23-2
- mutlunecmettin
- 23 Tem
- 24 dakikada okunur
İranlı yetkililere yönelik suikastların detayları ortaya çıktı: Casus yazılım, DNA toplama, sahte aramalar....
İsrail'in İran Devrim Muhafızları'nın üst düzey komutanlarına suikast düzenlemek için siber sızma, yapay zekâ ve insan kaynaklarını kullandığı belirtiliyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail’in 13 Haziran 2025'te İran'a sürpriz saldırısıyla başlayan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın sürece müdahil olmasıyla 24 Haziran sabahı itibarıyla yürürlüğe giren ateşkes birinci ayına yaklaşırken, İran'ın üst düzey isimlerine düzenlenen suikastlerin ayrıntılarına dair yeni iddialar da gündeme gelmeye devam ediyor. İran'da muhalefete yakın Iran International haber sitesi, İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın, İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) komutanı Hüseyin Selami’yi hedef alacak olan saldırının tarihini yakın bir ajan aracılığıyla kasten sızdırdığı ve bu yolla Selami’yi önceden planlanmış bir suikast noktasına çekmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynetnews tarafından Iran International'a dayandırılarak aktarılan habere göre, Selami’yi hedef alan saldırı münferit bir olay değil. Buna göre, Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri komutanı Emir Ali Hacızade ve yardımcılarının, Mossad tarafından düzenlenmiş bir toplantıya çağrıldığı, grubun toplantı için bir araya gelmesinin ardından tek bir füze saldırısıyla hepsinin öldürüldüğü aktarıldı. Toplantı davetinin sahte olduğu sonradan açıklansa da, davetin son derece ikna edici olduğu ve komutanların katılmayı kabul ettiği bildirildi.
Iran International’a göre İsrail, Şadmani’yi yüksek teknolojili bir operasyonla takip etti. Mossad, dijital yollarla Şadmani’nin DNA örneğini elde etti; yapay zekâ tabanlı yüz tanıma ve genetik profilleme teknikleriyle kimliğini belirledi. Tahran’daki şehir güvenlik kameralarına kötü amaçlı yazılım yerleştirildi ve bu sayede Şadmani, Zaferaniye Mahallesi’nde tespit edildi. 27 Haziran’da bir insansız hava aracı (drone) saldırısıyla öldürüldü.
Ayrıca, IRGC istihbarat başkanı ve iki yardımcısı da bir başka karşı istihbarat operasyonunda öldürüldü. Kurdbacheh sokağındaki güvenli bir eve bir ajan tarafından çekilen bu kişiler, İsrail güçlerinin yakındaki bir anaokulunun boşalmasını beklemesinden 10 dakika sonra düzenlediği saldırıyla öldürüldü. Saldırıda Muhammed Kazemi ve yardımcıları hayatını kaybetti. Söz konusu konumun iki anaokulu ile bir kız okulunun arasında bulunması, Devrim Muhafızları’nın sivilleri canlı kalkan olarak kullandığı yönünde endişelere yol açtı.
Salı günü İran’ın iletişim bakanı, savaş süresince ülkenin 20 binden fazla siber saldırıya uğradığını açıkladı. “Birçok saldırıyı bertaraf etmeyi başardık,” dedi. Aynı gün İran hükümeti sözcüsü Fatemeh Mohajerani, İsrail ile yaşanan çatışmalarda en az 1.062 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 102 kadın ve 38 çocuğun bulunduğunu bildirdi.
Kaynak: Gazete Oksijen
Coca-Cola, sonbaharda Trump formülüyle raflarda
Meksika’daki versiyonları gibi kamış şekeriyle hazırlanan yeni Coca-Cola, ABD’de sonbaharda raflarda olacak. Uzmanlar ise “şeker şekeridir” diyerek uyarıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Coca-Cola, salı günü yaptığı açıklamada kamış şekeriyle tatlandırılmış yeni bir Cola ürününü piyasaya süreceğini duyurdu. Bu gelişme, geçen hafta eski ABD Başkanı Donald Trump’ın şirketi mısır şurubu yerine kamış şekeri kullanmaya ikna ettiğini iddia ettiği sosyal medya paylaşımının ardından geldi.
Şirket, mali raporunda “devam eden inovasyon stratejisinin” bir parçası olarak sonbaharda “ABD üretimi kamış şekeriyle” hazırlanan bir Cola çeşidinin ürün yelpazesine ekleneceğini açıkladı. Hâlihazırda Meksika’da satılan Coca-Cola gibi bazı versiyonlar kamış şekeriyle üretiliyor.
“Bu yeni ürün, şirketin güçlü ana portföyünü tamamlayacak ve farklı zevklere hitap eden daha fazla seçenek sunacak,” denilen açıklamada, Wall Street analistleriyle yapılacak yatırımcı görüşmesinde daha fazla detay paylaşılabileceği belirtildi.
Kampanyalar uzun süredir sürüyordu
Trump geçen hafta yaptığı açıklamada Coca-Cola’nın kolalarında kamış şekeri kullanmayı “kabul ettiğini” söylemişti. Ancak salı günü yapılan açıklamaya göre şirketin amiral gemisi olan klasik Coca-Cola tarifesi değişmeyecek ve mısır şurubu kullanılmaya devam edilecek. Bunun yerine kamış şekeri içeren ayrı bir ürün piyasaya sürülecek.
ABD’de üretilen Coca-Cola, uzun yıllardır ucuz bir tatlandırıcı olan yüksek fruktozlu mısır şurubuyla hazırlanıyor. Trump’ın Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanı Robert F. Kennedy Jr. ise bu bileşene karşı uzun süredir kampanya yürütüyor.
Kennedy, Eylül ayında Jordan Peterson’un podcast programında yaptığı açıklamada, yüksek fruktozlu mısır şurubunu “şişmanlık ve diyabet formülü” olarak nitelendirmişti.
Uzmanlar ne diyor?
Sağlık uzmanları ise kamış şekeriyle üretilen gazlı içeceklerin de sağlıklı olmadığı konusunda uyarıyor. Tüketici hakları savunucusu Center for Science in the Public Interest’te kıdemli politika bilimcisi Eva Greenthal, CNN’e daha önce verdiği demeçte “Şekerin kaynağı ne olursa olsun aşırı tüketimi sağlığa zararlıdır” demişti. “Trump yönetimi, farklı şeker türlerine odaklanmak yerine şeker miktarını azaltmaya yönelmelidir.”
Pepsi'nin planı ne?
Öte yandan rakip PepsiCo tarafında büyük bir değişim planı bulunmuyor. Ancak şirketin duyurduğu yeni prebiyotik gazozu ve yakın zamanda satın aldığı Poppi markası kamış şekeri içeriyor.
PepsiCo CEO’su Ramon Laguarta, geçtiğimiz hafta CNBC’ye yaptığı açıklamada “ABD’de şeker, dünyanın birçok yerine kıyasla daha pahalı. Hükümetle, şeker maliyetinin nasıl düşürülebileceği ve şeker üretimini kolaylaştıracak bir tarım stratejisinin nasıl geliştirilebileceği üzerine bir konuşma yapılmalı” ifadelerini kullandı.
Kaynak: Gazete Oksijen
ABD, UNESCO'dan tekrar ayrılıyor
Amerika Birleşik Devletleri, Donald Trump’ın isteği üzerine UNESCO’dan bir daha ayrılıyor. Şubat ayında ABD’nin UNESCO üyeliğine dair bir inceleme raporu hazırlanmasını talep eden Trump, sonuçlardan memnun kalmadı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Amerika Birleşik Devletleri, UNESCO üyeliğine son verme kararı aldı. Donald Trump, gerekçe olarak UNESCO’nun “Amerika ve İsrail karşıtlığını” öne sürdü.
Trump, bir önceki başkanlık döneminde de aynı gerekçeyle ABD’nin UNESCO üyeliğine son vermiş, üyelik 2021’de Joe Biden tarafından yenilenmişti.
