top of page

31 Mart

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 31 Mar
  • 26 dakikada okunur

Danimarka'dan ABD Başkan Yardımcısı Vance'in açıklamalarına tepki: Yakın müttefiklerinizle böyle konuşamazsınız

Danimarka, ABD Başkan Yardımcısı Vance'in Grönland hakkındaki açıklamalarına tepki gösterdi. Danimarka Dışişleri Bakanı Rasmussen, 'Elbette eleştirilere açığız. Ancak bu eleştirilerin tonunu takdir etmiyoruz. Yakın müttefiklerinizle bu şekilde konuşamazsınız" dedi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Danimarka, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in Grönland'a yaptığı ziyaret sırasında, Kopenhag hükümetinin Ada güvenliği için yeterince yatırım yapmadığı yönündeki yorumlarına karşı çıktı. Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, X hesabından paylaştığı videoda, Vance'in Grönland üzerinden Kopenhag hükümetini eleştirirken kullandığı tonu ve üslubu beğenmediklerini belirtti.

Trump'ın art arda gelen Grönland hamleleri ters tepiyor

Vance'in, Danimarka yönetiminin Grönland'ın güvenliği için yeterli finansmanı sağlamadığına ilişkin yorumuna tepki gösteren Rasmussen, ülkesinin halihazırda Arktik bölgesinin güvenliği için daha fazla yatırım yaptığını ve ABD ile bu konuda işbirliğine de açık olduğunu söyledi. Rasmussen, "Birçok suçlama ve iddia ortaya atıldı. Elbette eleştirilere açığız. Ancak bu eleştirilerin tonunu takdir etmiyoruz. Yakın müttefiklerinizle bu şekilde konuşamazsınız" dedi.

Trump'ın Grönland ile ilgili açıklamaları

ABD Başkanı Donald Trump, göreve yeniden gelmesinden bu yana Grönland'ı ülkesinin kontrolüne alma isteğini sıkça dile getiriyor. ABD lideri, 23 Aralık 2024'te Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, Grönland'ın ABD'nin kontrolünde olması gerektiğini savunarak, adanın mülkiyet ve kontrolünün sağlanmasını "mutlak bir zorunluluk" olarak nitelendirmişti.

Trump, 13 Mart'ta NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yi ağırladığı Oval Ofis'te de benzer açıklamalarda bulunarak, "(Grönland'ın ABD tarafından ilhakı) Bence bu gerçekleşecek. Bu konuda bir anlaşma yapmak zorundayız ve Danimarka bunu yapamıyor. Danimarka ile görüşüyoruz. Ulusal güvenliğimiz için buna gerçekten ihtiyacımız var." ifadelerini kullanmıştı. Grönland yönetimi ise bu söylemlere karşı adanın "satılık olmadığı ve olmayacağı" yönünde açıklamalar yaparken, Danimarka da Grönland'ın yanında durduğunu vurgulamaya devam ediyor.

Kaynak: AA


Trump'ın art arda gelen Grönland hamleleri ters tepiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve gelmesinden bu yana Grönland'ı dilinden düşürmemesi Danimarka ve Grönland cephesinden yoğun eleştiri alıyor ve New York Times'a göre Trump'ın hamleleri sonuç getirmiyor, aksine ters tepiyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Jeffrey Gettleman and Maya Tekeli / New York Times

ABD'li yetkililer 150 yılı aşkın bir süredir, Başkan Donald Trump'ın deyimiyle Grönland'ı “elde etmeye” çalışıyor. Bu fikir 1860'larda, ardından dünya savaşlarından önce ve sonra tekrar gündeme geldi. Bir bakıma, Grönlandlıların Danimarka yönetimindeki acı dolu sömürge tarihlerini yeniden gözden geçirdikleri ve pek çoğunun adanın bazı işlerini hala kontrol eden Danimarka'dan kopmak için can attığı şu andan daha iyi bir zamanlama olamazdı.Ancak Trump elindeki kartları fazla oynamış gibi görünüyor.Trump'ın bu hafta sonu açıkladığı, görünüşe göre davetsiz olarak adaya üst düzey bir ABD heyeti gönderme kararı şimdiden geri tepmeye başladı. Yönetim, Başkan Yardımcısı JD Vance'in eşi Usha Vance'in oğullarından biriyle bu hafta bir köpek kızağı yarışına katılacağını ve ulusal güvenlik danışmanı Michael Waltz'un bir ABD askeri üssünü gezeceğini söyleyerek bunu dostane bir gezi olarak sunmaya çalıştı.

Ancak bu hamle, Grönland'ın 56 bin kişilik halkının kalbini ve aklını kazanmak yerine, Trump'ın “öyle ya da böyle, onu alacağız” şeklindeki son açıklamasıyla birleştiğinde Grönland'ı daha da uzaklaştırıyor.

Trump Danimarka ile Grönland'ın arasındaki bağı daha da güçlendirebilir

Geçtiğimiz 24 saat içinde Grönland hükümeti Trump'ın saldırganlığı karşısında sessiz ve belirsiz duruşunu bir kenara bıraktı. Bunun yerine Trump'ı “saldırgan” olmakla suçladı ve Avrupa'dan destek istedi. Planlanan ziyaret, Teksas'ın üç katı büyüklüğünde buzla kaplı bir ülke olan Grönland ile Danimarka arasındaki bağları daha da güçlendirebilir.Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da yaşayan siyasi analist Lars Trier Mogensen, “Bunun Amerikalıların istediğinin tam tersi bir etki yaratacağı açık” dedi ve şöyle devam etti:

“Bu saldırı Grönland'ı ABD'den daha da uzaklaştırıyor, oysa bir yıl önce Grönland'daki tüm taraflar Amerikalılarla daha fazla iş yapmayı dört gözle bekliyordu”Mogensen'ın bu konuda öngörüsü ise şu: Grönlandlılar güvenliği statükoda, yani Danimarka Krallığı'nda ve onun ittifaklarında arayacak.

"Onları davet etmedik ama seyirci olarak katılabilirler"

Köpekli kızak yarışına bile Grönland 'soğuk' bir tepki verdi. Yarışmanın organizatörü Avannaata Qimussersua Pazar günü Usha Vance ve oğlu hakkında “Onları davet etmedik” dedi, ancak etkinliğin halka açık olduğunu ve “seyirci olarak katılabileceklerini” ekledi.Grönland dramı Trump'ın ilk döneminde başladı. Trump, adayı Danimarka'dan satın alma fikrini ortaya attı - kendi kampındaki insanlar adanın Kuzey Amerika'nın kenarında ve Kuzey Buz Denizi boyunca uzanan stratejik konumuna işaret ediyordu - ancak bu plan suya düştü.

Grönland'ı isteyen ilk ABD Başkanı Trump değil

Her ne kadar birdenbire ortaya çıkmış gibi görünse de Trump bu konuyu gündeme getiren ilk ABD'li yetkili değildi.Alaska'nın satın alınmasından sonra Dışişleri Bakanı William Seward, 1868 yılında Grönland'ın satın alınmasıyla ilgili bir çalışma başlattı. Grönland'ın kömürüyle ilgileniyordu ama plan hiçbir yere varmadı.

ABD'li yetkililer Grönland'ı stratejik açıdan önemli bir toprak parçası olarak görerek 1910'da ve 1946'da bu fikri yeniden gündeme getirdiler, ancak Danimarka her seferinde Grönland'dan ayrılmak istemedi.Son yıllarda değişen şey Danimarka'nın tutumu oldu. Danimarka 2009 yılında Grönland'a sınırlı özerklik verdi; bu da adanın savunma, dış politika ve diğer birkaç konu dışında kendi işlerinin çoğunu yürütmesi anlamına geliyor. Tam bağımsızlık için bir hareket hız kazanıyor.

