2309
- mutlunecmettin
- 23 Eyl 2025
- 31 dakikada okunur
Suriye Cumhurbaşkanı Şara: İsrail'le güvenlik müzakerelerinde ileri aşamaya geçildi
Suriye Cumhurbaşkanı Şara, İsrail'le yürütülen müzakerelere ilişkin, "Sükunet hakim olur ve İsrail taahhütlerine bağlı kalırsa, ilişkilerin geleceğini ve işgal altındaki Golan'ı tartışmaya açabileceğiz. Güvenlik anlaşması konusunda müzakereler sürüyor ve ileri aşamalara gelmiş durumdayız” dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara,İsrail ile güvenlik müzakerelerinde ileri aşamaya geçildiğini söyledi. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 80. oturumuna katılmak üzere ABD'nin New York kentinde bulunan Şara, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) eski Direktörü General David Petraeus'un moderatörlüğünde Concordia Zirvesi'nde gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Suriye'nin son 60 yıl boyunca birçok istikrarsızlıkla karşı karşıya kaldığını belirten Şara, "Suriye'nin yeniden hayata kavuşması için yeni bir şansa ihtiyacı var" dedi. Şara, ABD Başkanı Donald Trump'ın yaptırımları kaldırmasının ardından ABD Kongresi'nin de bu yaptırımları tamamen kaldırması gerektiği çağrısında bulundu.
Suriye'nin dış politikasını "tüm ülkelerle sakin ilişkiler kurmak ve hiç kimse için tehdit kaynağı olmamak" sözleriyle özetleyen Şara, Suriye'de SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG'nin lideri Mazlum Abdi ile yaptığı ilk görüşmeye de değindi. Şara, bu görüşmede Kürtlerin haklarının güvence altında olduğunu ve "tek damla kan dökülmesine gerek olmadığını" teyit ettiklerini ifade ederek, ülkenin tüm halklarının barış içinde bir arada yaşamasını amaçladıklarını söyledi. Mart ayında SDG ile yapılan anlaşmanın uygulanmasında bazı sıkıntılar yaşandığını ve ağırdan alındığını dile getiren Şara, bazılarının "adem-i merkeziyetçilik" adı altında bölünmeye heveslendiğine dikkati çekti.
"İsrail taahhütlerine bağlı kalırsa, ilişkilerin geleceğini ve Golan'ı tartışmaya açabileceğiz"
Şara, İsrail'in Suriye'ye saldırılarına ilişkin de "İsrail, Şam'a girişimizden bu yana Suriye'ye 1000'in üzerinde hava saldırısı ve 1400'den fazla kara ihlali gerçekleştirdi" dedi. İsrail'in sürekli olarak Suriye topraklarına müdahale ettiğini vurgulayan Şara, bu ülkeyle müzakereleri sürdürmeye çalıştıklarını belirterek, "Eğer sükunet hakim olur ve İsrail taahhütlerine bağlı kalırsa, ilişkilerin geleceğini ve işgal altındaki Golan'ı tartışmaya açabileceğiz" ifadelerini kullandı. Şara, "İsrail ile güvenlik anlaşması konusunda müzakereler sürüyor ve ileri aşamalara gelmiş durumdayız" diyerek, bu sürecin dikkatle takip edildiğini ve müzakerelerin güvenlik açısından kritik önem taşıdığını kaydetti.
Milano ve Bologna'da sokaklar karıştı: İtalya'da Gazze için genel greve gidildi
İtalya'da ulaşımdan eğitime pek çok sektörde çalışanlar iş bırakarak öğrencilerle İsrail'in Gazze'deki soykırımını protesto etti. Milano'da çıkan arbedede 60 güvenlik görevlisi yaralandı, 10 gösterici gözaltına alındı, Bologna'da da bazı göstericiler gözaltına alındı
Macron duyurdu: Fransa, Filistin Devleti'ni resmen tanıdı
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Filistin Devleti'ni resmen tanıdıklarını duyurdu. Macron, “Fransa’nın Orta Doğu’ya olan tarihi bağlılığına sadık kalarak, bugün Filistin Devleti’ni tanıdığını ilan ediyorum” dedi. Monako, Belçika, Lüksemburg ve Malta da Filistin Devleti'ni tanıdıklarını açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ülkesinin Filistin Devleti'ni tanıdığını açıkladı. Fransa ve Suudi Arabistan öncülüğünde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde Filistin Meselesine Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi Konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans'ta konuşan Macron, "Gazze'de savaşı durdurmanın zamanı geldi" dedi.
Bu konuda "Kesin olan bir şey var ki artık bekleyemeyiz." diyen Macron, Orta Doğu'da adil ve kalıcı bir barış inşa edilememesinin uluslararası toplumun "ortak sorumluluğunda" olduğunu vurguladı. Öte yandan Hamas'ın elindeki esirlerin "derhal ve koşulsuz" serbest bırakılması çağrısını yineleyen Macron, "Artık hiçbir şey Gazze'deki savaşın devam etmesini haklı çıkaramaz. Aksine her şey savaşın şimdi hatta daha erken sona erdirilmesini gerektiriyor" şeklinde konuştu.
"İsrail’in güvenliğine de hizmet edecek"
"Fransa'nın Orta Doğu'ya olan tarihi bağlılığına sadık kalarak, Fransa'nın bugün Filistin Devleti'ni tanıdığını ilan ediyorum" ifadesini kullanan Macron, bu tanımanın "Filistin halkının meşru haklarının tanınmasının İsrail’in haklarından bir şey eksiltmeyeceği" ve İsrail’in güvenliğine de hizmet edeceği değerlendirmesinde bulundu.
Filistin Devleti'ni tanıma kararının İsrail ve Filistin arasında "faydalı müzakerelerin" yürütülmesine olanak sağlayacağını kaydeden Macron, sahadaki şiddet döngüsünü kıracak ve her taraf için barış ve güvenlik sağlayacak bir mekanizmanın hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
İlk aşamada Hamas'ın elindeki esirlerin serbest bırakılması, İsrail'in Gazze'deki tüm askeri operasyonlarına son vermesi ve Gazze'ye insani yardım girişine izin vermesi gerektiğini ifade eden Macron, ikinci aşamada Gazze'de istikrarın ve yeniden inşa sürecinin başlatılması gerektiğini kaydetti. Macron, Hamas'ın silahsızlandırılması gerektiğini savunarak Gazze'nin güvenliğinin Filistin yönetiminin dahil olacağı bir geçiş hükümetine bırakılması gerektiğini belirtti.
"Ateşkes sağlandıktan sonra büyükelçilik açmaya karar verebilirim"
Macron, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Filistin yönetiminde derinlemesine bir reform yapma sözü verdiğini ve Fransa'nın verilen taahhütlerin yerine getirilmesine büyük önem atfedeceğini söyledi. 'Yenilenen Filistin yönetiminin', nihai halinin müzakerelerin başarıya ulaşması adına bir ön koşul olduğunu dile getiren Macron, "Bu çerçevede, Gazze'de tutulan tüm esirler serbest bırakıldıktan ve ateşkes sağlandıktan sonra Filistin Devleti'nde bir büyükelçilik açmaya karar verebilirim" dedi.
Fransa'nın İsrail'den talep edeceklerinin de aynı derecede önemli olduğunu vurgulayan Macron, şunları kaydetti:
"Avrupalı ortaklarımızla birlikte İsrail ile işbirliğimizin düzeyini, İsrail'in savaşı sona erdirmek ve barış müzakereleri yapmak için alacağı önlemlere ve tedbirlere bağlı kılacağız. Bu yol sayesinde, tüm topraklarını bir araya getiren, İsrail'i tanıyan ve İsrail tarafından tanınan, egemen, bağımsız ve silahsızlandırılmış bir Filistin Devleti kurulacak ve bölgeye nihayet barış gelecektir."
"Gazze'deki savaşa, katliamlara, ölümlere hemen son verme zamanı geldi"
Macron, Arap ve Müslüman ortaklarından ise Filistin Devleti kurulur kurulmaz İsrail'i tanıma taahhütlerini yerine getirmelerini ve İsrail ile normal ilişki kurmalarını beklediğini aktardı. Barış planının bu olduğunu söyleyen Macron, savaşı sona erdirmek ve müzakere aşamasına geçmek için zorlu bir mekanizma oluşturulacağını kaydetti.
Konferansa katılan ülkeler olarak barış istediklerini yineleyen Macron, "(Bu ülkeler) El sıkışmaya hazır olarak ellerini uzatıyorlar. Evet, Gazze'deki savaşa, katliamlara, ölümlere hemen son verme zamanı geldi. Bizi harekete geçiren şey aciliyettir" dedi. Macron, Filistin halkına adaletli davranmanın dolayısıyla da "Filistin Devleti'ni tanımanın" zamanı geldiğini vurguladı.
Monako, Belçika, Lüksemburg ve Malta da tanıdı
Öte yandan konferansa katılan ülkelerden Monako, Belçika, Lüksemburg ve Malta da Filistin Devleti'ni tanıdıklarını açıkladı.
Monako Prensi 2. Albert, "Bugün, İsrail'in varlığına olan sarsılmaz desteğimizi yeniden teyit etmek ve aynı zamanda Filistin'i uluslararası hukuk kapsamında bir devlet olarak tanımak istiyoruz" dedi. Monako Prensi, "Şu anda burada, sizin huzurunuzda yaptığım şey budur" ifadesini kullandı.
Belçika Başbakanı Bart De Wever, "Başbakan (Binyamin Netanyahu) da dahil olmak üzere bir dizi İsrailli bakanın, Filistin Devleti'nin asla var olmayacağı yönündeki son açıklamaları, Filistinlilerin kendi devletlerine sahip olma hakkını ve ihtiyacını yeniden teyit etmek için ilave bir nedendir. Bu nedenle Belçika, Filistin Devleti'nin tanındığını duyuran ülkeler grubuna katılarak bugün dünyaya güçlü bir siyasi ve diplomatik mesaj veriyor" diye konuştu.
Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden, "Lüksemburg'un bugünden itibaren Filistin Devleti'ni resmen tanıdığını ilan ediyorum. Bu bir sürecin sonu değil, umuda, diplomasiye, diyaloğa ve birlikte yaşama fikrine bağlılığın başlangıcıdır" dedi.
Malta Başbakanı Robert Abela da "Açık ve net bir şekilde ifade ederek başlamak isterim ki, Malta Cumhuriyeti, Filistin Devleti’ni resmen tanıdığını gururla teyit etmektedir. Bunu, her iki halkın da geleceğini güvence altına alacak tek çözüm olan gerçek ve barışçıl iki devletli çözüme yönelik somut bağlılığımızın bir göstergesi olarak yapıyoruz" ifadelerini kullandı. Malta'nın, İsrail'in demokratik bir Filistin Devleti ile beraber var olma hakkını da aynı şekilde açıkça desteklediğini dile getiren Abela, Hamas’ın Filistin’de yeri olmaması gerektiğini söyledi.
Filistin: Tarihi ve cesur bir karar
Filistin Dışişleri Bakanlığı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Filistin Devleti'ni resmen tanıdıklarını duyurmasının ardından bir açıklama yayımladı. Fransa'nın Filistin Devleti'ni tanımasının memnuniyetle karşılandığı ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Fransa'nın Filistin Devleti'ni tanıması, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletlerin (BM) kararlarıyla uyumlu tarihi ve cesur bir karardır. Bu karar, barışın sağlanmasına ve iki devletli çözüm çabalarına da destek sağlayacaktır."
Fransa ve Macron'un sergilediği tutumun takdir edildiği vurgulanırken, bu duruşun dünyadaki diğer bazı ülkeleri de Filistin Devleti'ni tanımaya teşvik ettiği kaydedildi.
Kanada Başbakanı Mark Carney, Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, Filistin Devleti'ni tanıdıklarını duyurmuştu. Yasir Arafat'ın 1988'de kuruluşunu ilan etmesinden bu yana Birleşmiş Milletler (BM) üyesi 193 ülke arasından Filistin Devleti'ni tanıyanların sayısı 156’ya çıkmış oldu. BM üyesi olmayan Vatikan da Filistin'i tanıyor. Birçok ülke de ABD'nin New York kentinde düzenlenecek BM Genel Kurulu kapsamında Filistin Devleti'ni tanıyacaklarını açıklamıştı.
Kaynak: AA
Polonyalı bakandan Rusya'ya: Hava sahasını ihlal eden uçaklarınız vurulup düşerse sızlanmayın
Polonya, hava sahasını ihlal eden Rus uçaklarını düşüreceğini duyurdu. Rusya hükümetine seslenen Dışişleri Bakanı Sikorski, "Bir füze ya da uçak, kasten veya yanlışlıkla, izinsiz olarak hava sahamıza girer ve vurulup enkazı NATO topraklarına düşerse, lütfen buraya gelip bunun için sızlanmayın" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Rusya'nın hava sahalarını ihlal ettiği için uçakları düşürülürse "sızlanmaması" gerektiğini söyledi. Bakan Sikorski, Rusya'nın Estonya hava sahasını ihlali üzerine acil toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) konuştu. Hava sahası ihlallerinin Rusya'nın Batı'ya karşı yıllardır yürüttüğü ve giderek tırmandırdığı "hibrit savaşın" en yeni örneğini oluşturduğunu belirten Sikorski, "Rusya hükümetinden yalnızca tek bir ricam var. Eğer bir füze ya da uçak, kasten veya yanlışlıkla, izinsiz olarak hava sahamıza girer ve vurulup enkazı NATO topraklarına düşerse, lütfen buraya gelip bunun için sızlanmayın. Uyarıldınız." diye konuştu.
Rusya ve Sovyetler Birliği'nin iki dünya savaşı ile Soğuk Savaş'ın başlamasında rol oynadığına dikkati çeken Sikorski, şunları kaydetti:
"Rusya'nın temsilcilerine şunu söylemek istiyorum. Uluslararası hukuka aldırmadığınızı biliyoruz ve komşularınızla barış içinde yaşama kapasiteniz yok. Delice bir milliyetçilik anlayışınız, bitmeyen bir tahakküm arzusunu içinde barındırıyor. Bu, imparatorluk çağının bittiğini ve sizin imparatorluğunuzun yeniden kurulmayacağını idrak edene kadar son bulmayacak."
Sikorski, BMGK'nin Estonya, Romanya, Polonya ve egemenliği sistematik Rus saldırganlığıyla tehdit edilen tüm ülkelerle dayanışma içinde durması gerektiğini dile getirdi. Öte yandan, Polonya Başbakanı Donald Tusk da bu sabah düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin hava sahasını ihlal eden ve tehdit oluşturan nesneleri vurmaktan çekinmeyeceklerini söylemişti.
Polonya, 9 Eylül'de Rusya'ya ait insansız hava araçlarının (İHA) hava sahasını ihlal ettiğini, NATO da birlikte karşılık verildiğini duyurmuştu. Ardından Romanya'nın da hava sahasında Rus İHA'sı tespit edilmişti. Son olarak 19 Eylül'de Estonya'nın sahasının Rus jetlerince ihlal edildiği, NATO müdahalesi sonucunda uçakların durdurulduğu belirtilmişti.
Kaynak: AA
BM Genel Sekreteri Guterres: Filistinliler için devlet bir ödül değil hak
BM Genel Sekreteri Guterres, Filistin sorunuyla ilgili iki devletli çözümün alternatifinin olmadığını söyledi. Guterres, "Filistinliler için devlet bir haktır, bir ödül değil. Ve devleti reddetmek, her yerdeki aşırılıkçılar için bir hediye olacaktır" görüşünü paylaştı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Filistinliler için devlet kurmanın bir ödül değil, bir hak olduğunu belirterek, “Devlet kurmayı reddetmek, dünyanın dört bir yanındaki aşırılıkçılar için bir hediye olacaktır” dedi. Guterres, BM Genel Kurulu'nda düzenlenen "Filistin Sorununun Barışçıl Çözümü ve İki Devletli Çözümün Uygulanması için Yüksek Düzey Uluslararası Konferansı"nda konuştu.
Filistin heyetine ABD tarafından vize verilmemesine duyduğu hayal kırıklığını dile getiren Guterres, “Hayallere kapılmayalım. İsrail-Filistin çatışması nesillerdir çözümsüz kaldı. Diyalog sekteye uğradı. Kararlar hiçe sayıldı. Uluslararası hukuk ihlal edildi" dedi.
"Kabustan kurtulmanın tek yolu iki devletli çözüm"
Guterres, Filistin’de durumun katlanılmaz olduğunu ve her geçen saat daha da kötüleştiğinin altını çizerek, şunları söyledi:
“Bugün, bu kabustan kurtulmanın tek yolunu bulmak için buradayız: İsrail ve Filistin’in iki bağımsız, egemen ve demokratik devlet olarak, 1967 öncesi sınırlar temelinde, güvenli ve tanınmış sınırlar içinde, barış ve güvenlikle birlikte yan yana yaşadığı, uluslararası hukuka, BM kararlarına ve diğer ilgili anlaşmalara uygun olarak her iki devletin de başkentinin Kudüs olduğu iki devletli bir çözüm için."
BM’ye üye devletlerin, bu kapsamda Filistin Devleti'ni tanıma taahhütlerini memnuniyetle karşıladığını belirten Guterres, iki devletli çözüme desteği artırmak gerektiğini kaydetti.
"Hiçbir şey etnik temizliği haklı çıkaramaz"
Guterres, Gazze’de acil ve kalıcı ateşkes çağrısı yaparak, "Hiçbir şey Filistin halkının topluca cezalandırılmasını veya herhangi bir etnik temizliği, Gazze'nin sistematik olarak yok edilmesini, nüfusun aç bırakılmasını, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere on binlerce sivilin ve yüzlerce insani yardım çalışanımızın öldürülmesini haklı çıkaramaz" diye konuştu.
İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria’da yeni yasadışı yerleşim yerlerine onay verildiğini aktaran Guterres, “Batı Şeria'da iki devletli çözüme varoluşsal bir tehdit oluşturan gelişmeleri hiçbir şey mazur gösteremez. Yerleşimlerin durmaksızın genişlemesi, görünmez bir şekilde artan ilhak tehdidi ve yerleşimci şiddetinin yoğunlaşması tüm bunlar durdurulmalı" ifadelerini kullandı.
"Devleti reddetmek, her yerdeki aşırılıkçılar için bir hediye olacak"
Guterres, Filistin'deki durumun “ahlaki, hukuki ve siyasi açıdan tahammül edilemez” olduğunu belirterek, çok geç olmadan iki devletli çözüme yeniden odaklanmaları gerektiğini vurguladı. Filistin’de iki devletli çözüme alternatif olmadığının altını çizen Guterres, "Açıkça söyleyelim; Filistinliler için devlet bir haktır, bir ödül değil. Ve devleti reddetmek, her yerdeki aşırılıkçılar için bir hediye olacaktır." dedi.
Kaynak: AA
Anlaşmaya varıldı: Irak'ta petrol ihracatı için üçlü sözleşme imzalanacak
IKBY Hükümet Sözcüsü Peşeva Hawramani, bölgesel hükümet, merkezi hükümet ve petrol üretim şirketlerinin anlaşmaya vardığını ve petrol ihracatını yeniden başlatmak için üçlü bir sözleşmenin imzalanacağını açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Hükümet Sözcüsü Peşeva Hawramani, petrol ihracatını yeniden başlatmak için Irak'ta merkezi hükümet, bölge hükümeti ve petrol şirketleri arasında üçlü bir anlaşmanın imzalanacağını duyurdu. IKBY Hükümet Sözcüsü Hawramani, basına yaptığı açıklamada uzun zamandır sorun haline gelen petrol ihracatı meselesine ilişkin açıklamada bulundu.
