top of page

0209-2

  • Yazarın fotoğrafı: mutlunecmettin
    mutlunecmettin
  • 2 Eyl 2025
  • 36 dakikada okunur

Taciz iddiaları: Me Too hareketi neyi başardı, neyi başaramadı?

#MeToo hareketinin son yıllarda yarattığı etki mercek altına alıyor. Türkiye'de sanat ve magazin dünyasını sarsan taciz ifşaları gündemdeyken, hareketin başardıkları ve başaramadıklarına bir bakış atılıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

2017’de Hollywood’dan yükselen #MeToo hareketi kısa sürede dünyanın dört bir yanına yayıldı. Kadınların taciz ve istismar deneyimlerini görünür kılması, güçlü figürleri hesap vermeye zorlamasıyla hareket, son yılların en büyük toplumsal dalgalarından biri haline geldi. Harvey Weinstein’dan Kevin Spacey’e, Bill Cosby’den Louis C.K.’ya kadar birçok isim kariyerlerinde büyük sarsıntı yaşadı.

ABD’de hareket yalnızca eğlence sektörünü değil, yasaları da değiştirdi. 24 eyalette 80’den fazla yeni düzenleme yapıldı; cinsel saldırı ve taciz suçlarında zamanaşımı süreleri uzatıldı, gizlilik anlaşmalarına kısıtlamalar getirildi. Hollywood’da işe alım pratikleri yeniden şekillendi, kadın yazar ve yönetmenlerin oranı arttı.

MeToo’nun etkileri elbette yalnızca destekle sınırlı kalmadı. Hareketin “cadı avına dönüştüğü” eleştirileri, iftira ihtimali ve adil yargılanma hakkına dair kaygılar tartışmaların merkezine oturdu. Yine de araştırmalar, cinsel istismar davalarında yanlış suçlamaların oranının yüzde 2–10 arasında kaldığını gösteriyor.

Bugün Türkiye’de sanat ve medya dünyasında yaşanan taciz tartışmaları, MeToo’nun hâlâ güncel ve gerekli bir hareket olduğunu hatırlatıyor. Aradan geçen sekiz yıl, hem kazanımların hem de eksiklerin net bir şekilde görülmesini sağladı.



Yerden kuryeyle değil, gökten dronla geliyor: İskandinavya adalarında yemek siparişi artık mümkün

İskandinavya’nın adalarına drone ile sıcak yemek teslimatı başladı. Värmdö ve Nesodden’de yaşayanlar artık burgerlerini kapılarına kadar sipariş edebiliyor; Aviant, önümüzdeki yıllarda hizmeti tüm bölgeye yaymayı planlıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İsveç, Norveç ve Finlandiya, toplamda yaklaşık 700 bin adasıyla dünyanın en fazla adaya sahip ülkeleri arasında yer alıyor.

Bu adalar, bölgenin tarihini ve kültürünü şekillendiren önemli coğrafi unsurlar olmasına rağmen, çoğu ada sakini için şehirlerde yaygın olan sıcak yemek teslimatı hâlâ erişilmesi güç bir hizmet.

Norveç merkezli start-up Aviant, bu durumu değiştirmeyi amaçlıyor. Şirket, İsveç’in Stockholm yakınlarındaki Värmdö adasında bölgenin ilk drone ile sıcak yemek teslimat servisini başlattı.

Värmdö, kara yolu, otobüs ve feribot ile ulaşılabilse de adadaki 46 bin kişilik nüfus, yaz aylarında 100 bine kadar çıkıyor ve mevcut sıcak yemek teslimatı seçenekleri sınırlı.

Şubat ayından bu yana, Värmdö’nün merkezi Gustavsberg ve çevresindeki yerleşimlerde, Bastard Burgers zincir restoranlarında hazırlanan sıcak burgerler, Aviant droneleriyle kapılara ulaştırılıyor.

Teslimat maliyeti araç veya bisiklet ile yapılan teslimatlar kadar uygun; droneler, sürücü maliyetini ortadan kaldırıyor. Şu anda hizmet beta aşamasında ve haftada yalnızca 10 siparişle test ediliyor. Ancak yıl boyunca kapsamın genişletilmesi planlanıyor.

Aviant, benzer bir hizmeti Norveç’in Nesodden yarımadasında da başlatmayı planlıyor. Nesodden, Oslo’ya kuş uçuşu sadece dört mil mesafede olmasına rağmen kara yoluyla 29 mil uzaklıkta. Fagernæs, bu hizmet sayesinde 100 bin kişinin daha ilk kez evlerine sıcak yemek teslimatı alabileceğini vurguluyor.

Zorluklar neler?

BBC'ye göre drone ile teslimat sürecini mükemmelleştirmek kolay olmadı. Fagernæs, “Üç yıldır test yapıyoruz. Başlangıçta patates kızartmaları soğuktu. Ancak burgerlerin konulduğu izolasyonlu kutuyu geliştirdik ve artık kışın bile sıcak geliyor” dedi.

Dronelar maksimum 10 dakika süren uçuşlarda, altı mil mesafeye yemek ulaştırabiliyor. Pilot hizmetler, Fagernæs’e göre İskandinavya genelinde tam ölçekli bir servisin temelini oluşturacak.

Aviant, önümüzdeki iki yıl içinde İskandinavya genelinde 40 civarında üs kurmayı ve böylece hizmeti daha fazla adaya ve kırsal bölgeye yaymayı planlıyor. Şirket, benzer coğrafi yapıları Kanada’daki 52 bin adalı bölgelerde ve ABD’nin kuzeydoğu eyaletlerinde de gözlemliyor.

Hava koşulları zaman zaman droneları uçuramayacak kadar rüzgârlı olabiliyor, ancak Fagernæs hizmetin senenin yüzde doksanında çalışır halde olmasını öngörüyor. 

Dünyada benzer girişimler 

Drone ile yemek teslimatı girişimleri farklı ülkelerde test edildi. 2022’de Aviant, Trondheim dışında Tay, İtalyan ve sushi teslimatı denemeleri yaptı, ancak bu servis 2023 Ağustos’ta sona erdi.

İngiltere’de Skyports, Orkney adalarında okul yemeklerini drone ile dağıttı ve “Fish and Chip Fridays” adıyla geçici teslimat hizmeti sundu.

Almanya’da Wingcopter, kırsal bölgelerde hükümet iş birliğiyle günlük mal ve yiyecek teslimatı yaptı. Çin’in Zhejiang eyaletinde de yerel yönetim, dağlık ve izole köylere drone ile sıcak yemek teslimatı sağlıyor.

Ancak bu servislerin hükümet veya kurumsal sponsor olmadan ticari olarak sürdürülebilir olması zor. Uzak mesafeler nedeniyle maliyet yüksek, talep sınırlı ve yeterli sipariş oluşmuyor. Skyports, Royal Mail ile Orkney’de yürüttüğü drone teslimat deneyimini, sıcak yemek teslimatına uyarlamayı planlıyor. Dronelar kullanılmadığı zamanlarda adalara yemek taşımak ve maliyeti düşürmek için çözümler geliştiriliyor.

İngiltere’de drone operatörleri, sivil havacılık otoritesi ile yakın çalışmak zorunda; ayrı hava sahaları belirleniyor, güvenlik önlemleri artırılıyor. Skyports Direktörü Alex Brown, hükümetin bu konuda giderek daha esnek ve girişimcileri teşvik edici bir yaklaşım benimsediğini belirtiyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Bloomberg: Putin'in diplomatik zaferi | Rusya ve Çin'den yeni doğalgaz boru hattı anlaşması

Rusya, Çin’e yılda 50 milyar metreküp gaz taşıyacak dev boru hattı Power of Siberia 2 için anlaşma imzaladı. Proje, Avrupa’ya sevkiyatların azalması sonrası Kremlin için diplomatik bir zafer olarak görülüyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Rus enerji devi Gazprom PJSC, Çin’e Moğolistan üzerinden bağlanacak uzun süredir beklenen Sibirya’nın Gücü 2 isimli doğalgaz boru hattını inşa etmek için yasal bağlayıcılığı olan bir anlaşma imzaladığını açıkladı.

Bloomberg'in haberine göre şirket, ayrıca diğer güzergahlar üzerinden de teslimatları artırmayı planlıyor. Adım, Kremlin açısından büyük bir siyasi zafer olarak değerlendirilecek.

Pekin'den den Rus haber ajanslarına konuşan Gazprom CEO’su Alexey Miller, şirketin Sibirya’nın Gücü 2 üzerinden yılda 50 milyar metreküp gaz sevkiyatı yapabileceğini ve bunun 30 yıl süreceğini belirtti.

Miller, söz konusu gazın fiyatının, Gazprom’un Avrupa’daki müşterilerinden aldığı fiyatlardan daha düşük olacağını söyledi.

Yirmiden fazla iş birliği anlaşması

Çin tarafı ise Miller’in açıklamalarını henüz doğrulamadı.

Çin’in devlet ajansı Xinhua, iki ülke arasındaki ikili görüşmelerle ilgili haberinde boru hattından özel olarak bahsetmese de enerji alanı da dahil olmak üzere 20’den fazla iş birliği anlaşmasının imzalandığını duyurdu.

Mega proje etrafındaki görüşmeler yıllardır duraksamıştı. Rusya, Ukrayna işgali sonrası Avrupa’ya yapılan sevkiyatların azalmasını telafi etmek amacıyla projeyi ilerletmeye istekli; Avrupa Birliği ise 2027 sonunda Rus enerji ürünlerine tamamen yasak getirmeyi değerlendiriyor. Öte yandan Çin, talep artışının yavaşlaması ve tek bir tedarikçiye fazla bağımlı olmaktan çekinmesi nedeniyle temkinli yaklaşıyor.

Projede ilerleme kaydedilmesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için diplomatik bir başarı ve 2022’den bu yana Çin ile gelişen güçlü ilişkilerin simgesi olacak. Bu gelişmeler, Şanghay İşbirliği Örgütü güvenlik bloğunun toplantılarının yapıldığı bir döneme denk gelirken, ABD yönetimi dünya genelinde yaptırım ve tarifeleri artırma yönünde adımlar atıyor.

Önemli sorular hala cevapsız

Miller’in açıklamaları, bazı kritik soruları ise yanıtsız bırakıyor. Fiyat müzakereleri tamamlanmadığı gibi, Çin’in boru hattından esnek miktarlarda gaz alıp alamayacağı veya tam kapasite almak zorunda olup olmadığı belirsizliğini koruyor.

Ayrıca inşaatın ne zaman başlayacağı ve teslimatların ne zaman başlayacağı açıklanmadı; finansal detaylar da paylaşılmadı.

Miller, Rus haber ajanslarına yaptığı açıklamada, “Sibirya’nın Gücü 2 ve Soyuz-Vostok doğalgaz boru hattının inşası, Moğolistan üzerinden transit bağlantı ve Çin’deki gaz sevkiyat kapasitesi ile birlikte dünyanın en büyük, en kapsamlı ve en sermaye yoğun gaz projesi olacak” ifadelerini kullandı.

Raporlara göre, Gazprom mevcut Power of Siberia hattı üzerinden Çin’e yapılan gaz akışını yılda 6 milyar metreküp artırmayı da kabul etti. Mevcut yıllık kapasite 38 milyar metreküp. Gelecekteki Uzak Doğu hattı üzerinden 2027’de başlaması planlanan sevkiyatlar da başlangıçta planlanan 10 milyar metreküpten fazla olacak.

Kaynak: Gazete Oksijen

Suriye'den 14 yıl sonra ilk resmi petrol ihracatı

Suriye, Tartus Limanı’ndan 600 bin varil ağır ham petrol ihraç ederek 14 yıl aradan sonra ilk resmi ihracatını gerçekleştirdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Suriye, Pazartesi günü Tartus Limanı’ndan 600 bin varil ağır ham petrol ihraç etti.

Bu gelişme, son 14 yıldaki ilk resmî ihracat olarak kaydedildi.

