15 Nisan
- mutlunecmettin
- 15 Nis 2025
- 17 dakikada okunur
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski: Rusya ABD'nin 'iyi niyetiyle' alay ediyor
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaş konusunda ABD Başkanı Donald Trump'ın "iyi niyetini alaya aldığını" savundu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Polonya'nın PAP haber ajansına göre Sikorski, Lüksemburg'da düzenlenen olağan Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesi basın toplantısında konuştu.
Rus ordusunun Ukrayna'nın Sumi ve Kriviy Rig şehirlerine yönelik saldırılarının kendisini derinden sarstığını belirten Sikorski, "Umarım Başkan Trump ve ABD yönetimi, Rusya liderinin (Putin) iyi niyetleriyle alay ettiğini fark eder" dedi.
Sikorski, bu saldırıları "Rusya'nın alaycı yanıtı" olarak nitelendirdi.
Rus ordusunun dün Sumi şehrine düzenlediği balistik füze saldırısında 34 kişinin hayatını kaybettiği, 119 kişinin yaralandığı bildirilmişti. Ukrayna'nın Kriviy Rig kentine 4 Nisan'da düzenlenen balistik füze saldırısında ise 20 kişi yaşamını yitirmişti.
Trump, bugün yaptığı açıklamada, saldırıyı korkunç bulduğunu söyleyerek, hata olarak nitelendirmişti.
Ukrayna'nın esir aldığı 2 Çin vatandaşı evlerine dönmek istiyor
Rusya ordusunda Ukrayna'ya karşı savaşan 2 Çin vatandaşı, Ukrayna tarafından esir alındıktan sonra Çin'e dönmek istediklerini dile getirdi
Cezayir'den Fransa'ya uyarı: 'Egemenliğimize yönelik herhangi bir eyleme sert karşılık vereceğiz'
Cezayir, 12 Fransız diplomatı sınır dışı etme kararının, Cezayirli bir konsolosluk çalışanının tutuklanmasına verilmiş bir cevap olduğunu belirtti ve ülkenin egemenliğine yönelik herhangi bir saldırıya "sert" yanıt vereceğini açıkladı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot'un, Cezayir’in 12 Fransız konsolosluk çalışanının ülkeyi 48 saat içinde terk etmesini istemesini "haksız" olarak nitelemesinin ardından Cezayir Dışişleri Bakanlığından açıklama yapıldı.
Açıklamada, bu kararın, Fransa'daki bir Cezayir konsolosluk çalışanının "diplomatik norm ve teamüllerin açık ihlali" olacak şekilde "şov amacıyla" tutuklanmasına yanıt olarak alındığı ifade edildi.
Fransa İçişleri Bakanı Bruno Retailleau'nun eleştirildiği açıklamada, onun "tamamen kişisel çıkar sağlamak için kirli işlere bulaştığı, en ufak siyasi bir anlayıştan yoksun olduğu ve Cezayir ile Fransa arasındaki ilişkilerin alacağı yönden" sorumlu olduğu kaydedildi.
Tutuklanan konsolosluk çalışanının diplomatik dokunulmazlığının olduğuna işaret edilen açıklamada Fransız yetkililerin "ona bir hırsız gibi ve onur kırıcı bir şekilde davrandığı" ifade edildi.
Açıklamada, olayın Cezayir-Fransa ilişkilerinin, iki ülke cumhurbaşkanlarının telefon görüşmesinin ve Fransa Dışişleri Bakanı'nın Cezayir'e yaptığı ziyaretin ardından sakinleşmeye başladığı bir dönemde yaşandığı vurgulandı.
Açıklamada Fransa İçişleri Bakanı'nın, ülkenin egemenliğini ihlal eden başka herhangi bir eylemi olduğunda buna, karşılıklılık ilkesine bağlı olarak "sert ve uygun" bir yanıt verileceği aktarıldı.
Cezayir konsolosluk çalışanının Fransa’da tutuklanması
Fransa’da 1'i konsolosluk çalışanı 3 Cezayirli, "Amir DZ" olarak bilinen muhalif Amir Boukhors’un kaçırılmasına ilişkin iddialarla bağlantılı olarak 11 Nisan’da gözaltına alınmış, ve Fransa topraklarında ciddi suçlar işlediği gerekçesiyle tutuklanmıştı.
Cezayir, Fransa'nın 12 konsolosluk çalışanının 48 saat içinde ülkeyi terk etmesini istedi
Cezayir, Fransa'daki konsolosluk çalışanının tutuklanması nedeniyle 13 Nisan’da Fransa'nın Cezayir Büyükelçisi Stephane Romatet'i Dışişleri Bakanlığına çağırarak protesto notası vermiş, 14 Nisan'da da 12 Fransız konsolosluk çalışanından 48 saat içinde ülkeyi terk etmesini istemişti.
ABD'deki Columbia Üniversitesi'nde Filistin destekçisi bir öğrenci daha gözaltına alındı
New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Filistin kökenli bir öğrencinin daha ABD vatandaşlığı için göçmenlik ofisinde işlem yaptığı sırada gözaltına alındığı açıklandı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABC'ye konuşan avukat Luna Droubi, 10 yıldır yasal oturma izni bulunan müvekkili Mohsen Mahdawi'nin vatandaşlık işlemlerinin son aşaması için Vermont eyaletinde gittiği göçmenlik ofisinde statüsünün iptal edilerek içeri alındığını belirtti.
Droubi, vatandaşlık işlemleri sürerken Mahdawi'nin gözaltına alınmasının yasa dışı ve Anayasa'da korunan ifade özgürlüğü hakkının ihlali olduğunu dile getirdi.
