top of page

28-2

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 28 Tem 2025
  • 24 dakikada okunur

COP31 iklim zirvesine ev sahipliği için Türkiye ve Avustralya rekabeti kızışıyor

Avusturalya İklim Değişikliği Bakanı Chris Bowen, bir röportajda 28 üyeden 23'ünün desteğini aldıklarını, birçok kez Türkiye'ye "kazan-kazan" bir çözüm sunduklarını söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Türkiye gelecek yıl düzenlenecek küresel iklim zirvesi COP31'e ev sahipliği yapmak için Avustralya ile kıran kırana bir rekabet içinde.

Zirveye ev sahipliği yapabilmek için Batı Avrupa ve Diğerleri Grubu (WEOG) blokundaki 28 üyenin oy birliğini sağlamak gerektiği için iki ülkeden birinin adaylıktan çekilmesi gerekiyor fakat şu ana kadar rekabette geri adım atan olmadı.

Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi İcra Direktörü Simon Stiell, COP31 iklim zirvesine ev sahipliği yapmak için adaylıktan vazgeçmeyen Avustralya ve Türkiye'ye uzlaşmaları için çağrıda bulundu. BM bir karara varılması için Haziran'a kadar süre vermişti.

Zirve, beş ayrı coğrafi bölgeye ayrılan ülkeler arasında her yıl farklı bir bölgede düzenleniyor.

Avusturalya İklim Değişikliği Bakanı Chris Bowen, bir röportajda 28 üyeden 23'ünün desteğini aldıklarını, birçok kez Türkiye'ye "kazan-kazan" bir çözüm sunduklarını söyledi.

Türkiye ise adaylıktan vazgeçmeyerek, coğrafi konumu sayesinde konferansa gelecek heyetlerin sebep olacağı karbon salımının daha az olacağını belirtiyor.

Kaynak: Reuters


Tayland ve Kamboçya arasında ateşkes

ABD ve Çin’in de yer aldığı görüşmelere Malezya ev sahipliği yaptı. Çatışmaların durması için uluslararası baskı artarken, sınırda tansiyon düşmedi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Tayland ve Kamboçya arasında beşinci gününe giren ve en az 35 kişinin hayatını kaybettiği, 270 binden fazla kişinin yerinden edildiği sınır çatışmalarına son vermek amacıyla Malezya’da ateşkes sağlandı

Tayland’ın geçici Başbakanı Phumtham Wechayachai ile Kamboçya Başbakanı Hun Manet, ASEAN dönem başkanı olan Malezya Başbakanı Enver İbrahim’in resmi konutunda, başkent idari merkezi Putrajaya’da bir araya geldi. Görüşmeler, Güneydoğu Asya’daki iki ülke arasındaki kanlı çatışmaları durdurmaya yönelik acil diplomatik çabanın bir parçası olarak yürütüldü.

Malezyalı yetkililer, toplantıya Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’in büyükelçilerinin de katıldığını bildirdi. Reuters’a konuşan bir yetkili, görüşmelere dair bilgileri pazartesi günü paylaştı.

Kamboçya Başbakanı Hun Manet, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, görüşmelerin amacının Tayland ile yaşanan çatışmalarda “derhal ateşkes sağlanması” olduğunu ifade etti.

Ancak Tayland Başbakanı Phumtham, görüşmelere katılmak üzere Bangkok’tan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, “Kamboçya’nın bu sorunu çözme noktasında iyi niyetli davrandığına inanmıyoruz. Bu görüşmede gerçek bir niyetleri olup olmadığını değerlendireceğiz,” dedi.

Güven sorunu sürüyor

Al Jazeera muhabiri Rob McBride, Putrajaya’dan bildirdiği haberinde taraflar arasında hâlâ bir güvensizlik olduğunu ancak liderlerin aynı masada buluşmasının “umut verici bir gelişme” olduğunu vurguladı.Öte yandan Al Jazeera’nın Tayland’ın Surin eyaletinden bildiren muhabiri Tony Cheng, görüşmelerin başlamasına rağmen sınır hattında çatışmaların sürdüğünü aktardı. “Topçu atışlarının sesi hala duyuluyor.

Tayland tarafında ciddi bir askeri yığınak söz konusu,” diyen Cheng, bölgede gerginliğin azalmadığını ancak halkın iyi bir haber duymayı umut ettiğini belirtti.

Tayland ordusu sözcüsü Albay Richa Suksuwanon, pazartesi günü yaptığı açıklamada, Kamboçya’nın Oddar Meanchey eyaletine bağlı Samrong bölgesinde sabahın erken saatlerinde silah sesleri duyulduğunu kaydetti.

Pazar günü ise Tayland, Kamboçya tarafından Sisaket eyaletine atılan bir roket sonucu bir kişinin öldüğünü, bir kişinin de yaralandığını duyurdu.

Tayland askeri yetkilileri ayrıca, Kamboçyalı keskin nişancıların tartışmalı tapınaklardan birine mevzilendiğini, Phnom Penh yönetiminin sınır hattına asker yığdığını ve Tayland topraklarına roket atışları yaptığını öne sürdü.

Tapınaklar üzerinden yaşanan gerilim

Kamboçya Savunma Bakanlığı Sözcüsü Maly Socheata ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, Tayland’ı Kamboçya topraklarına “ağır silahlarla saldırmakla” ve “çok sayıda asker konuşlandırmakla” suçladı.

Socheata, özellikle antik Ta Muen Thom ve Ta Kwai tapınaklarının çevresinin hedef alındığını, bu alanların Kamboçya toprağı olduğunu ve Tayland’ın bu bölgeleri hava saldırıları ve duman bombalarıyla vurduğunu savundu. Sözcü, Kamboçya ordusunun bu saldırılara başarıyla karşılık verdiğini de sözlerine ekledi.

ABD ve ASEAN’dan destek

Çatışmaların neden olduğu insani kriz ve artan can kayıplarının, tarafları barışa teşvik edebileceğini belirten analistler, görüşmelerden çıkacak sonucun bölgenin geleceği açısından kritik olduğuna dikkat çekiyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, pazar günü yaptığı açıklamada, “ABD’li yetkililer barış görüşmelerine destek vermek üzere Malezya’da sahada bulunuyor,” dedi. Malezya Başbakanı Enver İbrahim ise yerel medyaya yaptığı açıklamada önceliğinin “acil bir ateşkes sağlamak” olduğunu ifade etti.

İki ülke neden savaşıyor?

Tayland ve Kamboçya, özellikle antik tapınaklar ve çevresindeki topraklar üzerinde egemenlik iddiasında bulunuyor. En çok tartışılan bölgeler arasında Ta Muen Thom ve Ta Kwai tapınakları bulunuyor. Bu tapınaklar, Kamboçya'nın toprağı olarak görülse de, Tayland bu iddialara karşı çıkıyor.

2008 yılında UNESCO'nun Preah Vihear Tapınağı’nı Kamboçya adına Dünya Mirası ilan etmesiyle başlayan gerginlik, zaman zaman sıcak çatışmalara dönüşüyor. Her iki ülke de sınır boyunca askeri yığınak yaparak "savunma" gerekçesiyle karşılıklı saldırılarda bulunuyor.

Şu anki çatışmalar da bu tarihi anlaşmazlıkların yeniden alevlenmesi, karşılıklı provokasyonlar ve tarafların sınır hattını fiilen kontrol etme çabası nedeniyle yaşanıyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Tel Aviv'de Türkiye Büyükelçiliği çalışanı bir kişi gözaltında

Tel Aviv'deki Türkiye Büyükelçiliği'nde çalışan bir kişi, kentteki bir plajda soyunma kabinine gizlenerek küçük yaştaki çocukları görüntülediği iddiasıyla gözaltına alındı. Dışişleri kaynakları, kişinin diplomat olmadığını ve taşınma işi nedeniyle 3 haftalığına görevlendirildiğini aktardı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Tel Aviv'deki bir plajda soyunma kabinlerine saklanarak reşit olmayan kız çocuklarını görüntülediği öne sürülen bir Türk vatandaşı gözaltına alındı. İsrail medyası isminin Ömer Faruk Köse olduğu belirtilen 29 yaşındaki kişinin Tel Aviv'deki Türkiye Büyükelçiliği'nde görevli olduğunu öne sürdü.

