30 Mayıs 3
- mutlunecmettin
- 30 May
- 25 dakikada okunur
Mary Trump: Amcam dünyanın en tehlikeli adamı
Donald Trump’ın psikolog ve yazar yeğeni, ABD Başkanı’nın seçim kaybetse bile koltuğu bırakmayacak, ilkesiz, narsist biri olduğunu söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Mary Trump, altı yaşındayken New York’taki evinin arka bahçesinde amcasıyla beyzbol oynardı: “Ben altı yaşındaydım, o 28 ya da öyle bir şeydi, ben küçük bir çocuktum. Yine de bana tüm gücüyle topu fırlatırdı. Bir keresinde bunu yaptı ve elimdeki tüm kemikler kırıldı sandım, çünkü o kazanmak zorundaydı, herkesten daha iyi olmak zorundaydı. O hep böyle biriydi.”
Aradan geçen yıllarda babası alkolden ölen, amcası Donald Trump ile yolları ayrılan Mary, bundan birkaç yıl önce yazdığı ve New York Times bestseller listesinde 1 numaraya kadar yükselen kitabında Trump için, “Ailem nasıl dünyanın en tehlikeli adamını yarattı” başlığını atmıştı. 60 yaşındaki kadın şimdi de aynı ifadeyi kullanarak amcasıyla ilgili tüm korkularının bir bir gerçeğe dönüştüğünü İngiliz Daily Telegraph gazetesine anlattı:
Elbette ona gülebiliriz. Onunla alay edebilir, ne yaptığını bilmediğini veya bir tür zihinsel gerileme yaşadığını söyleyebiliriz. Bu iddiaların hiçbirine itirazım yok. Ben de aynı şeyleri söylüyorum. Ama meselenin özü, onun hala Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanı olması ve bu beni dehşete düşürüyor.
Psikopati, sosyopati…
Donald büyürken kimse onu sevmezdi. Yaşlandıkça, kişilik özellikleri daha da sertleşti.Donald bir klinik psikoloğun hastası olsaydı ve teşhis için bir dizi teste girmeye razı olsaydı, tahminimce, ama bu bilgili bir tahmin, antisosyal kişilik bozukluğu veya narsisistik kişilik bozukluğu teşhisiyle geri dönerdi. Kuralları çiğnemekten, sınırları aşmaktan çekinmeyen, hırsızlık yapan, kuralların kendileri için geçerli olmadığını düşünen insanları bilirsiniz. Doğru ile yanlışın farkını biliyorlar, sadece umursamıyorlar. Ve sonra sürecin diğer ucuna doğru ilerledikçe, işler daha ciddi hale geliyor ve sonunda aşırı uca, yani psikopati veya sosyopatiye varıyorsunuz.
İdeolojisi olmayan biri
Bu adam ideolojisi olmayan bir adam. O, ihtiyaçlarını veya isteklerini elde etmek için ne gerekiyorsa yapan içgüdüsel bir yaratık. Anayasaya aykırı olmasına rağmen üçüncü bir dönem için flört ediyor. Mesele aday olup olmayacağı değil. Mesele, ayrılıp ayrılmayacağı. Daha büyük olasılıkla, ‘Ben ömür boyu başkanım ve hiçbir yere gitmiyorum’ diyecek. Ve onu görevden almak isteyenlere meydan okuyacak. Şu anda yargıya yaptığı gibi. Onlar ona ‘Bunu yapmalısın’ diyorlar. Onun cevabı ise: ‘Hadi yapın, beni kovun, hangi güçle bunu yapacaksınız? Seçimi kaybetmiş ama hala Oval Ofis’te oturan bir adamı oradan çıkarmak için ne gibi bir yaptırım mekanizması var? Bilmiyoruz, çünkü daha önce böyle bir sorunla karşılaşmadık. Bence o bunu denemeye hazır.
Trump muhalif müzisyenlere de savaş açtı
Bruce Springsteen, Beyonce, Taylor Swift... Bunlar Trump’ın başkanlığında kendisine muhalif olduğu için hedef aldığı müzisyenler. ABD Başkanı, şimdi de sanatçıları dava yoluyla susturmaya çalışıyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Patron” lakaplı Bruce Springsteen’in şarkılarını dinlediğinizde, ilk başta bunları ABD için yazılmış aşk besteleri sanabilirsiniz. Ancak sözleri dikkatlice dinlediğinizde aslında New Jersey’li sanatçının ülkesini eleştiriye boğduğunu görürsünüz. Ona “Amerikan rüyasıyla Amerikan gerçeklerini birbirinden ayıran sanatçı” denilmesi boşuna değil.
Springsteen lafını sakınmamaya devam ediyor. Trump’ın şu anda bir numaralı düşmanlarından biri olması da bu yüzden. Sanatçı geçen haftalarda İngiltere’nin Manchester kentinde verdiği bir konserde ABD Başkanı’nın “yozlaşmış, beceriksiz ve ihanetçi bir yönetime liderlik ettiğini” söyledi. Burada da durmadı: “O başkanlığa uygun değil. Haydut bir hükümete liderlik ediyor. Dünyanın en zengin insanları dünyanın en fakir çocuklarını ölüme terk etmekten zevk alıyor” dedi. Trump, bu sözleri yanıtsız bırakmadı: “Springsteen fazlasıyla abartılıyor. Yetenekli bir adam değil. Pişkin, tiksinç bir pisliğin teki” dedi. Trump ayrıca Springsteen’in radikal bir solcu olduğunu söyledi ve “derisinin gıdasızlıktan mahvolmuş olduğunu” iddia etti. Trump’ın sanatçıları hedef alması pek yeni bir şey değil. Bu kavgadan günler önce de kendisine muhalif Taylor Swift’in “artık seksi olmadığını” belirtmişti. Trump, seçim döneminde rakibi Kamala Harris’e destek veren Swift’ten “nefret ettiğini” belirtmişti.
Trump Springsteen’e bir “öneri”de bulunarak “çenesini kapalı tutmasını” söyledi ve “ABD’ye döndüğünde işler onun için nasıl olacak, göreceğiz” dedi. Özellikle ikinci döneminde başkanlık makamının gücünü fütursuzca kullanmaktan kaçınmayan Trump, bu sefer Springsteen, Beyonce ve Oprah Winfrey’ye, hatta İrlandalı müzisyen Bono’ya bir soruşturma açılmasını istedi. Nedeni, Trump’ın bu kişilerin destek için seçimlerdeki Demokrat rakibi Kamala Harris’ten para aldıklarını iddia etmesi. Adayların insanlara destek açıklaması için para vermesi yasak. Trump, Harris’in desteği konser ödemeleri adı altında satın aldığını iddia ediyor. The Rolling Stone dergisi ise paranın bu sanatçıların bağlı olduğu eğlence şirketlerine konserler için verildiğini, destek açıklamalarıyla bağlantılı olmadığını vurguladı. Springsteen geçmişte de para almadan eski ABD Başkanı Barack Obama’nın seçim kampanyalarına destek vermiş, yemin töreninde şarkı söylemişti. İkili o kadar yakın dost oldular ki Obama’nın görev süresi dolduktan sonra birlikte bir podcast yaptılar ve kitap yazılar.
Springsteen, bu tehditler karşısında Trump’a karşı ses çıkarmaya devam ediyor. Avrupa turnesinde sahneden Trump’ın politikalarını eleştirmeye devam ederken, sesinin kitlelere yayılması için siyasi tartışmaların ortasında Trump’ı eleştirdiği konser kayıtlarını bir mini albüm olarak yayımladı. The Washington Post’a göre “Springsteen, korkusuzluğunun meslektaşlarının da seslerini çıkarmasını sağlayacağını umuyor.”
Reagan’ın kafasını karıştırmıştı
“Cezaevinin gölgesinde, rafinerinin gaz ateşlerinin yanında: 10 yıldır bu yolda yanıp tutuşuyorum; kaçacak yerim yok, gidecek yerim yok” der Springsteen Born in the USA’de. Springsteen’in en yanlış anlaşılan şarkısı, savaşta kardeşini kaybettikten sonra ABD’ye dönen ve iş bile bulamayan bir Vietnam gazisinin ağzından yazılmıştır. İnsanlar bu eleştiriyi sözleri pek de dinlemeden bir vatansever marş zanneder. 1984 yılında çıkan bu şarkıyı yanlış anlayan en ünlü isim de dönemin başkanı Ronald Reagan. Kendisi bu şarkıyı “idealistik ve umut verici” diye niteledi. Springsteen’in biyografisini yazan Marc Dolan’a göre bu yanlış anlama, “The Boss” lakaplı sanatçıyı daha da radikalize etti. Springsteen işçi yanlısı ve sola yakın görüşlerini daha fazla dile getirmeye karar verdi ve bu görüşteki örgütlere desteği artırdı.
