0110
- mutlunecmettin
- 1 Eki 2025
- 32 dakikada okunur
ABD’de hükümet kapandı: Senato’da uzlaşma çıkmadı, 750 bin çalışan zorunlu izne çıkacak
Kongre ile Beyaz Saray’ın son dakika finansman planlarında anlaşamaması ABD’de 2018–2019’dan bu yana ilk hükümet kapanmasını getirdi. Temel hizmetler sürerken yüz binlerce kamu çalışanı ücret almadan çalışacak ya da zorunlu izne ayrılacak; CBO günlük maliyeti 400 milyon dolar hesaplıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD’de federal hükümet, Senato’nun iki geçici bütçe tasarısını da 60 oy eşiğine taşıyamamasıyla gece yarısı itibarıyla resmen kapandı. Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Kongre’de, Temsilciler Meclisi’nden geçen “temiz” kısa vadeli finansman teklifi (CR) Senato’da Demokratların desteğini bulamadı. Demokratların ekim sonuna kadar finansmanı ve yıl bitmeden sona erecek Affordable Care Act (Obamacare) sigorta sübvansiyonlarının uzatılmasını içeren karşı tasarısı da Cumhuriyetçiler tarafından bloke edildi.
Oylamaların ardından Beyaz Saray Bütçe Ofisi (OMB) kurumlara “düzenli bir kapanma planını hayata geçirme” talimatı gönderdi. OMB Direktörü Russell Vought’un yazısı, kapanmanın süresine dair belirsizliğe dikkat çekerken çalışanların bir sonraki mesailerinde kapanma prosedürlerini uygulamak üzere işbaşı yapmalarını istedi.
Neler duracak, neler çalışacak?
Kapanma, “zorunlu olmayan” federal faaliyetleri geçici olarak askıya alıyor; pek çok kurum ücretli-izinsiz ayrımıyla personel planını yeniden yapıyor. Sosyal Güvenlik ödemeleri, gaziler (VA) hizmetleri, FEMA operasyonları, havaalanı güvenliği (TSA) ve hava trafik kontrolü gibi temel hizmetler devam ediyor; ancak bu alanlarda dahi birçok çalışan maaş almadan çalışmak zorunda kalacak ve ödemelerini kapanma sonrasında toplu olarak alacak.
Kongre üyelerinin maaşları anayasa gereği ödenmeye devam ediyor; ordu görevde kalacak ancak maaş ödemeleri kapanma bitene kadar gecikecek.
Ekonomik veri akışı da sekteye uğruyor: Çalışma Bakanlığı, cuma açıklanması beklenen aylık istihdam raporu dahil veri yayınlarını durduracak.
CDC hastalık izleme analizlerini askıya alacak; işyeri denetimleri ertelenecek; ulusal mezarlıklarda rutin bakım ve taş yerleştirme gibi işler duracak.
Ulusal Parkların açık kalıp kalmayacağı belirsiz; geçmişte personelsiz açık bırakılan parklarda tahribat yaşanmıştı.
Öğrenci kredileri/yardımları işleyişi ve bazı sivil haklar soruşturmaları ise ciddi ölçüde yavaşlayacak.
Kaç kişi etkilenecek, faturası ne?
Kongre Bütçe Ofisi (CBO), kapanmanın günlük etkisine ilişkin notunda yaklaşık 750 bin federal çalışanın her gün zorunlu izne çıkarılabileceğini ve kapanma sonrası geriye dönük maaş ödemelerinin günlük yaklaşık 400 milyon dolar maliyete ulaşacağını hesaplıyor. Etkilenen çalışan sayısının kapanma uzadıkça kurumlara göre dalgalanabileceği belirtiliyor.
Siyasi kavga bitmedi: 'Kim kapattı?'
Taraflar birbirini suçluyor. Cumhuriyetçi kanat, Demokratların sağlık sübvansiyonları ve bazı sağlık kurum kesintilerinin geri alınması gibi politika taleplerini bütçeye bağlayarak ülkeyi “rehin” aldığını savunuyor. Cumhuriyetçi lider John Thune, “Demokratlar bu gece hükümeti kapatmayı seçti, yarın birkaç Demokrat bize katılırsa hükümeti yeniden açabiliriz” dedi.
Demokratlar ise Cumhuriyetçilerin “temiz CR” ısrarını, sağlık güvencesini zayıflatacak bir hamle olarak görüyor. Azınlık lideri Chuck Schumer, “Cumhuriyetçiler iki partili görüşmeleri reddederek Amerika’yı kapanmaya sürüklüyor, halkın sağlık hizmetlerini riske atıyor” çıkışı yaptı.
Beyaz Saray internet sitesinde “Demokratlar hükümeti kapattı” ifadesiyle önce bir geri sayım saati, ardından kapanmanın süresini ölçen sayaç yayımlandı. Konut ve Kentsel Gelişim Bakanlığı (HUD) sitesine eklenen ve kapanma için “radikal sol”u suçlayan kırmızı bant/pencere, kamu fonlarıyla partizan mesaj verildiği gerekçesiyle Hatch Act ihlali şikâyetine konu oldu. İdare, etik uygulama ofislerinin zayıflatıldığı eleştirileriyle karşı karşıya.
Piyasalar 'şimdilik' soğukkanlı
Küresel piyasalarda ilk tepki sınırlı kaldı. ABD ana endeksleri salı gününü yükselişle kapatırken (Dow Jones rekor tazeledi), vadeli işlemler çarşamba açılışına zayıf işaret etti.
Altın fiyatı belirsizlikte ons başına 3.872 dolar ile yeni zirve gördü; dolar endeksi bir haftanın diplerine yakın.
Asya-Pasifik borsaları karışık seyretti; Japonya Nikkei 225 iş dünyası güvenindeki hayal kırıklığıyla %1 civarı geriledi; Hindistan’da faiz kararı bekleniyor.
Daha önce ne olmuştu? En uzunu 35 gündü
1981’den bu yana üç günden kısa 10 kapanma ve faaliyetleri ciddi etkileyen 4 uzun kapanma yaşandı. Son büyük kapanma, Aralık 2018–Ocak 2019 arasında 35 gün sürerek tarihin en uzunu oldu (Trump’ın ilk döneminde, “Meksika duvarı” finansmanı krizi). Clinton döneminde 1995’te 21 gün, Obama döneminde 2013’te 16 gün kapanma yaşanmıştı. Reagan yıllarında ise en uzunu üç gün süren, sayıca çok ama kısa kapanmalar görüldü.
Bundan sonra ne olur?
Kapanmanın süresi, taraflardan hangisinin ilk geri adımı atacağına ve özellikle sağlık sigortası sübvansiyonları düğümünün nasıl çözüleceğine bağlı. Cumhuriyetçi liderlik, kendi geçici finansman teklifini sık aralıklarla yeniden oylatarak daha fazla Demokrat’ı yanına çekmeyi hedefliyor; Demokratlar ise halk desteğinin sağlık güvencesinden yana olduğunu savunuyor.
Kısa sürerse etkiler sınırlı kalabilir; ancak haftalar sürecek bir kilitlenme, ücret aksamaları, veri boşlukları ve kamu hizmetlerinde yığılmalarla ekonomide belirsizliği büyütebilir. Şimdilik tek kesin olan, kapanmanın maliyetinin her gün arttığı ve çıkış yolunun hâlâ siyasal pazarlıkta saklı olduğu.
Kaynak: Gazete Oksijen
Gazze'de TRT için görev yapan gazeteci hayatını kaybetti
TRT adına sahadan yayın yapan serbest gazeteci Yahia Barzaq, Gazze’de düzenlenen bir hava saldırısında yaşamını yitirdi. İletişim Başkanı Burhanettin Duran taziye mesajında saldırıları kınayarak gazetecilere yönelik hedef almanın gerçeğin duyurulmasını engelleyemeyeceğini söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Gazze’de serbest gazeteci olarak TRT için çalışan Yahia Barzaq, bölgede düzenlenen bir hava saldırısında hayatını kaybetti. Barzaq’ın, çatışmalar başlamadan önce yenidoğan fotoğrafçılığı yaptığı, son dönemde ise sahadan görüntü ve bilgi geçtiği belirtildi.
Barzaq’ın hikâyesi, TRT World imzalı “Fotoğraflarımda Kalan Gazze” belgeselinde de yer almıştı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yayımladığı taziye mesajında Barzaq’ı anarak, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını “soykırım” olarak nitelendirdi ve “gazetecilere yönelik sistematik saldırılarla gerçeğin duyurulmasının önüne geçilemeyeceğini” ifade etti. Duran, Barzaq’ın ailesi, yakınları ve TRT camiasına başsağlığı diledi.
TRT Genel Müdürü Prof. Dr. Mehmet Zahid Sobacı ise, "Çok üzgünüz. Gazze’de TRT için görev yapan gazeteci Yahia Barzaq kardeşimiz katil İsrail’in saldırısında maalesef şehit düştü. Rabbim rahmet eylesin. İsrail, gazetecileri katlederek işlediği insanlık suçlarını gizleyemeyecek, döktüğü her damla kanın hesabını er ya da geç verecek!" ifadelerini kullandı.
Nepal'de Hindular ve Budistlerin 'Kumari'si seçildi: Yeni tanrıça 2 yaşındaki Aryatara Shakya
Katmandu’da 2 yaşındaki Aryatara Shakya, Dashain sırasında evinden Kumari Ghar’a taşınarak “yaşayan tanrıça” ilan edildi. Kumari geleneği Hindular ve Budistlerce saygı görüyor. Adaylar Newar’ın Shakya klanından seçiliyor. Kusursuz görünüm ve karanlıktan korkmama şartı aranıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Katmandu vadisinin yerli halkı Newar topluluğunun Shakya klanından gelen Aryatara Shakya (2 yaş 8 ay), Nepal’in yeni Kumari’si (yaşayan tanrıça) olarak seçildi. Dün, ailesi tarafından Katmandu’daki dar bir sokaktaki evlerinden omuzlarda önümüzdeki yıllarda yaşayacağı tapınak olan Kumari Ghar’a götürüldü. Tören, ülkenin en uzun ve en anlamlı Hindu festivali kabul edilen Dashain kutlamaları sırasında yapıldı.
Kumari geleneğinde adaylar genellikle 2–4 yaş arasında belirleniyor. Seçimde kusursuz cilt, saç, göz ve dişler gibi fiziksel ölçütler aranıyor; karanlıktan korkmamak şartı da öne çıkıyor. Hindu çoğunluklu Nepal’de Kumari, Hindular ve Budistlerce birlikte saygı görüyor.