Droubi'nin Vermont Bölge Mahkemesine yaptığı acil başvurunun dilekçesinde müvekkili Mahdawi'nin Mart 2024'e kadar İsrail'in Gazze'deki saldırılarını açıkça eleştirdiği, Columbia kampüsündeki öğrenci protestolarında aktivist ve organizatör olarak yer aldığı ancak daha sonra kendisini geri çektiği belirtildi.
Mahkemeye sunulan dilekçede Mahdawi'nin Batı Şeria'da doğup büyüdüğü, 2014'te yasal statüyle ABD'ye geldiği ve o zamandan bu yana ikamet izninin bulunduğu, gelecek ay da Columbia Üniversitesinden mezun olmayı beklediği ifade edildi.
Öte yandan yerel televizyon NBC5, Vermont Bölge Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde bugün Yargıç William Sessions'ın Mahdawi'nin eyaletten veya ülkeden dışarı çıkarılmaması için ihtiyati tedbir kararı verdiğini duyurdu.
ABD'de Filistin'e destek veren öğrencilerin gözaltına alınması
ABD'de Columbia Üniversitesi protestolarına öncülük eden aynı üniversitenin yüksek lisans öğrencisi Filistinli aktivist Mahmud Halil, 8 Mart'ta eşiyle evine giderken bina girişinde gözaltına alınmıştı.
Avukatı Amy Greer, Halil'in, "yeşil kartlı daimi ikametgah sahibi" olarak ABD'de bulunmasına ve eşinin Amerikalı olmasına rağmen Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi yetkililerince tutuklandığını ve yeşil kartının iptal edildiğini belirtmişti.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, sosyal medya platformu X'teki hesabından yaptığı paylaşımda, "Amerika'daki Hamas destekçilerinin vizelerini veya yeşil kartlarını iptal edeceğiz, böylece sınır dışı edilebilecekler" ifadesini kullanmıştı.
Benzer gerekçelerle Tuft Üniversitesinde doktora yapan Türk öğrenci Rümeysa Öztürk de gözaltına alınmıştı.
Kaynak: AA
ABD'den İsrail'e 'büyük hava mühimmatı desteği' iddiası
İsrail'in, Gazze'ye yönelik saldırısı kapsamında ABD'den yakın bir zamanda büyük bir hava mühimmatı teslim alacağı iddia edildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Yedioth Ahronot gazetesinin haberinde, Gazze'de kesin bir zafer kazanma ve İran'a doğru genişleme hazırlıkları kapsamında, İsrail ordusunun yakında ABD'den 3 binden fazla hava mühimmatı almasının beklendiği belirtildi.
Haberde, ABD yönetiminin onayladığı sevkiyatın, "İsrail ordusu Güney Komutanlığı'nın planladığı büyük çaplı bir operasyonda Hava Kuvvetleri'ne katkıda bulunacağı" kaydedildi.
İsrail ordusunun ayrıca, son 1,5 yıldır çeşitli cephelerde devam eden çatışmalar nedeniyle azalan stoklarını yenilemek amacıyla binlerce hava mühimmatı almasının beklendiği ifade edildi.
Biden döneminde dondurulan, Trump döneminde etkinleştirilen anlaşmanın devamı
Söz konusu sevkiyatların, İsrail'in geçen yıl ABD'den satın aldığı ve Joe Biden yönetimi tarafından dondurulan, ardından Başkan Donald Trump'ın son haftalarda yeniden etkinleştirdiği ağır silah anlaşmasına ek olarak yapıldığı aktarıldı.
Bu bağlamda İsrail'in, tahmini değeri 660 milyon dolar olan 3 bin adet Hellfire füzesi ve yine aynı değerde 2 bin 166 adet AGM-114 Hellfire bombası satın alacağı açıklandı.
Ayrıca, 6,75 milyar dolar değerindeki ayrı bir anlaşmayla 2 bin 166 adet GBU-39 güdümlü bomba, çeşitli ağırlıklardaki bombalar için yaklaşık 13 bin adet JDAM güdüm sistemi ve 17 bin 475 adet FMU-152A/B fünyeli bombanın satın alınacağı bilgisi verildi.
Kaynak: AA
Hamas'tan 'silahlar kırmızı çizgimiz' açıklaması Netanyahu'dan 'esirler için yoğun müzakere' vurgusu
Hamas'ın arabulucuların sunduğu ateşkes ve esir takasına ilişkin yeni bir öneriyi incelediği aktarıldı. Hamas yöneticilerinden Sami Ebu Zuhri "Direnişin silahları milyon kere kırmızı çizgimizdir" dedi. Netanyahu ise "İster canlı ister ölü olsunlar, esirlerin tamamını geri getireceklerini" belirtti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasını ihlal edip savaşı yeniden başlatmasının ardından kendisine yönelik kamuoyu baskısının sürmesi üzerine, Gazze'deki İsrailli esirlerin iadesi için "yoğun müzakereler" yürüttüklerini açıkladı.
Hamas'ın arabulucular tarafından sunulan ateşkes ve esir takasına ilişkin yeni bir öneriyi incelediğini duyurmasının ardından İsrail Başbakanlık Ofisinden açıklama yapıldı.
Maariv gazetesinin aktardığı açıklamaya göre, Netanyahu, Gazze'deki üç esirin anneleriyle telefon görüşmesi yaptı ve askerlerin geri getirilmesi için bugünlerde yoğun müzakerelerin yürütüldüğü bilgisini verdi.
Netanyahu,"İster canlı ister ölü olsunlar, esirlerin tamamını geri getireceklerini" belirtti.