Hawraman, bölgesel hükümet, merkezi hükümet ve petrol üretim şirketlerinin petrol meselesinde anlaşmaya vardığını ve bugün üçlü bir sözleşmenin imzalanacağını belirtti.
Petrol ihracat sorunu
Irak merkezi hükümetinin davacı olması nedeniyle Paris’teki uluslararası tahkim mahkemesi 25 Mart 2023’te verdiği bir kararla IKBY’den ve Kerkük’ten petrolün Ceyhan Limanı üzerinden ihracatını durdurmuştu. IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran’da yaptığı bir açıklamada Irak merkezi hükümetinin açtığı dava nedeniyle IKBY’den Ceyhan Limanı üzerinden petrol ihracatının durdurulmasını eleştirmişti.
İhracatın durdurulmasının milyarlarca dolar zarara sebep olduğunu belirten Barzani, “Bu durum, Irak’a 25 milyar doların üzerinde zarar verdi. Şimdiye kadar merkezi hükümet, petrol ihracatının durdurulmasından kaynaklanan ekonomik kayıplar için IKBY halkının zararını telafi etmedi ve bu karar nedeniyle IKBY’de petrol üretimi önemli ölçüde düştü”. ifadelerini kullanmıştı.
Kaynak: AA
Charlie Kirk yorumu sonrası askıya alınmıştı: Jimmy Kimmel'in programı ekranlara dönüyor
Charlie Kirk suikastıyla ilgili "Cumhuriyetçilerin bu cinayetten çıkar sağlamaya çalıştığı" yorumuna gelen tepkilerin ardından belirsiz süreyle durdurulan komedyen Jimmy Kimmel'ın televizyon programının salı günü yeniden başlayacağı açıklandı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD'li komedyen Jimmy Kimmel'ın suikasta uğrayan Cumhuriyetçi aktivist Charlie Kirk'e ilişkin yorumları nedeniyle askıya alınan TV programının yeniden başlayacağı duyuruldu. Walt Disney şirketinden yapılan açıklamada, askıya alınan "Jimmy Kimmel Live" isimli şov programının yarından itibaren tekrar yayınlanmaya başlanacağı belirtildi. Açıklamada, 'Jimmy Kimmel Live' isimli şov programının salı günü yeniden başlayacağı kaydedildi.
Kimmel'ın programının askıya alınması
Walt Disney'in sahibi olduğu ABC kanalında "Jimmy Kimmel Live" programını sunan komedyen Jimmy Kimmel, Charlie Kirk suikastı sonrası "Cumhuriyetçilerin Kirk cinayetinden çıkar sağlamaya çalıştığını" söylemiş ve ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere cumhuriyetçiler sert tepki göstermişti. Tepkilerin ardından ABC kanalı, şovun belirsiz süreyle durdurulduğunu açıklamıştı.
Kuzey Kore lideri Kim: Yeni gizli silahlar edindik
Kuzey Kore lideri Kim, "Yeni gizli silahlar edindik ve savunma bilimi alanında askeri kabiliyetlerimizi büyük ölçüde güçlendirecek başarılar elde ettik" dedi. Kim ayrıca, "Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlandırılması yönündeki talebinden vazgeçmesi" halinde ABD ile görüşmeye açık olduğunu ifade etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Kuzey Kore lideriKim Jong Un, ülkesinin askeri kabiliyetlerini güçlendirmek amacıyla yeni gizli silahlar edindiklerini açıkladı. Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansının (KCNA) haberine göre Kim, Kuzey Kore Yüksek Halk Meclisi'nde konuşma yaptı. Nükleer silahların ülkesinin hayatta kalması için vazgeçilmez bir seçenek olduğunu savunan Kim, nükleer silahsızlanmanın "imkansız" olduğunu ileri sürdü.
Kim, "Yeni gizli silahlar edindik ve savunma bilimi alanında askeri kabiliyetlerimizi büyük ölçüde güçlendirecek başarılar elde ettik" dedi.
"Nükleer silahlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz"
Dünyanın, bir ülkenin nükleer silahsızlanma sürecinden sonra ABD tarafından nasıl muamele gördüğünün farkında olduklarını belirten Kim, “Nükleer silahlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi. Kim ayrıca, "ABD'nin Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlandırılması yönündeki talebinden vazgeçmesi" halinde, ülkesinin ABD yönetimiyle görüşmeye açık olduğunu ifade etti
Kaynak: AA
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Filistin davası artık dünyaya mal oldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM'de düzenlenen Filistin konulu konferansta konuştu. Erdoğan, "Söz alan tüm katılımcıların, aynı zamanda Filistin halkının da sesi olmasını çok ama çok kıymetli buluyorum. Şu da bir gerçek ki bugün Filistin davası artık dünyaya mal olmuştur" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurul Salonu'nda düzenlenen Filistin Meselesine Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi Konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferansı'na katıldı. Konuşmasına, konferansın eş başkanlıklarını üstlenen Fransa ve Suudi Arabistan'a şükranlarını sunarak başlayan Erdoğan, "Filistin Devleti'ni tanıma kararı alan ülkeleri tebrik ediyorum. Bu adımın ve izleyen girişimlerin iki devletli çözümün hayata geçirilmesini, hızlandırmasını diliyorum" diye konuştu.
Bölgede yaklaşık 2 yıldır İsrail hükümetinin artan saldırı sebebiyle büyük bir insani felaket yaşandığını dile getiren Erdoğan, "65 bini aşkın insanın hayatına mal olan Gazze'deki katliam tüm şiddetiyle sürüyor. Elini vicdanına koyan hiç kimse yaşananları kabul edemez. Dahası böyle bir soykırıma sessiz kalamaz. Netanyahu hükümetinin amacı, Filistin Devleti'nin kurulmasını imkansız hale getirmek, Filistin halkını da mümkün olduğunca göçe zorlamaktır" ifadelerini kullandı.
"İşgal ve ilhak politikalarının hedefi, iki devletli çözüm vizyonunu öldürmek"
"Bu olumsuz gelişmelerin ortasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin de olduğu bir grup ülkenin Filistin Devleti'ni tanıma kararı alması son derece önemli, tarihi bir karardır." vurgusunu yapan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Filistin Devlet Başkanı Abbas'ın bugün bizimle birlikte olmasını arzu ederdik. Buna rağmen bugün söz alan tüm katılımcıların, aynı zamanda Filistin halkının da sesi olmasını çok ama çok kıymetli buluyorum. Şu da bir gerçek ki bugün Filistin davası artık dünyaya mal olmuştur. Bu salondaki katılım, bunun en güzel ispatıdır. Avrupa'da, Asya'da, Amerika'da ve Afrika'da sokakta, sosyal medyada, basında 'Özgür Filistin' nidalarına daha önce hiç duymadığımız kadar tanık oluyoruz. Şu çelişki buradaki dostlarım dahil kimsenin dikkatinden kaçmamalıdır. Holokost zulmüyle kökü kazınmak istenen bir toplumu yöneten, Netanyahu hükümeti aynı toprağı, suyu, havayı, denizi paylaştığı binlerce yıllık komşularına soykırım uyguluyor. Bu zulmün karşısında durmak, uluslararası toplumun hukuki bir görevi olduğu kadar vicdani sorumluluğudur. Uluslararası toplum Batı Şeria'daki yayılmacılığı, Doğu Kudüs'teki oldubittileri ve bölgede istikrarsızlığı yayma girişimlerini durdurmak zorundadır. Aksi takdirde ne bir uluslararası düzenden ne de evrensel değerlerin savunulmasından söz edilebilir.
Derinleşen işgal ve ilhak politikalarının hedefi açıktır. İki devletli çözüm vizyonunu öldürmek, Filistin Devleti'nin yaşayabileceği zemin bırakmamak, Filistin halkını sürgün etmek ve bölgede yayılmacı emellerini hayata geçirmek. Buna asla izin verilemez."
İletişim Başkanlığı: Mikrofon otomatik olarak kapandı
Konuşmasının 5 dakikayı aşması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın mikrofonu kapandı. İletişim Başkanlığından yapılan açıklamada, konferansın usullerine göre, devlet ve hükümet başkanlarının konuşmaları için 5 dakika, diğer konuşmacılar için ise 3 dakika süre öngörüldüğü belirtildi.
Erdoğan'ın konuşmasının da bu çerçevede 5 dakikalık süreyle sınırlı tutulduğu vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: "Dolayısıyla, konuşma sırasında Cumhurbaşkanımızın konuşturulmaması ya da sözünün kesilmesi söz konusu değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşması, zaman zaman alkışlarla kesildiği için belirlenen süreyi aşmış, teknik düzen gereği mikrofon 5. dakikanın sonunda otomatik olarak kapanmıştır. Cumhurbaşkanımız konuşmasını kısa bir süre sonra tamamlamıştır."
AK Parti'li Acar, konuşmanın kalanını paylaştı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Faruk Acar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konferanstaki konuşmasının kalan kısmını sosyal medya hesabından paylaştı. Acar'ın paylaşımına göre, Erdoğan'ın konuşmasının devamı şöyle:
"Artık ateşkesin ilanı, Gazze’ye insani yardımların engelsiz şekilde girişinin sağlanması ve İsrail’in Gazze’den güçlerini çekmesi gerekiyor. Gazze, Filistin’in ayrılmaz bir parçasıdır ve Filistinlilere aittir. Filistinlilerin kendi topraklarını nasıl idare edeceklerini de yine kendileri belirleyecektir. Değerli dostlarım, Filistin’in Birleşmiş Milletler’e tam üyeliğinin de artık vakti gelmiştir. Filistin’in kurumsal kapasitesinin artırılması, mali ve teknik desteklerin güçlendirilmesi, UNRWA gibi insani yardım kuruluşlarının faaliyetlerinin sürdürülmesi mühimdir. Biz, Türkiye olarak, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti vücut bulana kadar mücadeleye azimle devam edeceğiz. Buradan tüm Filistinli kardeşlerime, özellikle mazlum Gazze halkına en kalbi selamlarımı gönderiyorum."
