trump harris ? sonrası Türkiye ?
- mutlunecmettin
- 3 Kas 2024
- 4 dakikada okunur
Türk-Amerikan ilişkilerinin şu anda tamamen düzeldiğini söyleyemeyiz ama yine de özellikle 2016 sonrası girdiği ciddi kriz evresinden de son 2-3 yılda çıkmış gibi gözüküyor. Trump’ın seçilmesi durumunda bunun değişmesini beklemiyorum. Harris seçilirse de zaten kendisi büyük oranda Biden’ın politikalarını sürdürecek, Türkiye ile olan ikili ilişkilerde çok ciddi bir değişiklik eğiliminin olmasını beklemiyorum. Ama ikili ilişkileri liderler arası ilişkiler olarak değerlendirirsek Trump’ın daha maskülen stili ve büyük oranda ikili ilişkileri liderler üzerinden yürütme tarzı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarzı ve siyaseti görme/anlama stiliyle daha fazla uyum gösteriyor. Kuşkusuz eğer Trump seçilirse Ankara’daki siyasetin bir bölümü, onun yaratacağı öngörülemezlikten endişe ediyor olabilir ama buna rağmen Erdoğan-Trump’ın ikili ilişkilerinin Erdoğan-Harris ikili ilişkisinden daha uyumlu olacağını söyleye0 Fakat Türk-ABD ilişkilerinin daha al-verci bir zemine oturduğunu söylemek mümkün, kim seçilirse seçilsin bundan büyük bir geriye dönüş beklemiyorum ben.
Türkiye’nin Avrupa’daki çıkarlarını, Avrupa’da güçlü bir NATO varlığı olmasındaki çıkarlarını, Ukrayna savaşındaki çıkarlarını düşünürsek Rusya’nın bir zafer kazanmaması Ankara için daha olumlu olur. Bu anlamda Trump’ın kazanması Türkiye’nin o kolektif güvenlikten aldığı paydayı azaltabilir. Çünkü Trump daha önce birçok kez dile getirdiği gibi NATO’yla ilgili birçok şüpheye sahip ve Avrupa güvenliğinden artık ABD’nin çekilmesi gerektiğini düşünüyor. Öte yandan Orta Doğu ve Gazze savaşı üzerinden baktığımızda Biden yönetiminin çok zayıf kaldığını, potansiyel bir Harris yönetiminin hem çok büyük bir politika değişikliğine gitmeyeceğini hem de Netanyahu hükümetini sınırlamakta zayıf kalacağını söyleyebiliriz. Dolayısıyla orada da Trump’ın Netanyahu’ya karşı öngörülemezliğin gücünü kullanacağını düşünüyor olabilir Ankara. Yani Türkiye’nin Ukrayna üzerinden bakarsak daha fazla Harris’i, Orta Doğu üzerinden bakarsak daha fazla Trump’ı tercih edebileceğini düşünüyorum.
Orta Doğu dediğimiz zaman birinci sırada Suriye ve Filistin meseleleri geliyor. Suriye’de Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkileyecek bir PKK meselesi var. ABD, SDG’ye üst düzeyde askeri eğitim, donatım ve para desteği sağlıyor. Bu Türkiye’nin ABD ile ilgili en büyük 3 sorunundan biri. Şimdi ortaya çıkan bir Filistin meselesi var. Harris kazanırsa Suriye meselesinde de Filistin meselesinde de büyük bir değişiklik beklemiyorum. Trump kazanırsa bir belirsizlik dönemi başlayacak. İlişkiler kötüye de gidebilir, düzelebilir de. Bu Trump’ın dünyaya nasıl bakacağı ile ilgili olacaktır. Ve ben bunun Trump’ın Rusya’yla ilişkilerinden bağımsız gelişeceğine hiç inanmıyorum. Çünkü Trump için birinci sırada Rusya ve Çin ile ilişkiler yer alacaktır. Orta Doğu’ya sadece İsrail güvenliği açısından bakacağını tahmin ediyorum.
Trump, Suriye konusunda Pentagon’la çelişti o dönem. Çekileceğini söyledi. Çekilmek bir yana, CENTCOM’un müdahalesiyle Suriye’deki Amerikan askeri varlığı 400’ken iki katına çıktı. Bence Trump birinci döneminden çok ciddi bir ders aldı ve bu yüzden askerle takışmaya gelmiyor. Bence bu ciddi bir faktör olacaktır. Ben ‘ABD ideal demokrasidir’ inancında olan biri değilim. Bugün ABD karar mekanizmalarında ‘askeri sanayi’ etkilidir. Ukrayna’da da Suriye’de de Filistin’de de böyledir. Dolayısıyla Trump kazanırsa Pentagon’la büyük zıtlaşmalar içine gireceği kanısında değilim.
Gereklilik de çoğunlukla İsveç’in NATO üyeliği sürecinde oldu. Aralık 2023’te ABD Dışişleri Bakanı’nın açıktan ‘Bu işi daha fazla uzatmayın’ demesinin ardından Türkiye üyeliğe yeşil ışık yaktı. Şu anda Türkiye-ABD ilişkilerinin ‘transactional’ (kazanç ilişkisine dayalı) olduğunu görüyoruz, ancak SDG meselesi dışında sorunların çoğu çözümlenmiş gibi gözüküyor.