Reuters'ın bildirdiğine göre ülke, 2010’da günlük 380 bin varil petrol ihraç ediyordu. Ancak ertesi yıl Arap Baharı'nın etkisiyle başlayan Suriye İç Savaşı, sürdüğü uzun seneler boyunca ekonomi ve altyapıyı ağır şekilde yaraladı. 

Geçen yıl Aralık ayında Beşar Esad görevden alındı; yerine geçen İslamcı hükümet, savaş nedeniyle ağır şekilde yıpranan ekonomiyi canlandırmak, petrol üretimini artırmak ve ülkenin uluslararası ticaret ilişkilerini yeniden kurmak için kapsamlı bir kalkınma ve yatırım programı uygulama sözü verdi.

Hükümet, özellikle enerji altyapısını onarmayı, limanları ve petrol sahalarını işletilebilir hâle getirmeyi ve yabancı yatırımcıları çekmeyi öncelikli hedef olarak belirledi.

Enerji Bakanlığı yetkilisi Riyad el-Cubasi, petrolün B Serve Energy’ye satıldığını ve Nissos Christiana adlı tankerle ihraç edildiğini açıkladı. Petrol, Suriye’nin farklı sahalarından çıkarıldı, ancak hangi sahalardan olduğu paylaşılmadı.

Suriye petrolünün büyük kısmını Kürtler yönetiyor

Suriye’nin petrol sahalarının çoğu kuzeydoğuda, Kürtlerin kontrolündeki bölgelerde bulunuyor.

Şubat ayında merkezi hükümete petrol sağlamaya başlanmıştı, ancak ilişkiler azınlık hakları ve kapsayıcılık endişeleri nedeniyle bozuldu. Savaş boyunca sahalar defalarca el değiştirdi ve ABD ile Avrupa yaptırımları ihracatı zorlaştırdı.

Haziran ayında ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’ye uygulanan yaptırımları kaldıran bir başkanlık emri çıkardı. Ardından ABD merkezli firmalar, Suriye’de petrol ve doğalgazın çıkarılması için planlar geliştirmeye başladı.

Ayrıca Suriye, Tartus Limanı’nda çok amaçlıki terminali geliştirmek, yönetmek ve işletmek için DP World ile 800 milyon dolarlık bir mutabakat zaptı imzaladı. Bu, limanı işleten Rus firma ile yapılan sözleşmenin iptali sonrası geldi.

Kaynak: Gazete Oksijen


Sudan'da heyelan: 1000 kişi hayatını kaybetti, bir köy yok oldu

Sudan’ın batısındaki Darfur bölgesinde şiddetli yağışların yol açtığı toprak kaymasında 1.000’den fazla kişi hayatını kaybetti; köy tamamen yok olurken sadece bir kişi sağ kurtuldu. İç savaşın sürdüğü bölgede insani yardım çağrıları erişim engelleri nedeniyle karşılıksız kalıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Sudan’ın batısındaki Darfur bölgesinde meydana gelen büyük bir toprak kaymasında 1.000’den fazla kişi hayatını kaybetti. Sudan Kurtuluş Hareketi/Ordusu (SLM), şiddetli yağışların ardından Marra Dağları’ndaki bir köyün tamamen yok olduğunu ve yalnızca bir kişinin sağ kurtulduğunu açıkladı.

SLM, “Köyün tüm sakinleri yaşamını yitirdi. Sayılar 1.000’in üzerinde. Sadece bir kişi hayatta kaldı” dedi. Örgüt, Birleşmiş Milletler ve uluslararası yardım kuruluşlarına cesetlerin çıkarılması ve bölgeye destek için çağrı yaptı.

The Guardian, köyün tamamının yok olduğunu teyit etti. 

İç savaş sürüyor

Üçüncü yılına giren Sudan iç savaşı, ülkeyi derin bir insani krize sürüklemiş durumda. On binlerce kişinin öldüğü, milyonlarca insanın yerinden edildiği ülkede, Darfur’un bazı bölgelerinde kıtlık ilan edildi.

Darfur’un ordu yanlısı valisi Minni Minnawi, olayı “bölgenin kaldırabileceğinin çok ötesinde bir insani felaket” diye nitelendirdi ve uluslararası topluma acil yardım çağrısında bulundu.

Ancak çatışmalar nedeniyle bölgeye erişim büyük ölçüde kısıtlı. Bu durum, insani yardımın ulaştırılmasını neredeyse imkânsız hale getiriyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


WSJ: Tarihi yeniden yazıyorlar | Çin'den ABD'ye yüksek teknolojili "gövde gösterisi"

Törenin resmî teması “barış” olsa da gözler, hipersonik füzelerden yapay zekâ destekli insansız uçaklara kadar sergilenecek yeni sistemlerde olacak. Uzmanlara göre Pekin, bu törenle yalnızca geçmişi değil, Pasifik’te ABD ile süren güç mücadelesinin geleceğini de sahneye taşıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin üzerinden seksen yıl  geçse de Çin Komünist Partisi, hem savaşta oynadığı rolün uluslararası kabulü hem de bu döneme dayanan toprak iddiaları için hâlâ mücadele ediyor.

ABD'yle rekabet günden güne sertleşirken, Şi Cinping kapsamlı bir propaganda kampanyası başlattı.

Kampanyanın amacı, Japonya’ya karşı kazanılan zaferde partinin rolünü öne çıkarmak ve bugünkü siyasi hedeflere meşruiyet sağlamak.

Wall Street Journal'a göre tarihçiler, Şi’nin bu hamlesiyle hem Çin halkının partiye desteğini tazelemeyi hem de Pekin’in dünya sahnesindeki konumunu güçlendirmeyi hedeflediğini söylüyor.

Cambridge Üniversitesi’nden Çin tarihi uzmanı Hans van de Ven, “Şi Cinping, İkinci Dünya Savaşı tarihini kendi siyasi çıkarları doğrultusunda yeniden yazıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Harvard Kennedy School’dan Rana Mitter ise Komünist Parti’nin savaş anlatısını sahiplenerek “savaş sonrası uluslararası düzenin ortak sahibi” olarak görünmeye çalıştığını, böylece Pekin’i kuralları bozan değil, kural koyan bir güç olarak konumlandırmak istediğini belirtiyor.

Propaganda her yerde

Çin’de yaklaşan 80. yıl kutlamaları öncesinde parti propagandası her yerde. Televizyon dizileri ve filmler, Japon işgaline direnen komünist gerillaları kahramanlaştırıyor. Parti akademisyenleri ve müzeleri, Komünistlerin savaşta oynadığı rolü öne çıkaran sergiler ve makaleler hazırlıyor. Böylece, 1949’a dek Çin’i yöneten Çan Kay-Şek liderliğindeki Milliyetçi Parti’nin katkıları gölgede bırakılıyor.

3 Eylül’de (yarın) Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda yapılacak askeri geçit töreni de bu kampanyanın zirvesi olacak. Şi Cinping’in bizzat yöneteceği törende on binlerce asker, füzeler, tanklar ve savaş uçakları görünecek. Yetkililer, kutlamanın resmi temasını “barış ve uluslararası adalet” olarak duyurdu.

Ancak ABD'nin en prestijli teknoloji yayınlarından biri olan The Wired'a göre yüksek teknolojili silahların damga vurduğu bu törendeki asıl amaç, Çin’in askeri gücünü ve geleceğin savaş teknolojilerine hazırlığını dünyaya göstermek.

Törene Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in yanı sıra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de katılacak. Putin’in varlığı, Avrupa’dan bazı büyükelçilerin törene katılmama ihtimalini gündeme getirdi. Diplomatlar, Moskova’nın Ukrayna’daki savaşına rağmen Kremlin’e uluslararası meşruiyet kazandırmak istemiyor.

10 bin asker ve 100 uçakla barış mesajı

Yaklaşık 70 dakika sürecek törende 10 binden fazla asker, 100’den fazla savaş uçağı ve yüzlerce zırhlı araç geçit yapacak. Resmî tema “barış ve uluslararası adalet” olsa da asıl mesaj, Çin ordusunun (PLA) yeni stratejik alanlarda – siber uzay, uzay, elektronik harp ve hipersonik teknoloji – yüksek teknolojili savaş kabiliyetini sergilemek.

Çin’in tamamen yerli üretim ve hâlihazırda hizmette olan 100’den fazla silah sistemi sergilenmesi bekleniyor.

ABD uçak gemilerine karşı “Kartal Atışı”

En çok merak edilen silahların başında YJ (Ying Ji – “Kartal Atışı”) serisi yeni gemisavar füzeler geliyor: YJ-15, YJ-17, YJ-19 ve YJ-20.

Bu füzeler özellikle ABD’nin Pasifik’teki en büyük gücü olan uçak gemilerini hedef almak üzere tasarlandı.

Çin’in “erişimi engelleme / bölgeyi reddetme” (A2/AD) stratejisinin merkezinde yer alan bu sistemler, ABD donanmasını Güney Çin Denizi, Tayvan Boğazı ve Batı Pasifik’ten uzak tutmayı amaçlıyor. Hipersonik hızlara (Mach 4-6), yüzlerce kilometre menzile, uydu destekli çoklu güdüm sistemlerine ve hem hava, kara, deniz hem de denizaltı platformlarından fırlatma özelliğine sahip olmaları bekleniyor.

Yeni nesil balistik füzeler

Geçitte ayrıca Çin’in nükleer caydırıcılığını güçlendiren yeni kıtalararası balistik füzeleri de görücüye çıkacak. Bunlar arasında:

  • DF-31AG: 11 bin km menzilli, ABD ana karasının tamamını vurabilecek kapasitede.

  • DF-41: Çin’in en güçlü ICBM’si. 12-15 bin km menzile ve 10 ayrı nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip. Hem mobil hem silo hem de demiryolu sistemlerinden fırlatılabiliyor.

  • JL-3: Nükleer denizaltılardan fırlatılabilen yeni nesil denizaltı balistik füzesi.

"Savaşa hazır" insansız uçaklar

Analistlere göre, törenin bir diğer sürprizi Çin’in ilk “savaşa hazır” ilan edilen insansız hava aracı olacak: FH-97. Bu drone, J-20 gibi savaş uçaklarıyla birlikte çalışarak keşif, elektronik harp ve saldırı görevleri üstlenebiliyor.

ABD ve Avustralya benzer sistemleri hâlâ test ederken, Çin’in böyle bir drone’u operasyona hazır ilan etmesi dikkat çekiyor.

Elektronik harp ve enerji silahları

Çin’in gövde gösterisi yalnızca füzeler ve uçaklarla sınırlı değil. Elektronik harp sistemleri ve yönlendirilmiş enerji silahları da sergilenecek.

Bu sistemler, düşman radarlarını kör edebiliyor, uydu iletişimini kesebiliyor, dronları ve seyir füzelerini havada imha edebiliyor. Pekin, “bilgiye dayalı” ve “yapay zekâ destekli” savaşlarda üstünlük için bu alanlara büyük yatırım yapıyor.

Çin’in 3 Eylül’deki askeri geçidi, yalnızca İkinci Dünya Savaşı zaferinin anılması değil; aynı zamanda Washington, Tokyo ve Taipei’ye net bir mesaj: Pekin, artık yalnızca yakalamakla yetinmiyor, bazı alanlarda geçmeyi hedefliyor.

Kaynak: Gazete Oksijen


Fransa Başbakanı Bayrou güven oylamasıyla karşı karşıya: Hangi ihtimaller öne çıkıyor?

Fransa Başbakanı François Bayrou, 8 Eylül’de parlamentoda yapılacak güven oylamasıyla koltuğunu kaybetme riskiyle karşı karşıya. Oylamanın sonucu hükümetin düşmesine, erken seçime gidilmesine ya da bütçe planlarının rafa kalkmasına yol açabilir

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Fransa Başbakanı François Bayrou, 8 Eylül’de parlamentoda yapılacak güven oylamasına hazırlanıyor. Oylamanın sonucu, hükümetin düşmesine, 2026 bütçesinin ertelenmesine ya da ülkenin yeniden erken seçimlere gitmesine yol açabilir.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Aralık 2024’te göreve getirdiği Bayrou, Ulusal Meclis’te kırılgan bir azınlık koalisyonunu ayakta tutmaya çalışıyor. Ancak tablo pek iç açıcı değil; kaybetmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor.

