top of page

18093

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 18 Eyl 2025
  • 30 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Eyl 2025

En az 51 ülkedeki seçimlerde LGBTİ+ karşıtı söylemler kullanıldı

Azınlıklara yönelik ayrımcılığın yükselen otoriterlikle paralel ilerlediğini belirten Outright International'a göre, 36 ülkede açık eşcinsel, biseksüel ve trans kişiler aday oldu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Dünya genelinde en az 51 ülkede siyasetçiler geçen yılki seçimlerde homofobik ya da transfobik söylemlere başvurdu. LGBTİ+ kimliğini “yabancı bir tehdit” olarak göstermekten “cinsiyet ideolojisi”ni hedef almaya uzanan bu dil, 60 ülke ve AB’yi kapsayan yeni bir araştırmanın bulguları arasında.

 Outright International verilerine göre, bazı ülkelerde temsil açısından dikkat çekici adımlar da vardı. Açık eşcinsel, biseksüel ve trans bireyler en az 36 ülkede aday oldu. Botswana, Namibya ve Romanya bu listede ilk kez yer aldı. Brezilya’da seçilen LGBTİ+ siyasetçilerin sayısı ise iki katına çıkarak 233’e ulaştı.

The Guardian'ın haberine göre, son on yılda görünürlük artarken, muhafazakâr kesimlerden yükselen tepki de sertleşti. Çoğu durumda aşırı sağcı aktörlerin yön verdiği bu süreçte eşcinsel ve trans bireyler, toplumsal sorunların günah keçisi ilan edildi. Outright International Direktörü Alberto de Belaúnde’ye göre “büyüyen bir nefretin silah hâline getirilmesi” söz konusu. De Belaúnde, Peru’dan Macaristan’a ya da Britanya’ya kadar siyasetçilerle konuştuğunuzda “ortak eğilimlerin görüldüğünü ve giderek daha koordineli, daha iyi finanse edilen küresel bir çaba” ile karşı karşıya olunduğunu vurguluyor.

Seçimlerde aday olan LGBTİ+ isimler El Salvador, Finlandiya, Pakistan ve ABD’de çevrimiçi nefret söylemlerinin hedefi oldu. ABD’de Sarah McBride, Temsilciler Meclisi’ne seçilen ilk trans milletvekili olarak tarihe geçti. Ancak aynı seçimlerde Cumhuriyetçi kampanyalar, yalnızca ulusal TV’de yayınlanan anti-trans reklamlar için 200 milyon dolar harcadı.

Gürcistan’da iktidardaki Gürcü Hayali Partisi, 2024 parlamento seçimleri kampanyasında LGBTİ+ aktivistlerini Batı’nın “yabancı ajanları” olarak nitelendirdi. Gana’da ise sömürge döneminden kalma yasalar hâlen eşcinsel ilişkiyi suç sayarken, iki büyük parti “aile değerlerini koruma” vaadinde bulundu ve rakiplerini LGBTİ+ yanlısı olmakla suçladı.

Avrupa’da tablo farklı değildi. Haziran 2024 Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Orbán’ın Fidesz-KDNP koalisyonu, “AB paralarıyla semirtilen Brüksel elitleri ve Soros ağının çocukları cinsiyet propagandasıyla yeniden eğitmeye çalıştığı” iddiasını ortaya attı. Almanya’da AfD, “erkek ve kadın dışında birlikteliklerin” eşit kabul edilmesine açıkça karşı çıktı.

Endonezya’da Ulusal İnsan Hakları Komisyonu, bazı siyasetçilerin “LGBT’yi yok etme” vaatlerini kınarken; Pakistan’da üç büyük parti trans haklarını tanıyacaklarını açıkladı. Ancak trans adaylar kampanya sürecinde hem çevrimiçi hem yüz yüze tacizle karşı karşıya kaldı.

Outright International’ın raporu, azınlıklara yönelik ayrımcılığın yükselen otoriterlikle paralel ilerlediğini teyit ediyor:

“2024’te de, önceki yıllarda olduğu gibi, LGBTİ+ toplulukları ve diğer dışlanmış gruplar bu anti-demokratik saldırıların ilk kurbanları arasında yer aldı.”


ABD Dışişleri'nde Suriye depremi: Üst düzey diplomatlar ani bir kararla görevden alındı

İstanbul'da görev yapan ve Suriye'yle ilgilenen ABD'li üst düzey diplomatlar ani bir kararla görevden alındı. Büyükelçi Tom Barrack'a bağlı çalışan diplomatların, SDG ve Ahmed Şara konusunda Tom Barrack'la görüş ayrılığı yaşadığını öne sürülüyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD'nin Suriye politikası üzerinde çalışan bazı üst düzey diplomatlar, beş kaynağın verdiği bilgiye göre son günlerde ani bir kararla görevlerinden alındı.

Reuters'ın 'özel' koduyla servis ettiği habere göre, İstanbul'da bulunan ve fiilen ABD'nin Suriye elçiliği fonksiyonunu yürüten Suriye Bölge Platformu (SRP) adlı birimde görev yapan diplomatlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı ve arkadaşı Suriye özel temsilcisi Tom Barrack'a bağlı çalışıyorlardı.

Barrack'ın Mayıs ayında göreve başlamasıyla birlikte ABD'nin bölge politikasında da değişiklikler başladı. Barrack'ın önderlik ettiği politika değişiklikleri Suriye'de Ahmed Şara yönetiminde üniter bir devlet anlayışına dayanıyor.

ABD, Esad döneminden bu yana desteklediği Suriyeli Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Şara yönetimine bağlı güvenlik güçlerine katılmalarını istiyor.

Reuters'a konuşan ABD'li bir diplomatik kaynak, SRP'de çalışan "birkaç" kişiye ekibin yeniden yapılanması kapsamında görevlerinin sonlanacağı bilgisinin verildiğini söyledi.

Kaynak, görevden almaların ABD'nin Suriye politikası üzerinde etkisi olmayacağını ve görevden alma kararının diplomatlar ve Barrack veya Beyaz Saray arasında görüş ayrılığından kaynaklanmadığını söyledi.

İki Batılı diplomat ve ABD'de bulunan iki kaynak, kararın çalışanların talepleri sonucu alınmadığını ve aniden, geçen haftanın sonlarında geldiğini söyledi. Reuters kararın resmi gerekçesini öğrenemedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili "personele ilişkin kararlar ya da idari yeniden yapılanmalar" hakkında açıklama yapmadıklarını ifade ederek, "Suriye'ye ilişkin alanlarda çalışan ana ekip, çeşitli lokasyonlarda faaliyet göstermeye devam ediyor" dedi.

Barrack, SDG'nin Şara ile Mart ayında yapılan anlaşmayı hızla onaylamaları, kontrole sahip oldukları bölgeleri devlet yönetimine devretmeleri ve SDG'yi ulusal güvenlik güçlerine katmaları çağrısında bulunmuştu. 

SDG sahip olduğu özerkliği bırakmak istemiyor

Bir Batılı diplomat, ABD'li diplomatlar ile Barrack arasında SDG ve Şara konusunda "görüş ayrılığı" yaşadığını ve bu nedenle görevden alındıklarını söyledi ancak ayrıntı vermedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı konu hakkındaki sorulara cevap vermedi. Aynı zamanda ABD'nin Türkiye büyükelçisi de olan Barrack'a ise doğrudan ulaşılamadı.

Bazı SDG liderleri, bu yıl Suriye'de yaşanan bazı şiddet olayları da göz önüne alındığında, güvenlik güçlerine katılmaktan imtina ediyorlar.

Suriye'nin kuzeydoğusunda Suriyeli ve Türkiye destekli güçlerle ara sıra çatışmalara giren SDG, Esad sonrası dönemde ülkenin daha az merkeziyetçi olmasından yana. Merkezi yönetimin eskisi kadar güçlü olmadığı bir Suriye'de SDG'nin iç savaş sırasında kazandığı özerkliği koruması mümkün.

İki gün önce Şam'ı ziyaret eden Barrack, son olarak ülkenin güneyindeki Dürzi azınlıkla merkezi yönetim arasında yaşanan açmazı çözmek için Suriye dışişleri bakanının imzaladığı anlaşmaya nezaret etti.

Barrack daha sonra, sosyal medya platformu X'te anlaşmanın "herkes için eşit haklar ve ortak yükümlülükler" barındırdığını söyledi.

ABD'nin 2012 yılında Şam'daki büyükelçiliğini kapatmasından bu yana fiili elçilik faaliyetleri SRP tarafından yürütülüyor. ABD'nin İstanbul konsolosluğu merkezli olarak çalışan SRP'nin bölgenin diğer merkezlerinde de ofisleri bulunuyor.

Kaynak: Reuters


Washington Post: 0 faizli krediyle bile ev alınamıyor | ABD'de yüksek fiyat, yüksek faiz kombinasyonu

ABD’de ev fiyatları ve mortgage faizleri yükselince, birçok orta gelirli aile için ev sahibi olmak neredeyse imkânsız hâle geldi. Los Angeles, New York, Miami gibi şehirlerde sıfır faizli kredi bile medyan gelirli alıcıya yetmiyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Mortgage faizlerinin 2021’de tarihi düşük seviyelere, yani %3’ün altına inmesiyle Altadena, Kaliforniya’da yaşayan Britt Vaughan ve eşi, uzun yıllardır hayalini kurdukları evi satın almak için harekete geçti.

Washington Post'un haberine göre, Vaughan, Los Angeles’ta bir kurumda çalışıyor; eşi ise evlilik ve aile terapisti. Ancak öğrenci kredileri, beklenmedik olaylar, araba kazası ve yangın hasarı gibi masraflar birikimlerini tükettiği için ev alma planları sürekli ertelendi. Bu sırada hem ev fiyatları hem de mortgage faizleri hızla yükseldi.

