top of page

609

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 6 Eyl 2025
  • 19 dakikada okunur

İsrail ordusu: Gazze şehir merkezinin yüzde 40'ı kontrol altına alındı, operasyon genişleyecek

İsrail ordusu, Gazze'nin işgal planı kapsamında yürüttüğü askeri operasyonda bölgenin yüzde 40’ını kontrol altına aldığını bildirdi. Bölgeden Gazze şeridinin diğer bölümlerine yoğun göç yaşanırken binlerce kişi de İsrail’in tahliye emirlerine rağmen harabeye dönmüş bölgede kalmayı tercih ediyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail Ordu Sözcüsü Tuğgeneral Effie Defrin, Zeitoun ve Şeyh Radvan mahallelerini işaret ederek yaptığı açıklamada "Bugün Gazze şehir merkezli topraklarının yüzde 40’ını kontrol ediyoruz. Operasyon önümüzdeki günlerde genişlemeye ve yoğunlaşmaya devam edecek" dedi. İsrail, Gazze şehrine yönelik saldırıyı resmen bu ay tarihinde resmen duyurmuş ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya göre bu, savaşın ilk döneminde İsrail askerlerinin yoğun çatışmaya girdiği Gazze bölgesindeki Hamas militanlarını yenmeyi amaçlayan bir plandı. Tuğgeneral Defrin, "Hamas'ı her yerde takip etmeye devam edeceğiz" diyerek, görevin tüm esirler geri getirilene ve bölgede Hamas yönetimi sona erdirilene dek devam edeceğini söyledi.

Bölgedeki siviller, İsrail'in Zeytun, Sabra, Tuffah ve Şecaya bölgelerini kara ve hava saldırılarıyla bombaladığını belirtiyor. Tanklar, şehir merkezinin kuzeybatısında yer alan Şeyh Radwan bölgesinin doğu kısmına ilerleyerek evleri yıktı ve çadır kamplarında yangınlar çıkardı.

Son 24 saat içinde en az 84 can kaybı

Gazze Sağlık Bakanlığı'nın günlük istatistik raporuna göre, son 24 saat içinde en az 84 kişi şehit oldu ve 338 kişi ise yaralanarak Gazze hastanelerine kaldırıldı. Gazze Sivil Acil Durum Hizmeti sözcüsü Mahmoud Bassal, "İsrail işgali, Tuffah mahallesindeki Mashahra bölgesinde sivillerin ve birkaç evin bulunduğu bir alanı hedef aldı. Bu, dört binayı tamamen yok eden bir yangın kuşağıdır" dedi.

İsrail ordusundan bu raporlara ilişkin hemen bir açıklama gelmedi. İsrail ordusu, şehir dışında operasyon yürüttüğünü ve militan tünellerini imha ederek silahları bulmaya çalıştıklarını açıkladı.

Gazze şehri, 2023 yılında başlayan savaşın ilk haftalarında büyük ölçüde harap olmuştu. Savaş öncesi şehirde yaklaşık 1 milyon kişi yaşarken, yüzbinlercesi harabeler arasında yaşamaya geri dönmüştü. İsrail sivilleri güvenlikleri için yeniden Gazze şehrinden ayrılmaları yönünde uyardı ve İsrail'e göre 70 bin kişi güney yönüne doğru hareket etti. Filistinli yetkililer ise bu sayının yarısından azının ayrıldığını ve hala binlerce kişinin İsrail'in uyarıları doğrultusunda bulunduğunu bildiriyor.

Filistin sağlık yetkilileri, acil gıda eksikliği nedeniyle son haftalarda 370 kişinin öldüğünü, bunların 131'inin çocuklar olduğunu; ölüm sebebinin ise açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle olduğunu açıkladı. İsrail, yardımın artırılması ve insani koşulların iyileştirilmesi için önlemler aldığını belirtti.

Yerel sağlık yetkililerine göre, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın güney İsrail'e saldırmasıyla başlayan savaş sonrasında 63 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği, çoğu sivil olmak üzere bölgede büyük ölçüde kayıp olduğu belirtiliyor.

Kaynak: ANKA


21 Latin Amerika ülkesinden bölgeye yığınak yapan ABD'ye uyarı

Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) üyelerinden 21’i tarafından desteklenen bir kararı yayımladı. Kararda, Latin Amerika ülkelerinin, Venezuela kıyıları açıklarındaki ABD askeri yığınağından ''derin endişe duydukları'' vurgulandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, CELAC’ın toplam 33 üyesinden 21’inin “Bölgede son dönemdeki dış askeri yığınaktan duyulan derin endişeyi” ifade eden bildiriyi imzalayarak desteklediğini vurguladı. 

CELAC üyelerinden bir “Azınlığın ABD’ye yönelik bu bildiriye karşı çıktığını” bu nedenle bildirinin resmi nitelikte olmadığını belirten Petro, imzacı ülkeleri “Latin Amerika ve Karayipler’de barış için imza atan büyük çoğunluk” olarak tanımladı.

Kolombiya, Venezuela, Uruguay, Şili, Küba, Meksika ve Brezilya’nın da imzacılar arasında yer aldığı bildiride, şu ifadelere yer verildi:

''Latin Amerika ve Karayipler’in bir Barış Bölgesi olarak ilan edildiğini hatırlatırız. Bu, tüm üye devletler tarafından benimsenmiş bir taahhüttür... Ayrıca, Latin Amerika ve Karayipler’de Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nın (Tlatelolco Antlaşması) tarihi bir dönüm noktası olduğunu da vurguluyoruz. Bu anlaşma, bölgemizi dünyada yoğun nüfuslu bölgeler arasında bu tür silahlardan arındırılmış ilk bölge haline getirdi. Antlaşma, halklarımızın barışa, kolektif güvenliğe ve nükleer silahların bir tehdit veya baskı aracı olarak tamamen yasaklanmasına olan bağlılığını yansıtıyor.

"Uluslararası anlaşmalara uygun yürütülecektir"

Diğer yandan, sınır ötesi organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığının barışçıl ve kapsayıcı toplumlara ulaşma yolunda önemli bir tehdit oluşturduğunu kabul ediyoruz. Bu nedenle, bunlarla öncelikli olarak mücadele etme kararlılığımızı teyit ediyor, bölgesel ve uluslararası işbirliğini artırma niyetimizi vurguluyoruz. Bu süreç, uluslararası hukuka saygı çerçevesinde ve yürürlükteki yasal çerçeveler ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak yürütülecektir.