Dünya büyük bir kargaşa içinde, Türkiye iki savaşın tam ortasında. Daha da önemlisi Türkiye önemli bir askeri güç ve savunma sanayi konusunda büyük hamleler yaptı. Avrupa savunma sanayi konusunda kendisine yetemiyor, ABD de artık bu kamburu taşımak istemiyor. Dolayısıyla seçimden sonra ‘Türkiye Avrupa’nın savunmasında daha aktif bir rol oynayabilir mi’ diye bir düşünce egzersizi gündeme gelecektir.
Trump da kazansa, Harris de kazansa, Ukrayna’da bir ateşkes süreci masada olacak. Bu da Amerika’nın Türkiye ile birlikte çalışmak istediği konulardan biri. Türkiye’ye burada arabulucu değil kolaylaştırıcı fonksiyonu biçiliyor. Ukrayna’ya ateşkesin devamı için verilebilecek güvenlik güvenceleri konusunda da Ankara ile bir diyalog olacaktır.
Her iki lider de Suriye’den çekilme yönünde adım atmak niyetinde. Trump iktidara gelirse bu adımlar daha hızlı ve belki de daha plansız olacaktır. Ama Harris iktidara gelirse de Suriye’deki ABD varlığının Kuzey Irak’a kaydırılması ve sayıca azaltılması söz konusu. Bu alanda Türkiye’deki Devlet Bahçeli’nin başlattığı açılım süreci de dikkatle izlenecek ve destek bulacaktır. Çünkü bu sayede ABD’nin Suriye’deki varlığını azaltması çok daha kolay hale gelecektir.
Adaylar, S-400 ve F-35 krizine nasıl bakıyor?
Ankara ile Avrupa’nın geleceği, Ukrayna ve Suriye’yi de içine alan büyük pazarlık başarılı olursa Türkiye’nin F-35 programına girmesi S-400’lerin belli bir kontrol mekanizması ile denetlenmesi koşuluyla mümkün. Trump gelirse belki daha hızlı bu yolda adım atılabilecektir. Ama ABD’nin ısrarcı olduğu bir konu var. O da şu. S400’lerin şu ya da bu şekilde kullanılmadığının denetlenmesini istiyorlar. Amerikan kongresi S-400’ler Türkiye’den ayrılmadığı sürece Türkiye’ye savunma sanayi tedariki yapılmayacak diye bir kanun getirdi. Kongre’den görüştüğüm insanlar bu konuda gerekirse bir esneklik sağlanabileceğini söylüyorlar. Eğer S-400 konusunda denetim mekanizması konusunda anlaşma sağlanırsa Türkiye F-35 süreçlerine ve ABD tedarik zincirine tekrar eklemlenebilecektir. Daha da ötesinde Türkiye’ye Amerika’dan Patriot füzesi gönderilmesi söz konusu olacaktır.
Kim kazanırsa kazansın Türkiye ile ilişkilerin bu kadar mesafeli gitmemesi gerektiği konusunda bir konsensüs var. Trump kazanırsa Erdoğan ile çok daha yakın bir kişisel ilişki kurgulayacaktır ve Türkiye’yi Doğu Avrupa’da İtalya ile Macaristan gibi daha aşırı sağcı hükümetlerin bulunduğu ülkelerle yeni bir eksene oturtmaya çalışacaktır. Ancak Harris kazansa da Türkiye ile ilişkilerin yeniden masaya yatırılması gerektiğine dair bir anlayış var.
İki başkan adayının ekonomi politikalarında önemli farklılıklar var. Trump kısa vadeli büyümeye odaklanan bir ekonomik perspektife sahip. Büyümeyi artırmak için, kurumlar vergisi ve gelir vergisinde indirimlerden regülasyonları azaltmaya, gümrük vergilerini artırmaktan Fed’in bağımsızlığını zayıflatıp faiz indirimlerine zorlamaya kadar uzanan bir paket öneriyor.
Buna karşılık Harris sürdürülebilir ve kapsayıcı uzun vadeli büyümeye odaklanıyor. En kritik önerisi düşük ve orta gelir kesimlerine sağlanacak transferler ve vergi indirimleri. Kurumsal bağımsızlık ve hukuk düzeni Harris’in önem verdiği ve koruyacağı değerler olarak öne çıkarken Trump’ın kurumları değil bireysel faktörleri ön plana çıkaracağını görüyoruz.
ABD ekonomisinin kısa vadede daha hızlı büyümesini tek başına değerlendirdiğimizde Trump’ın büyüme odaklı politikalarının Türkiye için daha avantajlı ihracat olanakları sağlayacağı düşünülebilir. Ancak bunun hemen yanına Trump’ın dış ticarette korumacı tutumunu ve artıracağını söylediği tarifeleri düşünürsek ABD’ye daha fazla büyüme vaat eden Trump’ın politikalarından Türkiye’nin kısa vadede daha kazançlı çıkıp çıkmayacağını söyleyebilmek zor olur. Zaten Trump’ın getireceği en önemli dezavantajın belirsizlik faktörünü artırması olur.


Yorumlar