Oylamanın arka planı

Fransa’da pek alışık olunmayan bir şekilde güven oylamasını bizzat Bayrou gündeme getirdi.

Gerginliğin odağında, Bayrou’nun kamu maliyesini disipline etme planı var. 2026 bütçesiyle geçen yıl %5,8 olan bütçe açığının gelecek yıl %4,6’nın altına çekilmesi hedefleniyor. Bunun için ciddi harcama kesintileri ve olası yeni vergiler gündemde.

En çok tepki çeken önerilerden biri ise, Fransa’daki 11 resmi tatilden ikisinin kaldırılması. Bayrou örnek olarak Paskalya Pazartesi ve 8 Mayıs (II. Dünya Savaşı’nın Avrupa’da sona erdiği gün) tatillerini işaret etti.

Başbakan, bu adımların borcun “sürdürülebilir seviyede tutulması” için gerekli olduğunu savunuyor. Muhalefet partileri ise planı “fazlasıyla sert ve adaletsiz” buluyor. 10 Eylül ve 18 Eylül’de ülke çapında kitlesel protestolar yapılması bekleniyor.

Hangi ihtimaller öne çıkıyor?

1. En güçlü senaryo: Hükümetin düşmesi

Bayrou, 8 Eylül'de bir konuşma yapacak, ardından oylama gerçekleşecek. 577 sandalyeli mecliste hükümetin düşmesi için 289 “hayır” oyu gerekiyor.

Aşırı sağ Ulusal Birlik (RN), radikal sol Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Komünistler, Yeşiller ve Sosyalistler’in şimdiden “hayır” diyeceğini açıklaması, hükümetin sonunu neredeyse kesinleştiriyor.

Bu durumda Bayrou ve bakanları istifa etmek zorunda kalacak. Kabine sadece günlük işleri yürütecek, Macron ise yeni bir başbakan arayışına girecek.

Cumhurbaşkanının birkaç seçeneği var: Macron kendi ekibinden birini atayabilir, farklı partilerden koalisyon kurabilecek bir isme yönelebilir ya da partilerin üzerinde uzlaşabileceği üst düzey bir bürokratı geçici olarak göreve getirebilir. Ancak her durumda, yeni aday da aynı meclis aritmetiğiyle güven oylamasına çıkmak zorunda kalacak.

2. Daha düşük ihtimal: Bayrou’nun kıl payı kurtuluşu

Bayrou, ciddi tavizler vermesi halinde oylamadan çıkabilir. Bu hafta çeşitli partilerle görüşerek destek arayacak.

Başarılı olması halinde bütçe disiplinine dair genel bir onay almış olacak ama her düzenlemeyi tek tek müzakere etmek zorunda kalacak. Böyle bir senaryo hükümeti kurtarsa da çıkmazı sadece ertelemiş olacak.

3. Meclisin feshi ve erken seçim

Macron’un geçen yıl haziranda meclisi feshetmesinden sonra Fransa istikrarsızlıktan kurtulamadı. Anayasaya göre, bir yıllık süre dolduğu için meclisin yeniden feshedilmesi artık mümkün. Böyle bir durumda 20 ila 40 gün içinde seçim yapılacak.

Aşırı sağ uzun süredir bu senaryoyu istiyor. Haziran 2024 seçimlerinin ilk turunda %33 oy alan Ulusal Birlik, bu kez iktidara yürüyeceğine inanıyor. Ancak ikinci turda sol ve merkez seçmen birleşerek aşırı sağın önünü kesmişti.

Ifop’un son anketine göre Fransa vatandaşlarının %63’ü meclisin feshedilmesini ve erken seçim yapılmasını istiyor. Macron ise defalarca “erken seçim benim ilk tercihim değil” dedi.

4. Macron’un istifası?

Bazı çevreler Macron’un istifa etmesi gerektiğini dile getiriyor. Ancak bu ihtimal neredeyse sıfır. Macron, görev süresini 2027’ye kadar tamamlayacağını her fırsatta söylüyor.

Radikal sol lider Jean-Luc Mélenchon ise farklı düşünüyor. “Macron kaostur” diyerek, Bayrou güven oylamasını kaybederse Macron’un da istifa etmesi gerektiğini savundu. Ayrıca eylül sonunda azil süreci başlatacaklarını açıkladı.

2026 bütçesi ne olacak?

Bayrou hükümeti düşerse, 2026 bütçesi otomatik olarak rafa kalkacak. Yeni gelecek hükümet, bütçeyi revize ederek parlamentoya sunabilecek.

Ancak yıl sonuna kadar yeni bir hükümet kurulamazsa, olağanüstü bir hüküm devreye girecek: 2025 bütçesi bir yıl daha uzatılacak. Bu devletin harcama ve gelir sürekliliğini garanti edecek ama Fransa’nın kredi notu ve AB nezdindeki mali güvenilirliği daha da zedelenecek.

Kaynak: Gazete Oksijen


Belçika 12 maddelik yaptırım

Belçika, Avustralya, Fransa, Malta, Kanada ve İngiltere'nin ardından önümüzdeki hafta BM Genel Kurulu’nda Filistin devletini tanıyacağını açıkladı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, ülkesinin 9 Eylül’de başlayacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturumunda Filistin devletini tanıyacağını açıkladı. Belçikalı bakan, hükümetin, “Filistin’deki insani trajedi” ve uluslararası hukuku ihlal eden İsrail şiddetine yanıt olarak, ulusal düzeyde İsrail’e yönelik 12 yaptırım kararı alacağını duyurdu. Karar, Avustralya, Fransa, Kanada ve İngiltere'nin benzer kararlarının ardından İsrail üzerindeki uluslararası baskıyı artırma yönünde bir adım olarak olarak görülüyor.

Açıklamada, Dünya Sağlık Örgütünün talebi doğrultusunda bölgede tedavisi mümkün olmayan ağır hasta çocukların tıbbi tahliyelerinin de yoğunlaştırılacağı vurgulandı. Şiddet yanlısı Yahudi yerleşimciler ve Hamas mensupları konusunda ulusal düzeyde açık yaptırımlar hazırlanacağı, mali kısıtlama, malvarlığı dondurma ve ülkeye giriş yasağı gibi önlemler alınacağı kaydedildi.

Avrupa Birliği (AB) Kanada ve İngiltere listelerine dayanarak hazırlanan bu tedbirler çerçevesinde Belçika'nın, söz konusu kişileri derhal ülkesinde "istenmeyen kişi" ilan ettiği belirtildi.

İsrailli iki bakan "istenmeyen kişi" ilan edildi

Açıklamada, İsrail'in aşırı sağcı bakanları Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich ile Hamas'ın siyasi ve askeri liderlerinin de Belçika'ya girişinin yasaklandığı ve Şengen bölgesinde vizelerinin askıya alınması için girişimde bulunulacağı aktarıldı. Belçika Göçmenlik Ofisinin bu kişileri Şengen Bilgi Sistemi'ne kaydedeceği bildirildi.

2009'da alınan kararın genişletilmesiyle, İsrail'e yönelik tüm silah ihracatı ve transitinin yasaklanmasının hedeflendiği, hem askeri hem sivil kullanımlı ürünlerin de bu kapsamda değerlendirileceği belirtilerek, federal hükümetin Avrupa genelinde ambargo için girişimde bulunduğu kaydedildi.

İsrail'in işgal altındaki topraklarda ürettiği malların Belçika'ya ithalatı yasaklanacakUluslararası Adalet Divanının (UAD) 19 Temmuz 2024'te yayımladığı görüşe atıfta bulunularak, İsrail'in işgal altındaki topraklarda ürettiği malların Belçika'ya ithalatının yasaklanacağı ifade edildi.

Yerleşimlerde yaşayan Belçika vatandaşlarının konsolosluk hizmetlerinden yalnızca acil durumlarda faydalanabileceği bildirildi.

İsrail yerleşimlerinde yaşayan İsraillilerin uzun süreli "D" vizesi başvurularına sınırlama getirilmesi için hukuki inceleme yapılacağı aktarıldı.

Belçika vatandaşları veya ülkede ikamet eden kişilerin, İsrail veya işgal altındaki Filistin topraklarında uluslararası insancıl hukuku ihlal etmeleri veya terör suçu işlemeleri halinde yargılanacağı belirtildi.

Belçika hava sahası İsrail'in askeri uçuşlarına kapatıldı

İsrail'in askeri uçuşlarına Belçika hava sahasının kapatıldığı, Savunma Bakanlığının da İsrail'den yapılan askeri ekipman ve bakım alımlarına alternatif arayacağı ifade edildi. Kamu alımlarının da gözden geçirileceği kaydedildi.

Belçika'nın Avrupa düzeyinde destekleyeceği tedbirler

Avrupa düzeyinde ise İsrail ile yürütülen ticaret, araştırma ve teknoloji işbirliği anlaşmalarının askıya alınmasına yönelik oylamalarda Belçika'nın bu yönde oy kullanacağı aktarıldı. Açık Semalar Anlaşması (ASA), ACAA ve teknik işbirliklerinin de durdurulmasının destekleneceği belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Yatırım Fonu ve Europol ile İsrail'in işbirliğinin gözden geçirileceği, İsrail’in Avrupa uydu programlarına erişiminin sınırlandırılmasının değerlendirileceği kaydedildi.

Belçika'nın, AB düzeyinde yerleşim ürünlerinin ithalatının yasaklanması için aktif girişimlerde bulunacağı ifade edildi.

Filistin devletinin tanınması

Belçika'nın her zaman iki devletli çözümden yana olduğunun vurgulandığı açıklamada, ülkenin New York Deklarasyonu'na katılacağı bildirildi.

Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetleri, E1 projesi, Gazze'deki askeri operasyon ve insani krizin, Filistin devletinin kurulma ihtimalini tehlikeye attığının altı çizildi.

Belçika'nın her zaman iki devletli çözümden yana olduğu vurgulanarak, ülkenin New York Deklarasyonu'na katıldığı bildirildi.

Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetleri, E1 projesi, Gazze'deki askeri operasyon ve insani krizin, Filistin devletinin kurulma ihtimalini tehlikeye attığı ifade edildi.

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

"Belçika, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun haftası kapsamında, Fransa ve Suudi Arabistan'ın ortak girişimiyle, Temsilciler Meclisi'nde oylanan kararda da belirtildiği üzere, Filistin Devleti'nin tanınmasını açıklayacak ülkeler arasına katılarak güçlü bir siyasi ve diplomatik mesaj vermek istiyor."

Bu nedenle, Belçika'nın Fransa ve Suudi Arabistan öncülüğünde BM Genel Kurulu haftasında Filistin'i tanıyacağı ancak kararın Hamas’ın yönetimden uzaklaştırılması ve tüm esirlerin serbest bırakılmasının ardından resmileştirileceği belirtildi.

Yeniden inşa çalışmaları

Belçika'nın BM himayesinde insani yardım koridorlarını güvence altına almak için müdahale gücü kurulmasını desteklediği, Filistin'de devlet inşası, demokratik kurumların kurulması ve yasaların hazırlanması için teknik destek vereceği kaydedildi. Ayrıca, Filistin için özel bir kalkınma programı uygulanacağı, BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) mali desteğin sürdürüleceği belirtildi.

Belçika'nın, Filistin'in IMF ve Dünya Bankasına tam üyeliği için girişimlerde bulunacağı, vergi gelirlerinin Filistin Yönetimine aktarılmasını desteklediği ifade edildi.

Açıklamada Belçika'nın uluslararası platformlarda bu kararların takipçisi olacağı, uluslararası hukukun tüm taraflarca gözetilmesini talep ettiği, basın özgürlüğü ve diplomatik dokunulmazlığın korunmasına bağlılığını sürdürdüğü kaydedildi.