İsrail polisinden yapılan açıklamada, cuma öğleden sonra Tel Aviv'deki Frishman Plajı’nda bir adamın soyunma odasına girdiği ve cep telefonuyla küçükleri filme aldığı ihbarı yapıldı. Bunun üzerine sahilde devriye gezen polisler şüpheliyi gözaltına aldı.

Şüphelinin cep telefonunda müstehcen içerikler bulunduğu ve görüntülerin bir kısmının plajdaki soyunma kabinlerinde çekildiği belirtildi.

Şüphelinin cumartesi gecesi Tel Aviv Sulh Ceza Mahkemesi'ne çıkarıldığı ve cinsel taciz şüphesiyle gözaltı süresinin 28 Temmuz'a kadar uzatılmasına karar verildiği aktarıldı.

Times of Israel'de yer alan haberde Türkiye Büyükelçiliği'nin Köse'nin ev hapsine alınmasını talep ettiği ve duruşmalarda bulunmasının garanti edileceğini bildirdiği ancak bu talebin mahkeme tarafından reddedildiği aktarıldı.

Dışişleri'nden açıklama: Diplomat değil geçici görevli

Dün akşam saatlerinde İsrail medyasına yansıyan haberlerin ardından Dışişleri Bakanlığı kaynakları bugün T24'e konuyla ilgili açıklama yaptı.

Köse'nin diplomat olmadığının altını çizen Dışişleri Bakanlığı kaynakları, "Kançılarya binası (diplomatik bir misyona veya büyükelçiliğe ev sahipliği yapan ana ofis) taşınırken görev yapmak üzere üç haftalığına görevlendirilmiş" ifadelerini kullandı.

Köse'nin iddiaları reddettiğini ifade eden kaynaklar, konuyu takip ettiklerini söyledi.

İddiaların ciddi boyutta olduğunu ancak henüz kendileriyle paylaşılan bir delil bulunmadığını söyleyen Dışişleri kaynakları, "Gerekmesi halinde Türkiye’de de soruşturma mutlaka yapılacaktır" ifadelerini kullandı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Çinli firma, Panama Limanları için devasa bir ihaleye davet aldı

Hong Kong merkezli CK Hutchison, Panama Kanalı’ndaki stratejik limanları içeren 23 milyar dolarlık satış için Çinli devlet şirketi Cosco’yu konsorsiyuma dahil etmeyi planlıyor. Anlaşmanın onayı, Pekin’in baskılarıyla şekilleniyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Hong Kong merkezli çok uluslu holding CK Hutchison, Panama Kanalı’ndaki stratejik limanları da kapsayan 23 milyar dolarlık küresel liman portföyünün satışı için Çin’den “önemli” bir yatırımcıyı devreye almayı planladığını duyurdu.

Şirket, yatırımcının kimliğini açıklamazken, sürece yakın dört kaynağa göre Çin’in devlet kontrolündeki denizcilik devi Cosco, BlackRock ve İsviçre-İtalyan ortaklığı MSC tarafından desteklenen konsorsiyuma katılmak üzere görüşmeler yürütüyor.

Üç kaynak, görüşülen senaryolardan birine göre Cosco’nun, Panama Kanalı’ndaki iki liman dışındaki 41 küresel limana ortak olabileceğini belirtti. Söz konusu iki liman, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’in etkisiyle suçladığı tesisler arasında yer alıyor.

CK Hutchison’ın hisseleri haberin ardından yüzde 1 değer kazanırken, Cosco hisseleri yüzde 2,5 düştü. Şirketin hisseleri, anlaşma umutlarıyla son bir haftada yüzde 9 artış gösterdi. CK Hutchison ve Cosco, yorum taleplerine yanıt vermedi.

'Statejik yatırım'

Mart ayında CK Hutchison, Çin dışındaki 43 limanlık portföyünü, MSC'nin çoğunluk hissedarı olduğu Terminal Investment Limited ve BlackRock’un altyapı kolu Global Infrastructure Partners liderliğindeki konsorsiyuma satmak için anlaşma yaptığını açıklamıştı. Bu portföy, Panama Kanalı’ndaki iki limanı da içeriyor.

Şirket, Hong Kong Borsası’na yaptığı bildirimde, “Grup, Çin Halk Cumhuriyeti’nden stratejik bir yatırımcıyı konsorsiyuma davet etmek üzere görüşmeler yürütmektedir. Ancak bu yeni düzenlemelerin başarıyla sonuçlanacağının garantisi yoktur” ifadelerini kullandı.

Pekin’in, stratejik limanların kontrolünün Batılı yatırımcılara geçmesini engelleme çabaları nedeniyle anlaşmaya yönelik özel müzakere süresi pazar günü sona erdi. İlk anlaşma kapsamında, Panama’daki iki limanın kontrolü BlackRock’a, kalan limanların çoğunluğu ise Aponte ailesine ait MSC’ye geçecekti.

Washington ile Pekin arasındaki dirsek teması

CK Hutchison, “Anlaşmanın tüm düzenleyici otoritelerce onaylanabilir hale gelmesi için konsorsiyum yapısında ve işlem detaylarında değişiklikler gerekecek” açıklamasını yaptı. Şirket, bu yeni düzenlemeler için gerekli zamanın tanınacağını da belirtti.

Pekin, anlaşmanın Mart ayında duyurulmasından bu yana eleştirel bir tutum sergiliyor ve satışın “ulusal çıkarlarına zarar verebileceğini” savunuyor. Çin, ABD’nin bu yolla kendi deniz ticaretini kısıtlamaya çalıştığını düşünüyor.

Haziran ayında MSC ve BlackRock temsilcileri, Pekin’den onay alabilmek amacıyla Çin’in rekabet otoritesiyle görüşmeler gerçekleştirdi.

Panama Kanalı’nın iki ucundaki limanların satışı, Trump’ın Ocak ayındaki konuşmasında “Panama Kanalı’nı geri alacağız” diyerek Çin’i bu yapıyı “işletmekle” suçlaması sonrası daha da hassas bir konu haline gelmişti.

Trump neden Panama Kanalı ve çevresini önemsiyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı üzerindeki Çin etkisine yönelik endişelerini defalarca dile getirmişti. Trump, kanalın kontrolünün dolaylı olarak Çin destekli şirketlerin eline geçmesinin ABD'nin stratejik çıkarları açısından tehlikeli olduğunu savunmuştu.

Özellikle Latin Amerika’daki Çin yatırımlarını Washington için bir tehdit olarak gören Trump, bu tür hamleleri Pekin’in “sessiz yayılma” politikası olarak nitelendirmişti.


Trump, Gazze'ye para gönderdiği için 'en azından bir teşekkür'ü hak ettiğini düşünüyor

İsrail Ordusu 27 Temmuz'dan itibaren Gazze’nin üç bölgesinde “taktiksel duraklama” uygulayacağını açıkladı, bu duraklama sırasında İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarda 63 Filistinli hayatını kaybetti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, Gazze’ye gıda yardımı amacıyla gönderilen parayla ilgili kimsenin kendisine teşekkür etmemesinden dolayı hayal kırıklığı duyduğunu ifade etti. Sınırlı sayıda uluslararası yardımın girişine izin verilirken açlıktan ölenlerin sayısı ise 133'e yükseldi.