“Sanırım o fırsatı kaçırdık,” diyen Vaughan, Los Angeles bölgesinde ortalama ev fiyatının artık 972.837 dolar olduğunu belirtti ve ekledi:

'Faizlerin düşmesini beklemek de pek işe yaramaz gibi geliyor. Artık ulaşılmaz görünüyor'

Los Angeles ve diğer büyük şehirler

Zillow’un araştırması, Vaughan’ın yaşadığı sorunu ortaya koyuyor: Los Angeles, yerel medyan gelire sahip alıcılar için, mortgage sıfır faizle olsa bile, “erişilemez” olarak sıralanan altı ABD metropolünden biri. Ülke genelinde ev fiyatları birkaç yıl öncesine kıyasla yavaşlasa veya bazı bölgelerde düşse de, ABD’de ortalama ev fiyatı 410.800 dolar ile 2019’un neredeyse 100.000 dolar üzerinde.

Yüksek fiyat ve faiz

Yüksek fiyatlar ve faizler, milyonlarca kiracının ev sahibi olmasını imkansız hâle getirdi. ABD'de fiyatların düştüğü bölgelerde bile ev sahipleri, düşük faizli mortgage’larını daha yüksek faizli bir krediyi göze alarak değiştirmek istemediği için satış yapmakta isteksiz.

Federal Reserve, Çarşamba günü faizleri çeyrek puan düşürdü ve bu yıl en az iki indirim daha gelebileceğini belirtti. Ancak ekonomistler, Fed’in bu hamlesinin mortgage faizlerini ciddi şekilde düşürmeyeceğini öngörüyor.

Harvard Konut Çalışmaları Merkezi Direktörü Chris Herbert, “Erişilemezlik bir süre daha devam edecek,” diyerek, düşük faizler geri gelse bile ev fiyatlarının hala birçok aile için ulaşılmaz olduğunu vurguladı.

Ortalama gelirle ev sahibi olmak çok zor

Harvard’a göre, ABD ortalama ev fiyatını karşılayabilmek için tipik alıcının yılda 126.700 dolar kazanması gerekiyor; bu, 2021’de gerekli olan 79.300 dolardan yaklaşık %60 daha yüksek.

Ortalama ilk yıl mortgage ödemesi 2021-2024 arasında %20 artarak 2.225 dolara ulaştı.

Ev sahibi olmanın maliyeti sadece mortgage ile sınırlı değil. 2019-2024 arasında ev sigortası primleri %57 yükseldi ve artan ev değerleri daha yüksek emlak vergileri anlamına geliyor. Şimdi neredeyse dört ev sahibinden biri gelirinin %30’undan fazlasını konut ve hizmetlere harcıyor.

Sıfır faizle bile alınamıyor

Zillow, ABD’nin 50 en kalabalık metropolünü analiz ederek, evleri gelirinin %30’undan az ödeyerek ve %20 peşinat ile alabilecek aileler için gerekli mortgage oranlarını hesapladı.

Pittsburgh ve bazı Orta Batı ile Güney şehirlerinde %6,35’lik mevcut faiz oranı uygun görülürken; Virginia Beach, Charlotte, Philadelphia ve Washington D.C. gibi kıyı şehirlerinde oranların %5’in altına inmesi gerekiyor.

Boston veya Seattle’da ise oranların %1’in altına düşmesi gerekirken, New York, Miami ve dört Kaliforniya şehrinde yerel medyan gelire sahip kişiler için evler sıfır faizle bile ulaşılmaz.

Orlando’da ev almak isteyen Mike Mullane ve eşi, 300.000–450.000 dolar arasında bir ev arıyor ancak sigorta ve site aidatlarının yüksekliği ile faiz oranları onları kirada kalmaya itiyor. Boston Üniversitesi ekonomisti Adam Guren, mevcut ev sahiplerinin düşük mortgage oranları nedeniyle satış yapmaktan kaçındığını belirtiyor.

Uzun vadeli çözümler dahi belirsiz

National Association of Home Builders Baş Ekonomisti Robert Dietz, faiz indiriminin geliştiricilerin arazi alıp yeni ev inşa etmesine yardımcı olacağını belirtti. Bazı uzmanlar, ev satışlarını artıracak federal politikalar öneriyor; örneğin satıştan elde edilen kazançtan vergi muafiyeti veya inşaat teşvikleri.

Bazı uzmanlar ise 20 yıldır inşaat sektörünün belirli oranda büyüyememesi sebebiyle sorunun kalıcı olarak çözümünün çok zor olduğunu ifade ediyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Küresel Sumud Filosu'ndaki 5 tekne daha Gazze’ye doğru çıktı

Küresel Sumud Filosu'nda ilk tekne 13 Eylül’de yola çıktı, şimdiye dek toplam 30 teknenin Gazze'ye hareket ettiği bildiriliyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail ablukasını kırmak ve insani yardım ulaştırmak amacıyla Gazze'ye gitmek için yola çıkan Küresel Sumud Filosu’na Tunus’tan katılan 5 tekne daha denize açıldı.

Küresel Sumud Filosu bünyesinde yer alan Mağrib Sumud Konvoyu'ndan toplam 5 tekne, Tunus'un Gammart ve Sidi Busaid Limanı'ndan Gazze'ye doğru hareket etti.

Mağrib Sumud Konvoyu'nun sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, filodaki teknelerin hazır oldukça Tunus'taki limanlardan Gazze'ye doğru yola çıkmaya devam edeceği belirtildi.

Dün 3 tekne daha Tunus'tan Gazze'ye doğru yola çıkmıştı. Bugün yola çıkan teknelerle birlikte 13 Eylül'den bu yana 17’si İspanya’dan, 13’ü Tunus’tan olmak üzere toplam 30 tekne Gazze'ye doğru yola çıktı.

Tunus’tan ilk tekne 13 Eylül’de Gazze’ye gitmek üzere limandan ayrılmıştı

Küresel Sumud Filosu, 13 Eylül’de TSİ 15:30’da aralarında Türk aktivistlerin de olduğu Küresel Sumud Filosu'ndaki ilk tekne Binzert Limanı'nda halkı selamlayarak Gazze'ye doğru hareket etmiş, ardından bir tekne daha yola çıkmıştı.

İspanya’nın Barselona kentinden 31 Ağustos'ta yola çıkan 22 teknenin yanı sıra Tunus’tan 23 tekne Küresel Sumud Filosu'nda yer alıyor.

İspanya’dan gelen 3 tekne teknik arızadan dolayı Tunus’ta kalacağı için konvoy listesinden çıkarıldı.

Başkent Tunus’tan açılan tekneler ile Binzert Limanı'ndan ayrılan tekneler Malta açıklarında birleşerek Gazze’ye doğru yola devam edecekler.

Aralarında Türkiye'nin de olduğu 50’ye yakın ülkeden bine yakın aktivistin yer aldığı filo, İtalya ve Yunanistan’dan katılacak tekneler ile Akdeniz açıklarında buluşarak yollarına devam edecek.

Küresel Sumud Filosu 31 Ağustos’ta İspanya’dan kalkan tekneler ile yolculuğuna başladı

Küresel Sumud Filosu bünyesinde 31 Ağustos’ta İspanya’dan kalkan 22 tekne, 7 Eylül’de başkent Tunus’taki Sidi Busaid ve Gammart limanlarına ulaşmaya başlamıştı.

Sidi Busaid Limanı'ndaki Küresel Sumud Filosu'na, 8 ve 9 Eylül gecelerinde İspanya’dan gelen iki tekneye dron saldırısı düzenlenmişti.

Filonun Tunus’tan çıkışının ertelenmesinin ardından İspanya’dan gelen tekneler 11 Eylül’de ülkenin kuzeyinde yer alan Binzert kentindeki limana geçmişti.

Küresel Sumud Filosu'na 50’ye yakın ülkeden katılım sağlanıyor

Küresel Sumud Filosu'nda, "Özgürlük Filosu Koalisyonu", "Küresel Gazze Hareketi", "Mağrib Sumud Konvoyu" ve Malezya merkezli "Sumud Nusantara" organizasyonu yer alıyor. Filoda, 50’ye yakın ülkeden yüzlerce aktivist teknelerle Gazze'ye hareket ediyor.

Geçmişte Gazze’ye tek tek gitmeye çalışan gemilere İsrail müdahalelerde bulunmuş, teknelere el koyarak aktivistleri sınır dışı etmişti. Küresel Sumud Filosu, şimdiye kadar Gazze'ye doğru yola çıkan en kalabalık filo olma özelliği taşıyor.

Arapça "kararlılık" veya "sarsılmaz azim" anlamlarına gelen Sumud, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından Filistin halkı arasında baskı ve direnişi anlatan bir kavrama dönüştü. Sumud kavramı, Filistinlilerin topraklarında kalması, Filistin kimliğinin ve kültürünün canlı tutulması ile şiddet içermeyen sivil itaatsizlik gibi yollarla işgale direnip alternatif kurumlar inşa etmenin yollarının aranmasını ifade ediyor. Filistin'de zeytin ağacı ve köylü hamile kadın bu kavramı tasvir etmek için kullanılıyor.

Kaynak: AA


WSJ: Trump, Netanyahu'ya neden müdahale etmiyor?

Trump, Netanyahu’nun Hamas’a karşı sert tutumundan rahatsız, ancak İsrail’in saldırılarına karşı net bir müdahalede henüz bulunmadı. Wall Street Journal'in analizinde Washington yönetiminin bu tutumunun nedeni incelendi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu’dan rahatsız. Trump’ın öfkesi, Netanyahu’nun Hamas’ı teslim olmaya zorlamak için askeri güç kullanmayı tercih etmesiyle artıyor; Trump ise çatışmaların müzakere ile sona ermesini istiyor.

Yetkililere göre, geçen hafta İsrail’in Katar’daki Hamas müzakerecilerine saldırısı, Trump’ın sabrını taşıran olay oldu. O sırada Trump, Dışişleri Bakanı Marco Rubio dahil üst düzey danışmanlarıyla saldırıya nasıl yanıt verileceğini tartışıyordu.

Washington’da şaşkınlık

Wall Street Journal'in haberine göre, Trump’ın Netanyahu’ya karşı zaman zaman öfkeli tavrı, Washington’da şaşkınlık yarattı. Uzmanlar, Trump’ın genellikle ilişkilerde üstünlüğü elinde tutmayı sevdiğini, ancak Netanyahu’nun isteğine karşı çıkmadan hareket etmesine izin verdiğini belirtiyor.