İndra Jatra’dan Dashain ve Tihar’a: festival takvimi
Bu ayın başındaki İndra Jatra sırasında bir önceki Kumari, inananların çektiği bir kağnı/arabada kentte gezdirildi. Kumari, geleneğe göre kırmızı giyiniyor, saçlarını tepe topuzu yapıyor ve alnına “üçüncü göz” resmi çiziliyor.
Bir hafta süren İndra Jatra, Ekim’de ana festival sayılan Dashain ile Tihar/Diwali (Işıklar Festivali) gibi kutlamalara açılış niteliğinde.
Salı günü Dashain’in 8. günüydü. İyiliğin kötülüğe üstün gelişinin kutlandığı 15 günlük şenlikte resmî daireler ve okullar kapalı kaldı, aileler birlikte kutlama yaptı.
Perşembe günü ilk kutsamasını yapacak
Ailesi, dostları ve inananlar eşliğinde şehir sokaklarında alayla taşınan yeni Kumari, Kumari Ghar’a giriş yaptı. Yol boyunca insanlar alnını Kumari’nin ayaklarına değdirerek (Himalaya bölgesinde en yüksek saygı ifadesi) çiçek ve para sundular. Yeni Kumari’nin, Perşembe günü devlet başkanı dâhil inananları kutsaması bekleniyor.
Baba Ananta Shakya, “Dün sadece kızımızdı, bugün bir tanrıça,” diyerek, doğumdan önce eşinin “tanrıça” gördüğü bir rüya sebebiyle kızlarının “özel biri” olacağını düşündüklerini anlattı.
Eski Kumari’nin vedası ve rekabetçi seçim
2017’de Kumari ilan edilen ve bugün 11 yaşında olan Trishna Shakya, ailesi ve destekçileri tarafından taşınan bir palanquine (taşıma sedyesi) ile arka kapıdan ayrıldı. Shakya klanında Kumari olmaya uygun aileler, bu itibarlı makam için kızlarının seçilmesi adına bir rekabet içinde. Seçilen ailenin, toplumda ve klan içinde statüsü yükseliyor.
Kapalı bir hayat, zorlu bir dönüş
Kumari’ler tecrit edilmiş bir yaşam sürüyor; az sayıda seçilmiş oyun arkadaşı oluyor ve yıl içinde sadece birkaç festival için dışarı çıkabiliyorlar. Eski Kumari’lerin “normal” hayata (günlük işler ve okula devam gibi) uyumda zorlandığı biliniyor. Nepal folklorunda, bir eski Kumari’yle evlenen erkeğin genç yaşta öleceğine dair bir inanç olduğu için, pek çok eski Kumari evlenmiyor.
Son yıllarda gelenekte bazı değişiklikler yapıldı: Kumari artık tapınak-sarayda özel öğretmenlerden eğitim alabiliyor ve hatta televizyon bulundurmasına izin veriliyor. Hükümet, “emekli” Kumari’lere aylık yaklaşık 110 dolar (resmî asgari ücretin biraz üzerinde) küçük bir emekli maaşı bağlıyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Wall Street Journal: 20 maddelik Gazze planında bütün yük Arap ülkelerinde
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşık iki yıl süren yıpratıcı savaşı hala bitirmeye tam yanaşmıyor. Trump'ın planının kabul edilmesi Netanyahu'nun siyasi geleceği açısından büyük avantajlar sunarken, asıl yük Arap komşularının omuzlarına biniyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Netanyahu ile yan yana açıkladığı 20 maddelik plana Hamas’ın uymaması halinde “İsrail’in Hamas tehdidini ortadan kaldırma işini tamamlaması için tam destek vereceğini” söyledi.
Plan; Gazze’de bir “istikrar gücü” oluşturulmasını, Filistinli güvenlik güçlerinin ise Ürdün ve Mısır’da eğitilmesini öngörüyor ancak bu madde, Arap ülkeleri için siyasi açıdan riskli. Zira kendi kamuoylarında “İsrail’in güvenlik aparatı” gibi görünmek istemiyorlar. Özellikle Mısır, İsrail ordusu tamamen çekilmeden Gazze’ye asker göndermeyeceğini net şekilde ifade ediyor.
Türkiye de masada
Son günlerde Katar ve Türkiye, Hamas liderlerini anlaşmayı kabul etmeye ikna etmeye çalıştı. Arap yetkililer, Hamas’a bunun “son şans” olduğunu ilettiklerini söylüyor. Hamas ise planı “tam teslimiyet” olarak nitelendiriyor ve Filistinlilere devlet kurma yolunu kapattığını savunuyor. Buna rağmen, diğer gruplarla görüşüp olumlu bir yanıt vermeye çalışacaklarını açıkladı.
Wall Street Journal'in haberine göre Trump'ın planına göre İsrail’in elde ettiği kazanımlar şöyle:
Netanyahu, Arap ülkelerinden önemli tavizler koparmayı başardı.
Hamas’ın elindeki 48 rehinenin (yaşayan ve ölü) derhal serbest bırakılması,
İsrail’in Gazze-Mısır sınırı boyunca tampon bölgeyi koruması,
Hamas ve diğer grupların Gazze yönetiminde hiçbir rol almaması,
Bunlar, İsrail açısından kritik kazanımlar, aynı zamanda plan, “hiç kimsenin Gazze’den zorla çıkarılmayacağını, isteyenin ayrılıp geri dönme hakkına sahip olacağını” da içeriyor. Bu madde, özellikle Mısır’ın büyük bir göç dalgası endişesini yatıştırmayı hedefliyor.
Netanyahu’nun siyasi çıkarları
Söz konusu plan, İsrail iç siyasetinde de dalgalanmalara yol açabilir. Netanyahu, Filistin Yönetimi’nin (Batı Şeria’daki rakip) gelecekte Gazze’de rol almasını ve Filistin devletine giden yolun tanınmasını kabul ederek koalisyondaki aşırı sağcı ortaklarını kızdırdı.
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, planı “diplomatik bir fiyasko” olarak nitelendirdi. Siyasi analistler, Netanyahu’nun uzun süredir koalisyon içi anlaşmazlıklar nedeniyle zor durumda olduğunu, özellikle ultra-Ortodoksların askerlik yükümlülüğü konusunda hükümetin düşme ihtimalinin yüksek olduğunu hatırlatıyor.
Yine de rehinelerin serbest bırakılması ve savaşın son bulması halinde, Netanyahu’nun seçimlere giderken büyük bir halk desteği kazanabileceği belirtiliyor.
'Şeytan ayrıntıda gizli'
İsrailli ve uluslararası uzmanlar, planın “İsrail’in savaşta istediği birçok hedefi” sağladığını ancak uygulanmasının zor olacağını söylüyor. Hamas’ın ikna edilmesi, Arap ülkelerinin asker göndermeye razı olması ve Filistin kamuoyunun kabul etmesi zaman alabilir.
Tel Aviv’deki Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden Yoel Guzansky, “Savaşı bitirmeye hiç bu kadar yakın olmamıştık. Ama şeytan ayrıntıda gizli” ifadelerini kullandı.
Kaynak: Gazete Oksijen
Telegraph: Trump neden en büyük hayalini başaramıyor?
ABD Başkanı, barış ödülünü kazanmak için dünyadaki liderlerden akademisyenlere kadar herkesi devreye sokuyor. Ancak Oslo’daki Nobel Komitesi, bu baskılara oldukça kapalı bir noktada
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump, Nobel Barış Ödülü için bu kadar ısrarcı olan ilk lider. Daha önce de dile getirdiği talebini en son BM Genel Kurulu’nda tekrarlayarak “yedi bitmeyen savaşı sonlandırdığını ve milyonlarca hayat kurtardığını” iddia etti.
Trump’ın ekibi de bu söylemi destekliyor. Basın sözcüsü Karoline Leavitt, “Artık çoktan zamanı geldi” derken, Orta Doğu elçisi Steve Witkoff, Trump’ı “tarihin en uygun adayı” olarak tanımladı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise, “Eğer Demokrat olsaydı, herkes onun Nobel yolunda olduğunu söylerdi” dedi.
Dünya liderlerinden destek
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Trump’a ödül için aday gösterdiğini bizzat iletti. Temmuz ayında Trump’la Beyaz Saray’da görüşen Gabon, Moritanya, Senegal, Liberya ve Gine-Bissau liderleri de fikri destekledi. Azerbaycan ve Ermenistan’ın yanı sıra Pakistan hükümeti de resmi olarak Trump’ı aday gösterdi.
Trump ise bu konuda pasif kalmadı, NATO’nun eski genel sekreteri Jens Stoltenberg ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi’den de destek istedi ancak Modi, Trump’ın Hindistan-Pakistan çatışmasını çözdüğü iddiasına tepki gösterdi ve ilişkiler hızla bozuldu.
Komitenin tavrı: Eşi benzeri görülmedi
Norveç Nobel Komitesi Başkanı Jørgen Watne Frydnes, The Telegraph’a yaptığı açıklamada, “Daha önce hiçbir aday bu kadar açık şekilde kampanya yürütmedi” dedi. Amerikalı yazar Jay Nordlinger de, “Barış ödülü tarihinde böyle bir lobi faaliyeti yok” yorumunu yaptı.
Ancak uzmanlara göre Trump’ın kazanma şansı yok denecek kadar az. Norveçli tarihçi Øivind Stenersen, “Hiçbir şansı yok” derken, eski bir Nobel komite üyesi de adaylığını “çok zayıf” olarak niteledi.
Tartışmalı bir ihtimal
Eğer Trump ödülü kazanırsa, bu Nobel tarihinin en tartışmalı kararı olabilir. 1973’te Henry Kissinger’a Vietnam Savaşı sürerken verilen ödül bile bugünkü ihtimale kıyasla daha az tepki çekmişti. Kamuoyu araştırmalarına göre Amerikalıların yüzde 76’sı Trump’ın ödülü hak etmediğini düşünüyor.
Trump’ın destekçileri ise, onun Orta Doğu’da 2020’de imzalanan Abraham Anlaşmaları gibi barış girişimlerine imza attığını savunuyor, eleştirmenler, Rusya-Ukrayna ve İsrail-Gazze savaşlarındaki başarısızlıklarını hatırlatıyor.