Kaynak: AA
İspanya Başbakanı Sanchez: İki devletten biri soykırım mağduruyken iki devletli bir çözüm mümkün değil
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, iki devletli çözümü desteklemek amacıyla düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) konferansında, “Açık olalım, iki devletten biri soykırım mağduruyken iki devletli bir çözüm mümkün değildir” dedi.
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Fransa ve Suudi Arabistan öncülüğünde düzenlenen Birleşmiş Milletler bünyesinde Filistin Meselesine Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi Konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans'ta konuştu. "Gazze'deki tek umut, dünyanın onları unutmadığını bilmektir" diyen Sanchez, İsrail'in Gazze'deki soykırımının, hiçbir hafifletici sebebinin olmadığını ve hiç kimsenin soykırımı bilmediğini, görmediğini veya farkında olmadığını söyleyemeyeceğini dile getirdi.
Sanchez, "Bugün bu Konferans'ta iki devletli çözümü talep ederek kritik bir adım attığımız doğru. Ancak açık olalım, iki devletten biri soykırım mağduruyken iki devletli bir çözüm mümkün değildir. Bu konferans, kayıtsızlık ve ihmale karşı ahlaki bir isyan eylemidir. Aynı zamanda, barbarlığı durdurmak ve barışın yolunu açmak için kolektif bir taahhüttür." ifadelerini kullandı.
"Tarih bizi yargılayacak ve sessiz kalanlara karşı hükmü amansız olacak"
Tarihin Gazze'deki olanlara sessiz kalanları yargılayacağını vurgulayan Sanchez, "Tarih bizi yargılayacak ve barbarlığa sessiz kalan veya görmezden gelenlere karşı hükmü amansız olacak. İspanya sessiz kalmaya değil, harekete geçmeye karar veriyor. İspanya, bu canavarlığa ortak eden sessizliğe hayır diyor" şeklinde konuştu.
Başbakan Sanchez, İsrail'in Filistin halkını tasfiye ettiğini, Gazze'de kadınları, çocukları ve yaşlıları öldürdüğünü belirterek, bu katliamın durdurulması gerektiğini vurguladı. Sanchez, "Filistin Devleti'nin diğer tüm üyeler gibi eşit haklarla BM'ye tam üyesi olması ve en temel insani haklardan faydalanması" gerektiğini kaydetti. İspanya olarak Gazze'deki soykırım durdurulana kadar İsrail'e karşı adımlar atmaya devam edeceklerini dile getiren Sanchez, Gazze ve Filistin halkı için hala umut olduğunu belirtti.
Kaynak: AA
BM Genel Kurulu’nda tarihi adım: Çok sayıda ülke Filistin Devleti’ni tanıdı
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda düzenlenen “Filistin Sorununun Barışçıl Çözümü ve İki Devletli Çözümün Uygulanması İçin Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans” başlıklı toplantı, birçok ülkenin Filistin’i devlet olarak tanıma kararı almasıyla tarihe geçti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, barış için yeni bir fırsat yaratılması gerektiğini vurgulayarak, “Orta Doğu’da barışın uzun süre imkânsız hale gelmesinden korkmak için haklı nedenlerimiz var” dedi ve Fransa’nın Filistin Devleti’ni tanıdığını duyurdu.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan El Suud, iki devletli çözümün tek yol olduğunun altını çizerek, New York Deklarasyonu’nun kabulünün uluslararası toplumun Filistin halkına adalet sağlama iradesini yansıttığını söyledi.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze’deki insani felakete dikkat çekti ve mevcut durumu “ahlaki, yasal ve siyasi olarak tahammül edilemez” diye niteledi. Guterres, “Alternatif nedir? Filistinlilerin temel haklarından mahrum bırakıldığı tek devlet senaryosu mu? Sürekli işgal ve ayrımcılık mı?” diye sordu.
BM Genel Kurul Başkanı Annalena Baerbock, iki devletli çözümün hem İsrailliler hem de Filistinliler için barış ve güvenliğin tek yolu olduğunu belirterek uluslararası toplumun bu yönde somut adımlar atmaya hazır olduğunu ifade etti.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, ABD’nin vize vermemesi nedeniyle toplantıya video konferansla katıldı. Abbas, tarihi New York Deklarasyonu’nun “geri dönüşü olmayan bir yolun başlangıcı” olduğunu söyleyerek, Filistin’i tanıyan ülkelere teşekkür etti ve diğerlerini de aynı adımı atmaya çağırdı. İsrail halkına da seslenen Abbas, “Bizim ve sizin geleceğiniz barışa bağlı. Şiddet ve savaş artık yeter” dedi.
Filistin'i tanıma açıklamaları
Toplantıda birçok ülke ardı ardına Filistin’i tanıdığını ilan etti:
Portekiz Cumhurbaşkanı Marcelo Rebelo de Sousa, Gazze’deki krizin nesiller boyu sürecek izler bırakabileceğini belirterek, “Filistin Devleti’nin tanınması, barışın tanınmasıdır. Şimdi, bugün” dedi.
Monako Prensi II. Albert, İsrail’in varlığına desteğini yineleyerek Filistin’i uluslararası hukuka uygun bir devlet olarak tanıdıklarını açıkladı.
Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, 1947’de İsrail’i mümkün kılan plana oy verdiklerini hatırlatarak, bunun iki devleti kapsadığını ve ülkesinin Filistin’i tanıdığını belirtti.
Kanada Başbakanı Mark Carney, yerleşimlerin genişletilmesini ve artan şiddeti eleştirerek, “Kanada Filistin Devleti’ni tanıyor” dedi.
Belçika Başbakanı Bart De Wever, bu adımın dünyaya güçlü bir siyasi ve diplomatik mesaj verdiğini vurguladı.
Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden, ülkesinin Filistin’i tanıdığını açıklayarak, bunun “henüz pes etmeyen herkese bir mesaj” olduğunu söyledi.
Malta Başbakanı Robert Abela, kararın İsrail’e karşı değil, iki devletli çözüme bağlılığın bir göstergesi olduğunu belirtti.
İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Londra’nın tarihi kararını açıklayarak, “Ülkem onlarca yıldır iki devletli çözümü destekledi, şimdi Filistin Devleti’ni tanıyan 150’den fazla ülkeye katılıyoruz” dedi.
Andorra Dışişleri Bakanı Imma Tor Faus, Gazze’deki açlık ve zorla yerinden edilmeleri kınayarak ülkesinin Filistin’i tanıdığını bildirdi.
Böylece Fransa, Kanada, Belçika, İngiltere, Portekiz, Lüksemburg, Malta, Monako, Avustralya ve Andorra’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda ülke, Filistin Devleti’ni resmen tanıyan ülkeler arasına katıldı.
Danimarka ve Hollanda 'bazı koşullar altında' Filistin Devleti'ni tanıyacak
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ve Hollanda Dışişleri Bakanı David van Weel, ülkelerinin bazı koşullar altında Filistin Devleti'ni tanıyacağını belirtti. van Weel, Hamas'ın gelecekteki Filistin yönetiminde rolü olmaması gerektiğini söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rasmussen ve van Weel, Fransa ve Suudi Arabistan öncülüğünde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde Filistin Meselesine Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi Konulu Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferans'ta konuşma yaptı.
Gazze'deki "korkunç savaşın" sona ermesi ve işgal altındaki Batı Şeria'daki endişe verici gidişatın tersine çevrilmesi gerektiğini kaydeden van Weel, Hollanda'nın ulusal ve Avrupa düzeyinde attığı adımlarla İsrail'in rotasını değiştirmeye çalıştığını söyledi.
Van Weel, Filistin toprakları üzerinde tam kontrol sahibi, meşru ve demokratik bir Filistin yönetiminin "yaşanabilir bir Filistin"in kurulması için hayati önem taşıdığını dile getirdi.
'Hamas Filistin'in geleceğinde olmamalı'
Hamas'ın gelecekteki Filistin yönetiminde rolü olmaması, esirleri serbest bırakması ve silahsızlanması gerektiğini savunan van Weel, aynı zamanda olası bir çözümün "İsrail'in güvenliğini garanti etmesi gerektiğini" belirtti.
Van Weel, "Hollanda, şimdi başlaması gereken siyasi sürecin bir parçası olarak, daha sonraki bir aşamada Filistin Devleti'ni tanıyacaktır." dedi.
'Rehineler serbest bırakılmalı'
Rasmussen de konuşmasında, "Gazze'deki savaş dayanılmaz boyutlarda bir insani felakete yol açmış ve İsrail askeri saldırılarını genişletmektedir. Bu durumun derhal sona ermesi gerekmektedir. İsrail şimdi rotasını değiştirmelidir" ifadelerini kullandı.
İki devletli çözümün, İsrail'in yasadışı yerleşimlerin genişletilmesine karşı çıkması ve Gazze ile Batı Şeria'yı ilhak etme tehditleri nedeniyle zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirten Rasmussen, Filistin Devleti'nin tanınmasının "anahtarının artık İsrail hükümetinin değil, Filistinlilerin elinde olması" gerektiğini söyledi.
Rasmussen, "Danimarka, belirli koşullar sağlandığında Filistin'i bir devlet olarak tanımaya hazırdır: İsrailli rehineler serbest bırakıldığında, Hamas silahsızlandırıldığında ve Gazze'de artık rol oynamadığında, Filistin Yönetimi'nin reform gündeminde daha fazla ilerleme kaydedildiğinde ve gelecekteki Filistin devletinin silahsızlandırılacağından emin olunduğunda." diye konuştu.
Kaynak: AA
Liderlerin BM Genel Kurul konuşmaları öncesinde bilinmesi gerekenler
BM Genel Kurulu’nun 80. yılına denk gelen üst düzey hafta başladı. Ancak Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze’deki ağır kriz ve ABD’nin fon kesintileri nedeniyle örgüt ciddi bir sınavla karşı karşıya
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun üst düzey haftası başladı. Dünya liderlerinin Genel Kurul yapacakları 15 dakikalık konuşmaları bu haftanın gündemini belirleyecek. Gelenek gereği, Dünya liderlerinin konuşmaları ilk olarak Brezilya ile başlayacak.
