç hükümeti, 2 trilyon dolar hacme sahip petrol fonunun İsrail şirketlerine yaptığı yatırımları yeniden gözden geçirme kararı aldı. Karar, fonun İsrail'in Gazze'deki saldırılarını finanse ettiği yönündeki ısrarlı eleştirilerin ardından geldi.

Norveç Maliye Bakanı Jens Stoltenberg'in ülkenin merkez bankasına ve petrol fonunu etik konseyine İsrailli şirketlere yapılan yatırımları detaylı şekilde inceleme talimatı verdiği ifade edildi.

Dünyanın en büyük varlık fonuyla ilgili son eleştiri Norveç gazetesi Aftenposten'den gelmişti. Gazete bu hafta yayınladığı haberde, fonun son iki yılda Bet Shemesh Engines isimli şirkete yatırımlarını artırdığı ve bu şirketin Gazze'yi bombalayan İsrail uçaklarının bakımını üstlendiği ifade edilmişti.

Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, salı günü yaptığı açıklamada söz konusu haberlerden çok endişe duyduğunu belirterek, Stoltenberg’den ülkenin petrol fonunu barındıran merkez bankası Norges Bank ile iletişime geçip “tatmin edici yanıtlar” almasını istedi.

Stoltenberg ise konuyla ilgili, "Gazze’deki savaş uluslararası hukuka aykırı ve büyük acılara yol açıyor, bu nedenle fonun Bet Shemesh Engines’e yaptığı yatırımlar hakkında sorular sorulması anlaşılır bir durum" diye konuştu.

Norveç varlık fonunun Bet Shemesh Engines'deki payı 2024 sonunda yüzde 2,1 oranındaydı. Bu da 15 milyon dolar değerinde bir hisse anlamına geliyor. Ancak 2023 sonundaki verilerle karşılaştırıldığında fonun şirketteki yatırımlarını bir senede 4 kat artırdığı görülüyor.

Toplam 2 trilyon dolar değere sahip olan fonun varlıklarının yüzde 0,1'i 65 İsrail şirketinde tutuluyor. Bu da fonun İsrail şirketlerine 2,1 milyar dolar yatırım yaptığı anlamına geliyor.

Petrol fonunun CEO’su Nicolai Tangen, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Bet Shemesh Engines’e yapılan yatırımın harici bir fon yöneticisi aracılığıyla gerçekleştirildiğini ve İsrailli şirketin etik konseyin, BM’nin ya da diğer kurumların herhangi bir yaptırım veya dışlama listesinde bulunmadığını söyledi. Tangen, fonun şimdi yeni bilgileri de inceleyeceğini ifade etti.

Norveç'teki merkez sol hükümet son dönemde İsrail konusunda artan bir baskıyla karşı karşıya. 8 Eylül'de yapılacak ve başa baş geçmesi beklenen parlamento seçimlerine yaklaşırken ülkedeki tartışmaların da derinleşmesi bekleniyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Atom bombasından 80 yıl sonra: Hiroşima'dan dünyaya nükleer silahları bırakma çağrısı

Hiroşima'da düzenlenen anma töreninde konuşan Belediye Başkanı Kazumi Matsui, dünyanın nükleer caydırıcılıktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi. 80 yıl önce atom bombasıyla yıkıma uğrayan kentte nükleer silahların insanlık için oluşturduğu tehlikeye dikkat çekildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Japonya’nın Hiroşima kentinde, 6 Ağustos 1945’te ABD tarafından atılan atom bombasının 80. yıldönümü nedeniyle düzenlenen anma töreninde, Hiroşima Belediye Başkanı Kazumi Matsui, dünyanın en güçlü ülkelerine nükleer caydırıcılıktan vazgeçme çağrısı yaptı.

Sabah saatlerinde Hiroşima Barış Anıtı Parkı’nda düzenlenen törende, hayatta kalanlar, kent sakinleri ve 120’den fazla ülkeden temsilciler bir araya geldi. Konuşmasında, Ukrayna ve Orta Doğu’daki çatışmaların nükleer silahların kabul edilebilirliğini artırdığına dikkat çeken Matsui, bu gelişmelerin tarihin acı derslerini görmezden geldiğini vurguladı.