Trump, İskoçya'da AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Toplantı sırasında ABD Başkanı'na Filistin'e daha fazla yardım ulaştırmak için daha fazlasını yapıp yapmayacağı soruldu. Trump ise soruya sitem etti:

“İki hafta önce Gazze’ye gıda yardımı için 60 milyon dolar verdik ama kimse bunu takdir etmedi, kimse bundan bahsetmedi. Böyle bir şey yaptığınızda ve diğer ülkelerin hiçbir şey vermediğini bildiğinizde, insan kendini biraz kötü hissediyor” dedi ve ardından Avrupa ülkelerini kastettiğini belirtti. “Kimse ‘Vay, çok teşekkür ederiz’ demedi” diye konuşan Trump şöyle devam etti.

“En azından bir teşekkür almak güzel olurdu.”

Trump, söz konusu 60 milyon doların tam olarak nereden geldiğini ya da kime gönderildiğini açıkça belirtmedi. Reuters geçtiğimiz ay, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın tartışmalı Gazze İnsani Vakfı’na (GHF) 30 milyon dolarlık bir fonu onayladığını bildirmişti. Ancak yardım kuruluşları, bazı Kongre üyeleri ve Birleşmiş Milletler, GHF’yi açlıktan ölmek üzere olan aileleri yardım dağıtım noktalarına çekip, ardından bu kalabalıkların İsrail askerleri ve ABD’li paralı askerler tarafından ateş altına alınmasıyla eleştirmişti.

"Çok fazla para veriyoruz"

BM İnsan Hakları Ofisi’ne göre, GHF’nin Mayıs ayında kurulmasından bu yana, İsrail güçleri yardım almak isteyen binden fazla Filistinliyi öldürdü.

Trump’ın ima ettiği diğer ülkelerin hiçbiri GHF’yi maddi olarak desteklemiyor, fakat GHF’nin yerine geçirmeye çalıştığı BM ajansına (UNRWA) fon sağlıyorlar. Avrupa Birliği ve diğer Avrupa hükümetleri ayrıca Dünya Gıda Programı ve diğer yardım kuruluşlarına da ciddi katkılarda bulunuyor. Bazı Arap ülkeleri de Gazze’ye insani yardım gönderdi ve mali destek sundu. Trump Pazar günü Gazze hakkında şöyle konuştu:

Gazze'deki duruma dair 27 Temmuz'da bir açıklama yapan Trump “Tam bir felaket, orası başlı başına bir karmaşa" ifadelerini kullanmıştı. “Çok fazla para veriyoruz, çok fazla yiyecek ve her şeyden çok veriyoruz” diye yakınan Trump “Eğer biz orada olmasaydık, bence insanlar gerçekten açlıktan ölürdü. Gerçekten ölürlerdi. Zaten düzgün beslendikleri de söylenemez" şeklinde konuşmuştu.

 Açlıktan ölenlerin sayısı 133'e yükseldi

Aralarında Save the Children ve Sınır Tanımayan Doktorlar gibi uluslararası örgütlerin de bulunduğu 100'den fazla yardım kuruluşu ortak bir açıklama yayımlayarak Gazze genelinde "kitlesel açlığın yayıldığı" uyarısında bulunmuştu. İsrail tarafından sıkı kuşatma altında tutulan ve İnsani yardım girişinin kısıtlandığı Gazze'de, yemek, su, ilaç, tıbbi gereçler ve hijyen malzemesinin bulunamıyor. Öte yandan, New York Times'a (NYT) konuşan ve adlarının açıklanmasını istemeyen İsrailli yetkililer, İsrail'in Gazze'ye yönelik yardımları engellemek için uzun süredir kullandığı "Hamas, yardımları sistematik şekilde çalıyor" iddiasını yalanladı. Yetkililer, İsrail'in bu tezi yaklaşık iki yıldır kullandığına dikkati çekerek, "Ancak İsrail Ordusu, hiçbir zaman Hamas'ın sistematik şekilde bu yardımları çaldığına dair kanıt bulamadı" ifadesini kullandı. Ayrıca yetkililer, Birleşmiş Milletler'in (BM) Gazze'de kurduğu yardım dağıtım sisteminin şu ankine göre çok daha sistematik ve verimli ilerlediğini kaydetti.

Filistinli mültecilere yardım eden BM ajansı UNRWA’nın başkanı Philippe Lazzarini, Pazar günü X’te yaptığı paylaşımda “Bu tür iddialar yalnızca insani yardım camiasının itibarını zedelemeyi ve yerine şeytani, siyasi güdümlü bir dağıtım sistemini koymayı hedefliyordu. Artık ilkelere dayalı ve kapsamlı bir insani müdahale zamanı gelmiştir; buna UNRWA da dahil" açıklamasında bulundu.

Gazze’den gelen ve çocukların açlıktan öldüğünü gösteren son görüntülerin ardından artan uluslararası baskı nedeniyle, İsrail ordusu 27 Temmuz'dan itibaren Gazze’nin üç bölgesinde “taktiksel duraklama” uygulamaya başladı. Bu duraklama daha fazla yardımın ulaştırılmasına imkân tanıyacak. Trump, hafta sonu İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü ve Netanyahu’nun bu duraklama sırasında ordunun Gazze’deki operasyonlarına devam edeceğini söylediğini aktardı. Nitekim, bu ara sırasında gerçekleşen saldırılarda aralarında yardım arayan 34 kişinin de bulunduğu en az 63 Filistinli öldürülmüştü. Bölgede açlıktan ölenlerin sayısının ise 133'e yükseldiği duyuruldu.

Kaynak: Gazete Oksijen


12 günlük savaşın ardından: İran, GPS sisteminden ayrılmayı planlıyor

İran yönetimi, İsrail'le 12 gün süren çatışmalar sırasında sıklıkla müdahale ve kesintilerle karşı karşıya kalan Küresel Konumlama Sistemi'nden (GPS) ayrılmayı planlıyor. Tahran'ın alternatifiyse Çin'in BeiDou sistemi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail'le İran arasında 12 gün süren savaşın ardından Tahran yönetimi GPS sisteminden ayrılarak Çin'in BeiDou sistemine dahil olmayı planlıyor.

Tahran yönetiminin planı, Orta Doğu'daki 12 günlük çatışmanın savaş teknolojilerini nasıl değiştireceği yönünde ipuçları da sunuyor. Çatışmalar sırasında İran gemileri ve Körfez sularındaki deniz araçları sıklıkla GPS sinyalini kaybetmişti.

İran İletişim Bakan Yardımcısı Ehsan Chitsaz, ülke medyasına yaptığı açıklamada, "GPS sisteminde zaman zaman yaşanan kesintiler, dahili sistemler tarafından oluşturuluyor ve tam da bu durum bizi BeiDou gibi alternatif seçeneklere yöneltti" diye konuştu.

GPS sinyalinin engellenmesinin başlıca amacı, insansız hava araçlarını veya güdümlü füzeleri yanlış yönlendirerek hedeflerine ulaşmalarını engellemek.

Çoğu modern askeri drone ve füze yalnızca askeri kullanıma özel şifreli GPS sinyallerini kullanıyor olsa da, bazı keşif dronları ile güdümlü bombalar veya füzeler hâlâ şifrelenmemiş, açık GPS sinyallerine dayanıyor ve bu da onları müdahalelere karşı savunmasız hâle getiriyor.

Son günlerde Tahran, bu kesintileri diğer bölgelere kıyasla daha yoğun hissetti. Balad ve Neshan gibi yerli navigasyon uygulamaları ile Waze gibi uluslararası uygulamalar, sinyallerin karıştığı anlarda yanlış haritalar gösteriyor veya kullanıcıları Avrupa, Kanada ya da Afrika gibi yerlerdeymiş gibi konumlandırıyor.

Tahran’da, Savunma Bakanlığı gibi askeri ve güvenlik tesislerinin yanı sıra, Hamaney'in ikametgahlarının çevresi gibi hassas bölgelerde GPS kesintileri bildirildi.

Bu kısıtlı alanlarda yaşayanlar, günlerce hatta daha uzun süre boyunca konumlarını belirleyemedi; telefonları onları Mehrabad Havalimanı gibi uzak noktalarda ya da başka bir ülkede gösterdi.