Hamas: Direnişin silahları milyon kere kırmızı çizgimiz
Hamas'tan daha önce yapılan açıklamada, arabuluculardan gelen önerinin incelendiği, gerekli istişarelerin ardından en kısa sürede öneriye ilişkin cevabın verileceği aktarılmıştı.
Hamas yöneticilerinden Sami Ebu Zuhri ise Al Jazeera televizyonuna yaptığı açıklamada, arabuluculardan gelen ve direnişin silahsızlandırılmasını öngören öneriyle ilgili olarak, "Direnişin silahları milyon kere kırmızı çizgimizdir, bırakılması bir kenara, dinlenmesi bile söz konusu olamaz." açıklamasına bulundu.
Kaynak: AA
Trump yönetiminden Harvard'a 2,2 milyar dolarlık darbe
Beyaz Saray'ın okul bünyesindeki Filistin eylemlerine yönelik taleplerini reddeden Harvard Üniversitesi'nin 2,2 milyar dolarlık fonu kesildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donad Trump yönetimi, taleplerine uymayan Harvard Üniversitesinin 2,2 milyar dolarlık fonunu kesti.
Trump yönetimi, Harvard Üniversitesinin Filistin yanlısı protestoları ile çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık programlarını gözden geçirmesi taleplerini reddetmesi üzerine harekete geçti.
ABD Eğitim Bakanlığı, Harvard'a sağlanan 2,2 milyar dolarlık fonun ve 60 milyon dolarlık sözleşme bedelinin dondurulmasına karar verdi.
Trump yönetiminin milyarlarca dolarlık fonu kesmekle tehdit ettiği Harvard Üniversitesi, Trump'ın taleplerini kabul etmeyeceğini belirtmişti.
Harvard, Columbia ve UPenn
ABD'de son dönemde üniversitelere yönelik, başta Filistin yanlısı kampüs protestoları ile çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık programları gerekçe gösterilerek, federal fonların dondurulması gündemde.
Yönetim, Harvard Üniversitesine çeşitli kuruluşlar tarafından verilen 8,7 milyar doları aşkın hibenin "sivil haklar yasalarına uygun şekilde kullanıldığından emin olmak amacıyla" soruşturma açıldığını duyurmuştu.
Harvard Üniversitesi profesörleri, Başkan Trump yönetiminin okula sağlanan 8,7 milyar dolarlık federal fonları soruşturma kararına karşı dava açmıştı.
Trump yönetiminin "antisemitizmle mücadele" politikası kapsamında hedef aldığı Columbia Üniversitesi de okulun 400 milyon dolarlık fonunun kesilmemesi için hükümetin taleplerine uyma kararı aldığını açıklamıştı.
Pensilvanya Üniversitesine (UPenn) ayrılan 175 milyon dolarlık federal fonun ise okulun yüzme takımında yer alan bir transseksüel sporcu nedeniyle geçen ay askıya alındığı belirtilmişti.
ABD'de yargılanmasına karar verilen Rümeysa Öztürk'ün gözaltına alınması için kanıt bulunamadığı iddia edildi
ABD Dışişleri Bakanlığının, Tufts Üniversitesi doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk'ün Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi görevlileri tarafından gözaltına alınmadan önce antisemitik faaliyetlerde bulunduğuna ya da Hamas'ı destekleyen açıklamalar yaptığına dair herhangi bir kanıt bulamadığı öne sürüldü
Trump yönetiminden yanlışlıkla sınır dışı edilen kişinin geri getirilmesine ilişkin açıklama
ABD'de Başkan Donald Trump yönetimi, federal mahkemelerin idari hata sonucu El Salvador'a sınır dışı edilen Kilmar Abrego Garcia'nın ABD'ye geri getirilmesi için karar verme yetkisi olmadığını belirtti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
The Hill'in haberine göre, federal mahkemenin idari hata sonucu El Salvador'a sınır dışı edilen Garcia'nın "derhal geri getirilmesi" emrine Trump yönetimi tepki gösterdi. ABD Adalet Bakanlığı avukatları tarafından yayımlanan bir dava dosyasında, federal mahkemenin Garcia'nın ABD'ye derhal geri getirilmesini talep edecek yetkisi bulunmadığı belirtildi.
Federal Mahkemenin yürütme organını ve dış ilişkileri belli bir şekilde yönlendiremeyeceğini aktaran bakanlık, bunun Trump'ın "münhasır yetkisi olduğunu" kaydetti. Garcia hakkındaki bir sonraki duruşma 16 Nisan'da yapılacak.
Garcia'nın sınır dışı edilmesi
Trump yönetimi 29 yaşındaki El Salvadorlu göçmen Garcia'yı 15 Mart'ta El Salvador'daki Terör Muhafaza Merkezi'ne (CECOT) göndermişti.
Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) tarafından 1 Nisan'da mahkemeye sunulan savunma dosyasında "Garcia, idari bir hata nedeniyle 15 Mart'ta El Salvador'a sınır dışı edildi" ifadesi kullanılmıştı.
Garcia'nın artık El Salvador hapishanesinde tutulduğu için geri getirilemeyeceği öne sürülmüştü.
Maryland'de federal yargıç Paula Xinis, 4 Nisan'da Garcia'nın sınır dışı edilmesinin yasa dışı olduğuna karar vererek, ABD'ye dönmesine hükmetmişti. Başka bir federal yargıç, 11 Nisan'da Garcia'nın nerede olduğu konusunda derhal bilgi verilmesini ve geri getirilmesini emretmişti.
