top of page

17 09 2

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 17 Eyl 2025
  • 32 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 18 Eyl 2025

Suriye, Ürdün ve ABD, Süveyda için ortak yol haritasında anlaştı

Suriye, Ürdün ve ABD, Dürzi nüfusun yoğun olduğu Süveyda'da ortak yol haritasını belirledi. Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, Süveyda'da sivillere ve mallarına zarar verenlerin uluslararası sistemle tam koordinasyon içinde soruşturulmasının ve hesap vermesinin sağlanacağını söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ve ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack başkent Şam'daki Tişrin Sarayı'nda bir araya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Süveyda'daki olaylar için ortak yol haritasında anlaşıldığı duyuruldu.

Burada konuşan Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, Süveyda ilinin, her Suriyelinin ailesinin kalbinde derin izler bırakan acı olaylara tanık olduğunu söyledi. Şeybani, Suriye hükümetinin, hakları güvence altına alan, adaleti destekleyen, toplumsal barışı güçlendiren ve iyileşmesi gereken yaraları sarmaya olanak tanıyan açık bir yol haritası belirlediğini belirtti.

Yardımlar sürecek, zarar görenlere tazminat ödenecek

Yol haritasının, Ürdün ve ABD'nin desteğiyle uygulamaya konan somut adımlara dayandığını dile getiren Şeybani, sivillere ve mallarına zarar verenlerin uluslararası sistemle tam koordinasyon içinde soruşturulmasının ve hesap vermesinin sağlanacağını kaydetti. Şeybani, Süveyda'ya insani ve tıbbi yardımların kesintisiz devam etmesini sağlayacaklarını belirterek, zarar görenlere tazminat ödeneceğini, köy ve kasabaların onarılacağını ve göç edenlerin geri dönüşünün kolaylaştırılacağını ifade etti.

İç uzlaşma süreci başlatıldı

İçişleri Bakanlığına bağlı yerel güçlerinin, Şam ve Süveyda arasındaki yollarının korumasını ve insanların güvenliğini sağlamak için görevlendirileceğini kaydeden Şeybani, Süveyda halkının tüm bileşenlerinin katılımıyla iç uzlaşma sürecinin başlatıldığını vurguladı.

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi de "Suriye'nin birliği, güvenliği ve istikrarı bölgenin güvenlik ve istikrarının temel direğidir." dedi. Suriye topraklarına yönelik İsrail saldırılarını kınadıklarını ve durdurulmasını talep ettiklerini vurgulayan Safedi, "Suriye’nin birliği ve istikrarı çerçevesinde, Süveyda olaylarını aşmak için Ürdün-Suriye-ABD üçlü bir plan üzerinde anlaşmaya vardık" ifadelerini kullandı.

Barrack: Suriye hükümeti tarihi ve pratik adımlar attı

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack da Süveyda konusunda Suriye ve Ürdün ile birlikte bir yol haritasına ulaştıklarını söyledi. Barrack, "Suriye hükümeti, barışı garanti altına alan tarihi ve pratik adımlar attı" dedi.

Süveyda'daki çatışmalar ve İsrail saldırıları⁠

Suriye'nin güneyindeki Süveyda ilinde 13 Temmuz'da Bedevi Arap aşiretleri ile Dürzi silahlı gruplar arasında küçük çaplı çatışmalar başladı. Bölgeye sevk edilen Suriye güvenlik güçleri ile yerel silahlı Dürzi gruplar arasındaki çatışmaların büyümesinin ardından taraflar arasında ateşkes sağlandı. Ateşkes kısa sürede bozulurken İsrail ordusu, Suriye güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenledi.

İsrail hava kuvvetleri, 16 Temmuz'da Suriye Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi, Genelkurmay Başkanlığı ve Savunma Bakanlığını vurdu. Süveyda'da aynı gün hükümet ile yerel gruplar arasında ateşkes yeniden sağlanırken, İsrail savaş uçakları Şam ve Dera'ya saldırılar düzenledi. Güvenlik güçlerinin çekildiği Süveyda'da, çatışmalar ve İsrail saldırılarında yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

 

 

Kaynak: AA


ABD'li aktivist Charlie Kirk'ün katil zanlısı Robinson hakkında idam cezası istendi

ABD'de yetkililer, Cumhuriyetçi aktivist Charlie Kirk'ün katil zanlısı Tyler Robinson'a "ağır cinayet" suçlamasını yöneltirken, zanlı için idam cezası talep ettiklerini açıkladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Utah Eyalet Başsavcısı Jeff Gray, düzenlediği basın toplantısında, Kirk'ü öldürdüğü suçlamasıyla tutuklanan Robinson'a yönelik resmi suçlamaları kamuoyuyla paylaştı.

Gray, Kirk'ün katil zanlısı Robinson'un kasten ve bilerek adam öldürmekten "ağır cinayet" ile suçlandığını, ayrıca yaralamaya yönelik silah kullanma ve adaleti engelleme suçlarıyla yargılanacağını açıkladı.

Başsavcı Gray, Robinson hakkında idam cezası talep ettiklerini, bu kararı ciddiyetle düşünerek aldıklarını ve zanlının kefalet hakkı olmadan yargılama boyunca tutuklu kalmaya devam edeceğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump'a verdiği güçlü destekle bilinen aktivist ve sosyal medya fenomeni Charlie Kirk, 10 Eylül'de Utah Valley Üniversitesi'nde katıldığı etkinlikte silahlı saldırıya uğramış, hayatını kaybetmişti.

Cinayet zanlısı Tyler Robinson, ailesinin ihbarıyla gözaltına alınmıştı. Robinson, "ağır cinayet" suçlamasıyla tutuklanmıştı.​​​​​​​

Kirk'ün ölümünün ardından sosyal medyadaki paylaşımlarında saldırıyla alay eden veya saldırıyı kutlayan bazı pilotlar, sağlık çalışanları, öğretmenler ve bir Gizli Servis personelinin işten çıkarıldığı belirtilmişti.


Venezuela Devlet Başkanı Maduro: ABD uyuşturucunun değil rejim değişikliğinin peşinde

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD yönetimini ülkesinde rejim değişikliği hedefiyle askeri saldırı planları yapmakla itham etti ve Washington’un Venezuela’yı hedef almasını “uyuşturucuyla mücadele kisvesi altında yürütülen bir kampanya” olarak değerlendirdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Başkent Caracas'ta katıldığı bir etkinlikte konuşan Maduro, ABD'nin Karayipler bölgesindeki askeri hareketliliğine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Maduro, ABD’nin Venezuela’da rejim değişikliği için askeri planlar hazırladığını öne sürerek, "ABD, tüm dünya, Latin Amerika ve Karayipler biliyor ki bu, Venezuela’yı sindirmek ve rejim değişikliği arayışıyla yürütülen bir askeri operasyondur. Ülkeyi parçalamak, Irak, Libya ve Suriye’de yaptıkları gibi istikrarsızlaştırmak, petrolümüzü, gazımızı, demirimizi ve altınımızı çalmak istiyorlar" dedi.

ABD’nin Karayipler’deki askeri varlığının amacının açık olduğunu belirten Maduro, "Kukla bir hükümet kurmak istiyorlar. Tek gerçek şu ki, kısa, orta ve uzun vadede dünyanın en büyük petrol rezervini kontrol altına almak için rejim değişikliğini hedefliyorlar" ifadesini kullandı.

"Açıkçası, Trinidad ve Tobago Başbakanı delirdi"

Bu arada Maduro, Karayipler ülkesi Trinidad ve Tobago Başbakanı Kamla Persad-Bissessar’ı, Venezuela’ya yönelik olası bir ABD saldırısının parçası olmakla suçladı.

Komşu ülke olduklarını hatırlatan Maduro, "Açıkçası, Trinidad ve Tobago Başbakanı delirdi, gerçekten delirdi. Trinidad ve Tobago’dan Venezuela’ya saldırılar düzenlenmesine izin vereceğini, neredeyse Venezuela’ya savaş ilan edeceğini söylüyor. Eminim ki Trinidad ve Tobago halkı buna tamamen karşıdır, biz komşu ülkeleriz." yorumunda bulundu.

Karayipler'deki hareketlilik

ABD Başkanı Donald Trump, daha önce imzaladığı kararnameyle Latin Amerika kökenli uyuşturucu kartelleriyle yerinde mücadele gerekçesiyle ordunun daha fazla ve etkin kullanılması talimatını vermişti.

ABD, bu bağlamda ağustos sonlarında Venezuela kıyılarına "USS Gravely", "USS Jason Dunham" ve "USS Sampson" savaş gemilerini göndermişti.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro da buna karşılık ülkede 4,5 milyonluk milis gücünü seferber ettiğini ve herhangi bir saldırıyı püskürtmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise ülkesinin ordusunun Venezuela'da rejim değişikliği operasyonuna hazır olduğunu söylemişti.


Nord Stream'e sabotaj: İtalya'da yakalanan 'koordinatör' için Almanya'ya iade kararı

Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 doğalgaz boru hatlarına sabotaj düzenleyen grubun koordinatörlerinden biri olduğu iddiasıyla İtalya'da yakalanan Ukraynalı eski asker Serhii Kuznietsov'un Almanya'ya iadesine karar verildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İtalya'da mahkemenin, 2022'de Kuzey Akım (Nord Stream) doğalgaz boru hatlarına düzenlenen sabotajın şüphelisi olduğu gerekçesiyle geçen ay gözaltına alınan Ukraynalı şüphelinin, Almanya'ya iade edilmesi kararı verdiği bildirildi. İtalyan ANSA ajansının haberine göre, Bologna Temyiz Mahkemesi, Eylül 2022'de Kuzey Akım (Nord Stream) 1 ve 2 gaz boru hatlarını sabote etmek suçlamasıyla hakkındaki tutuklama talebi doğrultusunda 21 Ağustos'ta Rimini kentinde gözaltına alınan Ukraynalı eski asker Serhii Kuznietsov'un Almanya'ya iade edilmesi yönünde karar verdi.

Şüphelinin avukatı Nicola Canestrini, iade kararına Yargıtay'da itiraz edeceğini belirterek, "Adil yargılanma, gözaltı koşulları ve işlevsel dokunulmazlık gibi temel haklar ihlal edildi. Bunlar otomatik yargısal işbirliği adına feda edilemez" dedi.

İtalya'da 21 Ağustos'ta gözaltına alınan Kuznietsov'un, Eylül 2022'de Danimarka'nın Bornholm Adası yakınlarındaki Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 doğalgaz boru hatlarına patlayıcı yerleştiren bir grubun operasyon koordinatörlerinden biri olduğu iddia edilmişti. Şüpheli ve suç ortaklarının, bir yelkenli yat kullanarak sabotajı gerçekleştirdikleri ve patlayıcılarla 26 Eylül 2022'de her iki boru hattına da ciddi hasar verdikleri öne sürülmüştü.