Bu bildiriyi imzalayan CELAC ülkeleri, güvenli bir ortamı teşvik etme çağrısında bulunmakta ve bölgedeki barış, istikrar, demokrasi ve kalkınmanın savunulmasına yönelik güçlü taahhütlerini yinelemektedir''

Kaynak: ANKA


Tesla’dan Elon Musk’a 1 trilyon dolarlık öneri

Tesla’nın dev bonus planı kapsamında Musk, şirketin değerini 10 yıl içinde 8.5 trilyon dolara çıkartırsa, yüzde 12 ek hisse senedi alacak. Bu durumda almaya hak kazanacağı hisselerin değeri 1 trilyon doların üzerinde olacak

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Uzun yıllar elektrikli araç piyasasının lideri olan ancak son aylarda bu unvanını Çin merkezli BYD’ye kaptıran Tesla, şirketin en büyük ortağı ve CEO’su Elon Musk’a akıllara sığmayacak bir bonus paketi önerdi.

Her birinde piyasa değeri ve FAVÖK limitleri bulunan ve 7.5 yıl sürecek 12 aşamalı plan sonunda, Tesla’nın değeri 8.5 trilyon doları aşarsa, şirketin yüzde 12 hissesi Elon Musk’a verilecek. Hedefin tutması halinde, Musk’ın hak edeceği hisselerin değeri 1 trilyon doları aşmış olacak.

Oksijen’in Tesla’nın SEC’ye yaptığı bildirimden (Türkiye’de SPK’ya yapılan KAP bildirimine eşdeğer) elde ettiği bilgilere göre bonus paketinin detayları ve şartları şöyle:

Piyasa değeri: İlk aşamada şirketin piyasa değerinin 2 trilyon dolara ulaşması gerekiyor. Dünkü kapanışa göre Tesla’nın değeri 1 trilyon 92 milyar dolar. Daha sonraki 9 aşama 500’er milyar dolarlık artışlar gerektiriyor. Son iki aşamada ise 1’er trilyon dolarlık artış şartı var. Başarılan her aşamada Elon Musk şirketin yüzde 1 hissesine sahip olmaya hak kazanacak. Elbette diğer şartları da yerine getirmesi gerekiyor.

FAVÖK şartı:Musk’ın trilyon dolarlık bonusu kazanabilmesi için bir de “faiz, amortisman, veri öncesi kar” şeklinde ciddi bir şart bulunuyor. 8 aşamaya bölünen bu kriterde, ilk 5 aşamada sırasıyla 50, 80, 130, 210, 300 milyar dolarlık FAVÖK’e ulaşılması gerekiyor. Son üç aşamanın her birinde ise 400’er milyar dolarlık FAVÖK elde edilmesi gerekliliği var.

Üretim şartı: Parasal koşulların yanında, pakette 4 önemli üretim kriteri de var:

Tüm aşamaların sonunda kurulduğu günden itibaren Tesla’nın toplamda 20 milyon araç üretip satış sunmuş olması gerekiyor.

Ayrıca Tesla’nın ürettiği “otonom sürüş yazılımı” aktif abone sayısının en az 10 milyon olması şartı koşuluyor.

Süre sonunda en az 1 milyon Tesla robotunun müşterilere teslim edilmiş olması şartı getiriliyor.Son olarak Tesla tarafından üretilen en az 1 milyon Robotaxi’nin “aktif halde” piyasada olması isteniyor.Son derece teknik ayrıntılar içeren paketin tamamının yerine getirilmesi şart değil.

İçi çe geçmiş koşullar barındıran aşamalarda Musk, her 12 aşamada yüzde 1’er hisse almaya hak kazanacak. Yani 5 aşama yerine getirirse şirketin ekstra yüzde 5’ine sahip olacak.

Musk'a sabit fiyattan hisse alma hakkı

Pakete göre 12 aşamanın her birinde 35 milyon 312 bin adet Tesla hissesi ödülü var. Musk, elde ettiği her yeni hisse için, 3 Eylül günkü kapanış fiyatı olan 334 dolar ödemek zorunda olacak. Yukarıda belirttiğimiz gibi 334 dolarlık fiyat üzerinden Tesla’nın değeri kabaca 1.1 trilyon dolar.

Bu durumda örneğin şirketin değeri 3.3 trilyona çıktığında, Musk o andaki fiyatı 1.000 dolar olan hisseyi 334 dolara satın almaya hak kazanacak. En uçtaki hedef olan 8.5 trilyon dolarlık piyasa değeri yakalanırsa Musk, piyasa fiyatı kabaca 2.570 dolar Tesla hisselerini yine 334 dolara satın alabilecek.

Yeni önerilen paket, gerçekleştirilmesi imkansız gibi görünen ancak gerçekleşen bir önceki paketten çok daha zor duruyor. Musk Tesla’nın değerini 2018-2024 arasında 59 milyar dolardan 650 milyar dolara çıkartmış ve o dönemdeki hisse fiyatına göre 56 milyar dolarlık hisse senedi paketine layık görülmüştü. Ancak bu anlaşma Delaware Ticaret Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Bunun üzerine Musk, Tesla’nın merkezini Teksas’a taşımıştı.

 Tesla Yönetim Kurulu, paketin mahkemece iptalinden sonra Musk’a “iyi niyet ödemesi” olarak 30 milyar dolar değerinde 96 milyon adet hisse verdi. Böylece Musk’ın Tesla’daki payı yüzde 13’ten 16’ya çıktı. Tesla Delaware temyiz davasını kazanır ve 2108 paketini alırsa, “iyi niyet ödemesi” geçersiz kalacak ve Musk’ın hissesi yüzde 20 civarına yükselecek.