İran'a yönelik tedbirler

Açıklamada ayrıca İran'ın bölgedeki rolüne dikkat çekilerek, Devrim Muhafızlarının AB terör listesine alınması için girişimde bulunulacağı ve İran'ın nükleer silah edinmesinin önleneceği aktarıldı. Fransa, Almanya ve İngiltere'nin İran’a yönelik yaptırımları yeniden uygulama girişimlerine destek verileceği kaydedildi. Hizbullah'ın siyasi ve askeri kanadı arasındaki ayrımın kaldırılmasının da savunulduğu belirtildi.

Kaynak: AA


WMO: La Nina'ya rağmen sıcaklıklar ortalamanın üzerinde olacak

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), gezegeni serinleten La Nina hava olayının eylülden itibaren etkili olmaya başlayacağını ancak buna rağmen sıcaklıkların dünyanın büyük bölümünde ortalamanın üzerinde olmasının beklendiğini bildirdi.

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

WMO, La Nina ve sıcaklık artışına neden olan El Nino hava olayının etkisine ilişkin bir güncelleme rapor yayımladı. Raporda, "La Nina, eylülden itibaren hava ve iklim modellerini etkilemeye başlayabilir. Ancak La Nina'nın geçici soğuma etkisine rağmen sıcaklıkların dünyanın büyük bir bölümünde ortalamanın üzerinde olması bekleniyor" denildi.

Mart 2025’ten bu yana El Nino ve La Nina koşullarının görülmediği, nötr iklim koşullarının devam ettiği belirtilen raporda, Ekvator Pasifik’te deniz yüzeyi sıcaklık anomalilerinin ortalamaya yakın seyrettiği ve bu durumun muhtemelen bu ay başlayacak La Nina olayının ortaya çıkmasına kademeli olarak zemin hazırlayabileceği belirtildi.

Raporda, eylül-kasım aylarında kuzey yarım küre ve güney yarım kürenin büyük bölümünde sıcaklıkların normalin üzerinde olmasının beklendiği aktarıldı.

Raporda görüşlerine yer verilen WMO Genel Sekreteri Celeste Saulo, "El Nino ve La Nina için mevsimsel tahminler ve bunların hava durumumuz üzerindeki etkileri önemli bir iklim istihbarat aracıdır." ifadelerini kullandı.

Saulo, bu tahminlerin tarım, enerji, sağlık ve ulaştırma gibi kilit sektörlerde milyonlarca dolarlık ekonomik tasarruf sağladığını, ayrıca hazırlık ve müdahale eylemlerine rehberlik etmek için kullanıldığında binlerce hayat kurtardığını kaydetti.

El Nino ve La Nina hava olayları

Pasifik Okyanusu'nda meydana gelen El Nino hava olayı, öncelikle okyanuslara kıyısı olan bölgelerde, ardından dünya genelinde sıcaklık artışına neden oluyor.

Bunun tersi şeklinde nitelendirilebilecek La Nina ise dünya için daha soğuk hava koşulları anlamına geliyor.

Bu iki hava olayı arasındaki geçişte de nötr yani doğal hava olayları geçerli oluyor.

Kaynak: AA


Fransa'da kamu çalışanlarına milli mesajlaşma uygulaması Tchap'ı kullanma zorunluluğu getirildi

Fransa’da bakanlar dahil kamu çalışanlarına güvenlik gerekçesiyle ülkenin geliştirdiği mesajlaşma uygulaması olan Tchap'ı kullanma zorunluluğu getirildi



İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü: Nükleer anlaşmaya varılırsa uranyum zenginleştirme seviyesini düşüreceğiz

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, nükleer anlaşmaya varılması halinde 2015'teki anlaşmada olduğu gibi uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 3,67'ye indireceklerini söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

İngiliz The Guardian'a konuşan Bekayi, ülkesinin nükleer programına ilişkin hukuksuz talepleri kabul etmeyeceğini söyledi.

Bekayi, 2015'teki nükleer anlaşmanın Avrupalı tarafları İngiltere, Fransa ve Almanya'nın, İran'a Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımlarını geri getirebilecek "snapback" mekanizmasını işletme kararına ilişkin, şunları söyledi:

"Avrupalılar (ABD Başkanı Donald) Trump'ın kendilerine emrettiğini yapıyorlar. Avrupalıların rolü azalacak. Güvenilir müzakere ortakları olduklarını kanıtlamaya çalıştılar ancak şimdi Avrupalılar, ABD ve İsrail'in vekili olmaya karar verdi. Bu rolü ABD'ye devretmeleri kesinlikle sorumsuzluk"

Ülkesine BM yaptırımlarının geri getirilmesi halinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan (NPT) çekilmeyi öngören Meclisin hazırlığını yaptığı yasa tasarısının sorulması üzerine Bekayi, hükümetin bu yasanın uygulanmasını engelleyemeyeceğini ve anlaşmadan ayrılma yetkisinin Meclisin elinde olduğunu belirtti.

Bekayi, İran'ın uranyumu kendi topraklarında zenginleştirme hakkını koruyan genel bir anlaşmaya varılması halinde 2015'teki nükleer anlaşmada belirlenen şekilde uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 3,67'ye düşüreceğini söyledi.

ABD yönetimi, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını istiyor.


Maduro dünyaya seslendi: 1200 füze taşıyan sekiz ABD savaş gemisi Venezuela'yı hedef aldı

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, uluslararası basın aracılığıyla dünyaya seslenerek Karayipler’de konuşlanan ABD savaş gemilerinin ülkesini hedef aldığını vurguladı ve bunu “kesinlikle suç niteliğinde, kanlı bir tehdit” olarak niteledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

ABD’nin Karayipler’e gönderdiği nükleer denizaltı ve destroyerlerden oluşan savaş filosunun tehdidi altındaki Venezuela yönetimi, uluslararası topluma yönelik uyarılarını sürdürüyor. Son olarak Devlet Başkanı Nicolas Maduro dünyanın dört bir yanından gazetecilerin katılımıyla basın toplantısı düzenledi.

Dünya basınının karşısına nadiren çıkan Venezuela Devlet Başkanı, Washington'un Karayip sularında konuşlandırdığı savaş gemilerini “Güney Amerika’da son bir asırda görülen en büyük tehdit” olarak değerlendirdi ve “bu tehdide boyun eğmeyeceklerini” vurguladı.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro, aralarında ANKA Haber Ajansı’nın da olduğu uluslararası basın kuruluşlarının temsilcileriyle internet üzerinden düzenlediği basın toplantısında, bin 200 güdümlü füze taşıyan sekiz ABD savaş gemisinin ülkesini hedef aldığını yineleyerek, bunu “abartılı, haksız, ahlaksız ve kesinlikle suç niteliğinde, kanlı bir tehdit” olarak nitelendirdi.

Maduro, geçen hafta dile getirdiği “Venezuela'nın işgal edilmesinin mümkün olmadığı” yolundaki görüşünü de yineledi ancak denizdeki askeri yığınakla hedefin “rejim değişikliğine yönelik” olduğunu ifade etti. Venezuela Devlet Başkanı, yaşanan gerilimden “savaş lordu” olarak nitelendirdiği ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu sorumlu tuttu ve “Rubio askeri tehdit yoluyla rejim değişikliği istiyor. Bunun için Trump soyadını kanla lekelemeye hazır” ifadelerini kullandı.

Chavezci lider, ABD’nin “uluslararası uyuşturucu karteli lideri” iddialarını da “Bu kendi ağırlığıyla çöken, çok saçma bir anlatı. Zira Venezuela uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede rekor başarı sahibi” sözleriyle reddetti.

Venezuela’ya askeri tehdidin arka planı

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Başkanı Nicolas Maduro ile ilk başkanlık döneminde başlattığı ancak yarım kalan hesaplaşmasına döndü ve yeniden kollarını sıvadı. O dönem Maduro’yo Cartel de los Soles adlı uyuşturucu çetesinin lideri olarak suçlayan Trump, bu kez işe söz konusu yapıyı yabancı terör örgütü listesine alarak başladı.

ABD yönetimi geçen ay alınan bu kararın ardından hiç vakit kaybetmedi ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele gerekçesiyle Venezuela kıyılarına 7 adet savaş gemisi ve 4.400 asker gönderdi. Filoda üç güdümlü füze destroyeri ve en az bir denizaltının yer aldığı kaydediliyordu. ABD’nin hamlesine Venezuela 4,5 milyon yedeği askere çağırarak karşılık verdi.

Maduro’nun yakalanması için ABD’nin koyduğu para ödülü iki katına çıkarıldı

ABD yönetimi, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro “Cartel de los Soles” adlı bir uyuşturucu örgütünü idare etmek ve Kolombiya’da üretilen uyuşturucuları bu kartel vasıtasıyla Karayipler üzerinden ABD’ye göndermekle suçluyor. Venezuela hükümeti ise bölgede uyuşturucuyla mücadelede elde edilen başarıları, nakliye amaçla yüzlerce küçük uçağın imha edildiğini ve suç çetelerinin çökertildiğini anlatıyor. Buna karşın ülkenin efsanevi lideri Hugo Chavez’den bugüne Venezuela’da iktidarı değiştirmek için ABD’nin suç işlediğini savunan Karakas yönetimi, 2024 seçimlerinde iktidarını koruyan Maduro’nun devrilmesi için “narko-terör” suçlamasının yine ABD tarafından yaratıldığını savunuyor. Washington, bu suçlama çerçevesinde Devlet Başkanı Maduro’nun yakalanmasına yardımcı olacak ya da rol oynayacak bir bilgi sağlayacak kişilere verilecek ödülü iki katına çıkararak 50 milyon dolar olarak ilan etti. ABD, Venezuela İçişleri Bakanı için ise 25 milyon dolar ödül vadediyor.

“Sevk edilen güç uyuşturucuyla mücadelenin ötesinde”

ABD’nin hamlesinin gerçekten uyuşturucu kaçaklığına odaklanan bir operasyon mu, yoksa bir darbe hazırlığı mı olduğu tartışma konusu. Axios haber sitesine konuşan ABD’li yetkililer, bölgeye sevk edilen askeri gücün standart bir uyuşturucuyla mücadele operasyonunun ötesinde olduğuna işaret etti. ABD ordusunun, uyuşturucu trafiğindeki rolü iddiasıyla Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'yı yakalamak için 1989 yılında düzenlediği operasyona atıfta bulunanlar da var.  

Öte yandan ‘Cartel de los Soles’ adlı bir örgütün var olup olmadığı da belli değil. Uluslararası narkotik trafiğini yakından izleyen uzmanlar, ülkedeki güvenlik güçlerinin bir uyuşturucu trafiğine göz yumma olasılığının çok da düşük olmadığı düşüncesinde. Ancak Maduro liderliğinde hiyerarşik bir örgüt iddiası çok da taraftar bulmuyor.

Gözler ABD’nin Küba sürgünü Dışişleri Bakanı’nda

Trump'ın Venezuela politikasının arkasında, anti-sosyalist Küba sürgün topluluğunun bir parçası olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio var. Rubio'ya göre, Maduro rejimi Küba istihbaratı tarafından desteklenirken, Venezuela da ucuz petrol ile Küba ekonomisini destekliyor.

Rubio’nun, Maduro’nun ya gönüllü olarak iktidardan çekileceğini ya da çevresindeki askeri yetkililerin ödül veya ABD ile ilişkileri normalleştirme beklentisiyle kendisini görevden alacağını öngördüğü düşünülüyor. Rubio’nun planına Venezuela muhalefeti de destek veriyor. Enflasyonun yüzde 172 olduğu Venezuela’da halkın ekonomik durum nedeniyle yaşadığı hoşnutsuzluğa da dikkat çekiliyor. Ancak Venezuela devlet televizyonu, ülkenin dört bir yanından Maduro’ya destek eylemlerini yayınlıyor.

Şimdi gözler, Rubio’nun yarın başlayacak ve 4 Eylül’e kadar sürecek Meksika ve Ekvador ziyaretine çevrilmiş durumda.