 

 

Kaynak: AA


Eleştirilerin hedefinde: FBI Direktörü Patel, Senato'da Epstein dosyası ve Kirk cinayeti hakkında sorgulandı

ABD Senatosu'nda FBI Direktörü Kash Patel, reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı oluşturduğu iddiasıyla yargılanırken hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein dosyasının üzerine gitmemekle ve aktivist Charlie Kirk cinayetinin soruşturmasıyla ilgili eleştirildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Senatosu'nun Adalet Komisyonu'nda yapılan oturumda, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü Kash Patel'e Epstein dosyasıyla ilgili tutumu ve ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın destekçisi Charlie Kirk'ün cinayetiyle ilgili açıklamaları başta olmak üzere birçok konuda sorular soruldu. Saatler süren oturumda Komitenin Demokrat üyeleri, Kirk cinayetini işleyen zanlının yakalandığına dair erken açıklama yapan Patel'i bu hareketiyle, sahadaki görevlilerin işini zorlaştırmakla suçladı.

Cinayet soruşturmasının sürdürüldüğünü kaydeden Patel, zanlı Tyler Robinson dışında 20 civarında kişinin daha ifadesinin alınacağını, cinayete başkalarının da karışmış olabileceğini belirtti. Patel, Kirk'e silahlı saldırının olduğu günün akşamı, X hesabında yaptığı açıklamada, failinin "gözaltında" olduğunu açıklamış, yaklaşık 90 dakika sonra ise, söz konusu kişinin serbest bırakıldığını duyurmuştu.

Epstein dosyası üzerinden tartışma yaşandı

Patel oturumda, Epstein dosyasındaki merak edilen konuların üzerine gitmemekle eleştirilirken, bazı Demokrat Senatörlerle yaşadığı tartışmada zaman zaman tansiyon yükseldi. Cumhuriyetçi Senatör John Kennedy'nin, Epstein'in, reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağına dahil olan kişileri ABD halkının bilmek istediğini söylemesi üzerine Patel, bu konuya dair "güvenilir bir bilgi" olmadığını dile getirdi.

Demokrat California Senatörü Adam Schiff, Patel'in bu cevabı üzerine FBI başkanına yüklenirken, Epstein'in eski kız arkadaşı Ghislaine Maxwell'in sorgulanma biçimi ve Adalet Bakanlığına yaptığı açıklama sonrasında başka hapishaneye nakledilmesinde FBI'nın rolünü sorguladı. Schiff, halkı aptal yerine koymak itham ettiği Patel'in görevinden uzaklaştırılması gerektiğini savundu. Patel ise Schiff hakkında "6 Ocak'ta Russiagate'te yalancı olduğunuzu sayısız kez kanıtladık. ABD Senatosu'nda oturan en büyük sahtekarsınız, bu kurum için bir utanç kaynağısınız ve tam bir korkaksınız. En iyi ihtimalle siyasi bir soytarısınız" ifadelerini kullandı.

Kaynak: AA


Katar: İsrail saldırısı Washington ile güncellenmiş savunma anlaşması ihtiyacını hızlandırdı

Katar, İsrail’in 9 Eylül’de başkent Doha’daki Hamas müzakere heyetine yönelik hava saldırısının, ABD ile "güncellenmiş stratejik savunma anlaşması" ihtiyacını hızlandırdığını açıkladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, Doha’da düzenlenen basın toplantısında, İsrail saldırısının ardından Washington ile yürütülen savunma anlaşmasına ilişkin takvimin hızlanıp hızlanmadığı sorusuna, "Evet, bu saldırı ABD ile Katar arasında güncellenmiş stratejik savunma anlaşması ihtiyacını hızlandırdı. Bu, tamamen yeni bir konu değil ancak sürecin hızlandırılması anlamına geliyor" yanıtını verdi.

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, başkent Doha'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve beraberindeki heyeti kabul etmiş, Katar Emirlik Divanından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Katar ile ABD arasındaki stratejik ilişkiler ve özellikle savunma alanındaki işbirliğinin geliştirilmesinin yolları ele alınmıştı.

Rubio, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, "Bugün Katar Emiri (Şeyh Temim bin Hamed Al Sani) ve Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman ile görüştüm. ABD ile Katar arasındaki köklü güvenlik ortaklığını ve bölgede daha güvenli ve istikrarlı bir gelecek için ortak taahhüdümüzü bir kez daha teyit ettik" ifadelerini kullanmıştı.

İsrail’den Doha’ya hareket etmeden önce de konuşan Rubio, "Katar ile yakın bir ortaklığımız var. Aslında üzerinde çalıştığımız güçlü bir savunma iş birliği anlaşması mevcut ve nihai aşamasına yaklaşmış bulunuyoruz" demişti.

Katar, Haziran 1992’de ABD ile "Savunma İşbirliği Anlaşması" imzalamıştı.


Polonya Cumhurbaşkanı Nawrocki Almanya'dan İkinci Dünya Savaşı tazminat talebini yineledi

Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkesinin İkinci Dünya Savaşı'ndaki kayıpları için Almanya'dan tazminat talebini yineleyerek, Almanya'nın ülkesinin savunma sanayisini ve askeri kapasitesini finanse ederek ödemeye başlayabileceğini söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Polonya'nın kamu yayıncısı TVP World'ün haberine göre, Cumhurbaşkanı Nawrocki, Berlin ve Paris'teki bugünkü temaslarıyla ilgili basın toplantısı düzenledi.

Nawrocki, Almanya'nın Polonya’ya tazminat ödemesinden yana olduğunu belirterek, Almanya’ya uzun vadeli bir anlaşmanın parçası olarak ülkesinin silah sanayisini ve askeri kapasitesini finanse etme önerisi sunduğunu kaydetti.

Talebin gerçekleşmesi halinde Polonya ordusunun ve dolayısıyla NATO'nun doğu kanadının güçleneceğine dikkati çeken Nawrocki, bunun kesin bir plan olmadığını, tartışmaya açık bir fikir olduğunu vurguladı.

Nawrocki, Polonya tarafından hazırlanan kapsamlı tazminat raporunun müzakereler için bir referans olabileceğini söyleyerek, raporu "bilimsel, akademik ve istatistiksel açıdan çok iyi hazırlanmış" olarak nitelendirdi.

Tazminat konusunda Polonya içinde birlik olma çağrısı yapan Nawrocki, "Bu görüşmelerden sonra, biz Polonyalıların bu konuda tek sesle konuşmamız gerektiğine derinden inanıyorum. Bu bizim yükümlülüğümüzdür" diye konuştu.

Nawrocki, tazminat konusunun gündeme getirilmesinin Almanya ile ülkesi arasında var olan iyi ilişkileri etkilemeyeceğinden emin olduğunu sözlerine ekledi.

Öte yandan, Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier'in, Nawrocki ile görüşmesinin ardından talep ettiği tazminatı bir kez daha reddettiği bildirildi.

Polonya'nın Almanya'dan tazminat talebi

Polonya uzun yıllardır İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin ülkeye verdiği tahribat ve savaştaki kayıpları için mevcut Almanya yönetiminden tazminat talep ediyor.

Polonya Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), ilk önce 2017'de tazminat meselesini gündeme taşımış, 2022'de iktidarda olduğu dönemde ise tazminat konusuyla ilgili parlamento komisyonu kurmuştu.

Komisyon, üç yıl önce tazminat tutarını 1,3 trilyon avro olarak belirlemişti.

Polonya'nın tazminat talebi Almanya'da dönemin hükümeti tarafından da reddedilmişti.

Nawrocki, İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasının 86. yılı dolayısıyla düzenlenen anma töreninde de Almanya'dan tazminat talep etmişti.


Charlie Kirk’ün katil zanlısı Robinson hakkında idam cezası istendi: Suikastın detayları ortaya çıktı

ABD’de Cumhuriyetçi aktivist Charlie Kirk’ü öldürmekle suçlanan Tyler Robinson, “ağır cinayet” ile yargılanacak. Savcılık, idam cezası talep ederken, Robinson’un suikastı günler öncesinden planladığını gösteren notlar, mesajlar ve DNA kanıtları kamuoyuna açıklandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD’nin Utah eyaletinde 10 Eylül’de Utah Valley Üniversitesi’nde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Cumhuriyetçi aktivist ve Turning Point USA’nın kurucusu Charlie Kirk’ün cinayet zanlısı Tyler Robinson hakkındaki soruşturma derinleşti.

Utah Eyalet Başsavcısı Jeff Gray, Robinson’un “kasten ve bilerek adam öldürmek”ten ağır cinayet ile suçlandığını, ayrıca yaralamaya yönelik silah kullanma, adaleti engelleme ve tanık karartma suçlarıyla da yargılanacağını açıkladı. Gray, zanlı için idam cezası istediklerini ve kefalet hakkı olmadan yargılama boyunca tutuklu kalacağını belirtti.

Savcılık, Robinson’un saldırıyı planladığını ortaya koyan delilleri paylaştı. Buna göre 22 yaşındaki zanlı, partnerine gönderdiği mesajlarda bir haftadan uzun süredir Kirk’ü hedef aldığını yazdı. Ayrıca klavye altına bıraktığı bir notta, “Ülkenin en önde gelen muhafazakâr seslerinden birini öldürme fırsatım var ve bunu yapacağım” ifadelerini kullandı. Robinson’un saldırıda kullandığı tüfeğin tetiğinde çıkan DNA örnekleri de kendisiyle eşleşti.

Kirk, öğrencilerle sohbet ettiği sırada yakındaki bir binanın çatısından açılan ateşle boynundan vurularak hayatını kaybetmişti. Zanlının saldırı sonrası partnerine attığı mesajlarda, silahını sakladığı noktaya geri dönmeye çalıştığını ancak polis araçlarının bölgeyi sardığını yazdığı aktarıldı. Robinson ayrıca partnerinden mesajlarını silmesini ve sessiz kalmasını istedi.

'Nefret' cinayeti 

Yetkililer, Robinson’un motivasyonuna ilişkin kesin bir açıklama yapmasa da, zanlının partnerine “Onun nefretine katlanamıyordum, bazı nefretler müzakere edilemez” yazdığı ortaya çıktı. Saldırının, Kirk’ün LGBTİ+ ve göçmen karşıtı sert söylemlerine tepki olarak gerçekleştirilmiş olabileceği değerlendiriliyor.

Robinson’un partnerinin transgender olduğu iddia edilirken, savcılık bu konuda ayrıntı paylaşmadı. Annesi ise oğlunun son bir yılda “siyasi olarak sola kaydığını” ve LGBTİ+ haklarını desteklemeye başladığını söyledi. Babasıyla ise Trump destekçiliği nedeniyle sık sık tartıştıkları aktarıldı. Robinson’un ailesi, saldırı sonrası kendisiyle yüzleşip onu ikna ederek bir emekli şerifin yardımıyla teslim olmasını sağladı.