Norveç’in endişesi
Telegraph'ın haberine göre, Nobel Komitesi’nin tamamen bağımsız olduğunu anlamayan Trump’ın Norveç hükümetini cezalandırabileceği konuşuluyor. Uzmanlar, ABD’nin Norveç’e yönelik ticari yaptırımları artırabileceği, hatta siyasi baskı kurabileceği uyarısında bulunuyor.
Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Nina Græger, “Norveçli politikacılar ve diplomatlar, ödülü hükümetin değil, bağımsız komitenin verdiğini Trump’a anlatmak zorunda kalabilir” dedi.
Geçmişteki hatırlatmalar
Nobel Barış Ödülü bugüne kadar 105 kez 142 kişi veya kuruluşa verildi. 2009’da Barack Obama, başkanlık görevine başladıktan yalnızca dokuz ay sonra ödülü almıştı. Bu örneği sık sık gündeme getiren Trump, “Benim adım Obama olsaydı, ödülü 10 saniyede alırdım” diyerek tepkisini dile getiriyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Washington-Pfizer arasında ilaç fiyatı anlaşması | Reuters: Hisseler bir gecede tavan yaptı
ABD Başkanı Donald Trump, düşük gelirli Amerikalılar için ilaç fiyatlarını düşürme sözü aldı. Pfizer, Medicaid kapsamındaki ilaçların fiyatlarını azaltacak ve yeni ilaçları ABD’de diğer gelişmiş ülkelerle aynı fiyattan piyasaya sürecek
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump, düşük gelirli Amerikalılar için ilaç fiyatlarını düşürme sözü aldı. Pfizer, Medicaid kapsamındaki ilaçların fiyatlarını azaltacak ve yeni ilaçları ABD’de diğer gelişmiş ülkelerle aynı fiyattan piyasaya sürecek
Trump yönetimi, gelecek yıl “TrumpRx” adlı bir internet sitesini hayata geçirmeyi planlıyor. Site sayesinde ABD'li tüketiciler, ilaçlarını doğrudan üretici firmadan satın alma imkanına kavuşacak.
Bu satış modeli genellikle sağlık sigortası devreye girmeden, ilacın tamamını cepten ödeyerek yapılıyor. Sigortasız hastalar içinse üretici firmalar daha düşük fiyatlı ya da ücretsiz ilaç programları sunabiliyor.
Pfizer, Medicaid kapsamında yer alan ilaçlarının çoğunda indirim yapmayı taahhüt etti. İndirimlerin miktarı ve takvimi ise netleşmedi.
Halihazırda ilaç şirketleri, Medicaid’e en düşük piyasa fiyatı üzerinden yasal indirim uygulamak zorunda. Medicaid, ABD’de toplam ilaç harcamalarının yaklaşık %10’unu oluşturuyor.
'En çok kayrılan ülke'
Pfizer ayrıca yeni ilaçlarını ABD’de, diğer yüksek gelirli ülkelerle aynı fiyattan piyasaya sürmeyi kabul etti.Araştırmalar, ABD’nin marka ilaçlara diğer zengin ülkelere kıyasla üç kat fazla ödediğini gösteriyor. Yeni çıkan ilaçların fiyatı geçen yıl ortalama 370 bin dolara fırladı.
Yatırım ve üretim şartı
Trump, 1 Ekim’den itibaren ABD’ye ithal edilen markalı ilaçlara %100 gümrük vergisi getireceğini açıklamıştı. Ancak bu yaptırım, ABD’de üretim tesisi kuran firmalara uygulanmayacak.
Pfizer, ithal ettiği ürünlerin tamamının değerini ABD’ye kaydıracağını taahhüt etti. Bu sayede şirket, üç yıl boyunca ilaçlara özel tarifelerden muaf olacak.
Hisselere yansıması nasıl oldu?
Reuters'ın haberine göre, Pfizer'ın hisseleri sadece 6 saatte yüzde 7'lik bir değer kazandı. Şirketin hisseleri 1 ekim 2025 itibarıyla 25,48 dolardan işlem görüyor. Şirket ayrıca, Outperform notunu ve 30,00 dolar hedef fiyatını korudu.
Kaynak: Gazete Oksijen
Maduro ABD'nin olası saldırısında olağanüstü hâl ilan edecek
ABD ile Venezuela arasındaki gerilim artarken Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, ABD’nin olası bir askerî hamlesi karşısında Anayasa’ya dayanarak “dış huzursuzluk hâli” ilan edebileceklerini açıkladı. Karar, sınırların kapatılmasından petrol sektörünün askerî denetime alınmasını kapsıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Karayipler’e konuşlandırılan ABD savaş gemileri nedeniyle iki ülke arasında gerilim artarken Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, ülkesinin bir ABD saldırısına uğraması hâlinde olağanüstü hâl ilan etmeye hazırlandıklarını duyurdu.
Televizyon konuşmasında Maduro, Anayasa uyarınca “dış huzursuzluk hâli” ilanı için istişare sürecinin başlatıldığını belirterek, bunun “halkı, barışı ve istikrarı korumak” amacı taşıdığını söyledi.
Neler oluyor?
Washington, bölgedeki deniz konuşlanmasının uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele amaçlı olduğunu savunuyor; Caracas ise adımı rejim değişikliği hazırlığı olarak görüyor. Maduro’yu narko-trafiğe karışmakla suçlayan ABD, Karayipler’e 6.500 asker ve donanma unsuru konuşlandırdı. Maduro bu suçlamayı reddediyor.
ABD ise Venezuela Devlet Başkanı'nın yakalanmasına yönelik ödülü 50 milyon dolara yükseltti. Son haftalarda ABD’nin, uyuşturucu taşıdığı iddia edilen en az dört tekneyi vurduğu, bir düzineden fazla şüphelinin öldüğü belirtilirken, bu hedeflerin kimliğine ilişkin somut kanıt paylaşılmadı.
Olağanüstü hâl ilan edilirse ne olacak?
Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez, ilan hâlinde devlet başkanına şu özel yetkilerin tanınacağını açıkladı:
Ülke genelinde Bolivarcı Ulusal Silahlı Kuvvetler’in seferber edilmesi, kamu hizmetleri ile petrol endüstrisinin ve diğer kritik alanların askerî denetim altına alınması, kara-deniz-hava sınırlarının kapatılması ve ulusal güvenliği sağlamak için her türlü ekonomik, siyasî ve sosyal planın devreye sokulması.
Rodríguez, herhangi bir saldırı durumunda olağanüstü hâlin derhâl devreye gireceğini ve Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra en fazla 90 gün süreceğini, gerekirse bir 90 gün daha uzatılabileceğini belirtti.
Rodríguez ayrıca tedbirlerin “toprak bütünlüğü, egemenlik, bağımsızlık ve stratejik çıkarları” korumayı hedeflediğini vurguladı.
Maduro, bir yandan rejim değişikliği seçeneğini geri plana iten açıklamalar geldiğini not ederken, diğer yandan Washington’ın Venezuela’daki kartellere yönelik nokta operasyonlarını ve ülke içindeki hedeflerin vurulması senaryosunu tartıştığını hatırlattı.
Sahada seferberlik, masada diyalog arayışı
Caracas, Amerikan konuşlanmasına askerî tatbikatlarla yanıt verdi; Karayipler’de milisleri seferber etti, Rus yapımı savaş uçaklarını sergiledi. Ordu, mahallelerde eğitim faaliyetleri yürütüyor; milislere silah kullanımı ve yerel savunma öğretiliyor. Maduro, “Ulusun bütüncül savunması, halkın etkin direnişi ve ülke çapında kesintisiz taarruz” olmak üzere üç hat üzerinden hazırlandıklarını söyledi.
Geçen hafta Caracas’ta yüzlerce milis, silahlı kuvvetlerle geçit töreni yaptı; birkaç gün sonra Margarita açıklarında 100’den fazla balıkçı, tekneleriyle hazırlık ve şiddeti reddetme mesajı verdi. Milise yazıldığını söyleyen 39 yaşındaki balıkçı Carlos Caravallo, eğitim çağrılarının sıklaştığını ve “insanların örgütlendiğini” dile getirdi.
Tüm bu adımlara karşın Venezuela, savaş istemediklerini vurguluyor. Maduro, ilk deniz saldırılarının ardından ABD Başkanı Donald Trump’a mektup yazarak narko-trafiğe karışmadığını bildirdi ve özel temsilci Richard Grenell ile doğrudan görüşme teklif etti. Beyaz Saray, mektubu doğrularken, Venezuela politikasında değişiklik olmadığını açıkladı.
Kaynak: Gazete Oksijen
Sıradan bir girişimciydi, 'savaş lordu' oldu: Silikon Vadisi'nden Pentagon'a
Silicon Valley’in eski girişimcisi Steven Simoni, DoorDash’e sattığı ödeme şirketinden elde ettiği başarıyı, yapay zeka destekli askeri teknolojiye taşıdı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Steven Simoni, Manhattan’daki East Village’de düzenlenen bir film galasında 4 bin dolarlık Celine eşofmanı içinde basın mensuplarına esprili bir şekilde “Artık bir savaş lorduyum!” dedi. Simoni, galaya, savaşın yıkıcı etkisi altındaki Ukrayna’da bir dans topluluğunun yaşadığı zorlukları konu alan “Match in a Haystack” adlı belgeseli görmek için gelmişti.
Sadece bir yıl önce 39 yaşındaki Simoni, klasik bir Silikon Vadisi başarı hikâyesiydi; 2022’de ödeme şirketini DoorDash’e 125 milyon dolara satmıştı. Ancak şimdi farklı bir girişimin, Allen Control Systems’in kurucu ortağı olarak yapay zekâ destekli, otonom makineli tüfekler geliştirmeye odaklanıyor.
Bullfrog: Drone avcısı
Simoni’nin şirketi, “Bullfrog” adlı AI destekli makineli tüfeği ile dronları havada vurmayı hedefliyor. Simoni, sistemi “Skynet’in geleceği” olarak tanımlayarak, hükümetin kullanımına sunmak istediğini söyledi. Ürünün prototipleri ABD Ordusu ve Özel Operasyon Güçleri tarafından test ediliyor.
Bullfrog, dronları saniyeler içinde tespit edip 400 derece dönebilme kabiliyetine sahip. Prototiplerden biri “Eminem”, diğeri ise televizyon ressamı Bob Ross’un adını taşıyor. Ürünün her iki prototipinde de Simoni ve kurucu Luke Allen’ın fotoğrafları yer alıyor.