BM yetkililerine göre bunun nedeni, örgütün ilk yıllarında diğer ülkeler konuşmaya çekinirken Brezilya’nın gönüllü olarak kürsüye çıkmasıdır. New York’taki BM merkezine ev sahipliği yapan Amerika Birleşik Devletleri ise ikinci sırada söz alır.
Sonrasında liste, protokol sırasına ve genellikle “ilk gelen konuşur” prensibine göre belirlenir. Önce devlet başkanları, ardından devlet başkan yardımcıları ve veliaht prensler, hükümet başkanları, bakanlar ve daha alt düzeydeki heyet başkanları konuşur.
BM 21. yüzyılda amacına uygun mu?
Bu yıl, BM kuruluşunun 80. yılı kutlanıyor, ancak diplomatların kutlayacak pek bir şeyi yok. BM Güvenlik Konseyi, hem Rusya-Ukrayna savaşı hem de İsrail’in Gazze’deki ağır ablukası ve tam işgal planları nedeniyle çıkmaza girmiş durumda. Öte yandan Birleşmiş Milletler, büyük ölçüde ABD kaynaklı finansal kesintilerle karşı karşıya.
80. BM Genel Kurulu’nun en büyük tartışma başlıklarından biri de buydu. Kurum, 80 yıl önceki vizyonuyla barışı teşvik etme konusunda zorlanıyor. Ancak birçok diplomat için daha sıradan kaygılar öne çıkıyor: Derinleşen mali kriz ve BM’nin ikinci bir Trump yönetiminde nasıl ayakta kalacağı.
NPR'de yer alan haberer göre BM’nin insani yardım ve acil yardım faaliyetlerinden sorumlu en üst düzey yetkilisi Tom Fletcher, sistemin “mükemmel bir fırtınayla” karşı karşıya olduğunu söylüyor:
“Yetersiz fon, aşırı yüklenmiş kapasite ve sürekli saldırı.”
Fletcher’a göre BM, geçen yıldan bu yana bütçesinin yüzde 40’ını kaybetti ve çoğu Gazze’de olmak üzere, rekor sayıda insani yardım çalışanı, hayatını kaybetti.
Trump yönetimi yalnızca BM finansmanını kesmekle kalmadı. ABD’yi Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve UNESCO’dan da çekti. Ayrıca, yoksulluk ve açlıkla mücadele için yol haritası niteliğindeki BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni reddederek bu hedeflere atıfta bulunan her karara karşı oy kullandı.
Uluslararası Kriz Grubu’nun BM Direktörü Richard Gowan’a göre, “ABD inanılmaz derecede küçük hesaplarla hareket ediyor.”
BM uzmanı ve Fordham Üniversitesi öğretim üyesi Anjali Dayal ise, ABD’nin bir zamanlar örgütün en büyük destekçilerinden biri olduğunu, ancak bugün ciddi bir istikrarsızlık kaynağına dönüştüğünü belirtiyor. Dayal, NPR’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Yoksulluğun azaltılması, halk sağlığı, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi BM’nin en temel çalışma alanları, ABD tarafından en üst düzeyden en alt düzeye kadar aktif biçimde sekteye uğratılıyor.”
BM Genel Kurulu'nun en çok dikkat çeken başlığı Filistin'in tanınması konusunda atılan adımlar oldu. Üst düzey haftanın başlaması ile birlikte, İngiltere, Kanada, Avustralya, Fransa, Portekiz, Monako, Belçika,Lüksemburg, Malta, Andorra, Filistin'i resmen bir devlet olarak tanıdıklarını duyurdu.
Bu ayın başında 142 ülke, BM Genel Kurulu’nda İsrail-Filistin çatışmasının çözümü için “somut, takvime bağlanmış ve geri döndürülemez adımlar” atılmasını öngören iki devletli çözüm kararını desteklemişti. Fransa ve Suudi Arabistan ise pazartesi günü bu konuda uluslararası için bir konferans düzenledi.
Trump yönetimi bu adımı kınayarak Filistin Yönetimi üyelerine konferansa katılmaları için vize vermeyeceğini açıkladı. BM Genel Kurulu geçen hafta Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın perşembe günü konuşmasını video aracılığıyla yapmasına izin vermişti. Ancak Filistin heyetinin üyelerine ABD tarafından vize verilmedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Filistin devletinin tanınması adımını “sembolik” olarak niteledi ve “Bizi bir Filistin devletine bir adım bile yaklaştırmıyor” dedi. Rubio, bu kararın müzakereleri zorlaştırdığını ve Hamas’ı cesaretlendirdiğini savundu. Ayrıca Avrupalı müttefiklerini, bu adımın İsrail’in “karşı hamlelerine” yol açabileceği konusunda uyardığını belirtti. Rubio, açıklamalarını 15 Eylül’de İsrail’e yaptığı ziyarette, Katar’da Hamas yetkililerini hedef alan İsrail saldırısından birkaç gün sonra yaptı.
İsrail de Filistin devletinin tanınmasını Hamas’a verilmiş bir hediye olarak görüyor. Ancak BM Genel Sekreteri António Guterres aynı fikirde değil, "Hiçbir şey Filistin halkının topluca cezalandırılmasını veya herhangi bir etnik temizliği, Gazze'nin sistematik olarak yok edilmesini, nüfusun aç bırakılmasını, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere on binlerce sivilin ve yüzlerce insani yardım çalışanımızın öldürülmesini haklı çıkaramaz" diye konuştu.
Guterres, Filistin'deki durumun “ahlaki, hukuki ve siyasi açıdan tahammül edilemez” olduğunu belirterek, çok geç olmadan iki devletli çözüme yeniden odaklanmaları gerektiğini vurguladı.
Filistin’de iki devletli çözüme alternatif olmadığının altını çizen Guterres, "Açıkça söyleyelim; Filistinliler için devlet bir haktır, bir ödül değil. Ve devleti reddetmek, her yerdeki aşırılıkçılar için bir hediye olacaktır." dedi.
Suriye izolasyonu sona eriyor
Suriye’nin geçici Devlet Başkanı Ahmed el-Şaraa, çarşamba günü BM Genel Kurulu’nda yapacağı konuşmayla yıllar sonra dünya sahnesine çıkacak. Ancak el-Şaraa’nın geçmişte liderliğini yaptığı İslamcı grup Heyet Tahrir el-Şam hâlâ BM’nin terör listesinde bulunuyor. Buna rağmen konuşma, Suriye’nin onlarca yıllık diplomatik yalnızlığının resmi olarak sona erdiği anlamına geliyor.
Trump yönetimi, el-Şaraa’nın başına konan 10 milyon dolarlık ödülü kaldırırken, Trump onu “çekici, sert bir adam” sözleriyle tanımladı. Demokrat Senatör Jeanne Shaheen (New Hampshire) ve Cumhuriyetçi Temsilci Joe Wilson (South Carolina) da kısa süre önce Suriye’ye giderek el-Şaraa ile görüştü; Trump’ın geçici olarak hafiflettiği ABD yaptırımlarının tamamen kaldırılmasını ele aldı.
Shaheen, Esad rejiminde geçen yılların ardından bunun Suriye için “tarihi bir fırsat” olduğunu belirtti. NPR’ye konuşan senatör, “Henüz yeni doğan bir merkezi hükümet var. Bu hükümetin olumlu yönde ilerlemesini sağlamak için elimizden geleni yapmalıyız” dedi.
İsrail ise sürece mesafeli yaklaşıyor. Eski ABD Dışişleri yetkilisi ve Orta Doğu Enstitüsü’nde kıdemli diplomat olan David Hale, “İsrailliler ona baktığında bir gelecek değil, geçmişi görüyor. Güvenliklerini kendi ellerine alacaklardır” ifadelerini kullandı.
Suriye devlet ajansı SANA’ya göre el-Şaraa’nın yapacağı konuşma, 1967’den bu yana bir Suriye liderinin BM Genel Kurulu’ndaki ilk hitabı olacak.
Çin’in yükselen etkisi
ABD, BM kurumlarının fonlarını kesip bazı ajanslardan çekilirken uzmanlara göre, etki gücü bakımından Çin bu boşluğu doldursa da mali olarak katkısı sınırlı. Uluslararası Kriz Grubu’ndan Richard Gowan, “Çin, ABD’nin çekildiği ölçekte büyük bir finansman sağlamayacak. Buna gerek de yok. ABD salonda olmayınca Çin doğal olarak etkisini artırıyor” yorumunda bulunuyor.
Çin lideri Şi Cinping, BM Genel Kurulu’na nadiren katılıyor. Kovid-19 salgını sırasında diğer liderler gibi o da video ile hitap etmişti. Bu yıl Çin’i, cuma günü konuşma yapacak Başbakan Li Qiang temsil edecek. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise yine katılmayacak, yerine her zamanki gibi Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u gönderecek.
Eski BM Genel Sekreteri U Thant’ın torunu Thant Myint-U, NPR’ye yaptığı açıklamada BM’nin bir “önemsizlik krizi” yaşadığını söyledi. Bunun yalnızca Trump yönetiminden kaynaklanmadığını vurgulayan Myint-U, “BM’ye bağlılıklarını dile getiren ülkeler bile siyasi anlamda örgüte ciddi bir yatırım yapmıyor” dedi.
Trump’ın Nobel arayışı
BM fonlarını kesen ve ABD’nin başlıca yardım ajansını dağıtan Trump, buna rağmen kendisini Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermeye çalışıyor. Salı günü BM kürsüsünde yapacağı konuşmada da bu iddiasını yinelemesi bekleniyor. Gelenek gereği ilk söz hakkına sahip olan Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’dan sonra kürsüye çıkacak.