'Kirk'ün ölümü Amerikan demokrasisi için bir trajedi'

Robinson, mahkemeye video bağlantısıyla çıkarıldı ve suçlamalar kendisine okundu. Zanlı, idam cezası ihtimaliyle yargılanacak. Başsavcı Gray, “Charlie Kirk’ün öldürülmesi Amerikan demokrasisi için bir trajedidir” dedi.

Olayın ardından ABD’de siyasi şiddetin yükselişi ve toplumsal kutuplaşma yeniden tartışmaya açılırken, sosyal medyada saldırıyı kutlayan bazı öğretmenler, sağlık çalışanları, pilotlar ve hatta bir Gizli Servis personelinin işten çıkarıldığı bildirildi.

Kaynak: Gazete Oksijen


Trump ve Netanyahu 29 Eylül'de Beyaz Saray'da bir araya gelecek

İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Başkanı Trump'ın kendisini 29 Eylül'de Beyaz Saray'da görüşmeye davet ettiğini açıkladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ekonomiyle ilgili düzenlediği basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump ile görüşeceğini duyurdu. Netanyahu, Trump'ın davetinin dün yapılan bir telefon görüşmesi sırasında geldiğini belirterek, Trump'ın kendisini 29 Eylül'de Beyaz Saray'da görüşmeye davet ettiğini bildirdi.

Öte yandan Trump, göreve gelmesinden bu yana Netanyahu ile 4'üncü kez yüz yüze görüşmüş olacak.

Kaynak: DHA


FBI Direktörü Kash Patel Senato’da zor anlar yaşadı:

ABD’de FBI Direktörü Kash Patel, ilk denetim oturumunda Demokrat senatörlerle sert tartışmalara girdi. Trump’a yakınlığıyla bilinen Patel, kurumu siyasallaştırmakla ve misilleme yapmakla suçlanırken, Cumhuriyetçilerden güçlü destek aldı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

FBI Direktörü Kash Patel, göreve geldikten sonraki ilk denetim oturumunda Senato Yargı Komitesi’ne çıktı. Oturum, hem Patel’in sicilini hem de FBI’ın geleceğini tartışmaya açtı. Durum, geçtiğimiz hafta Utah’ta muhafazakâr aktivist Charlie Kirk’ün öldürülmesinin ardından artan siyasi şiddet kaygıları nedeniyle daha da gergindi.

Demokratlarla sert tartışmalar

Oturum Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında kesin çizgilerle bölündü. Cumhuriyetçiler Patel’in FBI’ı asli görevine döndürmeye çalıştığını savunurken, Demokratlar kurumun itibarının zedelendiğini öne sürdü. California Senatörü Adam Schiff ile Patel arasında tansiyon yükseldi; Patel, Schiff’e “Bu Senato’daki en büyük sahtekârsınız” diye çıkışırken, Schiff ise “Bir internet trolünü FBI direktörü yapsanız da o hep trol kalır” sözleriyle karşılık verdi.

“Başarılarımız ortada”

Patel, görev süresinde elde edilen sonuçları sıralayarak eleştirilere yanıt verdi:

  • 23 bin şiddet suçlusunun yakalanması,

  • 6 bin silahın ele geçirilmesi,

  • 1.500 çocuk istismarcısının tutuklanması.

Ayrıca FBI’ın Charlie Kirk cinayetindeki şüpheliyi 33 saat içinde yakaladığını vurguladı. Ancak cinayet sonrası yaptığı “zanlı yakalandı” paylaşımı hatırlatıldığında, yanlış anlaşılmaya yol açtığını kabul etti: “Daha dikkatli olup ‘bir zanlı’ demeliydim.”

Görevden almalar krizi

Demokratların en çok üzerinde durduğu başlık, deneyimli FBI ajanlarının görevden alınmasıydı. Senatör Richard Blumenthal, Patel’i yalan söylemekle suçladı. Patel ise “FBI’da görevden alınan herkes, anayasaya sadık kalmadığı için görevden alındı” diyerek Beyaz Saray’dan emir aldığı iddiasını reddetti.

Görevden alınanlar arasında 6 Ocak Kongre baskını soruşturmasını yürüten Steve Jensen ve Trump yönetiminin ilk günlerinde geçici direktörlük yapan Brian Driscoll gibi isimler bulunuyordu. Üç görevden alınan ajan geçen hafta dava açarak, Beyaz Saray baskısı altında yasa dışı şekilde görevden alındıklarını öne sürdü.

Kirk cinayeti ve ideoloji tartışması

Oturum, aynı gün Tyler Robinson’un “ağır cinayet” suçlamasıyla mahkemeye çıkmasıyla çakıştı. Patel, Robinson’un sol görüşlü ideolojiden etkilendiğini, FBI’ın ise bağlantılarını tüm detaylarıyla araştırdığını açıkladı.

'Düşman listesi' suçlaması

Demokrat Senatör Sheldon Whitehouse, Patel’in 2023’te yayımlanan Government Gangsters kitabında yer alan “düşman listesi”ne dikkat çekti. Patel, listedeki yaklaşık 60 kişiden 20’si hakkında işlem yapıldığını kabul etti ancak “Benim bir düşman listem yok” diyerek iddiayı reddetti.

Adalet Bakanlığı ise geçtiğimiz temmuzda eski FBI Direktörü James Comey ve eski CIA Direktörü John Brennan hakkında soruşturma yürütüldüğünü doğrulamıştı.

Cumhuriyetçilerden destek

Cumhuriyetçi üyeler, Patel’in selefinden farklı olarak FBI’ı siyasetten arındırdığını savundu. Iowa Senatörü Chuck Grassley, “Önceki yönetimden siyasallaşmış bir FBI devraldınız. Şimdi FBI’ı yeniden asli misyonuna döndürüyorsunuz” diyerek Patel’i savundu. 

Kaynak: Gazete Oksijen


Taliban'ın gerekçesi 'ahlaka aykırı faaliyetleri önlemek': Fiber internet yasaklandı, ruh sağlığı hastaları "toplanacak"

Taliban yönetimi, Afganistan’da yüksek hızlı interneti yasakladı ve ruh sağlığı hastalarının toplanmasına ilişkin kararname yayımladı. Uzmanlar, bu adımların ülkeyi daha da izole ederek en savunmasız gruplar üzerindeki baskıyı artıracağı uyarısında bulunuyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Afganistan’da Taliban yönetimi, ülke genelinde yüksek hızlı fiber interneti yasakladı ve ruh sağlığı hastalarının toplanması için yeni bir kararname yayımladı.

Her iki kararın da, Taliban’ın en üst düzey dini lideri Hibatullah Ahundzade’nin doğrudan talimatıyla alındığı açıklandı.

Washington Post'un aktardığına göre Taliban yetkilileri, fiber internetin üç haftadır kapalı olduğunu doğruladı. Balkh vilayetinde Taliban sözcüsü Hacı Zaid, yasağın “ahlaka aykırı faaliyetleri önlemek” amacıyla getirildiğini söyledi ve alternatif bağlantı yolları üzerinde çalıştıklarını belirtti.

"Kuzey Kore'ye benzer şekilde"

Kararla birlikte başta Mezar-ı Şerif olmak üzere büyük şehirlerde Wi-Fi hizmetleri kesildi. Devlete ait Afghan Telecom ve özel servis sağlayıcıların tüm fiber bağlantıları durduruldu. Ülkede şu an sadece düşük hızlı ve kesintili mobil internet kullanılabiliyor.

Bu durum, Afganistan’ın beş komşusuyla olan dijital bağlantısını kesti. Sonuç olarak kamu kurumları, şirketler ve haneler büyük zorluk yaşıyor. E-devlet hizmetleri, bankacılık ve uzaktan eğitim neredeyse durma noktasına geldi. Uzmanlara göre karar, dış yatırımları caydıracak ve özellikle gençlerin eğitim olanaklarını ciddi şekilde sınırlayacak. Bazı yorumcular, Afganistan’ın internet erişimi bakımından Kuzey Kore’ye benzer bir izolasyona sürüklendiğini söylüyor.

Ruh sağlığı hastaları için kararname

France 24'un aktardığına göre Ahundzade’nin yayımladığı ikinci kararname, ruh sağlığı hastalarının ülke genelinde toplanmasını öngörüyor. Taliban’ın İyiliği Teşvik ve Kötülüğü Önleme Bakanlığı’nın Daikundi vilayetindeki yetkilisi Abdul Manan Şahidzada, devlet radyosuna yaptığı açıklamada uygulamanın başladığını doğruladı.

Şahidzada, kararın amacını “toplumsal düzeni korumak ve şehirlerde sorunların önüne geçmek” olarak açıkladı. Toplanan kişilerin Taliban kontrolündeki Kızılay ve bazı kuruluşlara teslim edileceğini de söyledi.

Ancak Taliban’ın geçmişte ruh sağlığı sorunu yaşayan kişilere yönelik sert müdahaleleri, insan hakları örgütlerinde ciddi kaygılara yol açıyor. Geçen yıl ekim ayında, Taliban üyelerinin 22 yaşındaki zihinsel engelli bir genci zorla kontrol noktasına götürmeye çalıştığı, çıkan olayda söz konusu kişinin vurularak öldürüldüğü bildirilmişti.

Artan endişeler

2016’dan bu yana Taliban’ın en üst düzey dini lideri olan Ahundzade, kararlarını Kandahar’dan yayımlıyor ve kamuoyunun karşısına çok nadir çıkıyor. Kadınların kamusal yaşamdan dışlanmasına yönelik uygulamaların başlıca sorumlusu olan Ahundzade hakkında, Uluslararası Ceza Mahkemesi kadın ve kız çocuklarına yönelik sistematik baskılar nedeniyle insanlığa karşı suç isnadıyla yakalama kararı çıkarmıştı.

İnternetin kapatılması ve ruh sağlığı hastalarının toplanmasına yönelik kararlar, Afganistan’ın dış dünyadan daha fazla kopacağını ve Taliban yönetiminin toplumsal denetimini en savunmasız gruplara doğru genişleteceğini gösteriyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Brüksel yaptırım kartını açıyor: İsrail-AB ticaretinin yüzde 37'si askıya alınabilir

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, operasyonun hem rehineleri hem askerleri tehlikeye attığını belirterek Netanyahu’ya ateşkes çağrısı yaptı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Dışişleri Bakanı Mark Rubio ile İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu'nun görüşmesinden saatler sonra İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Gazze Şehri’ne yönelik uzun süredir planlanan kara saldırısını başlattı. Bu saldırı hava, deniz ve kara unsurlarıyla destekleniyor. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB'nin yaptırım hazırlığında olduğunu duyururken, İsrail Başbakanı Netanyahu, "Gazze savaşından çıkarılması gereken tek dersin, İsrail’in “uluslararası kısıtlamalara dayanabilecek bağımsız bir silah sanayii” kurması gerekliliği olduğunu söyledi. 