Şubat ayında Donald Trump, ABD’nin UNESCO üyeliğine dair bir inceleme raporu hazırlanmasını talep etmişti. Düzenlenecek raporda, organizasyondaki “antisemitizm ve İsrail karşıtı yargılara” karşı dikkatli olunmasını vurgulamıştı.
New York Post’un haberine göre, incelemenin ardından UNESCO’nun “Filistin ve Çin yanlısı” politikalarının yanı sıra cinsiyet eşitliğine dair yaptırımları da ABD’nin memnun kalmadığı noktalardan oldu.
"UNESCO, ABD değerlerine uzaklaştı"
Beyaz Saray Yardımcı Basın Sözcüsü Anna Kelly, “Başkan Trump; ABD’nin, Amerikalıların Kasım’da oy verdiği mantıklı politikalardan oldukça uzak, bölücü ve “woke” kültürel değerleri destekleyen UNESCO’dan ayrılması kararını aldı.” dedi.
Trump’ın hedefinde UNESCO’nun Filistin'i “İsrail işgali altında” olarak nitelendirmesi ve “Hamas’ı açıkça kınamadan İsrail’i eleştirmesi” vardı.
İncelemenin memnuniyetsizlik yaratan sonuçları arasında, UNESCO’nun yayınladığı “Irkçılık ve ayrımcılıkla mücadele: UNESCO araç kiti” ve cinsiyet eşitliğini teşvik eden “Transforming MENtalities” inisiyatifleri gösterildi.
ABD’nin ayrılma kararında etkili olan bir diğer etken ise Çin’in UNESCO’nun ikinci en büyük finansörü olması.
Beyaz Saray Sözcüsü Kelly, açıklamasında “Çin, UNESCO üzerindeki etkisini Beijing’in çıkarlarına uygun uluslararası standartlar empoze etmek için kullanıyor” ifadelerine yer verdi.
Trump, Beyaz Saray’daki ilk döneminde ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü (WHO), BM İnsan Hakları Konseyi, İran Nükleer Anlaşması ve Paris İklim Anlaşması ile bağlarının koparılmasını talep etmişti. Aynı şekilde 2017'de "İsrail karşıtlığı" sebebiyle UNESCO üyeliğini de iptal etmişti.
Eski başkan Joe Biden, üyeliği 2023’te yenilemiş ve Çin’in ilerleyişini durdurmak adına ABD üyeliğinin organizasyonda şart olduğunu öne sürmüştü.
UNESCO Genel Direktörü açıklama yaptı
UNESCO’nun Genel Direktörü Audrey Azoulay, ABD’nin ayrılma kararına dair açıklama yaptı.
Azoulay, ABD'nin ayrılışını üzüntüyle karşıladığını belirtirken, bu kararı zaten öngördüklerini ve UNESCO'nun hazırlıklı olduğunu paylaştı.
Açıklamada, "Son yıllarda büyük yapısal reformlar gerçekleştirdik ve finansman kaynaklarımızı çeşitlendirdik. 2018'den bu yana yapılan çalışmalar sayesinde, ABD'nin örgüte finansal katkısındaki azalış dengelendi ve artık -bazı Birleşmiş Milletler kuruluşları için %40'a karşılık- toplam bütçemizin %8'ini temsil ediyor." ifadelerine yer verildi.
Kaynak: Gazete Oksijen
Yunanistan'da aşırı sıcaklar nedeniyle çalışma saatlerine sınırlama getirildi
Yunanistan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, aşırı sıcaklar nedeniyle çalışma saatlerine sınırlama getirdi. Sınırlamaya göre yerel saatle 12.00-17.00'de açık alanlarda beden gücü gerektiren işlerde çalışma yasaklandı
Macron'dan UNESCO'ya destek mesajı: ABD'nin çekilmesi taahhüdümüzü zayıflatmayacak
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD'nin çekilme kararı aldığı UNESCO'ya "sarsılmaz desteğini" ifade etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD'nin 2 yıl önce döndüğü Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nden (UNESCO) yeniden ayrılacağını duyurmasının ardından sosyal medya platformu X'teki hesabından açıklama yaptı. UNESCO'nun bilim, okyanus, eğitim, kültür ve dünya mirasının küresel koruyucusu olduğunu kaydeden Macron, kuruma "sarsılmaz desteğini" dile getirdi. Macron, "ABD'nin çekilmesi, bu mücadeleyi verenlere yönelik taahhüdümüzü zayıflatmayacak" ifadesini kullandı.
Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Anna Kelly, Washington yönetiminin, UNESCO'dan çekilme kararı aldığını açıklamıştı. Kelly, "UNESCO'nun Amerikalıların kasımda oy verdiği sağduyulu politikalarla tamamen uyumsuz, ayrıştırıcı kültürel ve sosyal davaları desteklediği" için alındığını belirtmişti. Çekilme kararı, Aralık 2026 sonunda yürürlüğe girecek. Böylelikle ABD, Başkan Donald Trump döneminde iki, örgüt tarihinde üçüncü kez UNESCO'dan çekilmiş olacak.
ABD, Trump'ın ilk dönemine denk gelen 2017'de UNESCO'dan "İsrail karşıtı tutumu" ve "yapısal reform ihtiyacı" nedeniyle çekilmişti. ABD, 2021-2025'e denk gelen Joe Biden yönetiminde, 2023'te yeniden UNESCO'ya dönmüştü. UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, Trump'ın bu kararından derin üzüntü duyduğunu belirtmişti. Azoulay, kararın "çok taraflılığın temel ilkeleri ile çeliştiğini" ve bu ülkedeki UNESCO işbirlikçilerini olumsuz etkileyebileceğini vurgulamıştı. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Paris merkezli UNESCO, BM'nin küresel eğitim, bilim ve kültür faaliyetlerine odaklanıyor.
Kaynak: AA
Araştırma komitesi raporu açıklandı: 6 Mart olaylarında Tartus ve Lazkiye'de çoğu sivil 1426 kişi öldürüldü
Suriye'de sahil bölgesindeki 6 Mart olaylarını araştıran komite bulguları açıkladı. Rapora göre, 4 gün devam eden öldürme, yağma ve talan olaylarında çoğu sivil ve 90'ı kadın 1426 kişi hayatını kaybetti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Suriye'nin kuzeybatısındaki Lazkiye ve Tartus illerini kapsayan sahil bölgesinde 6 Mart'ta yaşanan olayları incelemek amacıyla kurulan Gerçekleri Araştırma Komitesi'nin sonuç raporunda, olaylarda çoğu sivil ve 90'ı kadın 1426 kişinin öldüğü ifade edildi. Komite, 4 ay süren incelemeler sonunda hazırlanan nihai raporunu ve bulgularını basın mensuplarıyla paylaştı.
298 kişi savcılığa sevk edildi, 37'si tutuklandı
Basın toplantısında konuşan Komite Sözcüsü Yaser el-Ferhan, bulguların "kesin kanıtlara değil, şüpheye dayandığını", araştırma sürecinde Birleşmiş Milletler'in (BM) kurumlarıyla istişare ederek gerekli standartları karşılamaya çalıştıklarını söyledi. Komitenin paylaştığı raporda, öldürme, yağma ve talan gibi olaylara karıştığından şüphelenilen 298 kişinin kimliğinin tespit edilip savcılığa sevk edildiği; 37'sinin ise tutuklandığı aktarıldı. Raporda, 298 isimden kaçının güvenlik güçlerinden olduğu belirtilmezken, olaylarda çoğu sivil ve 90'ı kadın 1426 kişinin öldüğü teyit edildi.