Matsui, "Bu gelişmeler, uluslararası toplumun tarihin trajedilerinden çıkarması gereken dersleri açıkça hiçe saymaktadır. Barış inşa etme çabalarıyla kurulan yapıların çökme riskiyle karşı karşıyayız" dedi. 

Konuşmasında gençlere de seslenen Matsui, nükleer silahların “tam anlamıyla insanlık dışı” sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu ve “Gerçekten barışçıl bir dünya için nükleer silahların ortadan kaldırılması konusunda toplumsal bir uzlaşı inşa etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Tören sırasında alkışlar eşliğinde beyaz güvercinler gökyüzüne salındı; bombanın kurbanları anısına dikilen anıt mezarın önündeki “barış ateşi” ise yanmaya devam etti.


Hayatta kalanların son kuşağı

Hiroşima ve Nagazaki’deki atom bombası saldırılarından sağ kurtulan hibakuşalar için bu yılki tören, tanıklıklarını aktarabilecek son büyük katılımlı törenlerden biri olarak değerlendiriliyor. Japonya Sağlık Bakanlığı’na göre yaklaşık 100 bin hibakuşa halen hayatta; ortalama yaşları ise 86'nın üzerinde.

Bu yıl yaşamını yitiren 4 bin 940 kayıtlı hayatta kalan kişinin adı ve bilgileri anıt mezardaki kayıt defterine eklendi. Böylece Hiroşima saldırısıyla bağlantılı toplam can kaybı sayısı yaklaşık 350 bine ulaştı.

ABD, üç gün arayla iki bomba attı

ABD, Hiroşima’nın ardından 9 Ağustos 1945’te bu kez Nagazaki’ye bir plütonyum bombası attı. Nagazaki’de 74 bin kişi hayatını kaybetti. Atom bombası saldırılarının, Japonya’nın 15 Ağustos’ta teslim olmasında belirleyici olup olmadığı yönündeki tartışmalar devam etse de, birçok Amerikalı bu saldırıların savaşı sona erdirdiğine inanmaya devam ediyor.

Geçtiğimiz yıl Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen ülke çapındaki Atom bombası mağdurları ağı Nihon Hidankyo, yaptığı açıklamada ABD ve Rusya’nın, ki bu iki ülke toplamda dünyadaki 12 binden fazla nükleer başlığın  yüzde 90’ına sahip, bu alandaki politikasına karşı zamanla yarıştıklarını belirtti:

"Artık çok fazla zamanımız kalmadı. Daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir nükleer tehdit altındayız. En büyük mücadelemiz, nükleer silah sahibi ülkeleri değiştirebilmek."


Japonya, Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nı hâlâ imzalamadı

Törene Japonya Başbakanı Şigeru İşiba da katılarak anıta çelenk bıraktı. Ancak İşiba, konuşmasında Japonya’nın taraf olmadığı 2021 tarihli Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşmasına değinmedi. Japon hükümeti, ABD’nin nükleer şemsiyesi altında olmayı gerekçe göstererek anlaşmayı imzalamıyor.

Antlaşmayı imzalayan ülkelerin hiçbirinin nükleer silaha sahip olmaması da dikkat çekiyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ise yayımladığı mesajda, "Hiroşima ve Nagazaki’yi yok eden silahlar, yeniden birer tehdit ve baskı aracı haline geldi" diyerek uyarıda bulundu. Ancak Guterres, hibakuşaların ve Hiroşima’nın direncinin “gelecek için umut kaynağı” olduğunu da ekledi.

Törene bu yıl Rusya temsilci göndermedi, ancak müttefiki Belarus dört yıl aranın ardından ilk kez katıldı. Tayvan ve Filistin temsilcileri de Japon basınına göre törende ilk kez yer aldı.

Kaynak: Gazete Oksijen


OpenAI'ya yeni yatırım, 500 milyar dolar test edilecek

Yapay zeka alanında büyük bir ivme kazanan OpenAI, yeni alacağı yatırımlarla beraber 500 milyar dolarlık değerlemeye ulaşması bekleniyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, yatırımcılarla yürüttüğü yeni bir hisse satışı görüşmesiyle dikkatleri üzerine çekti. Şirket, bu görüşmeler sonucunda 500 milyar dolarlık bir değerlemeye ulaşmayı hedefliyor. Bu rakam, Elon Musk’ın sahibi olduğu ve yakın zamanda 400 milyar dolar olarak değerlenen SpaceX’i geride bırakacağı anlamına geliyor.