Bu ay, yakından izlenen bir parlamento seçimi garip ve karışık bir sonuç verdi: Birinci gelen parti bağımsızlığın yavaş yavaş gerçekleşmesini isterken, ikinci gelen parti bağımsızlığın bir an önce gerçekleşmesini istiyor ve başkanın yemin törenine katılan Trump yanlısı önde gelen bir üyeyi de içeriyor.Bu da bir başka sorunu gündeme getiriyor: Grönland'daki partiler adanın bir sonraki yönetimini oluşturmak için müzakerelerini sürdürürken ziyaretin zamanlaması.Kuzey Kutup Dairesi'ndeki Ilulissat kasabasında diş teknisyeni olan Jens Peter Lange “Bu kötü bir zamanlama. Henüz yeni bir hükümetimiz bile yok. Beklemeleri gerekirdi” şeklinde konuştu ve şöyle devam etti:“Bu saygısızlık mı? Pek sayılmaz. Şöyle demeyi tercih ederim: Durumsal farkındalıktan yoksunlar”Bir maden işletmecisi olan ve son zamanlarda tüm sezonu Grönland'da geçen bir Netflix dizisinin yıldızı olan Svend Hardenberg, daha incelikli bir görüş ortaya koydu.“İnsanlar, pratikte oldukça basit olan bir şeye siyasi bir niyet yüklüyorlar” diyen Hardenberg, “Bunun olumlu, kültürel bir kutlama olması gerekiyordu - ve şimdi jeopolitik bir çatışmaya dönüştü” ifadelerini kullandı.Hardenberg, özellikle Danimarka'da basını “kamuoyunu güvensizlik yaratacak bir yönde şekillendirmekle” suçladı ve ekledi: “Bu Danimarka'nın söylemi - Danimarka dünyadaki kendi yerini savunuyor. Burada gördüğümüz de bu”Ziyaret için haftalardır çalışılıyordu. Grönlandlı bir duvar ustası ve Trump'ın açık sözlü bir destekçisi olan Jørgen Boassen, ziyaretin planlanmasına yardımcı olduğunu söyledi. Boassen, Ocak ayında Donald Trump Jr'ın ziyareti ve ardından Trump yanlısı sosyal medya fenomenlerinin 100 dolarlık banknotlar dağıtması da dahil olmak üzere Trump kampının Grönland'daki birçok yoğun çabasına dahil oldu. Pek çok Grönlandlı bundan da pek hoşlanmamıştı.Yine de Boassen bir röportajında “Onları reddetmek yerine Amerikalılarla işbirliği yapmalıyız. ABD'yi bir ortak olarak görmezden gelemeyiz” dedi.“Bence gelmeleri kesinlikle harika” diyen Boassen, “Grönlandlı kızak köpeklerimiz için büyük bir tanıtım” sözlerini kaydetti.


Vance, Danimarka'yı eleştirdi

Pituffuk Uzay Üssünü ziyareti sırasında ABD askerlerine Danimarka'nın Grönland 'ın güvenliğine "yeterince yatırım yapmadığını" söyleyen Vance, Başkan Donald Trump'ın yarı özerk bölgeyi ele geçirme tehditleri sürerken Kopenhag'ın yaklaşımını değiştirmesini talep etti.

Vance'in eşi ve diğer üst düzey ABD'li yetkililerle birlikte Grönland'a yaptığı gezi, orijinal seyahat programı hakkında kendilerine danışılmayan Grönlandlılar ve Danimarkalılar arasında çıkan tepkiler üzerine geri çekildi.

Vance cuma günü yaptığı açıklamada, "Danimarka'ya mesajımız çok basit: Grönland halkı için iyi bir iş yapmadınız," dedi. "Grönland halkına yeterince yatırım yapmadınız ve inanılmaz insanlarla dolu bu inanılmaz, güzel kara parçasının güvenlik mimarisine yeterince yatırım yapmadınız. Bu değişmek zorunda."

ABD'nin adanın güvenliğini sağlamak için önemli bir pozisyon almaktan başka "seçeneği olmadığını" söyleyen Vance, Grönland'ı Danimarka'dan bağımsızlık için teşvik etti.

Vance, "Eninde sonunda ABD ile ortaklık kuracaklarını düşünüyorum," dedi. "(Grönland'ı) çok daha güvenli hale getirebiliriz. Çok daha fazla koruma sağlayabiliriz. Ve bence ekonomik olarak da çok daha iyi durumda olurlar."

Ancak Grönland parlamento üyeleri ve sakinlerinin tepkisi, Trump yönetiminin geniş Arktik adasını ilhak etmek için tekrarlanan tehditleri üzerine patlak veren öfke ile bunu olası hale getirdi.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Vance'in Danimarka'nın Kuzey Kutbu'nda savunma için yeterince çaba sarf etmediği iddiasına karşı çıkarak ülkesini "iyi ve güçlü bir müttefik" olarak nitelendirdi.

Trump yönetimine yönelik öfkenin bir başka göstergesi olarak yüzlerce protestocu cumartesi günü Kopenhag'daki ABD Büyükelçiliği önünde gösteri yaptı ve bazıları "Geri çekil ABD" yazılı pankartlar taşıdı.


1945'ten bu yana Grönland'daki Amerikan askeri varlığının adadaki 17 üs ve tesislerdeki binlerce askerden, bugün 200 kadar askerin bulunduğu kuzeybatıdaki uzak Pituffik Uzay Üssü'ne kadar azaldığını belirtti.

Dışişleri Bakanı, 1951 anlaşmasının "ABD'nin Grönland'da çok daha güçlü bir askeri varlığa sahip olması için geniş bir fırsat sunduğunu" söyledi. "Eğer istediğiniz buysa, o zaman bunu tartışalım."

Ocak ayında Danimarka, Arktik güvenliği için üç yeni donanma gemisi, uzun menzilli insansız hava araçları ve uyduları kapsayan 14.6 milyar Danimarka kronu (1.9 milyar euro) mali taahhütte bulunduğunu açıkladı.


Taliban 'savaş ganimeti' diyor, Trump geri istiyor: Geride kalan ekipmanlara ne olacak?

Afganistan'daki Taliban yönetimi, ABD'den kalan ekipmanları teslim etmeyeceğini açıkladı. Trump, ekipmanların geri alınmasını istediğini defalarca dile getirmişti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Afganistan'daki Taliban yönetimi, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) 2021'de Afganistan'dan çekilmesinin ardından geride bıraktığı askeri ekipmanın teslim edilmeyeceğini bildirdi.

Afganistan geçici hükümeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abdulkahhar Belhi, CBS News'e, ülkedeki ABD ekipmanına ilişkin açıklamalarda bulundu. Söz konusu ekipmanın ABD'ye teslim edilmeyeceğini söyleyen Belhi, "Devletler varlıklarından vazgeçmez" ifadesini kullandı. Öte yandan Belhi, yönetimin, ABD dahil olmak üzere Afganistan'ın maden sektörüne yatırım yapmak isteyen ülkelere açık olduğuna işaret etti.

Afganistan yönetimi, mart başında, bu ekipmanı "savaş ganimeti" şeklinde nitelendirmişti.

Trump, geri almak istemişti

ABD yönetimi, 31 Ağustos 2021'de, yüzlerce ABD vatandaşını, milyonlarca dolarlık ekipman ve silahı ve binlerce ABD ile çalışmış Afgan'ı geride bırakarak çekilme sürecini tamamlamıştı.

Tekrar göreve gelmesinden sonraki ilk kabine toplantısında konuşan ABD Başkanı Donald Trump, "Arkamızda milyarlarca, hatta on milyarlarca dolar değerinde ekipman, yepyeni kamyonlar bıraktık." ifadelerini kullanmış, ekipmanları geri almaları gerektiğini söylemişti.

Trump ayrıca Afganistan'ın ABD yapımı ekipmanları sattığını belirtmişti.


Kaynak: AA


NYT yazdı: Suriye'de yeni kabine ve yeni dönem

El-Şara geçici hükümeti kurdu ve kapsayıcı yönetim vaat etti. NYT, Suriye'nin yeni kabinesini analiz etti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Carlotta Gall ve Christina Goldbaum / New York Times

Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, cumartesi gecesi geç saatlerde, ülkeyi kritik bir geçiş sürecine taşıyacak kabinesini duyurdu. Bu hükümet, Suriye’nin Esad ailesinin demir yumrukla yönettiği 50 yılı aşkın sürenin ardından diktatörlükten çıkışına öncülük edecek.Esad rejimini deviren isyancı güçler koalisyonunun lideri olan el-Şara, yeni bakanlardan oluşan bir kabine atadı ve her birini, Şam’daki cumhurbaşkanlığı sarayında parlak ışıklarla aydınlatılmış bir salonda toplanan birkaç yüz davetlinin huzurunda yemin ettirdi. Hükümetinde deneyimli bazı yetkililere yer veren el-Şara, yalnızca bir kadını kabineye dahil etti. Savunma, dışişleri ve içişleri gibi kritik bakanlıklara da yakın müttefiklerini atadı.