Kaynak: Gazete Oksijen


Dünyanın en büyük buzdağı parçalanıyor: Londra büyüklüğündeki kısım denize düşmek üzere

Dünyanın en büyük buzdağı A23a, hızla parçalanarak birkaç büyük parçaya ayrıldı. Uzmanlar Londra'nın merkezi kadar büyüklükte buz parçasının denize düşeceğini belirtiyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Bilim insanları, dünyanın en büyük buzdağı A23a’nın hızla parçalanarak birkaç büyük parçaya ayrıldığını duyurdu. İngiliz Antarktika Araştırmaları Kurumu’ndan (BAS) yapılan açıklamada, buzdağının dev kütlelerinden kopan parçaların ABD Ulusal Buz Merkezi tarafından “büyük buzdağı” olarak sınıflandırıldığı belirtildi.

Yaklaşık 1 trilyon metrik ton (1,1 trilyon ton) ağırlığında ve 3.672 kilometrekarelik (1.418 mil kare) bir alanı kaplayan A23a, ilk kez 1986’da Antarktika’daki Filchner-Ronne buz sahanlığından kopmuştu. Rhode Island eyaletinden biraz daha büyük olan buzdağı, o tarihten bu yana bilim insanları tarafından yakından izleniyordu.

"Megaberg" Londra büyüklüğüne indi

A23a, yıllar içinde birkaç kez “dünyanın en büyük buzdağı” unvanını aldı. 2017’de A68 ve 2021’de A76 gibi kısa ömürlü ama daha büyük buzdağları tarafından geride bırakılsa da, uzun süre varlığını korumayı başardı.

BAS oşinografı Andrew Meijers, CNN’e yaptığı açıklamada, “Buzdağı hızla parçalanıyor ve çok büyük parçalar koparıyor. Bu parçalar da başlı başına buzdağı olarak kayda geçiyor” dedi.

Buzdağı bugün itibarıyla 1.700 kilometrekareye (656 mil kare) kadar küçüldü. Bu, kabaca Londra merkezin yüzölçümüne denk geliyor. Uzmanlara göre sıcak sular ve yaklaşan güney baharı, buzdağının kısa sürede daha küçük parçalara ayrılmasına yol açacak.

30 yıl boyunca deniz tabanına bağlı kaldı

A23a, 30 yılı aşkın süre Antarktika’nın Weddell Denizi tabanına sıkışmış halde kaldı. 2020’de küçülerek deniz tabanından ayrıldı ve akıntılarla sürüklenmeye başladı.

Daha sonra bir süre Taylor sütunu olarak bilinen su girdabına kapıldı, ardından geçtiğimiz yıl yeniden hareket etmeye başladı. Mart 2025’te kıta sahanlığına oturdu, ancak mayısta tekrar serbest kaldı.

Meijers, buzdağının çöküş sürecini şöyle anlattı:

“Mayıstan bu yana Güney Georgia çevresinde saat yönünün tersine dönen güçlü Antarktika Sirkumpolar Akım Cephesi’ni (SACCF) takip ediyor. Bu akım, buzdağını ve parçalarını kuzeydoğuya, yani ‘buzdağı geçidi’ne taşıyacak.”

Buzdağının kaderinin, daha önce Güney Georgia çevresinde parçalanan A68 (2021) ve A76’ya (2023) benzediği belirtiliyor. Ancak A23a’nın tek parça halinde daha uzun süre dayanabildiği ifade edildi.

Taht el değiştirdi

A23a’nın parçalanmasıyla “dünyanın en büyük buzdağı” unvanı artık 3.000 kilometrekarelik (1.158 mil kare) yüzölçümüne sahip D15a’ya geçti. Bu buzdağı, Avustralya’daki Davis üssü yakınlarında nispeten hareketsiz duruyor.

A23a ise halen dünyanın ikinci büyük buzdağı konumunda. Ancak Meijers, “Önümüzdeki haftalarda hızla parçalanmaya devam edeceği için bu durum değişebilir. Kısa süre içinde takip edilemeyecek kadar küçük parçalara ayrılacak” dedi.

Küresel ısınma vurgusu

Buzdağlarının kopması doğal bir süreç olsa da, Meijers insan kaynaklı iklim değişikliğinin Antarktika’da ciddi değişimlere yol açtığını vurguladı:

“Buz sahanlıkları, son on yıllarda artan buzul parçalanması ve erime nedeniyle trilyonlarca ton buz kaybetti. Bunun başlıca nedeni okyanusların ısınması ve akıntılardaki değişimler.”

BAS araştırma gemisi RRS Sir David Attenborough’da görev yapan bilim insanları, bu yıl A23a’nın Güney Georgia kıta sahanlığına oturduğu dönemde buzdağını incelemişti. Kurum sözcüsü, alınan örneklerin İngiltere’ye getirildiğini açıkladı ve şu değerlendirmeyi yaptı:

“Buzdağının karaya oturması ve devasa miktarda tatlı suyun salınması, deniz tabanındaki ve çevredeki canlılar üzerinde büyük etki yaratmış olabilir. Küresel ısınmanın etkisiyle Güney Georgia çevresinde büyük buzdağlarının daha sık görülmesi bekleniyor. Bu nedenle ekolojik sonuçlarını anlamak kritik önem taşıyor.”


Norveç-ABD arasında Caterpillar tartışması: Varlık fonu hisse sattı, Washington kızdı

Norveç Varlık Fonu’nun İsrail bağlantısı nedeniyle Caterpillar hisselerini satması ABD ile diplomatik krize yol açtı; Washington ve Cumhuriyetçiler sert tepki gösterdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Dünyanın en büyük hisse senedi portföyünü yöneten Norveç Varlık Fonu’nun Amerikan Caterpillar’daki hisselerini satması diplomatik krize yol açtı. Norveç Varlık Fonu’nun bağımsız etik danışmanı geçen hafta İsrail’in Caterpillar buldozerlerini kullanarak Gazze’deki Filistin yapılarını yok ettiğini ve bu eylemin “Uluslararası hukukun ve insan haklarının kapsamlı ve sistematik ihlali olduğunu” söylemişti.

Fon bunun üzerine piyasa değeri 2.1 milyar dolar olan Caterpillar’daki yüzde 1.2 hissesini satmıştı. Norveç Varlık Fonu, yaklaşık 25 milyon dolarlık hisseyle dünyanın en büyük inşaat makineleri üreticisi Caterpillar’ın en büyük 10 ortağı arasındaydı.

İsrail merkezli şirketlerde hisse satışı

Financial Times’ın haberine göre Norveç Varlık Fonu, birkaç hafta önce başta İsrail sermayeli bankalar olmak üzere İsrail merkezli şirketlerdeki hisselerini satma kararı almıştı.

