top of page

27-2

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 27 Haz 2025
  • 23 dakikada okunur

Pîri Reis ve bikini

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Ortalık sağlam kızışıyor. Savaş tamtamları kreşendo çalıyor. Savaş bölgesel bir konu olarak görülürken İran’a da sıçramasıyla bütün dünyayı ilgilendiren, ürküten bir hal alıveriyor. Rutin haber olmaktan çıkıp tekrar manşetlere yükseliyor. Üstelik artık ağıza alınması dahi sakıncalı görülen, Trump tabiriyle “N” kelimesi, “nükleer”, her gün daha sık kullanılır hale geliyor. Masallar bitip acı gerçeklere geçiliyor. Kırmızı Başlıklı Kız ve hain kurt artık nükleer başlıklı füzeler ve hain kurt kılığındaki siyasetçilerin hikayesine dönüşüyor. Arada ilan edilen ve edilecek ateşkeslerin hep “bir dahaki çamaşıra kadar” sürebileceği belli. Bu konuda binlerce yorum, analiz, tahmin uçuşurken biz olan bitene başka perspektiflerden bakmaya çalışalım.

Hürmüz Boğazı 33 ila 95 kilometre genişliğinde, 117 kilometre uzunluğunda bir körfezin kapısı. Bu kapının bizim tarihimizde de önemi büyük. Hürmüz Jüpiter’in Perslerdeki adı ve yılın ilk ayı da o adla anılıyor. Boğazın girişindeki adı da tarihi öneme sahip. Vasco da Gama Ümit Burnu’nu dönüp Hindistan’a varınca İpek Yolu güzergahı bir anda değişmiş. Ama eskinin İpek Yolu’nun anahtarı bu boğaz. Girişteki aynı adlı ada 16’ncı yüzyılda Portekizli Alvaro de Noronha komutasında. Dünyayı yaptığı akıl ötesi haritalarla şaşırtan ünlü Piri Reis’ten bu adayı ve kaleyi alması isteniyor. Fakat ordunun erken yağmalamaya kalkışmasıyla başarılı olunamıyor. Bu başarısızlık karşısında, o güne kadar yaptıkları hiçe sayılarak Piri Reis’in kellesi alınıyor, Kanuni’ye gönderiliyor. Bugün petrolün %30, LNG’nin %20 yani Çin, Hindistan ve Güney Kore’nin ihtiyacının büyük bölümü buradan sevk ediliyor. Kapanması sadece bu ülkeleri değil bütün dünyayı etkileyecek.

“Malaise”

Ukrayna’daki savaş 1853 Kırım Savaşı’ndan beri süregelen sorunların henüz çözülemediğinin göstergesi. Ortadoğu’da başlayan savaş ise bir nevi dejavu. 6 Ekim 1973 Yom Kippur Savaşı’ndan tam 50 yıl sonra 7 Ekim’de başladı. O zamanlar bu savaş kapsamı pek dar görülse de bütün dünyayı temelden etkiledi. OPEC kuruldu ve oyunun kuralları tamamen değişti. Petrol üreten Arap ülkeleri, İsrail’i destekleyen ülkelere ambargo uyguladı, fiyatlar dörde katlandı. Enflasyon patladı, ABD savaştan sonra ilk defa iki haneli enflasyon gördü. İşsizlik patladı. Enerji tasarrufu her seviyede zorunluluk haline geldi. Batı’nın enerji bağımlılığı ortaya çıktı. Ortadoğu ülkeleri bir anda zenginleşti. Bugün bütün dünyada en büyük şirketleri, emlak projelerini alan ya da ortak olan Arap ülkelerinin gücü o dönemden geliyor. Türkiye’de de bu kriz, yağ, benzin, sigara akla ne gelirse uzun kuyruğa girmeden alınamaz hale getirmişti. Kıbrıs ile beraber tam 40 yıl sürecek çok yüksek enflasyon dönemini başlatmıştı. 79’da İran’da rejim değişti, Batı’nın önemli bir petrol tedarikçisini devre dışı bıraktı, İran-Irak savaşı petrol fiyatlarına tüy dikti. 1945’ten 1973’e kadar ortalama 4-5 büyüyen toplam dünya ekonomisi 1-2 ile yetinmek durumunda kaldı. Amerika bıkkınlık (malaise) dönemine girdi. Petrol türevi PVC’den üretilen plaklar bile etkilenince dünyanın müzik anlayışı bile değişti. Artan fiyatlarla iyice incelmek zorunda kalan plaklar artık bas sesleri veremiyordu ve kalite inanılmaz düşmüştü. Buna çözüm olarak kasetler görüldü. Müzikte çok yüksek kaliteye erişip geniş kitlelerden kopan Rock yerine, fabrika üretim hatlarının ritmi olan 120 küsur pbs disko müziği hayata sokuluverdi. Ama disko türünün hedonistik ve kaçışcı yapısı uzun süre benimsenmeyince daha umutsuz, öfkeli türler öne çıktı. “No Future” yani geleceksizlik sloganı öne çıktı. Punk, Metal yükseldi. Sinemada “Amerikan Rüyası” çöküşü öne çıktı. Distopik gelecek kaygıları yaygınlaştı. Moda da sadeleşti ya da punk esintilerine kapıldı. Güvensizlik, umutsuzluk ve savaş korkusu, Sovyetlerin Afganistan’a girmesiyle tavan yaptı. Kısacası OPEC krizine yol açan Yom Kippur Savaşı dünyayı sadece ekonomik alanda değil her alanda dönüştürdü.

Nük…

Büyük savaş biter bitmez ABD nükleer denemelere hemen başlar. Bu arada 1946’da Paris Moda Fuarı’nda devrim niteliğinde deniz giysileri tanıtılır. Sadece iki parçalı olan bu mayolara tasarımcısı Louis Reard “Bikini” adını vermiştir. Başlarda çok karşı çıkılsa da Brigitte Bardot gibi dönem yıldızları giyince hızla benimsenmiş. Çünkü bikini adı iki parçayı çağrıştırmaktan çok, Hiroşima’ya atılandan kat be kat büyük bombaların denendiği Bikini atölünden alır. Bikini Mikronezya dilinde pikkini yani “hindistan cevizi düzlüğü” anlamındadır. Bikini, denizlerin bombalar için değil insanlar ve özgürlükleri için olduğunu vurgular. Talihsiz bir tesadüf ise aynı fuarda yine iki parçalı bir mayo tasarlayıp, onu dünyanın en küçük deniz giysisi olarak sunan Jacques Heim tarafından yaşanır. O zaman maddenin bilinen en küçük parçasının adını marka yapmıştır: Atom!

2. Dünya Savaşı sonrası soğuk savaşın her an ısınacağını düşündüren Küba ve Vietnam savaşları, özellikle savaş döneminde doğmuş insanları hayli kaygılandırdı. John Lennon ünlü Times Square’e “savaş bitti- eğer istersen” billboardları astırdı ve ünlü yatak odası basın toplantısını yaptı. Ama savaş korkusu ve karşıtlığı 1958’de Nobel ödüllü Bertrand Russel önderliğinde Aldermaston Nükleer Santrali’ne yapılan büyük yürüyüş ile belirginleşti. Bu savaş karşıtı, çevre dostu hareketi güçlendirmek üzere Gerald Holtom tarafından o ünlü barış amblemi yapıldı. Bir yuvarlağın ortasında çizgi ve onun ortasından iki yana ters V gibi açılan çizgiler. Bu işaretin anahtarı denizcilik dili Semafor alfabesine dayalı. “Nuclear Disarmament” yani Nükleer Silahsızlanmanın baş harflerinin bileşimi. “N” kollar aşağı doğru iki yana açık “D” ise bir kol düz yukarı, diğeri düz aşağı, çevresindeki çember ise dünyayı simgeliyor. Bu işaret her yere yapılan, özellikle Hippie’lerin benimseyip kullandığı evrensel bir barış işareti oldu. Tabii Picasso’nun da başarıyla yorumladığı beyaz güvercin ve zeytin dalı da barışı simgelemeyi sürdürüyor.