Şara'nın sözlerine dair işaret

Aralık ayında Devlet Başkanı Beşar Esad’ı deviren isyancılar, o zamandan beri fiili yönetim olarak hareket ediyor. El-Şara ise geçici cumhurbaşkanı olarak atanmış ve bu süreçte bir geçiş hükümetini yönetmişti.El-Şara’nın vaatleri arasında, mart ayına kadar bir geçici hükümet kurarak ülkeyi seçimler yapılana kadar yönetmek de vardı. Ancak, ülkenin kaotik durumundan dolayı seçimlerin düzenlenmesinin dört yıla kadar sürebileceğini belirtti. Cumartesi günü açıklanan yeni hükümetin bileşimi, özellikle de kilit kabine pozisyonları, el-Şara’nın gerçek gücü dar müttefik çevresinin ötesine taşıyıp taşımayacağının ve Suriye’nin farklı dini ve etnik gruplarını kapsayan kapsayıcı bir yönetim kurma sözünü yerine getirip getirmeyeceğinin bir göstergesi olarak görüldü.Geçici hükümet beş yıl boyunca görevde kalacak ve bu süreçte kalıcı bir anayasanın kabul edilmesi ve seçimlerin yapılması sağlanacak. Bu plan, bu ay kabul edilen geçici anayasada da detaylandırılmıştı.Cumartesi günkü açıklama, el-Şara’nın kısmen Suriye toplumu ve azınlık gruplarının baskısına boyun eğdiğini, ayrıca yaptırımları kaldırmayı değerlendiren yabancı hükümetlerin taleplerine karşılık verdiğini gösterdi. Eleştirmenlere açık bir mesaj vermek amacıyla el-Şara, sağlık bakanı olan kardeşini görevden aldı ve iki popüler aktivisti bakanlık pozisyonlarına getirdi. Beyaz Miğferler sivil savunma örgütünün başkanı Raed el-Salih, afet ve acil durumlar bakanı olarak atanırken, kısa süre önce ulusal diyalog konferansının düzenlenmesine yardımcı olan Hind Kabawat, sosyal işler bakanı olarak görevlendirildi. Kabawat, kabinedeki tek kadın bakan oldu.

Ülkenin Kürt azınlığına yönelik önemli bir jest olarak, el-Şara eğitim bakanlığına bir Kürt ismi atadı. Bu bakanlık, Esad rejiminin eğitim sisteminin yeniden yazılma sürecini nasıl yöneteceği açısından yakından takip edilecek.

Birçok Arap ve Batılı lider, Suriye’nin yeni hükümetiyle tam diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi ve Batı’nın ağır yaptırımlarının kaldırılmasının, ancak ülkenin etnik ve dini çeşitliliğini yansıtan bir siyasi süreç oluşturulması halinde mümkün olacağını belirtti. Geçiş yönetimini yürüttüğü süre boyunca el-Şara, kritik devlet pozisyonlarına müttefiklerini yerleştirmiş ve fiilen, daha önce isyancıların kontrolündeki İdlib’de yönettiği yerel idareyi ülke çapında yeniden tesis etmişti.

Baskılar artmıştı

Yeni hükümetin duyurusu, el-Şara’nın ülkenin dört bir yanından Suriyelileri bir araya getirerek geçici yönetim için öneri ve tavsiyeleri paylaşmalarını sağladığı bir konferansı düzenlemesinden bir ay sonra geldi. Bu ay Suriye’nin kıyı bölgesinde yaşanan şiddet olaylarının ardından hem içerden hem de uluslararası alandan el-Şara’ya hükümetinde değişiklik yapması yönündeki baskılar arttı. Esad rejiminin kalıntıları ile hükümet güvenlik güçleri arasında çatışmalar patlak verdi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, çoğu sivil olmak üzere 1.000’den fazla kişi hayatını kaybetti.

El-Şara, ABD destekli ve Suriye’nin kuzeydoğusunun büyük bir bölümünü kontrol eden Kürt liderliğindeki milis gücüyle ve ülkenin güneyindeki Dürzi liderlerle önemli anlaşmalar sağladı. Bu ay duyurulan anayasal bildiri, anayasa hukuku profesörünün başkanlık ettiği bir uzmanlar komitesi tarafından hazırlandı. Güçlü bir başkanlık sistemini koruyarak yürütme yetkisini başkana veriyor, aynı zamanda Yüksek Mahkeme yargıçlarını ve parlamento üyelerinin üçte birini atama yetkisini de elinde tutmasını sağlıyor. Ancak bildiride, yönetim organlarının ayrılığı ve yalnızca yasaya tabi olan bağımsız bir yargı sistemi de öngörülüyor.

Bu, Esad’ın otoriter rejiminden bir kopuş olarak değerlendiriliyor.

Anayasal bildiri, eski anayasadan kalma “cumhurbaşkanının Müslüman olması gerektiği” şartını koruyor. Aynı zamanda düşünce, ifade, bilgi, yayın ve basın özgürlüğünü de güvence altına alıyor. Bazı gruplar, geçici anayasanın Suriye’nin etnik ve dini çeşitliliğini yeterince tanımadığını ve iktidar paylaşımı için bir sistem öngörmediğini eleştirdi. Ancak bazı analistler ve demokrasi aktivistleri, bunun istikrarı sağlayacak ve daha fazla değişikliğin tartışılması için zaman tanıyacak iyi bir geçici belge olduğunu savundu.

Şam Üniversitesi’nde hukuk profesörü olan İbrahim Draji, şehirde düzenlenen bir açık oturumda, olağanüstü hal süresine getirilen üç aylık sınır ve ordu ile güvenlik güçlerine yönelik yeni kısıtlamaların, diktatörlüğe dönüşü engellemek için getirilen önlemler olduğunu söyledi. Ancak aynı etkinlikte konuşan ve Eşit Vatandaşlık Merkezi adlı Suriyeli bir sivil toplum kuruluşunun kurucularından olan avukat Faeq Huaiji, geçici anayasanın cumhurbaşkanı üzerinde yeterli denetim mekanizmaları sağlamadığını belirterek bazı endişelerini dile getirdi.

© 2025 The New York Times Company 


Haber Merkezi - Suriye'de Geçiş Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmet Şara başkanlığındaki yeni kabine açıklandı. Kabinenin en dikkat çekici ismi Hristiyan toplumunda tanınan ve feminist kimliğiyle bilinen Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabawat oldu. Kabawat, 2015 yılında da Facebook profil fotoğrafını LGBT topluluğuna destek için gökkuşağı formatında değiştirmişti.

Suriye'nin başkenti Şam'daki halk sarayında 61 yıllık Baas iktidarı devrildikten sonra Geçiş Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmet Şara başkanlığında kurulan ilk kabine için yemin töreni düzenlendi.

Törenin açılış konuşmasını yapan Şara, "Bugün, geçmişimizden aldığımız güçle, güçlü bir irade ve kararlılıkla, hak ettiğimiz bir geleceğe doğru yürümeye başladığımız gündür" ifadelerini kullandı.

Kabinede, Hristiyan toplumunda tanınan ve feminist kimliğiyle bilinen Sosyal İşler ve Çalışma Bakanı Hind Kabawat, Dürzi nüfusun yoğunlukla yaşadığı Suveyda'dan Tarım Bakanı Emced Bedr, Efrin bölgesinden Eğitim Bakanı Muhammed Abdruhhaman Turko ile Alevi nüfus ağırlıklı Lazkiye bölgesinden 2006-2011 yılları arasında da Ulaştırma Bakanı olarak görev yapan Yarub Bedir, toplumun farklı kesimlerini temsil eden isimler oldu.

Kabinede Yükseköğretim Bakanı olarak görev verilen Mervan El-Halebi Kürt olarak biliniyor ve Esad rejimi döneminde de kabinede yer aldığı belirtiliyor.

Bu arada İstihbarat Başkanı Enes Hattab'ın İçişleri Bakanı görevini devraldığı, Dışişleri ve Savunma bakanlıklarında aynı isimlerin görevlerine devam ettiği dikkati çekti.



ABD hükümetinin Barış Enstitüsü çalışanlarını işten çıkardığı iddia edildi

ABD'de Donald Trump yönetiminin, ABD Barış Enstitüsü (USIP) çalışanlarının çoğunu işten çıkardığı öne sürüldü

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Associated Press'e (AP) adını vermeden konuşan kaynaklar, Trump yönetiminin hedefindeki USIP'e ilişkin iddialarda bulundu.

Kaynaklar, yaklaşık 300 kişinin bulunduğu USIP'te çoğu çalışanın gece saatlerinde işten çıkarıldıklarına dair bir e-posta aldıklarını söyledi. Öte yandan, işten çıkarmaların bazı yöneticileri ve yurt dışında bulunan çalışanları kapsamadığı belirtildi.

ABD Barış Enstitüsü Üst Yöneticisi George Moose, 18 Mart'ta "Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE), binamıza zorla girdi." şeklinde açıklama yapmıştı. Bunun üzerine USIP'in bazı yönetim kurulu üyeleri, DOGE ve Trump yönetimine karşı dava açmıştı.

ABD Bölge Yargıcı Beryl Howell ise 20 Mart'ta, DOGE'nin USIP'i devralmasını durdurmaya yönelik talebi reddettiğini açıklamıştı.