Washington Post: Trump yönetimi görevdeki ilk yılında 1 milyon göçmeni sınır dışı etmeyi hedefliyor
Kaynak: AA
Almanya'dan Gazze yorumu: Durum felakettir
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, İsrail'in saldırılarının devam ettiği Gazze'deki durumu "felaket" olarak nitelendirdi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Baerbock, Lüksemburg'da düzenlenen Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde gazetecilere değerlendirmede bulundu. Dünyadaki fırtınalı durumun ortak bir Avrupa dış politika yaklaşımının ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini belirten Baerbock, bunun, özellikle Orta Doğu'ya ilişkin ortak bir tutum için de geçerli olduğunu söyledi.
"Gazze'deki durum bir kez daha felakettir." diyen Baerbock, hala birçok esirin kaçırıldığını ve hala Gazze'deki halkın acılarını insani olarak ifade etmenin zor olduğunu vurguladı. Baerbock, tüm esirlerin serbest bırakılabilmesi ve 2 milyon Filistinlinin yeniden onurlu bir yaşam sürebilmesi için acilen ateşkese dönülmesi gerektiğinin altını çizdi.
Ukrayna'daki durum
Ukrayna'daki gelişmeleri de değerlendiren Baerbock, "Sumi'ye yapılan korkunç saldırı, Rusya Devlet Başkanı'nın Ukrayna'yı yok etmeye ve böylece Avrupa barışına saldırmaya devam etmek istediğini açıkça gösteriyor." diye konuştu. Baerbock, barışı isteyenlerin Ukrayna'yı koruması ve desteklemesi gerektiğine, bu ülkeyi korumanın ve desteklemenin "barış politikası" olduğuna işaret etti.
Avrupa'daki barışın ancak birlikte güçlü olunduğunda korunabileceğine dikkati çeken Baerbock, "Ukrayna'yı desteklemeyi bırakırsak, saldırgan sadece güçlenecektir." ifadelerini kullandı. Baerbock, bazı AB ülkelerinin Ukrayna'ya 2 milyon mermi sağlamayı planladığına değinerek, bunun dörtte birini Almanya'nın temin edeceği bilgisini paylaştı.
Çin: AB ile temas ve eş güdümü güçlendiriyoruz
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, Trump yönetiminin vergi tarifelerinin etkilerine karşı Çin ile Avrupa Birliği’nin aralarındaki temas ve eş güdümü güçlendirdiğini söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, Trump yönetiminin vergi tarifelerinin etkilerine karşı Çin ile Avrupa Birliği’nin (AB) aralarındaki temas ve eş güdümü güçlendirdiğini açıkladı. Bugün düzenlenen basın toplantısında konuşan Sözcü Lin, ABD’nin gümrük vergilerini baskı uygulamak için bir silah olarak kullanması ve kendi menfaatini uluslararası toplumun ortak menfaatinin üstünde tutmasının, tek taraflılık, korumacılık ve ekonomik hegemonya girişimi olduğunu vurguladı.
"Dünya ülkelerinin menfaatlerine zarar veriyor"
Sözcü Lin, ABD’nin bu eyleminin başta Çin ve AB olmak üzere tüm dünya ülkelerinin menfaatlerine büyük zarar verdiğini belirtti. Çin ile AB’in dünyanın ikinci ve üçüncü büyük ekonomileri olduğunu hatırlatan sözcü, hem Çin hem de AB’nin ekonomik küreselleşme ve ticari serbestliğin yönlendiricisi, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) destekleyicisi ve savunucusu olduğunu bildirdi.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, Çin’in AB dahil olmak üzere uluslararası toplumla eş güdüm ile teması artırarak gelişme fırsatlarını ortaklaşa paylaşmaya hazır olduğunu ifade etti.
BM: Karşılıklı tarifeler kırılgan gelişmekte olan ülkeleri kapsamamalı
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı, en yoksul ve kırılgan durumdaki gelişmekte olan ülkelerin ABD'nin karşılıklı tarifelerinin dışında tutulması çağrısında bulundu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Birleşmiş Milletler (BM) Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), "Artan Gümrük Tarifeleri: Küçük ve Kırılgan Ekonomilere Etkisi" başlıklı raporunu yayımladı. Raporda, son yıllarda kurallara dayalı sistemin, uluslararası ticareti artırdığı ve ülkelerin ithal mallardan aldığı gümrük vergilerinin kademeli ve istikrarlı şekilde azalmasına katkı sağladığı belirtildi.
"Gelişmekte olan ülkeler muaf tutulmalı"
Dünya ticaretinin yaklaşık üçte ikisinin 2023'te gümrük tarifeleri olmadan gerçekleştiği kaydedilen raporda, "Buna karşılık, yakın zamanda büyük ekonomiler tarafından uygulamaya konulan daha yüksek tarifeler, ticaret gerilimlerinin tırmanması ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkileri konusunda endişeleri artırıyor. En yoksul ve kırılgan durumdaki gelişmekte olan ekonomiler, karşılıklı tarifelerden muaf tutulmalı" çağrısı yapıldı.
Halihazırda 90 gün süreyle askıya alınan tarifelerin, ABD ile 57 ticaret ortağı arasındaki ikili mal ticareti açığını dengeleme amacıyla belirlendiği ifade edilen raporda, karşılıklı tarifelerin birçok durumda ABD'nin ticaret açığını önemli ölçüde azaltmazken, gelişmekte olan ve en az gelişmiş ekonomileri tahrip etme riski taşıdığı bildirildi.
Yoksul ülkelerin ABD'nin ticaret açığına etkisi
Raporda, ABD'nin söz konusu 57 ticaret ortağından 11'inin en az gelişmiş ülkeler arasında yer aldığı ve bu ülkelerin ABD'nin ticaret açığına katkısının "minimal" düzeyde olduğu bilgisi paylaşıldı.