Al Jazeera: ABD sistemlerine safça bağımlılık dönemi bitiyor

İran’ın, Çin’in navigasyon uydu sistemini benimsemeyi değerlendirme kararı ilk bakışta yalnızca taktiksel bir manevra gibi görünebilir. Ancak bu hamlenin etkileri çok daha derin. Bu adım, küresel ölçekte yaşanmakta olan büyük bir yeniden hizalanmanın bir başka işareti.

On yıllar boyunca ABD'nin öncülük ettiği Batı, bilgisayar işletim sistemlerinden internete, telekomünikasyondan uydu ağlarına kadar dünyanın teknolojik altyapısına hâkim oldu.

Bu durum, dünyanın büyük bir bölümünü, bu teknolojik altyapıya bağımlı hâle getirdi. Ancak bu bağımlılık, kolaylıkla bir zafiyete dönüşebilecek nitelikte. 2013’ten bu yana, medya araştırmaları çeşitli Batılı teknolojilerin ve sistemlerin dünya çapında yasa dışı gözetim ve veri toplama faaliyetlerine nasıl imkân sağladığını ortaya koydu. Bu da dünya genelinde birçok hükümeti endişelendirdi.

Al Jazeera'de yayımlanan konuyla ilgili analize göre, İran’ın BeiDou’ya olası geçişi, teknolojik konfor ile stratejik öz savunma arasında hassas bir denge kurmaya çalışan diğer ülkelere net bir mesaj gönderiyor: ABD kontrolündeki altyapıya safça bağımlılık dönemi hızla sona eriyor. Artık hiçbir ülke, askeri kapasitesini ve hayati dijital egemenliğini, güven duymadığı bir süper gücün uydu ağına bağlı tutma lüksüne sahip değil.

GPS sistemi nasıl çalışıyor?

Küresel Konumlama Sistemi (GPS), ABD Savunma Bakanlığı’na ait 24 gelişmiş uydudan oluşuyor. Bu uydular Dünya yörüngesinde dönerek GPS alıcılarının konum ve hatta zamanı belirlemesine yardımcı olacak matematiksel veriler sağlar. Günümüzde uydu sayısı 30’un üzerine çıkmış olup, bu da sistemin doğruluğunu artırmıştır.

Bir akıllı telefon ya da GPS alıcısı bulunan herhangi bir cihaz, uydulardan gelen sinyalleri alarak ve bu sinyallerin gönderildiği zaman ile uyduların konumuna göre hesaplama yaparak fiziksel konumunu belirler.

Ancak bu uyduların saatleri sadece binde bir saniye şaşsa bile, kullanıcılar gerçek konumlarından 200–300 kilometre uzağa yerleştirilebilir. İran’daki birçok kişi de tam olarak bu türden bir sapmayı deneyimledi.

Kaynak: Gazete Oksijen



Araçlar ve insansı robotlar için çip üretimi: Samsung ve Tesla arasında 16 milyar dolarlık anlaşma

Samsung, Tesla’nın yeni nesil yapay zeka çiplerini üretmek üzere ABD’deki 40 milyar dolarlık tesisinde düğmeye bastı. Dev anlaşmanın bedeli ise 16 milyar dolar değerinde

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Samsung Electronics, Tesla’nın yeni nesil özel yapay zeka çiplerini üretmek üzere 16.5 milyar dolarlık bir sipariş kazandı. Anlaşma, Güney Koreli teknoloji devinin zor günler geçiren kontratlı çip üretimi (foundry) iş kolu için bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Samsung, anlaşmayı resmi bir düzenleyici dosyalamayla duyururken, Tesla CEO’su Elon Musk da haberi sosyal medya platformu X üzerinden doğruladı. Sekiz yıl sürecek bu iş birliği, Samsung’un tek bir müşteriden şimdiye kadar aldığı en büyük sipariş olma özelliği taşıyor. Anlaşmanın değeri, şirketin 2024 yılı gelirinin yaklaşık %7.6’sına denk geliyor. Haberin ardından Samsung hisseleri %6 oranında yükseldi.

Musk, çiplerin ABD'nin Texas eyaletindeki yeni Samsung üretim tesisinde üretileceğini açıkladı. Söz konusu tesis, Güney Koreli şirketin 40 milyar dolarlık yatırımının bir parçası olarak inşa edildi. Bu yatırım, eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde çıkarılan "CHIPS ve Bilim Yasası" kapsamında sağlanan federal teşviklerle destekleniyor.

Çipler Tesla araçları ve robotlar için üretilecek

Tesla’nın “AI6” adlı yeni özel çipi, şirketin otonom sürüş sistemleri ve insansı robot teknolojilerinin çalışmasında kullanılacak. Musk, geçen hafta düzenlenen ikinci çeyrek kazanç toplantısında yaptığı açıklamada, bu çipin aynı zamanda Tesla’nın video tabanlı yapay zeka model eğitim programlarını destekleyecek veri merkezlerinde de kullanılmasını hedeflediklerini söyledi.

Bu hamle, Tesla’nın Nvidia ve AMD gibi genel amaçlı GPU üreticilerine olan bağımlılığını azaltmasını sağlayabilir.

Musk, üretim süreciyle doğrudan ilgileneceğini de vurgulayarak, “Samsung, Tesla’nın üretim verimliliğini maksimize etmesine yardımcı olmasına onay verdi. Ben de bizzat sahada olacağım ve ilerlemenin hızını artıracağım” ifadelerini kullandı. Musk, fabrikanın evine yakın konumda olmasının “stratejik önemini” de ayrıca vurguladı.

TSMC'ye karşı kritik hamle

Bu gelişme, Samsung’un dünyanın en büyük kontratlı çip üreticisi olan Tayvan merkezli TSMC’ye karşı uzun süredir verdiği pazar payı mücadelesinde önemli bir kazanım olarak görülüyor. Tesla’nın önceki nesil yapay zekâ çipi olan “AI5”, TSMC ile üretilmişti ve yıl sonunda seri üretime girmesi bekleniyor.

Samsung’un Texas’ın Taylor kentindeki 2 nanometre üretim tesisinin faaliyete geçişi, büyük müşterileri TSMC’den koparmakta yaşadığı zorluklar nedeniyle 2026’ya ertelenmişti. Macquarie analistleri, geçen yıl yayımladıkları bir raporda, 17 milyar dolarlık bu fabrikanın büyük müşteriler olmadan “boşa harcanmış bir varlık” haline gelebileceği uyarısında bulunmuştu.

Şirketin kontratlı çip üretim biriminin yalnızca bu yılın ilk yarısında yaklaşık 4 trilyon won (3 milyar dolar) işletme zararı yaşadığı tahmin ediliyor.

Yapay zeka yarışı ve bellek sıkıntısı

Samsung, yapay zeka sistemlerinde kullanılan gelişmiş bellek çipleri yarışında da rakiplerinin gerisinde kalmış durumda. Şirket, ABD’nin Çin’e yönelik çip ihracatı kısıtlamaları ve Nvidia gibi büyük müşterilere tedarik sağlamak için gereken performans testlerini geçememesi nedeniyle ciddi gelir kaybı yaşadı.Şirketin bu ay yayımladığı tahminlere göre, 2024’ün ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre faaliyet kârı %56 düşecek.

'Tesla siparişi yalnızca başlangıç olabilir'

Kore Endüstriyel Ekonomi ve Ticaret Enstitüsü’nden araştırmacı Kim Yang-paeng, Tesla’dan gelen bu büyük siparişin, Samsung’un Texas’taki üretim tesisinin verimini artıracağına ve müşteri portföyünü genişleteceğine inanıyor. “Küresel ölçekte büyük bir şirketten alınan bu türden bir sipariş, diğer teknoloji devlerinin de TSMC’ye alternatif olarak Samsung’u değerlendirmesine neden olabilir,” dedi.