Saldırılar, halkı kamplara hapsetmek anlamına geliyor

İsrail ordusu, Gazze Şehri’ndeki nüfusun yüzde 40’ının kenti terk ettiğini tahmin ettiklerini duyurdu. Hamas’a göre ise yalnızca doğu mahallelerinden 350 bin kişi, şehrin merkez ve batısında kurulan barınaklara sığındı; 175 bin kişi ise tamamen şehri terk ederek güneye geçti.

Oysa Gazze Şehri, 2023’teki savaşın ilk haftalarında büyük ölçüde yıkıma uğramış, ardından yaklaşık 1 milyon Filistinli yıkıntılar arasındaki evlerine geri dönmüştü. Bugün zorla çıkarılmaları, Gazze’nin büyük bölümünün gıda, ilaç ve yaşam alanı sıkıntısı çeken, kıyı boyunca aşırı kalabalık kamplara hapsedilmesi anlamına geliyor.

İsrail ordu sözcüsü Effie Defrin, tahliyeler sonrası insani çabaların yeniden düzenlendiğini belirterek “Gazze’de açlık olmayacak” dedi. Ancak Gazze Sağlık Bakanlığı, son 24 saatte üç Filistinlinin açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle öldüğünü, toplam can kaybının en az 428’e yükseldiğini açıkladı.

Bazı İsrail askeri komutanları, Gazze Şehri’ne yönelik saldırının Hamas’ın elinde bulunan rehineleri tehlikeye atabileceği ya da askerler için bir “ölüm tuzağı” olabileceği endişesini dile getirdi.

Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Netanyahu’nun Pazar gecesi güvenlik şefleriyle yaptığı toplantıda başbakana bir ateşkes anlaşması arayışına girmesi çağrısında bulundu. Reuters bu iddiayı, toplantıya katılan iki İsrailli yetkili ve detaylar hakkında bilgilendirilen üçüncü bir yetkiliye doğrulattı.

AB yaptırım hazırlığında 

Avrupa Komisyonu, İsrail’e yönelik yeni bir yaptırım paketinin hazırlığında. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Euronews’e yaptığı açıklamada adımın, İsrail’in AB ile yürüttüğü ve “tercihli ticaret ortağı” statüsü kapsamında olan ticaretin belirli kısımlarını hedefleyeceğini söyledi. Kallas’a göre bu alan, 2024’te gerçekleşen 42,6 milyar avroluk toplam ticaretin yaklaşık yüzde 37’sini oluşturuyor.

Onaylanırsa bu adımın “İsrail için yüksek bir maliyet doğuracağını” vurgulayan Kallas, tedbirin yürürlüğe girmesi için AB üyesi ülkelerin çoğunluğunun desteğine ihtiyaç olduğunu, bunun ise kolay olmayacağını kabul etti.  Kallas konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: 

“Sadece Almanya’ya değil, benim tüm muhataplara yönelttiğim soru şuydu: Eğer durumun son derece ciddi, felaket düzeyinde ve sürdürülemez olduğu konusunda uzlaşı varsa, peki bu durumda ne yapıyoruz?”

Kallas sözlerini “Eğer bu önlemleri desteklemiyorsanız, o halde hangi önlemleri destekleyebilirsiniz? Alternatifleri masaya getirin" diye tamamladı.

İsrail Başbakanı Netanyahu, "Gazze savaşından çıkarılması gereken tek dersin, İsrail’in “uluslararası kısıtlamalara dayanabilecek bağımsız bir silah sanayii” kurması gerekliliği olduğunu söyledi. 

Batı Şeria'da 7 kişi gözaltına alındı

İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’daki Nablus kentinde yedi kişiyi gözaltına aldı.

Wafa haber ajansının güvenlik ve yerel kaynaklara dayandırdığı habere göre, İsrail askerleri kentin farklı bölgelerinden girerek Khallet al-Amoud bölgesi, Middle Cooperation, 24. Cadde ve Ain mülteci kampındaki evlere baskın düzenledi ve beş Filistinliyi gözaltına aldı.

Askerler ayrıca Nablus’un kuzeybatısındaki Barqa köyüne baskın yaparak, ailelerinin evlerini aradıktan sonra iki genci gözaltına aldı.

Batı Şeria’daki bu tırmanış, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Filistin devletinin kurulma ihtimalini fiilen ortadan kaldıracak yasadışı yerleşim genişletme planını ilerletmesiyle aynı döneme denk geliyor.

 

Kaynak: Gazete Oksijen


Trump, Londra’ya milyarlarca dolarla gitti: Oracle, Google ve Microsoft’tan İngiltere’ye yatırım

ABD Başkanı Donald Trump, tarihte bir ilk olarak ikinci kez Britanya’ya devlet ziyareti gerçekleştiriyor. Kral Charles Windsor’da ev sahipliği yaparken, gündem ticaret anlaşması ve görkemli törenler

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Microsoft, Nvidia ve Google’un da aralarında bulunduğu ABD’li teknoloji devleri, İngiltere’ye dev yatırımlar açıklarken, iki ülke yapay zeka, kuantum bilişim ve nükleer enerji alanlarında işbirliği yapacak.

Anlaşma, ABD Başkanı Donald Trump’ın Britanya’ya gerçekleştirdiği ikinci devlet ziyareti kapsamında duyuruldu. Çarşamba günü Kral Charles’ın Windsor Kalesi’nde ev sahipliği yapacağı resmi tören öncesi yapılan açıklama “Teknoloji Refahı Anlaşması” adıyla tanıtıldı.

Londra yönetimi, anlaşmanın sağlık için yapay zeka modelleri geliştirilmesi, kuantum bilişim kapasitesinin artırılması ve sivil nükleer projelerin hızlandırılması gibi alanları kapsadığını açıkladı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, bu işbirliğinin “iki ülkenin büyümesine ve güvenliğine katkı sağlayacağını” vurguladı.

BBC'nin haberine göre zayıf ekonomik büyümeyi tersine çevirmesi beklenen Starmer, Britanya’yı yatırım için cazip hale getirmek istiyor. Bunun için de Avrupa Birliği’nin müdahaleci yaklaşımı yerine ABD’nin yapay zekada hafif düzenleme modeline yöneldi.

Microsoft’tan 30 milyar dolar

ABD’li teknoloji devleri, anlaşmayla birlikte İngiltere’ye büyük yatırım planları açıkladı.

Microsoft, 30 milyar milyar dolarlık yatırımla Loughton’da ülkenin en büyük yapay zeka süper bilgisayarını kuracak ve bulut altyapısını genişletecek.

Nvidia, İngiltere genelinde 120 bin GPU konuşlandırarak Avrupa’daki en büyük dağıtımını yapacak. Ayrıca Nscale ile işbirliği içinde, OpenAI’nin Stargate projesinin bir ayağını İngiltere’ye taşıyacak.

Google, 5 milyar sterlinlik (6.8 milyar dolar) yatırımın parçası olarak Waltham Cross’ta yeni bir veri merkezi açacak ve DeepMind araştırmalarına destek verecek.

CoreWeave, İskoç DataVita ile ortak enerji verimli veri merkezleri için 1,5 milyar sterlin ek fon sağlayacak.

Salesforce, Scale AI, BlackRock, Oracle ve Amazon Web Services gibi şirketler de yüz milyonlarca sterlinden milyarlarca sterline uzanan yatırımlar açıklarken, Nvidia Başkan Yardımcısı David Hogan, “Bu yatırımlar İngiltere’yi yapay zeka üreten bir merkez haline getirecek” dedi.

Trump'ın İngiltere ziyareti

ABD Başkanı Donald Trump, Kral Charles’ın davetiyle üç günlük devlet ziyareti için İngiltere'de. Ziyaret, hem görkemli törenlere hem de siyasi gündeme sahne olacak.

Devlet ziyareti, bir ülkenin devlet başkanının İngiltere’ye monarşi davetiyle yaptığı en üst düzey resmi ziyaret anlamına geliyor. ABD başkanları genellikle ikinci dönemlerinde bu onuru yaşamazken, Trump bu kuralı bozdu. Başbakan Keir Starmer, Şubat ayında Beyaz Saray’da Kral’ın davetini Trump’a iletmiş ve bunu “tarihi ve eşi benzeri görülmemiş” olarak tanımlamıştı.

Ziyaretin programı

  • Salı (16 Eylül): Trump ve eşi Melania, Londra’ya inişte ABD Büyükelçisi Warren Stephens tarafından karşılandı. Kral adına resmi karşılama Lord Viscount Hood tarafından yapıldı.

  • Çarşamba (17 Eylül): Windsor Kalesi’nde Prens ve Prenses of Wales tarafından karşılanacak Trump, Kral ve Kraliçe ile resmi törene katılacak. Kraliçe II. Elizabeth’in mezarına çelenk bırakacak. Ardından İngiltere ve ABD F-35’leri ile Red Arrows’un katılacağı hava gösterisi yapılacak, akşam ise Windsor’da görkemli bir devlet yemeği düzenlenecek.

  • Perşembe (18 Eylül): Trump, Buckinghamshire’daki başbakanlık konutu Chequers’ta Starmer ile görüşecek, ardından ortak basın toplantısı düzenlenecek. Melania Trump ise Windsor’da Kraliyet Kütüphanesi ve Kraliçe Mary’nin ünlü minyatür sarayını gezecek.

Kaynak: Gazete Oksijen


Reuters: Çin, dünya otomotiv sektörünü nasıl krizin eşiğine getirdi?

Devlet destekli üretim hedefleri, Çin otomotiv sektörünü aşırı stok ve zarar döngüsüne hapsetti; dünyanın en büyük pazarı yıllar içinde bütün otomotiv sektörünü yok edebilecek pozisyona geldi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Çin’de hükümet politikaları, otomotiv üreticilerini piyasa talebinden bağımsız şekilde üretim hedeflerini yakalamaya yönlendirdi. Bunun sonucu olarak otomotiv sektöründe aşırı yatırım yapıldı. Ortaya çıkan araç bolluğu, satış zinciri boyunca “kazan-kazan” yerine “kaybet-kaybet” işlemlerine yol açtı ve sıra dışı satış yöntemlerini beraberinde getirdi.

Chengdu’nun kenar mahallesindeki bir alışveriş merkezinde, 21 milyonluk kentin tüketicilerine olağanüstü indirimler sunuluyor. Yaklaşık 5 bin araçlık showroomda yerli üretim Audi’ler yarı fiyatına, Çinli FAW’ın yedi koltuklu SUV modeli ise etiket değerinin yüzde 60 altında, yaklaşık 22 bin 300 dolara satılıyor.

Reuters'ta yer alan habere göre bu fırsatlar, otomotiv üreticilerinden ve bayilerden toplu alım yapan “Zcar” isimli şirket sayesinde mümkün oluyor fakat temel sebep, Çin’de çok fazla araç bulunması.

Aşırı kapasite sorunu

Yıllardır verilen sübvansiyonlar ve devlet teşvikleriyle Çin otomotiv endüstrisi, küresel bir güç ve elektrikli araç lideri haline geldi. Ancak bugün aynı politikalar, talebin çok üzerinde üretim yapan yüzlerce yerli markayı ayakta tutmaya çalışıyor.