Atlantic Council'den Shalom Lipner konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede “Bu biraz kafa karıştırıcı ve sezgisel değil. Netanyahu’nun hamleleri Gazze savaşını uzattı, Trump’ın bölgedeki diğer müttefikleriyle ilişkilerini zorlaştırdı ve Abraham Anlaşmaları’nın genişlemesini güçleştirdi” dedi.

Eleştiri etkisiz kalıyor

Trump, geçmişte Netanyahu’ya sert sözlerle tepki göstermişti. 2020’de Netanyahu, Joe Biden’ı tebrik edince Trump onu “sadakatsiz” olarak nitelendirmişti. Ancak eleştiriler, Netanyahu’yu caydırmakta etkili olmadı. Eski ABD büyükelçisi Itamar Rabinovich, “Netanyahu, baskı altında ve hatalar yapıyor. Trump’ın desteği, onun işine yarayan tek şey” ifadesini kullandı.

WJS'ye göre Trump, açık bir baskı uygulamak yerine İsrail’in Gazze’ye yönelik büyük operasyonlarını izledi ve şimdi istediği barış anlaşmasının şansını kaybetmiş durumda.

Trump ve Netanyahu’nun ortak ruh halleri

Yetkililere göre Trump ve Netanyahu, benzer psikolojik özelliklere sahip. Her ikisi de ülkelerinin elitlerinden zulüm gördüğünü ve sistemi değiştirmeye çalışan dışlanmış figürler olduklarını düşünüyor.

Netanyahu, Trump’un çevresine kendini sevdirmeyi ve doğrudan övgü sunmayı sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta Bat Yam sahilinde bir caddeyi Trump’ın adını vererek açılış töreni düzenledi.

Netanyahu, Hamas’ın silahlarını bırakmadan ve 48 rehineyi serbest kalmadan savaşın sona ermeyeceğini vurguluyor. ABD’nin istediği müzakere yoluyla çatışma sonlandırma planı ile İsrail’in stratejisi uyuşmuyor.Geride kalan aylarda Trump’ın tek açık baskısı, Hamas’a yönelik oldu. ABD Başkanı, Hamas'a yönelik sık ve tekrarlı uyarılarda bulundu.

İsrail'in Katar'a saldırısı ise ABD açısından zamanlaması uygun olmayan bir dönemde gerçekleşti. Trump, saldırıdan önceden haberdar olmadığını açıkladı ve kişisel elçisi Steve Witkoff aracılığıyla Katar’ı bilgilendirdi; ancak haber, bombalar düştükten sonra ulaştı.

Başarısızlık Trump'ın tutumunu etkiler mi?

Katar'a yönelik saldırı, Hamas’ın üst düzey temsilcilerini hedef almak yerine alt düzey 6 temsilciyi öldürdü. Eski İsrail büyükelçisi Michael Oren, “Operasyon başarılı olsaydı, (üst düzey isimler ölseydi) Trump eleştirmek yerine sahiplenirdi. O, kazananları sever” dedi.

Bu mantık, Gazze’deki saldırılar için de geçerli görünüyor.

“Netanyahu Trump’ı tanıyor”

Analistler, Netanyahu’nun Trump’un öfkesini geçici risk olarak kullanabildiğini belirtiyor. Netanyahu sık sık Trump’ı “İsrail’in Beyaz Saray’daki en iyi dostu” olarak nitelendiriyor.

American Progress'te Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika Kıdemli Başkan Yardımcısı Damian Murphy gelişmeyle ilgili “Netanyahu, Beyaz Saray biraz homurdanabilir, ama ‘önce izin alma, sonra af dile’ yaklaşımının herhangi bir dezavantajı olmadığını biliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: Gazete Oksijen


Çin uçan arabalara geçiş yapıyor: İlk uçuş gerçekleşti

Çinli şirket EHang, yolcu taşıyabilen ilk 'uçan arabanın' test uçuşunu gerçekleştirdi ve kısa süreli turistik uçuşlar için bilet satışına hazırlanıyor. Uzmanlar, düşük irtifa hava taşımacılığının gelecekte şehir içi ulaşımı ve lojistiği dönüştürebileceğini öngörüyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Güney Çin’in Guangzhou kentinde yapılan bir gösteride, beyaz, yumurta biçimli bir dron yaklaşık 20 metre yükselip bir dakika boyunca havada kaldıktan sonra güvenli bir şekilde iniş yaptı. Adeta bir gösteri havasında geçen testi, EHang isimli teknoloji firması sergiledi, şirket, bu yıl Çin ulusal düzenleyicisinden, turist rotalarında insansız yolcu uçuşları yapma izni alan dünyanın ilk şirketi oldu.

EHang’in başkan yardımcısı He Tianxing, “1.000 metre altındaki hava sahası şu anda insanlığın en az geliştirilmiş doğal kaynağı” diyerek, dronların çoğunun bu yükseklikte uçtuğunu vurguladı.

İlk turistik uçuşlar başlıyor

EHang, kısa süreli turistik geziler için bilet satışını yakında başlatmayı planlıyor. Şirket, onay aldığı Guangzhou ve Hefei şehirlerinde hizmete başlayacak ve uzun vadede şehir içi ulaşım, lojistik ve acil durum hizmetlerine de genişlemeyi hedefliyor.

Elektrikli dikey kalkış ve iniş (eVTOL) uçaklarının destekçileri, uygun maliyetli, bataryalı helikopterlerin şehirlerarası ve şehir içi ulaşımı kökten dönüştürebileceğini öngörüyor.

Çin’in uçan araç sektöründeki üstünlüğü

Analistler, Çin’in uçan otomobil sektörünün dünya genelinde en gelişmiş olduğunu söylüyor. Bunun arkasında ülkenin batarya üretimindeki liderliği ve destekleyici regülasyonlar bulunuyor. Ancak küresel ölçekte sektör, yıllardır düzenleyici engeller, güvenlik kaygıları ve başarısız başlangıçlar nedeniyle ivme kazanamadı.

Regülatörler, uçuş rotaları, olası kazalar ve yoğun şehirlerdeki gürültü kirliliği gibi karmaşık sorunları çözmek zorunda.

Salı günü, Çinli otomobil üreticisi Xpeng’in iki eVTOL aracı kuzeydoğu Çin’deki bir gösteri uçuşunda çarpıştı; bir araç iniş sırasında yanarak hasar gördü. Xpeng’in uçan araç birimi Aeroht, kazaya karışan tüm personelin güvende olduğunu açıkladı ve olayın nedenini araştırıyor.

Ticari uçuşlar ve pazar

Financial Times'ın haberine göre ücretli turistik uçuşlar önemli bir ticari dönüm noktası olacak. Analistler, büyük ölçekli kullanım örneklerinin, yani uçan taksilerin yaygınlaşmasının, resmi izinlerin alınması ve şirketlerin ürünlerinin gerçek dünyada faydasını kanıtlamasına bağlı olduğunu belirtiyor.

Bernstein analisti Neil Beveridge, “Karlı hale gelmek için hacmi artırmaları gerekiyor. Hacmi artırabilmek için yolcu taşıyabileceklerini göstermeleri şart” dedi.

Bernstein’e göre, 2023’te 5 milyar dolar olan küresel şehir içi hava taşımacılığı pazarı, 2030’da yıllık yaklaşık 24 milyar dolara ulaşacak.

Kaynak: Gazete Oksijen


Suudi Arabistan ve Pakistan savunma paktı imzaladı

Suudi Arabistan ve nükleer silahlı Pakistan, karşılıklı savunma anlaşması imzaladı. Bölgesel gerilimlerin arttığı Körfez’de, iki ülke stratejik işbirliğini resmi hale getirdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Suudi Arabistan ile nükleer silahlı Pakistan, resmi bir karşılıklı savunma paktı imzaladı. Bu adım, onlarca yıldır süren güvenlik işbirliğini güçlendirirken, bölgedeki gerilimlerin arttığı bir dönemde dikkat çekiyor.Geliştirilmiş savunma bağları, Körfez Arap ülkelerinin uzun süredir güvenlik garantörü olarak gördükleri ABD’ye duyduğu güvenin azalmasıyla aynı zamana denk geliyor. Geçen hafta İsrail’in Katar’a düzenlediği saldırı da bu kaygıları artırdı.

Anlaşmanın amacı: Kurumsallaşmış iş birliği

Bir Suudi yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın “yıllara yayılan görüşmelerin bir sonucu” olduğunu belirterek, “Bu, belirli bir ülke veya olaya yanıt olarak yapılmış bir anlaşma değil; iki ülke arasındaki derin ve uzun süreli işbirliğinin kurumsallaştırılmasıdır” dedi.

İsrail’in Doha’daki Hamas liderlerine yönelik hava saldırısı, bir ateşkes önerisini tartıştıkları sırada gerçekleşmiş ve Arap ülkelerini öfkelendirmişti.

Bölgesel strateji ve gerilimler

Uzmanlar, anlaşmanın karmaşık bölgesel dengeleri değiştirebileceğini belirtiyor. ABD’nin müttefiki olan Körfez monarşileri, uzun süredir güvenlik kaygılarını gidermek için hem İran hem de İsrail ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyordu.

Ancak Gazze savaşı bölgedeki dengeleri alt üst etti; Katar, son bir yılda hem İran hem de İsrail’den doğrudan saldırıya uğradı.

Suudi-Pakistan anlaşması, Pakistan’ın Mayıs ayında rakibi Hindistan ile kısa süreli bir askeri çatışmaya girmesinin ardından geldi. Hindistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Randhir Jaiswal, gelişmeden haberdar olduklarını ve bunun Hindistan güvenliği ile bölgesel istikrar üzerindeki etkilerini inceleyeceklerini duyurdu.

Hindistan ile dengeli ilişkiler

Anonimlik koşuluyla konuşan Suudi yetkili, Pakistan’ın rakibi Hindistan ile ilişkileri dengede tutma gereğini kabul etti. Yetkili, “Hindistan ile ilişkilerimiz her zamankinden daha güçlü. Bu ilişkileri geliştirmeye devam edeceğiz ve bölgesel barışa katkı sağlamaya çalışacağız” dedi.