Financial Times'a konuşan konuya yakın kaynaklara göre, OpenAI’nin mevcut yatırım turunda Japon teknoloji devi SoftBank liderliğinde 40 milyar dolarlık bir yatırım sağlandı ve şirketin değerlemesi 300 milyar dolara ulaştı. Şirket şimdiden Thrive Capital gibi büyük yatırımcılarla 500 milyar dolarlık yeni bir değerleme üzerinden görüşmeler yapılıyor.

Görüşmeler nasıl gidiyor?

Görüşmeler kapsamında, mevcut ve eski çalışanlara hisselerini satma imkanı sunulacak bir ikincil hisse satışı da gündemde. Satışın gerçekleşeceği nihai değerleme henüz kesinleşmiş değil; satış miktarı, yatırımcı talebine göre belirlenecek.

Ancak konuya hakim bir kaynak, bu satışın geçen yıl gerçekleştirilen ve 1.5 milyar dolarlık hisse devrinin yaşandığı satıştan çok daha büyük olacağını ifade etti.

Agresif bir sermaye akışı yaşanabilir

Bloomberg tarafından ilk kez duyurulan görüşmeler, yapay zekaya olan yatırımcı ilgisinin geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Yatırımcılar, alanın lider şirketinin trilyonlarca dolarlık bir değere ulaşabileceği beklentisiyle agresif bir şekilde sermaye akışı sağlıyor.

2022 sonunda ChatGPT’yi piyasaya süren OpenAI, yıllık yinelenen gelir (ARR) bazında 12 milyar dolarlık bir rakama ulaştı. Şirketin, 2025 sonuna kadar bu geliri 20 milyar doların üzerine çıkarmayı hedeflediği belirtiliyor.

Öte yandan OpenAI’nin rakibi Anthropic de yıllık gelirini bu yıl dört katına çıkararak 4 milyar dolara ulaştı. Şirketin, en az 5 milyar dolarlık yeni bir yatırım turuyla 170 milyar dolar değerleme peşinde olduğu bildiriliyor.

Ancak her iki şirket de, gelişmiş yapay zeka modellerinin yüksek eğitim ve işletme maliyetleri nedeniyle hala karlı değil.

Yatırımlar meyvesini vermeye başladı

Bu gelişmeler, yapay zekaya yönelik dev yatırımların meyvesini vermeye başladığını gösteriyor. Meta, Google, Microsoft ve Amazon gibi teknoloji devleri, yapay zeka alanındaki harcamalarını artırma taahhüdünde bulundukları son dönemde yüz milyarlarca dolarlık piyasa değeri artışı yaşadı. Rekabet, kullanıcıların metin, kod veya görsel üretebileceği yapay zeka araçları etrafında yoğunlaşıyor.

Anthropic, bu hafta modellerinden birinin kodlama yeteneklerini geliştiren bir güncelleme yayımlarken OpenAI de geliştiricilerin erişip özelleştirebileceği "açık ağırlıklı" modellerini duyurdu.

Şirketin, uzun süredir beklenen GPT-5 modelini bu ay içinde piyasaya sürmesi bekleniyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Cezayir'de keşif uçağı düştü: 4 ölü

Cicel kentinde keşif ve yangın gözetleme görevindeki sivil savunma uçağı düştü; aralarında bir albay ve Şilili bir uzmanın da bulunduğu 4 kişi hayatını kaybetti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Cezayir'in doğusundaki Cicel kentinde keşif ve orman yangınlarını izlemek için kullanılan küçük bir sivil savunma uçağının düşmesi sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.

 Cezayir Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Cicel'deki Ferhat Abbas Havalimanı yakınlarında küçük bir keşif ve orman yangınlarını izleme uçağının düştüğü kaydedildi. Kazada, Sivil Savunma Hava Birimi Komutanı Albay Rıdvan Berci, stajyer Pilot Suheyb Galayi ile ismi açıklanmayan uçuş okulu eğitmeni ile Şili uyruklu bir kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi.