Trump, kendi anlatımına göre yedi savaşı sona erdirdi. Önleyici girişimleri de eklersek bu sayının “10’a çıktığını” söylüyor. Geçtiğimiz ay Oval Ofis’te gazetecilere, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda onlarca yıldır süren yıkıcı bir çatışmayı da çözdüğünü iddia etti. Ancak bağımsız doğrulama kuruluşları bu ifadeye katılmıyor.
Ruanda ve Kongo liderleri, Trump’ın konuya yoğunlaşmasını övdü. Ancak bölgede çatışmalar sürüyor ve kalıcı barış hâlâ uzak görünüyor.
Toplantıya Ermenistan ve Azerbaycan liderleri de katılacak. Azerbaycan, Trump göreve dönmeden önce, 2023’te Dağlık Karabağ’ı kontrol altına almıştı. Beyaz Saray, Trump’ın Azerbaycan ile Türkiye sınırındaki Nahçıvan eksklavına uzanacak bir ulaşım hattı için anlaşma sağladığını açıkladı. Bu hatta “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası” (TRIPP) adı verildi.
Trump’ın seçim kampanyasında 24 saat içinde çözebileceğini iddia ettiği Gazze ve Ukrayna’daki savaşlarda ise barış sağlama çabaları başarısız görünüyor.
BM Genel Sekreteri António Guterres, bu hafta düzenlediği basın toplantısında, Genel Kurul’un yaklaşık 150 devlet ve hükümet başkanını New York’a getireceğini belirterek, bunun “diyalog ve arabuluculuk için her türlü fırsatı sunduğunu” söyledi.
Çarşamba günü liderler, iklim değişikliğiyle mücadele taahhütlerini sunmak ve çözüm yollarını tartışmak üzere düzenlenecek bir iklim zirvesinde bir araya gelecek. Perşembe günü ise bu kez yapay zekâ konusu liderlerin gündeminde olacak. Üst düzey görüşmeler 29 Eylül’de sona erecek.
Guterres, “Kimileri buna diplomasinin Dünya Kupası diyor, ama mesele puan kazanmak değil; sorunları çözmek olmalı” dedi.
Kaynak: Gazete Oksijen
Fransa'nın Filistin'i tanıması dünya medyasında: Macron, ABD'ye Gazze üzerinden meydan okudu
Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin BM’de Filistin’i tanıması dünya basınında geniş yankı buldu. ABD ve İtalya sert eleştiriler yöneltirken İspanyollar kararı destekledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa, Lüksemburg, Malta, Monako ve Andorra, gece yarısı BM Genel Kurulu’nda Filistin’i devlet olarak tanıdı. Karar, uluslararası basında geniş yankı buldu.
Filistin'in tanınmasıyla ilgili "Kesin olan bir şey var ki artık bekleyemeyiz." diyen Macron, Orta Doğu'da adil ve kalıcı bir barış inşa edilememesinin uluslararası toplumun "ortak sorumluluğunda" olduğunu vurguladı.
ABD basını: Moral desteği ama sahada değişim yok
Washington Post, Fransa’nın kararını “Trump’a meydan okuma” olarak nitelendirdi. Gazete, bunun Filistinliler için “ahlaki bir destek” anlamı taşısa da sahada hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini yazdı.
New York Times ise, “Tanıma olsun ya da olmasın, Filistin devleti her zamankinden daha uzak görünüyor” yorumunu yaptı. Gazete, iki yılı bulan savaşın on binlerce can aldığına dikkat çekerek Filistinlilerin “iki devletli çözüm ihtimalinin hiç bu kadar uzak olmadığı” görüşünü aktardı.
İspanya basını: Macron’un “denge oyunu”
İspanyol El País, Macron’un konuşmasını “mükemmel şekilde dengeli” buldu. Haberde, Fransa Cumhurbaşkanı’nın İsrail’e sürekli atıflar yaparken aynı zamanda Gazze’deki askeri operasyonlara son verilmesi çağrısında bulunduğu vurgulandı.
İtalya: Hamas’a hediye yorumu
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, ABD Başkanı Donald Trump gibi, “Filistin’in tanınmasının Hamas’a hediye” olduğunu söyledi. La Repubblica, Başbakan Giorgia Meloni’nin New York’ta bulunmamasını hatırlatarak İtalya’nın konudaki isteksizliğini öne çıkardı.
Wall Street Journal: Fransa gücünün ötesinde yumruk atıyor
Wall Street Journal, Macron’un girişimini “Fransa’nın Ortadoğu’da azalan etkisine rağmen, gücünün çok ötesinde yumruk atma eğilimi” olarak yorumladı.
Almanya basını: Yalnızlaşma riski
Almanya’da Der Spiegel, “Almanya Filistin’i tanımalı mı?” sorusunu gündeme taşıdı. Gazete, Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un, tanımanın ancak iki devletli çözüm sürecinin sonunda olması gerektiği yönündeki sözlerini hatırlattı.
Ayrıca, Almanya Şansölyesi’nin New York’a gitmeyip bütçe sunumu için Berlin’de kalması da eleştirildi. Der Spiegel, bunun “Almanya’nın uluslararası sahnede artan yalnızlığını” gösterdiğini yazdı.
Kaynak: Gazete Oksijen
Bloomberg: Erdoğan, Trump görüşmesinde konuşulacak 6 konu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump görüşmesi öncesi masaya yüzlerce Boeing yolcu uçağı ve Lockheed Martin savaş uçağı alımını koymaya hazırlanıyor. Ankara, sadece satın alımlar değil; CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve KAAN projesine yönelik motor tedarikinin de gündeme alınmasını bekliyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yüzlerce Boeing yolcu uçağı ve Lockheed Martin savaş uçağı için ABD'de. Erdoğan, Amerikan uçakları için yapılacak ödemeleri, 10 milyar doları aşması beklenen yerli üretim anlaşmalarıyla dengelemek istiyor.
Konuya yakın kaynaklara göre anlaşmalar, perşembe günü Beyaz Saray’da Başkan Donald Trump ile yapılacak görüşmeye bağlı. Erdoğan’ın ziyareti, Rusya’dan alınan S-400 hava savunma sistemi nedeniyle gerilen ilişkileri yeniden rayına oturtmak açısından kritik önem taşıyor.
Bloomberg'in haberine göre Türkiye’nin S-400 alımı, Washington’un CAATSA yaptırımlarını devreye sokmasına ve Ankara’nın F-35 programından çıkarılmasına yol açmıştı. Erdoğan ise S-400'lerden vazgeçmeyi reddediyor ve Trump’ın CAATSA’yı esneterek Türkiye’ye Lockheed üretimi 40 adet F-35A satmaya onay verebileceğini umut ediyor.
Böyle bir adım, yaklaşık 12 milyar dolarlık F-35 parça üretiminde görev alması askıya alınan 10 Türk şirketinin yeniden programa dönmesini sağlayabilir. Türk şirketlerinin olası bir geri dönüşte gövde üretiminden yazılım geliştirmeye, AB’nin bazı kimyasal düzenlemelerini aşmaya kadar kritik rollerde yer alabileceği belirtiliyor.
F-16'lar yerine F-35'ler ön plana çıktı
Öte yandan Erdoğan, Lockheed Martin’in son nesil F-16 Viper modelinden 40 adet ile yüzlerce bomba, füze ve yedek motor almayı da hedefliyor. ABD, geçen yıl İsveç’in NATO üyeliğini onaylayan Türkiye’nin bu talebine yeşil ışık yakmıştı. Ankara, başlangıçta 79 modernizasyon kiti almayı planlarken, bu fikrinden vazgeçip doğrudan F-35A’lara yönelmişti.
F-4'ler emekliye ayrılacak
Türkiye halihazırda yaklaşık 240 F-16 ile ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci F-16 filosuna sahip. Yeni alımlar, yaşlanan F-4 uçaklarının emekliye ayrılmasını sağlayacak.
KAAN için motor onayı
Ayrıca Ankara, ABD yapımı savaş uçaklarında kullanılan GE Aerospace üretimi F110 ve F404 motorlarının Türkiye’de üretilmesi için Washington’dan onay bekliyor. Bu motorlar, Türkiye’nin geliştirdiği KAAN savaş uçağı ve Hürjet eğitim uçağında da kullanılıyor.
ABD’nin bu talebe henüz yanıt vermediği, ancak onay verilmesi halinde Amerikan motor üretiminin hızlanabileceği belirtiliyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
900 yıllık Appleby Kalesi satışa çıkarıldı
İngiltere'de Norman döneminden kalma nadir kalelerden biri olan Appleby Kalesi satışa çıkarıldı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Telegraph'ın haberine göre, Britanya’da halen 20’den az yerleşik Norman kalesi bulunuyor ve bunların çoğu Kraliyet Ailesi’ne ait. Bu durum, bir kaleyi satın alma fırsatlarını oldukça sınırlıyor. Ancak önümüzdeki ay, Cumbria’daki 900 yıllık Appleby Kalesi, başlangıçta 9,5 milyon sterlin olan satış fiyatının düşürülmesinin ardından 5,5 milyon sterlinlik ( 7.4 milyar dolar) rehber fiyatıyla açık artırmaya çıkacak.
Tarihi ve mirası
12. yüzyılda inşa edilen kale, İngiltere kralları Henry II, Aslan Yürekli Richard ve Richard III dahil olmak üzere birçok İngiliz kralı tarafından kullanıldı.
Kalenin tarihi, İngiliz İç Savaşı sırasında kısmen tahrip edilmesi ve sonrasında aristokrat Lady Anne Clifford tarafından kapsamlı bir restorasyonla yeniden inşa edilmesiyle devam etti.
Grade I listesinde yer alan Appleby Kalesi, 25 dönümlük park alanı içinde konumlanıyor. 23 yatak odası, 19 banyo, spor salonu, sauna ve jakuzi gibi modern olanaklara sahip. Ayrıca bir yuvarlak kule, Norman kalesi ve üç adet köy evi de mülkün parçası.