Ancak bazı analistler, Taylor tesisinde halen istenen üretim verimine ulaşılamamış olması nedeniyle bu siparişin Samsung için karlı olup olmayacağı konusunda şüpheli.


Suriye'de parlamento seçimleri 15-20 Eylül'de yapılacak

Seçim takvimiyle ilgili yapılan açıklamada meclisteki sandalye sayısının 150'den 210'a çıkarılacağı ve vilayetlerin temsiliyet düzeyinin 2011'deki nüfus sayımına göre belirleneceği ifade edildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Suriye'de 61 yıllık Baas rejiminin devrilmesi sonrasında 14 ilden temsilcilerin yer alacağı Halk Meclisindeki koltuk sayısının 150'den 210'a çıkarılacağı açıklandı.

Halk Meclisi Seçimleri Yüksek Komitesi Başkanı Muhammed Taha El Ahmed, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, "Halk Meclisindeki sandalye sayısı 150’den 210’a çıkarılacak. Yeni düzenlemeyle vilayetlerin meclisteki temsil oranı 2011 nüfus sayımına göre yeniden belirlenecek. Ayrıca bu üyelerin 70’i cumhurbaşkanı tarafından atanacak." dedi.

Seçim takvimine dair bilgi veren El Ahmed, geçici seçim sistemi kararnamesinin imzalanmasının ardından alt komitelerin bir hafta içinde belirleneceğini ve bu komitelerin 15 gün içerisinde seçim kurulunu seçeceğini ifade etti.

Adaylık sürecinin komitelerin belirlenmesinin ardından başlayacağını belirten El Ahmed, seçimlerin 15-20 Eylül arasında gerçekleştirilmesinin planlandığını, kadınların seçim organlarındaki katılım oranının en az yüzde 20 olması yönünde çalışmalar yürütüldüğünü açıkladı.

El Ahmed, seçim sürecinin, Yüksek Seçim Komisyonunun gözetimi ve koordinasyonu altında yürütüleceğini belirterek, "Uluslararası gözlemciler tarafından izlenecek seçimlerde aday listeleri ve sonuçlara itiraz hakkı da güvence altına alınacak." ifadelerini kullandı.

Kaynak: AA



ABD, 5 ülke ile birlikte uzay savaşına hazırlanıyor: Rusya'nın bütün uyduları yok edecek nükleer silahı var

ABD Uzay Komutanlığı, Fransa ile birlikte düşman uydulara yakın temas kurarak ilk kez bir "planlı" operasyon gerçekleştirdi. Bu adım, Amerikan uzay stratejisinde yeni bir döneme işaret ediyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Geçtiğimiz yılın sonlarında, biri Amerikan diğeri Fransız ordusuna ait iki askeri uydu, yörüngede hassas bir manevra için hazırlandı. "Yaklaşma ve yakın temas operasyonu (RPO)" olarak adlandırılan bu süreçte, uydular belirli bir düşman uydunun yakınına gelip onu incelemeye ya da müdahale etmeye hazırlanıyordu.

Her iki ülke de hedef uydunun kimliğini açıklamadı ancak ABD Uzay Komutanlığı'nın Colorado Springs’teki merkezinden General Stephen Whiting, işaretleri açıkça verdi:

"Fransızlar yıllardır Rus uydularının kendi uydularına yakın manevralar yaptığını konuşuyor. Biz de hem birbirimizin uydularına hem de üçüncü taraf uydulara yakın manevralar yapabileceğimizi gösterdik."

General Whiting’e göre bu deneme o kadar başarılı geçti ki, bu yıl içinde tekrarı planlanıyor.Bu gelişme, ABD’nin Beş Göz (Five Eyes) istihbarat ittifakı dışındaki bir ülkeyle ilk kez böyle bir operasyon yürütmesi açısından bir dönüm noktası. Aynı zamanda bu operasyon, rastlantısal değil, doğrudan bu amaçla düzenlenen ilk güçlü adım olarak da kayda geçti.

Yeni dönem: Uzayda savaş hazırlığı

ABD Uzay Komutanlığı 2019’da Donald Trump’ın başkanlık döneminde yeniden kuruldu. Son yıllarda altyapı ve kadro oluşturma odaklı çalışan komutanlık artık tamamen operasyonel. General Whiting’in ifadesiyle, "Artık uzayda savaş yürütmeye odaklanmış bir muharip komutanlığa sahibiz."

The Economist'in haberine göre bu stratejinin ardındaki iki temel sebep bulunuyor:

Birincisi, Amerikan ordusunun uzaya olan bağımlılığının son yıllarda "üstel olarak arttığı" belirtiliyor. Örneğin, İran’a yönelik bir saldırının büyük bölümü uzaydan sağlanan istihbaratla gerçekleştirildi.

İkincisi ise tehditlerin değişmesi. 2015’ten bu yana Çin’in uydu fırlatma faaliyetleri sekiz kat arttı. Çin Halk Kurtuluş Ordusu, yörüngede elektronik harp kabiliyeti de dahil olmak üzere uzayda çok daha etkili hale geldi. Çin, Rusya ve Hindistan sırasıyla 2007, 2021 ve 2022’de yok edici anti-uydu silahları test etti.

ABD ise, Rusya’nın binlerce uyduyu yok edebilecek yörüngeye yerleştirilmiş nükleer bir silah geliştirdiğini öne sürüyor.

ABD: Ateş gücüne ihtiyacımız var

Birkaç yıl öncesine kadar uzaydaki saldırı kapasitesinden söz etmeye çekinen Pentagon, şimdi daha açık konuşuyor. General Whiting, Nisan ayında, "Uzayda ateş gücüne ihtiyacımız var, silah sistemlerine ihtiyacımız var. Yörünge müdahale araçlarına ihtiyacımız var. Bunlara ne diyoruz? Silah diyoruz," açıklamasında bulundu.

Bu sözler, Trump’ın “Altın Kubbe” olarak bilinen, uzay tabanlı bir füze savunma sisteminin parçası olan uzaydan fırlatılabilecek kesici sistemlerle de örtüşüyor. Aynı silahlar, gerektiğinde düşman uydularını da hedef alabilecek.

“Uzaydan uzaya, uzaydan yere ve yerden uzaya” şeklinde tanımlanan çok katmanlı savunma yapısının temel amacı, caydırıcılığı artırmak.

Müttefikler ne diyor?

ABD’nin uzaydaki sıkı müttefikleri de benzer adımlar atıyor. İngiltere, bu yıl yayımladığı savunma stratejisinde ilk kez uzayda konuşlandırılacak ve yer tabanlı anti-uydu silahları geliştireceğini duyurdu.

ABD liderliğindeki "Operation Olympic Defender" adlı girişim kapsamında Avustralya, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya ve Yeni Zelanda ile birlikte uzayda düşmanca hareketleri caydırmak üzere çalışmalar yürütülüyor. Nisan ayında bu ortaklık, ilk operasyonel aşamasına geçti. Yedi ülkenin de imzaladığı ortak harekat planının detayları bu yaz netleşecek.

Yeni stratejiler: Yakıt, sayı ve yapay zeka

General Whiting’e göre uzayda taktik değişim zamanı. Uydu manevraları yakıt harcadığı için, uydular yıllarca sabit pozisyonda kalacak şekilde tasarlanıyordu. Ancak artık bu strateji değişiyor.

Üç çözüm masada:

  • Daha fazla yakıt taşıyan uydular.

  • Yörüngede yakıt ikmali. Çin bu teknolojiyi Haziran ayında başarıyla test etti.

  • Çok sayıda uydudan oluşan "harcanabilir" parçalar. ABD, Starlink benzeri sistemlerle bunu inşa ediyor.

Ulusal Keşif Ofisi, 2023’ten bu yana 200’den fazla casus uydu fırlattı. SpaceX’in, 450 uydudan oluşacak ve füze takibi gibi verileri aktaran yeni bir sistemin baş tedarikçisi olduğu konuşuluyor.