2028 başkanlık seçimlerinde net destek: Trump halefi olarak Vance'i gösterdi

Trump, 2028 başkanlık seçimleri için en net desteğini açıkladı; Başkan Yardımcısı JD Vance’i olası halefi olarak işaret etti, Marco Rubio’nun da gelecekte önemli rol üstlenebileceğini söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, 2028 yılında Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı olarak kendi halefi olabilecek ismi açıkladı. Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance’in “büyük olasılıkla” bu görevi üstlenecek kişi olduğunu belirterek bugüne kadar en net desteğini verdi.

Trump, gazetecilerin sorusu üzerine, “Bence büyük olasılıkla öyle. Sonuçta kendisi başkan yardımcısı,” dedi. Ayrıca, gelecekteki bir seçimde Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun birlikte çalışabileceğini ifade etti.

Ciddi sonuçları olabilir

Her ne kadar 2028 seçimleri henüz yıllar uzağında olsa da Trump’ın Cumhuriyetçi taban üzerindeki etkisi dikkate alındığında bu destek açıklaması, ciddi siyasi sonuçlar doğurabilecek nitelikte.

Trump daha önce, 2028’deki olası halefi konusunda açık bir isim vermekten kaçınmış, Şubat ayında yaptığı bir açıklamada Vance’in “çok yetenekli” olduğunu ancak henüz lider aday olarak gösterilmesinin erken olduğunu söylemişti.

Vance kadar Rubio da öne çıkıyor

40 yaşındaki eski Deniz Piyadesi Vance, Trump yönetiminde önemli bir rol üstlenmiş durumda. Hem yurt içinde Trump’ın iç politikalarını hem de yurtdışında dış politikalarını savunan kilit bir diplomat ve sözcü olarak öne çıkıyor.

Öte yandan Marco Rubio, yönetimin karmaşık dış politika sorunlarını ele aldığı süreçte önemli bir isim haline geldi. Rubio, hem Dışişleri Bakanı hem de Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yapan Henry Kissinger’dan bu yana bu iki görevi birden üstlenen ilk kişi oldu.

Kaynak: Reuters


Stanford Üniversitesi, Trump politikalarını gerekçe göstererek 360’tan fazla çalışanı işten çıkardı

Stanford Üniversitesi, Trump yönetiminin federal fon tehditlerini ve değişen yükseköğretim politikalarını gerekçe göstererek 360’tan fazla çalışanını işten çıkardı; hak savunucuları bu durumu akademik özgürlük için endişe verici olarak değerlendiriyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Stanford Üniversitesi, salı günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın federal fon politikalarına bağladığı bütçe kısıtlamaları nedeniyle 360’tan fazla çalışanı işten çıkardığını duyurdu.

Trump yönetimi, ABD’nin müttefiki İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaşa karşı düzenlenen Filistin yanlısı protestolar, iklim girişimleri, trans bireylere yönelik politikalar ve çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) programları nedeniyle üniversitelere federal fonları kesmekle tehdit etmişti.

“Stanford, bütçe kesintileri sürecindedir” diye belirtti üniversite sözcüsü, işten çıkarmalara dair haberlerle ilgili gönderdiği e-posta açıklamasında. “Geçen hafta birçok okul ve birim, personel azaltma uyguladı. Toplamda 363 işten çıkarma gerçekleşti.”

Kaliforniya’daki üniversite, haziran ayında, “büyük ölçüde yükseköğretimi etkileyen federal politika değişikliklerinin şekillendirdiği zorlu mali ortam” nedeniyle gelecek yıl için genel bütçesinde 140 milyon dolarlık bir kesinti yaptığını açıklamıştı.

Üniversitelerin fonları dolduruldu

Geçen hafta Trump yönetimi, İsrail’in Gazze’deki savaşının başlamasından sonra kampüs protestoları nedeniyle Yahudi ve İsrailli öğrenciler için “düşmanca bir ortamı önleyemediği” gerekçesiyle, Los Angeles California Üniversitesi’nin (UCLA) 330 milyon dolardan fazla fonunu dondurdu.