"Organize değildi, intikam dürtüsüyle hareket edildi"
İhlallerin yaygın olduğu ancak organize olmadığı görüşüne yer verilen raporda, olayın faillerinin ideolojik sebeplerden ziyade intikam alma dürtüsüyle hareket ettiği vurgulandı. Raporda, ordu ve iç güvenlik güçlerinden 238 kişinin öldüğü saldırıların faili olarak devrik rejim unsurlarından meydana gelen El-Fulul adlı grubun gösterildiği, 265'inin kimliğinin tespit edildiği El-Fulul grubunun sahil bölgesinde mezhep temelli bir "devlet kurmayı hedeflediği" tespiti paylaşıldı.
"Emir verildiğine dair kanıt yok"
El-Fulul grubunun, hükümet çalışanlarının ailelerini de hedef alan eylemleri üzerine, sahil bölgesine diğer güvenlik güçlerinin yanı sıra ülkenin farklı kesimlerinden hükümete bağlı olmayan binlerce kişinin geldiği kaydedildi. Raporda, bu şekilde bölgede toplanan silahlı adam sayısının yaklaşık 200 bin olduğu ifade edildi. Komite üyeleri, bazı silahlı grup mensupları dahil pek çok kişinin sivillere karşı yaygın ve ciddi ihlaller işlediğini söylemesine karşın, güvenlik güçlerini yöneten isimlerin ihlallerde bulunma emri verdiğine dair ellerinde kanıt olmadığını anlattı.
"Failler yakalanmalı"
Yetkili makamlara, olaylara karışan kişilerin kimliklerini tespit etmesi, özel soruşturma ve takip mekanizmaları oluşturması çağrısı yapılan raporda, "Fail konumundaki kişilerin yakalanması ve adil şekilde yargılanması sağlanmalıdır" denildi. Raporda, güvenlik ve istihbarat kurumlarının yapılarının yeniden düzenlenmesi gerektiği tavsiye edilerek, mağdurlar için "yasal temelli tazminat mekanizmasının" başlatılması çağrısında bulunuldu. Suriye'deki geçiş döneminin adil bir şekilde sürdürülebilmesi için gerekli tedbirlerin alınması gerektiği vurgulanan raporda, "Ulusal yasalar ve adli sistem, uluslararası sözleşmelere ve insan hakları standartlarına uyumlu hale getirilmelidir" ifadesine yer verildi. Raporda, Suriye'de "toplumsal diyalog, barış ve sosyal uyum programlarına" öncelik verilmesi gerektiğinin altı çizilerek, "Mezhepçilik, şiddet ve nefret söylemlerini kışkırtan içeriklere karşı yasama, yürütme ve eğitimsel tedbirler alınmalı ve medya ile sosyal medya platformları bu konuda denetlenmelidir" denildi.
"İhlallere karışanların kimlikleri ortaya çıkarılmalı"
Sözcü Ferhan, ülkedeki silahlı grupların Savunma Bakanlığı yapısına entegrasyonunun hala "büyük ölçüde yüzeysel kaldığını" ifade ederek, sürecin tamamlanmadığını ve bu yapının, "Esad rejimi ordusunun dağıtılmasından kaynaklanan boşluğu doldurmak için geçici bir çözüm olduğunu" belirtti. Komite Başkanı Hakim Cuma El-İnizi ise yaptığı değerlendirmede, soruşturmalarda elde edilen sonuçlara göre ihlallere karıştığı değerlendirilen kişi ve grupların kimliklerinin ortaya çıkarılması için yetkili makamların gerekli adımları atmasını tavsiye etti.
6 Mart olayları
6 Mart 2025'te Tartus ve Lazkiye illeri ile Ceble ve Banyas ilçelerini kapsayan sahil bölgesinde, İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçlerinin yol kontrol noktalarına ve ordu karakollarına kapsamlı bir saldırı düzenlenmişti. Saldırıda, güvenlik güçleri ve sivillerden yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, bunun üzerine Savunma Bakanlığı bölgeye askeri takviye göndermişti. Şam yönetimi, olaylara müdahil olan ve "disiplinsiz unsurlar" olarak tanımladıkları kişilerin, sahil bölgesinde öldürme, hırsızlık ve cinayet gibi ihlallerde bulunduklarını bildirmişti. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, 9 Mart'ta, olaylarla ilgili gerekli işlemlerin yapılması için Gerçekleri Araştırma Komitesi ve Toplumsal Barışı Koruma Yüksek Komitesi'ni kurma kararı almıştı.
Kaynak: AA
Trump'tan Obama'ya: Vatana ihanet suçu işledi, peşine düşme zamanı geldi
ABD Başkanı Trump, 2016 seçimlerinde Rusya'nın kendisini desteklediği iddialarının sorumlusu olmakla suçladığı Obama'ya karşı da ağır suçlamalarda bulundu. Obama için, "Vatana ihanet suçu işledi" diyen Trump, kendisine komplo kurmaya çalışanların "peşine düşme zamanının geldiğini" ifade etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Devlet Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın, 2016 seçimlerinde Rusya'nın kendisini desteklediği iddialarının sorumlusu olduğunu söyledi. "Obama suçüstü yakalandı" diyen Trump, Obama'yı 2016 seçimlerini "manipüle etmeye çalışmakla" suçladı. Trump, Obama için, "Vatana ihanet suçu işledi" diyerek, kendisine komplo kurmaya çalışanların "peşine düşme zamanının geldiğini" vurguladı.
ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın 2016 seçimlerini konu alan gizliliği kaldırılmış yeni raporuna atıfta bulunan Trump, söz konusu olayda Obama'nın "çete lideri" olduğunu ifade etti. Trump ayrıca, olayla ilgili, eski ABD Başkanı Joe Biden ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ı da sorumlu tuttu.
Rusya soruşturması
Rus hükümetinin, 2016 başkanlık seçimlerini Trump'ın lehine etkilediği iddiaları üzerine 2017'de Robert Mueller, özel yetkili savcı olarak görevlendirilmiş ve Trump'ın kampanyasının seçim sürecindeki faaliyetleri soruşturulmuştu. Yaklaşık 2,5 yıl süren soruşturmanın ardından Trump'ı suçlu çıkaracak delile ulaşılamamış ve dosya kapanmıştı.
ABD Adalet Bakanlığı, Trump döneminde John Durham'ı özel yetkili savcı olarak atamış ve Rusya soruşturmasının kökenleri araştırılmaya başlanmıştı. Durham'ın soruşturmasında bugüne kadar 2 kişi delillerle oynandığını ve Trump'ı suçlu çıkarmaya çalıştıklarını itiraf etmiş, Rusya soruşturmasına yol açan Steele dosyasını ise Demokratların fonladığı ortaya çıkmıştı.
Obama'dan Trump'a yanıt
ABD’nin eski Başkanı Barack Obama, ABD Başkanı Donald Trump’ın hakkındaki "ihanet" ve "darbe" suçlamalarına ofisi aracılığıyla cevap verdi. Obama’nın ofisi tarafından yapılan açıklamada, Ulusal İstihbarat Direktörü Ofisi tarafından yayımlanan belgenin, Rusya’nın 2016 ABD Başkanlık Seçimlerini etkilemeye çalıştığı ancak oyları manipüle edemediği yönündeki genel kabulün geçerliliğini ortadan kaldırmadığı belirtildi.
Açıklamada, "Geçen hafta yayımlanan belgede, Rusya’nın 2016 başkanlık seçimlerini etkilemeye çalıştığı ancak herhangi bir oyu manipüle etmekte başarılı olamadığı yönündeki yaygın kabul gören çıkarımın aksini kanıtlayan hiçbir şey bulunmuyor" denildi.
Trump’ın bugün Beyaz Saray’daki basın toplantısı sırasında Obama’ya yönelttiği ağır suçlamalara da değinilen açıklamada, "Bu tuhaf suçlamalar hem saçma hem de dikkatleri başka yöne çekmeye yönelik cılız bir çabadır" denildi.