Ticaret ortaklarından 28'inin ABD'nin ticaret açığındaki payının yüzde 0,1'den az olmasına rağmen tarifelerle karşı karşıya olduğu kaydedilen raporda, "ABD'nin (bu ülkelere karşı) vereceği herhangi bir ticari taviz, ABD için çok az şey ifade ediyor" denildi.
Tarifeler, tüketici fiyatlarını artıracak
Raporda, karşılıklı tarifelerin askıya alınma süresinin ardından yeniden devreye girmesi halinde birçok ithal mala yönelik talebin yüksek fiyatlar nedeniyle zayıflayabileceği uyarısı yer alırken, şu bilgiler paylaşıldı:
"ABD'nin ithalatı 2024 seviyelerinde kalsa bile, daha yoksul ve küçük ekonomilerden toplanan ek tarife geliri asgari düzeyde olacak. 57 ticaret ortağının 36'sının her biri için, karşılıklı tarifeler ABD'nin mevcut tarife gelirlerinin yüzde 1'inden daha azını oluşturacak. Bu rakam 2024'te 83 milyar dolar seviyesindeydi. Bu da söz konusu 36 ekonominin toplam katkısının yaklaşık 4 milyar dolar ya da ABD'nin 2024 yılında gümrük vergisi olarak topladığının yaklaşık yüzde 5'i olacağı anlamına geliyor"
Potansiyel karşılıklı tarifelerle karşı karşıya kalacak bazı ülkelerin ABD'de üretilmeyen tarım ürünlerini ihraç ettiği ve bu ürünlerin ikamesinin kısıtlı olduğu belirtilen raporda, Madagaskar'ın vanilya, Fildişi Sahilleri ve Gana'nın kakao ihracatının bu ürünlerden bazıları olduğu anımsatıldı.
Raporda, ABD'nin 2024'te Madagaskar'dan 150 milyon dolarlık vanilya, Fildişi Sahilleri'nden yaklaşık 800 milyon dolar ve Gana'dan 200 milyon dolarlık kakao ithal ettiği ifade edilen raporda, bu ürünlere yönelik tarifelerin artırılmasının tüketiciler için daha yüksek fiyatlara yol açacağı uyarısı da yer aldı
AB'den Filistin yönetimine, 1,6 milyar euro değerinde mali yardım paketi
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Filistin yönetimine 2025-2027 yıllarında toplamda yaklaşık 1,6 milyar avro değerinde mali yardım paketi sağlanacağını duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
AB Komisyonu tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre, Filistin'in toparlanması ve dayanıklılığının artırılması için Filistin yönetimine yaklaşık 1,6 milyar avro değerinde yardım sağlanacak. 2025-2027 yıllarını kapsayan yardım paketi, sivil halka yönelik hizmetlere, Batı Şeria ve Gazze'de toparlanma süreci ile istikrara ve özel sektöre destek olmayı amaçlıyor.
Paket kapsamında Filistin yönetimi bütçesine doğrudan sağlanacak yaklaşık 620 milyon avro tutarındaki yardım hibesi ile kamu idaresinin acil ihtiyaçlarını karşılanması ile hizmetlerin sunulmaya devam edilmesine yardımcı olunacak.
İşgal altındaki Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze'de ekonomik toparlanmayı teşvik etmek amacıyla sahadaki projelerin desteklenmesi için yaklaşık 576 milyon avro hibe ayrılacak ve su, enerji ve altyapı projelerine öncelik verilecek. Filistinli mültecilerin ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olmak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) yılda 82 milyon avro tahsis edilecek.
Filistin'deki özel sektöre yeni finansmanlar sağlanması için Avrupa Yatırım Bankası (AYB) tarafından 400 milyon avroya kadar kredi desteği verilecek.
Yardım paketine ek olarak, Filistin yönetiminin yapacağı reformların "şeffaf" şekilde takibi ile Gazze'nin yeniden imarı ve toparlanması sürecinde uluslararası çabaların koordine edilmesini sağlamak amacıyla "Filistin Bağış Platformu" isminde bir girişim başlatılacak.
AB Komisyonu, Filistin Başbakanı Mustafa ile görüşecek
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, yardım paketine ilişkin yaptığı değerlendirmede, Birliğin, Filistin yönetiminin reform çabalarını destekleme konusunda kararlı olduğunu bildirdi.
Yardım paketinin Filistinlilerin "daha fazla özerklik ve kontrol sahibi" olmalarını desteklemek üzere hazırlandığını ifade eden Kallas, "Bu, Filistin yönetiminin Batı Şeria'daki Filistin halkının ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetini güçlendirecek ve koşullar elverdiğinde Gazze'yi yönetmeye geri dönmeye hazırlayacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
Kallas, X hesabından konuya ilişkin yaptığı paylaşımda ise yardım paketi aracılığıyla insani yardım ve mültecilere destek sağlanırken temel altyapıya da yatırım yapılacağını belirterek "Filistin yönetiminin uzun yılladır ortağıyız." ifadesini kullandı.
Kallas ve Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa, ilerleyen saatlerde AB-Filistin Üst Düzey Siyasi Diyaloğu'nun ilk toplantısı için Lüksemburg'da bir araya gelecek.
Almanya'da yeni başbakan belli oluyor
Almanya’da başbakan seçiminin 6 Mayıs 2025’te yapılmasının planlandığı bildirildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Federal Meclis Basın Ofisi’nden yapılan açıklamada, Meclis Başkanı Julia Klöckner’in Almanya'nın başbakanını seçmek için 6 Mayıs 2025 Salı günü genel kurulu toplamaya hazırlandığı kaydedildi. Açıklamada, seçimin yapılmasının, koalisyon sözleşmesinin ilgili partiler tarafından onaylanması şartına bağlı olduğu aktarıldı.