Los Angeles Times gazetesinin Salı günü aktardığına göre UCLA yönetimi, bu dondurma kararıyla ilgili Trump yönetimiyle müzakerelere hazırlanıyordu.

Hükümet, yakın zamanda Columbia Üniversitesi ile yürüttüğü soruşturmayı 220 milyon dolar ödemeyi kabul eden üniversiteyle ve 50 milyon dolar ödemeyi kabul eden Brown Üniversitesi ile sonuçlandırdı. Her iki kurum da hükümetin belirli taleplerini kabul etti. Harvard Üniversitesi ile yürütülen uzlaşma görüşmeleri ise devam ediyor.

Durum kaygı verici

Hak savunucuları, hükümetin bu eylemlerinin akademik özgürlük ve ifade özgürlüğü açısından kaygı verici olduğunu belirtiyor.

Trump yönetimi, üniversitelerin Filistin yanlısı kampüs protestoları sırasında antisemitizme izin verdiğini öne sürüyor. Protestocular ise hükümetin, İsrail’in Gazze’deki askeri saldırısına ve Filistin topraklarındaki işgaline yönelik eleştirileri antisemitizmle, Filistin haklarını savunmayı ise aşırılıkla eşitlemesinin yanlış olduğunu söylüyor.

Kaynak: Reuters


Donald Trump: Gazze'nin olası işgali 'İsrail'in kararına bağlı'

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Gazze Şeridi’ni tamamen işgal etme planlarına ilişkin olarak, bunun “büyük ölçüde İsrail’in kararına bağlı” olduğunu söyledi. Trump, başkanlık seçimleri için yeniden aday olup olmayacağı sorusuna ise "Muhtemelen hayır" yanıtını verdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Gazze Şeridi’ni tamamen işgal etme planlarına ilişkin olarak, bunun “büyük ölçüde İsrail’in kararına bağlı” olduğunu söyledi. Trump, başkanlık seçimleri için yeniden aday olup olmayacağı sorusuna ise "Muhtemelen hayır" yanıtını verdi.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Gazze Şeridi’nin tamamını işgal etme planlarına destek verip vermediği sorusunu yanıtladı. Trump, gazetecilere yaptığı açıklamada bu konuda kararın “büyük ölçüde İsrail’e bağlı” olduğunu söyledi. İsrail’in Gazze’ye yardım konusunda ABD’ye destek olacağını belirten Trump, “Arap devletleri de bize para ve muhtemelen dağıtım konusunda yardımcı olacaklar” dedi.

CNBC’ye verdiği röportajda ise daha önce yeniden aday olabileceğini dile getiren Trump, başkanlık seçimlerine tekrar katılıp katılmayacağı sorusuna bu kez, “Hayır, muhtemelen hayır” yanıtını verdi. 

Kaynak: ANKA


Trump, kendisinden sonraki Cumhuriyetçi başkan adayının JD Vance olabileceğini söyledi

ABD Başkanı Donald Trump, kendisinden sonraki Cumhuriyetçi başkan adayının, Başkan Yardımcısı JD Vance olmasının kuvvetli ihtimal olduğunu söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray'da düzenlediği bir imza töreninde basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Trump, dün yaptığı "3. dönem adaylığını düşünmediği" yönündeki açıklamasının sorulması üzerine, kendisinden sonrası için JD Vance'i işaret etti.

ABD Başkanı, "Sizden sonra Cumhuriyetçilerin adayı JD Vance mi olacak?" şeklindeki soruya, "Bence büyük olasılıkla. Adil olmak gerekirse, o Başkan Yardımcısı. (Dışişleri Bakanı) Marco (Rubio) da JD ile bir şekilde bir araya gelebilir diye düşünüyorum. Tabii ki bunu konuşmak için henüz çok erken ama kesinlikle harika bir iş çıkarıyor ve şu anda muhtemelen favori konumda." yanıtını verdi.

Trump, dün CBNC News kanalına verdiği röportajda, 3. dönem başkan adaylığını şu anda düşünmediğini açıklamıştı.