Yetkili, anlaşma kapsamında Pakistan’ın Suudi Arabistan’a nükleer şemsiye sağlayıp sağlamayacağı sorusuna ise, “Bu kapsamlı bir savunma anlaşmasıdır ve tüm askeri araçları kapsar” yanıtını verdi.

Liderler bir arada

Pakistan devlet televizyonu, anlaşmanın imza töreninde Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ile Suudi Arabistan’ın fiili lideri Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın birbirini kucakladığını gösterdi. Törende ayrıca Pakistan Ordusu Başkanı Mareşal Asim Munir de bulundu.

Pakistan Başbakanlığı’ndan yapılan açıklamada, anlaşmanın “iki ülkenin güvenliğini artırma ve bölgede barış ile istikrar sağlama taahhüdünü yansıttığı” belirtilerek, “Anlaşma, iki ülke arasındaki savunma işbirliğini geliştirmeyi ve olası saldırılara karşı ortak caydırıcılığı güçlendirmeyi hedefliyor. Anlaşmaya göre, herhangi bir ülkeye yapılacak saldırı diğer ülkeye yapılmış sayılacak” denildi.

Kaynak: Gazete Oksijen


Windsor Kalesi’ndeki görkemli akşam yemeğinde neler oldu? Menü, protestolar ve çok daha fazlası

Windsor Kalesi’nde düzenlenen devlet yemeği, kraliyet görkemi ile sokaktaki protestoları aynı anda sahneye taşıdı: Kral III. Charles–Trump ikilisi “özel ilişkiyi” tazeledi; dışarıda ise Epstein projeksiyonları geceye damga vurdu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

St. George’s Hall’un ışıltılı avizesi altında, 50 metreyi aşan tek bir masada buluşan 160 konuk… Bir yanda Kral III. Charles’ın Britanya–ABD ittifakına dair tarihsel vurguları ve Trump’ın “hayatımın en büyük onurlarından biri” dediği ikinci devlet ziyareti; diğer yanda Windsor surlarına yansıtılan Epstein görüntüleri ve Londra’daki “Go home Trump” pankartları...

Kraliyet protokolünün kusursuz koreografisiyle kurgulanan gece, aslında iki sahneli bir temsildi: İçeride şamdanlar, Fransızca yazılmış menü ve teknoloji–finans dünyasının ağır topları; dışarıda özgürlük, ahlak ve iktidar tartışmalarının kesiştiği yüksek voltajlı bir politik hava.

Bu yüzden Windsor’daki ziyafet yalnızca bir yemek değil, çağımız diplomasisinin tüm sembollerini aynı sofrada toplayan, gösteri ile gerçeğin iç içe geçtiği bir an oldu.

Yemeğin sahnesi ve güvenlik

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump’ın İngiltere ziyareti kapsamında 17 Eylül 2025 akşamı Windsor Kalesi’nde bir devlet ziyafeti düzenlendi. Ev sahibi İngiliz Kraliyet Ailesi’nden Kral III. Charles ile Kraliçe Camilla’nın yanı sıra Galler Prensi William ve Prenses Kate de katıldı. Tören, geleneksel tören geçidi, atlı araç alayı ve ordunun onur kıtasının saygı duruşu ile başladı.

Güvenlik önlemleri yoğundu: Windsor bölgesinde polis, atlı birlikler, hava devriyeleri ve diğer koruma birimleri görev yaptı. Protokol gereği kale etrafındaki alanlar sınırlandırıldı.

Menüde göze çarpanlar 

Yemekte sunulan yemekler İngiliz-üst düzey ziyafet geleneğini yansıtırken, bazı seçimler Trump’ın kişisel tercihlerine ve dönemine gönderme yaptı:

  • Başlangıç: Hampshire su teresi (watercress) panna cotta, Parmesan kısa bisküvi (shortbread) ve bıldırcın yumurtalı salata

  • Ana yemek: Organik Norfolk tavuk ballotine, kabakla (courgettes) sarılmış şekilde, kekikle ve tuzlu-thyme tadında sos ile 

  • Tatlı: Vanilya dondurmalı bombe, iç kısmında Kent bölgesine özgü frambuaz sorbe ve hafif haşlanmış Victoria erikleri ile 

İçecekler de dikkat çekiciydi:

  • 1945 Vintage Port: Trump’ın 45. ABD Başkanı olması atfedilen bir jest olarak sunuldu.

  • 1912 Cognac Grande Champagne: Trump’ın İskoç kökenli annesinin doğum yılına ilişkin gönderme.

Ayrıca “Transatlantic Whisky Sour” adlı özel kokteyl de geceye özgü olarak menüde yer aldı.

Konuk listesi: Siyaset, teknoloji ve kraliyetten isimler

Yemekte, sadece kraliyet üyeleri değil; iş, teknoloji ve siyaset dünyasından önemli figürler de bulundu:

Kraliyet Ailesi: Kral Charles III, Kraliçe Camilla, Prens William ve Prenses Kate

Teknoloji ve iş dünyası: Apple CEO’su Tim Cook, OpenAI CEO’su Sam Altman, Nvidia Başkanı Jensen Huang gibi isimler 

Medya figürleri: Rupert Murdoch gibi medya figürleri de masada yer aldı. 

Oturma düzeni de sembolik göndermeler içeriyordu: Trump, Kral Charles ve Prenses Catherine arasında, Melania Trump ise Kraliçe Camilla ve William, Prens ve Prenses arasındaki konumlarda oturdu.

Kraliyetin kıyafet tercihleri 

Yemekte giyim ve stil seçimleri de dikkat çekti:

Queen Camilla “sapphire ve diamond” taç taktı, kraliyet mavisi bir elbise tercih etti. 

Prenses Kate ise Jack Phillips yapımı Phillipa Lepley marka elmasa işlenmiş altın dantel (Chantilly lace) ve Lover's Knot tacıyla görkemli bir görünüm sergiledi. 

Kraliyet mensubu kadınların yemekte taç takmaları “tam ölçekli devlet ziyafeti”ni işaret ediyor. 

Masa düzeni, çatal-bıçak takım sayısı, kristal kadehler, çiçek aranjmanları ve dekoratif detaylar ziyafetin görkemini pekiştirdi. Kristal kadehler, uzun masa, çiçek düzenleri, hepsi ev sahibinin özenini ve konuğa verilen değeri somutlaştırıyor.

Bu sırada kalenin dışında: Protestolar yükseliyor

Bu devlet ziyafeti sadece gösterişli sofralarla değil, protestolarla da gölgelendi. Aktivist grup Led By Donkeys, Trump ile Jeffrey Epstein’ın fotoğraflarını Windsor Kalesi duvarlarına yansıttı. Bu proje yetkililerce “izinsiz yansıtma” ve “malicious communications” suçlamasıyla değerlendirildi; dört kişi tutuklandı.

Londra’da ve Windsor çevresinde “Trump hoş gelmiyor” sloganlı gösteriler düzenlendi. Protestocular Trump’ın politikaları, Epstein bağlantıları ve ABD dış politikasına dair eleştirileri dile getirdi.

Hangi mesajlar verildi? 

Yemekte yapılan konuşmalar, hem diplomatik hem sembolik anlamlar taşıyordu. Kral Charles, ABD ile İngiltere arasındaki tarihsel bağlardan, kültür ve özgürlük ortaklıklarından bahsetti. “Okyanus bizi ayırsa da birçok yönden kardeş ülkeyiz.” benzeri göndermeler öne çıktı. 

Trump, ziyafetin kendisi için “hayatının en büyük onurlarından biri” olduğunu söyledi; ABD-İngiltere ilişkisini ise “özel” kelimesinin ötesine geçen bir ilişki olarak niteledi.

Kamuoyu yansımaları nasıl oldu?

Bu tür törenlerin gösterişli yönü elbette önemli, ancak halk tepkisi ve medya eleştirileri de dikkat çekiyor. Anketler, Britanya halkının ziyarete ilişkin görüşlerinin bölündüğünü gösteriyor; birçok kişi Trump’ın ziyaretine karşı eleştirel yaklaşıyor.  Ayrıca, Epstein ile bağlantılı öğelerin yeniden gündeme gelmesi ve protesto projeksiyonlarının medyada geniş yer tutması, ziyafetin sembolik yükünü daha da artırdı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Roche, 3,5 milyar dolara 89bio'yu satın aldı: İsviçreli ilaç devi, zayıflama alanında büyümek istiyor

Roche, ABD’li 89bio’yu satın alarak kardiyometabolik ve karaciğer hastalıkları tedavi portföyünü güçlendirecek. Şirketin asıl amacı ise kilo verme alanındaki atılımlarını genişletmek

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsviçre merkezli ilaç üreticisi Roche, ABD’li biyoteknoloji firması 89bio’yu 3,5 milyar dolara kadar satın almak için anlaşmaya vardı. Şirket, bu adımla karaciğer ve kardiyometabolik hastalık tedavileri geliştirme hattını güçlendirmeyi hedefliyor.

Roche’tan yapılan açıklamada, anlaşmanın değerinin yaklaşık 2,4 milyar dolar olduğu, ticarete konu olmayan koşullu değer hakkının eklenmesiyle bu rakamın 3,5 milyar dolara kadar çıkabileceği belirtildi.

Neleri içeriyor?

Şirket, satın almanın özellikle aşırı kilo, obezite ve yağlı karaciğer (MASH) gibi sağlık sorunlarından etkilenen hastalar için kardiyovasküler, böbrek ve metabolik hastalık tedavilerini ilerletme taahhüdünü ortaya koyduğunu ifade etti.

Roche, bu yıl Danimarka merkezli Zealand Pharma tarafından geliştirilen obezite tedavisinin haklarını 5,3 milyar dolara satın almış, 2023 sonunda ise kilo verme ilacı geliştiricisi Carmot’u 2,7 milyar dolara bünyesine katmak için anlaşma imzalamıştı.