USIP nedir?

USIP, web sitesinde kendini "şiddet içeren çatışmaları önlemeye ve yurt dışında barış anlaşmalarına aracılık etmeye yardımcı olarak ABD çıkarlarını korumaya adanmış" bağımsız bir kuruluş olarak tanımlıyor.

Kongre tarafından 1984'te "kar amacı gütmeyen bağımsız bir şirket" olarak kurulduğunu belirten USIP, ABD yasalarındaki "devlet şirketi", "devlet kontrolündeki şirket" ya da "bağımsız kuruluş" tanımlarına uymadığını ifade ediyor.

Dünya'nın dört bir yanında DOGE karşıtı protestolar sürüyor

Dünya çapında binlerce kişi, Elon Musk ve Donald Trump’a karşı protestolar düzenledi. Eylemciler, Tesla CEO’su Musk’ın ekonomik gücünü zayıflatmayı hedefleyerek Tesla satın almama, hisseleri satma ve "Tesla Takedown" hareketine katılma çağrısı yaptı. Eylemciler protestolarını Musk'ın DOGE üzerinden yaptığı "hükümet kesintileri", "işten çıkarmalar" ve "aşırı sağ finansmanı" sebebiyle yaptıklarını söylüyor.

Protestolar dünyanın dört bir yanında: 'Tesla'yı zayıflatmak Musk'ı durdurmaktır'

Avustralya’dan Avrupa’ya ve ABD’ye kadar birçok ülkede göstericiler, Tesla’nın ABD federal hükümetini zayıflatma girişimine karşı eylemler yaptı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Dünyanın dört bir yanında binlerce kişi, Elon Musk’ın eski ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte "federal hükümeti zayıflatma çabalarına karşı" protesto gösterileri düzenledi. Cumartesi günü, ABD’deki ve Avrupa'daki neredeyse tüm Tesla bayileri önünde eş zamanlı eylemler yapıldı. Protestocular, Tesla CEO’su Musk’ın ekonomik gücünü hedef aldı.

Eylemcilerin üç talebi var

Organizatörler, eyleme katılanlardan üç talepte bulundu: Tesla satın almamak, Tesla hisselerini satmak ve “Tesla Takedown” hareketine katılmak. Grup tarafından paylaşılan bir sloganda, “Tesla’yı zayıflatmak, Musk’ı durdurmaktır. Musk’ı durdurmak ise hayatları ve demokrasimizi kurtarmaya yardımcı olacaktır” ifadeleri yer aldı.

The Guardian'da yer alan habere göre cumartesi günü, dünya çapında 200’den fazla Musk karşıtı protesto planlandı. Protestolar, öğle saatlerinde Avustralya ve Yeni Zelanda’daki Tesla bayileri önünde başladı, ardından Finlandiya, Norveç, Danimarka, Almanya, Fransa, Hollanda ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerine yayıldı. Her protesto, yerel temalarla organize edildi. İrlanda’daki gösteriye “Smash the Fash” (Faşizmi Yık), İsviçre’deki protestoya ise “Down with Doge” (Doge’ye Son) adı verildi. Tesla Takedown hareketinin Bluesky platformunda paylaştığı fotoğraflarda, ABD’de Tesla’nın eski merkezi San Jose ve yeni genel merkezi Austin’de de eylemler yapıldığı görüldü.

Binlerce kişiyi işten çıkaracak

Dünyanın en zengin insanı olan Musk, federal bütçeleri düzenlemekle görevli “hükümet verimliliği departmanının” (DOGE) başında bulunuyor. Musk, bu kapsamda binlerce federal çalışanı işten çıkartmışken, perşembe günü yaptığı bir röportajda “Neredeyse kimse işten çıkarılmadı” iddiasında bulundu. Sosyal Güvenlik Kurumu, Eğitim Bakanlığı ve Ulusal Park Hizmeti gibi birçok kurumda bütçe kesintilerine öncülük eden Musk, bu nedenle sert eleştirilerle karşı karşıya. Musk ve Tesla, konuya ilişkin açıklama yapmadı.

ABD’nin kuzeydoğusundan batı kıyısına kadar neredeyse her eyalette protestolar düzenlendi. Massachusetts, New York, Florida, Teksas, Washington ve Kaliforniya’da planlanan eylem sayısı 100’ü geçti. Kanada’nın birçok bölgesinde de gösteriler yapıldı.

'Aşırı sağı finanse ediyor'

Londra’da ise onlarca protestocu, Batı Londra’daki A40 otoyolu üzerinde bulunan bir Tesla bayisinin önünde toplandı. İngiliz The Guardian'a konuşan LGBTİ+ hakları savunucusu Nigel Warner “Musk son derece rahatsız edici biri. Aşırı sağı finanse ediyor ve Cumhuriyetçi politikacıların karşı çıkması halinde seçimlerde fon desteğini kaybetmelerine yol açıyor” dedi. 

ABD’de ailesi olan ve Londra’daki Tesla bayisi önünde protestoya katılan Louise Cobbett-Witten ise “Hiçbir şey yapmamak için fazla büyük bir sorun bu. Bir araya gelmek gerçekten moral verici. Herkes bir şeyler yapmalı. Büyük bir stratejimiz yok, sadece caddenin kenarında durup pankartlarla bağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

Şiddetsizlik çağrısı

Tesla Takedown organizatörleri, Musk, Trump ve Doge’a karşı seslerini yükseltmeye devam edeceklerini belirtti. Hareketin internet sitesinde, “Kimse gelip bizi kurtarmayacak” mesajı öne çıkıyor.

Amerikan Üniversitesi’nden Maharawal, bu söylemin dikkat çekici olduğunu vurgulayarak, “Ülke çapında ve küresel çapta insanlar ‘Kimse bizi kurtarmayacak’ diyerek protesto ediyorsa, bu öfkenin ve çaresizliğin boyutunu gösteriyor” dedi.

Öte yandan, organizatörler, Tesla bayilerine yönelik şiddet olaylarından uzak durduklarını belirtti. Son dönemde birçok Tesla tesisine molotof kokteylleri atıldığı, kurşun sıkıldığı veya “Elon’a lanet olsun” ve “Tesla faşisttir” gibi ifadelerin sprey boyayla yazıldığı bildirildi. Trump, Tesla bayilerine yönelik saldırıları “yerel terör” olarak nitelendireceğini açıkladı.

Tesla Takedown ise şiddet eylemlerini kınadı. Grup, “Biz barışçıl bir taban hareketiyiz. Şiddete ve mülke zarar verilmesine karşıyız. Kamu alanında barışçıl protesto, terörizm değildir” açıklamasında bulundu.


Husiler: İsrail'in Ben Gurion Havalimanı'na saldırı düzenledik

Yemen'deki Husiler, İsrail'in başkenti Tel Aviv'deki Ben Gurion Havalimanı'na balistik füze saldırısı düzenlediklerini açıkladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, sosyal medya hesaplarında yayınlanan görüntülü açıklamasında (Husilere bağlı) Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Ben Gurion Havalimanı’nı "Zülfikar" balistik füzesiyle hedef aldığını kaydetti.

Saldırının "başarılı bir şekilde" gerçekleştirildiğini ifade eden Seri, ABD saldırılarının Yemen'in Filistin halkına yönelik destek saldırılarının sürdürmesini engelleyemediğine işaret etti. İsrail ordusu tarafından daha önce yapılan açıklamada, Yemen'den ateşlenen bir füze nedeniyle ülkenin bir çok bölgesinde sirenlerin çaldığı bildirilmişti.

Açıklamada, füzenin İsrail hava sahasına girmeden engellendiği öne sürülmüştü.

İsrail polisi ise Kudüs'ün batısında bazı bölgelere şarapnel parçaları düştüğüne ilişkin ihbarlar aldığını duyurmuştu. Herhangi bir can kaybı raporu alınmadığı ve maddi hasar meydana gelmediği bildirilmişti.


Washington Post: ABD'nin dış politikada önceliği, Çin'i olası Tayvan işgalinden caydırmak olacak

ABD Savunma Bakanlığının (Pentagon) çalışanlarına dağıttığı "gizli belgede", önceliğin "Çin'i, Tayvan'ın (olası) işgalinden caydırmak" olacağı ifadelerinin yer aldığı iddia edildi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Washington Post'un haberine göre, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth imzasıyla Bakanlık çalışanlarına "gizli" belge dağıtıldı. Toplamda 9 sayfalık belgede, "Çin, Pentagon'un öncelikli tehdidi durumundadır. Çin'in, Tayvan'ı (olası) oldubitti işgalinden caydırılması ise ABD iç güvenliğinin sağlanmasının yanı sıra, öncelikli senaryodur." ifadesi kullanıldı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Pekin yönetimine karşı "olası bir savaşa" hazırlanma vizyonunun ortaya konduğu belgede, Tayvan'a savunma harcamalarını büyük ölçüde artırması konusunda "baskı" yapılmasına işaret edildi.