Kaynak: AA
Rusya'nın otomobil ithalatı yüzde 63 azaldı
Rusya'nın otomobil ithalatı, 2025'in ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 63 gerileyerek 149 bin 300’e düştü. Yeni otomobil satışları ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27 azalarak 546 bine geriledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Rusya'nın otomobil ithalatının yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 63 azalarak 149 bin 300'e gerilediği bildirildi. Rusya merkezli Avtostat’tan yapılan yazılı açıklamada, ülkenin 2025’in ilk yarısındaki otomobil ithalatına ilişkin bilgilere yer verildi. Çin’in yüzde 77’lik payla Rusya'nın otomobil ithalatında lider konumunda bulunduğuna işaret edilen açıklamada, yüzde 8 payla Kırgızistan'ın ikinci, yüzde 4,7'yle Belarus'un üçüncü ve yüzde 4,4'le Güney Kore'nin dördüncü sırada bulunduğu belirtildi.
Söz konusu dönemde, Rusya'nın otomobil ithalatının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 63 gerileyerek 149 bin 300’e düştüğü bilgisine yer verilen açıklamada, ithal otomobillerde Changan, Geely, Haval, TANK ve Toyota'nın en fazla paya sahip markalar olduğu kaydedildi. Rusya'da durma noktasına gelen otomobil satışları, Çinli şirketlerin ülkeye ihracatını ve yerli üreticilerin üretimlerini artırmasıyla toparlanma sürecine girmişti. Rusya Merkez Bankasının uyguladığı sıkı para politikası nedeniyle geçen yılın ikinci yarısından itibaren düşüş sürecine giren yeni otomobil satışları, bu yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27 azalarak 546 bine geriledi.
Kaynak: AA
Trump: Şi beni davet etti, Çin'e gideceğim
ABD Devlet Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in kendisini davet ettiğini ve muhtemelen Çin'de bu görüşmeyi yapacaklarını söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Trump, Beyaz Saray'da ağırladığı Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr ile birlikte basın mensuplarının sorularını cevapladı. Şi ile çok defa telefon görüşmesi yaptığını anımsatan Trump, "Başkan Şi beni Çin'e davet etti ve muhtemelen bunu yapacağız" dedi.
Trump, Şi ile yakın geleceğe dair planları olduğunu belirttiği konuşmasında, Marcos'un Çin ile iyi ilişkiler geliştirmesinin kendisi için sorun teşkil etmeyeceğini, Filipinler Devlet Başkanı'nın ülkesi için "doğru olanı yapmak zorunda olduğunu" söyledi.
ABD Başkanı, "O'nun (Marcos) Çin ile iyi geçinip geçinmemesi umurumda değil, çünkü Çin ile çok iyi geçiniyoruz. Çok iyi bir ilişkimiz var" ifadelerini kullandı.
Filipinler Devlet Başkanı Marcos Jr ise, ABD ile aralarındaki "100 yılı aşkın süredir devam eden güçlü bağları" bir kez daha teyit etmekten duyduğu mutluluğu vurguladı.
Trump ile yapacakları ticari anlaşmaların detaylarını görüşecek olan Marcos, ABD Başkanı'na teşekkürlerini iletirken, tüm Filipinlilerin, hatta okul çocuklarının kültürel hafızasında, "en güçlü, en yakın ve en güvenilir müttefik devletin her zaman ABD olduğu gerçeğini" dile getirdi.
Rusya soruşturması
Rus hükümetinin, 2016 başkanlık seçimlerini Trump'ın lehine etkilediği iddiaları üzerine 2017'de Robert Mueller, özel yetkili savcı olarak görevlendirilmiş ve Trump'ın kampanyasının seçim sürecindeki faaliyetleri soruşturulmuştu.
Yaklaşık 2,5 yıl süren soruşturmanın ardından Trump'ı suçlu çıkaracak delile ulaşılamamış ve dosya kapanmıştı.
ABD Adalet Bakanlığı, Trump döneminde John Durham'ı özel yetkili savcı olarak atamış ve Rusya soruşturmasının kökenleri araştırılmaya başlanmıştı.
Durham'ın soruşturmasında bugüne kadar 2 kişi delillerle oynandığını ve Trump'ı suçlu çıkarmaya çalıştıklarını itiraf etmiş, Rusya soruşturmasına yol açan Steele dosyasını ise Demokratların fonladığı ortaya çıkmıştı.
Ürdün'de Müslüman Kardeşler Derneği kendini feshetti
Ürdün’deki Müslüman Kardeşler (İhvan) Derneği, kendini feshetti. Fesih açıklamasında, "Güvenlik, istikrar, meşruiyet ve gelecek nesillerin yararı doğrultusunda bu kararı aldık" denildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Ürdün’deki Müslüman Kardeşler (İhvan) Derneği'nin kendisini feshettiği bildirildi. Ürdün devlet televizyonu El-Memleke’nin haberinde, siyasi dernekler yasasına göre yasal statüde faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler Derneği'nin kendini feshettiği belirtildi.
Dernek tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Anayasa doğrultusunda, ulusal yaklaşımla uyumlu bir çerçevede, açık ve yasal yöntemlerle çalışmalarımızı yürüttük. Güncel siyasi gelişmeler ışığında, tartışmalı isim ve kavramların gölgesinde faaliyet göstermemek adına, dernek olarak şeffaflık, ılımlılık ve yasal çalışma anlayışını benimsedik. Güvenlik, istikrar, meşruiyet ve gelecek nesillerin yararı doğrultusunda bu kararı aldık. Bu doğrultuda, ülkemize olan bağlılığımız, Ürdün’e olan aidiyetimiz ve Haşimi liderliğimize olan sadakatimiz gereği yasal olarak kurulmuş bu derneği feshediyoruz." Ürdün makamları, 2015 yılından bu yana faaliyet yürüten derneğin fesih kararına ilişkin şu ana kadar herhangi bir açıklama yapmadı.İhvan'ın Ürdün'deki grubu, Arap Baharı döneminde bazı üyelerinin ayrılmasıyla bir bölünme yaşamış, bu ayrılmaların sonucunda “Müslüman Kardeşler Derneği” adıyla yeni bir yapı kurulmuştu. Grup, hükümetin Mart 2015’te bu yeni derneğe resmi ruhsat vermesini, kendi meşruiyetine karşı bir darbe olarak değerlendirmişti. Temmuz 2020’de, Ürdün’deki en yüksek yargı mercii olan Temyiz Mahkemesi, "Müslüman Kardeşler" grubunun feshedilmesine karar vermişti. Ürdün İçişleri Bakanlığı, 23 Nisan’da Müslüman Kardeşler (İhvan) teşkilatına bağlı her türlü faaliyeti yasa dışı ilan ederek teşkilatı yasakladığını açıklamıştı.
Kaynak: AA
'Lobicilik' suçlaması: Fransa Kültür Bakanı Dati, yolsuzluk davasında yargılanacak
Fransa Kültür Bakanı Rachida Dati, 'yolsuzluk' ve 'nüfuz ticareti' suçlamalarıyla Paris Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak. Dati hakkında, AP milletvekili olarak görev yaptığı dönemde Renault-Nissan Grubu'ndan 900 bin euro alarak lobicilik faaliyeti yürüttüğü iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Barrack: Lübnan ikinci bir İsrail savaşıyla karşı karşıya kalmayacak
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Barrack, Lübnan merkezli El-Cedid kanalına konuştu. İsrail ile Lübnan arasında bir müzakereci değil, olumlu etki yaratmaya çalışan siyasi bir aracı olduğunu dile getiren Barrack, "Lübnan ikinci bir İsrail savaşıyla karşı karşıya kalmayacak" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, "Lübnan'ın ikinci bir İsrail savaşıyla karşı karşıya kalmayacağını" savundu. Lübnan merkezli El-Cedid kanalına konuşan Barrack, “Lübnan ile İsrail arasında bir ateşkes anlaşması olduğunu ancak tarafların bunu uygulamakta zorlandığını" belirtti. ABD'li Temsilci, "Biz Lübnan’dayız çünkü barışın sağlanmasına yardımcı olmak istiyoruz. Ancak bir takvim var ve zaman daralıyor, bu yüzden bir uzlaşıya varılması için baskı yapıyoruz." dedi.