Görüldüğü gibi “nükleer” lafının telaffuzu bile korkuları tetiklemeye yetiyor. 50 yıl önce meydana gelmiş birkaç günlük bölgesel bir savaş bile dünyanın gidişatını hatta kaderini temelden etkilemiş. Bugün de Ukrayna, Orta Doğu, İran üzerinden ortam ısınıyor. Bunun ne kadar geniş kapsamda dünyayı ve yaşamı sadece ekonomik, siyasi değil kültürel olarak da hangi sürede, nasıl etkileyeceğini öngörmek oldukça zor.Bu kadarla kalırsa tabii. 


Haaretz’in Orta Doğu analisti Zvi Bar’el: Orta Doğu’da oyun artık süpergüçler arasında değil

“İsrail’in vicdanı” olarak bilinen Haaretz’in en etkili yazarlarından Zvi Bar’el, ateşkesin ardından Oksijen gazetesine yaptığı değerlendirmelerde Orta Doğu’daki değişim sürecinin 7 Ekim 2023’te başladığını ve artık yeni bir denge oluşmaya başladığını söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail’in en önemli gazetelerinden Haaretz’in Orta Doğu analisti ve yayın kurulu üyesi Zvi Bar’el, Orta Doğu’da artık politikayı süpergüçlerin değil, yerel kuvvetlerin dikte ettiğini söyledi. İsrail ve İran’ın vardığı ateşkesin ardından Oksijen’e konuşan Bar’el, ABD’nin Orta Doğu’da attığı adımlarda İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin belirleyici olduğunu vurguladı.

Trump’ın adını “12 gün savaşı” koyduğu bu savaş Orta Doğu’yu nasıl değiştirdi?

Orta Doğu uzun süredir bir değişim sürecinde ve bu durum İsrail-İran savaşıyla zirve yaptı. Bütün bu sürecin neredeyse 2 yıl önce, 7 Ekim’de başladığını söyleyebiliriz. Zincir patlamalar Gazze’de başladı, Lübnan’a sıçradı, sonra Yemen’de ardından da Suriye’de patlamalar yaşandı. Şimdi ise İran. Tek soru nasıl değiştiği değil, 5 yıl hatta 10 yıl içinde neler olacağı. Rusya’nın bölgedeki rolü yok oluyor, hatta belki de şimdiden yok oldu. Ve bölge ABD ile ilişkilerinde de yeni bir safhaya giriyor. Bölgedeki en büyük değişimlerden biri oyunun artık ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçler arasında oynanmıyor olması. Gelişmeler artık öyle ya da böyle yerel oyunculara bağlı. Bir tarafta İsrail’in yaptıklarını görüyoruz. Gazze’de olsun, İran’da olsun, İsrail gelişmelerin büyük bölümünü yerel savaşlarla dikte etti. İsrail ve Gazze arasındaki savaş yerel bir savaştı, sonra bölgesel bir savaşa dönüştü. Bu da ABD’yi, daha az oranda Avrupa’yı, daha da az oranda Çin ve Rusya’yı içine sürükledi. Yani geçmişte süpergüçlerin dikte ettiği politikaları artık yerel güçlerin dikte ettiğini görüyoruz. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’ın yerel oyuncular olarak artık çok daha büyük bir oyun alanı olduğunu görüyoruz. Trump’ın savaşa girme kararını İsrail etkiledi, ama bu kararda Suudi Arabistan ve BAE de çok büyük rol oynadı. Bu ülkeler Washington’un çok önemli partnerleri ve ABD’ye trilyonlarca dolar yatırım taahhüdünde bulundular. Trump oyunun kurallarını bozmak istemedi. Çünkü bu ülkelere ihtiyacı var. Burada da olayların nasıl gelişeceğinde yerel aktörlerin belirleyici olduğunu gördük. İran’la ateşkes büyük oranda İran, Suudi Arabistan, BAE, Katar ve diğerleri arasındaki ilişki çerçevesi üzerine kuruldu. Bu ülkeler bir bakıma garantörler oldular.

Savaş, Netanyahu’nun siyasi hayatı için bir yaşam öpücüğü oldu mu? Halkın desteğini konsolide etti mi?

Savaş zamanlarında böyle olması alışılmışın dışında değil. “Savaş kahramanı” olarak algılanmaya başlarsanız kimse sizden hesap sormaz veya önceki başarısızlıklarınızı gündeme getirmez. Netanyahu artık İsrail’de ülke için varoluşsal bir tehdit olarak kabul gören İran’la savaşa gitmiş bir kahraman olarak görülüyor. Ve şu anda savaş tam olarak bitmemiş olsa bile zafer ilan edilebilecek durumda. Siyasi olarak güvenli bir durumda. Ancak tüm bu söylediklerimi okurken İsrail poitikasının oldukça dinamik olduğunu göz önünde bulundurmalısınız. İran’daki savaş bitince tekrar Gazze konusu gündeme gelecek ve hükümet bununla ilgilenecek. İran savaşının aksine İsrail, Gazze konusunda tamamen bağımsız. Yani isterse savaşı sonsuza kadar sürdürebilir. İran konusunda ne zaman başlayacağı ve biteceği konusunda belli seviyede ABD’ye bağlıydı. Peki buna İsrail halkı nasıl tepki verecek? Şu anda İsrail, İran savaşından aldığı yaraları sarmakla meşgul. Ve hala hükümetin kamuoyu tepkilerine nasıl karşılık verdiği konusunda eleştiriler var. Yani durumun ateşkesten sonra ne yöne evrildiği belirleyici olacak.

Peki İsrail ne yöne gidiyor, bir stratejisi var mı?

İsrail’in savaştan sonraki gün için bir planı yok. Bu İran’da da, Gazze’de de, Batı Şeria’da da böyle. İsrail statükoyu korumanın ustasıdır. Bu savaş statükosu olsun, barış statükosu olsun fark etmez. Ordu bir bakıma Gazze’de ne olacağını dikte ediyor, tıpkı İran’daki savaşın nasıl sonuçlanacağı gibi. Sorun şu ki, ne İran’da ne de Gazze’de, ordunun yerini alıp, ertesi gün için analiz ve planlama yapmaya hazır bir siyasi güç yok.

Sizce ateşkesin ardından Netanyahu bundan vazgeçecek mi?

Netanyahu hala İran’da rejimi değiştirmek istiyor, ama ABD onu sınırlıyor. Bölgesel güçler de onu sınırlıyor. Bu alanda siyasi gücü ondan fazla olan birçok kuvvet tarafından kısıtlanmış halde.İran’da rejim değişikliği, İran’ın nükleer programına karşı başlatılan savaşa iliştirilmiş bir illüzyon, bir hayaldi. İsrail toplumu böyle bir değişikliğin olası olmadığını biliyordu.

Arap ülkeleri ve İsrail arasında bir normalleşme bekliyor musunuz?