Belgede ayrıca, Grönland ve Panama Kanalı dahil olmak üzere "yakın çevredeki" tehditlere karşı ABD'yi savunmanın da yer aldığı belirtildi. Söz konusu belgede, son günlerde ABD gündemini meşgul eden düzensiz göç ve uyuşturucu kaçakçılığı konusunda ordunun doğrudan rol alması öngörüldü.

Öte yandan, yer yer aynı cümlelerin kullanılmasıyla, söz konusu belgenin, Ağustos 2024'te yayımlanan bir düşünce kuruluşunun raporuna benzerliği dikkati çekiyor.

Dışişleri'nden tutum değişimi

ABD Dışişleri Bakanlığı ise 16 Şubat'ta internet sitesindeki Tayvan bölümünde önceden yer alan "ABD'nin, Ada'nın bağımsızlığını desteklemediğine" ilişkin ifadeyi kaldırmıştı.

Sitede yapılan yeni düzenlemede, Tayvan'ın Pentagon ile teknoloji ve yarı iletken geliştirme projelerinde işbirliği yaptığı vurgulanarak, Washington yönetiminin, Ada'nın uluslararası örgütlere üyeliğini "uygulanabilir durumlarda" destekleyeceği belirtilmişti.

Çin-Tayvan anlaşmazlığı

Çin'in, topraklarının parçası olduğunu savunduğu Tayvan, 1949'dan bu yana fiili bağımsızlığa sahip bulunuyor. Çin ana karası ile Tayvan arasında iç savaşın ardından ortaya çıkan ayrılık ve egemenlik ihtilafı sürüyor.

Son yıllarda Tayvan üzerindeki askeri baskıyı artıran Pekin yönetimi, Ada'nın ana kara ile yeniden birleşmesi için gerekirse güç kullanabileceğini vurguluyor.

Tayvan Boğazı'nı da kara suları olarak gören Çin, başka ülkelerin bölgedeki askeri varlığına karşı çıkıyor. Yabancı donanmaların bölgedeki seyir ve keşif faaliyetleri, ülkeler arasında gerginliğe sebep oluyor.


Alman şirketin test roketi infilak etti

Avrupa'nın uydu fırlatma kapasitesini artırmayı hedefleyen bir test roketi, Norveç'teki Andoya Uzay Limanı'ndan kalkış yaptıktan kısa bir süre sonra havada infilak etti

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Alman start-up şirketi Isar Aerospace tarafından geliştirilen insansız ‘Spectrum’ roketi, fırlatıldıktan yaklaşık 40 saniye sonra dumanlar çıkararak patladı. Olayda herhangi bir yaralanma ya da hasar bildirilmezken, şirket test uçuşunu başarılı olarak değerlendirdi.

Isar Aerospace CEO’su ve kurucu ortağı Daniel Metzler yaptığı açıklamada, "İlk test uçuşumuz tüm beklentilerimizi karşıladı ve büyük bir başarı elde etti. Temiz bir kalkış gerçekleştirdik, 30 saniye boyunca uçtuk ve ‘Uçuş Sonlandırma Sistemimizi’ doğruladık" ifadelerini kullandı. Şirket, elde edilen verilerin gelecekteki fırlatma denemeleri için önemli olduğunu belirtti.


Güney Kore, Japonya ve Çin'den ticaret alanında işbirliğini güçlendirme kararı

Güney Kore, Japonya ve Çin, küresel ticarette artan belirsizlik ortamı nedeniyle bu alanda işbirliğini güçlendirme kararı aldı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Yonhap'ın haberine göre, Güney Kore'nin başkenti Seul'de düzenlenen 13. Üçlü Ekonomi ve Ticaret Bakanları Toplantısı'na, Güney Kore Sanayi Bakanı Ahn Duk-geun, Çin Ticaret Bakanı Vang Vıntao ile Japonya Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanı Muto Yoji katıldı.

Zirvenin ardından yapılan ortak açıklamada, bakanlar, "merkezinde Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) yer aldığı, kurallara dayalı, açık, kapsayıcı, şeffaf, ayrımcı olmayan çok taraflı ticaret sistemini" desteklediklerini belirtti.

Açıklamada, DTÖ'nün ticaretle ilgili sorunlara daha iyi yanıt verebilmesi için kurumun reforme edilmesi ve müzakere ile denetleme gibi işlevlerinin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı.

Güney Kore, Japonya ve Çin, 3 ülke arasındaki özel serbest ticaret anlaşmasının tamamlanması için müzakerelerin hızlandırılması ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşmasının geliştirilmesi konusunda anlaştı.

3 ülke, yenilenebilir enerji ve nükleer enerji gibi karbonsuz enerji teknolojileri alanındaki işbirliğini güçlendirmek ve dijital işbirliklerini ilerletmek için birlikte çalışacak.

Bir sonraki üçlü ticaret bakanları toplantısının Japonya'da yapılmasının planlandığı açıklandı.

Çin, Japonya ve Güney Kore'nin üçlü zirve buluşmaları

Çin, Japonya ve Güney Kore arasında 2008'de başlatılan üçlü zirve buluşmaları, 2012'ye dek her yıl yapılmış, sonrasında Doğu Çin Denizi'ndeki adacıklardaki egemenlik ihtilafları nedeniyle askıya alınmıştı.

2015, 2018 ve 2019 yıllarında tekrarlanan zirve toplantıları, Kovid-19 salgını döneminde ülkeler arasındaki diplomatik görüşmelerin kesilmesinin ardından yine rafa kaldırılmıştı.

Japonya ile Güney Kore arasındaki ilişkilerin, Güney Kore mahkemelerinin 2. Dünya Savaşı'nda zorla çalıştırılan Koreli işçilerle ilgili verdiği tazminat kararları nedeniyle bozulmasının yanı sıra Çin ile ABD arasında artan rekabetin Pekin'in Tokyo ve Seul ile ilişkilerini etkilediği siyasi ortam da zirve toplantılarının yapılmamasında etkili olmuştu.

Kaynak: AA


Putin'e tepki gösteren Trump: Çok kızgın ve öfkeliyim

ABD Başkanı Donald Trump, Putin'in Zelenski'nin liderliğine güven duymamasına "sinirlendiğini" açıkladı. Trump, Putin'in Zelenski yerine Ukrayna'da geçiş hükümeti kurulması teklifinin "yersiz" olduğunu savundu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisini "çok kızdırdığını" açıkladı.  Trump, Putin'in Ukrayna'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski yerine geçiş hükümeti önermesinin "yersiz" olduğunu savundu.

Trump, Zelenski'nin liderliğine güvenmemesinin kendisini "sinirlendirdiğini" söyledi.

Bu hafta Rusya lideri ile görüşmeyi planladığını belirten Trump, şu ifadelerde bulundu:

"Bu hafta Putin ile görüşmeyi planlıyorum. Ona çok kızgınım. Ukrayna'da akan kanı durdurma konusunda anlaşma sağlayamazsak ve bunun Rusya'nın hatası olduğunu düşünürsem, Rusya'dan çıkan tüm petrole ikincil gümrük vergisi koyacağım. Gümrük vergisinin yürürlüğe girmesi halinde Rusya'dan petrol alan ülkeler de ABD'de iş yapamayacak. Aynı zamanda bu ülkelere, ABD'den satın aldıkları her ürün için yüzde 25 gümrük vergisi uygulanacak"

Putin'e "çok kızgın ve öfkeli" olduğunun altını çizen Trump, Rusya lideri ile "çok iyi bir ilişkisi" olduğunu ve "doğru şeyi yaparsa öfkesinin hızla dağılacağını" kaydetti.

Putin, Zelenski'nin koltuğunu hedef almıştı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek ve ateşkes konusunda çözüme ulaşmak için Ukrayna'da geçici yönetime geçilmesini teklif etti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin ülkenin iktidarında kalmaması gerektiğini savunan Putin, "Avrupa ülkeleri, BM ve ABD himayesinde, elbette Ukrayna'da geçici bir yönetim kurulabilir" dedi.

Putin, "Ukrayna'da demokratik seçimlerin yapılması ve halkın güvenini kazanmış yetenekli bir hükümetin iktidara getirilmesi, barış görüşmelerine başlanmasına olanak tanıyacaktır" sözlerini ifadesine ekledi.