Kaynak: Gazete Oksijen


BBC: Brigitte Macron 'kadın değil' iddialarına karşı bilimsel kanıt sunulacak

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron, ABD’de açtıkları iftira davasında fotoğraf ve bilimsel kanıtlarla iddiaları çürütmeyi planlıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve eşi Brigitte Macron, Brigitte Macron’un “erkek doğduğunu” iddia eden sağcı ABD’li influencer Candace Owens’a karşı ABD’de açtıkları iftira davasında yeni bir aşamaya geçti. Çift, mahkemeye fotoğraf ve bilimsel kanıt sunmaya hazırlanıyor.

Macron çiftinin avukatı Tom Clare, BBC’nin Fame Under Fire podcastine yaptığı açıklamada Brigitte Macron’un bu iddialardan “son derece rahatsız” olduğunu şu sözlerle belirtti:

“Bir aileye yönelik saldırı, cumhurbaşkanı olsa bile insanı yıpratır. Emmanuel Macron da bundan muaf değil.”

Clare, davada bilimsel uzman görüşlerinin de sunulacağını vurgularken, “Brigitte Macron bu rahatsız edici sürece kamuoyu önünde katlanmaya hazır, çünkü gerçeği ortaya koymakta kararlı” dedi.

Hamilelik fotoğrafları ve aile belgeleri delil olacak

Avukat Clare, Brigitte Macron’un çocuklarını dünyaya getirdiğine dair fotoğrafların ve belgelerin de mahkemede sunulacağını söyledi:

“Bu tür kanıtlar mevcut ve mahkemede, belirlenmiş standartlar çerçevesinde paylaşılacak.”

Komplo iddialarının geçmişi

Candace Owens, milyonlarca takipçisine defalarca Brigitte Macron’un erkek olduğunu öne sürdü. 2024’te iddiasını “mesleki itibarını ortaya koyacak kadar” ileri götürdü.

Macron'un eşi hakkındaki iddialar ilk olarak 2021’de Fransız blog yazarları Amandine Roy ve Natacha Rey tarafından YouTube’da ortaya atılmıştı. Macron çifti 2024’te Fransa’da açtıkları davayı ilk aşamada kazansa da, 2025’te ifade özgürlüğü gerekçesiyle karar bozuldu, çift şu anda temyiz sürecinde.

“Bu, şerefimi savunmakla ilgili”

Macron, Temmuz 2025’te ABD’de açtıkları davayı Paris Match’e şu sözlerle savundu:

“Bu, onurumu savunmakla ilgili. Kasıtlı olarak yalan bilgiyi yayarak ideolojik amaç güdüldü.”

Owens’ın avukatları ise davanın Delaware’de açılmasına itiraz ederek, bunun müvekkilleri için “ciddi mali ve operasyonel yük” doğuracağını savundu.

Owens daha önce, “Söylediklerime inanıyorum. İfade özgürlüğünden daha Amerikan bir değer yoktur” dedi.

Kaynak: Gazete Oksijen


Trump, "Antifa" adlı sol grubunu "terör örgütü" ilan etti

ABD Başkanı Donald Trump, "hasta ve tehlikeli" olarak nitelediği "Antifa" adlı sol grubunu "terör örgütü" olarak ilan ettiğini duyurdu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Trump, ABD merkezli Truth Social hesabından konuya ilişkin paylaşım yaptı.

Hasta, tehlikeli ve radikal sol felaketi olan Antifa'yı büyük bir terör örgütü olarak ilan ettiğini bildirmekten memnuniyet duyduğunu belirten Trump, Antifa'yı finanse edenlerin kapsamlı bir şekilde soruşturulmasını şiddetle tavsiye edeceğini kaydetti.

Trump, Cumhuriyetçi aktivist Charlie Kirk'ün öldürülmesiyle ilgili "Antifa" gibi radikal sol grupların "yerel terör grubu" kapsamına alınmasını "yüzde 100" düşünebileceğini söylemişti.

Kaynak: Gazete Oksijen

Charlie Kirk yorumunun ardından Jimmy Kimmel’ın programı süresiz askıya alındı

Charlie Kirk suikastı sonrası yaptığı yorumlarla tepki çeken Jimmy Kimmel’ın “Jimmy Kimmel Live” programı ABC tarafından süresiz askıya alındı. Bu karar da ifade özgürlüğü ve sansür tartışmalarını alevlendirdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD’de ünlü televizyon sunucusu Jimmy Kimmel’ın, Cumhuriyetçi aktivist Charlie Kirk’ün öldürülmesiyle ilgili yaptığı yorumlar sonrası ABC kanalındaki “Jimmy Kimmel Live” adlı talk show programı süresiz askıya alındı. Disney bünyesindeki kanal herhangi bir gerekçe açıklamazken, karar medya ve siyaset çevrelerinde geniş yankı uyandırdı.

Suikast ve Kimmel’ın yorumu

10 Eylül’de Utah Valley Üniversitesi’nde düzenlenen bir etkinlikte silahlı saldırıya uğrayan, eski ABD Başkanı Donald Trump’a verdiği destekle tanınan Cumhuriyetçi aktivist Charlie Kirk hayatını kaybetmişti.

22 yaşındaki şüpheli “ağırlaştırılmış cinayet” suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldı.

Kimmel, saldırının ardından yaptığı monologda, muhafazakâr çevrelerin cinayeti siyasi malzeme haline getirdiğini söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“MAGA çetesi, Charlie Kirk’ü öldüren bu genci kendilerinden biri değilmiş gibi göstermeye çalışıyor ve bundan siyasi çıkar elde etmeye uğraşıyor.”

Ayrıca, Kirk için bayrakların yarıya indirilmesini ve Trump’ın tepkisini alaya alan Kimmel, “Bu bir yetişkinin dostunun öldürülmesine verdiği tepki değil, dört yaşındaki bir çocuğun altın balığının ölmesine verdiği tepki gibi” dedi.

Sözleri büyük tepki çekse de Kimmel, Instagram’dan yaptığı paylaşımda saldırıyı kınayarak Kirk’ün ailesine başsağlığı dilemişti.

FCC ve yayıncıların tepkisi

Kimmel’ın sözleri sonrası ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr, Kimmel’in davranışını “en hasta hal” olarak niteledi ve Disney’i sorumluluk almaya çağırdı. Carr, en azından bir özür beklediklerini belirtti. FCC’nin Demokrat üyesi Anna Gomez ise, bunun “geniş çaplı sansürü meşrulaştırmak için bir bahane” olduğunu söyleyerek karara karşı çıktı.

ABD’nin en büyük yayıncı gruplarından Nexstar Media ve Sinclair, Kimmel’ın programını ekranlardan kaldıracaklarını duyurdu. Nexstar, sözlerin “hassas bir dönemde incitici” olduğunu belirtirken, Sinclair Kimmel’ın yerine Kirk için özel bir anma programı yayınlayacağını açıkladı.

Sendikalardan “sansür” tepkisi

Writers Guild of America (WGA) ve Sag-Aftra sendikaları, alınan kararı ABD Anayasası’nın ifade özgürlüğü ilkesine aykırı bir sansür olarak değerlendirdi. WGA yaptığı açıklamada, “Hükümette bu kurucu ilkeyi unutanlar utansın” ifadelerini kullandı. Sag-Aftra da bunun herkesin özgürlüğünü tehlikeye atan bir baskı olduğunu vurguladı.

Trump’ın yorumu ve siyasi yankılar

Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada programın askıya alınmasını “Amerika için harika haber” olarak niteledi ve ABC’yi tebrik etti. Trump daha önce de Kimmel’ı sık sık hedef almıştı.

Kimmel’ın görevden alınmadığı, ancak yeniden yayına dönmeden önce kanal yöneticileriyle görüşeceği bildirildi.

İzleyicilerden protesto

Programın iptalini öğrenen bazı izleyiciler stüdyo önünde toplanarak kararı protesto etti. Katılımcılar, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini savundu. BBC’ye konuşan bir izleyici, “Bu artık saçmalık. O sadece fikrini paylaştı ve cezalandırıldı” dedi.

Talk showların geleceği tartışılıyor

Kimmel’ın programının süresiz askıya alınması, ABD’de geleneksel talk show’ların geleceğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. CBS, geçtiğimiz temmuz ayında Stephen Colbert’in “The Late Show” programını 11 sezonun ardından sona erdireceğini açıklamıştı.

Kimmel’ın sözleşmesi gelecek yıl mayısta sona eriyor. Ünlü sunucu ise karar sonrası herhangi bir açıklama yapmadı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Pensilvanya’da silahlı saldırı: 3 polis öldü, 2’si ağır yaralı

ABD’nin Pensilvanya eyaletinde polis ekiplerine yönelik silahlı saldırıda üç polis memuru hayatını kaybetti, iki polis memuru ise ağır yaralandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD’nin Pensilvanya eyaletinde polis ekiplerine yönelik silahlı saldırıda üç polis memuru hayatını kaybetti, iki polis memuru ise ağır yaralandı.

Yetkililerin aktardığına göre olay, 17 Eylül Çarşamba günü York County’nin kırsal bölgesi North Codorus Township’te meydana geldi. Northern York polis ekipleri, “stalking” (takip) ve “izinsiz giriş” suçlamalarıyla hakkında yakalama kararı bulunan şüpheliyi gözaltına almak üzere bölgeye gitti. Ancak saldırgan, mısır tarlasında kamuflaj kıyafetleriyle gizlenerek polisleri pusuya düşürdü. Açılan ateşte üç Northern York polisi hayatını kaybetti, iki York County şerifi ise ağır yaralandı.

CNN ve New York Times’ın aktardığına göre, şüpheli daha önce eski kız arkadaşını taciz ettiği gerekçesiyle hakkında uzaklaştırma kararı çıkarılmıştı. Polis ekipleri bir gün önce de şüpheliyi yakalamaya çalışmış ancak bulamamıştı. Çarşamba günkü baskında çıkan çatışmada yaralı polislerden biri karşılık vererek saldırganı etkisiz hale getirdi.