Federal Meclis'in yeni başbakanı seçmesinin ardından aynı gün genel kurulda yeni kabine üyelerinin de yemin etmesi öngörülüyor.
Trump Rusya-Ukrayna savaşının başlaması nedeniyle Biden ve Zelenski'yi suçladı
ABD Başkanı Donald Trump, Rusya-Ukrayna savaşının başlamasına, eski Başkan Joe Biden ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin izin verdiğini savunarak, "Şimdi bu savaşı durdurmalıyız, hem de çok hızlı bir şekilde" ifadesini kullandı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, Rusya-Ukrayna savaşı konusunda bir kez daha Biden ile Zelenski'i suçladı
Trump, açıklamasında, "Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş benim savaşım değil, Biden'ın savaşı. Ben buraya yeni geldim. (Rusya) Devlet Başkanı (Vladimir) Putin ve diğer herkes Başkanınıza saygı duydu. Eğer 2020 başkanlık seçimleri hileli olmasaydı ki pek çok açıdan öyleydi, bu korkunç savaş asla yaşanmazdı." ifadelerini kullandı.
Bu savaşla hiçbir ilgisinin olmadığını kaydeden Trump, şöyle devam etti:
"Devlet Başkanı Zelenski ve sahtekar Joe Biden bu rezaletin başlamasına izin vererek kesinlikle korkunç bir iş yaptılar. Bu savaşın başlamasını engellemenin birçok yolu vardı. Ama bu geçmişte kaldı. Şimdi bu savaşı durdurmalıyız, hem de çok hızlı bir şekilde"
Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, geçen hafta Moskova'da Putin ile bir araya gelmiş, Beyaz Saray görüşmenin olumlu ve yapıcı geçtiğini açıklamıştı.
Kaynak: AA
İngiliz milletvekilinin Hong Kong'a girişi reddedildi, İngiltere durumu 'endişe verici' buldu
İngiltere, oğlu ve torununu ziyaret için eşiyle Hong Kong'a giden İngiliz milletvekili Wera Hobhouse'un ülkeye girişinin engellenmesinin "endişe verici" olduğunu belirterek açıklama talep etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İngiltere Dışişleri Bakanlığından bir Sözcü, Liberal Demokratlar partisi milletvekili Hobhouse'un 10 Nisan'da Hong Kong'a girişinin reddedilmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Sözcü, Ticaret Politikası ve Ekonomik Güvenlikten Sorumlu Devlet Bakanı Douglas Alexander'ın, Çin ve Hong Kong'a yaptığı ziyarette, İngiliz vekilin Hong Kong'a girişinin reddedilmesiyle ilgili derin endişeyi ilettiğini aktardı.
Bakan Alexander'ın, üst düzey Çinli ve Hong Konglu yetkililerinden konuya ilişkin açıklama talep ettiğini belirten Sözcü, şu ifadeleri kullandı:
"Geçtiğimiz hafta bir İngiliz milletvekilinin Hong Kong'a girişinin reddedilmesi son derece endişe verici. İngiliz vatandaşlarının Hong Kong'a seyahat özgürlüğüne getirilen haksız kısıtlamalar yalnızca Hong Kong'un uluslararası itibarını daha da zedeliyor ve İngiltere ile Hong Kong arasında önemli halklar arası bağlantıları zayıflatıyor. İngiltere Dışişleri Bakanı'nın (David Lammy) açıkça belirttiği ve Bakan Alexander'ın bizzat ilettiği gibi herhangi bir milletvekilinin yalnızca görüşlerini ifade ettiği için girişinin reddedilmesi kabul edilemez"
"Yetkililer hiçbir gerekçe göstermedi"
Hobhouse da konuya ilişkin X'ten yaptığı paylaşımda, Hong Kong'a girişinin reddedilmesine ilişkin yetkililerin kendisine hiçbir açıklama yapmadığını belirterek, "Umarım Dışişleri Bakanı (Lammy) bunun tüm parlamenterlere yönelik hakaret olduğunu kabul eder ve Çin büyükelçisinden yanıt ister." ifadelerini kullandı.
İngiltere Parlamentosu'ndaki 3. büyük grup olan Liberal Demokratların lideri Ed Davey de Bakan Lammy'ye mektup yazarak, Çin'in Londra Büyükelçisi Cıng Zıguang'ı bakanlığa çağırmasını talep etti.
Milletvekili Hobhouse, 10 Nisan Perşembe günü kocasıyla birlikte oğlu ve yeni doğan torununu ziyaret etmek üzere Hong Kong'a gittiğini, ancak havaalanında gözaltına alınıp sorgulandıktan sonra sınır dışı edildiğini belirtmişti.
Hobhouse'un, Pekin'in insan hakları konusundaki tutumunu eleştiren Çin Parlamentolar Arası İttifak'ta (IPAC) yer alan 40'tan fazla parlamenter arasında olduğu biliniyor.
Hong Kong'un statüsü
Hong Kong, 1898'de imzalanan "kira sözleşmesi" ile uzun yıllar İngiltere hakimiyetinde kaldıktan sonra 1997'de Çin'e devredilmişti.
İmzalanan ortak deklarasyon çerçevesinde Hong Kong'a 2047'ye kadar, 50 yıl boyunca basın, ifade, toplanma, inanç ve serbest akademik çalışma gibi özgürlükleri ile bağımsız idari ve hukuki yapısını koruma hakkı tanınmıştı.