Rusya: Donetsk'te Zaporijya yerleşim birimini ele geçirdik

Rusya Savunma Bakanlığı, Donetsk bölgesindeki Zaporijya yerleşim birimini ele geçirdiklerini duyurdu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Rusya Silahlı Kuvvetlerinin, Ukrayna'daki faaliyetlerine ilişkin güncel bilgi paylaşıldı. Rus ordusunun, Ukrayna'daki cephede ilerlediği belirtilen açıklamada, "Merkez Askeri Grubu birlikleri, saldırılar sonucunda Donetsk Halk Cumhuriyeti'nin Zaporijya yerleşim biriminin kurtarılması sürecini tamamladı" ifadesine yer verildi.

Açıklamada, son 24 saatte 140 bölgede Ukrayna'nın askeri havaalanı altyapısına, insansız hava araçları (İHA) üretim işletmesi ile mühimmat depolarına saldırılar düzenlendiği aktarılarak, "Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) birlikleri ve Savunma Bakanlığı İstihbarat Ana Müdürlüğüne bağlı özel kuvvetlerin geçici olarak konuşlandırıldığı noktaya yönelik düzenlenen füze saldırısı sonucu 170'e kadar Ukraynalı militan ve yabancı paralı savaşçının etkisiz hale getirildiği" kaydedildi.

Rusya Savunma Bakanlığı, dün Ukrayna'nın Sumi, Donetsk ve Zaporijya bölgelerindeki 3 yerleşim birimlerinde kontrolü sağladıklarını duyurmuştu.


Grönland Başbakanı Nielsen: ABD Grönland’ı alamayacak

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland hakkındaki açıklamalarına, "Başkan Trump, ABD’nin Grönland’ı alacağını söylüyor. Açıkça ifade edeyim: ABD bunu başaramayacak" yanıtını verdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Grönland Başbakanı Nielsen, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Trump’ın ülkesiyle ilgili açıklamalarına tepki gösterdi.

Nielsen, "Başkan Trump, ABD’nin Grönland’ı alacağını söylüyor. Açık konuşayım, ABD bunu alamayacak. Biz birine ait değiliz. Kendi geleceğimizi kendimiz belirliyoruz" dedi.

ABD Başkan Yardımcısı James David (JD) Vance, ABD heyetiyle 28 Mart’ta ziyaret ettiği Grönland'da, Danimarka yönetiminin Ada'nın güvenliğine "yeterince yatırım yapmadığını" belirtmiş ve bu ifadeleri ile tepki çekmişti.

Trump'ın Grönland ile ilgili açıklamaları

Yeniden göreve gelmesinden bu yana Grönland'ı ülkesinin kontrolüne alma isteğini sıkça dile getiren Trump, Beyaz Saray'da, uluslararası güvenliğin sağlanması için "Grönland'a sahip olmaları gerektiğini" söylemişti.

Trump, Grönland'ın her yerinde Çin ve Rus gemilerinin dolaşmasından rahatsızlık duyduğunu belirterek, "bu durumla ilgilenmesi" için Danimarka'ya veya başka birine güvenmediklerini kaydetmişti.

Öte yandan, eşi Usha Vance, ABD Enerji Bakanı Chris Wright ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz ile Grönland'ı ziyaret eden ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, burada yaptığı açıklamada, Danimarka yönetiminin Grönland'ın güvenliğine yeterince yatırım yapmadığını savunmuştu.

Vance, "Hepinizin bildiği gibi, bu büyük bir mesele ve önümüzdeki on yıllar boyunca daha da büyüyecek. Grönland'da daha fazla pozisyona sahip olmamız gerekiyor." demiş ve askeri güç kullanmaya gerek kalmadan, Grönland halkının "nihayetinde ABD'nin ve Ada'nın kontrolüne ilişkin arzusunun yanında yer alacağına" inandığını belirtmişti.


Trump’tan İran’a nükleer anlaşma tehdidi: Eğer bir anlaşma yapmazlarsa bombalama olacak

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı nükleer program konusunda ABD ile bir anlaşmaya varmaması halinde tehdit ederek, "Eğer bir anlaşma yapmazlarsa bombalama olacak" dedi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a saldırmakla tehdit etti. Trump, İran’ın nükleer programı konusunda geçen hafta doğrudan müzakere teklifini reddetmesinin ardından yaptığı açıklamada, ABD ile bir anlaşmaya varmaması halinde İran’ı "eşi benzeri görülmemiş" bir bombardımanla ve ikincil gümrük vergileriyle tehdit etti. İranlı ve ABD’li yetkililer arasında görüşmelerin sürdüğünü belirten Trump, "Eğer bir anlaşma yapmazlarsa bombalama olacak. Daha önce hiç görmedikleri türden bir bombalama olacak. Anlaşma yapılmazsa, dört yıl önce yaptığım gibi onlara tekrar ikincil gümrük vergileri uygulama seçeneğim var" ifadelerini kullandı.

Trump, yalnızca İran değil, Rusya gibi ülkelere de ikincil gümrük vergileri uygulanabileceği uyarısında bulundu. Trump, geçtiğimiz hafta Venezuela’dan petrol ithal eden şirketlere yönelik yaptırımlar içeren bir kararnameye imza atmıştı.

Tahran’dan müzakereye kapalı yanıt

İran, Trump’ın Umman aracılığıyla gönderdiği ve Tahran’ı yeni bir nükleer anlaşmaya davet eden mektubuna yanıt vermiş, "maksimum baskı" kampanyası ve askeri tehditler altında doğrudan müzakerelere girmeyeceğini net bir şekilde ifade etmişti.


Başkanlık için üçüncü dönem aday olma ihtimalini değerlendiren Trump: Bunu yapabileceğiniz yöntemler var

ABD Başkanı Donald Trump, Pazar günü NBC'den Kristen Welker'e verdiği röportajda üçüncü dönem başkanlık arayışına ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Üçüncü dönemi göz ardı etmeyen Trump “Bunu yapabileceğiniz yöntemler var, şaka yapmıyorum” dedi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD Başkanı Trump, NBC News kanalına verdiği röportajda 3. dönem başkanlık tartışmalarına ilişkin görüşlerini paylaştı.

Trump, bu konuda net konuşmak için henüz erken olduğunun altını çizerken, bir dönem daha başkanlığa ise açık olduğunu net sözlerle dile getirdi.

ABD Başkanı Trump, Anayasa'nın 22. maddesi uyarınca 2 dönem ile sınırlandırılmış olan başkanlık süresinin bir dönem daha uzatılması ile ilgili soruya, "Pek çok insan bunu yapmamı istiyor ama ben onlara daha önümüzde uzun bir yol olduğunu, yönetimin henüz çok başında olduğumuzu söylüyorum." diye yanıt verdi.

Trump, üçüncü bir dönem görev yapma konusunda bugüne kadarki en kapsamlı yorumlarından birini yaparken, "Şu an bugüne odaklandım. Çalışmayı seviyorum" ifadesini kullandı.

Bir dönem daha görev yapmak isteyip istemediği sorulduğunda, "Bu konuda şaka yapmıyorum ama bunu düşünmek için henüz çok erken" değerlendirmesini yaptı.

Kendisine üçüncü bir dönem için aday olmasını sağlayacak planların sunulup sunulmadığı sorulduğunda ise Trump, "Bunu yapabileceğiniz yöntemler var" cevabını verdi.

Trump, muhabirin, Başkan Yardımcısı JD Vance'in aday olacağı ve ardından görevi Trump'a devredeceği olası bir senaryonun mümkün olup olmayacağına ilişkin sorusuna, "Bu yöntemlerden biri olabilir, ancak başka yöntemler de var" diye yanıt verdi.

Trump üçüncü kez 'Başkan' olabilir mi?

Donald Trump'ın Başkanlık Seçimi'ni kazanmasının ardından 2028 seçimlerinde aday olup olmayacağı sorusu zaman zaman gündeme geliyor. İddialar ve bu iddialara ilişkin muhalefetin endişesi, Trump'ın 2028 seçimleri için geri döneceğini ima etmesinden kaynaklanıyor.

Ancak Trump'ın 2028'de üçüncü bir dönem için başkanlığa aday olması mümkün değil çünkü ABD Anayasası bunu açıkça yasaklıyor.

22. Anayasa Değişikliği, Trump'ın durumunda olduğu gibi, hiç kimsenin ardışık veya ardışık olmayan dönemlerde iki defadan fazla başkan seçilemeyeceğini açık ve net bir şekilde belirtiyor.

Trump'ın tekrar aday olabilmesi için 22. Değişikliği yürürlükten kaldırması gerekir ki bu da Temsilciler Meclisi, Senato ve eyaletlerden ezici bir destek gerektirdiğinden neredeyse imkansız.

Anayasayı değiştirmenin olası yollarından biri, ABD eyaletlerinin yüzde 75'ine ek olarak hem Meclis hem de Senato'nun üçte ikisinin bunu kabul etmesini gerektiriyor.