Gazze’nin en genç influencer’ı İsrail saldırısında öldürüldü
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Gazze’nin en genç influencer’ı olarak bilinen 11 yaşındaki Yakin Hammad, İsrail’in geçen hafta Deyr El Balah’a yaptığı hava saldırısında öldürüldü. The Guardian’ın aktardığına göre Yakin, sosyal medya hesapları üzerinden bombardıman altında günlük yaşam için pratik hayatta kalma ipuçları veriyordu. Örneğin gaz olmadığında doğaçlama yöntemlerle nasıl yemek yapılabileceğini anlatan bir videosu vardı. Yakin, ölümünden önce yaptığı son sosyal medya paylaşımlarından birinde, “Diğer çocuklara biraz olsun neşe getirmeye çalışıyorum, böylece savaşı unutabilirler” yazmıştı.
Yakin ve abisi Muhammed Hamad, ayrıca sık sık yerinden edilmiş ailelere yiyecek, oyunncak ve giysi hediye ediyordu. Ölümünün ardından birçok gazeteci ve takipçisi, Yakin için başsağlığı mesajı yazdı.
Hamas’a karşı sokaktalar çünkü yaşamak istiyorlar!
Gazzeli aktivist Al Masri, Filistinlilerin Hamas’a yönelik tepkisinin düşünülenden daha büyük olduğunu, örgütün Gazze’nin geleceğinde yeri olmadığını söyledi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
İsrail’in ambargosu ve saldırıları altında soykırım şartlarında yaşayan Gazzelilerin haftalardır Hamas’a karşı yaptığı yürüyüşler basın ve sosyal medyada yer bulmaya devam ediyor. Hamas, şiddetle karşılık verdiği bu protestoların arkasındaki isimlerden birinin eski üyelerinden Hamza Al Masri olduğuna inanıyor. Wall Street Journal gibi yayınlar da farklı sosyal medya platformlarında 1.2 milyon takipçisi olan bu aktivisti protestoların taşıyıcı güçlerinden biri olarak tanımlıyor. Kocaeli’nde yaşayan Al Masri, Hamas’ın Gazze’yi demir yumrukla yönettiğini ve insanların artık bundan bıktığını söyledi. Gazze’ye giren sınırlı sayıda yardımın bile Hamas tarafından çalındığını ve marketlerde fahiş fiyatlara satıldığını söyleyen Al Masri, işkence ve ölüm tehditlerine rağmen sokaklara çıkan Gazzelilerin taleplerinin “yaşam” olduğunu söyledi.
Birçok medya kuruluşu size Gazze’deki Hamas karşıtı protestoların lideri diyor. Bu doğru mu? Eylemler kim tarafından organize ediliyor?
Direkt bir organizasyon yok. İnsanlar Hamas’ın yaptıklarına daha fazla dayanamayıp sokağa çıkmaya başladı. Bu eylemleri haberleştirmek yasak. Görüntü alanları tutukluyorlar. Hamas sosyal medyayı çok dikkatli takip ediyor. Büyük bir ekipleri var. Paylaşım yapanlar da tutuklanıyor. Hamas beni bir aktivist olarak bu protestoları başlatanlardan biri olarak görüyor. Birçok yakınım da bu gerekçeyle tutuklandı.
Bu protestolar neye karşı yapılıyor ve Hamas nasıl bir tepki veriyor?
Gazze’de Hamas karşıtı protestolar yeni değil. 2019’da başladılar. Hamas’ın çok sert, diktatörce bir yönetim biçimi var. Onlara muhalif olma şansınız yok. Sosyal medyada hoşlarına gitmeyen bir şey derseniz gözaltına alınırsınız. Uzun süre tutulabilirsiniz. Bazı insanlar gözaltında işkence gördü ve öldü.
Hamas insanların görüşlerini ve ihtiyaçlarını dile getirmesine bile izin vermiyor. Gıdaya ihtiyacınız olduğunu bile dile getiremiyorsunuz...
Protestolara saldırıyorlar. İnsanlara ateş açıyorlar. 2019’dan bu yana birçok protesto oldu. 7 Ekim’den önceki son protesto 30 Temmuz 2023’te oldu. Hamas ve onun baskılarına karşı “Yaşamak istiyoruz” sloganıyla yapıldı. Hamas’ın militanları protestoculara saldırdı ve bin 300 kadar insan gözaltına alındı.
Mevcut protestoların boyutu ne?
Yaklaşık üç ay önce Kuzey Gazze’de, Beyt Lahya’da 60 bin kişilik bir protesto düzenlendi. Eylemler haberdekilerden daha büyük. Doğru düzgün haberleştirilmedi. Çünkü Gazze’de neredeyse yayın yapabilen sadece Al Jazeera kaldı, onlar da Hamas yanlısı. Örneğin Suudi Al Arabiya’nın artık Gazze’de yayın yapmasına izin verilmiyor.
Sizin hikayenizi dinleyebilir miyiz? Gazze’den nasıl ayrıldınız?
2001’de Hamas hareketine katıldım. Onlardan biriydim. İsrail saldırılarında 7 kere yaralandım. Sol gözümü kaybettim. Hamas’a bir direniş hareketi olduğunu düşünerek katıldım. Ancak içine girince durumun böyle olmadığını gördüm. Dini çıkar için kullanıyorlar. Çok fazla yolsuzluk var, hırsızlık yapıyorlar. Bazı saldırıların ardından gözüm açılmaya başladı. Hamas’ın içindeyken otopilota alınmış gibisiniz. Resmen beyniniz yıkanıyor. Bu olaydan sonra yapılan yanlışlar daha çok gözüme batmaya başladı. 2014’te Hamas’ı daha açık şekilde eleştirmeye başladım. Hamas kendi üyelerine suikast düzenlemeye başladı. 2017’de eleştirilerim yüzünden ilk kez tutuklandım. Bu noktada hala Hamas’tan 900 dolar maaş, ayrıca Şehitlerin Aileleri Birliği’nden de 900 dolar maaş alıyordum. 2017’den sonra birçok defa daha tutuklandım. Sonra da maaşımı kestiler. 2019’da bahsettiğim büyük protesto oldu, 2 bin kişi tutuklandı, insanlara işkence edildi, bazıları işkencede öldü. Bu protesto ve tutuklamalardan sonra soruşturmaya boğuldum, sürekli içeri girip çıkmaya başladım. Taciz ediliyordum. 2021’de Gazze’den çıkma kararı aldım. Mısır’a geçtim ve sosyal medyadan Hamas eleştirilerini paylaşmaya başladım. Bana karşı Hamas büyük bir sosyal medya kampanyası başlattı. Türkiye’ye vize başvurusu yapmak istedim ama pasaportumu süreç için Gazze’ye göndermem gerekti. Pasaportumu aileme vermediler ve onları tehdit etmeye başladılar. Benim bir canlı yayın yapıp Hamas’tan özür dilememi istediler. Ben de onlara elimde olan, Hamas üyelerinin uygunsuz şeyler yaptıklarını gösteren videolar gönderdim. Bunları yayınlamamıştım, ben de onları tehdit ettim. Bunun üzerine pasaportumu verdiler ve ben de Türkiye’ye gelebildim. Türkiye’de Mısır’da yaptıklarımı sürdürdüm. Gazzelilerin sesi oldum. Bu sefer de ailemi tutuklayıp onları istismar etmeye başladılar. Hamas’ın silahlı kolu Kassam Tugayları beni çocuklarımı öldürmekle bile tehdit etti. Neyse ki artık ailem de Türkiye’de.
Tehditler yeni değil. Protestolar hakkında yayın yaptığım için oluyor. Ben kötü bir şey söylemiyorum, insanların söylediğini yayıyorum. İnsanlar savaş bitsin istiyor.
Peki protestocuların talepleri neler?
İnsanlar yaşayabilmek istiyor! Hamas üyeleri çok iyi şartlarda yaşıyor ve bunu görüyorlar. Paraları var, şirketleri var. Her şeyde öncelik onlara veriliyor. Şu anda insanlar Gazze’de ölüyor. Bu noktada bile Hamas üyelerinin karnı tok. İhtiyaçları olan her şey var. Halk ise acı çekiyor.