Kalenin şimdiki sahibi Sally Nightingale, 2009’da mülkün sahibi olduktan sonra kaleyi düğün, konferans ve rehberli turlar için açtı ve “kayda değer bir miktarda para” harcadığını BBC’ye açıklamıştı.
Nightingale, Lady Anne’in izinden gitmeye çalıştığını belirterek, “Bu kolay olmadı çünkü o bir ikon. İç Savaş’ta Oliver Cromwell’e karşı durdu ve ‘kalelerimi yıkın, cebimdeki her kuruş için yeniden inşa edeceğim’ dedi” sözlerini aktardı.
Benzersiz konum ve yatırım potansiyeli
Estate ajansı Knight Frank’in temsilcisi Peter Mayo, “Yeni sahipler için kalenin sunduğu olanaklar sınırsız” dedi.
Appleby Kalesi, açık artırmada 30 Ekim’de satışa sunulacak. Ancak mülk, pazarlıkla veya doğrudan piyasada alıcı bulursa açık artırmaya çıkmadan da satılabilir.
Financial Times: Dev şirketler neden yapay zekaya yatırım yapıyor?
S&P 500 şirketlerinin çoğu, yapay zekayı tartışıyor ama teknolojiye dair somut faydaları net bir şekilde ortaya koyamıyor. Uzmanlar, firmaların çoğunun yalnızca “rakip yaparsa ben kaçırırım” kaygısıyla hareket ettiğini belirtiyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD’nin en büyük halka açık şirketleri son dönemde sürekli olarak yapay zekadan (YZ) bahsediyor. Ancak Financial Times’ın S&P 500 şirketlerinin yüzlerce kurumsal raporu ve yönetici konuşmalarına yönelik yaptığı analizde çoğu firma teknoloji sayesinde işlerini nasıl iyileştireceğini net bir şekilde anlatamıyor; birçok şirket yalnızca “kaçırma korkusu” (FOMO) yaşıyor.
Microsoft, Alphabet, Amazon ve Meta gibi büyük teknoloji devleri, yapay zekanın faydalarını sürekli vurguluyor ve yalnızca bu yıl büyük dil modelleri üzerine yatırım yapmak için 300 milyar dolar ayırmayı taahhüt ediyor.
Ancak Silicon Valley dışındaki büyük şirketler de örneğin Coca-Cola ve Lululemon YZ’yi daha fazla dile getirse de, teknolojinin kullanımının faydalarını daha temkinli bir şekilde değerlendiriyor. Siber güvenlik, hukuki riskler ve başarısızlık olasılığı en çok dile getirilen kaygılar arasında yer alıyor.
'Önemli bir yaratıcı'
Yapay zekayı müşteri hizmetleri ve veri ağırlıklı işlerde kullanan firmalar, teknolojinin faydalarını açıklamakta daha başarılı. Örneğin, bordro hizmetleri sağlayıcısı Paycom, YZ’nin müşteri çekme ve elde tutmada “önemli bir fark yaratıcı” olduğunu rapor ediyor.
Analizler ayrıca yapay zekanın bazı yenilikçi kullanım alanlarını da ortaya koyuyor. Savunma tedarikçisi Huntington Ingalls “savaş alanı kararları” için, hayvan sağlığı şirketi Zoetis atlarda tıbbi testleri hızlandırmak için, Dover Corporation ise “dolu hasarlı araçların izlenmesi ve onarımı” sürecinde teknolojiyi kullanıyor.
Gartner danışmanlık firmasından Haritha Khandabattu, “Yapay zekayı benimsemede birçok şirketin strateji yerine FOMO ile hareket ettiğini görüyoruz. Bazı liderler ‘Hangi sorunu çözüyorum?’ yerine ‘Ya rakibim önce çözerse?’ diye düşünüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Faydalar ve riskler
Financial Times, yapay zekanın SEC 10-K raporlarında ve kazanç konuşmalarında nasıl yer aldığını yapay zeka araçlarıyla taradı ve her alıntıyı kategorize etti. SEC raporları, şirketlerin riskleri açıklamasını zorunlu kıldığı için, yöneticilerin kamuya yaptığı olumlu açıklamalardan daha temkinli bir dil içeriyor.
Geçen 12 ayda S&P 500’deki 374 şirketin kazanç toplantılarında yapay zekadan bahsedildi; bunların %87’si yalnızca olumlu ifadeler içeriyordu.
Ancak teknoloji dışı şirketler, YZ’ye dair faydaları raporlarında net biçimde ortaya koyamıyor. Örneğin Coca-Cola, Şubat ayında yapılan kazanç toplantısında teknolojiden heyecan duysa da, asıl kullanım alanı yalnızca bir TV reklamının üretiminde gerçekleşiyor.
Raporlar, şirketlerin çoğunun yapay zeka ile iş akışlarını otomasyonla optimize etmeyi ve rekabet avantajı sağlamayı umduğunu gösteriyor. Bazıları ise ürünlerini kişiselleştirme amacıyla kullanmayı hedefliyor.YZ’nin açık faydalarını net şekilde ortaya koyabilen şirketler, veri merkezleri ve YZ odaklı alanlarda faaliyet gösterenler oldu. Örneğin enerji şirketleri First Solar ve Entergy, YZ’nin talep artışı getirdiğini belirtti.
Freeport-McMoran, bakır stoklarının YZ ve veri merkezi gelişmeleriyle değer kazanacağını söyledi. Caterpillar ise enerji iş kolunun “bulut teknolojisi ve üretken yapay zeka ile ilgili veri merkezi büyümesinden” faydalandığını açıkladı.
Projelerin yüzde 95'i başarısız
Yapay zeka hakkında risklerin dile getirilişi, faydaları hakkında konuşulandan daha açık. S&P 500’ün yarısından fazlası siber güvenlik riskini en önemli kaygı olarak gösteriyor.
Online flört platformu Match, yapay zekanın kullanıcı verilerini tehlikeye atabilecek güvenlik olaylarına yol açabileceğini belirtti. Lululemon da gelişmiş teknolojilerinin hassas verileri açığa çıkarabileceğinden endişe duyuyor.
Microsoft ise hatalı veya yetersiz yapay zeka uygulamalarının “bireylere, müşterilere ve topluma zarar verebileceğini” vurguladı.
Diğer ikinci büyük endişe ise, yapay zeka uygulamalarının başarısız olabileceği korkusu. MIT Media Lab ve Microsoft araştırmacısı Aditya Challapally’ye göre, iş yerinde yürütülen üretken yapay zeka pilot projelerinin %95’i başarısızlıkla sonuçlanıyor.
Bunun sebebi, mevcut yapay zeka araçlarının uzun vadeli hafıza ve özelleştirme gibi eksik özelliklere sahip olması.
Meta, yapay zeka projelerinde telif haklarıyla ilgili hukuki riskler doğabileceğini belirterek milyarlarca dolar harcayan araştırma ekibini uyardı.
Pepsi de benzer şekilde üçüncü taraf içeriklerinin izinsiz kullanımından kaynaklanabilecek artan hukuki talepler konusunda uyarıda bulundu.
Kaynak: Gazete Oksijen
BBC: Pakistan, Hindistan'ı köşeye sıkıştırdı | Çin, Türkiye ve Suudi Arabistan etkisi
Pakistan ile Suudi Arabistan’ın imzaladığı karşılıklı savunma anlaşması, Riyad’ın “kurumsallaşma” dediği ama Hindistan’ın doğrudan güvenlik tehdidi olarak gördüğü bir adım oldu. BBC, anlaşmanın Hindistan'ı neden rahatsız ettiğini uzmanlara sordu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Geçen hafta Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Riyad’da imzaladığı “stratejik karşılıklı savunma anlaşması”, İslam dünyasının tek nükleer gücünü, Körfez’in en iddialı monarşisine daha da yaklaştırdı.
Suudi yetkililer paktı “uzun süredir devam eden iş birliğinin kurumsallaştırılması” olarak tanımlarken, Hindistan’da bu anlaşam farklı bir tepki yarattı. Zira anlaşma, “herhangi bir ülkeye yönelik saldırının iki tarafa yapılmış sayılacağı” taahhüdünü içeriyor.
Hindistan’daki endişeler
Pakistan’la dört gün süren çatışmayı bu yıl yaşayan Hindistan, Suudi Arabistan’ın Pakistan’ın askeri kapasitesini desteklemesini doğrudan bir tehdit olarak görüyor.
Stratejist Brahma Chellaney, paktın Hindistan’a karşı caydırıcı bir mesaj olduğunu belirterek bunun Pakistan’ın değil, Suudi Arabistan’ın hırslarını yansıttığını söyledi. Eski dışişleri bakanı Kanwal Sibal ise anlaşmayı “ciddi bir yanlış adım” olarak niteledi ve Hindistan’ın ulusal güvenliği için tehlike oluşturabileceğini vurguladı.
Narendra Modi hükümeti ise daha temkinli. Dışişleri sözcüsü, paktın “ulusal güvenlik, bölgesel ve küresel istikrar açısından sonuçlarının inceleneceğini” söyledi ve Hindistan-Suudi ortaklığının karşılıklı hassasiyetleri gözetmesi gerektiğini hatırlattı.
Dengeli yaklaşım çağrısı
Bazı analistler ise Delhi’nin riskleri abarttığını düşünüyor. Suudi Arabistan’ın Hindistan’ın ikinci büyük ticaret ortağı ve başlıca petrol tedarikçisi olduğuna dikkat çeken Michael Kugelman, “Riyad Hindistan’a doğrudan tehdit oluşturacak bir adım atmaz” dedi. Ancak ona göre Pakistan’ın Çin ve Türkiye’den aldığı desteğe Suudi Arabistan’ın eklenmesi, Hindistan’ı bölgede “köşeye sıkıştırıyor”.
Eski Pakistan büyükelçisi Husain Haqqani de paktın Suudi Arabistan’ı, Soğuk Savaş’ta ABD’nin Pakistan için üstlendiği role taşıyabileceği uyarısında bulundu. Anlaşmanın “saldırı” ve “saldırgan”ı nasıl tanımlayacağına bağlı olarak Hindistan-Suudi ilişkilerinde gerilim yaşanabileceğini söyledi.