Yapay zeka uzayın yeni muhafızı mı?

General Whiting, yapay zekanın gelecekte uydulara entegre edilmesini ve böylece tehlikeli nesneleri fark edip otomatik manevra yapabilmelerini istiyor. ABD Uzay Kuvvetleri’nden Christopher Huynh ise, AI destekli uyduların birlikte formasyon uçuşları yaparak değerli varlıkları savunabilecek "koruyucu uydulara" dönüşebileceğini öngörüyor.

Henüz bu seviyede olmasa da, yapay zeka zaten devrede. Komutanlık, tehdide ilişkin tüm verilerle eğitilmiş bir büyük dil modeli (SpaceBot) geliştirdi. Subaylar artık olası senaryolarda nasıl hareket etmeleri gerektiğini bu sistem üzerinden saniyeler içinde öğrenebiliyor.

Kaynak: Gazete Oksijen



Gazze'de bir bebek daha açlıktan öldü

İsrail'in insani yardım girişini engelleyen sıkı ablukası sonucu Gazze Şeridi'nde açlık sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 88'i çocuk en az 134'e çıktı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail ordusunun şiddetli saldırılarının yanı sıra insani yardım girişini kısıtlayarak kıtlığı dayattığı Gazze Şeridi'nde bir bebeğin daha açlıktan hayatını kaybettiği bildirildi.

Filistin haber ajansı WAFA'ya göre, Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde 7 aylık Muhammed İbrahim Ades isimli bebek, şiddetli açlık ve bebek mamasının bulunamaması nedeniyle yaşamını yitirdi.

İsrail'in saldırıları ve insani yardım girişini kısıtlayan sıkı ablukası sonucu Gazze Şeridi'nde açlık sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 88'i çocuk en az 134'e çıktı.

Gazze "açlıktan" ölüyor

İsrail'in saldırıları ve insani yardım girişini kısıtlayan sıkı kuşatması altındaki Gazze Şeridi, açlığın yayıldığı, su, ilaç, tıbbi gereçler ve hijyen malzemesinin bulunamadığı insani felaketi yaşıyor.

Başta çocuklar olmak üzere, Gazze Şeridi'nde açlık nedeniyle ölümler artıyor.

Yerel ve uluslararası çevreler İsrail'in "açlığı ve susuzluğu silah olarak" kullandığını belirtiyor.

Sivil altyapıyı da tahrip ederek Gazze'nin yüzde 88'ini yıkan İsrail ordusu, sürgün emirleriyle yerinden ettiği Filistinlileri sık sık barındıkları bölgelerde hedef alıyor.

Nüfusu yaklaşık 2,3 milyon olan Gazze'de İsrail saldırıları ve sürgün emirleriyle yerinden edilenlerin sayısının 2 milyona ulaştığı, çok sayıda kişinin defalarca yerinden edildiği belirtiliyor.

Temel malzemelerden yoksun bir şekilde yerinden edilen Filistinliler, derme çatma çadırlarda veya aşırı kalabalıklar içinde hijyen malzemelerinin eksikliğinde lavaboların bile yetersiz olduğu, bulaşıcı hastalıkların yayıldığı okullarda hayatta kalmaya çalışıyor.

İsrail ordusu ise günlük düzenlediği saldırılarla yerinden edilenlerin çadırları ve barındığı sivil noktaları bombalıyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 59 bin 821 Filistinli hayatını kaybetti, 144 bin 851 kişi de yaralandı.

Kaynak: AA



Google'dan 'Maraş depremi' itirafı: Yarım milyon kişiye yanlış bildirim gitti

BBC’nin ulaştığı bulgulara göre 2023 yılında Kahramanmaraş depreminde neredeyse kimse kritik uyarıyı almadı. Google, algoritmayı güncellediğini duyurarak konuyla ilgili açıklamada bulundu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Google, 6 Şubat 2023’te Türkiye’nin güneydoğusunda meydana gelen ve 55 binden fazla insanın hayatını kaybettiği yıkıcı depremlerde erken uyarı sisteminin beklenilen şekilde çalışmadığını itiraf etti.

Elbistan merkezli 7.8 büyüklüğündeki ilk deprem sırasında, merkez üssüne 160 kilometre mesafedeki yaklaşık 10 milyon kişi, Google’ın en yüksek seviye uyarısını alarak sarsıntıdan 35 saniyeye kadar önce haberdar edilebilirdi. Fakat gönderilen 'Harekete geç' uyarısı o dönem yalnızca 469 kişinin telefonuna bildirim olarak gitti.  

Google, BBC’ye yaptığı açıklamada, yaklaşık yarım milyon kişiye ise daha düşük seviye bir uyarı olan "Dikkatli Ol" (Be Aware) bildirimi gönderildiğini belirtti. Bu uyarı, sadece hafif sarsıntılara işaret ediyor ve telefonun "Rahatsız Etmeyin" modunu devre dışı bırakmıyor.

Oysa ki bu tarz büyük bir depremde, özellikle gece saatlerinde verilen yüksek seviye uyarıların insanların uyanıp güvenli alanlara ulaşabilmesi açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulanıyor. İlk deprem, Türkiye saatiyle 04.17’de, insanların uykuda olduğu bir saatte meydana gelmişti.

Sistem vardı ama işe yaramadı

Android cihazlarda çalışan ve Türkiye’deki telefonların yüzde 70’inden fazlasını kapsayan "Android Earthquake Alerts" (AEA) adlı sistem, cihazlardaki hareket sensörleri aracılığıyla yer sarsıntılarını tespit edebiliyor. Depremler yavaş hareket ettiğinden, sarsıntı yerleşim yerlerine ulaşmadan önce kullanıcılara uyarı gönderilmesi mümkün olabiliyor.

Sistemin en yüksek alarm seviyesi olan "Harekete Geç" bildirimi, kullanıcıların telefonlarında yüksek sesli bir alarm çalarak ekranı tamamen kaplıyor ve "Rahatsız Etmeyin" modunu devre dışı bırakıyor. Ancak bu özellik 2023 depremlerinde neredeyse hiç devreye girmedi.

BBC, depremin ardından aylar boyunca çeşitli şehirlerde sistemden "Harekete Geç" uyarısı alan bir kullanıcıya ulaşmaya çalıştı. Ancak bu bildirimi alan tek bir kişi bile bulunamadı.

Algoritmadaki hata: 7.8 değil, 4.5 gibi algılandı

Google, hatanın nedenini kısa süre önce yayımladığı bir bilimsel makaleyle açıkladı. Science dergisinde yer alan çalışmaya göre, sistem depremin büyüklüğünü 7.8 yerine 4.5-4.9 olarak algıladı. Aynı gün meydana gelen ikinci büyük depremde ise sistem bu kez daha geniş çaplı uyarı verdi: 8.158 cihaza "Harekete Geç", yaklaşık 4 milyon kullanıcıya ise "Dikkatli Ol" bildirimi gönderildi.

Deprem sonrası yapılan simülasyonlarda, güncellenen algoritmanın aynı depremde 10 milyon kullanıcıya yüksek seviye uyarı gönderebileceği ortaya çıktı. Ayrıca 67 milyon kullanıcıya da düşük seviyeli "Dikkatli Ol" bildirimi ulaşacaktı.

Google’dan yapılan açıklamada, "Tüm deprem erken uyarı sistemleri, büyük ölçekli depremler için algoritmalarını hassaslaştırma zorluğu yaşar. Her depremden sonra sistemimizi geliştirmeye devam ediyoruz" denildi.

Eleştiriler: İki yıl beklemek kabul edilemez

Colorado School of Mines’tan Prof. Elizabeth Reddy, Google’ın bu bilgileri paylaşmasının iki yıl sürmesini sert bir şekilde eleştirdi:

"Bu küçücük bir olay değildi. Binlerce insan öldü. Ve biz, uyarı sisteminin beklendiği gibi çalıştığını gösteren hiçbir performans göremedik. Bu durum hayal kırıklığı."