Silikon Vadisi’nden Pentagon’a
Simoni, eski bir deniz subayı olarak, Silikon Vadisi’nin askeri teknolojilere yönelmesine öncülük eden girişimciler arasında yer alıyor. Savaşlar ve artan uluslararası gerilimler, ABD’nin geleceğin savaş teknolojilerine yatırım yapma ihtiyacını artırdı. Craft Ventures ve Trump yönetimiyle yakın temaslar kuran Simoni, 40 milyon dolar yatırım topladı ve prototip sözleşmeleri aldı.
Generallerin ilgi odağı
Simoni, Washington’da bir akşam yemeğinde Trump Jr.’ın kurduğu ve üyelik ücreti 500.000 doları bulan özel kulüp Executive Branch’ten indirimli üyelik teklif etmeyi düşündü, ancak kabul etmedi. Yine de medya görünürlüğü yüksek. Fox News’te dron uzmanı olarak yer aldı, askeri yetkililerle röportajlar yaptığı bir podcast başlattı ve Forum Ventures ile diğer savunma teknolojisi girişimlerine yatırım yapmak üzere ortak oldu.
Reuters'ın haberine göre ABD ordusu, Bullfrog’un mevcut platformlara entegrasyonunu değerlendirmek için yıl sonuna kadar Allen Control Systems ile sözleşme sürecinde olduğunu açıkladı.
Allen Control Systems, özellikle Ukrayna’da ortaya çıkan ucuz ve jamming yapılamayan dron tehditlerine çözüm arıyor. Sistem, dronları vurmak için lazer, mikrodalga ve AI destekli makineli tüfekler sunuyor. Bullfrog’un birim fiyatı yaklaşık 350.000 dolar. Sistemi otonom araçlar veya sabit noktalar için kullanmak mümkün.
Prototip testlerinde M240 makineli tüfek, Austin’deki bir çiftlikte pickup arkasına monte edilerek dronlara ateş etti. Birkaç dron düşerken bazıları kaçmayı başardı; Simoni ürünün yıl sonunda kullanıma hazır olacağını söyledi.
Silikon Vadisi başarısının askeri versiyonu
Simoni ve kurucu Luke Allen, önce QR kodlu Bbot adlı restoran robotik sistem girişimiyle Silikon Vadisi’nde başarı elde etti. Putin’in Ukrayna’ya ikinci işgali sonrasında, dron tehditlerine karşı Bullfrog’un geliştirilmesine odaklandılar. Simoni 2024 başında CEO olarak şirkete katıldı.
Girişim, ürününü tanıtmak için medya ve sosyal mecralarda yoğun bir pazarlama stratejisi izliyor. Hatta bazı eleştirmenler Simoni’yi Theranos skandalı ile Elizabeth Holmes’a benzetse de, Simoni’nin ürünü gerçek ve çalışır durumda.
Gelecek planları
Allen Control Systems, makineli tüfeklerin yanı sıra, dron sensörlerini bozabilen lazer sistemi ve havadan operasyon yapacak “Scourge” adlı yeni bir versiyon üzerinde de çalışıyor. Şirketin halka açılması ve SPAC üzerinden yatırımcılarla buluşması planlanıyor.
Simoni, Fox News’te yaptığı açıklamada, yatırımcıların ilgisinin büyük olduğunu ve AI destekli silah şirketine yoğun ilgi gösterdiğini belirtti.
Kaynak: Gazete Oksijen
Endonezya'da kriz büyüyor: Ücretsiz gıda programı 9 bin çocuğu zehirledi
Ocak ayında başlatılan ücretsiz besleyici yemek programı, kısa sürede binlerce çocuğu etkileyen gıda zehirlenmesi vakalarına sahne oldu. Uzmanlar, sistemsel yetersizlikler nedeniyle kriz riskinin sürdüğünü belirtiyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Endonezya’da Ocak ayında başlatılan ücretsiz besleyici yemek (MBG) programı, yoksul aileler ve çocuklar için bir umut olarak tanıtılmıştı. Program, hükümetin 2045 “Altın Endonezya Vizyonu” hedefleri kapsamında sunulan sosyal desteklerden biri olarak öne çıkmıştı. Ancak dokuz ay geçmeden, programla bağlantılı gıda zehirlenmesi vakaları ciddi boyutlara ulaştı.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 16 Eylül itibarıyla ülkede 60 gıda zehirlenmesi vakası kaydedildi ve ilk etapta 5.200’den fazla çocuk etkilendi. O tarihten sonra, program kapsamında yemek yiyen 1.500’den fazla çocuk daha hastalandı. Bazı bölgelerde sağlık sistemleri bu yoğunluğa dayanamayınca acil durum ilan edildi; öğrenciler hastane salonlarında ve geçici sağlık tesislerinde tedavi görüyor.
Ülkenin en popüler medya kuruluşlarından biri olan The Jakarta Post'a göre hükümet, vakaların ciddiyetini küçümsüyor. Gazete, manşetten yayınladığı konuya dair yazısında "Çocuklarımızın hayatıyla kumar oynamaz" ifadelerini kullandı.
Başkan Prabowo Subianto, yurtdışı gezisi sonrası yaptığı açıklamada, böyle büyük bir programın yönetiminde “engeller” ve “zorluklar” olacağını belirterek olayların “politikleştirilmemesi” çağrısı yaptı. Ancak uzmanlar, çocukların sağlığının siyasi tartışma konusu olamayacağını vurguluyor.
Uzmanlar, gıda kaynaklı hastalıkların uzun vadede otoimmün hastalıklar ve Guillain-Barré sendromu gibi ciddi komplikasyonlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) verilerine göre her yıl 200 binden fazla kişi benzer komplikasyonlarla karşılaşıyor. Bu komplikasyonlar yıllarca sonra ortaya çıkabiliyor ve sindirim sorunlarından ciddi nörolojik hastalıklara kadar uzanabiliyor.
Önlemler alınmaya başlandı
Pazar günü Gıda Bakanı Zulkifli Hasan, vakalarla bağlantılı mutfakların soruşturma süresince geçici olarak kapatılacağını açıkladı. Bakan Hasan, tüm mutfakların Sağlık Bakanlığı Hijyen ve Sanitasyon Uyumluluk Sertifikası (SLHS) almasını, yemek tepsilerinin sterilize edilmesini, CCTV kurulmasını ve su filtreleri kullanılmasını zorunlu kıldı. Ayrıca yerel sağlık ocakları (puskesmas) düzenli denetimlerde görev alacak.
Ancak uzmanlar, bu önlemlerin yetersiz olduğunu belirtiyor. Ülkede 8.583 mutfaktan yalnızca 34’ü SLHS sertifikasına sahip. Pek çok puskesmas’ta yeterli personel bulunmuyor; denetimlerin etkinliği şüpheli. Uzmanlara göre programın derhal durdurulması ve kapsamlı bir sistemsel reform yapılması şart. Reform, güvenlik standartlarının sıkılaştırılmasını, bağımsız denetim mekanizmalarının kurulmasını ve net hesap verebilirlik önlemlerinin uygulanmasını içermeli.
Gıda zehirlenmeleri sadece anlık hastalıklara yol açmıyor; binlerce çocuk uzun vadeli sağlık sorunları riskiyle karşı karşıya. Önlem alınmazsa, vakalar ölüme kadar varabilecek ciddi sonuçlar doğurabilir ve halkın hükümete olan güvenini kalıcı olarak sarsabilir.
Kaynak: Gazete Oksijen
Almanya "kısıtlamaya rağmen" İsrail'e silah satmayı sürdürüyor
Alman hükümeti, Gazze'de soykırım suçu işleyen İsrail'e kısmi silah ihracatı yasağının ardından 2,46 milyon avro değerindeki silah sevkiyatını onayladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Almanya Ekonomi Bakanlığının, muhalif Sol Parti'nin (Die Linke) hükümete sunduğu soru önergesine verdiği yanıtta, hükümetin İsrail'e kısmi silah ihracatı kararının açıklandığı 8 Ağustos ile 22 Eylül tarihleri arasında yine Alman savunma sanayi üreticilerine, bu ülkeye en az 2,46 milyon avro değerinde silah tedarik etmelerine izin verildiği kaydedildi.
Alman hükümeti, bu onayların yalnızca "diğer askeri teçhizat" için olduğunu, "savaş silahları" için olmadığını ve daha önce onaylanan ihracatın da çok küçük bir kısmını oluşturduğunu iddia etti.
Başbakan Friedrich Merz, 8 Ağustos’ta İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki operasyonları artırma kararının ardından Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek silahların İsrail'e ihracatının askıya alındığını duyurmuştu.
Berlin, Alman savunma sanayi üreticilerine, İsrail'e 1 Ocak - 8 Ağustos 2025 tarihlerinde yaklaşık 250 milyon avro değerinde silah tedarik etmesine izin vermişti.
Hükümet, 2023’te İsrail’e 327 milyon avroluk silah ve askeri malzeme satışına onay vermişti. 2023’te Almanya'nın İsrail'e silah ve askeri malzeme satışı 2022'ye göre 10 kat artmıştı.
Bu arada, Sol Parti milletvekili Lea Reisner, hükümetini İsrail'e tekrar ihracat lisansı verdiği için sert bir şekilde eleştirerek, "Alman hükümeti, İsrail'e milyonlarca dolar değerinde askeri malzemenin ihracatını onaylamaya devam ederken sözde ihracatı askıya almayla Alman halkını yanıltıyor." ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Berlin, uzun zamandır İsrail'in “sadık” destekçisi konumunda bulunurken, Alman siyasi liderler bu desteği defalarca Almanya’nın İsrail'e karşı ülkenin Nazi geçmişi ve Holokost'tan kaynaklanan tarihi sorumluluğuna atıfta bulunarak savunuyor.
Almanya'da silah ihracatına Almanya Ekonomi ve İklim Koruma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Federal Ekonomik İşler ve İhracat Kontrol Dairesinin (BAFA) katılımıyla karar veriliyor.
Özellikle hassas durumlarda bu kararı, başbakan ve diğer bakanların da dahil olduğu Federal Güvenlik Konseyi de alabiliyor.