Ülkede araç satışından kar etmek neredeyse imkansız, Çinli elektrikli araçlar neredeyse 10 bin doların altında satılabiliyor; ABD’de ise 35 bin doların altında model neredeyse yok. Çoğu bayi, aşırı stok yüzünden zarar ediyor. Bayiler çareyi fiyat kırmakta buluyor.

Bazı bayiler, satılamayan araçları topluca sigortalayıp kayda geçirerek “satılmış” gibi gösteriyor. Bu sayede üreticiye satış yapılmış sayılıyor, bayiler de fabrika teşviklerinden ve primlerden yararlanıyor.

Sonuçta istenmeyen araçlar Zcar gibi gri piyasa tüccarlarına devrediliyor, TikTok benzeri platformlarda “yangın satışları”yla pazarlanıyor, “sıfır kilometre ikinci el” etiketiyle yurt dışına gönderiliyor ya da “otomobil mezarlıklarında” çürümeye bırakılıyor.

Konut ve güneş enerjisi krizine benziyor

Analistler, otomotivde yaşanan aşırı üretim ve fiyat savaşlarının, daha önce Çin’in gayrimenkul ve güneş enerjisi sektörlerinde görülen türden bir çöküşe yol açabileceğini söylüyor.

Bunun temelinde, devletin istihdam ve ekonomik büyüme hedeflerini önceleyen, “karlılık” ve “sürdürülebilir rekabet” yerine “pazar payı”na odaklanan politikaları yatıyor.

Reuters'ın haberine göre her eyalet, merkezi hükümetin “otomotiv stratejik sektör” ilanını fırsat bilip kendi fabrikasını kurmaya yöneldi. Yerel yönetimler, ucuz arazi ve sübvansiyonlar karşılığında üretim ve vergi taahhütleri istedi. Böylece kapasite ülke genelinde katlanarak büyüdü.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan, Avustralya merkezli makroekonomi yorumcusu, “Pekin’den ‘Bu stratejik sektör’ diye emir gelince, her vali kendi otomobil fabrikasını ister. Partiyle arayı iyi tutmak için bu yatırımlara girer. Sonuçta mevcut sektör yatırımını ikiye katlar.” ifadelerini kullandı.

Dev kapasite, daralan talep

Çinli otomotiv üreticilerinin yıllık üretim kapasitesi, 2024’te üretilen 27,5 milyon aracın iki katına çıkmış durumda. En büyük sıkıntı ise benzinli araçlarda: Talep hızla düşerken elektrikli araç fabrikaları hızla çoğaldı.

Danışmanlık şirketi AlixPartners, Çin’deki 129 elektrikli ve hibrit marka arasından yalnızca 15’inin 2030’a kadar ayakta kalabileceğini öngörüyor.

Uzmanlara göre, tek çıkış yolu çok sayıda üreticinin iflas etmesine izin verilmesi. Ancak bu, büyük işsizlik ve tüketimde düşüş riskini beraberinde getireceğinden yetkililer bu “sert çözüm”den kaçınıyor.

Pazar kaybediliyor

Çin’de yabancı markaların pazar payı 2020’de yüzde 62 iken, bu yılın ilk yedi ayında yüzde 31’e geriledi. Avrupa ve ABD, Çin’den gelecek ucuz araçların kendi sanayilerini çökertmesinden endişeli. ABD, güvenlik ve rekabet gerekçesiyle Çinli otomobillere neredeyse tamamen yasak koydu.

2009’dan 2025’e uzanan strateji

Çin’in otomotiv sektörüyle ilgili hikayesi 1990’larda başladı. Pekin, elektrikli araçların yükselişini fırsat olarak görüp 2009’da milyarlarca dolarlık sübvansiyon programı başlattı. Ancak 2017’ye gelindiğinde sektör hala beklenen düzeye ulaşmamıştı.

Aynı yıl yayımlanan “Otomotiv Endüstrisi için Orta ve Uzun Vadeli Kalkınma Planı”, 2025 için yıllık 35 milyon araç üretim hedefi koydu. Bu, ABD’nin satış rekorunun yaklaşık iki katıydı.

Sonuçta, yerel yönetimler için otomotiv sektörü yeni bir “ekonomik direk” haline geldi. Arazi satışları ve emlak vergileri düşerken otomotiv yatırımları cazip bir alternatif sundu.

Devlet destekli devler: BYD ve Xioami

Anhui eyaletinin Changfeng ilçesi, 2021’de BYD’yi çekmek için ucuz arazi sağladı. Sonraki beş yılda 8,3 kilometrekarelik arazi, piyasa fiyatının yüzde 40 altında satıldı. İlçe ekonomisi, BYD fabrikasıyla ülke ortalamasının 9 puan üzerinde büyüdü.

Benzer şekilde, Xiaomi 2022’de Pekin’in Yizhuang bölgesinde fabrika kurdu. 206 futbol sahasına denk büyüklükte araziyi yüzde 22 indirimle aldı. Şehir, fabrikaya yıllık 47 milyar yuan (6,6 milyar dolar) gelir hedefi koydu.

Guangzhou, yeni enerji araçları üretecek şirketlere yılda 500 milyon yuan’a varan destek vaat etti.

Otomobil mezarlıkları

Satılmayan yeni araçlar, mezarlıkları andıran boş arazilere bırakılıyor. Alibaba’nın açık artırma sitelerinde binlerce yeni BYD aracı satışa çıktı.

Shenzhen’de mahkeme kararıyla temizlenen bir alanda 2018 model 2 bin Denza otomobili bulundu. Araçlar yıllarca kullanılmadan kaldı, sonunda sosyal medyada 9 bin dolara (orijinal fiyatının dörtte biri) satılmaya başlandı.

Kaynak: Gazete Oksijen


CNN: ABD'nin AIDS kararı yeni HIV türlerine sebep oluyor

ABD’nin HIV/AIDS ile mücadele programı PEPFAR’a yapılan bütçe kesintileri, dünya genelinde hastaların tedavisini aksatıyor ve kritik projeleri durduruyor, bu bağlamda küresel AIDS mücadelesi tehlikeye girmiş durumda

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD, amiral gemisi AIDS yardım programı PEPFAR’a (US President’s Emergency Plan for AIDS Relief) bazı fon ödemelerini askıya aldı. Uluslararası kuruluşlar ve Kongre üyeleri, kesintilerin şimdiden hastaları olumsuz etkilediğini ve kritik projelerin durmasına yol açtığını belirtiyor.

Bütçe kesintilerinin tam kapsamı belirsizliğini korurken, Kongre hala Beyaz Saray’ın önerdiği bütçe geri çekme ve milyarlarca dolarlık fonu bloke etme girişimleriyle mücadele ediyor.

CNN International'a göre, PEPFAR, son 20 yılda 26 milyondan fazla hayat kurtarmak ve özellikle Afrika’da milyonlarca HIV enfeksiyonunu önlemekle tanınıyor.

Geçen yıl sadece PEPFAR, 20,6 milyon kişiye yaşam kurtarıcı antiretroviral tedavi sağladı. Ayrıca 342.000’den fazla sağlık çalışanını destekleyerek HIV tedavisi, önleme ve destek hizmetlerini 50’den fazla ülkede sunmalarına yardımcı oldu.

USAID’in dağıtım rolü sona erdi

2003’te Bush yönetimi tarafından kurulan program, öncelikli olarak USAID tarafından yürütülüyordu. ABD Başkanı Donald Trump, bu yıl başında yabancı yardımları dondurduktan sonra USAID’i dağıttı. Daha sonra Dışişleri Bakanlığı, PEPFAR dahil olmak üzere yaşam kurtarıcı hizmetleri bu dondurmadan muaf tuttu ve operasyonları Dışişleri Bakanlığı’na devretti.

Ancak STK’lar, HIV/AIDS projelerinin yine de iptal edildiğini bildiriyor. USAID olmadan birçok planlanan girişimin uygulanması da durdu. Kesintiler, Afrika, Asya ve Latin Amerika’da hastaların tıbbi bakımını ciddi şekilde aksatıyor ve küresel mücadeleyi tehdit ediyor.

Hastalar ve klinikler etkilendi

Birleşmiş Milletler AIDS Ajansı (UNAIDS), ABD fon kesintileri sonrası dünya genelinde ilaç stoklarının tükendiğini, kliniklerde personel azaltıldığını ve toplum temelli hizmetlerin askıya alındığını belirtiyor. Ayrıca damgalanma, ayrımcılık ve ölüm oranlarında artış yaşandığını vurguluyor.

Uganda, Filipinler ve Tanzanya dahil birçok ülkede HIV yanıtları ciddi şekilde aksadı. HIV pozitif kişiler, antiretroviral ilaçları atlıyor veya kısıtlı kullanıyor, bu da ilaçlara dirençli HIV türlerinin ortaya çıkmasına yol açıyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar, PEPFAR’ın “belirsiz bir geleceğe sahip olduğunu” ve USAID’in dağıtılmasının ardından projelerin insani yardımı etkilediğini belirtiyor.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan örgütün Zimbabve temsilcisi Zahra Zeggani-Bec. 'Kesintiler sadece program faaliyetlerini ve ilaç stoklarını değil, HIV bakımının lojistik omurgasını da çökertiyor. Tedarik dağıtımı için nakliye neredeyse tamamen yok.' sözlerini kullandı.

Vision programları iptal

Küresel Hristiyan yardım kuruluşu World Vision, Kenya’daki PEPFAR programının iptal edildiğini açıkladı. Program özellikle yetim ve savunmasız çocuklar ile önleme faaliyetlerine odaklanıyordu.

World Vision yetkilisi Margaret Schuler, “Yaşam kurtarıcı olarak kabul edilecek programların iptal edilmesi şaşırtıcı” dedi.

PEPFAR verileri aylardır kamuya açıklanmıyor, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü gelişmeyle ilgili “Program güncellemelerini yakalamak için veri toplama sürüyor” dedi.

UNAIDS, 70 ülke ofisinden 28’inin (yüzde 40) topluluk temelli hizmetlerin kesildiğini, 21’inin (yüzde 30) ise uluslararası STK hizmetlerinin durduğunu bildirdi. Kesintilerin ne kadarının tekrar başladığı belirsiz.

Kongre ve bütçe mücadelesi

Beyaz Saray Bütçe Ofisi (OMB), Kongre tarafından PEPFAR’a ayrılan 6 milyar dolarlık 2025 bütçesinin yalnızca yarısını (2,9 milyar dolar) serbest bıraktı. Fonların bir kısmının 2026 mali yılına kaydırılması, fonların şimdi harcanmak istenmediğine işaret ediyor.