Saldırı sonrası bölgeye çok sayıda ambulans, itfaiye ve medevac helikopter sevk edildi. Pensilvanya Valisi Josh Shapiro, hayatını kaybeden polislerin ailelerine başsağlığı dileyerek, “Onlar her gün toplum için hayatlarını riske atan kahramanlardı” dedi. ABD Adalet Bakanı Pam Bondi de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada FBI ve ATF ajanlarının soruşturmaya destek verdiğini belirtti.

Federal Soruşturma Bürosu (FBI) verilerine göre bu yıl ABD’de görev sırasında hayatını kaybeden polis sayısı 37’ye ulaştı. 2024 yılında ise 64 polis memuru saldırılar sonucu yaşamını yitirmişti.

Kaynak: Gazete Oksijen


İtalya'da bir bölgesel yönetimden daha 'tıbbi yardımla ölüme' onay

İtalya'da Sardinya Bölgesel Yönetimi, Toskana Bölgesel Yönetimi'nin ardından 'tıbbi yardımla ölümü' onaylayan ikinci bölge oldu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İtalya'nın batısındaki Sardinya Adası'nın bölge meclisi "tıbbi yardımla ölümü" düzenleyen yasa tasarısını kabul etti ve ülkede bu konuda yasal düzenleme geçiren ikinci bölge oldu. Ulusal basında yer alan haberlere göre, Sardinya Bölge Meclisi'nde yapılan oylamada, belirli koşullar altında "tıbbi yardımla ölümü" mümkün kılan yasal düzenleme 19'a karşı 32 "evet" oyuyla kabul edildi. Böylece, şubat ayında bu konuda ilk yasal düzenlemeyi kabul eden Toskana Bölgesel Yönetimi'nin ardından çoğunluğu Katolik olan ülkede, Sardinya "tıbbi yardımla ölümü" onaylayan ikinci bölge oldu.

İtalya'da Anayasa Mahkemesi (AYM), 2019'da "dayanılmaz" acılara yol açan ve ölmek için açık şekilde talepte bulunan tedavi edilemez durumdaki hastalar için tıbbi yardımla ölümü suç olmaktan çıkarmıştı. AYM, söz konusu kararında ayrıca Roma’daki ulusal parlamentoyu tıbbi yardımla ölüm konusunda bir yasa çıkarmaya çağırmasına karşın o tarihten bu yana ulusal parlamentoda buna yönelik bir karar alınmadı. Tıbbi yardımla ölümde hayata son verme eylemi, hastanın ilgili sağlık otoritesinden aldığı destekle gerçekleştiriliyor.

Kaynak: AA


Trump'ın ziyaretinin ardından: İngiliz basınına göre Starmer hükümeti bu hafta Filistin devletini tanıyacak

İngiliz basını, ABD Başkanı Donald Trump'ın İngiltere ziyaretinin sona ermesinin ardından hükümetin Filistin devletini tanıyacağını bildirdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İngiliz medyasının hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre İngiltere, bu hafta Filistin devletini tanıdığını açıklayacak. Açıklama için Trump'ın iki günlük İngiltere ziyaretinin sona ermesi beklenecek. Karar, aynı zamanda gelecek hafta yapılacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu öncesi alınacak. Hükümet yetkilileri, yarın Başbakan Keir Starmer'la bir araya gelecek Trump'ın Filistin devletini tanıma konusunu gündeme getireceğini de bekliyor. Haberlerde Filistin devletini tanıma planının Trump'ın gidişi sonrasına bırakma kararının, hükümet üzerindeki baskıya işaret ettiği kaydedildi. 

İngiliz basını, Starmer'ın yarın Trump'a Orta Doğu'da barış için daha fazla etkisini kullanma çağrısı yapacağını da bildirdi. Başbakan Starmer, temmuzda yaptığı açıklamada İsrail'in belirli koşulları yerine getirmemesi ve Gazze’de ateşkesi kabul etmemesi halinde eylülde Filistin devletini tanıyacaklarını duyurmuştu. Starmer, "İsrail hükümeti Gazze'deki korkunç durumu sona erdirmek için ateşkesi kabul edecek ve iki devletli çözüm ihtimalini canlandıracak, uzun vadeli sürdürülebilir barış taahhüdünde bulunacak somut adımlar atmadığı takdirde, İngiltere'nin eylülde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Filistin devletini tanıyacağını teyit edebilirim." demişti.

Kaynak: AA


İsrail Maliye Bakanı Smotrich: Gazze'de zengin bir emlak ganimeti yatıyor ve bunu ABD ile paylaşacağız

Gazze Şeridi'nin tamamının işgal ve ilhak edilmesini savunan İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, 7 Ekim 2023'ten bu yana 65 binden fazla Filistinlinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiği Gazze'de zengin bir emlak ganimeti yattığını ve bu ganimeti Amerikalılarla paylaşacaklarını belirtti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail devlet televizyonu KAN'ın haberine göre, Smotrich, Emlak Merkezi Kentsel Dönüşüm Zirvesi'nde Gazze Şeridi'nde yasa dışı yerleşim kurulup kurulmayacağına ilişkin soruyu yanıtladı.

Gazze'de zengin bir emlak ganimeti yattığını vurgulayan Smotrich, savaşı bitirdiklerinde bu ganimeti Amerikalılarla paylaşacaklarına işaret ederek, "Amerikalılarla ciddi şekilde konuştum. Savaş için çok para harcadık ve şimdi toprakları dengeli olarak paylaşmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Smotrich, ABD Başkanı Donald Trump'ın masasında "profesyoneller tarafından hazırlanmış" bir iş planı olduğunu, Gazze'de yıkım safhasını tamamladıklarını ve şimdi sırada yeni yapıların inşa aşamasına geçilmesi gerektiğini savundu.

Smotrich, Gazze'nin İsrail'e ilhakını savunuyor

İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Smotrich, Gazze Şeridi'nin saldırıların sona ermesinin ardından İsrail'e ilhak edilmesi gerektiğini savunuyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmek zorunda kaldığı 2005'te boşaltılan yasa dışı Yahudi yerleşimlerini bölgede yeniden inşa edeceklerini birçok kez öne süren Smotrich, bunu gerçekleştirmeye çok yakın olduklarını dile getirmişti.

Smotrich, "Gazze'yi bir Arap ülkesinden diğerine devretmek için bu bedelleri feda etmedik. Gazze, İsrail topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır" yorumunda bulunmuştu.


ABD'li Senatör Sanders da 'soykırım' dedi: İsrail'in niyeti Gazze'deki Filistinlileri yok etmek

ABD'li Senatör Sanders, İsrail'in Gazze'deki katliamlarını "soykırım" olarak nitelendirdi. Sanders, "Niyet açıktır. Sonuç kaçınılmazdır, İsrail, Gazze'de soykırım yapmaktadır" ifadelerini kullandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD'li Senatör Bernie Sanders, İsrail'in Gazze'deki katliamlarını ilk kez "soykırım" olarak nitelendirirken, Birleşmiş Milletler'in (BM) bağımsız komisyonunun vardığı sonuca atıf yaptı. İsrail'in Gazze'deki soykırımına karşı çıkışlarıyla bilinen ancak bugüne kadar "soykırım" ifadesini kullanmaktan kaçınan Senatör Sanders, yazılı bir açıklama yaparak ilk kez pozisyonunu değiştirdi.  Sanders, BM'nin bağımsız komisyonunun "Gazze'de soykırım yaşanıyor" sonucuna ulaşmasının ardından kendisinin de aynı sonuçta buluştuğunu belirtti.

ABD'li senatör, "İsrail, tüm Filistin halkına karşı topyekun bir savaş başlattı. Birçok hukuk uzmanı, İsrail'in Gazze'de soykırım yaptığını tespit etti. Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği, İsrail'in Gazze'deki eylemlerinin, soykırımın yasal tanımına uyduğu sonucuna vardı" değerlendirmesini yaptı. Sanders, açıklamasında, "Birleşmiş Milletler tarafından atanan bağımsız uzman komisyon da bu bulguyu doğruladı. Bu uzmanlar şu sonuca varmıştır, Soykırım Sözleşmesi'nde belirtilen kriterlere uyan eylemlerle Gazze'deki Filistinlileri yok etme niyetinin olduğu açıktır. Ben de aynı fikirdeyim" ifadelerini kullandı.

ABD'li senatör, açıklamasında, yaklaşık 65 bin Filistinlinin İsrail tarafından öldürüldüğünü, bunlardan en az 18 binin çocuk olduğunu vurguladı. "İki yıldır, aşırı sağcı (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu hükümeti Gazze'ye girmesine izin verilen insani yardım miktarını ciddi şekilde sınırladı ve Birleşmiş Milletler ile diğer yardım gruplarının önüne her türlü engeli çıkardı" yorumunu yapan Sanders, İsrail'in çok sayıda basın mensubunu katlettiğini de ifade etti. Sanders, açıklamasını, "Niyet açıktır. Sonuç kaçınılmazdır, İsrail, Gazze'de soykırım yapmaktadır" ifadesiyle sonlandırdı.

 

 

Kaynak: AA


Senato'da ifade veren FBI Direktörü Patel'e Epstein soruları: Başsavcıya Trump'ın isminin dosyada olduğunu söyledin mi?

FBI Direktörü Patel, Esptein dosyası konusunda Temsilciler Meclisi'nde sert sorularla karşılaştı. Patel'i, FBI'ın Epstein davasında neden daha fazla belge yayınlamadığı konusunda sıkıştıran Demokrat Temsilci Swalwell "Başsavcıya Trump'ın isminin Epstein dosyalarında olduğunu söyledin mi?" diye sordu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü Kash Patel'e, Temsilciler Meclisi Yargı Komitesi'ne verdiği ifadenin ikinci gününde, reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı oluşturduğu iddiasıyla yargılanırken hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein dosyasını ele alışıyla ilgili eleştiriler devam etti. Temsilciler Meclisi'nde düzenlenen oturumun ikinci gününde, FBI Başkanı Patel ile Demokrat Kongre üyeleri arasında, Epstein dosyalarıyla ilgili tartışmalar öne çıktı.