Gazze'nin tamamen işgal planına ilişkin Trump: Tamamen İsrail'e kalmış bir durum

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail'in "Gazze Şeridi'ni tamamen işgal etme planı" hakkında yorum yapmayacağını ancak bu konuda verilecek kararın İsrail'e ait olduğunu söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Trump, Beyaz Saray'da düzenlediği bir imza töreninin ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

ABD Başkanı Trump, "İsrail'in Gazze'yi yeniden işgal etme planını destekliyor musunuz?" sorusuna, "(İsrail'in) Bu konudaki önerisinin ne olduğunu bilmiyorum. Bu, tamamen İsrail'e kalmış bir durum. Şu anda oradaki insanlara yiyecek sağlamak için çabalıyoruz. Gazze halkı açıkça gıda konusunda iyi durumda değil. Ben buna odaklandım" diye cevap verdi.

Öte yandan Trump, Gazze'ye gıda yardımlarının dağıtılması konusunda İsrail ile birlikte çalıştıklarını ve bazı Arap devletlerinin de söz konusu gıda yardımlarına finansal katkı sağlayacağını ifade etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun "Gazze'nin tamamını işgal etmek" dahil yeni saldırı planları hazırladığı yönündeki haberler karşısında yorum yapmamayı tercih etmişti.

İsrail devlet televizyonu KAN'a konuşan konuya ilişkin bilgi sahibi İsrailli kaynak, Netanyahu'nun Gazze Şeridi'ni tamamen işgal etme eğiliminde olduğunu söylemişti.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in ise Gazze'nin tamamının işgal edileceği bir plana karşı olduğu öne sürülmüştü.

Netanyahu'nun ofisinden Zamir'e "Gazze'nin tamamının işgali planı size uymuyorsa istifa etmelisiniz" mesajı gönderildiği aktarılmıştı.


Kremlin Sözcüsü Peskov: Orta ve kısa menzilli füze sistemlerinde artık sınırlamamız yok

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya’nın orta ve kısa menzilli füze sistemlerinin farklı bölgelerde konuşlandırılmasına ilişkin artık herhangi bir sınırlamasının olmadığını söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Peskov, başkent Moskova’da gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı. ABD’den Hindistan’a yönelik “tehdit niteliği taşıyan” açıklamaları gördüklerini anlatan Peskov, “Bunlar, ülkeleri Rusya ile ticari ilişkilerini durdurmaya zorlama girişimleridir. Bu tür açıklamaları meşru görmüyoruz. Egemen ülkelerin kendi ticaret ortaklarını seçmeleri gerekir.” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın orta ve kısa menzilli füze sistemlerine ilişkin moratoryumdan çekilmesini değerlendiren Peskov, “Rusya'nın artık bu konuda herhangi bir sınırlaması yok. Rusya artık kendisini hiçbir şeyle sınırlı görmüyor. Bu doğrultuda Rusya, gerektiğinde uygun tedbirleri alma ve uygun adımları atma hakkına sahip olduğunu düşünmektedir.” diye konuştu.

Peskov, konunun “hassas” olduğuna işaret ederek füzelerin konuşlandırılmasına ilişkin bir duyurunun beklenmemesi gerektiğini ifade etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, dün "sürdürülmesi için gerekli koşulların ortadan kalkması" nedeniyle orta ve kısa menzilli füze sistemlerine ilişkin moratoryuma artık bağlı kalmayacağını duyurmuştu.


Lübnan Başbakanı yıl sonunu işaret etti: Ordu, silahların toplanmasıyla ilgili plan hazırlamakla görevlendirildi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, orduya yıl sonuna kadar ülkedeki silahların toplanmasına dair bir plan hazırlama görevi verildiğini söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, silahların devletin tekelinde olması gündemiyle Cumhurbaşkanı Joseph Avn liderliğinde düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası basın açıklamasında bulundu. Başbakan Selam, Bakanlar Kurulunun ABD önerisi üzerindeki tartışmayı 7 Ağustos Perşembe günü tamamlamayı kararlaştırdığını belirtti.