Senatör Susan Collins, “OMB, tarihin en başarılı küresel sağlık programlarından biri olan PEPFAR’a fon akışını engelliyor” dedi. Senato’daki Demokrat Patty Murray, fonların engellenmesinin “gereksiz ölüm riskini artırdığını” belirtti.

Trump, bu yıl onaylanmış 4,9 milyar dolarlık yabancı yardımı iptal etmeye çalıştı. Federal bir yargıç, Kongre onayı olmadan bu fonların bloke edilemeyeceğine hükmetti ancak Beyaz Saray, hem mahkemelerde hem Kongre’de fonları geciktirmeye çalışıyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Suudi Arabistan'da açılımlardan geri adım: Muhafazakarlar tepki gösterince eğlence mekanları kapatıldı

Suudi Arabistan’da nargile kafeleri ve loungelar, modernleşme programının bir parçası olarak açılmıştı. Ancak son haftalarda Riyad ve Cidde’de en az iki düzine mekân kapatıldı, muhafazakar tepkiler gündemde

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Suudi Arabistan yönetimi ülkenin muhafazakar yapısından radikal liberalleşme adımlarına geçtiği dönemde hızla yaygınlaşan müzik mekanlarını kapatmaya başladı.

Financial Times'ın haberine göre, bu 'lounge'larda hem erkek hem kadın müşteriler canlı müzik dinleyip nargile içebiliyor. Bu mekânlar, uzun süre konserlerin yasak olduğu ve cinsiyet ayrımının sıkı bir şekilde uygulandığı krallıkta, hem Suudiler hem de yabancı işçiler için uygun fiyatlı eğlence imkanı sunuyor.

Ancak birçok lounge için gösteri sona erdi; Riyad ve Cidde’de son haftalarda yetkililer en az 24 mekanı kapattı.

Yetkililer kapatma kararının arkasındaki neden olarak “kamu sağlığı ve hijyen kurallarına ciddi aykırılıklar” gösterildiğini belirtiyor. Ancak bazı gözlemciler, bu hamleyi loungelara karşı bir geri çekilme olarak değerlendiriyor.

Muhafazakar Suudiler, bu mekanları karanlık odalarda erkek ve kadınların gizlice bir araya geldiği, yasa dışı alkol alabileceği veya uyuşturucu kullanabileceği yerler olarak görüyor.

Değişen Suudi Arabistan

Loungeların varlığı, bugün Suudi Arabistan ile on yıl öncesi arasındaki keskin farkı gözler önüne seriyor. Önceden dini polis, erkek ve kadınların kamuya açık alanlarda bir araya gelmesini engelliyor ve sinema ile diğer eğlence biçimlerini yasaklıyordu.

Nargile kafeleri, şehirlerin yoğun bölgelerine değil, gençlerin dikkatini çekeceği endişesiyle şehir dışına yönlendiriliyordu.

Riyad’ın WM Lounge’unda performanslar, yeni açılan eğlence mekanlarının bir örneği.

Bu durum, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın iktidara gelmesiyle köklü biçimde değişti. 2016’da dini polisi yetkisiz bırakmasının ardından, kadınların özgürlükleri genişletildi, konserler, spor etkinlikleri ve eğlence mekanları için kapılar açıldı.

Başkentteki Riyad Bulvarı, restoranlar, müzik salonları ve diğer cazibe merkezlerinden oluşan bir kompleks inşa edildi ve bu da daha fazla eğlence mekanının açılmasını teşvik etti.

Lounge'larda uygun fiyatlı eğlenceler

Lounge adı verilen eğlence mekanları, düşük ücretli Suudiler ve expatlar için uygun bir seçenek sunuyor. 

Tipik giriş ücreti SR80 ($21) olup nargile ve meyve suyu veya gazlı içecek içeriyor. Ücret yalnızca erkeklerden alınıyor, kadınlar ve karma çiftler ücretsiz giriyor. Bazı aileler çocuklarıyla geliyor, bazı mekânlar ise yüksek kaliteli diskolar gibi tasarlanmış; başkentteki bir mekan kendisini “Riyad’ın ilk gece kulübü” olarak tanımlıyor.

Toplumsal tepkiler

Okaz gazetesinde köşe yazarı Akl al-Akl, “Bu mekanlara gidenler, günlük hayatın stresinden uzak, kaliteli zaman geçirecekleri güzel yerler bulurlar. Bunların varlığı, dünya şehirlerinde yaşam kalitesine katkı sağlar” yazdı.

Ancak büyük Suudi şehirlerinde yaygın olmaları, hızlı modernleşmeye uyum sağlayamayanlar için huzursuzluk kaynağı oldu. Cidde’de iki çocuk babası bir kişi, “Bazı mekanlar sefil görünüyor, orada olmak istemezdim ama oldukça popüler görünüyorlar” dedi.

Yetkililer, bu mekanları kapatarak hem ekonomik büyüme için gerekli olan açılımları sürdürmeyi hem de bu değişikliklerin yol açtığı toplumsal gerginlikleri dengelemeyi hedefliyor.

İçişleri Bakanlığı bu yıl, “ahlaksız eylemleri” denetleyecek bir birim kurarak fuhuş ve dilencilik suçlarından onlarca kişiyi gözaltına aldı; bazı gözlemciler bunu dini polisin yeniden canlandırılması olarak yorumladı.

Muhafazakar eleştirmenler, lounge'ları sosyal normların hızla erimesi olarak görüyor. Ancak Carnegie Orta Doğu Programı’ndan Andrew Leber, lounge’ların yayılmasının aslında “Suudi toplumunun talep ettiği şey” olduğunu söylüyor; özellikle büyük konserler veya Formula 1 yarışlarını karşılayamayacak olanlar için özgürlükleri küçük ölçekte yaşama imkanı sunuyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Meksika'nın yeni "büyük" karteli Oseguera'ya yakın bakış

Sierra Madre’da saklanan Nemesio “Mencho” Oseguera, Sinaloa’yı geride bırakarak Jalisco Karteli’ni ABD’ye kokain ve metanfetamin sevkiyatında lider konuma taşıdı. Oseguera'nın yükselişinde Trump yönetiminin fentanile karşı sürdürdüğü savaşın ardından kokainin yeninde popüler olması da yatıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

"Meksika’nın Sierra Madre dağlarının kalbinde, ağır güvenlikli bir sığınakta, 59 yaşındaki Nemesio 'Mencho' Oseguera, Amerika’nın yeniden yükselen kokain talebi ve Trump yönetiminin fentanile karşı tırmandırdığı savaş sayesinde Meksika’nın yeni uyuşturucu kralı olarak hüküm sürüyor."

Wall Street Journal'ın bu sözlerle anlattığı Oseguera, Jalisco Yeni Nesil Karteli’ni on yıllar boyunca öyle bir güç haline getirdi ki, Meksika’daki yeraltı dünyasında yeni bir düzen kuracak kadar büyüdü ve Sinaloa Karteli’ni geride bırakarak dünyanın en büyük uyuşturucu satıcısı konumuna yükseldi.

Sinaloa Karteli, Meksika’nın önde gelen fentanil kaçakçıları, Trump yönetiminin sentetik opioidleri yok etme vaadiyle hedef tahtasına konuldu. Baskılar, Jalisco Karteli için geniş bir alan açtı ve kârlı kokain ticaretini büyütürken Oseguera’yı dünyanın bir numaralı uyuşturucu baronu hâline getirdi.

ABD'de kokain kullanımı altı yılda yüzde 154 arttı 

ABD’de satılan kokain, perakende alıcılar için her zamankinden daha ucuz ve daha saf durumda.

Millennium Health’in verilerine göre, ülkenin batısında kokain tüketimi 2019’dan bu yana yüzde 154 artarken, doğuda aynı dönemde yüzde 19 yükseldi. Buna karşın, CDC verilerine göre fentanil kullanımı 2023 ortasından itibaren azalmaya başladı.

Yoksul bir avokado satıcısı olarak büyüyen Oseguera, ABD’deki kokain alıcılarından büyük kazanç sağlıyor. Karteli, bağımlılık yapıcı tozu Kolombiya’dan Ekvador’a, oradan da Meksika’nın Pasifik kıyısına taşıyor; bu yolculukta sürat tekneleri ve “narco denizaltıları” kullanılıyor.

ABD güçleri, Karayipler’de kısa süre önce iki sürat teknesini, bu hafta da birini, Venezuela’dan ABD’ye kokain ve fentanil taşıdığı iddia edilen tekneleri havaya uçurdu. Teknelerde bulunan herkes öldü. Trump ayrıca Meksika uyuşturucu kartellerine karşı askeri müdahale tehdidinde bulundu.

Ona ulaşmak neredeyse imkansız 

ABD, Oseguera için 15 milyon dolarlık ödül koydu ancak yetkililere göre Oseguera nadiren dağlık bölgedeki sığınağından ayrılıyor, dolaşımda olan güncel fotoğrafları yok. Kartel lideri ayrıca RPG-7 gibi tankları delebilecek kuvvette ağır silahlar taşıyan özel bir birim tarafından korunuyor. 

Oseguera'yı ziyaret edecek kişiler altı saatlik özel bir yolculuk yapıyor. Yolculuğun başından itibaren gözleri bağlanıyor, mayınlı bir araziden özel araçlarla sığınağa getiriliyor. 

El Chapo düşünce Oseguera yükseldi 

Oseguera’nın yükselişi, ABD’nin Sinaloa Karteli’ne baskı yapmasıyla hız kazandı. Oseguera da uyuşturucu işiyle ilk olarak Sinola Karteli yüzünden tanışmıştı. Sinaloalılar, fentanil üretim ve kaçakçılığını öncü bir başarı olarak gerçekleştirmiş, bu da kartelin gelirini artırmış ve ABD’de ölümlere yol açmıştı.

Sinaloa Karteli’nin ABD yönetiminin ilgisini çekmesi  kötü bir zamana denk geldi. Liderleri Joaquín “El Chapo” Guzmán’ın Ocak 2016’da yakalanması ve bir yıl sonra ABD’ye iade edilmesi, kartelin hızlı düşüşünü başlattı.

Guzmán’ın dört oğlu, babalarının imparatorluğunu devraldı.  “Chapitos” olarak bilinen bu dört oğul, üretim kaynaklarını fentanile kaydırdı; bu uyuşturucu, babalarının tonlarca getirdiği eroine kıyasla daha kolay kaçırılıyordu ve üretimi çok daha ucuzdu.

Geçen yıl, Chapitos’un Zambada’ya karşı düzenlediği komplo, Sinaloa Karteli içinde kanlı bir iç savaşı tetikledi.

Zambada tutuklandı ve ABD’de yargılanıyor; Guzmán hâlâ suçlamaları reddediyor.

Çatışmaların sonucunda yaklaşık 5.000 kişi öldü veya kayboldu. Hem ABD hem Meksika makamları hem Zambada’nın adamları hem de Chapitos üzerindeki baskıyı artırırken, Chapitos sonunda, geçmişte düşmanı olan Nemesio “Mencho” Oseguera’dan yardım talep etti.