"Lübnan bu yasayı nasıl uygulayacağına kendisi karar vermeli"
Barrack, sözlerine şöyle devam etti: "Ben silahların yalnızca devlette toplanmasını talep etmiyorum ancak Lübnan’da yalnızca bir askeri kurum olması gerektiğini belirten bir yasa var. Lübnan bu yasayı nasıl uygulayacağına kendisi karar vermeli. Hafif ve ağır silahların mutlaka bırakılması gerekiyor." İsrail’in ateşkese uyacağına dair garanti verilmemesi konusundaki tutumuna ilişkin ise Barrack, bir müzakereci değil, taraflar arasında olumlu etki yaratmaya çalışan siyasi bir aracı olduğunu söyledi. "Lübnan ikinci bir İsrail savaşıyla karşı karşıya kalmayacak." diyen Barrack, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Lübnan’a bu zorlu zamanlarda yardım etmek isteğini aktardı. Barrack ayrıca, Suriye’de sağlanacak istikrarın, Lübnan’da da istikrarın teminatı olacağına işaret etti.
İsrail ile Lübnan arasında 27 Kasım 2024'te yapılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail sıklıkla anlaşmayı ihlal ediyor. Lübnan'a yönelik kara saldırıları sırasında sınır hattındaki beldelere giren İsrail ordusu, ateşkes anlaşmasındaki geri çekilme maddesine rağmen 5 noktadaki işgalini sürdürüyor. Hava ve kara saldırılarıyla sınıra yakın beldelerde büyük yıkıma yol açan İsrail, ateşkesin üzerinden aylar geçmesine rağmen Lübnan'ın güneyinde araçları ve bazı noktaları İHA'larla hedef almaya devam ediyor.
ABD'nin Hizbullah'ı silahsızlandırma önerisi
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 19 Haziran'da Beyrut yönetimine "ülkedeki tüm silahların yalnızca devletin denetiminde toplanmasını öncelikli hedef olarak belirleyen" ABD önerisini sunmuştu. Barrack, 27 Haziran'da konuk olduğu Al Arabiya televizyonunda, bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve "Hizbullah'ın askeri kanadı tamamen ortadan kalkmalı. Siyasi kısmı değil ama askeri yapısı kabul edilemez. Silahsızlanma için takvim belirlenmeli, mesela Litani Nehri'nin kuzeyine çekilmeli" ifadelerini kullanmıştı. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım da 6 Temmuz'da Aşura töreninde yaptığı konuşmada Hizbullah’ın silahları teslim etme çağrılarına, İsrail’in Lübnan’daki saldırıları son bulmadan yanıt vermeyeceğini söylemişti.
Kaynak: AA
Obama’dan Trump’ın hakkındaki 'ihanet' ve 'darbe' suçlamalarına cevap: Bu tuhaf suçlamalar dikkatleri başka yöne çekmeye yönelik cılız bir çaba
ABD’nin eski Başkanı Barack Obama’nın ofisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Obama’ya yönelik ülkeye ihanet ve darbe suçlamalarına cevap vererek, "Bu tuhaf suçlamalar hem saçma hem de dikkatleri başka yöne çekmeye yönelik cılız bir çabadır" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD’nin eski Başkanı Barack Obama, ABD Başkanı Donald Trump’ın hakkındaki "ihanet" ve "darbe" suçlamalarına ofisi aracılığıyla cevap verdi. Obama’nın ofisi tarafından yapılan açıklamada, Ulusal İstihbarat Direktörü Ofisi tarafından yayımlanan belgenin, Rusya’nın 2016 ABD Başkanlık Seçimlerini etkilemeye çalıştığı ancak oyları manipüle edemediği yönündeki genel kabulün geçerliliğini ortadan kaldırmadığı belirtildi.Açıklamada, "Geçen hafta yayımlanan belgede, Rusya’nın 2016 başkanlık seçimlerini etkilemeye çalıştığı ancak herhangi bir oyu manipüle etmekte başarılı olamadığı yönündeki yaygın kabul gören çıkarımın aksini kanıtlayan hiçbir şey bulunmuyor" denildi.Trump’ın bugün Beyaz Saray’daki basın toplantısı sırasında Obama’ya yönelttiği ağır suçlamalara da değinilen açıklamada, "Bu tuhaf suçlamalar hem saçma hem de dikkatleri başka yöne çekmeye yönelik cılız bir çabadır" denildi.
Trump, Obama’yı darbe girişimi yapmakla suçlamıştı
ABD Başkanı Trump, bugün Beyaz Saray’daki basın toplantısında Obama’yı ülkeye ihanetle suçlamış ve 2016 başkanlık seçimleri sürecinde kendisini Rusya ile ilişkilendirmek amacıyla yürütülen kampanyaya liderlik eden ismin Obama olduğunu ileri sürmüştü. Obama’nın suçlu olduğunu ve yargılanması gerektiğini söyleyen Trump, "Obama’nın ihanet içerisinde olduğuna yönelik tartışmasız kanıtlar var. Obama, bir darbe girişimine liderlik etmeye çalışıyordu. Bunu Hillary Clinton ve diğerleriyle birlikte yaptı. Ama başlarında Obama vardı" demişti.Geçtiğimiz cuma günü ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard tarafından yayımlanan raporda, Obama yönetimi 2016 seçimlerinde Rusya’nın Trump lehine müdahil olduğu yönünde sahte istihbarat üretmekle suçlanmıştı.
Financial Times: Otoriterleşme, Trump’ın Erdoğan’a daha olumlu bakmasına neden olmuş olabilir
Financial Times, ABD Başkanı Trump'ın ticaret savaşı açtığı ülkelerin seçim sonuçlarına etkisini Brezilya üzerinden inceledi. Aynı haberde neredeyse her ülkeye ağır tarifeler uygulayan Trump'ın Türkiye'ye neden %10 tarife uyguladığına geniş yer verildi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Financial Times'da yer alan haberde Brezilya-ABD ilişkilerine dair bir analiz yayınlandı. Söz konusu analizde Trump-Bolsonaro ilişkileri ve Brezilya'ya yönelik hamleler yer alsa da ABD'nin yeni yönetiminin ve özellikle Başkan Trump'ın Erdoğan ve Türkiye'ye olan bakış açılarına dahası tutuklanarak cezaevine gönderilen Ekrem İmamoğlu hakkında da detaylara değinildi.
Financial Times'ın analizi şöyle:
Anketlerde gerilemek mi? Seçim hezimetine doğru mu sürükleniyorsunuz? Kanada’nın Mark Carney’i, Avustralya’nın Anthony Albanese’si ve şimdi de Brezilya lideri Luiz Inácio Lula da Silva’nın bir çözümü var: Donald Trump’ın ülkenize ticaret savaşı açmasını sağlayın.
Bir süper gücün ekonominize saldırması, seçmenleri bayrak etrafında kenetlemenin en hızlı yollarından biri. Ticaretle ilgisi olmayan Vatikan bile Trump’a teşekkür borçlu olabilir; zira Amerika’nın ilk papanı Robert Francis Prevost’un seçilmesinde Trump’ın Papa Francis’e karşı olan düşmanlığı etkili olmuştu.
Ancak Trump’ın oyun planında Brezilya, özel bir kategoriye sahip. Jair Bolsonaro’nun yargılanmasına atıfta bulunan Trump, bu ayın başında, güçlü liderin davası iptal edilmediği takdirde Batı Yarımküre’nin en büyük ikinci demokrasisine yüzde 50 gümrük vergisi uygulayacağını ilan etti.
Kısa süre sonra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Bolsonaro’nun davasına başkanlık eden Brezilya Yüksek Mahkemesi yargıcı Alexandre de Moraes’e vize yasağı getirdi.