Kısa süre içinde de çeşitli oranda hisse sahibi olduğu İsrailli şirketlerin sayısını 61’den 33’e düşürdü. 2 trilyon dolardan fazla bir varlığı yöneten Norveç Varlık Fonu, (değer olarak) dünya üzerindeki tüm hisse senetlerinin yüzde 1.5’inin sahibi.

ABD’den tepki

İsrail bağlantısı nedeniyle bir Amerikan şirketi olan Caterpillar hisselerinin satışı üzerine bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanlığı, “Caterpillar ve İsrail hükümetine karşı mesnetsiz iddialara dayanan bu karardan büyük rahatsızlık duyuyoruz. Norveç hükümetiyle doğrudan iletişim kuracağız” ifadelerini kullandı.

Senatör Graham: Hak değil ayrıcalık

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise “Norveç Varlık Fonu yöneticileri… İsrail ürünlerini kullanıyor diye Caterpillar’la iş yapmıyorsanız, belki de ABD ile iş yapmanın ve bu ülkeyi ziyaret etmenin bir hak değil ayrıcalık olduğunu anlamanızın zamanı gelmiştir” ifadelerini kullandı.

Daha sonra Bloomberg’e konuşan Graham, “Fon yöneticilerinin ABD’ye girişinin yasaklanması için Trump yönetimi ile konuşacağını” söyledi.

Norveç Hükümeti’nden açıklama

Geçen yıl Filistin Devleti’ni tanıma kararı alan Norveç hükümeti ise “Fonun yatırım kararlarında bağımsız olduğunu ve alınan kararların ardında politik sebepler aranmaması gerektiğini” belirtmekle yetindi.

Kaynak: Gazete Oksijen


ABD'de Hyundai tesisine 'göçmen' baskını: 475 kişi gözaltına alındı

ABD'nin Georgia eyaletindeki Hyundai tesisinde 475 kişi göçmenlik polisi tarafından gözaltına alındı. İç Güvenlik Bakanlığı, gözaltına alınanların, Hyundai'nin yanı sıra çeşitli aracı şirketlere de çalıştığı bilgisini paylaşırken, şirketten "Hiçbiri doğrudan Hyundai'de çalışmıyor" açıklaması geldi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) yetkililerinin, Georgia eyaletindeki Hyundai elektrikli araç bataryası üretim tesisine baskın düzenleyerek 475 kişiyi gözaltına aldığı bildirildi. ABD İç Güvenlik Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, eyaletin Ellabell kentinde bulunan Hyundai elektrikli araç bataryası üretim tesisine "yasa dışı istihdam uygulamaları ve diğer ciddi federal suçlarla ilgili iddialara yönelik devam eden bir cezai soruşturmanın parçası olarak" ICE polisinin, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve eyalet polisi eşliğinde baskın düzenlediği belirtildi. Baskının soruşturma kapsamında yargıç tarafından verilen arama emriyle gerçekleştirildiği aktarılan açıklamada, vizelerinin süresi geçmiş veya yasa dışı olarak tesiste bulunan 475 kişinin gözaltına alındığı ifade edildi. Açıklamada, gözaltına alınanların, Hyundai'nin yanı sıra çeşitli aracı şirketlere de çalıştığı kaydedildi.

Hyundai'den açıklama

Hyundai tarafından yapılan yazılı açıklamada da "durumun yakından takip edildiği ve özel koşulları anlamak için çalışmaların sürdüğü" belirtilerek "Bugün itibarıyla, gözaltına alınanların hiçbirinin doğrudan Hyundai Motor Company'de çalışmadığını anlıyoruz" ifadesine yer verildi. İç Güvenlik Bakanlığı yetkililerinin, söz konusu soruşturma ve baskınla ilgili daha ayrıntılı bilgi paylaşmak üzere basın toplantısı planladığı bilgisi paylaşıldı.

 

 

Kaynak: AA


ABD'den New York'a gelecek İranlı diplomatlara 'alışveriş yasağı' hazırlığı

ABD Dışişleri Bakanlığınca hazırlanan memorandumda, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York'a gelecek İranlı diplomatların büyük mağazalardan alışveriş yapmalarının yasaklanmasına yönelik bir madde de yer aldı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Dışişleri Bakanlığının, 80. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York'a gelecek İranlı diplomatların Costco gibi üyelik gerektiren büyük mağazalardan alışveriş yapmalarını engelleyecek bir hazırlık yaptığı bildirildi. Associated Press (AP) haber ajansının ulaştığı Dışişleri Bakanlığı iç yazışmalarına göre ABD yönetimi, New York'taki BM Genel Kurulu toplantıları için daha önce görülmemiş bazı sınırlamalar getirmeye hazırlanıyor.

Dışişleri Bakanlığınca hazırlanan ve yabancı diplomatların tabi olmaları gereken başlıkların yer aldığı memorandumda, İranlı diplomatların Costco ve Sam's Club gibi üyelik gerektiren büyük mağazalardan alışveriş yapmalarının yasaklanmasına yönelik bir madde yer aldı. 23-29 Eylül tarihlerinde yapılacak 80. BM Genel Kurulu sürecinde söz konusu memorandumun uygulanması halinde, toplantılara katılmak üzere New York'a gelecek İranlı diplomatların kentin sadece sınırlı alanlarında bulunmalarına izin verilecek ve bu şekilde büyük alışveriş mağazalarının olduğu diğer yerlere gitmeleri engellenecek. ABD Dışişleri Bakanlığı ise söz konusu memorandumun ne zaman ve ne şekilde uygulanacağı konusunda bir açıklama yapmadı. ABD yönetimi, kısa süre önce aldığı kararla Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da dahil olmak üzere Genel Kurul toplantılarına katılması beklenen Filistin delegasyonuna ABD vizesi vermemişti.