Hamas’ın bu savaştan sonra siyasi bir geleceği olacağını düşünüyor musunuz?
Çoğunluk Hamas’ı istemiyor. Filistinliler, özellikle Gazzeliler direnişi sever. Ancak Hamas’ın tüm yaptıklarından sonra direnişten, direniş konseptinden nefret eder hale geldiler. Onların bir geleceği olduğunu düşünmüyorum
Hamas’ın ortadan kalkması durumunda, Gazze’nin İsrail’e karşı daha büyük bir güvenlik açığı olmayacak mı?
Zaten Gazze’nin içinde değiller. Sadece çalıyorlar. Şu anda Gazze’yi savundukları yok. Yardımları çalıyorlar. Gazze’ye 90 yardım TIR’ı giriyorsa tamamının içindekiler çalıyor. Sonra bir anda marketlerde beliren bu ürünler çok yüksek fiyatlara satılmaya başlanıyor. Bunu ne tür insanlar yapar?
Trump Ukraynalıların anıları ve hayallerini de feda edecek
Oxford Üniversitesi’nden Avrupa tarihçisi Profesör Timothy Garton Ash, The Guardian gazetesine Ukrayna ziyaretini yazdı: Kiev ve Lviv’de tanıştığım insanlar, savaşın sonu konusunda bizden gerçekçi. Onlara kulak vermeliyiz
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Bir daha bir haber spikeri çıkıp da heyecan içinde Ukrayna’nın “barış için topraklarını feda edeceği” fakat karşılığında savaşı sona erdirecek bir “anlaşma” olasılığından bahsederse onu Adeline’in karşısına oturtmak istiyorum. Geçen hafta Lviv’de görüştüğüm Adeline bana telefonundaki haritadan Ukrayna’nın Herson çevresindeki “özgürleştirilmiş topraklarda”, Dinyeper Nehri’nin hemen karşısındaki Nova Kahovka’da kaybettiği evini gösterdi. “Bak, bu uydu görüntüsünde Rusya’nın 2023’ta Kahovka Barajı’nı yıkmasının ardından meydana gelen çevre felaketini görebilirsin” dedi gözleri yaşla dolarak: “Burası sanat galerisi açmayı hayal ettiğim yer. Neden evimden vazgeçecekmişim?”
Nova Kahovka bugün Rus işgali altında. Rusların işgal ettiği bölge, Portekiz ve Slovenya’nın toplam yüzölçümüne eşit. Kesin rakamlara ulaşmak zor ancak söz konusu bölgede yaklaşık 5 milyon insan yaşıyor. Bu topraklardan kaçan en az 2 milyon mülteci başka yerlerde. İşgal altındaki topraklardaki Ukraynalılar acımasız baskılar ve sistematik Ruslaştırma faaliyetiyle karşı karşıya. Dışarıdaki Adeline gibi mültecilerin elinde ise sadece anılar, eski fotoğraflar ve kaybettikleri evlerinin anahtarları kaldı. Bu korkunç işgal suçunu “barış için toprak” gibi yatıştırıcı sözlerle örtbas etmemeliyiz.
Hangi barış?
Ukrayna’daki hiç kimse müzakereler sonunda kırılgan bir ateşkese varılsa bile herhangi bir “anlaşma”nın savaşı kesin olarak sona erdireceğine inanmıyor. Rusya’nın acımasızca ele geçirdiği şey sadece “toprak” değil milyonlarca erkek, kadın ve çocuğun evleri, aile geçmişleri, hayatları ve geçim kaynakları. Hırsızın biri arabanızı çalarsa geri almaktan vazgeçmezsiniz. Ukrayna’nın teslim olmaması böyle bir şey. Her şeyden önce, bugün öne sürülen anlaşma barış getirmeyecek. Tüm Ukrayna topraklarının kurtarılmasının ardından Adeline’in evine dönmesi, Rusya’nın tazminat ödemesi ve Vladimir Putin’in Lahey’de yargılanmasıyla sağlanacak adil bir barışa öngörülebilir gelecekte ulaşılamaz. Ancak “barış” adını hak eden herhangi bir şey, Ukrayna’nın halen kontrolü altında bulunan egemen topraklarının yaklaşık beşte dördü için kalıcı askeri güvenlik, ekonomik toparlanma, siyasi istikrar ve Avrupa entegrasyonunun sağlanmasını gerektirir. Bu da yıllar alacak.
Barışı Ukraynalılardan fazla isteyen kimse yok. Şurası açık: Volodimir Zelenski, Donald Trump’ı kendi tarafında tutmaya çalışmalı ki Amerikan zorbalığı Ukrayna’yı Putin’e büsbütün satmasın. Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü’nün son anketine göre, Ukraynalıların sadece yüzde 29’u Trump’ın barış planını kabul edebileceğini, yüzde 51’i ise Avrupa liderlerinin önerdiği alternatif planı onaylayabileceğini söylüyor. Tüm Ukraynalılar, dünya barıştan bahsederken Rusya’nın kendilerine karşı büyük çaplı drone ve füze saldırıları düzenlemeye devam ettiğini biliyor. Bu arada, Putin’in İstanbul’daki Rus-Ukrayna görüşmelerine gönderdiği elçi Vladimir Medinski, 1700-21 yıllarındaki savaşa atıfta bulunarak Ukrayna heyetine şöyle seslendi: “Biz İsveç’le 21 yıl savaştık. Siz ne kadar savaşmaya hazırsınız?”
Silah var, asker yok
Dolayısıyla asıl mesele, Ukrayna’nın ABD’nin azalan desteğini telafi etmek için Avrupa’dan artan destekle kendini savunmaya ve uzun vadeli direncini artırmaya devam edip edemeyeceği. Kiev’de yaptığım en umut verici görüşmeler, savunma sanayisinde çalışan kişilerle oldu. Ukrayna, geçen yıl 2 milyondan fazla insansız hava aracı üreterek bu alandaki yenilikçi geliştirme ve üretimde dünya lideri konumuna geldi. Daha fazla müttefik ülke Danimarka’yı örnek alıp Ukrayna’daki silah üreticilerine doğrudan sözleşme verirse, bu alanda daha da başarılı olabilirler. En büyük sorun, yeni askerler eksikliği. Bir cephe komutanı, şu anda yeterli silah ve mühimmatı olduğunu ancak taburunun sadece yüzde 30 insan gücüyle görev yaptığını söyledi. Doğuda sadece insansız hava araçlarıyla savunulan boş siperler olduğunu anlattı.
Batı’nın yeni koalisyonu
Rusya yeni kara taarruzları planlıyor gibi görünüyor ancak Batılı askeri uzmanlar Ukrayna’nın şu anda kontrol ettiği toprakların çoğunu savunmaya devam edebileceğini düşünüyor. Yavaş yavaş, denizde (zaten başarılı olduğu), karada (drone’larla desteklenen “sanal duvar” ve Rus hatlarının gerisinde derin saldırılarla) ve en zor olanı, havada Rusları püskürtmek için yöntemler geliştirebilir. Yeni Alman Şansölye Friedrich Merz’in göreve gelmesi ve İngiliz Başbakan Keir Starmer’ın biraz beklenmedik Churchillciliği ile Avrupa’nın “istekliler koalisyonu” güçlendi. Bu koalisyonun planlayabileceği en yararlı şey “kara birlikleri” değil, ülkenin batı yarısının üzerinde bir hava kalkanı oluşturmak için çok katmanlı hava savunmasıdır.
ABD’den üç istek
ABD’den hâlâ ihtiyaç duyulan üç askeri unsur var: İstihbarat yeteneği (ki bunun ikame edilmesi çok zor), ABD yapımı Patriot hava savunma füzeleri (Rusların balistik füzelerini düşürebilen tek teknoloji bu) ve büyük miktarda 155 mm mühimmat (Avrupa bu konuda adımlar atıyor ama yeterli değil). Trump bu üç unsuru engellememesi için ikna edilebilirse Ukrayna Avrupa’nın artan desteğiyle hayatta kalabilir. Ardından, özellikle Avrupa da Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımları artırabilirse, Moskova üzerindeki baskı yavaş yavaş Kiev’den daha fazla hissedilebilir hale gelebilir. Bir noktada Putin bile bu savaşın sıcak aşamasını durdurmanın, ateşkes “kontrol hattını” kabul etmenin ve iç propaganda makinesine şanlı bir zafer ilan etmesini emretmesinin zamanının geldiğini düşünebilir. Bu senaryodaki hiçbir şey kesin olmamakla beraber 1945’ten bu yana Avrupa’nın gördüğü en büyük savaşını sona erdirmenin en gerçekçi olmayan yolu da bu değil.