Brezilya'ya darbe, ABD'de kongre baskını
Rubio’nun hamlesi “inanılır gibi değil” dedirten türden. Cumhuriyetçi senatörken ABD’nin demokratik değerleri ve hukuk devleti savunusuyla tanınan Rubio, şimdi ise bir demokrasiye hukuku uyguladığı için ceza veriyor.
Oysa Bolsonaro, Lula’nın kazandığı 2021 başkanlık seçimlerini devirmek için şiddet olaylarını desteklediği iddiasıyla yargılanmayı bekliyor. Bolsonaro’nun başarısız darbe girişimi, Trump’ın Joe Biden’a yenilgisi sonrası yaşanan 6 Ocak Kongre baskınından bir yıl iki gün sonraydı.
Trump-Bolsonaro paralelliği dikkat çekici. Ancak fark şu ki Bolsonaro hesap veriyor. Mesajı kaçıranlar için Rubio geçen hafta ABD’li diplomatlara “bir ülkenin seçim sürecinin adil olup olmadığı, meşruiyeti veya demokratik değerleri hakkında yorum yapmaktan kaçının” talimatı verdi.
Dürüst olmak gerekirse, ABD’nin ders verme alışkanlığı çoğu zaman geri teper. Dünya, Washington’un söylediklerinden çok yaptıklarına bakıyor. Ancak bugün Rubio’nun kıtasında bir liberal demokrasi feneri varsa, o da Brezilya ve Ottawa’dan parlıyor. Washington ise şimdilik sahnenin dışında kalmış durumda.
Lula-Trump arasındaki 'gerilim'
Trump’ın merkantilist bakış açısıyla bile bu adımlar mantıklı değil. ABD, Brezilya ile ticaret fazlası veriyor. Bu nedenle Lula’nın ülkesi, “kurtuluş günü” tarifelerinden muaf tutulmalıydı. Trump’ın amacı ekonomik değil de Bolsonaro’ya destekse bile, bu mantık kendi kendini çürütüyor.
Çünkü yüzde 50’lik ABD tarifelerinden en büyük darbeyi alacak olanlar, Bolsonaro’nun en güçlü olduğu sığır çiftçileri ve kahve ihracatçıları. Trump bu haliyle Lula’nın değil, Bolsonaro’nun tabanını cezalandırıyor. Nitekim Lula’nın popülaritesinin yeniden yükselişe geçmesi şaşırtıcı değil. Lula da bu durumu “Trump ABD başkanı seçildi ama… dünyanın imparatoru değil” diyerek özetledi.
Ekrem İmamoğlu detayı
İkinci desen ise Trump’ın “emperyal kaprisleri.” Onun gözünde tarifeler bir “güzellik.” Amerika’nın dev tüketici pazarına erişim üzerinden dünyaya baskı kurmanın bir aracı. Nitekim Türkiye’nin güçlü adamı Recep Tayyip Erdoğan, Trump’tan yalnızca yüzde 10’luk bir tarife yedi. Oysa Türkiye, Brezilya’nın aksine ABD ile ticaret fazlası veriyor.
Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil birçok muhalif belediye başkanını hapse atması ise Trump’ın gözünde bir “suç” sayılmıyor. Hatta otoriterleşme, Trump’ın Erdoğan’a daha olumlu bakmasına neden olmuş olabilir.
Trump’ın bu içgüdüsünde bir nebze haklılık payı var. ABD’nin demokrasi ihracatı sicili epey karışık. Washington’un tarafsız bir konuma çekilmesi saygı duyulacak bir hamle olurdu ve belki de demokratik değerlerin yayılmasında daha etkili olurdu. Ancak Trump, demokrasiyi değil, otokrasiyi teşvik ediyor. Dost demokrasilerin kaygılanması anlaşılır bir durum.
En yüksek itiraz ise Trump’ın korumacı danışmanlarından gelmeli. Zira tarifelerin amacı ABD’nin üretim kapasitesini artırmak. Trump ise bu aracı anlık kaprisleri için kullanıyor. Ve belli ki güçlü liderlere karşı büyük bir zaafı var.
Kaynak: Gazete Oksijen
Spiegel: Alman hükümeti Türkiye'ye 40 Eurofighter satışına onay verdi
Alman hükümeti, Türkiye'nin 2023'te talep ettiği 40 adet Eurofighter savaş uçağının ihracatına onay verdi. Spiegel'de yer alan haberde Türkiye'nin satın alım için uçakların başka bir NATO üyesine karşı kullanılmayacağı sözünü verdiği öne sürüldü
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Alman Spiegel dergisi, Alman hükümetinin, federal güvenlik konseyinin olumlu kararının ardından Türkiye'ye 40 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağının teslimatına onay verdiğini duyurdu.
Türkiye, Almanya, İngiltere, İtalya ve İspanya'nın oluşturduğu konsorsiyum üyeleri ile Eurofighter Typhoon jetlerinin satın alımı konusunda görüşmeler yütürüyordu. Konsorsiyumda Airbus, BAE Systems ve Leonardo şirketleri yer alıyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Pazartesi yaptığı açıklamada Türkiye'nin Eurofighter alımına İngiltere ve Almanya'nın olumlu yaklaştığını belirterek, söz konusu jetleri bir an önce alacaklarına inandığını söylemişti.
Geçen hafta Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Londra'da bir araya gelmişti. Görüşmede Eurofighter uçaklarının Türkiye'ye satışının da konuşulduğu yönünde iddialar ortaya atılmıştı.
Spiegel: Türkiye, uçakların başka bir NATO üyesine karşı kullanılmayacağı sözünü verdi
Spiegel'in edindiği bilgilere göre, Almanya’daki yeni hükümetin kararından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere hükümeti ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis haberdar edildi.
Her ne kadar Yunanistan ve Türkiye NATO üyesi olsa da, iki ülke arasında yaşanan gerilimler nedeniyle Berlin yönetimi karardan Yunan hükümetini de haberdar etti.
Spiegel'e göre, Türkiye değerlendirme sürecinde, uçakları yalnızca NATO içindeki dayanışma çerçevesinde kullanacağına, yani ittifakın başka bir üyesine karşı kullanmayacağına dair taahhütte bulundu.
Almanya hükümetinin onay vermesinden önce bu planlanan izin Miçotakis ile de görüşüldü.
Bir önceki koalisyon döneminde Almanya, yıllar sonra ilk kez Türkiye’ye büyük çaplı silah ihracatına onay vermişti.
Geçtiğimiz Ekim ayında da, dönemin başbakanı Olaf Scholz (SPD), Türkiye’ye yaptığı bir ziyarette Eurofighter anlaşmasına açık olduğunu dile getirmişti. Ancak koalisyonun dağılması, şu ana kadar olumlu bir karar alınmasını engelledi.
Konsorsiyum daha fazla sipariş bekliyor
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün KKTC dönüşü yaptığı açıklamada Eurofighter konusuyla ilgili Almanya ve Birleşik Krallık'ın olumlu düşünce içinde olduğunu söylemişti.
İngiliz medyasında yer alan haberlere göre, jetlerin kesin sayısı ve teknik özellikleri henüz netleşmiş değil.
Türkiye’nin nihayetinde tüm 40 jeti sipariş etmesi halinde, anlaşmanın yaklaşık 4,75 milyar euro değerinde olacağı tahmin ediliyor. Bu da üretici firma BAE Systems’ın Birleşik Krallık’taki Warton fabrikasında kapasite kullanımını güvence altına almasını sağlayabilir.
Alman medyasında yer alan haberlere göre, Suudi Arabistan ve Katar’dan da ek siparişler gelebilir. Bu durumu Almanya ve ortaklarının silah ihracatı konusunda önümüzdeki dönemde daha liberal politikalar izleyeceğinin işareti olarak değerlendiriliyor.