Kaynak: AA


'Tarafsız inceleme' istedi: ABD Hazine Bakanı Bessent'ten 'Fed rotasını değiştirmeli' mesajı

ABD Hazine Bakanı Bessent, Fed'in incelemeden geçirilmesi gerektiğini belirtti. Bessent, WSJ için kaleme aldığı yazıda, "Standart dışı politikaların aşırı kullanımı, görev alanının genişlemesi ve kurumsal şişkinlik Fed'in bağımsızlığını tehdit ediyor. Fed rotasını değiştirmeli" ifadesini kullandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, para politikası, düzenleme, iletişim, personel ve araştırma alanlarını da kapsayacak şekilde ABD Merkez Bankası'nın (Fed) dürüst, bağımsız ve tarafsız bir incelemeye tabi tutulması gerektiğini ifade etti. Bessent, The Wall Street Journal için kaleme aldığı yazıda, Fed'e yönelik eleştiriler yöneltti.

Merkez bankasının dar yasal yetkisinden saparak kendi bağımsızlığını riske attığını savunan Bessent, Fed'in yeni işleyiş modelinin fiilen bir "fonksiyon kazanımı" para politikası deneyi olduğunu belirtti. Bessent, "Standart dışı politikaların aşırı kullanımı, görev alanının genişlemesi ve kurumsal şişkinlik merkez bankasının bağımsızlığını tehdit ediyor. Fed rotasını değiştirmeli" ifadelerini kullandı. Standart araç setinin belirsiz teorik temellerle yönetilmesinin çok karmaşık hale geldiğini öne süren Bessent, dar bir yetki alanına yönelik basit ve ölçülebilir araçların, daha iyi sonuçlar elde etmek ve zaman içinde merkez bankasının bağımsızlığını korumak için en net yol olduğunu aktardı.

Bessent, Fed'in enflasyon hedefini yerine getirmeyerek sınıfsal ve kuşaklar arası eşitsizliklerin artmasına zemin hazırladığını kaydetti. İleriye dönük olarak Fed'in ekonomide yol açtığı bozulmaları azaltması gerektiğini aktaran Bessent, parasal genişleme gibi olağan dışı politikaların yalnızca gerçek acil durumlarda, federal hükümetin geri kalanıyla koordineli şekilde kullanılması gerektiğini vurguladı. Bessent, "Para politikası, düzenleme, iletişim, personel ve araştırma dahil olmak üzere tüm kurumun dürüst, bağımsız ve tarafsız bir incelemesi yapılmalı" değerlendirmesinde bulundu.

"Güvenilirliğini yeniden tesis etmeli"

ABD'nin kısa ve orta vadeli ekonomik zorlukların yanı sıra kendi bağımsızlığını tehlikeye atan merkez bankasının uzun vadeli sonuçlarıyla da karşı karşıya olduğuna işaret eden Bessent, "Fed, geleceğini ve ABD ekonomisinin istikrarını korumak için yalnızca maksimum istihdam, fiyat istikrarı ve ılımlı uzun vadeli faiz oranlarını sağlama görevlerine odaklan


Rayner'in istifasının ardından: İngiltere Başbakanı Starmer'dan kabine revizyonu

İngiltere Başbakanı Starmer, 14 aylık hükümetinde değişiklikler yaptı. Başbakan Yardımcılığı, Dışişleri, İçişleri ve Adalet bakanlıklarına yeni isimler atayan Starmer, İskoçya Bakanı Murray ile Avam Kamarasından Sorumlu Bakan Powell'ı ise görevden aldı.

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, 14 aydır görevde olan kabinesinde değişiklik yaparak, Başbakan Yardımcılığı, Dışişleri, İçişleri ve Adalet bakanlıklarına yeni isimler atadı. Başbakan Starmer'ın kabine değişikliği hamlesi, Başbakan Yardımcısı ve Konut, Topluluklar ve Yerel Yönetimler Bakanı Angela Rayner'in vergi kaçırdığı haberleri üzerine istifa etmesinin ardından geldi. Rayner'dan boşalan Başbakan Yardımcılığı koltuğuna Dışişleri Bakanı David Lammy'yi atayan Starmer, Dışişleri Bakanlığına ise İçişleri Bakanı Yvette Cooper'ı getirdi.

İçişleri Bakanlığı koltuğunun yeni sahibi Adalet Bakanı Shabana Mahmood olurken yeni Başbakan Yardımcısı Lammy, Adalet Bakanlığı görevine de getirildi. Geçen yıl 5 Temmuz'da kurulan İşçi Partisi hükümetinde büyük bir değişiklik yapan Starmer, İskoçya Bakanı Ian Murray ile Avam Kamarasından Sorumlu Bakan Lucy Powell'ı ise görevden aldı. Powell ve Murray, Rayner'la birlikte yeni kabinede görev verilmeyen 3 bakan oldu. Murray, paylaştığı veda mektubunda yaşadığı hayal kırıklığını, "Kabineden ayrıldığım için büyük bir üzüntü yaşıyorum. Çok şey yapıldı, çok şey yapılacaktı." ifadeleriyle dile getirdi.

Kral 2. Charles'ın şahsi mülkü olan Lancaster Dükalığından Sorumlu Bakan Pat McFadden, Çalışma ve Emeklilik Bakanlığına atanırken ondan boşalan koltuğa Darren Jones oturdu. Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanı Steve Reed ise Angela Rayner'ın istifasıyla boşalan Konut, Topluluklar ve Yerel Yönetimler Bakanlığına getirildi. Reed'in yerine Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanı olarak Emma Reynolds atanırken Ticaret Bakanı Jonathan Reynolds'ın Grup Başkanvekili olarak kabinede yer alması kararlaştırıldı. Ticaret Bakanlığına Peter Kyle, Bilim, Yenilik ve Teknolojiden Sorumlu Devlet Bakanlığına Liz Kendall, İskoçya Bakanlığına Douglas Alexander, Avam Kamarasından Sorumlu Bakanlığa ise Alan Campbell getirildi. İngiltere Başbakanlık Ofisi 10 Numara, Kral 3. Charles'ın yeni atamaları onayladığını da duyurdu.

Kaynak: AA


ABD'den Kuzey Kore baskını | Casus komandolar kıyıya çıkıp 3 kişiyi öldürmüş

2019'da ABD’li Navy Seal komandoları, Kim Jong-un’u dinlemek için Kuzey Kore kıyılarına gizlice cihaz yerleştirmeye çalıştıkları operasyon sırasında üç sivilin ölümüne yol açtı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İngiliz medyasından The Telegrahp'ın aktardığına göre, ABD Donanması’na bağlı Navy Seal komandoları 2019 yılında Kuzey Kore kıyılarına gizlice sızarak lider Kim Jong-un’un iletişim ağını dinlemek için bölgeye elektronik cihaz yerleştirmeye çalıştı. Operasyon, Usame bin Ladin’i öldüren aynı özel tim tarafından yürütüldü ve dönemin ABD Başkanı Donald Trump tarafından bizzat onaylandı.