Hong Kong, Çin'e bağlı olmasına karşın kendisine ait para birimi, dil, hukuk sistemi ve kimlik kullanıyor. Özerk yapılı bölgenin sadece savunma ve dış politika gibi konularda Pekin'e bağlı olduğu bu yönetim modeli, "tek ülke, iki sistem" olarak adlandırılıyor.
Pekin yönetimi, son yıllarda Ulusal Güvenlik Yasası gibi yasal değişikliklerle bölgenin özerk yönetim yapısını aşındırdığına dair eleştirilerin hedefi oluyor.
Trump: İran'ın zengin ve büyük bir ülke olmasını istiyorum, ama nükleer silahlarla bu olamaz
ABD Başkanı Donald Trump, "İran’ın zengin ve büyük bir ülke olmasını istiyorum fakat tek bir şey, çok basit bir şey var, nükleer silahları olamaz" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Trump, El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele ile Beyaz Saray'daki görüşmesinde İran'la müzakereler konusunda değerlendirmelerde bulundu.
Trump, cumartesi günü yapılan görüşmeye atıfta bulundu ve gelecek cumartesi yeni bir görüşme yapacaklarını ancak bu bir haftalık sürenin aslında uzun olduğunu belirtti.
"İran bizimle anlaşmak istiyorlar ama nasıl olacağını bilmiyorlar. Gelecek cumartesi günü için bir toplantı daha planladık. Asıl konu şu: İran asla nükleer silahlara sahip olamaz" şeklinde konuşan Trump, bir haftalık aranın "uzun bir süre olduğunu" söyledi.
İlk başkanlık döneminde İran'a uyguladığı maksimum baskı politikası nedeniyle Tahran'ın "parasız" kaldığını savunan Trump, "İran'ın parası yoktu çünkü ikincil yaptırımlar ve bir sürü başka yaptırım uyguluyorduk. Şimdi ise her şeyin İran'la ilgili sorunu var ama ben bu sorunu çözeceğim. Bu aslında kolay bir sorun. Bunu çözeceğiz" değerlendirmesini yaptı.
"Sanıyorum bizi oyalıyorlar çünkü bu ülkede aptal insanlarla uğraşmaya çok alışmışlar." diyen ABD Başkanı, Tahran'ın kendilerini oyaladığından şüphelendiğini açıkça dile getirdi.
Trump, sözlerini, "İran'ın zengin ve büyük bir ulus olmasını isterim ancak asla nükleer silaha sahip olamazlar. Büyük bir ülke olmak istiyorlarsa nükleer silaha sahip olamazlar." diyerek tamamladı.
İran ile ABD arasındaki müzakere süreci
İran ile nükleer anlaşmadan 2018'de tek taraflı ülkesini çeken ABD Başkanı Donald Trump, İran ile doğrudan nükleer müzakere çağrısında bulunan mektubu geçen ay İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'e göndermişti. Mektuba İran, Umman üzerinden yanıt vermişti.
İran ile ABD, mektup trafiğinin ardından Umman'da 12 Nisan'da dolaylı görüşmeler yapmıştı. Görüşmeler sonucunda hem İran hem de ABD tarafı müzakerelerin "olumlu ve yapıcı" olduğunu açıklamıştı.
Taraflar, 19 Nisan'da yeniden bir araya geleceğini duyurdu. Bir sonraki tur müzakerelerin İtalya'nın başkenti Roma'da yapılması bekleniyor.
Harvard Üniversitesi fon kesme tehdidine aldırmadı: Trump yönetiminin taleplerini kabul etmeyeceğiz
ABD Başkanı Donad Trump yönetiminin milyarlarca dolarlık fonları kesmekle tehdit ettiği Harvard Üniversitesi, yönetimin taleplerini kabul etmeyeceğini duyurdu
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Harvard Üniversitesi, avukatları aracılığıyla konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Trump yönetiminin üniversitenin yönetişim, öğrenci kabul ve işe alım uygulamalarında köklü değişiklikler yapma talebinin Harvard'ın yasal haklarını ihlal ettiği belirtildi.
"Üniversite, bağımsızlığını teslim etmeyecek ya da anayasal haklarından feragat etmeyecektir. Ne Harvard ne de başka bir özel üniversite, kendisini federal hükümetin kontrolüne bırakabilir" ifadelerine yer verilen açıklamada, üniversitenin diyaloga açık olduğu ancak yönetimin taleplerine uymayacağı vurgulandı.
Harvard, Columbia ve UPenn
ABD'de son dönemde üniversitelere yönelik, başta Filistin yanlısı kampüs protestoları ile çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık programları gerekçe gösterilerek, federal fonların dondurulması gündemde.
Yönetim, Harvard Üniversitesine çeşitli kuruluşlar tarafından verilen 8,7 milyar doları aşkın hibenin "sivil haklar yasalarına uygun şekilde kullanıldığından emin olmak amacıyla" soruşturma açıldığını duyurmuştu.
Harvard Üniversitesi profesörleri, Başkan Trump yönetiminin okula sağlanan 8,7 milyar dolarlık federal fonları soruşturma kararına karşı dava açmıştı.
Trump yönetiminin "antisemitizmle mücadele" politikası kapsamında hedef aldığı Columbia Üniversitesi de okulun 400 milyon dolarlık fonunun kesilmemesi için hükümetin taleplerine uyma kararı aldığını açıklamıştı.
Pensilvanya Üniversitesine (UPenn) ayrılan 175 milyon dolarlık federal fonun ise okulun yüzme takımında yer alan bir transseksüel sporcu nedeniyle geçen ay askıya alındığı belirtilmişti.