Şimdiden bunu söylemek zor, çünkü Arap ülkelerinin bazı çekinceleri var. Örneği Suudi Arabistan, Filistin sorununun çözülmesini talep ediyor. Suriye ile tam ilişki kurulacağını şu anda söylemek zor. Suriye lideri Şara, İsrail ile herhangi bir çatışma istemediğini söylüyor ama bu iki ülke arasında barış anlaşması imzalanacağı anlamına gelmiyor. Lübnan’ın barış anlaşmasına hazır olduğunu söyleyemem. İran meselesinin Arap ülkeleriyle ilişkileri nasıl etkileyeceğini görmemiz gerekiyor. Arap ülkeleri İran ile olan çatışmaya mesafeli durdular. Savaşa katılmadılar. İran’ın Katar’daki ABD üssüne fırlattığı birkaç füze dışında Tahran’ın saldırısına uğramadılar. İran, saldırının Katar’a yönelik olmadığını özellikle vurguladı. Bu nedenle bekleyip görmek zorundayız. İsrail’in bakış açısından, şu anda diğer Arap ülkeleriyle normalleşme konusu ana mesele değil. Ana mesele şu anda Gazze’deki savaş ve İran’la savaşın ardından ortaya çıkacak durum. Barış anlaşmaları şu anda gündemde değil.

 

Peki İran’da ne olacak? Direniş ekseninin gerçekten sonu geldi mi?

Direniş eksenini harekete geçiren anı konu olan Filistin konusu gündemde kalmaya devam edecek. Ancak Hizbullah, Husiler ve Irak’taki milisler için bir askeri operasyon olasılığı olmayacaktır. İran’ın vekilleri aracılığıyla yerel savaşlara yeniden gireceğini düşünmüyorum. Çünkü Tahran şu anda statüsünü ve ekonomisini yeniden yapılandırmak, rejimin hayatta kalmasını sağlamak ve İran’daki iç güçlerin veya muhalif güçlerin sakin kalmasını ve rejime karşı hiçbir şey yapmamasını sağlamak gibi önemli konularla ilgilenecek. Önümüzdeki haftalarda hatta aylarda gündemi bu olacak. Umarım ayrıca ABD ile müzakere masasına gelirler. Çünkü savaş pratikte bitse de savaşın kazanımları belirleyecek bir anlaşma olmadan tamamlanmış sayılmaz. Bu birincisi. İkincisi ise, geleneksel olarak faaliyet gösterdiği Lübnan, Irak ve Suriye’deki nüfuzunu yeniden tesis etmek. Bu şu anda olası gözükmüyor.İran’ın şimdi Körfez ülkeleri ve Mısır’la ilişkilerini geliştirmeye odaklanacağını düşünüyorum. Yani direniş ekseni isim olarak kalacaktır, ama pratikte hiçbir gerçek değeri yok.

ABD, İsrail’e İran’ı vurarak yardım etti. Bunun karşılığında bölgeye istikrar getirmek için Netanyahu’yu Gazze’deki savaşı bitirmeye zorlayabilir mi?

Bu iki ayrı soru. Yapabilir mi? Evet. Yapar mı? Bu bambaşka bir konu. Gazze sorusu İsrail siyasetinin, ideolojisinin, sol ve sağ görüş çatışmalarının merkezindedir. Uluslararası bir meseleden çok siyasi bir meseledir. İran konusunun kapanmak üzere olduğunu ve Hizbullah’ın sessiz kaldığını düşünürsek Gazze konusu ABD çıkarlarını tehdit etmiyor. Suudiler, Gazze sebebiyle ABD’ye yatırımları durdurmayacak. İsrail’le ilişkileri normalleştirmemesi de ABD’yi etkilemeyecek. Yani İran’la savaşın Gazze’yi etkileyeceğini düşünmüyorum. Bu ancak Trump İsrail’e telefon açıp, “Gazze’deki savaşı senin iyiliğin için bitirme kararı aldım. Şimdi ne yapacağımıza odaklanalım” derse olur. 


Rusya ortaklarını yarı yolda bıraktı

Wall Street Journal’dan Thomas Grove ve Bojan Pancevski, İran’a boş vaatten başka bir şey vermeyen Rusya’nın diğer stratejik ortaklarını da yarıda bıraktığını yazdı: Ermenistan’a ve Suriye’ye de destek olmadı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Bu yılın başında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de İranlı mevkidaşıyla bir araya gelerek son on yıldır ABD önderliğindeki dünya düzenini altüst etmeye çalışan iki ülke arasında filizlenen ittifakı pekiştirmek üzere yeni bir stratejik ortaklık anlaşması imzalamıştı.

Oysa bir haftadan fazla süren İsrail ve ABD hava saldırılarının ardından, bu ortaklık Tahran’a pek fayda sağlamıyor.

Putin, geçen pazartesi günü İran’ın üst düzey diplomatı Abbas Arakçi ile bir araya geldiğinde, Kremlin lideri ABD saldırılarına sert bir değerlendirme yaptı. Saldırıları haksız ve provokasyona dayalı olarak nitelendiren Putin, Rusya’nın İran halkına yardım etmek istediğini söyledi. Ancak Kremlin lideri, görüşmeler öncesinde yaptığı kamuoyuna açık açıklamalarda askeri destekten hiç bahsetmedi. Bunun yerine çatışmadan çıkış yolunu tartışmayı önerdi. Putin, “Bu bize... bu durumdan nasıl çıkabileceğimizi birlikte düşünme şansı veriyor” demekle yetindi.

Destek lafta kaldı

İsrail’in saldırıları İran’ın nükleer programını, füzelerini ve üst düzey askeri yetkililerini hedef aldı. ABD de hafta sonu en güçlü sığınak yıkıcı bombalarını kullanarak saldırılara katıldı. İran ise Rusya ve Çin dahil en güçlü destekçilerinden retorik destekten öteye geçemedi.

Moskova ile Tahran arasındaki ortaklık, Batı’nın Avrupa ve Orta Doğu’daki çıkarları açısından hep bir diken oldu. İki ülke, Suriye’de Beşar Esad’ı iktidarda tutmak için neredeyse on yıl boyunca işbirliği yaptı. Moskova, Ukrayna’nın işgalinin ilk aşamalarında başarısız olduktan sonra, İran Rusya’nın savaş çabalarını mühimmat, top mermileri ve binlerce insansız hava aracıyla destekledi.

Putin, geçen pazartesi Moskova’da İran’ın büyükelçisiyle yaptığı görüşmede, ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılarını kınadı ve Rusya’nın İran halkına yardım etmek için adımlar attığını söyledi.“İstihbarat paylaşırız” demişlerdi

Ancak Moskova’nın karşılık vermesi olası görünmüyor. Analistler, İran’ın son yılların en büyük varoluşsal tehdidiyle karşı karşıya olduğu ve hatta ABD Başkanı Trump’ın rejim değişikliği çağrısı yaptığı bir ortamda, Rusya’nın askeri yardımda bulunmasının mümkün olmadığını belirtiyor. İki ülke arasında imzalanan stratejik ortaklık anlaşması karşılıklı savunma paktını içermese de istihbarat paylaşımını güçlendirmiş ve ülkelerin çatışmalarda birbirlerinin düşmanlarına yardım etmesini yasaklamıştı.

Katar Üniversitesi’nde Rus-İran ilişkileri uzmanı ve profesör olan Nikolay Kozhanov “İran, ABD’ye misilleme olarak Rusya’dan destek isteyebilir ancak Moskova bunu asla kabul etmez” dedi.