Ukrayna’nın ivedilikle karşısına yeni ve çetin zorluklar çıkacaktır. Silahlar susunca ülke savaş zamanındaki ulusal birliği nasıl koruyacak? 3 milyondan fazla gaziyi nasıl yeniden hayata entegre edecek? Seçimler ne zaman yapılacak, sandığın özgür ve adil olmasını nasıl sağlayacak? Ukrayna siyaseti kendi içinde ve Batı’ya karşı suçlamalarla dolu karmaşık bir dönemden geçecektir. Siyaseti savaşın bir yolu olarak gören Putin de ortalığı karıştırmak, kin ve bölünmeyi körüklemek için bolca fırsat bulacaktır.
Bu arada, Avrupa’nın tıpkı 1995’teki Dayton Anlaşmaları sonrasında Bosna’da olduğu gibi hızla dikkati başka yöne çevrilebilir. Ukrayna’nın bütçesinin askeri olmayan kısmının neredeyse tamamı bugün uluslararası destekle finanse ediliyor. Yeniden inşa edilen ekonominin kendi dinamizmini kazanması için yüz milyarlarca euro daha gerekecektir. Portekiz’den Polonya’ya Avrupa’da yükselen popülistler seçmenlere bu faturayı ödememeye devam etmemeleri gerektiğini söyleyecektir. Merz, Rusya’nın dondurulmuş varlıklarına el konulması konusunda ağırlığını koyarsa, bu para bulunabilir.
Aceleye gelmez
Bu ayın başlarında dört Avrupalı lider, Nazi Almanyası’nın tamamen yenilgisini simgeleyen Avrupa Zaferi Günü’nün ertesi günü Kiev’e gitti. Ne yazık ki Putin’in Rusya’sının tamamen yenilgisini simgeleyen basit, tek bir Ukrayna Zaferi Günü olmayacak. Kalıcı bir barış yakın zamanda gelmeyecek ve bu barış kesinlikle aceleci, dengesiz bir anlaşmayla sağlanamayacak. Ancak Ukrayna ve Avrupa’nın uzun bir mücadele için öngörü, dayanıklılık ve birlikteliğe sahip olması halinde, içinde bulunduğumuz on yılın sonunda adına barış denebilecek bir şey elde edilebilir.
1700-1721 yılları arasında isveç ile komşuları arasında olmuştur. otuz yıl savaşları sırasında gücünü kanıtlayan isveç'in yayılmasından hoşnut olmayan rusya, danimarka, prusya, danimarka, norveç ve lehistan birleşerek kuzey ittifakı'nı kurdu. isveç kralı xii. karl başlangıçta ittifak güçlerini yendi. fakat 1709 yılında poltava savaşı'nda yenilen kral, osmanlı devleti'ne sığınınca savaş güneye de sıçradı . osmanlı devleti'nin rusya'yı 1711 yılında yenmesi isveç'i rahatlatsa da osmanlı devleti savaştan çekildi. kaynakları azalan isveç ise gerileyip 1721 yılında savaşı kaybetmiş ve isveç ilerlemesi durmuştur.
Putin’den çocuklara propaganda masalları
Ukrayna’yı işgal girişiminin ardından Rusya’da tarih kitaplarını yeniden yazma kararı alan Putin, Rus çocukların beynini yıkamak için bir animasyon dizi hazırlattı. Karakterler arasında Erdoğan’ın çocuk versiyonu da var
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
George Orwell’ın 1984 kitabında tasvir ettiği tarihi yeniden yazma fantezisi Kremlin tarafından hayata geçiriliyor. Putin, kendi dünya görüşünü Rus okul çocuklarına dayatmak için büyük bir kampanya başlattı. Gençler için hazırlanan yeni tarih ders kitaplarında Ukrayna “Nazi devleti” olarak tanımlanıyor ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin “hayat memat meselesi, halkın geleceği için bir gereklilik” olduğu iddia ediliyor. Kitaplarda ayrıca Trump’ın 2020 ABD başkanlık seçimlerini “Demokrat Parti’nin bariz seçim hilesi sonucu” kaybettiği yazıyor.
Çocuklar içinse Rus devlet televizyonunda yayınlanacak bir animasyon dizi hazırlandı. Bu da aynı şekilde küçük beyinleri Putin’in ideolojisiyle yıkama fikri kapsamında Kremlin’in propaganda çarı Vladimir Solovyov’un hayata geçirdiği bir proje.
‘Vatanseverlik aşısı’ diyorlar
Rusya’nın en ünlü propaganda ajanlarından biri olan Solovyov, okul öncesi çocuklara yönelik, Putin ve Trump’ın yanı sıra diğer dünya liderlerinin animasyonlu görüntülerinin yer aldığı animasyon dizinin fragmanını da yayınladı. Ukrayna’nın egemenliğini zedeleyen dezenformasyon yaydığı için İngiltere ve Avrupa Birliği tarafından yaptırım uygulanan Solovyov, Sandpit adlı programın “çocuklara erken yaşta vatanseverlik aşılayacağını” ve Rus çocuklara “jeopolitik tartışmayı” öğreteceğini söyledi. Solovyov’un medya holding şirketi tarafından finanse edilen programın fragmanında Vladimir Putin, Donald Trump, Emmanuel Macron, Recep Tayyip Erdoğan, Kim Jong-un ve Elon Musk’ın bir video konferans yaparken görüntüleri yer alıyor. Hepsi çocuk olarak tasvir ediliyor.
İstanbul daveti
Erdoğan’ı karakterize eden fesli çocuk, “Hepinizi temmuzda İstanbul’da dinlenmeye davet ediyorum” diyor. Kuzey Kore lideri Kim ise, Macron’un İstanbul’daki bir toplantıda diğer liderlerle takılmasına izin verilmemesi gerektiğini çünkü “onun her zaman büyükannesiyle birlikte” olduğunu savunarak Fransız cumhurbaşkanının eşine atıfta bulunuyor.
Trump, neden bir Rus çevrimiçi platformunda sohbet ettiklerini sorduğunda Putin “Çünkü Skype öldü, o yüzden” diye cevap veriyor.
Stalin Moskova Metrosu'na döndü
Yaklaşık 60 yıl aradan sonra, Sovyet diktatörü Josef Stalin’in yüzü bir kez daha Moskova’nın süslü metro istasyonlarından birinde yolcuları selamlıyor. Bu ay yetkililer tarafından açılışı yapılan yeni heykelde Stalin, kendisine hayranlık duyan işçiler ve çiçek uzatan çocuklarla çevrili bir şekilde uzaklara dalgın dalgın bakıyor. Stalinizasyon’dan arındırma kampanyası sırasında 1966 yılında kaldırılan bir heykelin kopyası olan yeni rölyef, kısa sürede ilgi odağı haline geldi. Kimi yolcular buraya çiçek bırakıyor, kimi çocuklarıyla önünde poz veriyor, kimiyse sadece durup izliyor.
Hangi ülke Türk vatandaşlarına daha fazla Schengen veriyor?
AB’nin açıkladığı verilere göre Hollanda, Türkiye’den geçen sene gelen vize başvurularının neredeyse yarısını reddetti. İspanya ve İtalya’da ise bu oran yüzde 10’un altında. Türklere en çok vize veren ülke Yunanistan oldu
“Somali’yi Türkiye’ye kaptırıyoruz” endişesi
Washington Post gazetesi Trump yönetiminin Somali’de terörle mücadeleye destek veren ABD askerlerinin geri çekilmesi ve orduya desteğin kesilmesi kararlarının bölgede Türkiye’nin stratejik olarak güçlenmesi ve ‘meyveleri Ankara’nın toplaması’ anlamına geleceğini yazdı
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Başkan Donald Trump, Afrika’daki ABD politikasını yeniden düzenleyerek dış yardım programlarını kesintiye uğratıp bölgedeki müttefik güçlere sağlanan yardımı azaltırken, radikal İslamcı El Şebab militanları Somali’de ilerliyor. El Kaide’nin en iyi finanse edilen ve en ölümcül küresel bağlantılarından biri olan El Şebab, son üç ayda Somali güçlerinden önemli kasabaları geri aldı. Örgütün militanları daha önce Kenya’daki bir ABD hava üssüne saldırı düzenlemiş ve ABD anakarasına saldırılar planlamıştı.