Adı birçok tartışmaya karışmıştı: Eski CIA direktörü Petraeus, KKR’ın Ortadoğu başkanı oldu
Petraeus, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına çuval geçirildiğinde ABD’nin Kuzey Irak’taki kuvvetlerinin komutanıydı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Dünyanın en büyük private equity (özel sermaye) yönetimi şirketi KKR, Ortadoğu’daki işlerinin başına eski CIA direktörü David Petraeus’u getirdi. Petraeus, 4 Temmuz 2003’te Irak Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına ABD askerleri tarafından çuval geçirildiği baskın sırasında ABD’nin Kuzey Irak’tan sorumlu komutanıydı.
KKR, pazartesi günü Ortadoğu’daki çalışmaların eski CIA direktörüne emanet edildiğini bir açıklama ile duyururken bölge için “özel bir yatırım ekibinin” kurulduğunu da bildirdi. Halihazırda KKR’ın ortaklarından olan Petraeus karardan sonra yaptığı açıklamada, “Ortadoğu bir yatırım merkezi olarak giderek daha da öne çıkmaya başlıyor” dedi ve KKR'ın bölgedeki “yerli işletmelere” yatırım yapma veya kredi verme planları olduğunu da söyledi.
Financial Times’ın aktardığına göre bu hamle, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki tahmini 5.4 milyar dolar değerindeki varlık fonlarının, yatırımlarını kendi yerel ekonomilerine yönlendirmeye çalıştıkları ve ortaklık kurdukları varlık yöneticilerinden bölgeye bağlılık göstermelerini bekledikleri bir dönemde geldi.
KKR'ın halihazırda iş merkezi Dubai ve Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da, firmanın yatırımcılarıyla olan ortaklıklarını yöneten ofisleri bulunuyor.
Orduda 37 yıl
Ayaklanmalarla mücadele konusunda uzman olduğu belirtilen Petraeus, 37 sene boyunca ABD ordusunda görev yaptı. 2003 yılında ABD askerleri Süleymaniye’de Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı subayların bulunduğu karargâha baskın düzenleyip, buradaki Türk askerlerini başlarına çuval geçirerek sorgulanmak üzere Bağdat'a götürdüğünde Petraeus, ABD’nin Kuzey Irak’tan sorumlu komutanıydı. Emri, Petraeus’a bağlı Albay William Mayville vermişti. 2003’te başlayan ABD’nin Irak işgalinin neredeyse tamamında bölgede olan Petraeus, 2007’de koalisyon güçlerinin de komutasına getirildi.
Petraeus, Irak’tan sonra ABD Merkez Komutası’na (CENTCOM) ve Afganistan’daki ABD askerlerine de komutanlık yaptı, ardından 2011 yılında dönemin başkanı Barack Obama tarafından CIA başkanlığına getirildi. Petraeus, bu görevi sadece bir yıl sürdürebildi; bir biyografi yazarıyla evlilik dışı ilişki yaşadığı ortaya çıktıktan sonra istifa etti. Petraeus daha sonra gizli bilgileri sevgilisi ve biyografi yazarıyla paylaştığı için iki yıl denetimli serbestlik ve para cezasına çarptırıldı.
Dünyanın en büyüğü
KKR, 2025 Şubat itibariyle 638 milyar dolar tutarında fon yönetiyor. 26 ülkede ofisi, 2700 çalışanı var. 2024 karı 4.2 milyar dolar. NY Borsası’nda işlem görüyor, piyasa değeri 93.6 milyar dolar.
Trump New York Başsavcısı James'in istifa etmesi gerektiğini belirtti
ABD Başkanı Donald Trump yaptığı paylaşımda New York Başsavcısı Letitia James'i yolsuzlukla suçlayarak, görevinden istifa etmesi gerektiğini belirtti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, daha önce kendisine karşı şirketinin servetini fazla göstermek suçlamasıyla dava açan James'e karşı eleştiride bulundu. James'i "tamamen yolsuzluğa bulaşmış bir siyasetçi" şeklinde suçlayan Trump, New York Başsavcısı'nın "derhal" görevinden istifa etmesi gerektiğini kaydetti.
Donald Trump, "Herkes New York'u tekrar büyük yapmaya çalışıyor ve bu kaçık sahtekar görevdeyken bu asla yapılamaz" ifadesini kullandı.
Trump hakkındaki dolandırıcılık davası
New York Başsavcısı James, Trump'ın üç çocuğu ve şirketinin servetini 3,6 milyar dolar fazla gösterdiği suçlamasıyla dava açmış, mahkemeden Trump ve çocuklarının New York'ta şirket kurmalarını ve 5 yıl boyunca ticari gayrimenkul satın almalarını yasaklayarak 370 milyon dolar para cezasına çarptırılmalarını talep etmişti.
2 Ekim 2023'te başlayan duruşmalar, 11 Ocak 2024'teki kapanış konuşmalarıyla sona ermiş, 16 Şubat 2024'te de davaya bakan Yargıç Arthur Engoron, "emlak sektöründe hileli işler yapmak"tan Trump’a 354,9 milyon dolar, çocukları Donald Trump Jr. ve Eric Trump'ın her birine 4'er milyon dolar, şirketin eski mali işler müdürüne de 1 milyon dolar para cezası vermişti.
Trump, kararı, New York Temyiz Mahkemesine götürmüş ve 2 Nisan 2024'te, 454 milyon dolarlık davada, mal varlıklarının haczedilmesinin önüne geçmek için gereken 175 milyon dolarlık teminatı ödemişti. Temyiz Mahkemesi davadaki kararını henüz açıklamadı.
Kaynak: AA
Yorumlar