Türkiye ve İngiltere arasında mutabakat imzalandı
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, İngiltere Savunma Bakanı John Healey ile bir araya gelerek Eurofighter Typhoon kullanıcısı olarak kabulüne ilişkin tam kapsamlı bir anlaşmaya yönelik Mutabakat Zaptı imzaladı.
Milli Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Türkiye Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık Savunma Bakanları; bugün İstanbul’da düzenlenen 17. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı’nda bir araya gelme fırsatını memnuniyetle karşılamış, Türkiye-Birleşik Krallık ortaklığının gücünü yeniden teyit etmiş, iki ülkenin NATO aracılığıyla yürütülen iş birliği dâhil olmak üzere uzun süredir devam eden savunma iş birliğinin, savunma sanayi ve güvenlik alanındaki gelişen bağlarının önemini vurgulamışlardır. Her iki Bakan da, İttifak’ın ortak caydırıcılığını desteklemek amacıyla bu stratejik ortaklığı derinleştirme taahhüdünde bulunmuştur.
İki ülke, Eurofighter Typhoon ihracatı konusunda kayda değer ilerleme sağlamaya devam etmektedir. Türkiye’nin bir Typhoon kullanıcısı olarak kabul edilmesi, NATO’nun kilit müttefikleri arasında onlarca yıl boyunca gelişen dostluk bağlarını daha da güçlendirecek ve Türkiye’nin gelişmiş muharip hava kabiliyetlerini artırma yolunda önemli bir adım olacaktır. Bu gelişme, Birleşik Krallık-Türkiye ortaklığında, kabiliyet iş birliğini güçlendirme ve iki ülkenin savunma sanayilerini dünya çapında lider ekipmanların karşılıklı alımı yoluyla destekleme anlamında yeni bir dönemin başlangıcını oluşturacaktır.
Savunma Bakanları bugün ortak bir Mutabakat Zaptı imzalamıştır. Bu belge, ülkeler arasındaki ilişkiyi resmîleştirmekte ve Typhoon konusunda tam kapsamlı bir anlaşmaya bir adım daha yaklaştırmaktadır. Her iki Bakan da bu imzayı, Türkiye’nin Typhoon topluluğuna katılımı yönünde olumlu bir adım olarak memnuniyetle karşılamakta ve gerekli düzenlemelerin en kısa sürede sonuçlandırılması yönünde ortak bir hedefi paylaşmaktadır.
Kaynak: Gazete Oksijen
Aşırı sağa kaybedilen çoğunluğun ardından: Japonya Başbakanı İşiba istifa iddialarını reddetti
Japonya yerel basınında çıkan haberlere göre, Başbakan Şigeru İşiba'nın, aşırı sağ karşısındaki seçim yenilgisinin ardından ağustos sonuna kadar görevinden istifa etmesi bekleniyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İşiba, seçimi kaybetmesinin ardından ABD ile kapsamlı bir ticaret anlaşmasına imza attı. LDP'nin üst meclisteki çoğunluğu kaybetmesinin hemen ardından konuşan İşiba, istifa etmeyeceğini söylese de Japon basınında çıkan haberler Başbakan'ı yalanlar nitelikte. İstifa gerçekleştiği takdirde Japonya'nın iktidar partisi Liberal Demokrat Parti (LDP) içinde bir liderlik yarışını tetikleyecek.
Başbakan İşiba, pazar günkü üst meclis seçimlerinde partisinin çoğunluğu kaybetmesinin ardından koltuğunu koruyacağını ve yeni ABD ticaret anlaşmasını takip edeceğini belirtmişti. Hatta çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD ile görüşmeleri süren gümrük vergilerine yönelik anlaşmasının görevde kalma kararını etkileyip etkilemeyeceği sorulduğunda, "Anlaşmanın sonucunu iyice incelemeden bir şey söyleyemem" demişti.
İstifanın sebebi yükselen aşırı sağ
Ancak Yomiuri gazetesinin bildirdiğine göre, İşiba salı akşamı yakın çevresine, ticaret anlaşmasına ulaşıldıktan sonra seçim yenilgisinin sorumluluğunu üstleneceğini söylemişti. Göreve başlamasından bir yıldan kısa bir süre sonra gerçekleşecek olan bu ayrılık, LDP içinde bir ardıllık savaşını tetikleyecek. Parti, özellikle yeni, sağcı siyasi partilerin yükselmesi sebebiyle zorlu bir dönemden geçiyor.
Bu yeni partiler arasında, pazar günü gerçekleşen seçimde büyük bir yükseliş kaydeden ve 248 sandalyeli üst meclisteki temsilini bir sandalyeden 14'e çıkaran "Önce Japonya" Sanseito aşırı sağcı grubu da bulunuyor. Sanseito, göçü sınırlama, vergileri düşürme ve artan fiyatlar nedeniyle sıkıntı çeken hanelere mali yardım sağlama vaatleriyle seçmenleri kendine çekti.
İşiba'nın bu istifa kararının, parti içindeki önemli isimlerle çarşamba günü yapacağı seçim sonucu görüşmelerinin ardından resmileşmesi bekleniyor. Bu durum, Japonya siyasetinde sağcı popülist hareketlerin güçlendiği bir dönemin başlangıcı olabilir.
İstifa iddialarını yalanladı
İşiba, iktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) ve Komeito koalisyonunun yaşadığı seçim yenilgisinin ardından istifasını görüştüğü iddialarını çarşamba günü yalanladı.
Başbakan'ın bu açıklaması, Mainichi gazetesinin LDP liderinin Ağustos ayı sonuna kadar istifasını açıklayacağı yönündeki iddiasının ardından geldi. LDP-Komeito koalisyonu, Pazar günü yapılan Temsilciler Meclisi seçimlerinde ağır bir yenilgi alarak parlamentonun her iki kanadında da çoğunluğu kaybetmişti.
Kyodo News'in haberine göre İşiba, Çarşamba günü Taro Aso, Yoshihide Suga ve Fumio Kishida ile LDP'nin performansını değerlendirmek üzere yaptığı görüşmede istifa edip etmeyeceği konusunda "hiçbir şey söylemediğini" belirtti.
Başbakan, parti arkadaşlarıyla "güçlü bir kriz hissi" paylaştığını ve dördünün de Liberal Demokrat Parti'nin "dağılmasını önleme ihtiyacını" vurguladığını ifade etti.
Politico, AB'nin en iddialı ittifakını yazdı: Merz ve Macron'un "Fransız-Alman makinesi"ne ne olacak?
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iddialı "yeni başlangıç" vaatlerine rağmen, savunma ve ticaret gibi kilit alanlardaki derin ayrılıklarla boğuşuyor. Politico, aşırı sağ karşısında koltuklarını korumaya çalışan bu iki liderin ittifakını analiz etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Berlin'de gerçekleşecek buluşmalarında sıcak bir atmosfer sergilemeye hazırlanıyorlar. Merz'in göreve başladığı mayıs ayında Paris'e yaptığı ziyaret ve "Avrupa için yeni bir Fransız-Alman başlangıcı" sözü, ikilinin kişisel bağlarının güçlü olduğu izlenimini pekiştiriyor. Alman ve Fransız yetkililer de ilişkilerdeki bu "yepyeni atmosferden" ve "yeniden keşfedilen Fransız-Alman makinesinden" bahsediyor.
Ancak bu olumlu hava ve deregülasyon ile göç gibi alanlarda artan işbirliğine rağmen, liderler arasındaki rahatsız edici bir gerçek giderek daha belirgin hale geliyor: Bir zamanlar Avrupa Birliği'nin motoru olan Fransız-Alman ekseninin vaat edilen bu yeni başlangıcı, savunmadan ticarete kadar uzanan çözümsüz bölünmelerle şimdiden teklemeye başladı.