Trump: Washington'da suç oranları neredeyse sıfıra indi

ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington'da suç oranlarının neredeyse sıfıra indiğini, artık suçsuz bir bölge olduğunu savundu

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Trump, ABD merkezli sosyal medya platformu Truth Social hesabından Washington'daki suç oranlarına ilişkin açıklama yaptı.

Washington'da suç oranlarının neredeyse sıfıra indiğini ifade eden Trump, şehri "artık suçsuz bölge" olarak tanımladı.

Trump, paylaşımında "Bunu Chicago, Los Angeles, New York ve hatta suçun kol gezdiği Baltimore şehri için de söylemek güzel olmaz mıydı?" diye sordu.

"Bu, bir mucize değil"

Şehrin Demokrat Belediye Başkanı Muriel Bowser'ın suç oranlarını sıfıra indirmek için kendisiyle çalıştığını belirten Trump, Bowser'ı bu süreçteki işbirliği dolayısıyla övdü.

Trump, Bowser'ın halk desteğinin kısa sürede yüzde 25 arttığını iddia ederek, "Washington halkı, gittiği her yerde suçu durdurduğu için ona teşekkür ediyor. Bu, bir mucize değil, sıkı çalışma, cesaret ve akıllı olmak." değerlendirmesinde bulundu.


Paylaşımında California Valisi Gavin Newsom, Illinois Valisi JB Pritzker, Maryland Eyalet Valisi Wes Moore ve Chicago Belediye Başkanı Brandon Johnson'ı eleştiren Trump, bu isimlerin şiddet suçlarını meşrulaştırmaya çalıştıklarını ileri sürdü.

Trump, ABD'nin Los Angeles kentinde ocak ayında başlayan ve binlerce dönüm alanın kül olmasına yol açan orman yangınlarına ve "isyanlara" gönderme yaparak bu olaylara "Erken müdahale etmeseydik Los Angeles Olimpiyatları kaybederdi" ifadesini kullandı.



AB Yüksek Temsilcisi Kallas: Avrupa ülkelerinin Filistin'i tanıması iki devletli çözümü canlı tutacak

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Filistin devletini tanıma kararı alan ülkelere destek vererek bunun, iki devletli çözümü canlı tutacağını söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Kallas, Slovenya'da düzenlenen Bled Stratejik Forumu'nda panele katıldı. AB'nin Gazze konusundaki tutumu nedeniyle "çifte standart" suçlamalarına maruz kaldığının hatırlatılması üzerine Kallas, "Evet, Orta Doğu ve Gazze konusunda birlik olamadık. Yani, bu bizim için büyük bir hayal kırıklığı. Yapamadık. Peki neden? Çünkü 27 üye ülkemiz var. Biliyorsunuz, Ukrayna konusunda ortak bir tutumumuz var ancak Orta Doğu'da olup bitenler konusunda farklı sebeplerimiz var, bazı tarihsel sebepler, bazı başka sebepler" dedi.

Kallas, AB'nin güvenilirliğinin tehlikede olduğunu düşündüğünü ve bu nedenle üye ülkeleri ortak pozisyonda buluşturabilmek için "çok zorladığını" belirterek, "İsrail'e sürekli baskı yapıyoruz. İnsani yardımın en büyük sağlayıcısı biziz. Filistin yönetiminin en büyük destekçisi biziz. İki devletli çözümü ayakta tutan biziz ve birçok üye ülke bu konuda çok iyi çalışmalar yapıyor" diye konuştu.

AB'nin yine de yeterli tepkiyi veremediğinin farkında olduğunu dile getiren Kallas, "Gerçekten karar alamamamız, tepki veremememiz beni çok büyük hayal kırıklığına uğratıyor. Sunduğumuz önerilerde nitelikli çoğunluğa bile sahip değiliz" ifadelerini kullandı.

Kallas, kişisel duygularını şöyle ifade etti:

"Şahsen elbette, tüm bunları duyuyorum. Yani buraya geldiğinizde protestoları ve her şeyi duyuyorsunuz ve bu hiç de kolay değil. Öncelikle elimizden gelenin en iyisini yapmamıza rağmen bunun yeterli olmamasından hayal kırıklığını yaşıyorum çünkü bu insani felaket hala devam ediyor. Bu yüzden üye ülkelerle ortak bir tutum sergilemek için çalışmaya devam ediyorum."

İsrail üzerinde asıl etki sahibi ülkenin ABD olduğuna değinen Kallas, AB'nin bu nedenle "daha çok insani yardımla ilgili yardımcı olmaya çalıştığını" söyledi.

Filistin devletinin tanınması

Kallas, Fransa öncülüğündeki 8 Avrupa ülkesinin Filistin'i tanıyacağının anımsatılması üzerine, "Bu, ölümleri durduracak mı? Muhtemelen hayır ancak iki devletli çözümü canlı tutacak. Tekrar ediyorum, Avrupa bu konuda herkesten daha güçlü bir destekçi ve herkes iki devletli çözümü destekliyor. Yani iki devletli olmak için, bu seviyeye ulaşacak daha güçlü ve eşit bir Filistin devletine ihtiyacımız var." değerlendirmesini yaptı.

Netanyahu'nun AB ülkelerine girmesi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) hakkında çıkardığı tutuklama emri gereğince AB ülkelerine alınmaması gerektiği görüşünü paylaşıp paylaşmadığı sorulan Kallas, "Bu kararı vermek üye ülkelere kalmış ancak tabi oldukları uluslararası düzenlemelere ve anlaşmalara uymalılar. Yani uluslararası hukuk böyleyse, öyledir. Bu da size cevabı veriyor." yanıtını verdi.



Von der Leyen'in uçağına GPS müdahalesi inişi saatlerce geciktirdi: İddialar Rusya'yı işaret ediyor

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in uçağı Bulgaristan üzerinde Rusya kaynaklı GPS karışması şüphesiyle bir saat boyunca tur attı. Olay, AB’nin Ukrayna’ya desteğini ve savunma hazırlıklarını güçlendirme çağrılarını yeniden gündeme taşıdı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Bulgaristan üzerinde seyahat ettiği sırada uçağının uydu navigasyon sinyallerinin Rusya tarafından karıştırıldığı ve bunun uçağın bir saat boyunca havaalanı çevresinde tur atmasına neden olduğu öne sürüldü.

Von der Leyen, Pazar günü Plovdiv’e seyahat ederken özel uçağı elektronik navigasyon sistemlerini kaybetti ve bu durum, Bulgaristan’ın merkezi şehirlerinden biri olan Plovdiv’e varışını geciktirdi. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Arianna Podestà, olayın gerçekleştiğini doğruladı ve “Bulgar yetkililerden aldığımız bilgiye göre, bunun açık bir şekilde Rusya tarafından yapılan müdahaleden kaynaklanmış olabileceği şüphesi var. Elbette, Rusya’nın düşmanca davranışlarının düzenli olarak tehdit ve yıldırma unsurlarını içerdiğinin farkındayız ve buna alışığız” dedi.

Uydu navigasyonuna müdahale, Rusya yakınlarındaki hava sahalarında giderek yaygınlaşıyor ve Von der Leyen’in kasıtlı olarak hedef alınıp alınmadığı hâlâ net değil. Podestà, bu konuda yorum yapacak en doğru adresin Rus yetkililer olduğunu belirtti.

Olay ilk olarak Financial Times tarafından duyuruldu; haberde, Von der Leyen’in uçağının Plovdiv havaalanı üzerinde bir saat boyunca “analog haritalar” kullanarak tur attığı belirtildi. Komisyon, bu ayrıntıları hemen doğrulamadı.

“Litvanya sınanırken, tüm Avrupa sınanıyor”

Olay, Von der Leyen’in dört günlük Doğu Avrupa turu sırasında yedi AB üye ülkesini ziyaret ettiği sırada meydana geldi. Pazartesi günü Vilnius’ta konuşan Von der Leyen, olaydan doğrudan bahsetmese de Litvanya’nın karşı karşıya olduğu “sürekli askeri ve hibrit tehditler”e değindi. Geçen ay Belarus sınırını geçen iki drone’a atıfta bulunarak, “Litvanya sınanırken, tüm Avrupa sınanıyor” dedi.

Komisyon sözcüsü, olayın “savunma yeteneklerimizi güçlendirme ve Ukrayna’ya desteğimizi artırma konusundaki sarsılmaz kararlılığımızı daha da pekiştirdiğini” vurguladı.

Benzer şekilde, Mart 2024’te Rusya’nın, İngiltere eski Savunma Bakanı Grant Shapps’in Polonya’dan dönüşünde bindiği uçağın sinyalini karıştırdığına inanılıyordu. RAF uçağı, Kaliningrad yakınlarında yaklaşık 30 dakika GPS interferansına maruz kalmıştı. O dönemde Shapps’in hedef olup olmadığı belirsizdi.

GPS karıştırma ve “spoofing” olarak bilinen elektronik savaş taktikleri, 2022’deki Rusya’nın Ukrayna’ya tam ölçekli işgali sonrası arttı ve son bir yılda daha da belirgin bir şekilde tırmandı.

İlk vaka değil 

Haziran 2025’te 13 AB üye devleti, hava ve deniz taşımacılığını etkileyen karıştırma ve sahte sinyal tehdidi konusunda alarm verdi. İç AB belgelerine göre, Ocak 2025’te Polonya 2.732 elektronik müdahale vakası kaydederken, bu sayı Ekim 2023’te 1.908 idi. Litvanya ise aynı dönemde 1.185 vakayı kaydederken, Mart 2024’te bu sayı 556’ydı.

Belge, küresel uydu navigasyon sistemlerine müdahaleyi “rastgele olaylar değil, Rusya ve Belarus tarafından sistematik, kasıtlı bir eylem” olarak tanımlıyor. Belgede ayrıca, “Önemli hasara neden olmak basit ve ucuz oldu” deniyor ve uygun karşı önlemler alınmadığı sürece bu tür müdahalelerin devam edeceği öngörülüyor.

Avrupa Komisyonu Pazartesi günü, GPS sinyallerini bozmakla ilişkili birkaç şirkete yaptırım uyguladığını açıkladı ve havacılığa özel planlar ile daha geniş stratejiler geliştirdiğini belirtti.

Ukrayna’daki suikast ve güvenlik gelişmeleri

Ayrıca, Ukrayna polisi, eski parlamento başkanı ve Batı yanlısı politikacı Andriy Parubiy’in hafta sonu öldürülmesinde Rusya’nın parmağı olduğunu açıkladı. Lviv kentinde Cumartesi günü bir teslimat kuryesi kılığındaki kişi tarafından vurulan Parubiy, Ukrayna’nın Rusya karşıtı hareketinin önde gelen isimlerinden biriydi.

Ulusal polis şefi Ivan Vyhivskyi, Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, “Bu suçun tesadüfi olmadığını biliyoruz. Rusya’nın müdahalesi var. Herkes yasal olarak hesap verecek” dedi. Vyhivskyi, katilin kurbanın üzerine ateş ettiğini ve sekiz kez silahını kullandığını belirtti. Katil, uzun süre hazırlık yaptı, gözlemledi ve planladıktan sonra tetik çekti. Polisin zanlıyı yakalaması yalnızca 36 saat sürdü.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenski, “dehşet verici suikastın, savaş halindeki bir ülkenin güvenliğini etkilediğini” söyledi.

Uluslararası diplomasi ve güvenlik garantileri

Geçen ay Vladimir Putin ve Donald Trump arasındaki zirvede herhangi somut sonuç elde edilemedi ve ateşkes umutları düşük. Trump’ın belirlediği Rusya’nın harekete geçme veya yeni yaptırımlarla karşılaşma süresi bu hafta doluyor. Emmanuel Macron, Putin’in Trump’ı “oynamaya” çalıştığını ifade etti.

Von der Leyen, Ukrayna’nın müttefiklerinin güvenlik garantileri üzerinde çalıştığını belirtti. Savunmanın ilk hattını “güçlü, iyi donanımlı ve deneyimli bir Ukrayna ordusu” oluştururken, ikinci hattı “Amerikalıların desteklediği gönüllü koalisyon ülkeleri” olarak tanımladı.