Söz konusu gizli görev, Washington’a nükleer müzakerelerde istihbarat üstünlüğü sağlamayı amaçlıyordu. Ancak plan başarısız oldu; üç sivilin ölümüyle sonuçlandı.

Balıkçı teknesi panik yarattı

Komandolar, nükleer denizaltıdan çıkan mini denizaltılarla gece yarısı sahile yaklaşarak karaya çıktı. Ancak kabuklu toplamak için dalış yapan üç Kuzey Koreliyle karşılaşınca panik yaşandı. ABD askerleri ateş açarak balıkçıları öldürdü, cesetleri denize bıraktı ve görevi yarıda kesti.

Operasyondan sonra ABD uyduları bölgede Kuzey Kore askeri hareketliliğinin arttığını belirledi fakat Pyongyang olayla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı. Kuzey Kore kanadının bölgede ABD'ye dair herhangi bir iz bulamadığı da belirtiliyor.

Zirve sonuçsuz kaldı

Aynı ay Vietnam’da düzenlenen Trump-Kim zirvesi sonuçsuz kaldı. Ardından Kuzey Kore Mayıs 2019’da füze denemelerine yeniden başladı ve o yıl tarihteki en fazla füze denemesini gerçekleştirdi.

Bugün Pyongyang’ın ABD’ye ulaşabilecek kapasitede nükleer başlıklarla donatılmış yaklaşık 50 nükleer silaha sahip olduğu tahmin ediliyor.

Kamuoyuna yansıması ne anlama geliyor?

Habere göre, operasyona dair bilgilerin kamuoyuna yansıması Washington-Pyongyang hattındaki gerilimi yeniden tırmandırabilir.

New York Times’a konuşan yetkililer, bu tür özel operasyonların “olağanüstü derecede başarısızlığa açık” olduğunu ve çoğu zaman kamuoyunda hesap verilebilirlikten yoksun kaldığını söyledi.


Japonya'nın ne yapacağına bizzat Trump karar verecek: 550 milyar dolarlık anlaşma

Japonya, ABD Başkanı Donald Trump’ın yüksek gümrük vergilerinden kaçınmak için 550 milyar dolarlık yatırımını ABD’de nereye yönlendireceğine karar verme yetkisini Trump’a devretti. Anlaşmaya göre bu yatırımlardan elde edilecek karın %90'ı ABD'nin olacak

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Japonya, Çarşamba günü imzalanan ancak yayımlanmayan bir mutabakat zaptına göre, 550 milyar dolarlık sermayesinin ABD’de nereye yatırılacağına Donald Trump’ın karar vermesine izin verdi.

Perşembe günü Trump’ın ticaret anlaşmasını resmen yürürlüğe soktuğu sırada imzalanan belgeye göre, Japonya’nın başkan tarafından belirlenen projeleri 45 gün içinde finanse etmesi gerekiyor; aksi halde Trump’ın ağır gümrük vergileri yeniden uygulanacak.

Washington’un tavizsiz şartları

Dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olan Japonya ile ABD Başkanı arasında kabul edilen bu olağan dışı şartlar, Washington’un ticaret ortaklarının tarife muafiyeti elde edebilmek için ne denli ileri gidebileceğini gözler önüne seriyor.

ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri olan Japonya, Amerikan pazarına yaptığı ihracatta yüzde 25’lik gümrük vergisiyle karşı karşıyaydı. Yeni anlaşma bu oranı yüzde 15’e düşürdü.

Güney Kore ve AB de milyarlarca dolar vaat etti

Financial Times'ın haberine göre, Güney Kore ve Avrupa Birliği de ihracatlarına yönelik cezai vergilerden kaçınmak için Amerikan ekonomisine milyarlarca dolarlık yatırım yapma sözü verdi. Ancak bu tür taahhütlerin ayrıntıları bugüne kadar belirsizdi ve Washington ile yabancı başkentler farklı açıklamalar yapıyordu.

Japon yetkililer daha önce yatırımların gelirlerinin ABD ile nasıl paylaşılacağı konusunda Trump yönetiminden farklı bir tablo çizmişti. Onlara göre paylar her ülkenin yatırım büyüklüğüne göre bölüşülmeliydi.

ABD karın büyük bölümünü alacak

Perşembe günü yayımlanan yeni mutabakat ise ABD’nin Japonya’nın 550 milyar dolarlık yatırımlarından büyük fayda sağlayacağını ortaya koydu.

Belgeye göre, yatırım geri ödenene kadar elde edilen nakit akışı eşit bölüşülecek; fakat geri ödeme tamamlandığında karın yüzde 90’ı ABD’ye kalacak.

Trump’ın sıra dışı “America First” hamleleri

Bu anlaşma, Trump’ın ABD hükümetinin kârını artırmak ve küresel ticareti “Önce Amerika” gündemine uygun biçimde yeniden düzenlemek için attığı sıra dışı adımların sonuncusu oldu.Geçen ay Trump, Amerikan çip üreticileri Nvidia ve AMD ile Çin’e yapılan çip satışlarından elde edilen gelirin bir kısmını hükümete ödeyecekleri bir anlaşma yaptı. Beyaz Saray ayrıca çip üreticisi Intel’de yüzde 10 hisse alacağını açıkladı.

Trump, bu yılın başlarında da Japon üretici Nippon Steel’in 15 milyar dolarlık US Steel satın alımını onaylarken şirkette “altın hisse” almıştı.

Japonya’nın milyarlarca dolarlık katkısı

Japonya’nın ABD’ye vaat ettiği milyarlarca dolar, Trump’ın “karşılıklılık tarifeleri” olarak bilinen cezai vergilerini düşüren daha geniş kapsamlı bir anlaşmanın parçası.

Bu kapsamda sadece genel tarife oranı değil, Japon otomobilleri ve yedek parçalarındaki yüzde 27,5’lik vergi de yüzde 15’e düşürüldü.