Pasifik Kuzeybatı Sismik Ağı Direktörü Harold Tobin ise, sistemlerin şeffaflığı konusunda uyarıda bulundu:"Google yapıyor diye bazı ülkeler kendi ulusal sistemlerini kurmaktan vazgeçmemeli. Bu sistemlerin ne kadar işe yaradığının açık şekilde ortaya konması şart."

Myanmar depreminde nasıl çalıştı?

Google’ın AEA sistemi bugün itibariyle 98 ülkede aktif olarak çalışıyor. Ancak 2025’te Myanmar’da meydana gelen büyük deprem sırasında sistemin nasıl bir performans gösterdiği hala netlik kazanmadı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Süveyda ilinden 150 bin sivil tahliye edildi

Suriye'nin Süveyda ilindeki çatışmaların bilançosunu paylaşan Suriye hükümet yetkilisi, bölgeden 150 bin sivilin tahliye edildiğini ve İsrail saldırılarında en az 200 emniyet görevlisinin hayatını kaybettiğini söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Suriye'nin başkenti Şam'da bir hükümet yetkilisi, Süveyda'daki insani duruma ilişkin bir grup gazeteciye açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanlığınca ilan edilen ateşkesin ardından Süveyda'ya şu ana kadar iki insani yardım konvoyunun giriş yaptığını belirten yetkili, bu konvoylarda yakıt, gıda ve tıbbi malzemelerin yer aldığını aktardı.

Yetkili, insani yardım çemberini genişletmek amacıyla yarın üçüncü bir yardım konvoyunun daha bölgeye ulaştırılacağını kaydetti.

Süveyda'da Dürzi lider Hikmet el-Hecri'nin, Şam yönetimine bağlı hizmet ekiplerinin kente girişine izin vermediğini ifade eden hükümet yetkilisi, Hecri'nin çatışmalardan zarar gören sivillere gönderilen insani yardım konvoylarına el koyarak yardımları kendi grubuna ve ailesine dağıttığını vurguladı.

Süveyda'dan 150 bin sivilin Dera'ya tahliye edildiğini belirten yetkili, Dera ilinde ciddi bir "insani kriz" yaşandığını söyledi.

Yetkili, tahliye edilen sivillerin geçici barınma merkezleri ile okullardan dönüştürülen barınma alanlarına yerleştirildiğini dile getirdi.

Yetkili ayrıca, Hecri'nin Süveyda'ya yalnızca Suriye Arap Kızılayına ait araçların girişine izin verdiğini, bu nedenle yabancı yardım kuruluşlarıyla iletişimi genişletmeye ve yardımları yönlendirmeye çalıştıklarını anlattı.

Kimliği tespit edilmeyen "yüzlerce kişi toplu mezarlara" defnedildi

Yetkili, istihbarat verilerine göre, çatışmalar ve İsrail saldırılarında hayatını kaybeden, kimliği tespit edilemeyen Bedevi siviller, aşiret savaşçıları ve İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinden oluşan yüzlerce kişinin toplu mezarlara defnedildiğini belirtti.

Çatışmaların ilk günlerinde Hecri grubunun çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan yaklaşık "1500 sivili rehin" aldığını aktaran yetkili, hükümet güçlerinin ya da aşiret savaşçılarının elinde hiçbir "sivil rehine" bulunmadığını vurguladı.

Şam yönetiminin "iyi niyet" göstergesi olarak Hecri grubundan tutulan 20 silahlı kişiyi serbest bıraktığını kaydeden yetkili, istihbarat verilerine göre Hecri'nin elinde İçişleri ve Savunma Bakanlığına bağlı yaklaşık 70 personelin esir olduğunu ve bunlardan yalnızca 7'sinin hayatta olduğunun tespit edildiğini aktardı.

Süveyda'da Hecri grubunun 2023'te olduğu gibi bugün de "özerk bölge" talebinde bulunduğunu ifade eden yetkili, Hecri'nin özerklik kapsamında uçuşa yasak bölge ile Ürdün ile sınır kapısı istediğini vurguladı.

Yetkili, aşiret savaşçıları ve İsrail’in saldırılarında İçişleri Bakanlığına bağlı en az 200 emniyet mensubunun hayatını kaybettiği bilgisini paylaştı.

Hükümet yetkilisi, Suriye halkının 14 yıldır devrik Esed rejimiyle süren savaştan yorulduğunu, ülkedeki sorunların devlet yönetiminde barış ve diyalog yoluyla çözüleceğine inandıklarını söyledi.


Almanya kısa vadede Filistin’i tanımayı planlamıyor

Alman hükümeti, mevcut şartlar altında Filistin devletini tanımanın yanlış olacağını değerlendiriyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Hükümet sözcüsü Stefan Kornelius yaptığı açıklamada, Almanya'nın sadece müzakere yoluyla sağlanacak iki devletli çözümün kalıcı barış ve güvenlik getireceğine inandığını belirtti. Kornelius, “Filistin devletinin tanınması, iki devletli çözüm yolunda atılacak nihai adımlardan biri olarak görülmektedir” dedi.Kornelius ayrıca, İsrail’in güvenliğinin Alman hükümeti için “üstün öneme” sahip olduğunu söyledi. Bu nedenle kısa vadede Filistin devletini tanıma gibi bir planlarının olmadığını vurguladı.Hükümetin öncelikleri arasında Gazze’de ateşkes sağlanması, Hamas’ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması ve Hamas’ın silahsızlandırılması yer alıyor.

Kornelius, İsrail’e de çağrıda bulunarak, Gazze’deki “felaket boyutundaki insani durumun” acilen ve ciddi biçimde iyileştirilmesi gerektiğini söyledi.“İsrail, Batı Şeria’nın ilhakına yönelik hiçbir adım atmamalı” diyen Kornelius, kalıcı barış için Gazze’ye siyasi bir perspektifin sunulması gerektiğini ifade etti. Kornelius, Almanya’nın Filistin devlet yapısının oluşturulmasına yönelik yardımlarına devam edeceğini açıkladı.Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da Almanya’nın Gazze savaşının derhal durdurulması çağrısı yapan 28 ülkenin ortak bildirisini imzalamamasını savundu. “Kimse bizden İsrail’i yüzüstü bırakmamızı bekleyemez” diyen Wadephul, Hamas’ın hem rehineleri hem de Gazze halkını koz olarak kullandığını, bu oyunun boşa çıkması gerektiğini ifade etti.Almanya’nın Arap ülkeleri arasında da saygı gördüğünü belirten Wadephul, “Birçok Arap meslektaşım Almanya’nın İsrail üzerinde etkisi olduğunu düşünüyor ve bu nedenle bizimle görüşüyor” dedi.

Almanya’daki özellikle Sosyal Demokrat Parti kanadından bazı siyasetçiler, İsrail’e yönelik silah ihracatının durdurulması ve AB ile İsrail arasındaki ortaklık anlaşmasının askıya alınması yönünde taleplerini dile getirmişti.

Kaynak: ANKA



Gazze’ye hava yoluyla ilk ortak yardım: Ürdün ve BAE’den 25 tonluk gıda ve tıbbi destek

Gazze’de derinleşen insani kriz karşısında Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), aylar sonra ilk kez hava yoluyla yardım ulaştırdı. İngiltere’nin de dahil olduğu uluslararası iş birliğiyle yürütülen operasyon, İsrail’in hava yardımına kısıtlı onay verdiği bir dönemde gerçekleşti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Ürdün devlet televizyonunun aktardığı habere göre, Ürdün ve BAE, aylardır ilk kez Gazze Şeridi’ne 25 tonluk yardımı paraşütle ulaştırdı. Haberde, yardım operasyonunun Ürdünlü resmi bir kaynağa dayandırıldığı belirtildi. Yetkili, hava yoluyla yapılan bu yardımların kara yoluyla teslimatın yerini tutmadığını vurguladı.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, milletvekillerinin üçte birinden fazlasının hükümeti “Filistin devletini tanımaya çağıran bir mektubu imzalamasının ardından, İngiltere’nin Gazze’ye hava yoluyla yardım ulaştırılması planları kapsamında Ürdün ile birlikte çalıştığını” açıkladı. Bu kapsamda, İngiliz ordusuna bağlı küçük bir askeri planlama ve lojistik ekibi, Ürdün’ün Gazze’ye yardım ulaştırmasına destek olmak üzere görevlendirildi.