Bir diğerinde ise 50 eyaletten 34'ünün Anayasa'da yapılacak olası değişiklikleri görüşmek üzere V. Madde Konvansiyonu düzenlenmesini kabul etmesi gerekiyor. Kongre yeterli desteği alsa bile, önerilen herhangi bir değişikliğin 38 eyaletin desteğini alması gerekecek.

Demokratların kaçınılmaz muhalefeti ve buna karşı çıkabilecek Cumhuriyetçiler göz önüne alındığında, Trump'ın değişikliği yürürlükten kaldırmaya teşebbüs etmek için bile yeterli desteği toplayamayacağı kesin.

Geçmişte iki dönemden fazla görev yapan tek isim: Roosevelt

Franklin Roosevelt iki dönemden fazla ABD başkanlığı yapan tek kişi. 1933-1945 yılları arasında, 1951'de 22. Değişiklik yürürlüğe girmeden önce dört dönem görev yapmıştır. Dördüncü döneminin 82. gününde görevdeyken öldü.

Bu da onu toplamda 4,422 gün ile en uzun süre görev yapan ABD başkanı olarak bırakıyor.

En kısa görev yapan kişi ise 1841'de göreve geldikten 31 gün sonra vefat eden William Henry Harrison.

Trump, aralıklı olarak iki dönem başkanlık yapan ikinci ABD Başkanı oldu.

Daha önce bir seçim kaybettikten sonra tekrar Oval Ofis'e dönebilmiş en son ABD Başkanı, 1885 ila 1889 yılları arasında bir dönem başkanlık yaptıktan sonra 1888 seçimini kaybeden, ardından da 1892'de Cumhuriyetçi Başkan Benjamin Harrison'ı mağlup edip dört yıllık bir aradan sonra yeniden Beyaz Saray'a dönen Grover Cleveland idi.


Macron’dan Netanyahu’ya Gazze’ye yönelik saldırıları durdurma çağrısı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İsrail Başbakanı Binyamin Netayahu’ya yaptıkları telefon görüşmesinde Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları durdurması çağrısında bulundu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İsrail Başbakanı Binyamin Netayahu ile telefonda görüştü. Macron, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "Tüm rehinelerin serbest bırakılması ve İsrail’in güvenliği, Fransa için öncelik taşıyor. İsrail Başbakanı’na Gazze’deki saldırıları durdurma ve ateşkese geri dönme çağrısında bulundum. İnsani yardımların derhal yeniden başlaması gerektiğinin altını çizdim" dedi.Arap Birliği’nin Gazze’nin yeniden inşasına yönelik planı ve iki devletli çözüm için çalışmaya devam edeceklerini aktaran Macron, "Bu, her iki halk için barış ve güvenliğin tek yoludur. Zorunlu yerinden etme veya ilhak gibi herhangi bir adım bu hedefe aykırıdır" dedi.Netanyahu’ya Lübnan ile varılan ateşkese sıkı şekilde uyulması çağrısında bulunduğunu ifade eden Macron, "Bu, Mavi Hat’ın her iki tarafındaki sivil halkın güvenliği için tüm taraflar için geçerlidir. Lübnan konusunda birlikte çalışmaya karar verdik. Lübnan’ın egemenliğini tam anlamıyla yeniden tesis etmek için denetim mekanizmasının güçlendirilmesi gerekiyor. Bu, İsrail’in Lübnan topraklarından tamamen çekilmesini ve devletin silahlar üzerindeki tekelini yeniden sağlamak için destek verilmesini içeriyor" dedi.Netanyahu ile Suriye konusunu da ele aldıklarını ifade eden Macron, "İsrail Başbakanı ile Suriye’nin istikrara kavuşturulması ve tam egemenliğinin yeniden sağlanmasını ele aldık. Tüm bu öncelikli konularda İsrailli yetkililerle yakın koordinasyon içinde çalışmaya devam edeceğiz. Orta Doğu’nun istikrara ihtiyacı var. Tüm taraflar için bir geleceği ancak adil ve kalıcı bir barış garanti edebilir" dedi.


Fransa'da aşırı sağcı Le Pen kritik eşikte: Yargılandığı davayı kaybederse cumhurbaşkanı adayı olamayacak

Fransa'da son 3 seçimdir yükselişini sürdüren aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin önde gelen ismi Marine Le Pen, Avrupa Birliği (AB) fonlarını zimmete geçirmekle yargılandığı davanın yarınki duruşmasında suçlu bulunursa 2027 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olamayacak


Aşı tartışması istifa getirdi: ABD Gıda ve İlaç Dairesi Direktörü Marks görevi bıraktı

ABD Gıda ve İlaç Dairesi Biyolojik Değerlendirme ve Araştırma Merkezi Direktörü Marks istifa etti. İstifa mektubunda Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı Kennedy Jr.'ın aşılara karşı olumsuz tutumuna atıfta bulunan Marks, "Bu yönetimle birlikte çalışmak için elimden gelen her şeyi yaptım" dedi


Fransız aktör Depardieu cinsel saldırıdan yargılanıyor: #MeToo'nun dönüm noktası

Aktör Gérard Depardieu'nün yargılanması, Fransız sinema endüstrisinin cinsel saldırı iddialarını ciddiye almadığını gösteren önemli bir dönüm noktası oldu. The Guardian'a göre bu dava, Fransa'daki #MeToo hareketine büyük etki yaratabilir

Me Too hareketi

65 dil

Araçlar














Vikipedi, özgür ansiklopedi

Me Too hareketi, çok çeşitli yerel ve uluslararası isimlerle ortaya çıkan cinsel taciz ve cinsel saldırıya karşı bir harekettir. İngilizce "Ben De" anlamına gelir. Sosyal medyada cinsel saldırı ve cinsel şiddete karşı bir ifşa hareketi olarak Amerika’da başladı ve bütün dünyaya yayıldı. Hareket, özellikle iş yerinde cinsel saldırı ve tacizin yaygın olduğunu gösterme çabasıyla, 15 Ekim 2017’de sosyal medyada yayılmaya başladı. Yapımcı Harvey Weinstein'a karşı cinsel taciz iddialarıyla devam etti. Amerikalı sosyal aktivist Tarana Burke, 2006 yılının başlarında "Me Too" etiketini kullanmaya başladı ve ifade daha sonra 2017 yılında Twitter'da Amerikalı aktris Alyssa Milano tarafından popülerleştirildi. Milano, cinsel taciz mağdurlarını tweetlemeye teşvik etti ve ‘Ben de’ (#MeToo) başlığıyla, başlarına gelen cinsel saldırı ve istismar deneyimlerini paylaşmalarını istedi.[1] Ardından harekete destek Amerikalı ünlüler Gwyneth Paltrow, Ashley Judd, Jennifer Lawrence, Nicole Kidman ve Uma Thurman’dan geldi.


Fransız yargısından yeni karar: Aşırı sağcı Le Pen'in siyasi kariyeri tehlikede

Fransız mahkemesinin aldığı yeni karar Marine Le Pen'in siyasi geleceğini tehlikeye atıyor. Le Pen, AP fonlarına ilişkin yolsuzluk ve zimmete geçirme davasında suçlu bulunursa 2027 seçimlerine katılamayabilir


Columbia Üniversitesi'nin geçici rektörü görevinden ayrıldı

Columbia Üniversitesi'nin geçici rektörü Katrina Armstrong, federal fonlarla ilgili tartışmaların ardından görevinden ayrıldı. Üniversite, antisemitizmle mücadelede yetersiz kaldığı iddiasıyla hükümet tarafından fon kesintisi tehdidiyle karşı karşıya kalmıştı


Columbia Üniversitesi'nin geçici rektörü Katrina Armstrong, üniversitenin federal fonlarla ilgili olarak Trump yönetimiyle yaşadığı anlaşmazlıkta önemli tavizler vermesinin ardından görevinden ayrıldı.

Trump yönetimi, geçtiğimiz haftalarda Columbia Üniversitesi'ne sağlanan 400 milyon dolarlık fonu iptal etmiş ve milyarlarca dolarlık ek fonların da kesilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bu kararın gerekçesi olarak, üniversitenin antisemitizmle mücadelede yetersiz kaldığı ve geçen yıl gerçekleşen Gazze protestoları sırasında öğrenci güvenliğini yeterince sağlayamadığı iddia edildi. 

'Akademik özgürlük ve ifade özgürlüğü'

Üniversite, fonları geri kazanmak amacıyla hükümetin taleplerini yerine getirmek için önemli tavizler verdi. Ancak bu adımlar, akademik özgürlük ve ifade özgürlüğü konusunda yeterince direnç gösterilmediği yönünde sert eleştirilere yol açtı.