ABD, yeni tarife oranlarını Ticaret Bakanlığı’ndaki törende Japon yetkililerin katılımıyla yayımlanan başkanlık kararnamesiyle resmileştirdi.

“İmza bonusu” olarak nitelendirildi

Trump bu yılın başlarında Japonya’nın yatırım taahhüdünü bir “imza bonusu” olarak nitelendirmiş, Asya ülkesinin ABD tarifelerini “satın alarak düşürdüğünü” söylemişti. Ancak Japon ihracatçılar, Trump’ın göreve dönmesinden bu yana aslında eskisine kıyasla daha yüksek vergiler ödüyor.

Nihai yatırım kararları Trump’a ait

Anlaşmaya göre Trump, ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in başkanlık ettiği yatırım komitesinin kendisine sunduğu projeler arasından nihai seçimi yapacak.

Ayrıca belge, mümkün olduğunda projelerde kullanılacak mal ve hizmetlerin Japon tedarikçilerden alınması gerektiğini belirtiyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


BBC analizi: Putin'in batıya verdiği tavizsiz duruş neye dayanıyor?

24 Şubat 2022'den beri devam eden savaşta Ukrayna'nın işgalinde Putin, sayısız yaptırım, asker kaybı, uluslararası izalasyona rağmen asla geri adım atmadı. BBC ise Putin'in bu duruşunun arkasındaki nedenlere dair bir analiz yayınladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Rusya’nın Uzak Doğu bölgesinde Vladivostok’ta konuşan Vladimir Putin, Batı’ya güçlü bir uyarı gönderdi; Ukrayna’ya asker, hatta barış gücü bile göndermeyi düşünmeyin. Putin açıkça Avrupalı askerlerin Ukrayna'da vurulacağını söylerken salondaki tepkiler ise dikkat çekiciydi:

Ekonomi forumundaki Rus yetkililer ve iş dünyası temsilcileri, Batılı birliklerin “yok edilmesi” tehdidine alkışlarla karşılık verdi.

'Sadece Moskova’da görüşürüm'

Putin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yalnızca Moskova’da görüşeceğini önerdi.Ancak Rusya dışındaki ülkeler bu öneriyi ciddiye almadı; pek çok yorum, bunu 'siyasi trolleme' olarak nitelendirdi. Bu durum, Kremlin’in Ukrayna savaşı konusundaki mevcut duruşunu özetliyor:

'Evet, barış istiyoruz ama yalnızca bizim şartlarımızla. Şartlarımızı kabul etmiyorsanız barış yok'

Rusya’nın kararlı duruşunun sebepleri

BBC'ye göre Putin’in uzlaşmaz tavrı birkaç faktörden besleniyor:

Sahadaki inisiyatif: Kremlin, Rus güçlerinin Ukrayna’daki çatışmalarda üstün durumda olduğuna inanıyor.

Diplomatik başarı:Bu hafta Çin’de Putin, dünya liderleriyle el sıkıştı ve gülümsemeler paylaştı. Bu, Rusya’nın Çin, Hindistan ve Kuzey Kore gibi güçlü müttefiklere sahip olduğunu göstermek için yapıldı.

ABD ile ilişkiler: Geçen ay ABD Başkanı Donald Trump, Putin’i Alaska’da bir zirveye davet etti. Kremlin'e yakın analistler bunun Batı’nın Rusya’yı izole etme çabalarının başarısız olduğuna dair bir kanıt olduğunu söyledi.

Trump daha önce Rusya’ya barışı sağlaması için ültimatomlar koymuş ve ek yaptırımlarla tehdit etmişti. Ancak bu tehditler uygulanmadı ve bu da Kremlin’in özgüvenini artırıyor.

Barış umutları farklı yollar: Putin yakın zamanda “tünelin ucunda ışık görüyorum” dedi. Ancak Rusya bir yanda, Ukrayna ve Avrupa (ve kısmen Amerika) diğer yanda, farklı yollar ve farklı hedefler üzerinde ilerliyor gibi görünüyor.

Ukrayna ve Avrupa: Çatışmaları sonlandırmak, güvenlik garantilerini şekillendirmek ve savaş sonrası Ukrayna ordusunun yeterince güçlü olmasını sağlamak.

Rusya 'Tünelin ucundaki ışık' ifadesiyle, büyük olasılıkla Rusya’nın Ukrayna’da zafer kazanmasını ve küresel düzende Moskova lehine değişiklikler olmasını ima ediyor.

Bu iki farklı yaklaşımın barış yolunda ne zaman ve nasıl kesişeceğini öngörmek savaşın başladığı 2022'den beri hala belirsiz.


Euronews: Almanya, Rus İHA'larının açık hedefi haline geldi

Rusya’nın Almanya semalarında artan dron ve İHA faaliyetleri, Ukrayna’ya silah sevkiyatlarının izlendiğini ortaya koyarken, yasal boşluklar Berlin’in dron savunmasını zayıflatıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Rusya, Ukrayna’ya yapılan silah sevkiyatlarını takip etmek amacıyla Doğu Almanya semalarında keşif uçuşları gerçekleştiriyor. Batılı istihbarat servislerinin verdiği bilgiye göre, sadece bu yılın ilk üç ayında 530’dan fazla dron gözlemlendi.

Dronlar, Avrupa’daki askeri taşımaların rotalarını izleyerek hangi silahların ne zaman Ukrayna’ya ulaşacağını, yeni savaş malzemelerinin nereye sevk edileceğini ve cephane ikmallerinin zamanlamasını belirlemeye çalışıyor.

Euronews'in haberine göre üç batılı istihbarat servisi, Alman dergisi WirtschaftsWoche’ye yaptığı açıklamada, “Rus aktörler düzenli olarak keşif dronları gönderiyor” dedi.

Almanya’da dronlara karşı güvenlik önlemleri, tesisin niteliğine göre değişiyor. İçişleri Bakanlığı ve ilgili altyapının sivil işletmecileri örneğin demiryolu hatları veya LNG terminalleri güvenlikten sorumlu.

Almanya Semalarında Rus Gözü

9-29 Ocak arasında Schwesing Hava Üssü (Husum, Schleswig-Holstein) üzerinde altı dron gözlemlendi. Dronlar birkaç dakika boyunca neredeyse hareketsiz şekilde havada bekleyerek dikkat çekti. Jammer’larla müdahaleye rağmen dronlar engellenemedi.