"Lübnan ordusuna yıl sonuna kadar silahların toplanmasına dair plan hazırlama görevi verildi" diyen Selam, ordudan söz konusu planı tartışılması ve onaylanması için 31 Ağustos'a kadar Bakanlar Kuruluna sunmasının istendiğini aktardı. Başbakan Selam ayrıca, "herhangi bir saldırı durumunda Lübnan'ın meşru müdafaa hakkını teyit ettiklerini" vurguladı. Selam, Lübnan topraklarının tümünü İsrail işgalinden özgürleştirmek ve uluslararası anlamda tanınan sınırlarında ülkenin egemenliğinin sağlanması için gerekli tüm tedbirlerin alınması ve ordunun sınır hattında konuşlandırılması kararı alındığını aktardı.

İsrail ile yapılan ateşkes gereği, Lübnan'ın kendi sınırlarında güvenliğini sağlayacağını ifade eden Başbakan Selam, ülkede silahların sadece Lübnan ordusu ve güvenlik güçlerinin elinde olacak şekilde sınırlandırılacağını söyledi. Selam, ülkenin güvenliği, sınırların korunması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1701 sayılı kararının tam ve eksiksiz uygulanması konularına bağlılıklarını vurguladı.

Bakanlar Kurulu toplantısında tansiyon yükseldi

Lübnan basını ise bakanlık kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, silahların devletin tekelinde olması konusundaki tartışmaların "yoğun bir gizlilik" içinde yürütüldüğünü, sokakta sert kutuplaşmalara yol açabilecek bilgi sızıntısına karşı gerekli önlemlerin alındığını aktardı. Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında tansiyonun yükseldiği ve Cumhurbaşkanı Avn'ın tartışmaları yatıştırmak için birden fazla kez müdahalede bulunduğu kaydedildi.

7 Ağustos'ta bir oturum daha düzenlenecek

Başbakan Selam'dan sonra kameraların karşısına geçen Enformasyon Bakan Paul Markus da Bakanlar Kurulunun silahların devlet kontrolünde toplanması için yıl sonuna kadar süre verdiğini belirtti. Markus, bugün başlayan görüşmelerin tamamlanması için 7 Ağustos Perşembe günü bir oturum daha düzenleneceğini ve taslağın henüz onaylanmadığını bildirdi. Enformasyon Bakanı ayrıca Beyrut'taki "Hafız Esad Bulvarı"nın adının geçen ay hayatını kaybeden Lübnanlı şarkıcı Feyruz'un oğlunun anısına "Ziyad Rahbani Bulvarı" olarak değiştirildiğini kaydetti.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, bu akşam yaptığı konuşmada "İsrail'in saldırıları sürerken gücümüzden aşamalı şekilde vazgeçmeyi kabul etmiyoruz, üzerimize yönelik baskıları da kabul etmiyoruz." demişti. Kasım, "Öncelik, İsrail'e hizmet edecek şekilde silahların toplanması değildir ve Lübnan içi uzlaşı olmadan bir çözüm sağlanamaz. Sorun silah değil (İsrail'den gelen) saldırılardır. Önce saldırı sorununu çözün, ardından silah meselesini konuşuruz" ifadelerini kullanmıştı.

Hizbullah'ın 'silah bırakması' meselesi

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 19 Haziran'da Beyrut yönetimine "ülkedeki tüm silahların yalnızca devletin denetiminde toplanmasını öncelikli hedef olarak belirleyen" ABD önerisini sunmuştu. Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 29 Temmuz'da yaptığı açıklamada "devletin egemenliğini yalnızca kendi güçleriyle ülkenin tüm topraklarında tesis etme" konusunda görüşmeler gerçekleştirileceğini söylemişti. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, 30 Temmuz'da yaptığı açıklamada, silah bırakmanın Lübnan'ın iç meselesi olduğunu belirterek, Hizbullah'ın İsrail için silah bırakmayacağını ifade etmişti. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, 1 Ağustos Ordu Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, ABD'nin silahların devlet tekeline alınmasına yönelik önerisine önemli değişikliklerin ardından yanıt verildiğini belirterek, "İsrail'in saldırılarının derhal durdurulması ve devlet otoritesinin Lübnan'ın tüm topraklarında sağlanması, silahların yalnızca devletin elinde toplanmasının temel şartıdır." demişti.

Kaynak: AA





 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page