Yaklaşık 30 ülke, “gönüllü koalisyon” adıyla Ukrayna’ya destek sözü verdi; ancak Avrupa ülkelerinin kaçının asker göndereceği ve bu güçlerin nasıl konuşlandırılacağı belirsiz. ABD, Avrupa ülkelerinin ağır yükü taşımasını bekliyor ancak lojistik destek sağlayabilir.

Zelenski'nin, Rusya’nın üç buçuk yıldır süren işgalini sona erdirmek amacıyla Perşembe günü Avrupa liderleriyle Paris’te bir araya gelmesi bekleniyor.

Kaynak: Gazete Oksijen



Liderler arası gayriresmî temas: Putin’in Modi ile limuzin diplomasisi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, ikili görüşmelerini Rus liderin Aurus marka limuzininde gerçekleştirdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Alaska’daki Ukrayna zirvesinin açılışında Donald Trump’ın zırhlı aracına binen Vladimir Putin, aradan yalnızca iki hafta geçmeden bu kez Çin’de Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile benzer bir “arka koltuk diplomasisi” sergiledi. Rus yapımı Aurus limuzin ile gerçekleşen bu kısa yolculuk Putin'in, devlet başkanlarını kelimenin tam anlamıyla arabasına alıp gayriresmî sohbetlere davet etme alışkanlığının yeni bir örneği oldu.

Bloomberg'de yer alan habere göre, Putin ve Modi’nin ikili görüşme için yaptıkları yolculuk aslında yalnızca 15 dakika sürdü, ancak iki lider araçta kalıp sohbeti 45 dakika daha devam ettirdi. Konuya hâkim kaynaklara göre bu durum, Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi kapsamındaki programı altüst ederek organizatörleri planı değiştirmeye zorladı.

Ritz-Carlton’a varıldığında iki liderin beraberindeki heyetler binaya girerken, Putin ve Modi araçta kalmayı tercih etti ve baş başa sohbetlerini sürdürdü. Yaklaşık bir saat süren bu özel görüşmenin ardından ancak konferans salonuna geçerek, tüm bu süre boyunca kendilerini bekleyen heyetlerine katıldılar.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, görüşmenin ardından X hesabında şu paylaşımı yaptı:“ŞİÖ Zirvesi’ndeki oturumların ardından Başkan Putin ile birlikte ikili görüşmemizin yapılacağı yere gittik. Onunla yapılan sohbetler her zaman ufuk açıcı oluyor.”


Kuzey Kore lideri Kim Jong Un 2024’te Pyongyang’da, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed el-Nahyan geçen yıl Moskova’da, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi ise 2018’de Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki tatil kenti Soçi’de Putin’in bu özel araç turuna katılan liderler arasında yer aldı. Bu yolculuklar, normalde sıkı protokollere bağlı toplantılarda gayriresmî sohbetlere imkân tanıdı.

Putin için bu tür anlar, Aurus limuzinini dünya liderlerine tanıtmak adına hem diplomatik bir enstrüman hem de Rus yapımı lüks otomobilin prestijini artırma fırsatı anlamına geliyor. Üstelik Putin’in bunu, Çin'in ev sahipliğinde yapması, Modi ile yaptığı bu sürüşü daha da dikkat çekici hale getirdi.

Çin tarafında ise Şi’nin kullandığı Hongqi serisi, ülkenin otomotiv gururu olarak öne çıkıyor. 1958’de “Kızıl Bayrak” adıyla kurulan ve Komünist devrime atıf yapan marka, ilk yıllarda sadece üst düzey yetkililere sunulmuştu. İlk modeli Amerikan Chrysler Imperial C69’dan uyarlanmıştı.

Şi, 2023’te ABD Başkanı Joe Biden’la buluştuğunda kurşun geçirmez benzinli N701 modelini kullanmış, Biden da bu aracı “çok güzel” sözleriyle övmüştü.


Financial Times: Kuzey Kıbrıs'taki kumarhanelerin sayısı iki katına çıkacak

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki kumarhane işletmeleri, gelirleri artırmak ve daha fazla turist çekmek için adanın kuzeyindeki casino sayısını 32'den 64'e çıkarmayı planlıyor. Financial Times'a göre ada halkı ise bu gelişmeden hoşnut değil ve KKTC'nin 'karanlık ekonomiyle' anılmasından endişeli

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) işletmeler, adanın kuzeyindeki kumarhane sayısını ikiye katlayarak 64'e çıkarmayı planlıyor.

Konuyla ilgili bir haber yayınlayan Financial Times (FT), Türkiye'deki enflasyonun KKTC'yi de etkilediğini ve 2019'daki pandeminin ardından yaşanan toparlanma sürecinin de yüksek enflasyon nedeniyle sekteye uğradığını yazdı.

Gelir kaynaklarını artırmak isteyen ada yönetimi de haziran ayında uzun süredir yürürlükte olan kumarhane kısıtlamalarını kaldıran bir yasa çıkardı.

Ancak FT'ye göre, Kuzey Kıbrıs gibi küçük bir alanda bulunan kumarhane sayısının 32'den 64'e çıkarılması bölge halkı tarafından hoş karşılanmadı.

Dünya Bankası ile çalışan Kıbrıslı Türk ekonomist Mertkan Hamit gazeteye yaptığı açıklamada, "Suç ekonomisini sistemimize açıkça soktuk. Covid’den bu yana ekonomiye yeni unsurlar girdi. Çoğunlukla karanlık taraftan gelen unsurlar" diye konuştu.

Birçok Kıbrıslı Türk, bu adımın “Kıbrıs sorunu”na bir çözüm bulunması ihtimalini daha da zedelemesinden korkuyor.

AB’nin Yeşil Hat üzerinden ticareti teşvik eden girişimi EU One Stop Shop’ta çalışan Kemal Baykallı şöyle diyor:

“Kıbrıs sorununu çözemezsek elimizde sadece bu tür faaliyetler kalıyor, çünkü fon bulma imkanınız sınırlı. Türkiye’nin yatırımlarına çok fazla bel bağlıyoruz ve bunun siyasi maliyetleri var”

Kaygıları artıran yeni yasa tasarısı

Bu kaygılar, eylülde görüşülmesi planlanan başka bir yasa tasarısıyla daha da artmış durumda.

Tasarı, yabancı para birimlerinin Kuzey Kıbrıs’taki banka hesaplarına yatırılmasına ve bunun karşılığında %3 faiz ödenmesine olanak tanıyacak. Hamit ve diğer uzmanlara göre bu yasa geçerse, “kara para aklamanın kolaylaşması” riski de artacak.

Dünya Bankası’na göre uluslararası toplumun ihracat yasağı altında olan Kuzey Kıbrıs, GSYİH’sinin %75’inden fazlasını turizm ve yükseköğretim gibi hizmetlerden sağlıyor.

Ancak 2020’de Covid bu hizmetlere olan talebi yok edince, GSYİH %16,2 oranında geriledi. Bu, Avrupa’daki tüm ülkelerden daha büyük bir düşüştü.

Kuzey Kıbrıs bu ekonomik boşluğu o günden bu yana doldurmakta zorlanıyor. Bu sırada, 2021’den beri sürekli değer kaybeden lira, yaşam maliyetinde dramatik bir artışa yol açtı. Bölgede yıllık enflasyon haziran ayında %36 olarak ölçüldü.

Adanın kuzeyindeki gevşek denetimler, görünüşte zararsız sektörleri bile skandallara bulaştırdı. Yükseköğretim sektöründeki hızlı genişleme, özel üniversitelerin Kuzey Kıbrıs’ta kontrolden çıkmasına neden oldu. Bazı üniversiteler, dolandırıcılık ve insan hakları ihlali iddialarına karıştı.

Hedef Türkiye'den daha fazla turist çekmek

Tüm bunların yanı sıra enflasyon, başka bir önemli gelir kaynağını da yok etti.

Eskiden birçok Rum Kıbrıslı, gıda gibi daha ucuz ürünleri almak için tampon bölgeyi geçerek kuzeye gelirdi. Ancak Baykallı’ya göre, kuzeydeki fahiş fiyat artışları nedeniyle artık ürünler güneyde daha ucuz hale geldi ve bu eğilim tersine döndü.

Baykallı durumu şöyle özetliyor:

“Eğer küçük bir işletme yürütüyorsanız, hayat size pek adil davranmıyor. Uzun vadeli plan yapamıyorsunuz. Gelecek yıl nasıl ayakta kalacağınızı tahmin edemiyorsunuz. Hatta bazen farkına bile varmadan iflas etmiş olabiliyorsunuz.”

Financial Times'a göre kumarhane lisanslarındaki sayı sınırlamasının kaldırılması, kumarhanelerin yasak olduğu Türkiye’den daha fazla turist çekmeyi amaçlıyor.

Kuzey Kıbrıs uzun süredir kumar turizminin uğrak noktası; ancak uzmanlara göre yasalardaki bu gevşeme, ekonomiyi bu sektöre daha da bağımlı hale getirecek.

Kaynak: Gazete Oksijen


İsrail'in açlık politikası sürüyor: Onbinlerce tır Gazze'ye alınmadı

Gazze’de son 5 günde planlanan 3 bin yardım tırından sadece 534’ü girebildi; 35 gün içinde kente ulaşması gereken 21 bin tırın büyük kısmı engellendi, insani yardımın yalnızca yüzde 15’i ulaştı

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Gazze'deki Filistin hükümeti, son 5 günde bölgeye en az 3 bin yardım tırının girmesi gerekirken sadece 534 tırın geçişine izin verildiğini bildirdi.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisinden yapılan açıklamada, Gazze Şeridi'ne yardım girişlerinin son durumuna ilişkin bilgi verildi.

Açıklamada, "Son beş günde Gazze Şeridi’ne girmesi planlanan 3 bin yardım kamyonundan yalnızca 534’ü giriş yaptı." ifadeleri kullanıldı.

İsrail’in açlığı silah olarak kullanarak Filistin halkının kararlılığını kırmaya çalıştığına işaret edilen açıklamada, İsrail'in uyguladığı açlık ve güvenlik kaosu politikaları nedeniyle yardımların yağma ve hırsızlık riskiyle karşı karşıya kaldığı vurgulandı.

Gazze Şeridi’ne son 35 gün içinde toplam 3 bin 188 yardım tırının giriş yaptığı, ancak bu süre zarfında kente ulaşması gereken 21 bin insani yardım tırının ise engellendiği kaydedildi.

Açıklamada ayrıca, Gazze’ye girmesi gereken insani yardımın ancak yüzde 15’inin girişine izin verildiği belirtildi.

Kaynak: AA



Başbakan Merz: "Zorunlu askerlik gelirse kadınlar da dahil edilmeli”

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, asker sayısını artırmak için gerekirse yeniden zorunlu askerlik uygulamasına gidilebileceğini ve bunun kadınları da kapsayabileceğini söyledi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Welt gazetesinin haberine göre Merz, hükümetin yeni bir "askerlik hizmeti yasa tasarısı" hazırladığını açıkladı. Plana göre ilk aşamada genç erkekler için zorunlu yoklama ve sağlık muayenesi yapılacak, ancak hizmet şimdilik gönüllülük esasına dayanacak.

Merz, “Eğer gönüllülükle olmazsa, o zaman tekrar zorunlu askerliğe dönüş için bir mekanizma gerekecek. Anayasaya göre şu an kadınları zorunlu askerlik kapsamına alamıyoruz. Aslında kadınlar da bu kapsama dahil edilmeli” ifadelerini kullandı.

Ayrıca 2011’de zorunlu askerliğin kaldırılmasını “bugünün perspektifinden bakıldığında bir hata” olarak nitelendirdi.