Her iki tarafın da çıkarları uyunca, Oseguera görüşmeyi kabul ederek Jalisco Karteli’nin Meksika’daki en güçlü suç örgütü olma yolunu açtı.

Baronların tarihi "anlaşması" 

Aralık ayında Oseguera, Sinaloa’nın Chapito fraksiyonunu yöneten Iván Archivaldo Guzmán’ın üst düzey bir yardımcısıyla Nayarit’te görüştü. Güçlü konumundan hareket eden Oseguera, Chapitos’a silah, nakit ve savaşçı sağlama konusunda anlaşmaya vardı.

Karşılığında Sinaloalılar, ABD’ye açılan kaçak tünellerini ve rotalarını Jalisco’ya açtı. Önceden Jalisco Karteli, bu tünelleri kullanmak için yüksek ücretler ödemek zorundaydı.

Anlaşma, ABD’deki uyuşturucu ticaretinin paylaşılmasını da içeriyordu: Chapitos, Amerikan fentanil bağımlılarına odaklanacak; Oseguera, kokain ve metanfetamin üzerine yoğunlaşacaktı. Jalisco Karteli artık Sinaloa tarafından inşa edilmiş tünelleri kullanarak tonlarca kokain, rekor miktarda metanfetamin ve bazı miktarda fentanil taşıyor.

Meksika Başsavcılığı, Temmuz raporunda Sinaloa-Jalisco anlaşmasını “örgütlü suç dengesinde benzeri görülmemiş bir olay” olarak nitelendirdi. DEA’nın son değerlendirmesine göre, Jalisco Karteli, El Chapo’nun tutuklanmasından önce Sinaloa’nın gücüne kıyaslanabilir bir konumda.

Oseguera, Trump yönetiminden bir başka avantaj daha elde etti. ABD’de yasadışı göçmenlerin sınır dışı edilmesi kampanyası, federal ajanları uyuşturucu kaçakçılığı denetiminden uzaklaştırdı.

Kolombiya, rekor miktarda kokain üretiyor ve ABD’ye ulaşan uyuşturucu hacmi fiyatları düşürüyor. Morgan Godvin, Los Angeles’taki Drug Checking topluluk araştırmacısı, “Saf kokainin fiyatı neredeyse yarıya düştü” diyor.

Kartel halktan vergi topluyor

Jalisco Karteli’nin geliri, uyuşturucunun dışında da çeşitlilik gösteriyor. Kartel, Jalisco eyaleti ve diğer bazı bölgelerde paralel bir hükümet gibi davranıyor; tortilla, tavuk, sigara ve bira gibi mallardan vergi alıyor. Belediyelere yol, okul ve kanalizasyon inşa eden inşaat şirketlerini kontrol ediyor.

Yakıt kaçakçılığı da önemli bir gelir kaynağı. Meksika’daki rafinerilerden ve boru hatlarından çalınan veya vergisiz ABD’den getirilen benzin ve dizel, piyasa fiyatının altında satılıyor. ABD yetkilileri, Meksika’da satılan yakıtın üçte birinin yasadışı olduğunu tahmin ediyor. Kartelin yakıt biriminin başındaki kişi, milyonlarca galon yakıt çalma ve depolama konusundaki becerisi nedeniyle “Tank” olarak anılıyor.

Kartel, ABD’ye giden göçmenlerden de binlerce dolar alıyor. Son yıllarda, 20’den fazla çağrı merkeziyle yaşlıları tatil-ticareti dolandırıcılığıyla yüz milyonlarca dolardan mahrum bıraktı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Charlie Kirk suikastı ölüm cezası tartışmalarını alevlendirdi: Biden'ın frenine rağmen, Trump döneminde infazlar arttı

Charlie Kirk'ün katil zanlısı Tyler Robinson'a "ağır cinayet" suçlamasını yöneltirken, zanlı için idam cezası talep ettiklerini açıkladı. Utah’ın hem zehirli iğne hem de kurşuna dizmeyi yasal olarak tanıyan nadir eyaletlerden biri olması dikkat çekiyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Turning Point USA'nın kurucu ortağı, muhafazakar aktivist Charlie Kirk'ün Utah Valley Üniversitesi'nde vurularak öldürülmesi, ABD'de ölüm cezası tartışmalarını alevlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump, hem Charlie Kirk'ün hem de trende seyahat ederken öldürülen Ukraynalı Iryna Zarutska'nın katil zanlıları hakkında idam çağrısında bulundu. ABD Başkanı daha önce de suç oranlarının yüksekliğinden şikayet ettiği Washington'da tüm cinayet zanlıları için idam cezası isteyeceklerini açıklamıştı. 

Dünya genelinde145 ülke, ölüm cezasını ya yasalarla ya da uygulamada kaldırmış durumda ancak ABD'de bu ülkeler arasında yer almıyor. Uluslararası Af Örgütü'nün "Ölüm Cezaları ve İnfazlar" başlıklı raporuna göre, ABD'de geçen yıl 25 kişi hakkındaki ölüm cezası infaz edildi. 26 kişi ise ölüm cezasına çarptırıldı. 2024'te dört eyalette infazlar yeniden başlarken, Alabama’daki infazların sayısı bir yıl içinde üç katına çıktı. Alabama’da 6, Florida’da 1, Georgia’da 1, Indiana’da 1, Missouri’de 4, Oklahoma’da 4, Güney Karolina’da 2, Teksas’ta 5 ve Utah’ta 1 kişi idam edildi. 2024 yılının sonuna gelindiğinde 28 yargı bölgesinde 2 bin 49 kişinin ölüm cezasına mahkum olduğu raporlandı. Bu kişilerin 45'inin kadın olduğu bildirildi. 

ABD'de 23 eyalette tüm suçlarda ölüm cezasını kaldırdı. Geriye kalan 27 eyaletten 11’i (Kaliforniya, Idaho, Kansas, Kentucky, Louisiana, Montana, Nevada, Kuzey Karolina, Oregon, Pensilvanya ve Wyoming) en az 10 yıldır infaz gerçekleştirmedi.

Buna rağmen Covid-19 pandemisinin sona ermesinden bu yana ABD’de kaydedilen ölüm cezası kullanımındaki istikrarlı şekilde artıyor. Güney Karolina yetkilileri, pentobarbital temin edilmesinin ardından 2011’den bu yana ilk kez iki kişiyi infaz etti. Utah eyaleti de, Ceza İnfaz Kurumu’nun yaklaşık 200.000 dolarlık pentobarbital temin etmesinin ardından 2010 yılından bu yana ilk infazını gerçekleştirdi.

2025 yılında ise bu sayı daha da arttı. Ölüm Cezası Bilgi Merkezi'ne göre, Ocak-Eylül arasındaki dönemde on eyalette toplam 30 kişi hakkındaki ölüm cezası infaz edildi.


Ölüm cezalarındaki bu yükselişe dair öne çıkan bir diğer konu da Biden "mümkün olduğunda çok" infazı destekleyeceğini söyleyen Trump'a görevini devretmeden önce mevcut federal ölüm cezalarının yüzde 93’ünü hafifletti. Ayrıca dönemin Kuzey Carolina Valisi Roy Cooper da çok sayıdaki ceza indiriminin yanı sıra 15 ölüm cezasını kaldırdı. Ölüm cezalarının infazındaki bu artışın Biden'ın hamlesine rağmen olması oldukça dikkat çekici. 

Marshall Project'in konuya ilişkin raporuna göre, Trump dönemindeki bu yükselişi açıklayan dört temel faktör bulunuyor:

İlk faktör, Trump etkisi. Trump, federal idam sırasını yeniden doldurma vaadinde bulunurken, eyalet başsavcıları ve valiler de onun desteğini kazanmak amacıyla infazları hızlandırıyor. Indiana, Louisiana ve Utah’ta uzun aralardan sonra ölüm cezalarının geri dönmesi bu eğilimin sonucu.

İkinci sırada DeSantis etkisi var. Florida Valisi Ron DeSantis bu yıl tek başına 11 infazı onayladı; bu rakam ülke genelinin üçte birinden fazlası. Üstelik yalnızca mevcut yasaları uygulamakla kalmadı, çocuklara yönelik suçlarda idam cezasının kapsamını genişleten düzenlemelere de öncülük etti. Gözünü 2028 başkanlık yarışına diken DeSantis için idam cezası, siyasi vitrininde güçlü bir araç haline gelmiş durumda.

Üçüncü unsur, Yüksek Mahkeme. Trump’ın atadığı üç yargıcın ardından, infazların önündeki yargısal bariyerler zayıfladı. Alt mahkemelerin durdurduğu idamlar, yüksek yargıdan döndü.

Son olarak, infaz yöntemleri tartışması dikkat çekiyor. Glossip v. Gross kararıyla yöntemlere itiraz yolları daraltıldı. Böylece nitrojen gazı odaları ya da infaz mangaları gibi yöntemler yeniden gündeme geldi. Bazı infazlar nitrojen gazıyla boğma yöntemiyle yapıldı. Bu yöntem BM uzmanları tarafından “zalimane, insanlık dışı veya alçaltıcı muamele, hatta işkence kapsamına girebileceği” gerekçesiyle kınandı ve yasaklanması çağrısında bulunuldu.

Ölümcül enjeksiyon hâlâ en yaygın seçenek, ancak maliyeti giderek artıyor. Indiana’nın dört doz için bir milyon dolardan fazla ödemesi, üstelik bunların ikisinin süresinin dolması, infazların sadece etik değil ekonomik boyutunun da ne kadar tartışmalı olduğunu gösteriyor.

Charlie Kirk suikastı ve Utah

Charlie Kirk'ün katil zanlısı Tyler Robinson'a "ağır cinayet" suçlamasını yöneltirken, zanlı için idam cezası talep ettiklerini açıkladı. Utah, idam mangasıyla infazın yasal olduğu yalnızca beş eyaletten biri olmayı sürdürüyor. 3 Mayıs 2004’ten önce idam cezasına çarptırılan mahkûmlar, infaz yöntemi olarak kurşuna dizme yöntemi kullanılabiliyor. Bu durum, Utah’ı hem zehirli iğne hem de kurşuna dizme yöntemini yasal olarak tanıyan nadir eyaletlerden biri haline getiriyor.

Son olarak 2024’te Taberon Honie’nin zehirli iğneyle idam edilmesi, Utah’ta 2010’dan bu yana gerçekleştirilen ilk infaz oldu. Utah’ın özlüm cezası pratiğine dair en bilinen olaylardan biri, Ronnie Lee Gardner’ın 2010’da kurşuna dizilerek idam edilmesiydi. Gardner, modern dönemde ABD'de infaz mangasıyla öldürülen üçüncü kişi olarak kayıtlara geçti. Bu yıl ise Güney Carolina, 15 yıl aradan sonra ilk kez aynı yönteme başvurdu.