Ortak zeminler ve derin ayrılıklar
Merz ve Macron'un iş dünyası yanlısı eğilimler ve daha az devlet müdahalesi isteği gibi konularda birçok ortak noktası var. Nükleer enerji konusunda da yakınlaşan ikili, Almanya'nın nükleer enerjiyi yenilenebilir bir enerji kaynağı olarak sınıflandırmaya yönelik uzun süreli muhalefetinden vazgeçmeye hazırlandığı sinyallerini verdi. Ayrıca, Avrupa'ya gelen sığınmacı sayısını hızlı bir şekilde azaltma konusunda da giderek daha fazla aynı çizgide buluşuyorlar. Fransa'nın nükleer caydırıcılığının Avrupa'nın daha geniş güvenliğine nasıl katkıda bulunabileceği de potansiyel bir işbirliği alanı olarak masada.
Ancak ticaret ve savunma konularındaki temel anlaşmazlıklar giderilebilmiş değil. Politico'ya konuşan Alman milletvekili Roland Theis'e göre, "gerçekten ilerleme kaydedebilmek için Almanya ve Fransa'nın çözmesi gereken iki ana sorun var."
Savunma ve ticaret: İki kilit nokta
Savunma alanındaki ayrılıklar, bu ayın başlarında ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupalıların Ukrayna'ya Amerikan yapımı silah tedarik etmesi yönündeki Alman girişimini desteklemesiyle netleşti. İskandinav ülkeleri ve Birleşik Krallık bu planı desteklerken, Fransa, Macron'un Avrupa'nın daha fazla silahı yerel olarak üretmesi ve ABD'ye olan bağımlılığı azaltma yönündeki uzun süredir devam eden tutumuna uygun olarak buna karşı çıktı. Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlıklar, bloğu Amerikan F-35'lerine daha az bağımlı hale getirecek yeni nesil bir savaş uçağı geliştirme Avrupa projesini de raydan çıkarmakla tehdit ediyor.
Ticaret alanındaki derin ayrılıklar da devam ediyor. Merz, Alman endüstrilerini özellikle sert vuran Trump tarife savaşlarını sona erdirmek için AB'nin ABD ile hızlı ve basit bir ticaret anlaşması yapmasını istiyor. Fransızlar ise daha sert bir yaklaşım ve daha iyi şartlar için bastırıyor. Merz'in dünyanın diğer bölgeleriyle serbest ticaret anlaşmaları yapma çabaları, Macron'un küçük ama siyasi olarak güçlü tarım camiasını yeni et ithalatından koruma endişesi nedeniyle Fransa'nın Güney Amerika'nın Mercosur ticaret bloğu ile yapılacak bir AB anlaşmasına direnmesiyle karşılaşıyor. Alman milletvekili Theis'e göre, bu farklılıkları gidermenin tek yolu, Almanların savunmada Fransızlara yaklaşması ve Fransa'nın ticarette Almanlara yaklaşması.
Aşırı sağ bastırıyor
Uzmanlara göre, hem Macron hem de Merz, ittifakı ileriye taşımak için kendi ülkelerindeki önemli seçmen tabanlarını memnuniyetsizliğe uğratmak zorunda kalacaklar. Alman Dış İlişkiler Konseyi'nden Jacob Ross, "Şansölye ve Cumhurbaşkanı bir ikilemde" diyor ve ekliyor: "Dış politikada ilerleme kaydetmek için iç politikada fedakarlık yapmaları gerekiyor."
Ancak uzlaşma için açılan fırsat penceresi, her iki liderin de benzer iç siyasi baskılarla – özellikle aşırı sağ partilerin artan etkisiyle – karşı karşıya kalması nedeniyle yakında kapanabilir. Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD), artık ülkenin parlamentosundaki en büyük muhalefet gücü haline gelerek Merz'i yurtiçi sorunları çözmek yerine yurtdışında vakit geçirmeyi tercih etmekle eleştiriyor.
Fransa'da ise aşırı sağcı Ulusal Cephe, diğer tüm partilerin çok önünde, yüzde 36 ile anketlerde önde gidiyor. Bu durum, liderlerin iç siyasi kaygıları ile Avrupa'nın geleceği için stratejik ihtiyaçları arasında giderek zorlaşan bir denge kurmak zorunda kalacaklarını gösteriyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
Lockheed Martin'de neler oluyor? Dev yatırım sonrası hisseler ikinci çeyrekte çakıldı
ABD’li savunma devi Lockheed Martin, ikinci çeyrekte karının yüzde 80 düştüğünü açıkladı. Şirket, bazı programlarındaki 1,6 milyar dolarlık zararın ardından yıllık kâr beklentisini de aşağı çekti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD’li savunma devi Lockheed Martin, ikinci çeyrekte karının neredeyse yüzde 80 oranında düştüğünü açıkladı. Şirketin, bazı programlarında 1,6 milyar dolarlık vergi öncesi zarar kaydetmesi bu düşüşte etkili oldu.
F-35 savaş uçağının üreticisi olan dünyanın en büyük savunma şirketinin hisseleri, New York’ta piyasa öncesi işlemlerde yüzde 8 geriledi. Lockheed Martin, yıl geneli için kar beklentisini de aşağı çekti. Şirket, hisse başına kar tahminini 27,30 dolara kadar çıkabileceği önceki seviyeden, 21,70-22 dolar aralığına indirdi.
Şirketin çeyrek dönem net karı 342 milyon dolara, hisse başına 1,46 dolara geriledi. Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde 1,64 milyar dolar ve hisse başına 6,85 dolar olarak kaydedilmişti. Haziran sonunda sona eren çeyrekte gelirler 18,2 milyar dolar ile büyük ölçüde yatay seyrederken, şirket ayrıca 150 milyon dolarlık negatif serbest nakit akışı bildirdi.
'Gizli bir programda yaşanan zorluklar'
Lockheed Martin, yeni zararların büyük ölçüde havacılık bölümündeki gizli bir programla ilgili zorluklardan kaynaklandığını ve bu kapsamda 950 milyon dolarlık bir yükümlülük aldığını belirtti. Şirket, Kanada hükümeti için yürüttüğü deniz helikopterleri tedarik projesinde de 57 milyon dolarlık bir darbe yedi.
CEO Jim Taiclet, şirketin devam eden inceleme sürecinin “büyük çaplı bazı eski programlarda finansal durumu yeniden değerlendirmemize yol açan yeni gelişmeler” ortaya çıkardığını söyledi. Taiclet, çeyrek dönemde “bu yeni tanımlanan riskleri ele almak” için bir dizi yükümlülük aldıklarını kaydetti.
Batılı hükümetlerin Ukrayna’daki savaş ve Orta Doğu’daki çatışmalar nedeniyle askeri harcamaları artırması, savunma yüklenicilerine ivme kazandırsa da, pek çok şirket artan enflasyon ve sabit fiyatlı sözleşmeleri etkileyen maliyet artışlarıyla mücadele ediyor.
'Kayıp serisi' devam edebilir
Vertical Research Partners analisti Robert Stallard, sonuçların “hisselere yönelik zaten olumsuz olan yatırımcı hissiyatını daha da derinleştireceğini” belirtti. Stallard, Lockheed’in son dönemde mali işler direktörünün ayrılığı ve yeni nesil hayalet savaş uçağı ihalesinde rakibi Boeing’e kaybetmesiyle bir “kayıp serisi” yaşadığını ifade etti.
“Programlardan kaynaklanan bu yükümlülükler zaten kötü bir tablo çizerken, serbest nakit akışındaki ciddi açık da operasyonel baskıların endişe verici bir işareti” dedi Stallard, müşterilerine gönderdiği notta.
Türkiye detayı
ABD'li savunma devi Lockheed Martin'in LMT.N Türk Genel Maksat Helikopteri Programı (TUHP) 95 milyon dolar zarar ederken, CEO Jim Taiclet, bu zararın, ABD hükümeti yaptırımları nedeniyle yapılan yeniden yapılandırmadan kaynaklandığını söyledi.


Yorumlar