Washington Post’a göre Trump’ın ikinci yönetimi altında, Washington’un bu örgüte karşı mücadelenin hâlâ bir öncelik olup olmadığına inanıp inanmadığı veya uzun süredir yolsuzlukla boğuşan Somali hükümetinin bu mücadeleyi yönetebilecek kapasitede olup olmadığı belirsiz.
Nairobi merkezli düşünce kuruluşu Sahan’ın kurucusu Matt Bryden, “Trump yönetimi, El Şebab’ın ABD’nin çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturduğuna ikna olmuş görünmüyor. Ancak ABD’nin Afrika ve Orta Doğu’nun büyük bir kısmındaki politikası için çok geniş kapsamlı sonuçlar doğuracaktır” yorumunu yaptı.
‘Somali’yi yanmaya bıraksak?’
Bu ve benzeri uyarılara rağmen Trump yönetimi, Somali özel kuvvetlerine verdiği desteği geri çekti ve ülke çapında yüzlerce Amerikan askerini konuşlandırma planlarını yeniden gözden geçiriyor. Güvenlik yardımlarının kesilmesinin ardından çoğu yabancı eğitmen ülkeden ayrıldı ve yerel askerlerin morali bozuk olduğu söyleniyor. Bu arada, ABD yetkilileri ile Somali yetkilileri arasındaki gerginlikler doruk noktasına ulaşmış görünüyor. Eski bir üst düzey dışişleri bakanlığı yetkilisi, “Beyaz Saray’dan gelen kişilerle bir araya geldim ve bana ‘Somali’yi yanmaya bırakırsak ne olur? Bunu kontrol altına alabilir miyiz?’ diye sordular. Ben ‘Hayır!’ dedim” diye konuştu.
Washington Post’a göre ABD’nin desteği ve Afrika Birliği’nin kapsamlı barış gücü misyonu ile ayakta duran Somali’nin Mogadişu merkezli bölünmüş hükümeti, uzun süredir devam eden İslamcı isyanı bastırmak için giderek Türkiye’ye yöneliyor. Bu durum, Amerika’nın Afrika’ya olan ilgisinin azalmasının bölgesel güvenlik sorunlarını nasıl ağırlaştırdığını ve küresel güç dinamiklerini nasıl altüst ettiğini gösteren bir vaka çalışması niteliğinde.
Ankara ile Mogadişu arasında gelişen ilişkiler, yeni açıklanan bir petrol arama anlaşmasını, son zamanlarda teslim edilen güçlü Türk insansız hava araçlarını ve geçen ay Somali’nin başkentine yüzlerce askerin varışını içeriyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki varlığını derinleştirirken, Somali’ye Amerikan öngörülemezliğine karşı bir güvenlik ortağı daha kazandırıyor.
ABD Somali’nin asker maaşlarını kesti
Eski üst düzey dışişleri bakanlığı yetkilisi, ABD’nin çekilmesinin El Şebab’ın komşu Kenya ve Etiyopya’ya yayılmasını tetikleyebileceğini ve Somalili savaşçıların Yemen’deki Husi isyancılarla yeni kurulan ilişkilerini güçlendirebileceğini söyledi. Yetkililer ve diplomatlara göre, ABD’nin geri çekilmesinin devam etmesi, Somali’deki siyasi bölünmeleri daha da şiddetlendirebilir ve kıtanın en ciddi güvenlik tehditlerinden birini kontrol altına alma çabalarını tehlikeye atabilir.
Risk danışmanlığı şirketi Aldebaran’a göre, şubat ayından bu yana isyancılar, stratejik öneme sahip Adan Yabaal kasabası da dahil olmak üzere düzinelerce köyü geri aldı ve 2022’de federal güçlere kaptırdıkları toprakların neredeyse üçte birinde yeniden faaliyet gösterme imkanı kazandı. İsyancılar, Mogadişu’nun uluslararası havaalanını havan toplarıyla vurdu ve mart ayında cumhurbaşkanının konvoyunu bombaladı. Cumhurbaşkanı hayatta kaldı, ancak dört kişi öldü.
El Şebab’ın mart ayındaki Ramazan saldırısı, geleneksel olarak El Şabab’a karşı mücadeleyi yöneten 2 bin 500 kişilik Danab Tugayı olarak bilinen Somali özel kuvvetlerine ABD’nin desteğinin azalmasıyla aynı zamana denk geldi. Geçen yıl ABD hükümeti tarafından yapılan bir denetimde, Danab’ın gıda ve yakıt taleplerini şişirdiği ortaya çıktı. Gıda ve yakıt desteği sırasıyla Nisan 2024 ve Mart 2025’te durduruldu. Şubat ayında ABD, Danab üyelerinin maaşlarını normal Somali askerlerinin maaşının iki katı olan 400 dolara çıkaran ödenekleri kesmeye başladı.
Maaşların kesilmesinin yolsuzluk iddialarıyla mı yoksa Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun hükümetin şişkinliğini azaltacağını ve yönetimin iç önceliklere odaklanmasını sağlayacağını söylediği Trump yönetimi altında yabancı yardım programlarının daha geniş çaplı dondurulmasıyla mı bağlantılı olduğu belirsiz.
‘Nüfuzumuzu kaybederiz’
Bazı eski ABD’li yetkililer, Somali’ye akan uluslararası güvenlik fonlarının ülkenin köklü yolsuzluğunu daha da körüklediğini söylüyor. Diğerleri ise, ABD askerleriyle birlikte çalışan küçük, seçkin bir birime fon sağlamaya devam etmenin, kötü seçenekler arasında en iyisi olduğunu savunuyor. Eski bir üst düzey ABD askeri yetkilisi, “Danab’ı doğrudan desteklemezsek, Somali Ulusal Ordusu’nun onları en etkili olacak şekilde desteklemesi çok olası değil” dedi.
Somali ordusuyla çalışan Mogadişu merkezli bir güvenlik uzmanına göre, Danab’ın morali “o kadar yüksek değil”. Maaşlar kesildiğinde, yaklaşık 100 asker “bir süre izinsiz ayrıldı” dedi. Güvenlik uzmanı, Danab’ın yabancı danışmanlarının çoğunun da ABD’nin kesintilerinin ardından evlerine döndüğünü söyledi. ABD güvenlik yetkililerine göre, Danab’a daha iyi destek sağlamak için Somali’ye konuşlandırılan yaklaşık 500 kişilik ABD askerinin ülke genelinde konuşlandırılması planları da şu anda gözden geçiriliyor. Danab, Amerikan hava saldırısı talep edebilen tek Somali askeri birliği ve geçen yıl düzinelerce ABD müdahalesinden faydalandı.
Yetkililer, ABD’nin Afrika Boynuzu’na erişiminin son on yılda giderek azaldığını kaydetti. Sudan ve Güney Sudan çatışmalarla parçalanmış durumda; Uganda soğuk; Cibuti Çin ordusuyla paylaşılıyor; Etiyopya ile ilişkiler, Tigray’deki son savaşın ardından önemli ölçüde soğudu.
Eski üst düzey ABD askeri yetkilisi, “Argümanları, Somali’yi Türklere devredip güvenlik sorununu onlara bırakalım olabilir. Ancak yeniden girmenin maliyeti çok yüksek ve önemli coğrafi bölgelerdeki nüfuzumuzu kaybederiz” dedi.
Liman ve havalimanı işletmesi Türklerde
Türkiye’nin Mogadişu ile bağları, 2011 yılında yaklaşık 260 bin kişinin hayatını kaybettiği kıtlık sırasında Ankara’nın gıda yardımı göndermesiyle başladı. O zamandan beri Türkiye, başkentin ana hastanelerinden birini yeniden inşa etti, Mogadişu liman ve havaalanının yönetimini devraldı ve bir askeri eğitim akademisi kurdu. Ankara, Mogadişu’da en büyük yurtdışı askeri üssünü kurdu, toplamda yaklaşık 6 bin askerden oluşan iki tugay yetiştirdi ve Somali Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Ajansı’nın talebi üzerine insansız hava aracı saldırıları düzenledi.
Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye uzmanı Berkay Mandıracı, “Geleneksel güçlerin Afrika’nın bazı bölgelerinden çekilmesiyle Ankara, devreye girme fırsatı görüyor” dedi ve ekledi: “Somali, önemli deniz ticaret yolları ve hayati ticaret rotalarının üzerinde yer aldığı için Ankara için stratejik bir değer taşıyor.”
6 bin 400 Türk askeri rekor seviyede
Geçen ay Mogadişu’ya yaklaşık 400 Türk askeri geldi. Bu, şimdiye kadarki en büyük askerî güç. Bu ayın başlarında Türkiye, ülkede bulunan daha küçük Türk insansız hava araçlarından daha büyük yük taşıma kapasitesine sahip iki Akıncı insansız hava aracı teslim etti.
Türkiye, Somalililerle ortak komuta altında çalışıyor, ancak diğer ortaklar, Türk operasyonları hakkında genellikle bilgilendirilmediklerini belirtiyor.
Mogadişu’da görevli bir diplomat, “Bazen bir hedefin üzerinde birden fazla İHA vardı” dedi.
Görgü tanıkları The Post’a verdiği bilgilere göre, yeni insansız hava araçları Somali hükümetinin hava gücünü önemli ölçüde artırdı. Bir Batılı diplomat, “Somalililer Türklere Mogadişu’yu ne pahasına olursa olsun kurtarmalarını söylüyor” diyor.
Güvenlik bağları genişledikçe, Türk şirketleri birçok kazançlı sözleşme imzaladı. Mogadişu’daki liman ve havaalanının işletilmesi aylık milyonlarca dolar gelir getiriyor. Nisan ayında, Somali’ye üretimin sadece yüzde 5’ini veren bir petrol arama anlaşmasının ayrıntıları ortaya çıktı ve bu, muhalefet milletvekillerini öfkelendirdi. Türk araştırma gemileri açık denizlerde arama yapıyor.
Eski ABD büyükelçisi Andre, “Somali kaynak zengini bir ülke, ancak güvensizlik bu kaynakların ticarileşmesini engelliyor” dedi. “Ortaklarımızı terk edersek, Somali barış ve refaha kavuştuğunda başkaları bizim yerimizi alacak ve meyveleri toplayacak.”
O tokata dair 7 teori
Macron’un eşinden yediği 'tokat' siyasi magazin tarihine girdi bile. Peki gerçekte ne oldu? The Times gazetesi olasılıkları alaycı bir dille analiz etti
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un eşi Brigitte Macron tarafından itilip kakıldığı görüntüleri manşetlere çıktı. Video, pazar gecesi Hanoi havaalanının pistinde, uçak kapısı açıldıktan birkaç saniye sonra çekildi. Airbus’ın içinden, sadece uzanmış kolu görünen Brigitte'in, kocasını ittiği görülüyor. Uçağın kapıları açılmadan önce ne olduğunu bilmiyoruz. The Times köşe yazarı Shane Watson, esprili bir dille ne yaşanmış olabileceğine dair 7 teori üretti:
Tokat değildi
Normal çiftlerde ara sıra şakacı fiziksel temaslar olur. Yumruk atmaktan değil ama sizi eğlendiren/rahatsız eden birini şakacı bir şekilde itmekten bahsediyoruz Belki de yaşanan böyle bir şeydi.
Normal bir çift olduklarının kanıtı
Macron'lar daha çok profesyonel gerekçelerle bir araya gelen bir çift olarak tasvir ediliyor. Ancak bu olay bazen cidden birbirlerini kızdırabildiklerini gösterdi.
İşinden bıktı
Brigitte Macron işi gerekçesiyle sıklıkla sahte gülümsemelerle kameralara bakmak ve uzun sıkıcı yemek sofralarında oturmak zorunda. Belki artık bıkmıştı.
Çünkü onlar Fransız
Fransız mitlerini bilirsiniz. Erkekler çapkındır. Kadınlar ise erkekler kuralları çiğnerse suratlarına tokatı patlatır. Ya da tam tersi.
Uçakta her şey olabilir
Eğer duty-free kotanızı bitirirseniz, pistte dört saat beklemek zorunda kalırsanız ve sonra havayolu şirketi size yemekleri yükleyemediklerini ve tuvaletlerin kilitli olduğunu söylerse, her şey olabilir. Başkanlık uçağında bunlar yaşanmaz ama 16 saatlik gece uçuşları insanların en iyi yanlarını ortaya çıkarmaz.
Belki eşek şakasıydı
Hepimizin iyi bitmeyen bir şakalaşma hikayesi vardır. Hiç en iyi arkadaşınıza patates atıp dişini kırdınız mı?
Tahtın arkasındaki gerçek güç o mu?
Macron şaşırmıştı ama biraz da kızdırdığı patronundan şaplak yemeye alışkın biri gibi de görünüyordu.
Harvard yabancı öğrencilere “yazın ülkenize dönmeyin” demiş
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Bir öğrenci, Harvard Üniversitesi’ne girebilmek için inanılmaz başarılar göstermek, sayısız saatini çalışmaya ayırmak zorunda. Bu kazanım, oradaki yabancı öğrencilerin ellerinden Trump’ın tek kararıyla kayıp gidebilir. Harvard’daki krizi, üniversitede misafir araştırmacı olarak görev yapan Prof. Dr. Evren Balta ile konuştuk
ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Harvard ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki savaş sürüyor. Trump yönetimi son olarak geçen hafta Harvard’ın yabancı öğrenci alımını durdurmaya ve mevcut uluslararası öğrencileri de transfer olmaya zorlamaya çalıştı. Bu sene Harvard Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak görev alan Prof. Dr. Evren Balta, mahkemenin bu kararı geçici olarak durdurmasına rağmen öğrencilerin çok endişeli olduğunu belirtti. Balta’nın aktardığına göre Harvard, bahar aylarında yabancı öğrencilere bu yaz vizelerinde bir sorun olmasa bile ABD’den ayrılmamalarını söylemiş. Ayrıca Trump’ın kararı sadece öğrencileri etkilemiyor. Yürürlüğe girerse Harvard’ın yabancı öğretim üyeleri ve araştırmacıları da okuldan ayrılmak zorunda kalacak.
Trump’ın Harvard’a yönelik attığı adımlar Türk öğrenciler üzerinde nasıl bir etki yarattı?
İç Güvenlik Bakanlığı’nın aldığı karar, halihazırda ABD’de bulunan ya da Harvard’dan kabul almış olan tüm yabancı uyruklu öğrencilerin vize süreçlerini ve yasal statülerini belirsizliğe sürükledi.
Zaten Harvard mart veya nisan ayında bütün yabancı öğrencilere bu yaz yapacakları seyahat planlarını ertelemelerini ve vizelerinde bir sorun olmasa bile Amerika içinde kalmalarını öneren bir mail atmıştı. Bütün üniversitelerde benzer bir durum vardı, ama Harvard daha sert uyarılarda bulundu. Sanırım Harvard’da bu çatışmanın şiddetlenebileceğine dair bir anlayış vardı. Aralarında Türkler de bulunan birçok öğrenci seyahat planlarını iptal etti. Yaz aylarında planlanan akademik değişim programları, uluslararası stajlar ve araştırma projeleri ya iptal edildi ya da belirsizliğe girdi.
Bu son durumda ise mahkeme tarafından yürütmeyi durdurma kararı geçici olarak alındı. Ama bunun yabancı öğrencilerin ya da yabancı araştırmacıların endişelerini tamamen ortadan kaldırdığını söylemek mümkün değil. Harvard’da kalıp kalamayacaklarını, oradan mezun olup olamayacaklarını bilemiyorlar.
Peki yabancı fakülte üyelerine yönelik bir baskı söz konusu mu?
Aynı şekilde orada vizeyle çalışan öğretim üyeleri de tehdit altında. Bu karardan sadece öğrenciler değil, araştırmacılar ve öğretim üyeleri de etkileniyor.
Üniversite bu süreçte öğrencilerine nasıl destek oluyor?
Harvard Üniversitesi, krizin başından itibaren uluslararası öğrencilerini yalnız bırakmadı. Bu gelişmenin, öğrencilerin hiçbir suçu olmaksızın onların eğitim ve gelecek planlarını tehdit ettiğini açık biçimde ifade etti. Üniversitenin özellikle hukuk fakültesi, sürecin hem hukuki hem de etik açıdan ciddi bir haksızlık oluşturduğunu belirterek öğrencilere tam destek sundu. Harvard, bu sürecin öğrencilerin eğitimine zarar vermemesi için çeşitli önlemler üzerinde de çalışıyor. Örneğin, öğrenimlerine devam etmek istemeyen ya da yasal belirsizlikten dolayı ayrılmak zorunda kalan öğrencilere transfer süreçlerinde kolaylık sağlanması gibi. Ancak bu tür çözümlerin sınırları henüz net değil.