Putin, Trump’ı kızdırmak istemiyor

Bu hamle, Kremlin’in Ukrayna’da bataklığa saplanmış ve Batı’nın yaptırımlarına karşı savunmasız durumda olması nedeniyle, Putin’in en güçlü ortaklıklarının bile çıkar ilişkisine dayalı olduğunu vurguluyor. Putin İran ve Rusya için kötü sonuçlanabilecek bir şiddet tırmanışını önlemek istiyor. Ayrıca, İsrail ile aralıklı ilişkilerini ve Kremlin’in Ukrayna ile somut barış görüşmelerine girme konusundaki direnişine rağmen Rusya’ya yaptırım uygulamaktan kaçınan Trump ile bağlarını korumak istiyor.

Bu, daha önce Ruslardan hayal kırıklığına uğramış İran’ı tatmin etmeyecek ve şaşırtmayacaktır.

Jet vermediler

7 Ekim 2023’te Hamas’ın önderliğindeki saldırıda 1200’den fazla İsrailli hayatını kaybettikten bir ay sonra, İran hükümeti Moskova’nın Sukhoi Su-35 jet avcı uçakları, Mi-28 saldırı helikopterleri, S-400 hava savunma sistemleri ve Yak-130 eğitim jetleri tedarik etmesini öngören bir anlaşmayı tamamladığını açıklamıştı. Ancak teslim edilen tek şey eğitim jetleri oldu. İran ve Rusya üzerine bir kitabı da bulunan Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan araştırmacı ve yazar olan Nicole Grajewski, üretim sorunları ve diğer Körfez ülkelerinin diplomatik baskısı nedeniyle Rusya’nın daha hassas ve güçlü teknolojilerin teslimatını askıya aldığını söyledi.

Nükleere de destek yok

İsrail’in saldırıları geçen yıl Ruslar tarafından sağlanan İran’ın en iyi hava savunma sistemlerinden bazılarını imha etti. Takip eden aylarda Rusya, bunları değiştiremedi ya da değiştirmek istemedi. Görüşmelerden bilgi sahibi bir kişiye göre, pazartesi günü Arakçi, Putin’den yeni hava savunma sistemleri ve nükleer enerji ağının yeniden kurulması için yardım istedi.

Geçen hafta, gazetecilerin İran’a İsrail’in saldırılarına karşı yardım etmek için neden silah sağlamadığını sorduklarında Putin, İran’ın Rus silahlarına olan ilgisinin azaldığını ve İran’ın yeni bir talepte bulunmadığını söyledi. Putin “Konuşacak bir şey yok” dedi.

Ermenistan’a da yardım etmedi

İran, ihtiyaç duyduğu bir anda Moskova’nın soğuk tavrına maruz kalan Rusya ortaklarının en sonuncusu oldu. Rusya ile karşılıklı savunma anlaşması olan Ermenistan, 2020 ve 2023 yıllarında Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde Bakü’nün askerleri tarafından ordusu yok edilirken Moskova’dan hiçbir yardım almadı. Bu hezimet, Ermenistan’ın Moskova ile ittifakından ABD ile ortaklığa doğru temel dönüşümünü hızlandırdı.Benzer şekilde, geçen yıl Suriye’de Esad devrildiğinde Putin, eski diktatör ve ailesine sadece sığınma hakkı verdi.

NATO liderliğinin eski üst düzey danışmanı Fabrice Pothier “Rusya, diktatörlerin sandığı kadar iyi bir dost değil: Putin, otokratik dostları ona ihtiyaç duyduğunda sıklıkla onlara sırtını dönüyor” dedi.

Arabuluculuk teklifini ABD reddetti

Putin, İran’a yardım etmek yerine, kendini çatışmada potansiyel bir arabulucu olarak konumlandırmaya çalıştı. Trump geçen hafta bu olasılığı reddetti ve Putin’in önce Ukrayna’daki savaşta arabuluculuk konusuna odaklanması gerektiğini söyledi.

İsrail-İran savaşı, bazı açılardan Moskova için faydalı olabilir. Örneğin petrol fiyatlarını artırabilir ve dikkatleri Ukrayna’nın işgalinden uzaklaştırabilir.

İran, aslında bu çatışmadan daha izole ve Rusya ile Çin’e daha bağımlı bir şekilde çıkabilir ve bu durum bu iki ülke tarafından kendi çıkarlarına kullanılabilir.

Stockholm Ekonomi Okulu’nda araştırmacı olan İsveçli-İranlı Tino Sanandaji’ye göre “İran’da yaygın bir şikayet şu yönde: Çin ve Rusya gerçek dostlar değil. İran’ın izolasyonunu ucuz doğal kaynaklar elde etmek için kullanıyorlar, bir yandan da İran’a ikinci sınıf askeri teçhizatı şişirilmiş fiyatlarla satıyor, hatta bazen söz verilen teçhizatı dahi hiç teslim etmiyorlar.

Rusya’nın müttefik olarak güvenilirliğinin tehlikeye girebileceği konusunda uyarıda bulunanlar da var.Siyaset bilimci Andrey Kortunov “Rusya’nın beş ay önce stratejik ortaklık anlaşması imzaladığı bir ülkeye İsrail’in kitlesel saldırısını engelleyemediği gerçeği ortada” diye yazdı. “Moskova’nın, siyasi açıklamaların ötesine geçmeye hazır olmadığı açık.” 



Mucize beton İran’ın tesisini korudu mu?

Trump, İran’ın nükleer tesislerinin etkisiz hale geldiğine inanmayana “Yalancı” diyor. Fakat İran, tesislerde uzmanı olduğu mucize betondan kullandıysa B-2 saldırılarını çok düşük hasarla atlatmış olabilir

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump önce ABD bombardımanıyla İran’ın nükleer tesisleninin yok edildiğini, savaşın da sona erdiğini ilan etti, ardından aksi yöndeki olasılıkları dile getiren CNN International ve The New York Times gibi yayın organlarını “yalancılıkla” suçladı. Oysa iddiaların birinci kaynağı, basına sızan bir Pentagon istihbarat raporuydu ki FBI bu sızıntıyla ilgili soruşturma başlatmakta da hiç gecikmedi.

İran saldırısıyla böbürlenen Amerikan başkanının iddiasının ne kadar gerçekçi olduğuna döneceğiz. Ancak bazı teknik gerçekler, İran’ın yerin 120 metre altında yer alan, betonla tahkim edilmiş Fordo tesisinin B-2 uçaklarından atılan delici bombalardan çok da etkilenmemiş olabileceğine işaret ediyor.

Amerika’nın köklü bilim dergilerinden Popular Mechanics’e konuşan bilim insanlarına göre bunun nedeni, şimdiye kadar beton ve bombalar arasındaki sessiz silahlanma yarışında genellikle betonun galip gelmesi. İran tesisinde özel bir beton türü kullanıldıysa sonuç yine değişmemiş olabilir.

Mucize bomba nedir?

Ultra Yüksek Performanslı Beton (UHPC) adlı yeni teknolojinin lideri İran. Daha 2000’lerin sonunda bu “mucize betonu” sığınaklarda kullandıklarına dair bilgiler yayılmıştı.