Tasarı parlamentodan geçti 

Federal kabine, ordunun personel sayısını on binlerce askerle artırmayı öngören bir tasarıyı geçtiğimiz günlerde onayladı. Savunma Bakanı Boris Pistorius’un planı öncelikle gönüllü katılıma dayanıyor; zorunlu askerlik hemen geri gelmeyecek. Ancak, belirlenen asker alımı hedeflerine ulaşılamazsa zorunlu askerlik yeniden gündeme alınabilir.

Mevcut durumda orduda 182 binden fazla asker bulunuyor; hükümetin hedefi ise en az 260 bin asker. Merz’in CDU/CSU bloğu üyeleri, bu hedefin yalnızca gönüllü katılımla ulaşılıp ulaşılamayacağını sorguluyor.

Bundeswehr Derneği Başkanı André Wüstner de yeterli sayıda askerin gönüllü olarak alınamayacağından şüpheli olduğunu belirtti.

AB savunma hattı için atılmış bir adım 

Tartışma, Avrupa ülkeleri Rusya’dan gelebilecek olası yeni saldırılara karşı savunmalarını güçlendirirken gündeme geliyor. Politico’nun aktardığına göre, AB, doğu sınırında savunma hattı inşa etmeyi, buna ek olarak sulak alanları yeniden canlandırmayı değerlendiriyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da yakın tarihli bir röportajında, Avrupa’nın Moskova’nın niyetleri konusunda saf olmaması gerektiğini vurguladı. Macron, Rus diktatör Vladimir Putin’i “kapımızdaki bir yırtıcı, bir yamyam” olarak nitelendirerek, hayatta kalmasının devam eden saldırganlığa bağlı olduğunu söyledi.

Kaynak: Gazete Oksijen



Mesele sürdürülebilirlik değil ekonomi: Afrika, Çin'den rekor sayıda güneş paneli aldı

Afrika, Çin’den rekor düzeyde güneş paneli ithal ediyor; 2025’in ilk yarısında Cezayir’den Zambiya’ya kadar 22 ülkede enerji kapasitesi hızla artıyor. Ucuz Çin panelleri, kıtanın fosil yakıtlara bağımlılığını azaltıp yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırıyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Akdeniz kıyısındaki Cezayir’den güneyde kara ile çevrili Zambiya’ya kadar uzanan bir dizi Afrika ülkesi, bu yıl Çin’den çarpıcı sayılarda güneş paneli sipariş etti.

Analistler, bunun kıtanın enerji ihtiyacını fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji ile karşılamaya yönelik büyük bir çabanın başlangıcı olabileceğini söylüyor.

Mayıs 2025’te Afrika ülkeleri Çin’den toplam 1,57 Gigavatlık güneş paneli ithal etti. Küresel enerji düşünce kuruluşu Ember’ın baş analisti Dave Jones, bu artışın Güney Afrika gibi nispeten zengin ülkelerden değil, yaklaşık iki düzine daha küçük Afrika ülkesinden geldiğine dikkat çekiyor.

Çoğu ülke sipariş sayısını ikiye katladı

Jones, Çin’in farklı ülkelere ihraç ettiği güneş panellerinin değerini Çin gümrük verilerini kullanarak takip ediyor. 2025’in ilk beş ayında en az 22 Afrika ülkesinin, geçen yılın aynı dönemine göre daha fazla güneş paneli ithal ettiğini tespit etti; çoğu ülke miktarı ikiye katladı.

En çarpıcı örneklerden biri Cezayir: Ülke, 2025’in ilk yarısında 0,76 GW güneş paneli ithal ederek geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 bin 300 artış kaydetti. Daha az gelişmiş ülkeler, örneğin Çad, ithal ettikleri panellerle ülkenin mevcut enerji üretim kapasitesini tamamen değiştirebilecek düzeye ulaştı.

Çin, dünyadaki panellerin çoğunu üretiyor

Çin, son on yıldır küresel güneş paneli üretiminde baskın durumda. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre dünya genelindeki panellerin yüzde 80’den fazlası Çin’de üretiliyor; bu başarı, devlet sübvansiyonları, ölçek ekonomileri ve yerel şirketlerin uyguladığı teknolojik iyileştirmeler sayesinde mümkün oldu. Ancak bugüne kadar bu panellerin çoğu Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya ülkelerine ihraç ediliyordu.

Afrika’ya yapılan satışlar, geleneksel pazarlara kıyasla hâlâ küçük olsa da, Küresel Güney’in enerji yaklaşımında bir dönüm noktası yaşanıyor. On yıllardır enerji sıkıntısı çeken ülkeler, yeni enerji kaynağı eklemek istediklerinde genellikle kömür ve gaz ithal etmekle sınırlıydı. Artık güneş enerjisi hem daha ucuz hem de çevre dostu bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Hikaye Pakistan ve Güney Afrika'dan tanıdık geliyor

Afrika’da yaşananlar, küresel yeşil enerji sektörünü bilenler için tanıdık gelebilir. Geçen yıl Pakistan’da benzer bir trend gözlemlenmişti. 2024’te Pakistan yaklaşık 15 GW güneş paneli kurdu; ülkenin toplam elektrik talebi yaklaşık 30 GW idi. Evler çatılarında öyle çok panel kurdu ki, şehirler uydu görüntülerinde görünür şekilde değişti. Bu durum, ulusal şebekenin geleceğini tehdit ediyor çünkü bireyler kendi panelleriyle elektrik üretiyor ve şebekeden enerji satın alma ihtiyacı azalıyor. 

Benzer bir durum 2023’te Güney Afrika’da yaşandı. Her iki ülkede de altyapı, talep zirvelerine dayanamayacak kadar kırılgandı; sürekli elektrik kesintileri, tüketicileri alternatif enerji kaynaklarına yönlendirdi. Hükümet, güneşi cazip kılmak için vergi indirimleri veya fazla enerjiyi şebekeye satana ödeme gibi politikalar uyguladı.

Ancak The Wired'a göre genel olarak güneş enerjisinin popülaritesini artıran temel sebep basit: Çin panellerinin satın alma ve kurulum maliyeti o kadar düştü ki dünya bir dönüm noktasına ulaştı. İster iklim değişikliği konusunda kaygılı olun, ister olmayın, güneşten enerji üretmek ekonomik açıdan mantıklı hâle geldi.

Uygun fiyatın önemi 

Afrika ülkeleri için fiyat özellikle önemli. Çünkü bir güneş enerji santrali projesi için kredi bulmak, gelişmiş ülkelere göre çok daha zor. Çinli güneş şirketlerinin fiyat avantajı, onları Afrika’nın enerji talebini karşılamak için ilk tercih hâline getiriyor.

Afrika’da güneş patlamasını iki tür talep tetikliyor. Kuzey Afrika’da Cezayir ve Mısır gibi ülkeler büyük ölçekli santraller inşa ediyor. Sahra Altı Afrika’da ise paneller, daha çok kırsal alanlarda, daha önce şebekeye bağlanmamış topluluklar tarafından kullanılıyor. Tıpkı Pakistan’da olduğu gibi, bu dağıtılmış çatı panelleri enerji manzarasını dönüştürüyor; insanlar enerjiye erişiyor ve bu erişim, hükümet harcamalarına veya dış kredilere bağımlı değil, paneller yeterince ucuz olduğu sürece organik şekilde yayılıyor.

Örneğin, Development Reimagined danışmanlığının iklim programı yöneticisi Yike Fu, 2023’te Kenya’daki Maasai Mara Ulusal Rezervi’ni ziyaret ettiğinde, köyde Çin yapımı bir güneş paneli gördüğünü söyledi. Köy, turist giriş ücretleriyle geçimini sağlıyor ve ulusal şebekeye bağlı değildi.

Olası riskler neler? 

Dünya, Çin yapımı ucuz panellere iki farklı tepki verdi: ABD gibi bazı ülkeler tarifelerle ithalatı caydırıyor, Pakistan gibi ülkeler ise panelleri memnuniyetle karşılıyor. Şu an Afrika ülkeleri ikinci grupta. Enerji sıkıntısı çeken hükümetler için hesap basit: ucuz enerji, iyi enerjidir.

Buna karşın bazı ülkeler, yerel montaj veya küçük ölçekli üretimi teşvik ederek yeşil enerji dönüşümünden kendi sanayilerinin de faydalanmasını istiyor. Örneğin Nijerya, bir süre güneş paneli ithalatını yasaklamayı planladı, ancak bu karardan hızla geri adım attı.

Elena Kiryakova, Afrika’daki yerel güneş üretim endüstrisinin  olmadığını belirtiyor. Var olanlar genellikle sadece bireysel hücreleri panellere dönüştürmekle sınırlı ve bu zincirin en az katma değer yaratan aşaması. Kiryakova, “Şu anda Kenya’daki görüş, ucuz ithalata güvenmenin, yerel sanayi geliştirmeye çalışmaktan daha faydalı olduğu. Bu, devam eden bir tartışma, ancak pratikte Çin’den ithalata bağımlılık muhtemelen sürecek” diyor.

Afrika’da güneş enerjisi patlaması, hem kıtanın enerji açığını kapatıyor hem de ekonomik ve çevresel olarak sürdürülebilir bir dönüşümün sinyalini veriyor. Çin’den gelen ucuz paneller, bu sürecin katalizörü olarak öne çıkıyor.

Kaynak: Gazete Oksijen



Halk sokakta, hükümet baskı altında: Endonezya’da protestolar büyüyor

Endonezya’da Devlet Başkanı Prabowo Subianto hükümeti, kemer sıkma politikaları ve milletvekillerine verilen ayrıcalıklar nedeniyle büyüyen protestolarla karşı karşıya. Bir gencin polis aracıyla ezilerek öldürülmesi öfkeyi artırdı; öğrenciler ve işçiler sokaklarda, talepler giderek genişliyor

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Endonezya’da Devlet Başkanı Prabowo Subianto hükümeti, bir haftadır ülke çapında süren sert protestolarla karşı karşıya. Eski diktatör Suharto’nun damadı olan ve geçmişte insan hakları ihlalleriyle suçlanan Subianto, uyguladığı kemer sıkma politikaları ve milletvekillerine sağlanan ayrıcalıklar nedeniyle özellikle gençlerin öfkesini üzerine çekti. Gençlerle başlayan eylemler büyüdü, halk sokağa indi. 

Protestolar neden başladı? 

Ekonomik daralmaya rağmen eğitim, sağlık ve kamu hizmetlerinde yüzde 20’ye varan kesintiler yapılması, halk arasında huzursuzluğu artırdı. Ayrıca mart ayında kırsal bölgelere asker gönderilmesi ve temmuzda ordunun ilaç üretimine başlaması, sivillerin yaşamına askerî müdahalenin artacağı endişesine yol açtı.

Tüm bu sorunlar devam eden bardağı taşıran damla ise milletvekillerine konut yardımı verilmesi kararının açıklanması oldu. 580 milletvekiline aylık 50 milyon rupi (yaklaşık 3 bin dolar) konut yardımı verileceğinin açıklanması tepki topladı. 

Tepkilerin ardından Meclis Başkan Yardımcısı Adies Kadir milletvekillerinin “Hizmetçileri için daha büyük evlere ihtiyaçları var” açıklamasında bulundu. Bu açıklama tepkileri daha da büyütttü. 

Sosyal medyadan sokağa 

Önce sosyal medyada başlayan tepkiler, kısa sürede kitlesel sokak gösterilerine dönüştü. 25 Ağustos Pazartesi günü Cakarta’daki parlamento binası önünde toplanan binlerce kişi, yalnızca konut yardımının iptalini değil, meclisin feshedilmesini de istedi. Polis müdahalesiyle başlayan şiddet olayları ülke geneline yayıldı.

 28 Ağustos Perşembe günü, protestolar devam ettiği sırada Endonezya'nın en büyük kurye ve motosikletli araç çağırma hizmeti platformu olan Gojek şirketinin 21 yaşındaki çalışanı Affan Kurniawan zırhlı bir polis aracı tarafından ezilerek öldürüldü. Başkent Jakarta'da Gojek'in yeşil ceketleriyle çalışan 3 bin motokuryeden biri olan Affan, üç çocuklu bir ailenin ikinci çocuğuydu. Babası geçici işlerde çalışıyordu ve aile, geçimini sağlamak için onun kazancına muhtaçtı. Affan’ın polis aracı tarafından ezilmesi hâlihazırda toplumda zaten yüksek olan öfkeyi daha da perçinledi. 