İsrail ise 25 Temmuz Cuma günü yaptığı açıklamada, artan uluslararası insani baskıların ardından önümüzdeki günlerde yabancı ülkelerin hava yoluyla yardım ulaştırmasına izin vereceğini duyurdu.

Ancak BM ve yardım kuruluşları, hava yoluyla yapılan yardımların Gazze’ye yeterli miktarda yardım ulaştıramayacağını ve düşen yardım kasalarının sahada yaralanmalara ve kargaşaya yol açabileceğini sürekli olarak vurguluyor.

DGP: “Gazze'deki Nüfusun üçte biri günlerdir yemek yiyemiyor”

DGP, bugün resmi sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “İsrail'in insani molalar uygulamaya hazır olduğu ve Birleşmiş Milletler’in (BM) Gazze'deki halka acil gıda ve diğer yardım malzemeleri ulaştıran konvoylarının güvenli bir şekilde hareket etmesini kolaylaştırmak için belirlenmiş insani koridorların oluşturulacağı haberinden” duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

DGP’nin, “bölgeye ulaştırdığı veya ulaştırılmak üzere olan gıda miktarı, 2,1 milyonluk nüfusun yaklaşık üç ay boyunca beslenmesine yetecek kadar” olduğu söylenirken; paylaşımda ayrıca şu ifadelere de yer verildi:

“Çalışma koşullarını iyileştirmeye yönelik bu yeni taahhütler, İsrail'in insani yardım kolaylaştırma çalışmalarını güçlendirme konusundaki önceki güvencelerine ek olarak geliyor. Bu güvenceler arasında, daha hızlı geçiş ve onaylarla daha fazla kamyonun Gazze'ye girmesine izin verilmesi, Gazze içinde alternatif yol ve güzergahların kullanılması, konvoyların yakınında silahlı kuvvet veya silahlı çatışma olmayacağına dair güvence verilmesi ve insani yardım kuruluşlarının yardım dağıtımlarını koordine etmek için ihtiyaç duydukları iletişim ekipmanlarını ithal edip kullanabilmeleri yer alıyor. Bu önlemlerin bir araya gelmesiyle, acilen ihtiyaç duyulan gıda yardımının aç insanlara daha fazla gecikme olmadan ulaşmasını sağlayacağını umuyoruz.

DGP ekipleri, geçen hafta Gazze'ye 350 tır dolusu gıda yardımını, sivilleri ve yardım çalışanlarını büyük riske atan son derece zorlu koşullar altında ulaştırdı. Bu sayı, WFP'nin göndermek için izin istediği konvoy sayısının sadece yarısından biraz fazlasına denk geliyor. 21 Mayıs'ta sınır kapılarının yeniden açılmasından bu yana, WFP Gazze'ye 22 bin ton gıda yardımı ulaştırdı. 2,1 milyonluk nüfusun tamamının ihtiyaçlarını karşılamak için aylık 62 bin tondan fazla gıda yardımına ihtiyaç duyuluyor.

Gazze'deki çoğu insan için gıda yardımı, beslenmenin tek gerçek yolu. Nüfusun üçte biri günlerdir yemek yiyemiyor. Yaklaşık 470 bin kişi kıtlık benzeri koşullarla mücadele ediyor. 90 bin kadın ve çocuk acil beslenme tedavisine ihtiyaç duyuyor. İnsani yardım eksikliği nedeniyle insanlar ölüyor. Mutabık kalınan bir ateşkes, Gazze Şeridi'nin neresinde olurlarsa olsunlar, Gazze'deki tüm sivil halka kritik gıda malzemelerinin tutarlı, öngörülebilir, düzenli ve güvenli bir şekilde ulaştırılmasının tek yoludur”

Kaynak: ANKA



Papa 14’üncü Leo: Gazze'deki vahim insani durumu büyük bir endişeyle takip ediyorum

Katoliklerin ruhani lideri Papa 14’üncü Leo, İsrail’in ablukası altındaki Gazze’deki insani durumu ‘vahim’ olarak nitelendirerek, büyük bir endişeyle takip ettiğini söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa 14’üncü Leo, sosyal medya hesabından uluslararası gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu. Papa 14’üncü Leo, “Kalbim, dünya genelinde çatışma ve şiddet nedeniyle acı çeken herkesle birliktedir. Özellikle Tayland ve Kamboçya sınırında yaşanan çatışmalardan etkilenenlere, özellikle de yerinden edilmiş çocuklar ve aileler için dua ediyorum” ifadelerini kullandı. Papa 14’üncü Leo, Suriye'nin güneyindeki şiddet olaylarında hayatını kaybedenler için dua ettiğini de kaydetti. 

Gazze'deki duruma değinen Papa 14’üncü Leo, “Sivil halkın büyük açlık çektiği, şiddet ve ölüme maruz kaldığı Gazze'deki vahim insani durumu büyük bir endişeyle takip ediyorum. Ateşkes, rehinelerin serbest bırakılması ve insani hukuka tam saygı gösterilmesi için içten çağrımı yineliyorum” dedi. 

Papa 14’üncü Leo, “Her insan, Tanrı tarafından bahşedilen doğuştan gelen bir onura sahiptir. Çatışmalarda yer alan tüm tarafları, bu onuru tanımaya ve onu ihlal eden her türlü eylemi sona erdirmeye çağırıyorum. Tüm halklar için barış dolu bir gelecek güvence altına almak amacıyla müzakereler yapılmasını ve bu barışı riske atabilecek her şeyin reddedilmesini talep ediyorum” ifadelerini kullandı.



İran'ın Buşehr eyaletinde aşırı sıcaklar nedeniyle devlet daireleri 2 gün tatil edildi

İran’ın güneyinde Basra Körfezi kıyısındaki Buşehr eyaletinde hava sıcaklıklarının 50 dereceyi aşacağı uyarısının ardından kamu kurumları 29-30 Temmuz günlerinde tatil edildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Tesnim Haber Ajansı'na göre, Buşehr Vali Yardımcısı Ferdin İslamirad konuya ilişkin bilgi verdi. İslamirad, "Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün tahminlerine göre bu hafta bazı bölgelerde hava sıcaklığı 50 dereceyi aşacak." dedi.

İranlı yetkili, enerji tüketimini yönetmek ve çalışanların sağlığını korumak amacıyla alınan karar doğrultusunda, tüm kamu kurumlarının 29-30 Temmuz günleri kapalı olacağını kaydetti.

Bugünlerde aşırı sıcakların hüküm sürdüğü ülkede, aralarında başkent Tahran ve Buşehr'in de bulunduğu 14 eyalette yüksek enerji tüketiminin önüne geçilmesi amacıyla 23 Temmuz'da kamu kurumları tatil edilmişti.

İran'da havaların ısınmasıyla birlikte enerji tasarrufu uygulamaları yaygınlaşmış durumda.

Sıcak havalarda klimaların devreye girmesine bağlı olarak enerji talebinin zirveye ulaştığı bu günlerde kaynakların tasarruflu kullanılması için yetkililer sık sık halka çağrı yapıyor.

Tahran'da aşırı enerji tüketiminin önüne geçebilmek için son günlerde farklı bölgelerde sırayla günlük 2 saat elektrik kesintisi uygulanıyor.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page