The Economist de tartışmaları bu hafta kapağına taşıdı. “Trump, Amerika’nın ayağına sıkıyor” yorumu yapıldı...
Pek çok açıdan bunu söyleyebiliriz. Çünkü Amerika’nın yumuşak gücünün belki de en önemli unsurlarından birisi eğitim sistemi. Tüm dünyada tercih ediliyor Amerikan üniversiteleri, en zeki öğrencileri kendisine çekiyor, onları kendi kültürüyle eğitiyor ve ülkenin yaşam koşullarını tanıtıyor.
Bunun ayrıca finansal bir tarafı var. Birçok üniversite için ciddi bir maddi kaynak yabancı öğrenciler. Öte yandan “özgürlükler ülkesi Amerika” imgesine aslında çok ciddi bir zarar veriyor Trump.
Peki o zaman bunu neden yapıyor?
Trump’ın bahsettiği Amerikan gücü bu bahsettiklerimiz değil. O olaya şuradan bakıyor. O Amerikan öğrencilerinin oturacağı koltuklarda yabancıların oturduğunu düşünüyor. Bu uluslararası öğrencilerin daha sonra alıp bu birikimi ülkesine götürdüğünü, dolayısıyla Amerika’nın rekabet gücünü azalttığını düşünüyor. Bu yüzden kotaları Amerikalıların doldurmasını ve bu bilgi akışının azalmasını istiyor.
Bu sorun nasıl çözülebilir? Ve olası bir çözüm, tarafların endişelerini giderebilir mi?
Kısa vadede en olası çözüm, taraflar arasında yürütülecek kapalı kapılar ardındaki diplomatik görüşmelerle bir uzlaşma sağlanması olabilir. Bu senaryoda, Harvard belirli bilgileri sınırlı ve yasal çerçevede paylaşmayı kabul ederken, İç Güvenlik Bakanlığı da üniversitenin yabancı öğrenci kabul sertifikasını yeniden aktive edebilir. Ancak böylesi bir çözüm, yaşanan gerilimin yapısal nedenlerini ortadan kaldırmaz. Sorun uzun süre yargı sürecinde takılı da kalabilir.
Vize vurgununu böyle yapıyorlar
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Vize başvuruları için aylar sonraya verilen randevu sorununu aşmak için özel bilgisayar yazılımı kullanılmaya başlandı. İnternet üzerinden reklamı yapılan ve ‘vize randevu botu’ adı verilen uygulamalar kısa süre içinde randevu vaat ederken istedikleri ücret 200 euro’dan başlayıp ülkesine göre bin dolara kadar çıkabiliyor
ABD Başkanı Donald Trump’tan Elon Musk açıklaması: Yarın son günü olacak
ABD Başkanı Donald Trump, Hükümet Verimliliği Departmanı’nın başına getirdiği Elon Musk ile yarın bir basın toplantısı düzenleyeceğini duyurarak "Bu onun son günü olacak, ama aslında değil. Çünkü o her zaman bizimle olacak ve her şekilde yardımcı olmaya devam edecek" dedi
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Dünyanın en zengin insanı, ABD’li milyarder Elon Musk’ın Hükümet Verimliliği Departmanı’ndaki (DOGE) görevinden ayrıldığını duyurmasının ardından, ABD Başkanı Donald Trump’tan konuyla ilgili açıklama geldi.
Kendisine ait Truth sosyal medya platformu üzerinden bir paylaşım yapan Trump, yarın saat 13:30’da Musk ile birlikte Oval Ofis’te bir basın toplantısı düzenleyeceğini duyurarak, "Bu onun son günü olacak, ama aslında değil. Çünkü o her zaman bizimle olacak ve her şekilde yardımcı olmaya devam edecek. Elon harika biri" ifadelerini kullandı.
Musk görevinden ayrıldığını duyurmuştu
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hükümet Verimliliği Departmanı’nın başına getirdiği Elon Musk sosyal medyadan yaptığı açıklamada görevinden ayrıldığını duyurmuştu. Musk, "Özel Hükümet Görevlisi olarak belirlenen görev sürem sona ererken, israfı azaltma fırsatı verdiği için Başkan Donald Trump’a teşekkür etmek istiyorum. DOGE misyonu hükümet genelinde bir yaşam tarzı haline geldikçe daha da güçlenecek" ifadelerini kullanmıştı.
Trump yönetimine katılmıştı
ABD federal bütçesindeki harcamaları 2 trilyon dolardan 1 trilyon dolara, daha sonra da 150 milyar dolara düşürme sözüyle ocak ayında Trump yönetimine katılan Musk’ın, departmanları yeniden şekillendirme çabalarına karşı çıkan bazı üst düzey Trump yönetimi yetkilileriyle ters düştüğü kamuoyuna yansımıştı. Musk, ayrıca Trump’a verdiği destek nedeniyle bazı kesimler tarafından protesto edilmişti.
Kaynak: AA
Anlaşma metni basına sızdı: Gazze’de 60 günlük ateşkes masada
ABD'nin arabuluculuğunda hazırlanan anlaşma metni kamuoyuna sızdı: Esir takası, askeri çekilme ve kalıcı barış müzakereleri öngörülüyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından 29 Mayıs 2025’te Hamas’a iletilen ve İsrail ile Gazze'de geçici ateşkes ile rehine takasını hedefleyen anlaşma taslağı basına sızdı. Times of Israel gazetesi tarafından yayımlanan belge, müzakerelere yakın iki kaynak tarafından doğrulandı.
60 günlük ateşkes ve esir takası planı
Sızan metne göre ABD, Gazze’de 60 günlük bir ateşkesin sağlanmasını teklif ediyor. Bu süreçte İsrail'in ateşkese tam uyum göstereceği ve bunun garantisini ABD Başkanı Donald Trump’ın vereceği belirtiliyor. Ateşkesin ilk ve yedinci günlerinde Hamas’ın elinde tuttuğu 10’u canlı, 18’i ölü toplam 28 rehine, "58’lik liste" kapsamında İsrail’e teslim edilecek.
Rehinelerin teslimatına karşılık olarak İsrail, 10 canlı rehine için 125’i ömür boyu hapis cezası almış olmak üzere toplam 1.111 Filistinli tutukluyu serbest bırakacak. Ayrıca ölen 18 rehinenin cenazesi karşılığında 180 Gazzelinin cenazesi teslim edilecek. Sürecin 10. gününde Hamas, kalan tüm rehinelerin durumuna ilişkin net bilgi ve kanıt sunacak; İsrail de Gazze’de kaybolan vatandaşlarının listesini açıklayacak.
Askeri operasyonların durdurulması ve yardım koridorları
Hamas’ın anlaşmayı kabul etmesi halinde, BM ve Kızılhaç gibi uluslararası kurumlar aracılığıyla Gazze’ye insani yardım ulaştırılacak. Ateşkesin yürürlüğe girmesiyle birlikte İsrail tüm askeri operasyonlarını sonlandıracak. Hava hareketliliği ise günlük 10 saat süreyle, rehine teslim günlerinde ise 12 saat durdurulacak.
İsrail’in aşamalı çekilmesi ve kalıcı barış müzakereleri
Rehinelerin serbest bırakılmasının ardından İsrail ordusu (IDF), Gazze’nin kuzey ve güneyinden aşamalı olarak çekilecek. Çekilmenin sınırlarını belirlemek için teknik ekipler görevlendirilecek. Ateşkesin ilk gününden itibaren kalıcı bir çözüm için müzakerelere başlanacak. Bu süreçte kalan rehinelerin akıbeti, İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi ve bölgenin uzun vadeli güvenliği masaya yatırılacak.
ABD, süreci yönetecek
Ateşkes süreci, ABD, Mısır ve Katar’ın garantörlüğünde yürütülecek. 60 gün sonunda kalıcı ateşkese dair bir mutabakata varılamazsa, geçici ateşkesin uzatılması gündeme gelecek. Müzakerelere Steve Witkoff doğrudan başkanlık edecek. Nihai anlaşma sağlanırsa, bunu kamuoyuna duyuracak kişi ise ABD Başkanı Donald Trump olacak.