Ölüm Cezası Bilgilendirme Merkezi’nin İcra Direktörü Robin Maher, KSLTV’ye yaptığı açıklamada infaz mangasının da diğer yöntemler gibi hatalardan uzak olmadığını hatırlatarak, “Kurşunların mahkûmun kalbini ıskaladığı örnekler var. Hangi yöntem seçilirse seçilsin, hiçbir infazın planlandığı gibi gerçekleşeceğinin garantisi yok” dedi.

Utah’ta ölüm cezasına yönelik tartışmalar son yıllarda siyasetin de gündemindeydi. 2021’de dört bölge savcısı, eyalet meclisi ve Vali Spencer Cox’a idam cezasını kaldırma çağrısı yaptı. 2022’de iki Cumhuriyetçi yasa yapıcı, cezanın kaldırılmasını öngören bir yasa tasarısı sundu ancak teklif komitede tek oy farkla reddedildi.

İdamın yeniden yasal hale geldiği 1976 yılından bu yana Utah'da uygulanan ölüm cezaları şöyle:


Hak ihlalleri ve ayrımcılık

Uluslararası insan hakları standartlarının ihlali ABD’de pek çok davada devam etti. Yeni delillerin kabulünü veya temyiz başvurularını kısıtlayan usul kuralları, bazı vakaları daha da ağırlaştırdı. Örneğin, yıllar önce paranoid şizofreni tanısı konan Joseph Corcoran, 18 Aralık 2024’te Indiana’da idam edildi. Corcoran, 2005’te mahkûmiyet sonrası inceleme talebini süresinde yapamamıştı. Avukatları, zihinsel engelinin savunmasını doğrudan etkilediğini vurgulayarak defalarca yeniden yargılama talebinde bulunsa da bu talepler reddedildi ve infaz gerçekleşti.

Ölüm cezası davalarında ırk temelli önyargılar da etkisini sürdürdü. 1999’da beyaz bir market çalışanını öldürmekten suçlu bulunan ve 1 Kasım 2024’te Güney Karolina’da infaz edilen 59 yaşındaki Siyah Richard Moore’un davasında savcı, iki Siyah jüri adayını dışlayarak tamamen beyazlardan oluşan bir jüri kurulmasına neden oldu. Benzer biçimde, Missouri’de 24 Eylül 2024’te idam edilen 55 yaşındaki Siyah Marcellus Williams, yetersiz savunma, güvenilirliği tartışmalı tanıklar ve sorunlu DNA kanıtlarına rağmen ölüm cezasına çarptırıldı. Davanın görüldüğü bölgede savcıların ayrımcı jüri seçimi taktikleriyle bilindiği, olası yedi Siyah jüri adayından altısının dışlandığı kaydedildi.

Kaliforniya’da ise 22 Nisan’da bir federal hâkim, 1995’te savcıların Siyahları ve Yahudileri ölüm cezası davalarından kasıtlı olarak dışladığının ortaya çıkmasının ardından, Alameda Bölge Savcısı’na 35 mahkûmiyet kararını inceleme talimatı verdi.

2024’te ölüm cezasının sınırlandırılması ya da kaldırılmasına yönelik yasal girişimler de öne çıktı. Delaware Valisi John Carney, 26 Eylül’de, eyalet yüksek mahkemesinin 2016’da anayasaya aykırı bulduğu ölüm cezasını yasadan çıkaran düzenlemeyi onayladı. İki gün sonra Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, zihinsel engellilerin ölüm cezasından muaf tutulmasını sağlayan yasayı imzaladı.

Buna karşılık üç eyalet, infazları kolaylaştıran düzenlemelere gitti. Louisiana, 1 Temmuz’da azot hipoksisiyle infazlara izin veren ve infaza ilişkin bilgilerin gizliliğini sağlayan yasayı yürürlüğe koydu. Utah Valisi Spencer Cox, 16 Şubat’ta infazlara dair bilgi ve kayıtların açıklanmasını yasaklayan yasayı imzaladı. Tennessee Valisi Bill Lee ise 9 Mayıs’ta, ölüm cezasını “bir çocuğa tecavüz, ağırlaştırılmış tecavüz veya özellikle ağırlaştırılmış tecavüz” suçlarına da genişleten düzenlemeyi onayladı.

Guantánamo Körfezi’ndeki ABD deniz üssünde ise adil olmayan askeri komisyonlarda görülen iki davada beş sanık ölüm cezası istemiyle yargılanmaya devam etti. Üç sanık, ölüm cezasının kaldırılmasını öngören anlaşmalar yapmaya çalıştı ancak Savunma Bakanlığı bu anlaşmaları iptal ettirdi. Yıl sonunda davaların temyiz süreçleri hâlâ sonuçlanmamıştı.

Öte yandan, Ölüm Cezası Bilgi Merkezi’ne göre, 2024’te Kaliforniya, Pensilvanya ve Teksas’ta üç kişi beraat ederek ölüm cezasından kurtuldu. Böylece 1973’ten bu yana toplam beraat sayısı 200’e ulaştı.

Kaynak: Gazete Oksijen


Euro Bölgesi'nde yıllık enflasyon ağustosta yüzde 2 oldu

Avro Bölgesi'nde enflasyon ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2 arttı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Avrupa İstatistik Ofisi, Euro Bölgesi ve Avrupa Birliği'nin (AB) ağustos ayı enflasyon nihai verilerini açıkladı.

Buna göre, Euro Bölgesi'nde enflasyon ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2 arttı. Enflasyon, temmuz ayına göre ise yüzde 0,1 artış gösterdi.

Piyasa beklentisi, enflasyonun ağustosta yıllık bazda yüzde 2,1, aylık bazda yüzde 0,2 arttığı yönündeydi. Euro Bölgesi'nde ağustosta çekirdek enflasyon ise yıllık bazda yüzde 2,3, aylık bazda yüzde 0,3 arttı.

Sektörler özelinde değerlendirildiğinde, yıllık bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 1,44 ile hizmetler sektöründe gerçekleşti. Bunu, yüzde 0,62 ile gıda, alkol ve tütün ürünleri, yüzde 0,18 ile enerji dışı sanayi ürünleri sektörü izledi.

AB'de ise enflasyon ağustosta yıllık yüzde 2,4 olarak ölçüldü. Bölgede aylık enflasyon yüzde 0,2 olarak gerçekleşti. Enflasyon ağustosta geçen yılın aynı ayına göre Almanya'da yüzde 2,1, Fransa'da yüzde 0,8, İtalya'da yüzde 1,6 ve İspanya'da yüzde 2,7 arttı.​​​​​​​

Avrupa Merkez Bankasının enflasyon hedefi orta vadede yüzde 2.​​​​​​​​​​​​​​

Kaynak: Gazete Oksijen


Almanya Başbakanı Merz: Putin çoktandır sınırları test ediyor

Almanya Başbakanı Friedrich Merz "Putin, çoktandır sınırları test ediyor. Sabotaj yapıyor, casusluk yapıyor, cinayet işliyor, huzursuzluk çıkarmaya çalışıyor" ifadelerini kullandı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Federal Meclis'te yapılan bütçe görüşmeleri kapsamında yaptığı konuşmada, Almanya'da halkın giderek artan güvensizlik duygusu içinde olduğunu belirterek, "Özgürlüğümüz sadece soyut değil, çok somut şekilde tehdit altında" ifadesini kullandı.

Serbest ticarete ve açık pazarlara karşı çıkan yeni korumacılıktan dolayı ülkenin ekonomik modelinin de baskı altında olduğunu anlatan Merz, Alman hükümeti olarak özgürlüğü koruyacaklarını, refahı güvence altına alacaklarını ve toplumda yeni birliktelik sağlayacaklarını kaydetti.

Ukrayna savaşına da değinen Merz, Rusya tarafından başlatılan savaşın Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde ve NATO'da hissedildiğini belirterek, "Savaş hayatımızı çok somut şekilde etkiliyor. Bu savaşın bitmesini istiyoruz" dedi.

"Huzursuzluk çıkarmaya çalışıyor"

Merz, bu savaşın daha uzun sürmesinden endişe edildiğini dile getirerek, ancak Ukrayna'nın siyasi egemenliğinden ve toprak bütünlüğünden taviz verilmemesini istedi.

"Kapitülasyon, Putin'i yalnızca bir sonraki hedefini aramaya cesaretlendirir" diyen Merz, bunun ne kadar somut olduğunun son günlerde Polonya ve Romanya'nın hava sahalarının ihlal edilmesiyle görüldüğünü belirtti.

Rusya'nın Alman toplumunu da istikrarsızlaştırmak istediğini savunan Merz, "Putin, çoktandır sınırları test ediyor. Sabotaj yapıyor, casusluk yapıyor, cinayet işliyor, huzursuzluk çıkarmaya çalışıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Merz, hükümet olarak buna izin vermeyeceklerini, Almanya'nın direnç ve savunma yeteneklerini güçlendireceklerini söyledi.

Kaynak: AA


DBX707’den ilham alındı: Aston Martin 3 bin dolarlık bebek arabası yapıyor

İngiliz otomobil devi Aston Martin, Egg iş birliğiyle geliştirdiği 3 bin dolarlık lüks bebek arabasını bu yılın son çeyreğinde piyasaya çıkarıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Lüks otomobilleriyle tanınan Aston Martin, şimdi aynı tasarım çizgisini ebeveynlere yönelik yeni bir ürüne taşıyor. Aston Martin İngiliz şirket Egg ile iş birliği yaparak yüksek segmentte bir bebek arabası geliştirdi, bebek arabaları 3 bin dolardan başlayan fiyatıyla piyasaya sürülecek.

Bebek arabasının tasarımı, Aston Martin’in SUV modeli DBX707’den esinlendi. Şirket logosu, emniyet kemeri benzeri bir harness sistemi ve otomobil içlerinden alınan deri döşemeler dikkat çekiyor.

Ürün, beyaz, gri ve Aston Martin Racing Green olmak üzere üç farklı renkte sunulacak ve 25 kilograma kadar çocuklar için kullanılabilecek. Markanın ürün çeşitlendirmeden sorumlu direktörü Stefano Saporetti, “Yeni ürün, Aston Martin ruhunu müşterilerimizin hayatlarının farklı bir dönemine taşıyor.

DBX nasıl aile seyahatine performans ve çok yönlülük getirdiyse, bu bebek arabası da ailelere şık, fonksiyonel ve yüksek kaliteli bir seçenek sunacak” dedi.

Ön siparişler açılıyor

Egg3 şasisi üzerine inşa edilen bebek arabası, çocuk için 50 SPF koruma sağlayan büyük tente, farklı oturma pozisyonları ve ayarlanabilir baş desteğiyle donatıldı. Ebeveynler içinse beş kademeli tutma kolu ve gizli depolama alanı bulunuyor.

Egg3 ilk olarak bu yılın son çeyreğinde İngiltere’de satışa çıkacak. Ön siparişler ay sonu itibarıyla başlayacak, ABD’de satış tarihi ise henüz açıklanmadı.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page