Almanya’nın üçüncü ülkeler üzerinden İsrail'e silah ihracatına ilişkin ise herhangi bir açıklama yapılmıyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Trump'tan Katar'a güvenlik garantisi: Doha'ya yönelik bir saldırıya misilleme ABD'den gelecek
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Doha saldırısının ardından Katar’a olası yeni bir saldırıda askeri müdahale dahil güvenlik garantisi veren bir başkanlık kararnamesi imzaladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay İsrail’in Katar’ın başkenti Doha’ya düzenlediği saldırının ardından, ülkenin güvenliğini garanti altına alan bir başkanlık kararnamesi yayımladı. Kararname kapsamında ABD, Katar’a olası bir yeni saldırı durumunda misilleme amaçlı askeri müdahale de dahil olmak üzere gerekli tüm önlemleri almayı taahhüt ediyor.
Geçen ayki saldırıda, İsrail yetkilileri, hedefin Doha’da ABD arabuluculuğunda bir ateşkes planını görüşen Hamas liderliği olduğunu açıkladı. Saldırıda Hamas ekibinden bazı üyeler hayatını kaybederken, liderler saldırıdan etkilenmedi, olay sırasında bir Katar güvenlik görevlisi de yaşamını yitirdi.
Saldırının ardından, İsrail Başbakanı Netanyahu, ölen Katar vatandaşının ailesi ve Katar hükümeti adına özür diledi. Katar Başbakanı Sheikh Mohammed bin Abdulrahman bin Jassim Al Thani, özrü, Trump ve Netanyahu’nun Beyaz Saray’daki görüşmesi sırasında aldı.
'Katar dış saldırılara karşı garanti altında'
Trump, yayımladığı kararnamede ABD ile Katar arasındaki yakın iş birliği ve ortak çıkarları vurguladı. ABD Başkanı, Katar’ı “barış, istikrar ve refah yolunda istikrarlı bir müttefik” olarak nitelendirirken, ülkenin Washington’a bölgesel ve küresel çatışmalarda arabuluculukta sağladığı desteğe de dikkat çekti.
Trump kararnamesinde, “Bu tarih ve Katar’a yönelik devam eden dış tehditler ışığında, ABD politikası, Katar Devleti’nin güvenliği ve toprak bütünlüğünü dış saldırılara karşı garanti altına almaktır” ifadelerini kullandı.
Kaynak: Gazete Oksijen
Yüksek Mahkeme'den Cook kararı: Trump'ın kovmak istediği Fed yöneticisi 'şimdilik' görevine devam ediyor
ABD'de Yüksek Mahkeme, Fed Yönetim Kurulu Üyesi Cook'un görevine devam etmesine şimdilik izin verdi. Mahkeme, Trump yönetiminin Cook'un derhal kovulması talebiyle ilgili argümanlarını ocak ayında dinleyecek
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump'ın, ABD Merkez Bankası (Fed) Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook'u kovma talebiyle ilgili ocak ayında yapılacak duruşmaya kadar Cook'un görevde kalmasına izin verdi. Yüksek Mahkeme'nin konuya ilişkin kararına göre, Trump'ın, Cook'u görevden alma girişimine dair süren davada duruşma tarihi belirlendi. Trump yönetiminin Cook'un derhal kovulması talebiyle ilgili argümanlarını ocak ayında dinlemeye karar veren Yüksek Mahkeme, Cook'un bu sürede görevde kalmasına izin vermiş oldu.
Trump'ın girişimi mahkemeye taşınmıştı
ABD Başkanı Trump, 25 Ağustos'ta Cook'u "mortgage sözleşmelerinde yanlış beyanlarda bulunduğu" gerekçesiyle görevden aldığını açıklamıştı. İlgili yasanın, kendisinin takdirine bağlı olarak "haklı neden" olması halinde bir Fed yönetim kurulu üyesinin görevden alınmasını mümkün kıldığını belirten Trump, Cook'u görevden alması için yeterli sebep bulunduğunu kaydetmişti. Cook ise Trump'ın kendisini görevden alma girişimini engellemek amacıyla dava açmıştı.
Washington Bölge Yargıcı Jia Cobb, Cook hakkında ortaya atılan "mortgage dolandırıcılığı" iddialarının, görevden alınması için yeterli gerekçe teşkil etmediğine hükmederek, Cook'un kovulmasını geçici olarak engellemişti. Trump yönetimi ise bu karara itiraz etmiş, alt mahkeme kararını durdurmak için temyiz mahkemesine başvurmuştu. Temyiz Mahkemesinden de ret alan Trump yönetimi, son olarak davayı Yüksek Mahkeme'ye taşımış ve Fed Yönetim Kurulu Üyesi Cook'un görevden alınmasını engelleyen alt mahkeme kararının durdurulmasını istemişti.
Kaynak: AA
Kimi öfkeli, kimi şüpheci, kimi olumlu bakıyor: Blair'in yeniden sahaya inmesi kafalarda soru işaretleri yarattı
Tony Blair’in Trump’ın Gazze için hazırladığı barış kuruluna katılma ihtimali Filistinlilerde öfke, Batı’da ise şüphe uyandırdı. Irak savaşı geçmişi ve İsrail’e yakınlığı nedeniyle eleştirilen Blair, kimilerine göre hâlâ tarafları bir araya getirebilecek nadir isimlerden biri
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Tony Blair, 2007’de İsrail ile Filistinliler arasında kalıcı barışı sağlamakla görevlendirildiğinde, Beyaz Saray İngiltere eski başbakanının “süpermen” olmadığını ve “pelerin takmadığını” vurgulamıştı.Bu görevde kayda değer bir başarı elde edemeyen Blair, şimdi yeniden dünyanın en çözümsüz çatışmalarından birini üstlenmeye hazırlanıyor. Eski başbakan, ABD Başkanı Donald Trump’ın liderliğinde Gazze’yi yönetmek üzere kurulacak bir komitede yer almayı kabul etti.
Blair’in dahil edilmesi, Filistinli siyasetçiler ve analistler arasında, ayrıca kendi İşçi Partisi’nin Britanya’daki yıllık konferansına katılan pek çok kişi arasında şaşkınlık yarattı. Blair’in itibarı, George W. Bush’un 2003’teki Irak işgaline verdiği destek nedeniyle kalıcı şekilde zedelenmiş durumda.Ancak bu olası atama, bazı eski diplomatlar ve meslektaşlar tarafından memnuniyetle karşılandı. Onlara göre Blair, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri tarafından güvenilen bir isimdi ve tüm tarafları birleştirebilecek kişi bulmak çok zordu. Blair’i destekleyenler ayrıca onun Britanya başbakanı olarak, 30 yıl süren mezhepsel şiddetin ardından Kuzey İrlanda’da barışı sağlamada önemli rol oynadığını hatırlattılar.
Hamas, Blair’i̇n herhangi̇ bi̇r rolüne karşı
Hamas yetkilisi Taher El-Nono, Blair’in herhangi bir rolünü reddettiğini söyleyerek yabancı vesayet dayatılmasını kabul etmeyeceklerini açıkladı.El-Nono “Elimizde kendi işlerimizi yönetebilecek kapasite fazlasıyla vardır” ifadelerini kullandı.
Blair, Trump’ın Gazze için sunduğu 20 maddelik barış planına dahil edildi. Bu plan, İsrail ile Hamas arasındaki savaşı bitirmeyi ve Trump liderliğinde, Blair’in de belirsiz bir rolde yer aldığı uluslararası bir “Barış Kurulu”nun sürece dahil olmasını öngörüyor.Trump, Blair’in kurula katılmayı kendisinin istediğini söyleyerek, onu “çok iyi bir adam” diye tanımladı.
Blair’in ofisi, rolüne dair daha fazla yorum yapmayı reddetti, ancak yayımladığı açıklamada bu öneriyi “cesur ve akıllı bir plan” olarak nitelendirdi ve savaşın sonlanması için en iyi şansı sunduğunu belirtti.72 yaşındaki Blair, Britanya’da başbakanlık görevini 10 yıl yürüttü. 2007’de istifa ettiği saatler içinde, ABD, Rusya, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ni temsilen Orta Doğu elçisi olarak atandı. Görevi Filistin kurumlarını inşa etmek ve ekonomik kalkınmayı teşvik etmekti.
Ancak ilan ettiği iki devletli çözümü güvence altına alma hedefinde ilerleme sağlanamadı ve zayıf barış görüşmeleri 2014’te çöktü. Birçok Filistinli, o dönemde arabuluculuk rolünü İsrail lehine gördükleri için Blair’e hâlâ şüpheyle bakıyor.
2015’te görevi bıraktığından bu yana Blair, hükümetlere danışmanlık yapan Tony Blair Enstitüsü’nü kurdu. Bu enstitünün finansörlerinden biri Oracle’ın kurucusu Larry Ellison. Blair ayrıca 2008’den beri JPMorgan’da danışmanlık yapıyor ve bankanın jeopolitik konularda tavsiyelerde bulunan uluslararası konseyinde yer alıyor.
İsrai̇l’e yakınlığı nedeni̇yle eleşti̇ri̇ler yoğun
"Blair’in geçmişi, onu ABD ve İsrail yanlısı olarak gören Filistinlileri kızdırabilir. Birçok Arap gibi onlar da Irak işgalini savaş suçu olarak görüyor" diyen Ramallah’tan Filistinli siyaset yorumcusu Hani El-Masri,“Elinizdeki şeylerden biri Tony Blair. Filistinliler arasında itibarı kapkara” şeklinde konuştu.İşçi Partisi konferansına katılan bir Orta Doğu ülkesi diplomatı ise Blair’in olası katılımı sorulduğunda kahkaha atarak, “Çok zehirli” yanıtını verdi.
Ancak Blair döneminde bölgede görev yapmış eski bir Britanya büyükelçisi, Blair’in İsrail’e taraflı olarak görülmesinin yanlış olduğunu, yalnızca çözümlerin İsrail’in seçilmiş liderleri tarafından kabul edilebilir olması gerektiğini anladığını söyledi ve ekledi:“İsrail tüm kusurlarına rağmen bir demokrasidir. Daha iyi ya da kötü fark etmez, İsrail’le çalışmak zorundasınız”
Destekçi̇si̇ Blair’i̇n ‘köprü kurma yeteneği̇ne’ di̇kkat çekti̇
Blair’in başbakanlık döneminde sözcüsü olan Tom Kelly, Blair’in tüm bakış açılarını anlama ve daha iyi bir geleceğin resmini çizme yeteneğine sahip olduğunu ekledi.