Popular Mechanics’e konuşan İngiltere’deki Portsmouth Üniversitesi’nden Dr. Stephanie Barnett, sivil binaları terörist saldırılardan korumak için daha güçlü beton geliştirme çalışmalarına katılıyor ve İran ile ultra dayanıklı betonundan haberdar. Hatta kimi zaman askerlerden “Bu malzemeyi patlamaya ve darbeye daha dayanıklı hale getirirseniz, onu nasıl aşacağımızı düşünmemiz gerekir” diye tepki aldıklarını söylüyor.UHPC olarak bilinen beton türünün ortaya çıkmasından önce bombaların inç başına 5 bin pound (PSI) betonu delmesi yeterliydi. Bu da Türkiye’deki inşaat standardı olan C30 betona yakın bir değer. Amerika’ın Fordo’ya attığı GBU-57A/B MOP bombalarının bu tür betonu 60 metreye kadar delebileceği belirtiliyor. En güçlü beton, bunun iki katı dirence ulaşıyordu. Bu da türünün en iyi örneği GBU-57A/B’nin tesirini yaklaşık 30 metreye düşürüyor. Ancak yeni UHPC, 40 bin PSI veya daha fazla basınca dayanabilir.

 

Nasıl yapıyorlar?

Daha yüksek mukavemet, betona çelik veya benzeri malzemeden lifler eklenerek elde ediliyor. Yani bu sefer delinmesi gereken beton değil kompozit bir malzeme. Lifler betonu bir arada tutuyor ve çatlakların yayılmasını önleyerek kırılganlığı ortadan kaldırıyor. Barnett “Beton panelde birkaç büyük çatlak yerine çok sayıda küçük çatlak oluşur. Lifler, betona daha fazla kırılma enerjisi sağlar” diyor.

Kırılma enerjisi, bir malzemeyi parçalamak için gereken enerji miktarı olarak tanımlanıyor. Beton, kırılırken gelen kinetik enerjiyi emiyor, darbenin hızını yavaşlatıyor. Araştırmacılar UHPC için en uygun fiber karışımını bulmak için çok sayıda deney yaptı. Bu malzemenin fazla olması iyi fakat bunun da bir sınırı var. Leeds Üniversitesi’nde beton teknolojisi uzmanı olan Phil Purnell “Sorun, yaklaşık yüzde birden fazla çelik fiber eklendiğinde, fiberlerin birbirine yapışmaya başlaması. Akıllıca olan, betona yüzde birden fazla fiberi nasıl karıştıracağınız” diyor.

Dünyanın çeşitli yerlerinde birçok ekip, fiberleri başarılı bir şekilde karıştırmak için teknikler üzerinde çalışıyor. Bu çalışmaların çoğu ordular tarafından yürütülüyor.

Bu bilgiler ışığında nükleer tesislere yönelik saldırının İran’ın çalışmalarını sadece birkaç ay geciktirdiği iddiası haklı olabilir.

Tabii kendi sosyal medya hesabı Truth Social’da “Yalan haber kanalı CNN, başarısız New York Times ile birlikte tarihteki en başarılı askeri saldırılardan birini etkisiz göstermek için birlik oluşturdu” diyen Trump’a göre değil.

Uzmanlar inanmadı

CNN’e konuşan uzmanlar ise Pentagon’un istihbarat kolu olan Savunma İstihbarat Ajansı tarafından hazırlanan rapordaki bilgilere daha yakın. Kaynaklardan biri, rapordaki endişenin ABD Merkez Komutanlığı tarafından yapılan savaş hasar değerlendirmesine dayandığını söyledi. CNN daha fazla istihbarat elde edildikçe bu sonucun değişebileceğini ancak ilk bulguların Beyaz Saray açıklamalarıyla çeliştiğini bildirdi.Değerlendirmeye yakın iki kaynağa göre, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokları yok edilmedi. Bu kaynaklardan biri, santrifüjlerin büyük ölçüde “zarar görmediğini” ekledi. Başka bir kaynak ise istihbaratın, zenginleştirilmiş uranyumun ABD saldırılarından önce tesislerden çıkarılmış olduğunu değerlendirdiğini söyledi.

Kaynaklara göre, Fordo, Natanz ve İsfahan olmak üzere üç tesise verilen hasar büyük ölçüde yer üstündeki yapılarla sınırlı kaldı. Hasar gören yapılar arasında tesislerin elektrik altyapısı ve uranyumu bomba yapımında kullanılan metale dönüştürmek için kullanılan bazı yer üstü tesisler de bulunuyor. 


Pekin’den Nişantaşı’na Labubu salgını

Küresel fenomene dönen Labubu bebeklerin üreticisi Pop Mart’ın değeri 42 milyar dolara ulaştı. Bebeklerin hem orijinali hem sahtesi Türkiye’de de yok satıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Çin’den çıkan bir çılgınlık Batı dünyasını avucunun içine aldı. Tanesi 20 dolara satılan ancak bazı örnekleri şimdiden müzayedelere düşen dokuz dişli Labubu bebekleri için mağazalarda kuyruklar oluşuyor. Financial Times’a göre oyuncağı almak için mağazalarda birbiriyle “kapışanlar” var. Sahteleri piyasaya düştü bile. David Beckham’dan Dua Lipa ve Rihanna’ya ünlülerin üzerinde, çantalarında görülen bebekler, Türkiye’deki raflarda da yerlerini aldı.

Bebeklerin üreticisi Pekin merkezli Pop Mart'ın piyasa değeri 42 milyar dolara ulaştı. Bu, ABD’li Hasbro ve Mattel'in toplam piyasa değerinin üzerinde. Üstelik şirket yıllarca lisanslı Disney ürünleri satma işindeydi. Bugün kendi oyuncakları ikincil pazarlarda perakende fiyatının üç katına kadar satılıyor. 10 Haziran’da 130 santimlik mavi bir Labubu, bir müzayede 150 bin dolara satıldı.

 

“Kör kutu” içinde satılıyor

Bu başarının arkasında “kör kutu” diye tanımlanan satış taktiklerinin etkisi büyük. Tüketici, kapalı kutularda satılan oyuncağın hangi modelini satın aldığını kutuyu açana dek bilmiyor. Zaten ikinci eldeki fiyat farkı da aslen bundan kaynaklanıyor. Koleksiyondaki eksik model için ya mağazadan daha çok bebek almak gerek ya da ikinci elini bulmak.

Şirketin yöneticilerinden biri 2022'de Financial Times'a, şirketin Lego'yu örnek alarak satışlarının çoğunu ABD ve Avrupa gibi yurtdışı pazarlarda gerçekleştirmek istediğini söylemişti. The Economist de şirketin başarısını, yakın geçmişe kadar kültür çılgınlıklarını Batı’dan alan Çin’in kendi kültürünü ihraç etmesinin bir örneği olarak tanımladı. Geçen yılın sonunda, Çin anakarası dışında, çoğu ABD, Avrupa ve Güneydoğu Asya'da olmak üzere 130 fiziksel mağaza ve 192 Labubu otomat makinesi bulunuyordu. Amazon ve TikTok gibi çevrimiçi platformlar aracılığıyla da satılan Labubu, Pop Mart'ın sattığı bir dizi bebek arasında sadece bir kategori.

Çin’in 21. en zengini oldu

Şirket, 2010 yılında, o zamanlar yirmili yaşlarında olan Wang Ning tarafından Çin'in merkezindeki Henan eyaletinde kuruldu. 2020'de Hong Kong'da halka açılması ve ardından hisse fiyatlarının yükselmesi, Wang'ın servetini 21 milyar doların üzerine çıkardı. Bloomberg'in milyarderler endeksine göre Wang Çin'in en zengin 12. kişisi oldu.