Tarihsel arka plan
Uzmanlar, iki ülke arasındaki bağların aslında yeni olmadığını hatırlatıyor. 1960’lardan itibaren Pakistan askerleri Suudi topraklarında görev yaptı, 1979’daki Mekke baskınını bastırmaya yardım etti. Riyad, Pakistan’dan silah satın aldı, Suudi Hava Kuvvetleri’nin inşasında Pakistanlı subaylardan yararlandı. 2017’de emekli bir Pakistanlı general Suudi sponsorluğundaki IŞİD karşıtı koalisyonun başına getirildi.
1970’lerden bu yana Suudi Arabistan, Pakistan’a savaşlarda siyasi destek verdi, ekonomik krizlerde yardım sağladı, ertelenmiş petrol ödemeleriyle ekonomisini ayakta tuttu.
ABD’ye olan güvensizlik
Paktın ardında, Washington’un Körfez’i savunma konusundaki kararlılığına dair azalan güven de var. İsrail’in son saldırıları Katar ve diğer Körfez ülkelerini endişelendirirken, İran’la süregelen rekabet de Riyad’ın güvenlik arayışlarını hızlandırdı.
Chatham House araştırmacısı Ahmed Aboudouh, anlaşmanın “ABD ile iş birliğini bozmak değil, güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmek amacıyla imzalandığını” söylüyor. Ona göre pakt, Suudi Arabistan’ın hem İran’ı hem de İsrail’i tehdit olarak gördüğünü ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığından faydalanmak istediğini gösteriyor.
Hindistan açısından yansımalar
Uzmanlara göre pakt, Hindistan için doğrudan askeri bir tehdit oluşturmuyor. Ancak genişletilmiş ittifakın bir tür “İslami NATO”ya dönüşmesi, Delhi’nin Körfez’deki ticaret, yatırım ve stratejik çıkarlarını zora sokabilir.
Pakistan açısından pakt, Suudi ekonomik gücünden yararlanarak askeri kapasitesini artırmak ve daha geniş siyasi destek bulmak anlamına geliyor. Hindistan ise Pakistan’a ek olarak Çin, Türkiye ve şimdi Suudi Arabistan’ın da desteğini dikkate almak zorunda kalacak.
Kugelman’a göre, mesele Hindistan’ın daha zayıflaması değil, Pakistan’ın güç kazanması. Yine de pakt, Delhi açısından diplomatik açıdan olumsuz bir görüntü yarattı. Nihai sonuçları ise ancak zamanla görülecek.
Kaynak: Gazete Oksijen
Macron, polis durdurunca Trump'ı aradı: Alo nasılsınız?
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, New York'ta ABD Başkanı Donald Trump'ın konvoyu için yolların kapatılması nedeniyle bir süre aracıyla trafikte mahsur kaldı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un, Birleşmiş Milletler (BM) 80. Genel Kurul toplantıları için bulunduğu New York'taki temasları devam ediyor.
Fransız basınındaki haberlere göre, New York polisinin, ABD Başkanı Trump'ın konvoyu için yolları kapatması nedeniyle Fransız Büyükelçiliği'ne gitmek isteyen Macron aracıyla trafikte mahsur kaldı.
Yolların neden kapalı olduğunu bir polis memurunun yanına giderek bizzat kendisi öğrenen Macron, Trump'ı telefonla arayarak "Nasılsınız? Tahmin edin ne oldu? Sokakta bekliyorum çünkü her şey sizin için kapatıldı." şeklinde konuştu.
Macron, birkaç dakika sonra yaya olarak Büyükelçiliğe gitmek üzere yoluna devam ederken, Trump'la telefonda görüşmesini sürdürdü.
New York sokaklarında yaklaşık 30 dakika yürüyen Macron, isteyenlerle fotoğraf çektirdi. Fransa Cumhurbaşkanı ile fotoğraf çektiren bir kişi, Macron'u alnından öptü. Olay, Fransa Cumhurbaşkanı'nın Filistin Devleti'ni tanımasının ardından yaşandı.
Kaynak: AA
İspanya, İsrail'e silah ambargosunu onayladı
İspanya hükümeti tarafından onaylanan karar, tüm savunma ekipmanları ile çift kullanımlı ürün ve teknolojilerin ihracat ve ithalatını yasaklarken; yasa dışı yerleşim yerlerinden gelen ürünlerin ithalatı ve reklamına da engel getiriyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İspanya'da azınlık sol koalisyon hükümeti, İsrail'e tam silah ambargosu getiren Kraliyet kararnamesini onayladı.
Hükümet, Bakanlar Kurulu'nun haftalık olağan toplantısında İsrail'e karşı yaptırımlarla ilgili eksik kalan kararnameleri onayladığını açıkladı.
Basın toplantısında kamuoyunu bilgilendiren Ekonomi, Ticaret ve Şirketler Bakanı Carlos Cuerpo, "İsrail'e tam bir silah ambargosu için Kraliyet kararnamesi onaylandı. Bu, tüm savunma ekipmanlarının ve çift kullanımlı ürün ve teknolojilerin İsrail'e ihracatının ve ithalatının yasaklanmasını içeriyor" dedi.
Cuerpo, "Gazze'deki soykırıma karşı ve Filistin halkına destek" adıyla İsrail'e karşı alınan yaptırım kararlarının "hükümetin, İspanya'nın ve Başbakan Pedro Sanchez'in uluslararası liderliğinin, insan haklarına saygı konusundaki siyasi kararlılığının bir başka kanıtı" olduğunu savundu.
Bakan Cuerpo, İsrail'e karşı yaptırımlar kapsamında ayrıca "İsrail ile bağlantılı askeri amaçlı kullanım potansiyeli bulunan uçak yakıtlarına ilişkin transit başvurularının reddedilmesi, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasa dışı yerleşim yerlerinden kaynaklanan ürünlerin ithalatının ve bu ürünlerin reklamlarının yasaklanmasına ilişkin kararnamelerin de onaylandığını" duyurdu.
İşgal altındaki Filistin topraklarındaki yasa dışı yerleşim yerlerinden kaynaklanan ürünlerin ithalatının yasaklanmasının "İspanya için kayda değer bir etkisi olmayacağını ancak buradaki İsrailli şirketler için daha anlamlı bir etkisi olabileceğini" kaydeden Cuerpo, "Biz bu önlemleri Gazze'deki soykırımın durması, İsrail üzerindeki siyasi baskıların artması için alıyoruz." açıklamasında bulundu.
Hükümetin, İsrail'e karşı yaptırımlarla ilgili kararlarında her üç ayda bir kamuoyunu bilgilendireceğini aktaran Cuerpo, İsrail'in Gazze'deki soykırımını kınamaya devam ettiklerini ve aynı şekilde Hamas'ın rehineleri hemen serbest bırakmasını talep ettiklerini kaydetti.
Cuerpo, İsrail'e karşı uygulanan yaptırımlarla ilgili hukuki kapsamın bugün onaylanan kararnamelerle garanti altına alındığını belirtti.
Diğer yandan Hükümet Sözcüsü ve Eğitim Bakanı Pilar Alegria da "Başbakan Sanchez'in BM'de altını çizdiği gibi Filistin Devleti'ni tanımak aciliyet gerektirmektedir. İspanya bunu mayısta yaptı ve şimdi Fransa, Portekiz, Kanada, İngiltere, Avustralya gibi birçok ülkenin yaptığını gördük. İspanya, İsrail ve Filistin'in iki devletli çözümde birlikte yaşamı için ilk andan beri kilit rol oynadı." diye konuştu.
İspanya hükümeti, 9 Eylül'de aldığı kararla İsrail'e karşı 9 maddelik yaptırım açıklamış, bunlardan İsrail'e tam silah ambargosu ve diğer askeri konularla ilgili olan maddelerin onaylanmasını "teknik ve hukuki gerekçelerden" bugüne kadar bekletmişti.
Kaynak: AA
Trump, BM konuşmasında 'küreselci kurumları' hedef alacak ve dış politika sicilini savunacak
Başkan Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler'e yönelik agresif yaklaşımı, Salı günü dünya liderleriyle yapacağı konuşmada açıkça ortaya çıkacak. Ancak küresel kuruluşu eleştirdiği kadar, Amerikan başkanı BM'nin ilgi odağında da yer alıyor.
AAMER MADHANI tarafından
23 Eylül 2025, 16:27 GMT+3 tarihinde güncellendi
Paylaşmak
NEW YORK (AP) — Beyaz Saray'a göre, dünyanın ilgiyle izlediği Başkan Donald Trump, Salı günü Birleşmiş Milletler'e dönerek ikinci dönemindeki dış politika başarıları hakkında kapsamlı bir konuşma yapacak ve "küreselci kurumların dünya düzenini önemli ölçüde çürüttüğünden" yakınacak.
Trump, göreve geldiği ilk sekiz ayda ABD'nin bu dünya örgütüne verdiği desteği azaltmak için hızla harekete geçtiğinden, dünya liderleri BM Genel Kurulu'ndaki konuşmalarını dikkatle dinleyecek . İlk döneminde bile, Birleşmiş Milletler'in benimsediği çok taraflılık anlayışından pek hoşlanmamıştı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitabını canlı izleyin.
Son yemin töreninin ardından, ABD'nin Dünya Sağlık Örgütü'nden çekilmesini öngören bir başkanlık kararnamesi yayınladı . Bunu , ABD'nin BM İnsan Hakları Konseyi'ndeki üyeliğini sona erdirme ve "Önce Amerika" gündeminin öncelikleriyle uyumlu olup olmadıklarını belirlemek amacıyla yüzlerce hükümetlerarası kuruluştaki ABD üyeliğinin gözden geçirilmesini emretme hamlesi izledi.
Trump, geçen hafta BM hakkında, "Büyük umutlar var ama dürüst olmak gerekirse iyi yönetilmiyor" demişti.
Yorumlar