Endonezya Ulusal Polisi Profesyonel ve Güvenlik Birimi Başkanı Başmüfettiş Abdul Karim, motokurye Affan'ın ölümüne yol açan çarpışmaya karışan yedi polisin tutukladıklarını açıkladı.

Bu arada Gojek şirketi, Affan’ın ölümünün ardından "Her yeşil ceketin arkasında bir aile, dua ve mücadele vardır. Affan Kurniawan bu yolculuğun bir parçasıydı ve aramızdan ayrılışı hepimiz için derin bir üzüntü yarattı" açıklamasını yaptı. Şirket, Kurniawan'ın ailesine destek sağlayacağını da sözlerine ekledi. 

Protestoların şiddeti gün geçtikçe büyüdü 

Söz konusu öfke hem sokağa çıkanların sayısını artırdı hem de eylemleri ülke geneline yaydı. Surabaya’da valilik binası basıldı, Makassar’da bölgesel meclis binası yakıldı ve 3 kişi hayatını kaybetti, Batı Nusa Tenggara ve Cirebon’daki meclisler ateşe verildi.

Protestolar bazı bölgelerde yağmaya dönüştü ve Maliye Bakanı'nın da içinde olduğu bazı üst düzey devlet yetkililerinin evleri tahrip edildi. Olaylarda en az 600 kişi gözaltına alındı.

Öğrenciler, lise ve üniversite gençliği ile işçiler gösterilerin ön saflarında yer aldı. İşçi sendikaları da taşeronluğun kaldırılması, asgari ücret artışı ve toplu işten çıkarmaların yasaklanması gibi taleplerle sokaklara çıktı.

Protestolar dinmeyince Devlet Başkanı Prabowo Subianto bu Cumartesi günkü Çin ziyaretini iptal etti. 

Hükümetin tepkisi ne oldu? 

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, taksi şoförü gencin ölümüyle ilgili “kapsamlı ve şeffaf bir soruşturma” yapılması çağrısında bulundu. Cuma günü yaptığı açıklamada, “Polislerin aşırı eylemleri karşısında şok oldum ve hayal kırıklığına uğradım” dedi.

Subianto, pazar günü de bir açıklama yaparak siyasi partilerin, “parlamenterlerin bir dizi avantaj ve ayrıcalıklarını iptal etmeyi” kabul ettiklerini söyledi. Protestoculara da tepki gösteren Subianto, “Barışçıl toplanma hakkına saygı gösterilmeli ve bu hak korunmalıdır. Ancak hukukun dışında, hatta hukuka aykırı, hatta vatana ihanet ve terörizme meyleden eylemlerin işaretlerinin olduğunu da inkar edemeyiz” ifadelerini kullandı.

Ayrıca bazı milletvekilleri de "protestoları tetiklediği gerekçesiyle" partilerinden ihraç edildi. 

Seyahat uyarıları yayımlandı

ABD, Japonya, Avustralya ve Singapur'un Cakarta büyükelçilikleri, Endonezya'daki vatandaşlarına kalabalıklardan ve protesto alanlarından uzak durmaları yönünde uyarılarda bulundu. Bazı ülkeler, Endonezya için seyahat uyarıları yayınları yayımladı.

Protestolar rupiyi de vurdu 

Ülke genelinde süren protestoların bir etkisi de Endonezya rupisine oldu. Para birimi, bir ayın en düşük seviyesi olan 16.480 civarına geriledi.

Zaten ABD’nin yeni tarifeleri ve gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışları yüzünden kırılgan olan piyasa güveni daha da sarsıldı. Rupi, yılbaşından bu yana %2,4 değer kaybederek Asya’da yenden sonra en kötü performans gösteren ikinci para birimi oldu.

Şimdi ne olacak?

Protestolar bugün 7. gününü tamamlayacak ve kısa zamanda sona erecek gibi görünmüyor. Hükümetin verdiği tavizler (milletvekillerine sağlanan bazı ayrıcalıkların iptali ve genç sürücünün ölümüyle ilgili soruşturma sözü) protestocuları tatmin etmiş değil.

Üniversite ve lise öğrencilerinin yanı sıra işçilerin de talepleri giderek genişliyor: asgari ücret artışı, taşeronluğun kaldırılması, yolsuzlukla mücadele ve güvenlik güçlerinin hesap vermesi en öne çıkan başlıklar.

Ülkede bir milyonu aşkın üniversite mezununun işsiz olduğu, gençlerin büyük kısmının geleceğe dair umutsuzluk içinde bulunduğu hatırlatılıyor.

Analistlere göre Prabowo Subianto yönetimi, ya kapsamlı reformlarla tansiyonu düşürmek zorunda kalacak ya da daha sert güvenlik önlemleriyle krizi yönetmeye çalışacak. İkinci ihtimal, ülkeyi daha da istikrarsız bir sürece sürükleyebilir.

Kaynak: Gazete Oksijen



Erdoğan ve Putin Şanghay'da görüştü: Erdoğan'dan Türkiye'ye davet, Putin'den "güvenilir işbirliği" vurgusu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çin’in Tianjin kentinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın 25. Devlet Başkanları Konseyi Zirvesi nedeniyle bulunduğu Çin’deki ikili temaslarını sürdürüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tianjin kentindeki temasları kapsamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşmede Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya olmak üzere çeşitli bölgesel konula ele alındı.

Görüşmenin basına açık kısmında konuşan Putin, "Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Transkafkasya gibi ortak ilgi alanlarına da odaklanıyoruz. Tüm bu alanlardaki Rus-Türk iş birliği köklü, somut, faydalı ve diyebilirim ki güvenilirdir" dedi.

"Ukrayna krizinin çözümüne yönelik siyasi ve diplomatik çabalara sağladıkları önemli katkılardan dolayı Türk dostlarımıza minnettarız" diyen Putin, "Bu yılın Mayıs ayından bu yana, İstanbul’da üç tur doğrudan Rusya-Ukrayna görüşmeleri gerçekleştirildi ve bu görüşmeler, insani alanda sorunun çözümünde ilerleme kaydedilmesini mümkün kıldı. Türkiye’nin bu konulardaki özel rolünün talep görmeye devam edeceğinden eminim" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, "Sizi Türkiye’de davet etme arzumuzu biliyorsunuz. Davetim bakidir. En kısa sürede sizi ülkemizde bekliyoruz. Aramızda güvene dayalı samimi bir ilişki var. İlişkilerimiz konjoktürel sınamalardan etkilenmeden ilerliyor. Finansal kurumlarımızın uluslararası piyasalarla entegrasyonuna zarar vermeyecek alternatif çözümler geliştirmek üzere teknik görüşmelerimiz olumu şekilde yürüyor. Akkuyu’nun finansal ihtiyacının BOTAŞ’ın gaz ödemeleri suretiyle karşılanmasına yönelik klerink mekanizmasının test aşamasından başarılı sonuçlar aldık" ifadelerini kullandı.

Kaynak: AA


Putin ve Şi, Çin'de omuz omuza: "Yeni dünya düzeni"ninde ortaklık vurgusu

Çin ve Rusya, ŞİÖ zirvesi ve Pekin’deki askeri geçit töreniyle Batı’ya karşı ortak duruşlarını sergiledi; Şi Cinping ve Vladimir Putin, ekonomik ve güvenlik işbirliğiyle çok kutuplu bir dünya mesajı verdi

A+ Yazı Boyutunu BüyütA- Yazı Boyutunu Küçült

Çin, bu hafta ev sahipliği yaptığı iki büyük uluslararası etkinlik olan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi ve II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yılı için Pekin’de düzenlenecek askeri geçit töreniyle küresel diplomasi ve güvenlik alanında başat bir aktör olma iddiasını güçlendirmeye çalışıyor.

Pazartesi günü Tianjin liman kentinde başlayan ŞİÖ zirvesi, Çarşamba günü Pekin’de yapılacak dev askeri törenle tamamlanacak.

2001’de Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’ın girişimiyle kurulan ŞİÖ, zamanla Hindistan, İran, Pakistan ve Belarus’un katılımıyla genişledi. Afganistan ve Moğolistan gözlemci; Türkiye, Mısır, Malezya ve Vietnam gibi ülkeler ise “diyalog partneri” konumunda.

Tianjin’de düzenlenen iki günlük ŞİÖ zirvesinin merkezinde Şi’nin konuşması vardı. Pekin ve Moskova’nın ortaklaşa yürüttüğü organizasyon, CNN International'a göre Batı’ya karşı çok kutuplu bir güç dengesi yaratma çabasının sahnesine dönüştü. Zirveye Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu liderler katıldı.

"Yeni bir sistem inşa etme zamanı"

Reuters'ın aktardığına göre Şi, örgüt üyelerine bu yıl için 2 milyar yuan (280 milyon dolar) hibe ve 10 milyar yuan (1,4 milyar dolar) kredi taahhüdünde bulundu. Ayrıca güvenlik ve ekonomik işbirliğini güçlendirmek için “ŞİÖ Kalkınma Bankası”nın bir an önce kurulması çağrısı yaptı. ABD’nin adını anmadan “hegemonya,” “Soğuk Savaş zihniyeti” ve “zorbalık” politikalarına karşı çıkacaklarını belirten Şi, “daha adil ve eşitlikçi bir küresel yönetişim sistemi” vurgusu yaptı.

Putin de Şi’ye paralel biçimde, Avrasya’da Batı ittifaklarına alternatif “yeni bir güvenlik sistemi” kurulması gerektiğini söyledi. “Artık Avro-Atlantik merkezli modellerin yerine, çok daha geniş bir ülke grubunun çıkarlarını gözeten bir sistem inşa etmenin zamanı” dedi.

Batı'ya karşı tutum 

Zirve, aynı zamanda ABD–Çin ve ABD–Hindistan geriliminin gölgesinde gerçekleşti. Trump yönetimi, Çin’in Rusya’dan enerji alımlarını ve Moskova ile ticaretini gerekçe göstererek yeni yaptırımlar tehdidinde bulunuyor.

Benzer şekilde Hindistan’a uygulanan yüzde 50’lik gümrük vergisi, Yeni Delhi–Washington hattında tansiyonu yükseltti. Financial Times'a göre bu durum, Çin ve Rusya’nın ekonomik ve diplomatik ortaklığını daha görünür kılıyor. İki ülke, Batı’nın yaptırım baskılarına karşı birlikte hareket etme kararlılığını sergiliyor.

Öte yandan, Ukrayna’daki savaş da bu eksende kritik bir gündem maddesi oldu. Putin, krizi Batı’nın kışkırtması olarak sunarken, Çin hem diplomatik olarak Moskova’yı destekledi hem de enerji ve ticaret kanallarıyla Rusya’nın ekonomik dayanıklılığını güçlendirdi. Bu, Şi ve Putin’in yan yana durarak Batı’ya karşı çok kutuplu bir alternatif düzen inşa etme mesajının altını çiziyor.

 

Kaynak: Gazete Oksijen

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
1710

1️⃣ COGAT ve Gazze Sonrası Plan İsrail’in COGAT birimi (Coordination of Government Activities in the Territories) Gazze sonrası “askeri-sivil geçiş modeli” kuruyor. • COGAT artık sadece “işgal koordin

 
 
 
410

Avrupa’nın aşırı sağcı partileri ekonomide solcu oldu Çünkü daha küçük devlet çağrısı, oylarının büyük bölümünü aldıkları işçi sınıfında...

 
 
 
4010

Trump, Hamas'ın Gazze Ateşkes Teklifine Yanıt Vermesi İçin Pazar Günü Son Tarihi Belirledi Anlaşma sağlanamazsa Trump, 'Daha önce hiç...

 
 
 

Yorumlar


©2023 copyright by MD all rights reserved

bottom of page