Üniversitenin Mütevelli Heyeti Eş Başkanı Claire Shipman, derhal geçici başkan olarak atandı ve heyet yeni bir başkan arayışına başladı. Shipman, bu görevi üstlenirken karşılarındaki ciddi zorlukların farkında olduğunu ve üniversitenin misyonunu ilerletmek, gerekli reformları uygulamak, öğrencileri korumak ve akademik özgürlük ile açık sorgulamayı desteklemek için kararlılıkla çalışacağını belirtti. 

Profesörler Trump'a dava açmıştı

Columbia Üniversitesi profesörlerini temsil eden gruplar, Trump yönetiminin üniversiteyi kampüs protestolarına yönelik kuralları sıkılaştırmaya ve Orta Doğu çalışmaları bölümünü dış denetime tabi tutmaya zorlaması nedeniyle hükümete karşı dava açtı. 

Üniversite, 2024 yazında ABD genelinde yayılan ve İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri saldırısının sona erdirilmesini talep eden gösterilerin merkezinde yer aldı. Bu protestolar sırasında antisemitizm ve İslamofobiye dair endişeler gündeme gelmişti.


Columbia Üniversitesi, Filistin'e destek gösterilerine katılan bazı öğrencileri okuldan attı

ABD'de Columbia Üniversitesi, geçen seneki Filistin'e destek gösterileri sırasında Hamilton Hall binasına giren bazı öğrencilerin okuldan atıldığını, uzaklaştırıldığını ve mezun olanların ise diplomalarının geçici süreliğine iptal edildiğini bildirdi


ABD’de mahkeme, Rümeysa Öztürk’ün sınır dışı edilmesini geçici olarak durdurdu

ABD’nin Massachusetts eyaletinde bulunan Tufts Üniversitesi’nde doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk’ün, 25 Mart'ta ABD İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) yetkililerince gözaltına alınmasının ardından başlattığı sınır dışı edilme sürecini, Boston Bölge Mahkemesi durdurdu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Öztürk’ün avukatı tarafından mahkemeye sunulan Habeas Corpus dilekçesi kapsamında açılan davada, Yargıç Denise J. Casper dikkat çeken bir karara imza attı. Mahkeme, dava sonuçlanana kadar Rümeysa Öztürk’ün ABD’den sınır dışı edilemeyeceğine hükmetti.

Mahkeme, yetki anlaşmazlığına dikkat çekti

Kararda, taraflar arasında mahkemenin konu bakımından yargı yetkisine ilişkin açık bir anlaşmazlık bulunduğu vurgulandı. Mahkeme, bu tür durumlar için statükoyu koruma ilkesine işaret ederek federal yargı içtihatlarını hatırlattı. Mahkeme kararında Columbia Üniversitesi’ndeki Gazze gösterilerine öncülük eden ve hâlâ davası süren aktivist tutuklu Mahmoud Khalil’in mahkeme kararına da atıfta bulunarak "dilekçe hakkında bir karar verilinceye kadar Mahkeme’nin yargı yetkisini korumak için, Mahkeme aksi yönde bir emir vermedikçe ve verinceye kadar Dilekçe Sahibi’nin ABD'den çıkarılmamasına karar verilmiştir" ifadelerine de ayrıca yer verildi.

Davalı listesinde yer alan Trump, Rubio ve Noem’den yanıt istendi

Mahkeme ayrıca, davalı listesindeki ABD Başkanı Donald Trump, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi Başkan Vekili Todd Lyons, ABD İç Güvenlik Soruşturmaları (HSI) New England Sorumlu Özel Ajan Michael Krol ve Saha Ofisi Direktörü Patricia Hyde’da Öztürk’ün avukatının sunduğu tadil edilmiş dilekçe ve şikayet metnine yanıt vermeleri için süre tanıdı. Karara göre, davalıların 1 Nisan Salı günü saat 17.00’ye kadar mahkemeye resmi yanıt vermeleri gerekiyor.

Öztürk’ün avukatı, söz konusu gözaltı işleminin hukuka aykırı olduğunu savunarak, derhal serbest bırakılması ve sınır dışı sürecinin durdurulması talebinde bulunmuştu.

Yargıç Casper’ın kararı, davanın esası hakkında nihai bir hüküm olmasa da, Öztürk’ün yasal süreci tamamlanmadan ülkeden çıkarılmasını engelleyen geçici bir koruma işlevi görüyor.

Kaynak: AA


Ateşkesten sonra ilk: İsrail savaş uçakları Beyrut'u bombaladı

İsrail savaş uçakları, Lübnan'la 27 Kasım'da yürürlüğe giren ateşkesten sonra ilk defa Beyrut'u bombaladı. İsrail Savunma Bakanı Katz, Lübnan'dan İsrail'in kuzeyine yönelik her tehlikede Beyrut'u hedef alacakları tehdidinde bulundu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsrail ordusu, sabah saatlerinden bu yana Gazze Şeridi ile Lübnan'da 40'tan fazla hedefe hava saldırısı düzenledi. İsrail savaş uçakları, Lübnan'la 27 Kasım'da yürürlüğe giren ateşkesten sonra ilk defa Beyrut'u bombaladı.  İsrail devlet televizyonu KAN'ın haberine göre, ordu, Gazze Şeridi'nin yanı sıra Lübnan'ın güneyi ile başkent Beyrut'ta 40'tan fazla hedefi vurdu.

Ateşkesi bozarak Gazze'ye saldırıları yeniden başlatan İsrail ordusunun, bölgeye bugün 25'ten fazla hava saldırısı düzenlediği bildirildi. İsrail ordusu, başkent Beyrut ile Lübnan'ın güneyinde ise Hizbullah'a ait olduğunu iddia ettiği 15 hedefe hava saldırısı gerçekleştirdi. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'a ait komuta merkezlerinin, altyapının, fırlatma rampalarının ve Hizbullah mensuplarının hedef alındığı öne sürüldü. Lübnan'ın ateşkes anlaşmasına uyma sorumluluğuna işaret edilen açıklamada, bu ülkeye yönelik saldırıların devam edebileceği tehdidinde bulunuldu.

Beyrut'a son saldırı 27 Kasım 2024'te düzenlenmişti

Ülkenin kuzeyine roketler fırlatıldığını öne sürerek Lübnan'ın güneyini bir dizi hava saldırısıyla hedef alan İsrail ordusu, 4 ay sonra ilk kez başkent Beyrut'u da hedef aldı. İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırılarında 5 kişinin hayatını kaybettiği, 18 kişinin yaralandığı bildirildi. İsrail ordusu Beyrut'a yönelik son saldırısını, Lübnan ile ateşkes anlaşmasının devreye girdiği 27 Kasım 2024'te gerçekleştirmişti.

Katz: İsrail'in kuzeyine yönelik her tehlikede Beyrut'u hedef alacağız

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Lübnan'dan İsrail'in kuzeyine yönelik her tehlikede ülkenin başkenti Beyrut'u hedef alacakları tehdidinde bulundu. Katz, X hesabından yayınladığı video mesajda, İsrail'in kuzeyindeki "Kiryat Şimona ve Celile" bölgelerine yönelik her tehditte Beyrut'un Dahiye bölgesini hedef alacaklarını açıkladı.

Ateşkes kapsamında "Kiryat Şimona"nın Beyrut'a denk olduğunu öne süren Katz, bu bölgeye gelecek roketlerin karşılığının Beyrut'a saldırılar olacağını söyledi. Katz, daha önce de kullandığı "Kiryat Şimona ve Celile topluluklarında barış olmazsa, Beyrut'ta da barış olmayacak" ifadesini yineledi. Lübnan hükümetine seslenen Katz, "Ateşkesi uygulamazsanız biz uygulayacağız" tehdidinde bulundu.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde 19 Ocak'ta yürürlüğe giren ateşkesi 18 Mart sabahı bozarak şiddetli saldırılarına yeniden başladı. İsrail ordusunun saldırıları yeniden başlatmasından itibaren çoğunluğu yaşlı, kadın ve çocuk olmak üzere 896'dan fazla Filistinli hayatını kaybetti, 1984'ü aşkın kişi yaralandı. İsrail'in Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda ise yaşamını yitiren Filistinlilerin sayısı 50 bin 251'e, yaralıların sayısı da 114 bin 25'e yükseldi.

Kaynak: AA,


Avrupa borsaları haftayı düşüşle kapattı

Avrupa borsaları, ABD Başkanı Trump'ın yeni otomobil tarifelerini açıklamasının ardından tırmanan küresel ticaret gerilimleri ve bunun sonuçlarına ilişkin endişelerin etkisiyle haftanın son işlem gününü düşüşle kapattı

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page