İşçi Partisi Orta Doğu Konseyi’nin direktörü Miran Hassan, 1999’da Irak’tan Britanya’ya mülteci olarak gelen bir isim. Hassan Blair'e ilişkin şunları söyledi: “Bunu söylediğim için eleştiren çok olabilir ama Blair hâlâ iyi bir seçim.Hassan şöyle devam etti: “Çok üst düzeyde diplomatik ilişkilerde köprü kurma yeteneğine sahip. Kararların alınabileceği seviyelerde. Bunun faydalı olacağını düşünüyorum”
Ancak Blair’in bir zamanlar liderlik ettiği merkez sol partideki birçok milletvekili ve destekçi, onun Irak’taki rolünü görmezden gelemiyor.İşçi Partisi milletvekili Kim Johnson, Blair’in olası rolünün “kabul edilemez ve iğrenç” olduğunu söyledi. Johnson, “Barışı bulmaya çalışmakla ilgili bir görev için o tamamen yanlış kişi” dedi.
Trump: Venezuela'dan gelen kartellere saldıracağız
Maduro, ABD'nin saldırısına karşın ülkesinin meşru müdafaa hakkı olduğunu söylemiş ve bu hakkı "tam olarak" kullanacaklarını kaydetmişti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’dan kara yoluyla gelen kartellere müdahale edeceğini açıkladı. Başkan Donald Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ABD ordusunun Venezuela’dan yasa dışı uyuşturucu taşıdığı iddia edilen birkaç tekneyi vurmasının ardından yönetiminin bu ülkeden “kara yoluyla gelen” uyuşturucu kartellerine saldırmayı değerlendirdiğini söyledi. Beyaz Saray’dan ayrılırken gazetecilere konuşan Trump, “Şimdi kartellere bakacağız. Kara yoluyla gelen kartelleri çok ciddi bir şekilde ele alacağız” dedi.
Venezuela ile ABD arasındaki gerilim, Karayipler’de düzenlenen narkoterör operasyonları ve karşılıklı sert açıklamalarla tırmanıyor. ABD Başkanı Donald Trump, daha önce imzaladığı kararnameyle Latin Amerika kökenli uyuşturucu kartelleriyle yerinde mücadele gerekçesiyle ordunun daha fazla ve etkin kullanılması talimatını vermişti. ABD, bu bağlamda ağustos sonlarında Venezuela kıyılarına "USS Gravely", "USS Jason Dunham" ve "USS Sampson" savaş gemilerini göndermişti. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro da buna karşılık ülkede 4,5 milyonluk milis gücünü seferber ettiğini ve herhangi bir saldırıyı püskürtmeye hazır olduğunu açıklamıştı. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise ülkesinin ordusunun Venezuela'da rejim değişikliği operasyonuna hazır olduğunu söylemişti.
Gelişmelerin ardından ABD Başkanı Donald Trump, narkoteröristlere karşı ikinci saldırıyı düzenlediklerini açıklamış ve saldırıda üç kişinin hayatını kaybettiğini belirtmişti. Saldırının ardından Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu “ölüm ve savaşın efendisi” olarak nitelendirmişti. Maduro, ABD'nin saldırısına karşın ülkesinin meşru müdafaa hakkı olduğunu söylemiş ve bu hakkı "tam olarak" kullanacaklarını kaydetmişti.
ABD’nin Karayipler bölgesindeki askeri hareketliliğe değinerek silahlı mücadele aşamasına geçiş ve ulusal egemenliğin savunulması için yeni eylem planlarının açıklanacağını duyuran Maduro, "İmparatorluğa asla boyun eğmeyeceğiz, aktif savaşta dimdik duracağız. Bu halkın karşısına ne çıkarsa çıksın buna hazır olduğundan hiç şüphem yok." demişti.
Ayrıca Maduro, ABD ordusunun ülkeye girmesi halinde kendisine artırılmış güvenlik yetkileri verilmesini öngören bir kararname imzaladı.
New York Times Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio'nun Venezuela'da rejim değişikliği planladığını ileri sürmüştü. CIA’den sağlanan istihbaratı kullanarak daha agresif bir strateji oluşturduğu iddia edilen haberede Pentagon'un, bölgede 6.500’den fazla askerden oluşan bir güç kurduğu hatırlatıldı. NYT'ye konuşan yetkililer, istihbarat teşkilatının direktörü John Ratcliffe ve Trump’ın baş iç politika danışmanı Stephen Miller’ın Rubio’nun yaklaşımını desteklediğini de ekledi.
Kaynak: Gazete Oksijen
Eylül verileri açıklandı: ABD'de tüketici güveni piyasa beklentilerinin altında kaldı
ABD'de Conference Board Tüketici Güven Endeksi, eylülde 94,2'ye gerileyerek piyasa beklentilerinin altında gerçekleşti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Conference Board, Amerikalı tüketicilerin eğilimlerini ölçenTüketici Güven Endeksi'ne ilişkin eylül ayı verilerini açıkladı. Buna göre, tüketici güven endeksi eylülde geçen aya kıyasla 3,6 puan azalarak 94,2 değerine indi. Bu dönemde endekse dair piyasa beklentisi, 96 değerini alması yönündeydi. Tüketici Güven Endeksi'ne ilişkin ağustos ayı verisi 97,4'ten 97,8 değerine yukarı yönlü revize edildi.
Amerikalı tüketicilerin mevcut iş ve iş gücü piyasası koşullarına ilişkin değerlendirmelerini yansıtan Mevcut Durum Endeksi, eylülde 7 puan azalışla 125,4'e geriledi. Tüketicilerin gelir, iş ve iş gücü piyasası koşullarına ilişkin kısa vadeli değerlendirmelerini yansıtan Beklentiler Endeksi de aynı dönemde 1,3 puan azalarak 73,4'e indi. Endeks, bu dönemde genellikle gelecek dönemde resesyona işaret eden 80 eşiğinin altında kaldı.
Nisandan bu yana en düşük seviye
Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Conference Board Kıdemli Ekonomisti Stephanie Guichard, tüketici güveninin eylülde nisan ayından bu yana en düşük seviyesine gerilediğini bildirdi. Tüketicilerin iş koşullarına ilişkin değerlendirmelerinin son aylara göre çok daha az olumlu olduğuna işaret eden Guichard, mevcut iş olanaklarına ilişkin değerlendirmelerin üst üste dokuzuncu ayda düşmesinin iş ilanlarındaki düşüşle tutarlı olduğunu kaydetti.
Kaynak: AA
ABD'de hükümetin kapanmaması için 1.7 trilyon dolar gerekiyor
ABD’de Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, federal bütçeyi uzatacak anlaşmayı sağlayamayınca hükümetin Salı günü kapanması olasılığı güçleniyor. Hükümet, bilimsel araştırma, müşteri hizmetleri ve diğer kritik olmayan birimleri kapatma hazırlığında
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Senato, daha önce başarısız olan geçici harcama tasarısını yeniden oylamaya hazırlanıyor. Demokratlar ise, milyonlarca Amerikalının yıl sonunda sona erecek sağlık haklarını kapsayacak değişiklikler yapılmasını istiyor. Cumhuriyetçiler, bu konunun ayrı ele alınması gerektiğini savunuyor.
Kapanma hazırlıkları
Federal kurumlar, bilimsel araştırma, müşteri hizmetleri ve “kritik olmayan” diğer faaliyetleri durduracak planlarını açıkladı. Kongre, gece yarısına kadar (GMT 04.00) bir çözüm bulamazsa binlerce çalışan evine gönderilecek. Havayolu şirketleri uçuşların yavaşlayabileceği uyarısında bulunurken, Çalışma Bakanlığı, ekonominin önemli göstergelerinden aylık işsizlik raporunu yayımlamayacağını açıkladı.
Trump ve Demokratlar arasındaki pazarlık
Demokratlar, Başkan Donald Trump ile Cumhuriyetçi müttefikleri arasında bir ayrılık yaratmaya çalışıyor. Pazartesi günü Beyaz Saray’da yapılan toplantıda, Trump’ın 24 milyon Amerikalının sağlık maliyetlerini düşüren vergi indirimi uzatma planına ilgi gösterdiği belirtildi. Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer, “Kapanmayı önlemek başkanın elinde” dedi.
Başkan Yardımcısı JD Vance ise, Demokratların bazı “makul” öneriler sunduğunu ancak hükümeti kapatma tehdidiyle amaçlarına ulaşmamaları gerektiğini belirtti.
Son dakika anlaşması mümkün mü?
Olası bir son dakika anlaşması, Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanmalı; ancak Meclis, bütçe süresi dolduktan sonra Çarşamba günü toplanacak. Washington’da bütçe krizleri sıradan hale gelmiş olsa da, genellikle son anda çözülüyor. Son hükümet kapanması 2018-2019’da 35 gün sürmüştü.
Sorun, kurum operasyonlarını finanse eden 1,7 trilyon dolarlık bütçe. Toplam 7 trilyon dolarlık federal bütçenin yaklaşık dörtte biri bu kapsama giriyor. Kalan bütçe sağlık, emeklilik programları ve 37,5 trilyon dolarlık borcun faiz ödemelerine gidiyor.
İdari tehditler ve işten çıkarmalar
Trump’ın, Kongre’nin onayladığı harcamaları harcamama tavrı krizi derinleştiriyor. Kapanma durumunda, “kritik olmayan” çalışanların işten çıkarılabileceği tehdidi bulunuyor. Cumhuriyetçi Senatör Mike Rounds, “Kongre işini yapmazsa yürütme organı gerekeni yapar. İşte bu nedenle kapanma olmamalı” dedi.
Trump ayrıca Kongre onayıyla ayrılmış milyarlarca doları harcamayı reddediyor; bu durum bazı Demokratların harcama yasalarına neden oy vermesi gerektiğini sorgulamasına yol açıyor. Cumhuriyetçiler her iki meclisi kontrol etse de, Senato’da yasayı geçirebilmek için en az yedi Demokrat oyuna ihtiyaçları var.
Demokratların stratejisi
Demokratlar, sağlık sübvansiyonlarının Trump tarafından geri alınamayacağından emin olmayı hedefliyor. Kamu yayıncılığı ve diğer programlara yapılan kesintileri geri getirme taleplerini ise pazartesi günü geri çekmiş görünüyorlar.
Demokratlar, 2026 ara seçimleri öncesi seçmenler nezdinde nadir bir başarı elde etme baskısı altında. Sağlık konusu, partinin seçmenle birleşebileceği bir alan sunuyor. Ancak bazıları, kapanmayı riske atmaya değip değmeyeceğini sorguluyor. Senatör John Fetterman, “Bu siyasi değil, milyonlarca Amerikalıya vereceği zararla ilgili” dedi.