FT’ye konuşan bir uzmana göre Çin’deki Labubu çılgınlığı ülkenin yıllarca sürdürdüğü tek çocuk politikasının ürünü çünkü bugün bebeği alan çocukların çoğunun kardeşi yok ve yalnızlık çekiyorlar.Peki bizdeki çılgınlık ne boyutta? Türkiye’de oyuncak mağazalarındaki Labubu bebekler gelir gelmez tükeniyor. Canavarların fiyatı 1000 liradan başlıyor, 5 bin liraya kadar çıkıyor. Satıcılara göre talep giderek büyüyor.

Eminönü’ndeki Otantikos Concept sahibi Bertu Tokmak, sabah 8.00’den öğlen 13.00’e kadar 125 labubu sattığını anlatıyor: “Bu çılgınlık 20 gündür sürüyor. Stoklar geldiği gibi bitiyor. Karne günü dükkanda izdiham vardı. Tedarikçimiz bazen 15 günde bir, bazen de art arda gümrükten mal getiriyor. Ürünler Güney Kore, Çin, Japonya’dan geliyor. Daha önce bu kadar talep gören bir ürünümüz olmamıştı. Biz de şaşkınız. Üstelik, her yaş grubundan talep var. 10 yaşındaki çocuk da, 35 yaşındaki kadın da sorabiliyor. Bizde tanesi 1000 lira fakat 6’lı kutuda tanesi 650 TL’ye geliyor.”

 

Satmak için de alınıyor

Tokmak’la konuşurken Cansu Bekar adlı müşteri kasaya 10 kutu Labubu bırakıyor. 37 yaşındaki Bekar, alış sebebini şöyle açıklıyor: “Beylikdüzü’nde bir çocuk giyim mağazası ve oyuncakçı işletiyorum. Ben aslında ilk olarak 2 ay önce duydum Labubu adını, fakat son bir haftada çok talep olduğunu fark ettim. Ben de dükkana deneme amaçlı 10-15 Labubu koymaya karar verdim. Satışıma göre gelip tekrar alacağım. Fiyatlar ortalama 1000 TL civarı seyrediyor, buradan tanesini toptan fiyata 650 TL’ye alıp, 1000 TL’ye satmayı düşünüyorum.”

Nurullah Yılmaz da satmak için Labubu almaya gelmiş. Hatta “Üretmeyi düşünüyorum” da diyor.

Sahtesine dikkat

Orijinal Labubu almak isteyenler Pop Mart logosuna, seri ismi bilgisine ve arka kısımda yer alan QR koda dikkat etmeli. Ancak “gözle muayene” de önemli. Piyasada 10 dişli sahte bebekler dahi var.

Nişantaşı’ndaki Hupalupa mağazasının satış müdürü Serbülent Avcı bebeğin adını müşterilerden gelen taleple duyduğunu anlatıyor. “Dört beş gün önce 100’ün üzerinde labubu getirdik, bugüne dek bitti. Fiyatı bizde 2 bin lira. Genellikle 8-15 yaş arası çocuklar talep ediyor. Bu oyuncakları alıp çantalarına asıyor, sosyal medyada paylaşıyorlar. Fakat, ben bu furyanın çok da süreceğini düşünmüyorum. Birkaç aya hatırlayan kalmaz” diyor.

Yine Nişantaşı’ndaki Ohmsole mağaza müdürü Mert Türkeli de geçici bir furyanın içinde olduğumuz konusunda hemfikir. Onların da stokları tükenmiş. Burada fiyatlar 4 bin 500 ile 5 bin 500 lira arasında. Türkeli daha ucuza satılan bebeklerin orijinal olduğunu düşünmüyor. “Pop Mart’ın İngiltere’deki mağazasında bu canavarlar ortalama 30 sterlin yani yaklaşık 1600 TL. Türkiye’ye girişleri bunların minimum 2 bin 500-3 bin lira arasında olur.” 


İran’ı vuran B-2’lerin içi otel odası gibi

ABD’nin İran’ı vurma operasyonu için 37 saat uçan B-2 pilotlarının uzanacak alanlara, tuvalete, buzdolabına ve bir mikrodalga fırına erişimi vardı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD’nin İran’daki Fordo nükleer tesisini vurmak için kullandığı B-2 uçakları, operasyon boyunca 37 saat boyunca havada kaldı. ABD’nin Missouri eyaletinden İran’a uçan ve bombalamadan sonra ABD’ye dönen uçakların içinde pilotlar için tuvalet, mikrodalga fırın ve yiyecek saklamak için ufak bir buzdolabı bulunuyor.

7 B-2 uçağı, geçen hafta Kansas City dışındaki Whiteman Hava Üssü’nden İran’ı vurmak için havalandı. Yetkililer, uçakların havada birkaç kez yakıt ikmali yaptığını belirtti.

New York Post’un aktardığına göre uçakta böyle uzun uçuşlar için buzdolabı ve mikrodalga bulunuyor. Böylece pilotların yiyecek ve içecek tüketerek “zinde” kalabildiği belirtiliyor. B-2’lerin içinde bir tuvalet de var. Uçağın içinde ayrıca bir diğer pilot uçuşu sürdürürken, diğerinin yatabilmesi için de bir alan bulunuyor.

B-2’ler ilk olarak 1997 yılında kullanılmaya başlandı ve her birinin maliyetinin 2 milyar dolar olduğu belirtiliyor. ABD Hava Kuvvetleri’nin filosunda, 2008’de bir tanesi Guam’da kalkışta düştükten sonra 19 tane B-2 bulunuyor.

52 metre kanat açıklığına ve sadece iki pilotluk mürettebata sahip olan B-2, uzun mesafeli uçuşları tamamlamak için otomasyona güveniyor.

 

The Telegraph’ın aktardığına göre İran’daki 3 nükleer tesisin vurulduğu operasyonda kullanılan 7 B-2’nin pilolatları neredeyse hiç iletişim kurmadı ve sırayla uyudu. Fordo’ya saldırı için yapılan 37 saatlik uçuş,11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardından Amerika’nın Afganistan’a düzenlediği ilk saldırıdan bu yana B-2 bombardıman uçaklarının gerçekleştirdiği en uzun görev oldu.

The Atlantic’in yayımladığı 2018 tarihli bir makaleye göre, bu tür uçakların pilotları uzun ve yorucu uçuşlara dayanmak üzere eğitiliyorlar. Geçmişte, mürettebatların uçaklara portatif karyola ve tam donanımlı kamp malzemeleri bile getirdikleri belirtildi. 


Eski Tahran büyükelçileri anlatıyor: Bundan sonra ne olacak?

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, salı günü İran ve İsrail arasında ateşkese varıldığını duyurdu, hatta savaşa isim bile verdi: 12 gün savaşı. ABD Başkanı pembe bir tablo çizse de, bölgede birçok belirsizlik var. İran masaya getirilecek şartları kabul etmezse ne olacak, savaş tekrar alevlenecek mi, Türkiye nasıl etkilendi? Tüm bu sorulara yanıt aramak için Tahran büyükelçisi olarak görev yapmış Bozkurt Aran, Ümit Yardım ve Volkan Vural’la konuştuk

Türkiye ders çıkarmalı

 

Savaşın fiilen bitmesiyle bölgede ne değişecek?

Bu noktadan sonra bazı atışmalar yine yaşanabilir ama sonunda bu süreç dondurulacak ve mevcut haliyle kalacak. ABD ve İsrail zaten hedeflediklerini elde etti. Artık geriye İran’ın “onurlu bir çıkış” tarzıyla masaya oturması gerekiyordu. Çünkü gidişat İran için hiç iyi değildi. Tahran’a da bu “onurlu çıkış” imkanını, birkaç füzeyle karşı yapılan saldırıyla Katar’daki ABD üssüne verdiler.