Patel, dün ABD Senatosu'nda yaptığı gibi, bugünkü Temsilciler Meclisi'ndeki konuşmasında, Eski ABD Başkanı George W. Bush yönetimi döneminde, Florida'da ABD savcısı olan ve Epstein ile kovuşturma yapmama anlaşması yapan Alexander Acosta'yı, bu soruşturmanın genişlemesini engellemekle suçladı. Demokrat Temsilci Eric Swalwell duruşmada, Patel'i, FBI'ın Epstein davasında neden daha fazla belge yayınlamadığı konusunda sıkıştırırken, alçak sesle, "Başsavcıya (ABD Başkanı) Donald Trump'ın isminin Epstein dosyalarında olduğunu söyledin mi?" diye sordu.

FBI Başkanının muhatabını kendisiyle alay etmemesi konusunda uyarması üzerine çıkan tartışmayı durdurmaya çalışan Yargı Komitesi Komite Başkanı Jim Jordan, "Bu, Amerikan halkı için bir utançtır." diye seslendi. Ayrıca, Demokrat Temsilci Ted Lieu, duruşma sırasında Patel'e, "Donald Trump'ın yaşı belirsiz kızlarla birlikte olduğu herhangi bir fotoğraf var mı?" diye sorarken, FBI Başkanı bu iddiayı yalanladı.

"Örtbas etmeye devam mı edeceksiniz?"

Temsilciler Meclisi üyesi Pramila Jayapal da, Patel'i, "Donald Trump'ın isminin bu dosyaların her yerinde olduğunu" fark etmesi üzerine, Epstein dosyalarını büyük ölçüde "örtbas etmekle" suçladı. Jayapal'in, Patel'in daha önceki duruşmada, Epstein davasında "hayatta kalanların güvenilir olmadığını söylediği" iddiasının ardından Patel, "Ben kesinlikle öyle bir şey söylemedim. Benim hakkımda yalan söylemeyin" diyerek karşı çıkması üzerine ikili arasında tartışma yaşandı.

Kongre üyesi Jayapal ayrıca, Epstein'in mağdur ettiği kız çocuğu ve kadınları kast ederek, Patel'i, "cinsel istismara ve tecavüze uğramış bu kadınlarla" görüşüp görüşmeyeceğini sordu. FBI Başkanı bu soruya doğrudan bir cevap vermezken, "Rutin olarak insanlardan daha fazla kanıt sunmalarını istiyoruz ve bunları inceleyeceğiz." demekle yetindi. Jayapal, "Zengin ve güçlü adamları, hatta bu komitede yer alabilecek kişileri bile örtbas etmeye devam mı edeceksiniz?" diye bağırdı. Patel dün, ABD Senatosu'ndaki oturumda da, muhafazakar aktivist Charlie Kirk cinayeti ve Epstein dosyası hakkında yoğun sorularla karşı karşıya kalmış, saatler süren oturumda zaman zaman tansiyon yükselmişti.

Kaynak: AA


Zelenski 'yıllık maliyeti' açıkladı: A planı savaşı bitirmek, B planı 120 milyar dolar

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, savaşın ülkesine yıllık maliyetinin 120 milyar doları bulduğunu belirterek, "60 milyar Ukrayna bütçesinden karşılanıyor. 60 milyarı ise gelecek yıl için bulmam gerekiyor. Umarım savaşı bitiririz. Her halükarda A planı savaşı bitirmek, B planı da 120 milyar" dedi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmek için ekiplerin çalışmalarını sürdüğünü bildirdi. Zelenski, başkent Kiev'de temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberta Metsola'yı çalışma ofisinde kabul etti. İkili, görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 80. dönem açılışına katılmak üzere ABD'ye gideceğini aktaran Zelenski, burada Başkan Trump ile görüşme ayarlanmasıyla ilgili ekiplerin çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

Volodimir Zelenski, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sona ermesi gerektiğini vurgulayarak, bunun için ülkesinin ihtiyaç duyduğu güvenlik garantileri konusunda ABD tarafıyla görüşmeleri sürdürdüklerini kaydetti. Savaşın devam etmesi durumunda Ukrayna'ya gelecek yıl para kaynağı gerekeceğini belirten Zelenskiy, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Örneğin, bugün savaşın ve karşılaştığımız zorlukların bir yıllık maliyeti 120 milyar (dolar). 60 milyar (dolar) Ukrayna bütçesinden karşılanıyor. 60 milyarı (dolar) ise gelecek yıl için bulmam gerekiyor. Umarım bu savaşı bitiririz, ancak her halükarda A planı savaşı bitirmektir, B planı da 120 milyar (dolar). Hepsi bu."

Cephedeki gelişmeler

Cephe hattındaki gelişmelere de değinen Zelenski, Rus ordusunun son dönemlerde Sumi bölgesindeki birlikleri farklı yönlere göndermeye başladığını, burada "başarısız olduğunu" ve Sumi'ye yönelik saldırı şiddetinin azaldığını dile getirdi. Rus ordusunun diğer yönlerde de kapsamlı saldırı yapamayacağını savunan Zelenski, "Bugün itibarıyla geniş çaplı operasyonlar için yeterli güce sahip olmayacaklarını düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Devlet Başkanı Zelenski, Rus ordusunun ülkesindeki enerji ve sivil altyapısına yönelik saldırıları sürdürdüğünü dile getirerek, "Biz de buna karşılık bazı misilleme operasyonları gerçekleştirdik. Bence bunlar da etkili oldu. Çok iyi sonuçlar verdi. Bir operasyon iki ay sürdü" bilgisini paylaştı. Savaşın durması için Rusya'ya yönelik baskının artırılması gerektiğini savunan Zelenski, AB'den, bu konuda 19. yaptırım paketinin onaylanmasını beklediklerini vurguladı. Zelenski konuşmasında, "Yaptırımların ana hedeflerinden birinin Rus enerji kaynakları ve bunların ticaret altyapısı olacağını öngörüyoruz" ifadesini kullandı.

ABD'nin de yaptırım uygulaması gerektiğini kaydeden Zelenski, "(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin, savaşı sürdürme, saldırıları sürdürme, özellikle de istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri Polonya ve Romanya gibi ülkelere kaydırma niyetinin Rusya için acı verici olacağının farkında olmalı. Rusya zarar görmüyorsa, savaşacak." sözlerini sarf etti. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, "Ukrayna'nın Öncelikli İhtiyaçlar Listesi" (PURL) programı kapsamında ABD'den silah alabilmeleri için müttefik ülkelerin 2 milyar dolardan fazla bir para topladığını aktararak, öncelikle "PATRIOT" hava savunma ve "HIMARS" tipi topçu sistemleri için füze ve mermilerin satın alınacağını belirtti. Zelenski ayrıca, "Ekim ayında ek fon daha sağlanacak bize. Sanırım toplam yaklaşık 3,5-3,6 milyar dolarımız olacak" diye konuştu.


Venezuela ile gerilim tırmanırken ABD Porto Riko'ya 6 adet İHA konuşlandırdı

ABD'nin, 6 adet MQ-9A Reaper insansız hava aracını (İHA), Porto Riko'daki Rafael Hernandez Uluslararası Havalimanı'na konuşlandırdığı haritalar paylaşıldı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Çinli uzay istihbarat şirketi MizarVision tarafından yayımlanan bir görüntüde, 9 Eylül'de Porto Riko'nun Aguadilla kentindeki Rafael Hernandez Havalimanı'na park edilmiş 6 adet Reaper tipi İHA'ların tespit edildiği görüldü.

ABD'nin Karayipler bölgesinde bulunan Porto Riko'ya insansız hava araçları (İHA) konuşlandırması, ABD-Venezuela ilişkilerinde gerilime yol açabileceği yönünde yorumlara neden oluyor.

ABD yönetimi, bölgedeki yasadışı faaliyetleri engelleme iddiasıyla Karayipler'deki askeri gücünü artırdığını savunuyor.

Venezuela yönetimi ise ABD'nin Venezuela'da rejim değişikliği peşinde olduğunu ve bunun için bahaneler ürettiğini öne sürüyor.

ABD, daha önce Karayip adalarının Venezuela'ya bakan güney bölgesinde, uyuşturucu taşıdığı iddiasıyla Venezuela merkezli Tren de Aragua çetesi tarafından işletildiği iddia edilen bir tekneye saldırı düzenlemişti.

ABD Başkanı Donald Trump, bu saldırıya ilişkin, "Lütfen bunu ABD'ye uyuşturucu sokmayı düşünen herkese bir uyarı olarak kabul etsin" açıklamasında bulunmuştu.

Karayipler'deki hareketlilik

ABD Başkanı Trump, daha önce imzaladığı kararnameyle Latin Amerika kökenli uyuşturucu kartelleriyle yerinde mücadele gerekçesiyle ordunun daha fazla ve etkin kullanılması talimatını vermişti.

ABD, bu bağlamda ağustos sonlarında Venezuela kıyılarına "USS Gravely", "USS Jason Dunham" ve "USS Sampson" savaş gemilerini göndermişti.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas​​​​​​​ Maduro da buna karşılık ülkede 4,5 milyonluk milis gücünü seferber ettiğini ve herhangi bir saldırıyı püskürtmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise ordunun Venezuela'da rejim değişikliği operasyonuna hazır olduğunu söylemişti.


Fransa'da 'eski başbakan' kararnamesi yürürlükte: Makam aracı ve şoföre 10 yıl sınırı getirildi

Fransa'da eski başbakanlara tanınan avantajlara zaman sınırlaması getirildi. Buna göre, eski başbakanların görevden ayrıldıktan sonra 10 yıl boyunca bir makam aracı ve bir şoförü olacak

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Fransa'da eski başbakanların görevinden sonra elde ettiği avantajlara dair gelecek yıldan itibaren uygulanacak zaman sınırlamasını içeren kararname Resmi Gazete'de yayınlandı. Fransa'nın yeni Başbakanı Sebastien Lecornu'nun ülkenin kamu borcu yükünü azaltmak için farklı tasarruf yollarına yönelik arayışı sürdürüyor.