Kaynak: Gazete Oksijen
İngiltere Başbakanı Starmer 'ırkçıları' hedef aldı: Elimizdeki her şeyle size karşı mücadele vereceğiz
İngiltere Başbakanı Starmer, ülkede göçmenlere yönelik ırkçı şiddet ve nefreti körüklemek isteyenlere izin vermeyeceklerini söyledi. Starmer, "Elimizdeki her şeyle size karşı mücadele vereceğiz. Çünkü ulusal yenilenme önündeki düşman sizsiniz" diye konuştu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkede göçmen kökenli insanlara karşı ırkçılığa izin vermeyeceklerini belirterek, "Eğer onların sınır dışı edilmesini isterseniz şu sözümü hatırlayın. Elimizdeki her şeyle size karşı mücadele edeceğiz. Çünkü ulusal yenilenme önündeki düşman sizsiniz" ifadelerini kullandı. Starmer, partisinin Liverpool'da gerçekleştirilen sonbahar konferansında yaptığı konuşmada ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze planına destek verdiğini söyledi. Tüm tarafları bu planın hayata geçmesi için çalışmaya çağıran Starmer, "Böylece, İsrail ile uzun yıllardır sözü verilen ve bizim artık tanıdığımız Filistin devletinin güven ve barış içinde yaşayacağı iki devletli çözüm umudu yeniden alevlenebilir" dedi.
İç politika, ekonomi, eğitim, savunma harcamaları ve yatırımlara ilişkin açıklamalar da yapan Starmer, "İnsanların siyasetten beklentileri değişmedi. Ceplerinde para, güvenli sokaklar, çocukları için imkanlar, gelecekleri için sağlık sistemi istiyorlar. Bunun yanında güvenli sınırlar da istiyorlar. Bu çok normal bir beklenti. Gerçekten zulümden kaçan insanlara sığınma hakkı tanınmasının, iyi niyetli, merhametli bir ülkenin işareti olduğunu her zaman açıkça ve gururla söylemeliyiz" diye konuştu.
"İngiltere sınırlarını güvenli hale getireceğiz"
Sınır güvenliğinin normal bir ülke için hayati olduğunu ve ülkeye gelenlerin kontrol edilmesinin hükümetlerin görevi olduğunu vurgulayan Starmer, "İnsanları aşırı kalabalık botlara doldurup onları Manş Denizi'nde tehlikeye atıp, insanların acılarını sömüren insan kaçakçılarına karşı ise şefkatli olmaya gerek yok" ifadelerini kullandı. Starmer, insan kaçakçılığı yapanlarla mücadelenin sert şekilde süreceğinin altını çizerek, "Kaçak çalışanları bulacak, burada bulunmaya hakkı olmayanları sınır dışı edecek, İngiltere sınırlarını güvenli hale getireceğiz." dedi.
"Çin restoranının duvarına bayrak çizip 'Ülkene dön' yazmak ırkçılıktır"
Aşırı sağcı Reform UK Partisi lideri Nigel Farage gibilerine tepki gösteren Starmer, "Ülkemizde insanlar arasında korku ekenleri eleştirdiğimizde bize sade vatandaşların endişelerini hafife alıyormuşuz gibi yaklaşıyorlar. Şunu bir kere daha net olarak söylüyorum. Göçü kontrol etmek mantıklı bir hedeftir ancak taş atmak ve özel mülke saldırmak meşru bir şey değil haydutluktur" değerlendirmesini yaptı. Starmer, ifade özgürlüğünün İngiltere'nin bir değeri olduğuna işaret ettiği konuşmasında ırkçı açıklamalara değinerek, "Irkçı şiddeti ve nefreti körüklerseniz bu sizin endişenizi ifade ettiğiniz anlamına gelmez. Bu suçtur. Biz bayrağımızla gurur duyuyoruz ama bir Çin restoranının duvarına o bayrağı çizip 'Ülkene dön' yazarsanız bu gurur duyulacak bir şey değil ırkçılıktır" dedi. Ülkede yıllardır yaşayan göçmen kökenli kişilerin ten rengi, ırkı ya da dini nedeniyle ırkçılığa maruz kalmasına izin vermeyeceklerini belirten Starmer, "Eğer onların sınır dışı edilmesini isterseniz şu sözümü hatırlayın. Elimizdeki her şeyle size karşı mücadele vereceğiz. Çünkü ulusal yenilenme önündeki düşman sizsiniz" diye konuştu.
Kaynak: AA
Trump'tan barış planına ilişkin uyarı: Hamas’ın kabul etmesi gerek, yoksa çok sert davranacağız
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in çağrısı üzerine, dünyanın dört bir yanında görev alan general ve amirallerin bir araya geldiği Virginia’daki toplantıda, ABD Başkanı Donald Trump, “Hamas’ın bunu kabul etmesi gerek. Eğer kabul etmezse çok sert davranacağız” dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in çağrısı üzerine, Virginia'da, dünyanın çeşitli yerlerinde görevdeki 800’den fazla general ve amiralin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Toplantıya ABD Başkanı Donald Trump’ın da katıldı.
Hegseth, “ordu yönetiminde ‘woke’ kültürüne son verdiklerini” açıkladı
Hegseth, toplantıda, “ordu yönetiminde ‘woke’ kültürüne son verme ve birliklerin fiziki/discipliner standartlarını sıkılaştırma yönünde kapsamlı yönergeler” açıkladı. Hegseth, “Her seviyede politik doğruculuk ve aşırı hassasiyete son” diyerek, yeni politikaların askeri disiplin, fiziksel yeterlilik ve görünüş kuralları etrafında şekilleneceğini belirtti.
ABD Ordusu’nda “saç ve sakal” düzenlemesi
Hegseth’in duyurduğu değişiklikler arasında muharip birlikler için “en yüksek erkek standartlarının” uygulanması, yeni bir muharebe saha testinin getirilmesi, boy-kilo gerekliliklerinin tüm birlikler için zorunlu kılınması ile sakal ve uzun saç gibi “görünüşe ilişkin bireysel ifadelerin” kısıtlanması yer aldı. Hegseth, fiziki açıdan yetersiz görülen askerleri ve komutanları eleştirerek, “kilolu askerleri görmek yorucu” gibi sözler kullandı.
Hegseth’ten değişimlere itirazınız varsa “İstifa edin” çağrısı
Hegseth, disiplin ve denetim mekanizmalarında da değişikliğe gideceğini, Pentagon denetçisinin yeniden yapılandırılacağını ve şeffaflık iddialarına karşın “yeni, daha katı” bir liderlik anlayışı tesis edeceğini söyledi. Bu değişiklik ve kararlarına karşı çıkan askeri liderlere Hegseth, “onurlu olanı yapıp istifa edin” diyerek, çağrıda bulundu.
Bu adımlar, ordunun DEI (eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık) çalışmalarına yönelik kapsamlı geri çekilmenin parçası olarak sunuluyor.
Trump’tan “Savaş Bakanlığı” açıklaması
Daha sonra konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edilen Donald Trump, ordunun güç ve prestijinden övgüyle söz etti. Trump, Savunma Bakanlığı’nın adının “Savaş Bakanlığı” olarak yeniden tanımlanmasını desteklediğini ifade etti ve kendi dönemindeki “ordu inşası” ile sınır güvenliği vurgularını yineledi.
Trump ayrıca, konuşmasında geçmişteki barış girişimleri ve bölgesel gelişmelere dair iddialarda bulundu ve küresel “zafer” söylemini öne çıkardı. Trump, şöyle konuştu:
Trump: O kadar çok savaşı bitirdim ki, dün belki de en büyüğünü sonlandırmış olabiliriz
“Buraya geleli neredeyse dokuz ay oldu. Bu süre içinde o kadar çok savaşı bitirdim ki, dün belki de en büyüğünü sonlandırmış olabiliriz. (Tabii kesin konuşamıyorum — Pakistan ile Hindistan meselesi de çok büyüktü; her iki taraf da nükleer güç ve biz bunu çözdük.) Dün Orta Doğu’da, belki 3 bin yıldır görülmemiş bir anlaşma gerçekleşmiş olabilir. Bu çok uzun bir zaman. Hamas’ın bunu kabul etmesi gerek. Eğer kabul etmezse çok sert davranacağız. Birçok Arap ve Müslüman ülke bu anlaşmayı destekliyor. Bu savaş, başkan olsaydım hiç çıkmayacak bir savaştı, seçim farklı olsaydı, bu çatışma hiç başlamazdı. Dört yıl boyunca da çıkmamıştı.
“Putin’i iyi tanıyorum, işin kolay olacağını sanmıştım; ama en zor olan bu çıktı”
Putin’i iyi tanıyorum, bu yüzden işin kolay olacağını sanmıştım; ama en zor olan bu çıktı. Önceden çözülemez sandığımız çatışmalar bile çözüldü. Eğer Orta Doğu işi de sonuç verirse, son dokuz ayda yaptıklarımızla sekiz savaşı bitirmiş olacağız. Sırada Putin ile Zelenskiy’i bir araya getirip o meselenin de çözülmesini sağlamak var — bunun yolu güç gösterisinden geçiyor. Zayıf olsaydık, telefonlarımız açılmazdı; ama biz güç gösterdik.”
“Nükleer gücümüzü güncelleyeceğiz, umarım hiç kullanmamız gerekmez”
ABD Ordusu’na çok güvendiğini ve tam destek verdiğini vurgulayan Trump, “Önümüzdeki yıllarda ordumuzu her zamankinden daha hızlı, çevik ve güçlü hâle getireceğiz. Nükleer gücümüzü yeniden inşa ettim ve güncelleyeceğiz, umarım hiç kullanmamız gerekmez; güç o kadar etkili ki, sonuçlarını gördüğünüzde asla kullanmak istemezsiniz” dedi.
“Rusya ve Çin’in yaklaşık 25 yıl önündeyiz”
“Yakın zamanda Rusya’dan gelen bir tehdide yanıt olarak bir nükleer denizaltı gönderdim” diyen Trump ayrıca, şöyle konuştu:
“Şimdiye kadar yapılmış en ölümcül silahlardan biri. Denizaltılarda teknolojik olarak Rusya ve Çin’in yaklaşık 25 yıl önündeyiz; Rusya denizaltılarda bizi yakalamaya çalışıyor ama halen geride.