Trump ilk döneminden beri Orta Doğu’da yeni bir yapılanma vizyonuna sahipti. Bu hemen bir iki yılda olmayacaktır, ama hedeflenen şu: Amerika ve Batı’yla ilişkileri önemseyen ama İsrail’in de içinde yer aldığı, aynı şekilde Körfez ülkelerinin de içinde yer aldığı bir bölgesel ilişki ve işbirliği zemini oluşması. Orta dönemde Suriye’nin bile bu yapı içinde kendine yer bulabileceğine inanıyorum.

Öte yandan sonunda bir Filistin devleti ortaya çıkacaktır. Ama bu devlet oldukça zayıf olacaktır. O da bu mimariye eklemlenebilir.

Tabii İran, bu sürecin sonunda tamamen dışarıda bırakıldı. Hedeflenen zaten buydu. Amaç İran’ı dışarıda tutup yeni bir Orta Doğu oluşturmak.

İran’da ne olacak?

Bir müddet içine kapalı bir İran göreceğimizi düşünüyorum. Yani Suriye’yle Lübnan’la uğraşacak bir gücü kalmadı. Zaman zaman kendini hissettirecektir Orta Doğu’da, ama farklı ülkelere konuşlanmış bir İran kolay kolay göremeyiz kısa vadede.

İran’ın birtakım dersler çıkardığını düşünüyorum. Birincisi, İran artık gücünü kaybetti ve dünyada, bölgede ne kadar yalnız kaldığının farkına vardı. Artık Husi’lerden başka hiçbir aktör İran’ın yanında değil. Bu bir derstir. İkincisi, bütün bu çalışmalarına, faaliyetlerine rağmen İsrail ve Amerika üzerinde müthiş bir hava üstünlüğü kurdu. Yani İran’ın sadece askeri güçle ayakta kalması mümkün değil. Üçüncüsü: Rejim değişikliği kısa vadede mümkün değil ama iç dengeleri tesis edebilecekler mi bilmiyorum. Kendileri de bilmiyordu. Ben İran’ı yönetiyor olsam, ayrılıkçı olmayan muhalefet güçleriyle ilişkileri tanzim etmeye çalışırdım.

İsrail rejim değişikliği çabasından vazgeçer mi?

İran’la İsrail ve Batı arasındaki ideolojik çekişmeler sürecektir. Yakın vadede bir rejim değişikliği olmasa da bu her zaman Batı dünyasının kafasında bir senaryo olarak kalacaktır. Çünkü böyle radikal bir İran’la çok yakın ilişkiler kurabileceklerini düşünmüyorum. Ya Taliban benzeri içine kapanmış, pek çevresiyle ilgilenmeyen bir İran’ı tercih ederler, ya da günün birinde; çok ileriki bir dönemde bu ayrılıkçı hareketler üzerinden bir daha İran’da rejim değişikliğini yoklamaya çalışabilirler.

Türkiye nasıl etkilenecek?

Bence Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin buradan çıkarması gereken dersler var. Türkiye, F-35 gibi pratik sorunlara daha fazla odaklanmalı. Çünkü İsrail teknolojisi, istihbaratı ve propaganda gücünün yanı sıra özellikle F-35’leri kullanarak hava üstünlüğünü sağladı. Türkiye sadece doğuda değil, Ege adalarında olsun, Akdeniz’de olsun hava üstünlüğünü tekrar tesis etmek zorunda. Ayrıca bölge ülkeleri dış aktörler üzerinden bölgeye kalıcı bir barış gelemeyeceğini görmeleri. Bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini kendi ortak akılları ve stratejileriyle nasıl kurabileceklerini düşünmeleri lazım. Eğer bölge ülkeleri bu durumdan bu dersi çıkarmazlar ve sadece kendi ülkeleri temelli böyle marjinal yarar üzerine bir şey kurarlarsa, bugün İran, yarın bir başka bölge ülkesi aynı kaderi paylaşabilir.

İsrail, İran halkını rejimin arkasında konsolide etti

 

Bölgede ne değişecek?

Savaşın bu aşamasında İsrail’in tüm hedeflerine ulaşamadığı söylenebilir. İsrail’in bence temel hedefi kendisine en büyük tehdit olarak gördüğü İran rejimini değiştirmek ve yerine İsrail ile uyumlu olabilecek bir rejimin kurulmasını sağlamaktı. Bu hedefe ulaşamadı. Tam tersine rejim ile sorunu olan İranlıların bile rejim ile dayanışma içine girdiklerini gördü.

Diğer hedef olan İran’ın nükleer kapasitesininin tamamen bertaraf edilip edilmediğini bilmiyoruz.Şimdilik sona eren çatışma her an yeni patlamalara müsait. Küresel bir çatışmaya yol açmayacak düşük yoğunluklu bir çatışma evresine girilmesi muhtemel.Ortaya çıkan bu durumdan İsrail’in daha az mutlu olacağını düşünüyorum. Eğer İran’da bekledikleri rejim değişikliği yolunda gelişmeler olmazsa İsrail’in İran’ı destabilize etme çabalarına devam edeceğini tahmin ediyorum. ABD ise bu aşamada İsrail ile görüş ayrılığında görünüyor. Savaşa yaptığı katkının sınırına gelmiş durumda. Bu hem Trump’ın kendi politikasına hem de ABD kamuoyunun beklentisine daha uygun görünüyor.

Sonuç olarak ne barışa yakınız ne de çatışma dinamiklerinin sonlandığı bir aşamadayız. Herhalde bir süre kaotik bir ortamda yaşayacağız. İran’ın iç gelişmeleri bu ortamı etlileyecek en önemli faktör olarak öne çıkacak gibi.

İran nükleer programından vazgeçer mi?

İran’ın artık nükleer silah üretecek kapasitesinin olduğunu pek sanmyorum. Fordo ve İsfahan’daki tesisler vuruldu. İran’ın barışçıl nükleer programı dahi bu saldırılar sonucunda zayıflamış oldu.

İran'ın karşı saldırısı nasıl okunmalı?

Rejim ABD saldırılarına karşılık verdi. Katar’daki ABD üssünü vurdu. Ama bence bunun amacı bir saldırıdan çok gerginliği azaltmak ve diplomasiye alan açmaktı. İran rejimi kendi kamuoyunu rahatlatmak, diğer yandan da Amerika’ya karşı topyekûn bir savaş tehlikesini bertaraf etmek için bu yola başvurdu. Bu da ateşkes yolundaki ümitleri arttırdı. Yalnız benim buradaki endişem İsrail’in nerede duracağıyla ilgili. İsrail bunu kabullenecek midir? Yoksa İran’a yönelik saldırıları daha düşük dozda da olsa devam ettirecek midir? Bu soru önemli.

 

İran’ın geleceğinde ne görüyorsunuz?