Washington yönetimi, taraflar arasında uzlaşının sağlanması için tüm diplomatik çabalarını sürdüreceğini taahhüt etti.
Trump, mahkemenin tarifeleri engelleme kararının siyasi olduğunu savundu
ABD Başkanı Donald Trump, ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesinin diğer ülkelere uygulanan tarifeleri engelleyen kararının yanlış ve siyasi olduğunu öne sürdü
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesinin gümrük vergileri konusunda 'inanılmaz bir şekilde' ABD'nin aleyhine karar verdiğini ancak temyiz mahkemesinin bu kararı durdurduğunu ifade etti.
ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesinde tarifeleri engelleyen kararı veren yargıçlara yönelik Trump, "ABD'ye böylesi bir zarar verme potansiyeline sahip olmaları nasıl mümkün olabilir? Tamamen 'Trump nefreti' mi? Başka ne gibi bir sebep olabilir?" ifadelerini kullandı.
Trump, getirdiği tarifeler sayesinde diğer ülkelerden ABD'ye trilyonlarca dolar aktığını öne sürerek, "ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesinin kararı çok yanlış ve siyasi. Umarım Yüksek Mahkeme, ülkeyi tehdit eden bu korkunç kararı hızla ve kararlı bir şekilde iptal eder" değerlendirmesinde bulundu.
'Bir ulus olarak bize karşı şimdiye kadar verilmiş en sert mali karar'
'Dolandırıcıların' ülkeyi yok etmesine izin verilmemesi gerektiğini söyleyen Trump, şöyle devam etti:
"Korkunç karar, bu tarifeler için Kongre'nin onayını almam gerektiğini belirtiyordu. Diğer bir deyişle, yüzlerce politikacı haftalarca, hatta aylarca Washington'da oturup, bize adaletsiz davranan diğer ülkelerden ne kadar vergi alınacağı konusunda bir sonuca varmaya çalışacaktı. Eğer kabul edilirse, bu başkanın gücünü tamamen yok edecek, Başkanlık asla eskisi gibi olmayacak. Bu karar, ABD dışındaki tüm ülkeler tarafından dünyanın dört bir yanında alkışlanıyor. 'Radikal sol' yargıçlar, bazı çok kötü insanlarla birlikte Amerika'yı yok ediyor. Bu karara göre, ülkemiz Amerika'yı tekrar büyük yapacak trilyonlarca doları kaybedecektir. Bu, bir ulus olarak bize karşı şimdiye kadar verilmiş en sert mali karar olacaktır. ABD Başkanı'nın Amerika'yı kendisine ekonomik ve mali zarar verenlere karşı korumasına izin verilmelidir."
Temyiz mahkemesi kararı geçici olarak durdurmuştu
ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi, Trump'ın diğer ülkelerden ithal edilen mallara uyguladığı gümrük vergileri konusunda bazı özel şirketler ve eyaletler tarafından hükümet aleyhine açılan davada mahkeme kararını açıklamıştı.
Kararda, karşılıklılık esasına dayalı tarifelerin, ithalatı gümrük vergileri yoluyla düzenleme konusunda Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası (IEEPA) kapsamında Başkan'a tanınan yetkiyi aştığını belirtilmişti.
Anayasa'nın ticareti düzenleme ve vergi koyma yetkisini yalnızca Kongre'ye verdiği aktarılan kararda, itiraz edilen tarife kararlarının iptal edileceği ve bunların uygulanmasının kalıcı olarak engelleneceği ifade edilmişti.
Trump yönetimi ise karara hükümetin diplomasisine zarar verdiği ve Başkan'ın yetkisine müdahale ettiği gerekçesiyle itiraz ederek, temyiz mahkemesine başvuruda bulunmuştu.
Hükümetin temyiz süreci boyunca kararın yürürlükte kalmaması yönündeki talebini değerlendiren temyiz mahkemesi, Trump'ın diğer ülkelere uyguladığı tarifeleri engellemeye yönelik mahkeme kararının uygulanmasını geçici olarak durdurmuştu.
Kaynak: AA
Mahkeme kararında İstanbul detayı: Mısır, dünyanın en eski Hristiyan manastırını kapatabilir
Yaklaşık 1.500 yıldır kesintisiz faaliyet gösteren Sina’daki St. Catherine Manastırı, Mısır mahkemesinin mülklerini devlete devretme kararı sonrası kapanma riskiyle karşı karşıya. The Telegraph'a göre endişeye yol açan bu karardaki İstanbul detayı dikkat çekiyor
A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült
Mısır, dünyanın kesintisiz faaliyette olan en eski Hristiyan manastırı olan Sina’daki St. Catherine Manastırı’nı yaklaşık 15 yüzyıl sonra kapatabilir. Uluslararası endişeye neden olan bu durum Yunan Ortodoks topluluğunda öfke yarattı.
Yunan medyasına göre, manastırın 1.475 yıllık varlığı sona erebilir. Mısır mahkemesi, manastırın varlıklarının devlete devredilmesine hükmetti. Kararın, burada yaşayan keşişlerin tahliyesini ve binanın müzeye dönüştürülmesini de kapsadığı bildiriliyor. Mahkeme kararının zamanlaması da dikkat çekti; 29 Mayıs, 1453’te Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinin yıldönümü olup Ortodoks dünyası için tarihi ve sembolik öneme sahip bir tarih.
Mısır makamları ise bu iddiaları reddederek manastırın normal şekilde faaliyet gösterdiğini belirtti. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Mısırlı yetkililerden açıklama talep etti. Manastır, Yunan Ortodoks Kilisesi’ne bağlı ve geleneksel olarak Yunan keşişler tarafından yönetiliyor. Keşişler, uluslararası Hristiyan kiliseleri ve diğer tektanrılı dinlerden destek toplamayı planlıyor.
Atina Başpiskoposu ve Yunan Ortodoks Kilisesi lideri II. Ieronymos, kararı “büyük üzüntü ve haklı bir öfke” ile karşıladığını açıklayarak "Manastırın mülklerine el konuluyor ve bu Ortodoksluk ve Helenizmin ruhani merkezi artık gerçek bir varoluş sorunuyla karşı karşıya” dedi.
Yıllardır süren hukuki anlaşmazlık
Manastırın mülkiyet haklarıyla ilgili uzun süredir devam eden bir hukuki anlaşmazlık bulunuyor. Son aylarda, Mısır hükümetinin manastırın geniş arazileri ve varlıkları üzerinde daha fazla kontrol kurmak istediği söylentileri gerilimi artırdı.
2015’te Güney Sina Valisi, manastırın yasal statüsünün bulunmadığını öne sürerek 71 mülk (bahçeler, misafirhaneler ve tarım arazileri dahil) üzerindeki hak iddiasına itiraz etti. Yunan ve Mısırlı yetkililer manastırın mülkiyet haklarını ve Mısır Eski Eserler Kurumu ile iş birliğini tanıyan ön anlaşmaya vardığı, ancak bunun resmileşmediği bildirildi.
Bu ay Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, manastırın kapatılacağına dair söylentileri yalanladı ve Atina’da Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile yaptığı görüşmede ülkesinin manastırı koruma taahhüdünü yineledi.
Yanan çalı
548-565 yılları arasında Bizans İmparatoru I. Justinianus’un emriyle inşa edilen manastır, Tevrat ve Kur’an’da yer alan anlatıya göre Musa peygamberin yanan çalıyı gördüğü ve İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmakla görevlendirildiği yerde bulunduğu kabul ediliyor. Tevrat’a göre, Musa’nın Tanrı ile konuştuğu yanan çalının bu manastırın içinde olduğu söyleniyor. Manastır, kuruluşundan bu yana sürekli bir Hristiyan keşiş topluluğu tarafından kullanıldı ve hiçbir dönemde yıkılmadı veya terk edilmedi.
Dinler arası hoşgörünün sembolü
UNESCO Dünya Mirası listesindeki manastırda 3.300’den fazla el yazması, 16.000 nadir kitap ve Codex Sinaiticus dahil birçok eser bulunuyor. Manastır, geçmişteki saldırılara karşı koruma sağlamak amacıyla inşa edilen yüksek taş duvarlarla çevrili ve en iyi korunmuş Bizans yapılarından biri olarak kabul ediliyor.
Manastır, uzak konumuna rağmen önemli bir hac merkezi olmasının yanı sıra, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da kutsal sayıldığı için dinler arası hoşgörünün de bir sembolü olarak öne çıkıyor.


Yorumlar