2025 yılında Donanma, Hava Kuvvetleri ve Uzay Kuvvetleri ilk kez tamamen koordineli biçimde işe alım hedeflerini 3 ay erken aştı, daha önce böyle bir şey olmamıştı. Bir dönem ordumuzun, hava kuvvetlerinin, donanmanın ve deniz piyadelerinin geride olduğu haberleri çıkmıştı; ama şimdi Uzay Kuvvetleri de dâhil olmak üzere toparladık. Uzay Kuvvetleri’ni ben kurdum ve zamanla daha da kritik hale gelecek.
“Amacımız büyük, güçlü ve yetenekli olmak; hiçbir ülke bize meydan okumaya cesaret edemesin”
Amacımız öyle büyük, öyle güçlü ve öyle yetenekli olmak ki hiçbir ülke bize meydan okumaya cesaret edemesin. Biz bir kriz yaşadık ama şimdi birlik ruhunu yeniden uyandırıyoruz, bu ruh bu ulusu kuran ve kazandıran ruhtur”
“Nobel’i bana vermezler”
Trump, barış çabaları için prestijli ödülü almayı bekle Nobel komitesinin bunu hiçbir şey yapmamış birine vereceğini iddia etti ve “Nobel’i bana vermezler” dedi. Trump, “Ne olacağını göreceğiz, ama bu ülkemize büyük bir hakaret olur” dedi. Daha sonra ödülü istemediğini belirten Trump, “Ülke alsın istiyorum” dedi, ancak “Almam gerekirdi” diye ekledi.
Başka bir noktada, Trump bazı savaş gemilerini “çirkin” olarak nitelendirerek, “Ben çok estetik bir insanım. Estetik açıdan yaptığınız bazı gemileri beğenmiyorum” dedi.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin eski Cumhurbaşkanı Kabila idama mahkum edildi
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Yüksek Askeri Mahkeme, ülkenin doğusundaki isyancı grupları desteklediği öne sürülen ve vatana ihanetle suçlanan eski Cumhurbaşkanı Joseph Kabila'yı idama mahkum etti. Kabila, 2023'ten bu yana Güney Afrika’da sürgünde yaşıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin (KDC) eski Cumhurbaşkanı Joseph Kabila, ülkenin Yüksek Askeri Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi. Ulusal basındaki haberlere göre mahkeme, Kabila'yı ülkenin doğusunda faaliyet gösteren isyancı grupları desteklemek ve ülkeye ihanetle suçlu buldu. Kabila'nın gıyabında verilen idam kararında eski liderin, Kuzey ve Güney Kivu eyaletlerinde isyancıların eğitim kamplarını ziyaret ettiği, askeri toplantılar düzenlediği ve silahlı gruplara liderlik ettiği ifade edildi. Mahkeme, Kabila'nın mal varlığına el konulması talebini ise reddetti.
Joseph Kabila kimdir?
Joseph Kabila, 2001 yılında babası Laurent-Desire Kabila’nın suikasta uğramasının ardından 29 yaşında devlet başkanı oldu. İki dönem üst üste seçim kazanan Kabila, görev süresi 2016’da sona ermesine rağmen güvenlik gerekçesiyle seçimleri erteleyerek 2 yıl daha iktidarda kalmıştı. Aralık 2018'de görevi mevcut Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi’ye devreden Kabila, 2023 yılında siyasi sürgün nedeniyle Güney Afrika’ya yerleşmişti.
Kaynak: AA
Katar: Trump'ın Gazze planındaki bazı konular açıklık ve müzakere gerektiriyor
Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze planında bazı konuların "açıklığa kavuşturulması ve müzakere edilmesi gerektiğini" belirtti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Al Sani, Al Jazeera televizyonuna yaptığı açıklamada, Trump'ın planının pazartesi günü Hamas’ın müzakere heyetine iletildiğini ve görüşmelerin genel hatlarıyla yürütüldüğünü belirtti.
"Planın detayları ve uygulanma şekli üzerinde tartışılması gerekiyor." diyen Al Sani, herkes tarafından planın yapıcı şekilde ele alınmasını ve savaşın sona erdirilmesi fırsatının değerlendirilmesini umduklarını söyledi.
"Hamas, sorumlulukla yaklaştı ve planı inceleyeceğine söz verdi"
Planın "savaşın sona erdirilmesi yönünde temel bir hedefi gerçekleştirdiğini ancak bazı konuların açıklığa kavuşturulması ve müzakere edilmesi gerektiğini" belirten Al Sani, şöyle konuştu:
"Şu ana kadar Hamas'ın plana vereceği ve Filistinli gruplarla uzlaşmayı gerektiren yanıtı bilmiyoruz. Biz ve Mısır dün yaptığımız toplantıda Hamas'a temel hedefimizin savaşın durdurulması olduğunu net bir şekilde aktardık. Hamas, sorumlulukla yaklaştı ve planı inceleyeceğine söz verdi"
Planın uygulanabilmesi için Filistinli grupların uzlaşması şart
Katar'ın önceliğinin şu anda Gazze'deki Filistinlilerin çektiği acıları sona erdirmek olduğunu vurgulayan Al Sani, planın uygulanabilmesi için Filistinli grupların uzlaşmasının şart olduğunu belirterek, "Bugün Gazze'de yaşanan insani krizin sona erdirilmesi temel hedefimizdir" dedi.
Katar Başbakanı, Filistin halkının topraklarında kalmasını sağlamak ve iki devletli çözümü desteklemek için Arap ve İslam ülkelerinin birlikte çaba gösterdiğini ifade etti.
Al Sani, sürecin ideal bir şekilde ilerlemeyebileceğini belirterek, mevcut müzakere yolunun güçlendirilmesi ve etkinliğinin artırılması gerektiğine işaret etti.
Filistin Başbakanı Mustafa: Gazze’nin tüm sorumluluğunu üstlenmeye hazırız
Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa, hükümetinin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğunu ve kurumlarını Batı Şeria ile birleştirmek için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de planını açıklamasının ardından Filistin Başbakanı Mustafa, haftalık hükümet oturumunun açılışında yaptığı konuşmada, "Hükümetimiz, acil yardım sağlanması, Gazze’deki iyileştirme ve yeniden inşa çalışmaları veya uzun süredir başlatılmış olan kapsamlı ulusal reformları sürdürmek dahil olmak üzere, ulusal sorumluluklarının tamamını üstlenmeye hazırdır." ifadelerine yer verdi.
Filistin'in savaşın sona erdirilmesine ve barışın tesisine yönelik uluslararası çabaları memnuniyetle karşıladığını kaydeden Mustafa, "ülkenin iki kesiminde (Gazze ve Batı Şeria) ulusal kurumların birleştirilmesi ve yürürlükteki yasaların uygulanması yönündeki çalışmaların sürdürülmesi; böylece tüm çabaların somut bir gerçeğe dönüşmesi ve Filistin halkının güvenlik ve istikrarının güçlendirilmesi" gerektiğini vurguladı.
Filistin Başbakanı, “Tarihi New York Bildirgesi, Filistin devletinin giderek artan şekilde tanınması ve ardından gelen uluslararası planlar ile savaşın sona erdirilmesine yönelik çabalar, üzerine inşa edilmesi gereken temel veriler olarak görülmelidir. Bu adımlar, zorla göç ettirmeyi ve ilhakı engellemek, Filistin Ulusal Yönetimi’ni zayıflatma girişimlerine karşı koymak, bağımsız Filistin devletinin kurulma sürecini pekiştirmek ve halkımızın özgürlük ve bağımsızlık arzularını gerçekleştirmek için önemlidir." ifadelerini kullandı.
Filistin 2007 yılından bu yana siyasi ve coğrafi olarak bölünmüş durumda. Hamas Gazze Şeridi’ni yönetirken, Batı Şeria’yı Mahmud Abbas liderliğindeki Fetih hareketinin kurduğu hükümetler yönetiyor.
Filistin, ABD Başkanı Donald Trump'ın sunduğu Gazze planını memnuniyetle karşılamış ve bir anlaşmaya varılması için ABD, bölge ülkeleri ve diğer ortaklarla çalışmaya hazır olduğunu belirtmişti.
Trump'ın Gazze planı
Beyaz Saray, ABD Başkanı Trump'ın 20 maddeden oluşan "GazzeÇatışmasını Sonlandıracak Kapsamlı Plan" adlı önerisini açıklamıştı.
Trump, Beyaz Saray'da kabul ettiği Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, planın taraflarca kabul edilmesi halinde "savaşın" derhal sona ereceğini, İsrail'in Gazze'den kademeli olarak geri çekileceğini, Gazze'de Hamas'ın rolünün olmadığı yeni bir sürecin başlayacağını ve tüm esirlerin serbest kalacağını söylemişti.
Netanyahu da planın "savaş hedeflerini gerçekleştirdiğini" belirterek destek açıklaması yapmıştı.
Zelenski: Zaporijya Nükleer Güç Santrali'nde 7 gündür elektrik yok
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Ukrayna'da Rus ordusunun kontrolündeki Zaporijya Nükleer Güç Santrali'ne 7 gündür elektriğin verilmediğini belirterek, "Dünyanın, sonuçların ne olabileceğini bilmesi önemli. Uygun bir yanıt bekliyoruz" ifadesini kullandı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Zelenski Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefonda görüştüğünü kaydetti.
Savaş nedeniyle Rusya'da bulunan Ukraynalı çocukların geri getirilmesiyle ilgili çalışmaları bu görüşmede ele aldıklarını aktaran Zelenski, "Rusya tarafından kaçırılan tüm Ukraynalı çocukların geri getirilmesi gerekliliğini dünyanın da desteklemesini bekliyoruz" ifadesini kullandı.
Zelenski, savaşın başında Rus ordusunun ele geçirdiği Zaporijya Nükleer Güç Santrali'ndeki son durum hakkında da konuştuklarını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:
"Orada (santralde) şimdilik en uzun süreli elektrik kesintisi yaşanıyor. Santrale 7 gündür elektrik verilmiyor, elektrik şebekeleri de bombardıman nedeniyle hasar gördü. Dünyanın, sonuçların ne olabileceğini bilmesi önemli. Uygun bir yanıt bekliyoruz."
"Trump'ın Gazze ile ilgili duyurduğu planı destekliyoruz"
Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump'ın 20 maddeden oluşan "Gazze Çatışmasını Sonlandıracak Kapsamlı Plan" adlı önerisini de Gutteres ile ele aldıklarını aktararak, "Bu güçlü bir girişim ve barış önerilerinin gerçekleşmesi için üzerimize düşeni yapmaya hazırız." ifadesini kullandı.
Yorumlar