Resmi Gazete'de yayınlanan kararnameyle, eski başbakanların görevlerinden sonra elde ettiği avantajlara zaman sınırlaması getirildi. Böylelikle, 1 Ocak 2026'tan itibaren eski başbakanların görevden ayrıldıktan sonra 10 yıl boyunca bir makam aracı ve bir şoförü olacak. 2016'ya kadar görev yapan eski başbakanlar için geçerli olacak kararname, Manuel Valls, Jean-Marc Ayrault, François Fillon, Dominique de Villepin için uygulanacak.

Lecornu, yaptığı açıklamada, 1 Ocak 2026'dan itibaren eski hükümet üyelerinin hayat boyu elde ettiği avantajların kaldırılacağını açıklamıştı. "Cumhuriyetin, tehdit edilen kişileri koruması normal olsa da geçici bir statü için bu kişilerin ömür boyu avantajlardan yararlanması düşünülemez" ifadesini kullanan Lecornu, eski başbakan ve içişleri bakanlarına artık polis korumasının belirli süreyle sağlanacağı, risk durumuna göre bunun uzatılabileceğini kaydetmişti.

Yeni başbakanın tasarruf arayışları

Fransa'da geçen hafta merkez sağcı François Bayrou hükümeti, 2026 bütçe projesi kapsamında öngördüğü yaklaşık 44 milyar euroluk tasarruf tedbirleri nedeniyle güvenoyu alamayarak düşmüştü. 9 Eylül'de Bayrou yerine göreve getirilen yeni Başbakan Sebastien Lecornu da ülkenin kamu borcu yükünü azaltmak için farklı tasarruf yollarını sürdürüyor. Lecornu hafta sonu, bir önceki Bayrou hükümetinin tasarruf adımları kapsamında teklif ettiği ve tepki çeken 2 resmi tatil gününün iptalinden vazgeçtiklerini de duyurmuştu. Muhalefetteki solcu siyasetçiler, kamu borcunun azalması için ülkedeki en büyük mirasa sahip kişilerden yüzde 2 oranında yeni vergi alınmasını istiyor.


Ege'de 'Piri Reis' gerilimi: Yunanistan tatbikat başlattı, Türkiye Navtex yayınladı

Piri Reis araştırma gemisinin faaliyetlerine ilişkin yayımlanan Navtex’in ardından Atina geniş katılımlı bir tatbikat başlatırken, Ankara ikinci Navtex ile Yunan adalarının silahsızlandırılması gerektiği iddiasını yineledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Yunanistan, Türkiye'nin 10 gün boyunca Piri Reis araştırma gemisinin Ege Denizi’nin bazı bölgelerinde bilimsel çalışmalar yürüteceği yönündeki Navtex'inin ardından Ege'de orta ölçekte bir tatbikat başlattı.

Türkiye ise tatbikat sırasında ikinci bir Navtex yayınlayarak Yunan adalarının “silahsızlandırılması” gerektiğine dair iddiasını yineledi. Türkiye'nin açıklamasında ayrıca, bu bölgelerde gerçekleştirilecek herhangi bir askeri faaliyetin “uluslararası antlaşmalara aykırı olarak seyrüsefer güvenliğini tehlikeye atabileceği” uyarısında bulunuldu.

Yunanistan tarafından başlatılan tatbikatın ise "caydırıcılık" amacıyla yürütüleceği ifade edildi.  Sabah 05.00’te başlayan tatbikata, Yunan Silahlı Kuvvetleri’nin ortak birliği olan Delta Gücü de katıldı. Atina, tatbikatın ulusal egemenliği savunma konusundaki hazırlık ve kararlılığını göstermek amacıyla yapıldığını açıkladı. Tatbikat kararı Türkiye’nin İzmir istasyonu üzerinden yayımladığı 0863/25 numaralı Navtex’in ardından geldi. 

Türkiye'nin yayınladığı Navtex'de Piri Reis'in 10 gün boyunca sürecek deniz altı araştırmaları için çalışacağı bölgeler bildirildi. Ayrıca araştırmanın 15 Eylül Pazartesi günü başlayacağı bildirildi. Ancak Kathimerini, Piri Reis'in hala İzmir Limanı'na bağlı olduğunu bildirdi. 

Türkiye'nin yayımladığı Navtex'in ardından Yunan medyası, Piri Reis’in rotası ile ilgili koordinatlar, Ege’de Türk ve uluslararası karasularını içeriyor olsa da bazı bölgelerin Yunan karasuları ve Yunan kıta sahanlığı içinde bulunduğunu öne sürdü. Yunanistan Ordusu ise deniz, hava ve kara kuvvetlerinden birliklerin katılacağı bir tatbikat düzenleyeceğini duyurdu. 

60'tan fazla savaş uçağı ve tüm Yunan Donanması filosu ile birlikte, 30 adaya konuşlandırılan özel kuvvetler birimleri ve Evros'un kuzey sınır bölgesindeki ordu birlikleri de tatbikata katıldı.

Tatbikat sürerken Türkiye'nin ikinci Navtex'i yayınlandı. Türkiye'nin açıklamasında ayrıca, bu bölgelerde gerçekleştirilecek herhangi bir askeri faaliyetin “uluslararası antlaşmalara aykırı olarak seyrüsefer güvenliğini tehlikeye atabileceği” uyarısında bulunuldu.

Navtex nedir?

“Navtex yayınlamak” denizcilik dilinde, NAVTEX (Navigational Telex) sistemi üzerinden uluslararası denizcilere bir duyuru göndermek anlamına gelir.

Kaynak: Gazete Oksijen


ABD Dışişleri'nde Suriye depremi: Üst düzey diplomatlar ani bir kararla görevden alındı

İstanbul'da görev yapan ve Suriye'yle ilgilenen ABD'li üst düzey diplomatlar ani bir kararla görevden alındı. Büyükelçi Tom Barrack'a bağlı çalışan diplomatların, SDG ve Ahmed Şara konusunda Tom Barrack'la görüş ayrılığı yaşadığını öne sürülüyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD'nin Suriye politikası üzerinde çalışan bazı üst düzey diplomatlar, beş kaynağın verdiği bilgiye göre son günlerde ani bir kararla görevlerinden alındı.

Reuters'ın 'özel' koduyla servis ettiği habere göre, İstanbul'da bulunan ve fiilen ABD'nin Suriye elçiliği fonksiyonunu yürüten Suriye Bölge Platformu (SRP) adlı birimde görev yapan diplomatlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı ve arkadaşı Suriye özel temsilcisi Tom Barrack'a bağlı çalışıyorlardı.

Barrack'ın Mayıs ayında göreve başlamasıyla birlikte ABD'nin bölge politikasında da değişiklikler başladı. Barrack'ın önderlik ettiği politika değişiklikleri Suriye'de Ahmed Şara yönetiminde üniter bir devlet anlayışına dayanıyor.

ABD, Esad döneminden bu yana desteklediği Suriyeli Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Şara yönetimine bağlı güvenlik güçlerine katılmalarını istiyor.

Reuters'a konuşan ABD'li bir diplomatik kaynak, SRP'de çalışan "birkaç" kişiye ekibin yeniden yapılanması kapsamında görevlerinin sonlanacağı bilgisinin verildiğini söyledi.

Kaynak, görevden almaların ABD'nin Suriye politikası üzerinde etkisi olmayacağını ve görevden alma kararının diplomatlar ve Barrack veya Beyaz Saray arasında görüş ayrılığından kaynaklanmadığını söyledi.

İki Batılı diplomat ve ABD'de bulunan iki kaynak, kararın çalışanların talepleri sonucu alınmadığını ve aniden, geçen haftanın sonlarında geldiğini söyledi. Reuters kararın resmi gerekçesini öğrenemedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili "personele ilişkin kararlar ya da idari yeniden yapılanmalar" hakkında açıklama yapmadıklarını ifade ederek, "Suriye'ye ilişkin alanlarda çalışan ana ekip, çeşitli lokasyonlarda faaliyet göstermeye devam ediyor" dedi.

Barrack, SDG'nin Şara ile Mart ayında yapılan anlaşmayı hızla onaylamaları, kontrole sahip oldukları bölgeleri devlet yönetimine devretmeleri ve SDG'yi ulusal güvenlik güçlerine katmaları çağrısında bulunmuştu. 

SDG sahip olduğu özerkliği bırakmak istemiyor

Bir Batılı diplomat, ABD'li diplomatlar ile Barrack arasında SDG ve Şara konusunda "görüş ayrılığı" yaşadığını ve bu nedenle görevden alındıklarını söyledi ancak ayrıntı vermedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı konu hakkındaki sorulara cevap vermedi. Aynı zamanda ABD'nin Türkiye büyükelçisi de olan Barrack'a ise doğrudan ulaşılamadı.

Bazı SDG liderleri, bu yıl Suriye'de yaşanan bazı şiddet olayları da göz önüne alındığında, güvenlik güçlerine katılmaktan imtina ediyorlar.

Suriye'nin kuzeydoğusunda Suriyeli ve Türkiye destekli güçlerle ara sıra çatışmalara giren SDG, Esad sonrası dönemde ülkenin daha az merkeziyetçi olmasından yana. Merkezi yönetimin eskisi kadar güçlü olmadığı bir Suriye'de SDG'nin iç savaş sırasında kazandığı özerkliği koruması mümkün.

İki gün önce Şam'ı ziyaret eden Barrack, son olarak ülkenin güneyindeki Dürzi azınlıkla merkezi yönetim arasında yaşanan açmazı çözmek için Suriye dışişleri bakanının imzaladığı anlaşmaya nezaret etti.

Barrack daha sonra, sosyal medya platformu X'te anlaşmanın "herkes için eşit haklar ve ortak yükümlülükler" barındırdığını söyledi.

ABD'nin 2012 yılında Şam'daki büyükelçiliğini kapatmasından bu yana fiili elçilik faaliyetleri SRP tarafından yürütülüyor. ABD'nin İstanbul konsolosluğu merkezli olarak çalışan SRP'nin bölgenin diğer merkezlerinde de ofisleri bulunuyor.

Kaynak: Reuters




 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page