Bence İran’da Molla rejimi miadını doldurdu. Yerine daha laik bir rejimin yerleşmesi gerekiyor. Halkın talebi de biraz bu yönde. Ama bunu güçle devirebilecek bir varlık da yok ortada. Muhalefet organize değil. Yani rejimin değişmesi kolay bir iş değil. Bu ancak zaman içinde rejim kendi kendine çökerse olabilecek bir şey.İran’daki rejim aslında zaten hiç popüler olmadı. Hatta ben İran’da görev yaptığım 87-88 yılında bir de rejime muhalif kesimlerinin olduğunu görüyordum. Dolayısıyla bu rejim sürdürülemez diye düşünüyordum ama bir şekilde gücü elinde bulunduran, ekonomik kaynaklara hükmeden ve kendi güvenlik birimini yaratan bir rejimin devrilmesi o kadar kolay değil. Bugün hapiste çok sayıda İranlı vatandaş var, İranlı muhalif var. Muhalif olanların akıbetlerini biliyoruz. O meşhur Tahran’daki Evin Hapishanesi’nden yükselen sesleri de duymuşluğum var. Dolayısıyla rejim kendisini korumak için her türlü baskıyı sürdürüyor. Ama tabii giderek sürdürülmesi zor. Çünkü ekonomik kaynaklarını heba ediyor. Ülkenin refahını bir türlü sağlayamıyor. Perişan halde halk ekonomik zorluklar sebebiyle. Bu bakımdan rejimin sürdürülmesi giderek zorlaşıyor ve muhaliflerin sayısı artıyor.

Peki neden halk bu kadar tepkiye rağmen sokağa inmiyor?

Halkın tepkisi var, ama organize güç olarak varlığı yok. İran’daki en büyük sıkıntı bu tepkinin organize bir şekilde ortaya çıkmaması. Bireysel olarak ortaya çıkması. Tabii böyle çıkınca da rejim bunu kolaylıkla bastırıyor. Yani rejimin baskısıyla halk sindirilmiş vaziyette. Tabii bu savaş rejimi aslında konsolide etmek bakımından da bir fırsat oldu. Yani düşmana karşı halkın birleşme duygusu, ülkesini koruma duygusu ağır basıyor. Bu bakımdan da İsrail’in savaşı paradoksal olarak rejimi güçlendiren, en azından tutunmasını sağlayan bir etken oldu.

Anlaşma olması zor

 

Ateşkes sağlandı, peki müzakere masasında ne olacak?

Savaşın bittiğini söylemek mümkün değil, sadece çatışma bitti. Yani ateşkesten sonra tarafların anlaşabilecekleri bir ortam ortaya çıkacak mı? Doğrusu zannetmiyorum. Çünkü İsrail ve Amerika’nın istediği gayet net üç tane şey var. Birincisi nükleer programın tamamen ortadan kaldırılması. İkincisi füze rampaları ve füze teknolojisini üreten bütün üretim faaliyetlerinin sona erdirilmesi. Üçüncüsü de Hamas, Hizbullah ve Irak’taki vekalet güçlerle İran bağlantısının sonlandırılması. Suriye zaten Esad’ın düşmesiyle Tahran’ın elinden çıkmış oldu. Bu konularda anlaşılması kolay değil.

Bundan sonra çatışma olur mu?

İlk günlerdeki yoğunlukta olmaz. Fakat durum sürüncemede kaldı. ABD istihbaratı İran’daki nükleer tesislerin tamamen ortadan kaldırılamadığını, etkisiz hale getirilemediğini söylüyor. Yani barış, ancak dediğim koşullarla yerleşebilir. Ancak bunları kabul etmek, İran için kapitülasyon vermek anlamına gelir.

İran’da şimdi ne olacak?

İran’da pek bir şey olmaz, hatta kısa vadede hiçbir şey olmaz. Bu rejim 46 senedir devam ediyor. İnsanlar hayatları boyunca farklı bir şey görmemiş. Meclis sisteme yakınlaşmış, uzlaşmış. İran’da halkta rahatsızlıklar olduğuna dair tereddüt yok. Ancak saldırı altında bir ülkede bunlar gündeme gelmez. Rejimin etrafında bir konsolidasyon olacaktır. Kısa vadede bir rejim değişikliği beklemiyorum.

Türkiye bu savaştan nasıl etkilendi?

Benim kaanatim Türkiye’nin bölgedeki varlığının daha da önem kazandığı. Bizim İsrail dahil bütün taraflarla sürdürülebilir bir ilişki tesis etmemiz önemli. Gazze’deki durum çözülürse ve İsrail’le de bir ilişki zemini kurabilirsek Türkiye bölgedeki en önemli aktör olacaktır.

Peki İran’la ilişkilerimiz ne olacak?

Biz İran’la tam olarak rakip değiliz. Hep Tahran’la ilişkileri denge içinde götürebilen nadir ülkelerden biriydik. Şah devrinde bu biraz daha zordu ama mevcut rejim sırasında biz ilişkileri birbirimizin ayağına basmadan, hayati menfaatlerine zarar vermeden götürebildik ve sağlıklı diyebileceğimizi bir ilişki türü de geliştirdik zaman içinde. Ve şimdi bundan sonrası da yine öyle olacaktır. 



İsrail Savunma Bakanı Katz: Hamaney'i öldürmek istedik ama fırsat bulamadık

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, İran'la 12 gün süren çatışmalar sırasında Hamaney'i öldürmek istediklerini ancak karşılarına operasyonel bir fırsat çıkmadığını söyledi. Katz, Hamaney'in yer altında saklandığını ve generalleriyle bağlantısını kestiğini öne sürdü

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ülkesinin geçtiğimiz günlerde iki taraf arasında 12 gün süren savaş sırasında İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’i öldürmek istediğini söyledi.

Katz, Perşembe günü yaptığı açıklamada İsrail’in Hamaney’i öldürmek için Amerika Birleşik Devletleri’nden izin almasına gerek olmayacağını belirterek, Washington’un suikasti veto ettiğine dair önceki medya haberlerini yalanlamış göründü.

Kanal 13’e verdiği röportajda Katz, “Hamaney’i ortadan kaldırmak istedik ama operasyonel bir fırsat oluşmadı” diye konuştu.

Katz, Hamaney’in bir suikast girişimi ihtimalinin farkında olduğunu ve bunun için “yeraltında çok derinlere indiğini”, İsrail’in ilk hava saldırılarında öldürülen İran Devrim Muhafızları liderlerinin yerine geçen komutanlarla bağlantısını da kestiğini iddia etti.

Katz ayrıca, ülkesinin İran’ın nükleer programında ilerleme kaydettiği değerlendirilirse yeni bir saldırı başlatmak için Trump’tan 'yeşil ışık' aldığını söyledi.

İsrail Savunma Bakanı, “Saldırıdan sonra İran’ın nükleer tesislerini yeniden inşa edebileceği bir durum görmüyorum” diye konuştu.

Hamaney savaş sırasında sadece video mesajlar yayınlayarak kamuoyuna seslenmişti. İran dini liderinin, generalleriyle bağlantısının kesildiğini doğrulayan bir kanıt ise bulunmuyor.

İran’ın fiili devlet başkanı olmanın ötesinde, dünya genelinde milyonlarca Şii Müslüman için en üst düzey manevi otorite konumunda bulunan Hamaney'in İsrail tarafından öldürülmesinin bölgedeki tansiyonu ciddi şekilde artırabileceğinden endişe ediliyordu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump, savaşın rejim değişikliğine yol açabileceğini farklı zamanlarda dile getirmiş, Trump geçtiğimiz pazar sosyal medyada çatışmanın “İran'ı yeniden harika yapabileceğini” yazmıştı.

Kaynak: Gazete Oksijen



AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen: ABD ile ticaret anlaşmasına hazırız

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD ile ticaret anlaşması yapmaya hazır olduklarını ancak anlaşma sağlanamaması ihtimaline karşı tedbir aldıklarını kaydetti


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page