Olayın, Ukraynalı askerlerin Patriot hava savunma sistemi eğitimi aldığı bir üs olması nedeniyle hedefli casusluk faaliyeti olabileceği düşünülüyor.

Soruşturma, Schleswig-Holstein Eyalet Kriminal Polisi’ne devredildi. Yetkililer, Almanya’daki kritik altyapının casusluk ve sabotaj için potansiyel hedefler olduğunu kabul etti.

Yasal boşluklar savunmayı zorluyor

Eski koalisyon hükümeti, Bundeswehr’in tehlikeli ve yasadışı dronları düşürebilmesi için havacılık güvenlik yasasında (LuftSiG) değişiklik yapmayı planlamıştı. Ancak yasa teklifi geçen dönemde kabul edilmedi.

Yeşiller Partisi’nden Parlamento Kontrol Komitesi Başkanı Konstantin von Notz, CDU/CSU’yu önceki teklifleri desteklememekle eleştirerek, bunun “parti taktikleri” nedeniyle gerçekleştiğini söyledi.

SPD milletvekili Sebastian Fiedler dron savunmasında sorumluluğun öncelikle sivil güvenlik otoritelerine ait olması gerektiğini vurguladı.

Askeri güvenlikte yetersiz düzenleme

Von Notz, Ağustos sonunda sunulan “askeri güvenlik” tasarısından hayal kırıklığına uğradığını şu sözlerle belirtti:

“Sunulan tasarı, gerekli düzenlemeleri sağlamıyor. Bundeswehr Askeri Polisi’ne verilen yetkiler bile yeterli değil. Hem sivil hem de askeri dron savunması için kapsamlı ve net bir düzenleme şart.”

Von Notz’a göre, anayasal sınırlar, özellikle Alman Silahlı Kuvvetleri’nin ülkedeki kullanımıyla ilgili kesin biçimde korunmalı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Financial Times: BBVA devleti karşısına aldı, Sabadell'e 15 milyar dolarlık teklif

İspanyol bankacılık devi BBVA, Sabadell için 15 milyar euroluk teklifini önümüzdeki hafta hissedarlara sunacak. Madrid hükümeti birleşmeye en az üç yıl yasak getirse de BBVA, anlaşmadan çekilmiş durumda değil

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İspanyol bankacılık devi BBVA, önümüzdeki hafta Sabadell hissedarlarına 15 milyar euroluk devralma teklifini sunacak. Banka, birleşme süreci Madrid tarafından geçici olarak engellense de, anlaşmadan 900 milyon euro sinerji elde edeceğini açıkladı.

BBVA, 16 ay önce başlattığı ve son yılların en tartışmalı bankacılık mücadelesine dönüşen düşmanca satın alma girişimi için tüm düzenleyici onayları aldığını duyurdu.

Santander’i geride bırakabilir

Olası birleşme gerçekleşirse, BBVA ve Sabadell’in birleşik varlıkları Santander’i geride bırakarak İspanya’nın ikinci büyük bankası olacak. İlk sırada ise CaixaBank bulunuyor.

BBVA Başkanı Carlos Torres, Sabadell yönetiminin ve Sosyalist hükümetin sert muhalefetine rağmen bu hamleyle kendi liderliğini de sınava sokmuş durumda.

Madrid’den 3 yıllık yasak

İspanyol hükümeti, olağan dışı bir kararla BBVA’nın Sabadell ile en az üç yıl birleşemeyeceğini açıkladı. Bu durum, bankanın tek çatı altında birleşmeden paralel iki banka işletmek zorunda kalabileceği anlamına geliyor. Hükümet, gerekirse bu yasağı beş yıl veya daha uzun süreye de uzatabileceğini belirtti.

Sabadell’den sert tepki

Sabadell Yönetim Kurulu Başkanı Josep Oliu, BBVA’nın yeni teklifini “2024’te reddedilenden bile daha cazip olmayan bir öneri” diye niteledi. CEO Cesar Gonzalez-Bueno ise teklifi “yetersiz” ve “gerçek dışı varsayımlara dayalı” olarak tanımladı.

Hissedarların kararı vermesi için teklif süresi pazartesi gününden itibaren 30 gün olacak. BBVA, her 5,5483 Sabadell hissesine karşılık bir BBVA hissesi ve 0,70 euro nakit teklif ediyor.

Sinerji planı: 2027’den itibaren kazanç

BBVA, birleşme onayı olmasa bile kademeli olarak sinerji yaratabileceğini öne sürüyor. Banka, 2027’de 175 milyon euro, 2028’de 235 milyon euro, birleşmenin gerçekleşmesi halinde ise 2029’da toplam 900 milyon euro tasarruf öngörüyor.

Bu tasarrufların 510 milyon eurosu operasyonel giderlerde, 325 milyon eurosu istihdam azaltımından, 65 milyon eurosu ise finansman kaynaklarından sağlanacak.

Siyaset engel mi olacak?

İspanya’da bir sonraki genel seçim 2027’de yapılacak. Ancak Başbakan Pedro Sánchez, baskılar nedeniyle erken seçim çağrılarıyla karşı karşıya. Bu da birleşmenin siyasi geleceğini daha da belirsiz hale getiriyor.

Türk CEO: Burada potansiyel var

BBVA CEO’su Onur Genç, bankaların yılda ayrı ayrı 1 milyar eurodan fazla teknoloji yatırımı yaptığını belirterek şunları söyledi:

“Aynı pazara iki farklı sistem ve marka ile hizmet ediyoruz. Burada devasa bir sinerji potansiyeli var.”Torres ise teklifin, Sabadell hisselerinin en az yüzde 50’sinin kabulüne bağlı olduğunu, fakat yasal sebeplerden dolayı bu eşiğin yüzde 30’a düşürülebileceğini açıkladı.

Avrupa’da birleşme sancısı

Financial Times'ın haberine göre, BBVA-Sabadell mücadelesi, Avrupa’da bankacılık sektörünün yaşadığı daha geniş bir sorunun yansıması. Avrupa Komisyonu, hükümetlerin koyduğu “haksız kısıtlamalara” karşı harekete geçileceğini söylese de, ulusal engeller konsolidasyon süreçlerini tıkamaya devam ediyor.

Kaynak: Gazete Oksijen

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page